Baran Dergisi'nin 452. Sayısı Çıktı!

Tüm Turkuvaz Bayilerinde

Baran Dergisi'nin 452. Sayısı Çıktı!

 2007 yılında sınır ötesi operasyon için millet meclisi tezkere oylaması yapmış ve ardından PKK Dağlıca karakoluna saldırmıştı. Sonrasında yapılan kara harekâtı sınırlandırılmış ve ardından gelişen süreçte “demokratik açılım”a gidilmiş, bu açılım daha sonra “çözüm süreci” olarak kamuoyuna yansımıştı. PKK meselesi arka planda kaldığından beridir başta Fetullahçı terör örgütü olmak üzere toptan bir şekilde “Batıcı” ismiyle tanımlayabileceğimiz tüm unsurlar, Batı güdümünden çıkma yolunu tutan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Ak Parti hükümetini açıkça hedef tahtasına yerleştirmişti. HDP’nin seçimlerde barajı aşması için her türlü fedakârlığı yapan tüm Batıcı gruplar tam da istedikleri gibi HDP’lileri kafa kola alırken İmralı’daki Öcalan’ı da devreden çıkartarak PKK’yı da Batıcılar-Batı karşıtları arasındaki bu savaşa dâhil etmeyi başardılar. Hayata Dönüş Operasyonları’nda ve Gezi ayaklanmalarında tarafsız kalan PKK, bugün başta Doğan medyası, Fetullahçı medya gibi Batı destekli güçler tarafından himaye edilerek üstü kapalı bir anlaşma sürecine çekilmiş, gelinen noktada ise anti-Erdoğan kampanyasının yeni yüzü hâline getirilmiştir. Nitekim Demirtaş’ın 7 Haziran seçimlerine “seni başkan yaptırmayacağız” sloganını merkeze alarak girmesi bunun tezahürüdür.
2007’deki tezkerenin aynısının geçtiğimiz hafta mecliste oylanmasının ardından tekraren Dağlıca’da PKK tarafından böylesine organize bir saldırı yapılması hiçbir komplo teorisine yer bırakmaksızın yeni bir savaş sürecinin başladığını gösteriyor.
Seçim sonrasında MHP’nin hükümette ısrarla yer almayı reddetmesi, çözüm sürecinin sekteye uğratılarak memleket çapında yer yer eylemlere gidilmesi, içinde Alevisinden solcusuna, HDP’lisinden Fetullahçısına, Aydın Doğan medyasından ulusalcısına kadar bir sürü aykırı kanadın anti-Erdoğan bloğunda birleşmeleri, büyük oyunun ve şeytanî planın bir parçasıydı.
Yeni savaş sürecinin ana hedefi, İslâmlaşan, özüne dönen bu memleketi, milleti parçalamak ve tekrar ayağa kalkmadan eski pozisyonuna getirip en azından önümüzdeki 15-20 yıl orada tutmaktır. Dağlıca saldırısıyla birlikte Gezi provokasyonu daha kapsamlı bir şekilde yeniden düzenlenmekte ve içteki İslâm karşıtı bütün kesimler buna dâhil edilerek her türlü kötülüğün faturası Erdoğan’a çıkarılmak istenmektedir.
Cumhurbaşkanı bu gidişata acil bir şekilde müdahale etmeli ve “olağanüstü şartlar olağanüstü hukuku gerektirir” doğrusu etrafında “acil” kodlu tedbirleri uygulamalıdır.
Hülasa-i kelam oyun büyük, plan şeytanîdir ve içinde Mossad’dan Cia’ya kadar uzanan bütün şer şebekelerinin cirit attığı bu yeni savaş süreci, teskin edici siyasî nutukları bırakıp gerekeni yapma aşamasına gelindiğini göstermektedir. Tıpkı Adnan Menderes gibi “ha bugün, ha yarın” diyerek bir zaaf sembolü olunursa memleketin her yanını sarmış bu leş yiyicilerden kurtuluş yoktur.
Cumhuriyet kurulduğundan beridir Müslümanların ciğerinden başka el atacak ciğer bulamayan devletin pençesi, bugün, İslâm ve memleket düşmanı bütün unsurlara pençesini geçirmeli ve görevinin gereğini ilk defa yerli yerince uygulamalıdır.
Ya bu İslâm memleketini, bu pisliklerden temizlemek için bir an evvel olağanüstü şartlar mucibince hareket edilecek ya da herkesin kendi hesabını göreceği döneme girilecektir.
Tekrar ediyoruz: Ana hedef ilk önce İslâm’ın içini boşaltmak ardından da bu topraklardan ebediyen silmektir; bunu göremeyen ya haindir yahut da ahmak. Devir, Üstad’ın deyişiyle “mikroba merhamet, hastaya merhametsizliktir” devridir.
Kapağımızı bu çerçevede şekillendiriyor ve “Ana Hedef İslâm’ı Bu Topraklardan Silmek! Oyun Büyük Plân Şeytânî” manşetini atıyoruz. Kapak mevzumuzu Ömer Emre Akcebe, “Ya Millet Başa, Ya Kuzgun Leşe” başlıklı yazısında işliyor.
Sezâi Kırlangıç, “Üçbin Aile ve PKK Kıskacındaki Kürtler” başlıklı yazısının ikinci bölümünde PKK’nın ölüm kusan bir makineye dönüştüğünü söylüyor.
Carlos (Salim Muhammed), bu hafta 21. yılı münasebetiyle kaçırılmasından bahsediyor.
Gazeteci-Yazar Kurtuluş Tayiz ile güncel meseleler üzerine bir söyleşi gerçekleştirdik. Alâka ile okuyacağınızı umuyoruz.
Abdullah Kiracı, “Çin’de Vakıflar” meselesini işlemeye devam ediyor.
Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu’nun Ölüm Odası B-Yedi isimli eserinin 277. bölümünün alt başlığı “Tecelli (Gök Mavi Suret)”…
Bahattin Yeşiloğlu, “Kadim Ortadoğu Coğrafyası: İlhanlılar ve Şiilik” başlıklı yazısıyla dergimizde…
Fatih Turplu, müzik mevzuu etrafında bir yazı kaleme aldı ve yazının başlığı “Ornette Coleman, Kâbe İmamı ve Blues”…
Gülçin Şenel’in “Sükût Külü’nün Altında Kalan Dev: Mimar Cevat Ülger Karamehmetler” başlıklı yazısını arka kapağımızdan sizlerle paylaşıyoruz.
Dergimizde ayrıca sizler için derlediğimiz ve yorumladığımız haberleri de bulabileceksiniz.
Gelecek sayımızda görüşmek dileğiyle Allah’a emanet olun.


