Seçimler geliyor, seçmen olarak muamele göreceğimiz, yere göğe sığdırılamayacağımız, türlü vaatlerle yeni bir hayal dünyasına dalacağımız, birkaç ay süren beyin fırtınasında siyasilerin karşılıklı suçlamaları ile bir önceki dönem nasıl dolandırıldığımızı, soyulduğumuzu, peşkeş çekildiğimizi, aşağılandığımızı öğreneceğimiz seçimler geliyor… 60 yıldır aynı dümen, aynı dalavere… Aristo boşuna dememiş “Demokrasi bir demogaji rejimidir”  ve “ O ayak takımının rejimidir?”. Hakikaten de hangi 3.dünya ülkesinde demokratik rejimden bahsediliyorsa orada millet sömürülüyor, işkenceye uğruyor, sermayeyi elinde bulunduran güç tarafından emeği sömürülüyor, evlatları elinden alınıp cemiyetin malı haline getiriliyor.
Demokrasi’yi yargının üst kademelerinde yeralmış bir zat şu ifadelerle tarif ediyor; “özgür, özerk, eşit bireylerden oluşan, bilgilendirilmiş özgür halkın, hukukun egemenliği altında, sivil toplumun özgürlükçülüğe, çoğulculuğa ve katılımcılığa yaslanan normlarına göre, özgür halk tarafından, özgür halk için yönetilmesidir.” Biraz fantezi gibi, mücerret kavramlar zinciri… Kurumları oluşturanların insan olduğu unutulmuş gibi, insansız bir tarif yapılıyor. Halk tek bir fert değil ki, her birinin fıtratı, duyguları, hırsları, istekleri farklı farklı…
Özgürlük anlayışlarını bağlayıcı fikir “tatbik fikir” üzerinde hiç durulmuyor. Demokrasi, bir sihirbazın elinde ki “sihirli değnek” gibi tarif ediliyor, her nereye dokunsa meseleyi çözecek bir anahtar. Demokratik rejimlerde “İktisat neye dayanır, Ahlak neye dayanır, İyi Kötü ayrımı neye dayanır, Adalet neye dayanır?” belli değildir. Demokrasi’nin böyle bir problemi de yoktur zaten. Kimin elinde ise ona göre şekil alan bir fikirsizlik rejimi.
Niçin fikirsizlik rejimi dediğimizi yine demokratların demokrasi üzerine yaptığı çalışmalardan detaylandıralım. “Demokrasinin paradigması, hoşgörü ve göreceliktir. Bilgi, görüş, eylem, ahlak açısından gerçekler görecedir.” Ahlak görecelidir, yani “yalan söylemek kötüdür” doğrusu göreceli, kişiden kişiye değişen bir doğrudur. Newton’un, Aynştayn’ın ortaya koyduğu bilgiler görecelidir ve onların görüşleri ile dağda ki çobanın görüşü arasında fazlaca fark yoktur ve tesbitleri paradigmal bir olgudur… Kötüden nefret caiz değil nihayetinde demokrasi paradigmasının temel olgusu muhatabın hangi rezalet içinde olursa olsun hoşgörü göstermek icap eder. Bütün bunlar şunu göstermektedir ki, demokrasi bulunduğu kabın rengini alan sistemdir.
Burada bir anekdotla mevzuyu derinleştirirsek; “Demokrasi projesi; 1970'li yıllarda, Çok Uluslu Sömürgeleri idare etmekte daha iyi sonuç almak için ABD Ulusal Güvenlik Konseyi'nin belirlediği ve cumhuriyet-halkçılık gibi kavramlarla maskelenen rejim anlayışının bir üst aşamaya çıkarılmış hali… 1981'de, ABD'de, Reagan iktidarında "Demokrasi Projesi" olarak resmileşmiştir. Bu projeyi yürütmek için “National Endowment for Democracy” Demokrasi Vakfı adlı bir örgüt kurulur. CIA'dan daha etkin bir örgüt olduğu Newsweek dergisi tarafından ifade edilen bu örgüt, “Demokrasi” kavramı-kavgası altında din ve mezhep savaşlarını, etnik ve kültürel haklar üzerinden kışkırtmaları ve mikro milliyetçi anlayış çatışmaları körüklemiştir.” Ele geçirilmek yada güdülmek istenen ülkede yada bölgede, emperyalistlerin razı olduğu bir iktidar gelinceye kadar yere göğe sığdırılamayan halk, emperyalistlerce meşru görülen bir grup iktidara gelince özgürlük ve demokrasi mücadelesi aniden eksen değiştirmekte ve aynı halk ve aynı mücadele bu defa terörist ve terör damgası yemektedir. Halkın sırtından, gücünden ve bir nevi aldatılmasından sonra iktidara gelen güçler daha sonra aynı halkı cahil, ahmak, bilgisiz ve koyun sürüsü olarak görür kendilerine tevdi edilen çobanlıklarıyla milleti gütmeye kalkışırlar.
