Esselâmü Aleyküm.

Nasılsınız?

(Av. Güven Yılmaz, iyi olduğunu söylüyor, Carlos’a kendisinin nasıl olduğunu soruyor.)

İyiyim, ne olsun. Hava da güzel.

Kumandan Mirzabeyoğlu nasıl, iyi mi? Kendisinden yeni bir haber veya durumunda herhangi bir değişiklik var mı?

(Av. Yılmaz, Kumandan Mirzabeyoğlu’nun iyi olduğunu, yeni bir haber veya durumunda herhangi bir değişiklik olmadığını söylüyor.)

“Henüz yok” diyorsunuz yâni?

(Av. Yılmaz, seçimlerin geçmesini beklediklerini, belki seçimden sonra bazı gelişmelerin olabileceğini söylüyor.)

Anlıyorum.

(Av. Yılmaz, Carlos’a “yarın” yâni 30 Mart 2014’te Türkiye’de mahallî seçimlerin yapılacağını söylüyor.)

Biliyorum, biliyorum. Sadece Türkiye’de değil, Fransa’da da seçimler var yarın.

Peki sizin adayınız kim, siz ve gönüldaşlarınızın destekleyeceği bir aday listesi var mı, hangi partiyi destekliyorsunuz?

(Av. Yılmaz, seçimlerde destekledikleri belli bir partinin olmadığını söylüyor.)

Tamam da, neticede oy atmak durumundasınız, kime vereceksiniz oyunuzu?

(Av. Yılmaz, seçimleri Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın partisinin, muhtemelen yüzde 40-45 oy alarak kazanacağını söylüyor. Carlos, Av. Yılmaz’ın cevabından hareketle, İBDA bağlılarının Erdoğan’ı destekleyeceğini düşünüyor, böyle bir sonuç çıkarıyor.)

Umarım, öyle olur. Çünkü, Gülen’dir asıl düşman. Erdoğan olsun, milliyetçi sağ kanat olsun, kemalistler olsun, bunların hepsi Gülen’den çok daha iyidir. Gerçekten! Herkes daha iyidir Gülen’den.

Problem, Gülen’i destekleyen insanlardır. Her ay veya her sene cebindeki parasını çıkartıp ona veren, çok çalışkan, namuslu, iyi insanlar, iyi müslümanlardır bunlar. Çok üzücü bir durum. ABD’nin istihbarat servisleri tarafından manipüle ediliyorlar çünkü. Beni asıl üzen de işte bu.

Diyelim ki Türkiye’deki bir partiye kızıyorsunuz, başındaki adama kızıyorsunuz, ama onu destekleyen insanlar iyi insanlar, namuslu müslümanlar. Gülen’i destekleyenler de böyle. Kötünün kötüsü olan hâdise de bu işte. Yanlış adamın peşinden gittiklerini anlamalılar. Umarım, Kumandan Mirzabeyoğlu’nu desteklerler... Gerçekten!.. Öbür türlü çok ama çok zor bir durum sözkonusu.

Bu arada, bana soracağınız herhangi bir soru var mı?

(Av. Yılmaz, sorusu olmadığını, dilediği gibi konuşabileceğini söylüyor Carlos’a.)

Evet, yarın seçimler yapılacak. Dileğim o ki, Erdoğan, kemalistler, bağımsızlık taraftarı milliyetçiler, bölge partileri –Kürtleri kastediyorum- yüksek oy alırlar ve sırf manipüle edildikleri için Gülen’in listesini destekleyecek iyi müslümanların izlediği o güya “Hoca”dan kendilerinden ayırırlar, onları geriletirler.

Diğer yandan, çok kötü şeyler bekliyor Türkiye’yi. En başta ise Suriye’deki durum geliyor. 

Kısa zaman önce, bir Suriye uçağı düşürüldü sınır bölgesinde. Oysa, Türkiye topraklarına birkaç yüz metre falan girmiş gözüküyordu. Bu gerekçeyle o uçağı vurmak bence yanlıştı.

Elbette, kimsenin sizin sınırınızı ihlâl etmeye hakkı yok. Ne var ki, binlerce ama binlerce savaşçının da, Suriye hükümetiyle savaşmak için Türkiye sınırından Suriye’ye girdiğini unutmayın. Silâhlar ise, Ürdün’den de epey girse bile, esas olarak Türkiye’den giriyor Suriye’ye.

Bu bakımdan, Erdoğan hükümetinin bir Suriye uçağını bu şekilde düşürmesinin hiç de akıllıca olduğunu düşünmüyorum.

Demek istediğim, dünyada iki taraftan birini seçmek zorunda olduğunuzdur. Daha önce de birçok defa söyledim, şimdi yine tekrarlıyorum: 

Emperyalistlerle misiniz, yoksa emperyalistlere karşı mısınız; siyonistlerle misiniz, yoksa siyonistlere karşı mısınız; emekçileri sömürenlerle misiniz, yoksa onlara karşı mısınız; bu kadar basit. Yapılması gereken seçim budur. İdeolojiniz ne olursa olsun, seçim bu iki taraf arasındadır. Bir tarafta, kendi tarzında inanan ve düşünen, yaşadıkları toplumun iyiliği için çalışan dürüst ve çalışkan insanlar varken, diğer tarafta ise yalnızca kendi ceplerini parayla doldurmak isteyen ve sadece kendi şahsî çıkarını düşünen insanlar vardır.

Bunu niçin söylüyorum? Şu yüzden: Dünyanın her yerinde politikacılar, isterse iktidardaki bir devlet başkanı veya başbakan olsun, oradan buradan “kara para” alıp bir kenara koyarlar. Bu her zaman yozlaştıkları ve sırf kendi ceplerini doldurmak istedikleri anlamına da gelmez. Şu veya bu masraf için, hep paraya, hep nakit paraya ihtiyaç duyarlar. Böyle bir yerdir politika arenası.