Ömer Emre Akcebe'nin kaleme aldığı kapak yazımız:


            Ya Millet Başa Ya Kuzgun Leşe


Dedi ki;
- Şahsınıza kötülük edenleri affediniz; vatan ve milletinize kötülük edenleri asla!..
Kökler, Salih Mirzabeyoğlu
 
Türkiye’de cereyan eden hadiseler, 6 Eylül tarihinde Dağlıca’da meydana gelen saldırı ile beraber yeni bir safhaya geçti. Bundan sonrasında hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı muhakkak; fakat birçokları için nasıl olacağı meçhul. Her kesim, ki buna saldırıyı gerçekleştiren PKK da dâhil, muhtemelen bundan sonrasında cereyan edecek hadiselerden yana büyük bir kaygı taşıyor. Neticede bir dünya görüşü merkezine bağlı kalmak suretiyle tutarlı işler işlemek başka şey, her güne yeniden doğup, dünü olmayan, köksüz yarım işler peşinde koşmak başka...
Dağlıca’da meydana gelen saldırıyı, birkaç bakımdan ele alacağız. Bunların başında elbette senelerdir gereğinin yapılması hususunda her türlü ısrarda bulunduğumuz iç işgalci sermaye sınıfı, Kumandan Salih Mirzabeyoğlu’nun “3000 aile” diye tanımladığı zümre geliyor. Bunun hemen akabinde, yine 6 Eylül tarihinde artık milletimizin sabrını taşırarak kendisini zorla, adeta yalvararak hedef hâline getiren Doğan Medya, onlarla ortak zihniyeti paylaşan medya organları olacak. Bir diğer kalemimiz ise, tabiî ki piyonluk edenler. Ve son olarak da iktidar...
İç İşgalci 3000 Aile
Bundan iki hafta önce kaleme aldığımız yazımızın başlığı “Dilimizde Tüy Bitti” idi. Gerçekten de dilimizde tüy bitti. PKK’sı, Cemaati, Entellektüel Terörü, Medya Arsızlığı, adrenalin azgını gençlik ve daha nice melanet tek bir merkez tarafından besleniyor, kışkırtılıyor, sevk ve idare ediliyor; memleketin kendi ellerinden çıkmayacağını garanti altına almak isteyen 3000 aile tarafından...
İşin başında bunların tesir ve teshir sahibi olmalarının vesilesi olan finans kaynakları ellerinden alınmadan, Anadolu’nun tepesinde bir akbaba edasıyla kanat açan musibetlerden kurtulmak mümkün değil. Üstad Necib Fazıl’dan beri, “bu bataklık kurutulmadan sineklerden kurtuluş yok” diye söylüyoruz ancak anlayan kim; ki bu sinekler kimlerin başını yedi, açın T.C. tarihine bakın. Onlar da “bu zümreyi hâl ve fasl etmeden de çıkarız işlerin içinden” diyorlardı. Bakın bakalım, çıkabildiler mi?
Doğan Kanalizasyonu
Üstad’ın “Babıâli” eserinde “Hürriyet Gazetesi”nin kurucusu olan Sedat Simavî (1896-1953) ile arasında geçen şu vesika, Hürriyet isimli paçavranın ne maksatla çıkartılmakta olduğunu izaha yeter de artar bile:
- “Göreceksin, diyor; fikri idam edeceğim! Sadece resim ve göze hitap! Yazıya göre resim değil, resime göre yazı…