Demokrasi aslında bizim gibi 3.dünya ülkelerinde uygulandığı şekliyle halkın kendi kendini yönetmesi değil halkın yönetime sürekli katılımının önüne geçmek için önüne konulan engeldir.  Halk yönetimden uzak tutulmak için sürekli 4 yada 5 yılda bir seçimlerle oyalanmakta ve sözde katılım adı altında halk daha pasif ve etkisiz konuma düşürülmektedir. Sürece katılımı sadece oy hakkı ile sınırlandırılan halk, haklarını farklı zaman ve üslüpla dile getirdiği zaman terörist-anarşist damgası yemekte, talep ettiği hakkı nisbetinde cezalandırılmaktadır. Bu çerçevede demokrasi, en iyi demokratik rejimlerde bile halkı siyasal yönetimden uzak tutmanın bir aracı haline gelmiştir. Diğer taraftan bütün örneklerine bakıldığında,  ister sosyal veya liberal demokrasi olsun hiçbir demokrasi biçimi halkın özlemine, derdine deva olamamaktadır.
Bir misal ;Liberal demokraside, teorik olarak seçme hakkı halka ait olmakla ve yine teorik planda halkın itiraz etme yetkisi bulunmakla birlikte gerçek böyle değildir. Sermayeyi elinde bulunduran ve büyük bir işveren ve üretim tüketim ağını kontrol eden gücün etkisinde-gölgesinde halk demokrasisinden bahsetmek – hele iktidarından dem vurmak tam bir komediden, şarlatanlıktan ibarettir. Bu mantıkla siyasi rol alan ve halkın önüne “seçme hakkı” “tercih hakkı” mantığı ile sunulan kişiler, şahıslar sermaye gruplarına hizmet etmekten başka bir şey yapmamaktadırlar. İktidar ise, hem servetin sahibi, hem hükmedici ve hem de hükmüne hiç kimsenin itiraz edemeyeceği kurum olan kapitalizmdir. Amerika ve Avrupa'da demokratik haklar konusunda fazla bir problem yokmuş gibi görünmesine rağmen, hali hazırda yöneticiler , sanayiciler, bankacılar, sermaye sahibi para babaları ile halk arasında bu hakların, “demokratik haklar”ın kullanılmasında önemli ayrıcalıklar görülmektedir. En basiti ülkemizde laik-kemalist terörist tutuklular ile sol-sağ fark etmez diğer tutuklular arasındaki uçuruma varan haklar gibi. Şuraya varmak istiyorum : Demokratik hakmış - halkın kendi kendini yönetmesiymiş şu veya bu, ne olursa olsun bütün demokratik rejimlerde en büyük payı yine iktisadî nüfuz sahipleri almakta ve halkın hürriyet ve hakları kısıtlanmaktadır.
Son sözümüz; seçimler geliyor, sandıklar önümüze konacak… Neyi istediğini bilmeyen insan, kendisine teklif edilenlerden birini tercih etmekten başka bir şey yapamaz. Ancak neyi istediğini bilen insan seçenden, seçilene herkesi istediği şeyi gerçekleştirme konusunda muazzam ve muhteşem bir aksiyona sürükler. Neyi istediğini bilmek “İslam Muhatap Anlayış Davası”nın temel unsurlarından biridir. O zaman açıkça “Ben şunu istiyorum sen bu sesime, hemen şimdi yankı olacak mısın olmayacak mısın? Ben şunu istiyorum, sen hemen şimdi bu sesin gereğini yerine getirecek şuura ve ahlaka sahip misin? Ben Pazarlıksız Allah ve Resulü diyorum, sen ertelemeden, nefsini onlarca kez riske sokarak bundan yana mısın değil misin ve şimdi hemen yapacağın işi neden yapmıyorsun?” Erteliyor kıvırıyor, “demokratik=demogojik” davranmaya başladı ise, hiç onun söylediklerine bakmadan kısaca kendisine hoşt deyin, o anlar ne demek istediğinizi.


Baran Dergisi, 221. Sayı