Dediğim gibi, ya o ya bu tarafı seçmek durumundasınız. Meselâ, siz kendiniz ve avukat meslekdaşlarınız, Kumandan Mirzabeyoğlu, İBDA-C’den gönüldaşlarımız, tüm bu geçen yıllar boyunca beni desteklediniz ve dayanışma gösterdiniz. Oysa ideolojik bakımdan, felsefî bakımdan, birçok noktada çok uzaktık birbirimize. Ancak siyasî olarak hep aynı safta olduk. 

Yine ben, İBDA-C’den gönüldaşlarımızın değerlerine, dürüstlüklerine ve kendilerini fedâ ruhuna saygı duyuyorum. Çünkü bu insanlar, Türkiye’de bir örnektir. Daha iyi ve İslâmî bir Türkiye için savaştıkları gibi, böyle bir Türkiye’de hangi ideolojik, dinî, mezhebî ve etnik kimliği olursa olsun herkes karşılıklı saygı ve barış içinde birbiriyle yaşayabilecek, birbiriyle işbirliği yapabilecek, birbiriyle çalışabilecektir. Tek şartla: Herkes, Türkiye halklarının ve Kemal Atatürk tarafından kurulmuş olan Türkiye Cumhuriyeti’nin iyiliği ve büyüklüğü için çalışacaktır.

Suriye demiştik... 

(Carlos, BARAN dergisinde daha önce de temas ettiği bir ikiyüzlülüğe dikkat çekiyor ve Fransa’nın önce Suriye’yi bombalamak ve tahrib etmek isterken, kendileri gibi Suriye hükümetine karşı olan binlerce Fransız cihadçı müslüman gönüllünün “legal” yollarla Suriye’ye savaşmaya gidip dönmesinden sonra, şimdi bu gençleri sırf Suriye’ye gitmiş olmaktan dolayı 10 yıla kadar hapis cezasına çarptırmak üzere nasıl tutukladığından bahsediyor. Hâlbuki bu gençlerin Fransa’dan pasaportlarıyla ve yine legal olarak uçakla, trenle ve arabayla ayrıldıklarını, geri gelirken de legal yolları kullandıklarını, silâhsız olarak gidip yine silâhsız olarak döndüklerini vurguluyor.)

Şimdi Suriye’de de bir seçim yapmak durumundadır Erdoğan hükümeti. Ya Arab toplumlarına karşı ABD ve NATO’nun saldırısını devam ettirecek, Suriye’deki komşu Arab halkını savunmayacaktır, veyahut da bundan vazgeçecek ve bu saldırıyı durduracaktır.

Ne yazık ki, Erdoğan seçimini zaten yapmış görünüyor. Gerçi hernekadar onun sesi ve liderliği belirleyici olsa da, tek başına değildir bu kararda ve bir rejimi temsil etmektedir o.

Öbür tarafta ise, Suriye’ye karşı Türkiye hükümeti tarafından hayata geçirilen NATO politikası, merak uyandırıcı bir mevzudur ki, nedense Ukrayna’da uygulamaya sokulmamıştır.

Kırım’ın coğrafî uzaklığı falan bir yana, zaten Kırım Tatarlarının da çıkarı gidip Ruslara saldırmak ve Ukrayna’nın doğusundaki ırkçı ve müslüman düşmanı katoliklere katılmak değildir. Türkiye de akıllıca davranmıştır bu davada. İnşallah bu sadece “gerçekçilik”ten kaynaklanmıyor, hem Türkiye’nin hem de Tatarların çıkarını savunma mülâhazasından doğuyordur. Sonuçta, ABD ve NATO’nun politikası değildir Türkiye’nin Kırım’da uyguladığı politika.

Ne var ki, Türkiye için ekonomik ve stratejik bakımdan çok daha önemli olan Suriye’de, NATO politikasını takib ediyorlar.

Hangisi doğru, hangisi yanlış, hangisi manipüle edilmiş bilemiyoruz ancak birçok şey iddia eden “Hoca”ya, Fethullah Gülen’e saldırıyorlar şimdi. Gizlice kaydedilmiş ve yayınlanmış yüzlerce saatlik telefon konuşması var. İmâl edilmiş, icad edilmiş, kesilmiş yapıştırılmış, manipüle edilmiş falan olabilir, tesbiti o kadar kolay değil belki ama içinde belli gerçekler de olmalı. Her ne olursa olsun, bunun arkasındaki güç, CIA’dir, CIA haydutlarıdır.

Buradan çıkan sonuç, CIA’nin Erdoğan rejimini yıkmak istediğidir. Fakat yıkılmak istenen Erdoğan rejimi, kendisini yıkmak isteyen aynı CIA’nin Suriye’deki çizgisini destekliyor!

Erdoğan’ın yarınki seçimleri kazanmasını arzu ediyorum. Fakat diğer yandan, Suriye konusunda da, stratejik olarak Türkiye halkının, Türkiye halklarının çıkarına olanı seçmesini, bugüne kadarki politik ve stratejik çizgisini ise değiştirmesini diliyorum. 

Eğer bunu yaparlarsa, bu rejim iyi yönde değişip gelişebilecek, AKP’ye ideolojik olarak karşı olanlar bile kendisini destekleyecek, çoğunluğun bu yöndeki tercihine saygı duyacaktır.

İşlerin iyiye gitmesi için hep birlikte dua edelim. Yoksa durum kötüye, hem de çok daha kötüye gidebilir.

Allahü Ekber.

     Baran Dergisi 377. Sayı