Ve buna mukabil Üstad Necib Fazıl diyor ki; “Gördüm. Bugün yüksek tirajlı gazeteleri sadece batı taklitçiliği işine bağlayan “Hürriyet” gazetesinin Bâbıâlide yaptığı dehşet verici inkılâbı gördüm.” Ve bugünleri anlamak, Hürriyetin rolünü kavramak isteyenler için de şu ilâvede bulunuyor:
- “Bunlar maden gibi halkın boşluğunu, gafletini, şehvetini işletir; bu maden işlendikçe onları semirtir, onlar semirdikçe halkın ruhu pörsür; ve böylece yumurta tavuktan ve tavuk yumurtadan türeyerek, taraflar, yüzünden ve tersinden orantılı bir şekilde gelişir. Onların tirajı yükseldikçe halkın ruh seviyesi düşüyor, halkın ruhu düştükçe de onların kâr seviyesi yükseliyor demektir.
Evet, Bâbıâlide fikir kadrajdan çıkartılıp da objektifler falanca sanatçının bacakları arasından görülen çamaşıra odaklandığından beri böyle. Hürriyet ise böylesi bir değişimin hem öncüsü, hem de bugünkü cinayetin azılı failidir.
Aydın DoğanSedat Simavî gibi böylesine büyük bir değişimin vesilesi olmasa da, ruhu pörsütülmüş milletin algılarıyla oynamakta son derece mahir bir hain!
Bugüne gelecek olursak, ruh kökü ile arasındaki bağları Hürriyet’e rağmen kopartılamamış kesime günlerdir, haftalardır, aylardır ve esasında yıllardır “artık benim hesabımı görün” diye yalvaran Aydın Doğan, emeline ulaşmak üzere. 6 Eylül tarihinde, Hürriyet gazetesinin bir sosyal medya hesabından, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın o esnada ATV kanalı ile gerçekleştirdiği mülakatta geçen bir bölümü çarpıtarak yayınlaması üzerine, devletin senelerce seyirci kaldığı bir vaziyete millet müdahil oldu. Küçük çapta da olsa, milletimizin artık Hürriyet ve hempalarına tahammülü kalmadığının göstergesi olması bakımından gerçekleşen hadise son derece mühimdir ve devlet devletliğini bilip gereğini yapmaz ise, arkası da gelecektir.
Doğan Medya’nın diğer yayın organlarından yalnız internet üzerinde yayın yapan Radikal ve kendisiyle inorganik münasebeti olduğu iddia edilen Cumhuriyet gibi gazetelerin vaziyeti de ortada... Allah Resulü’nün sözde karikatürünü yayınlayanlara destek olmak adına, o karikatürleri yayınlayacak kadar alçalan bu zihniyetin hesabı illâ ki görülecek, bugün olmasa bile, bir gün mutlaka!
Piyonlar
PKK, Cemaat, Alevî Tandanslı Sol Örgütler ve Ulusalcı-Kamalistler bugün bağlısı olduklarını iddia ettikleri dünya görüşlerine karşı ne kadar samimiyetsiz olduklarını ispat ederek varlık sebeblerini ortadan kaldırıp piyonlaşmışlardır.
PKK, senelerdir kendisine devlet vaat eden Batılı devletlerin kucağındaki organize suç şebekesinden başka birşey değildir. Günü gününe tutmayan, bağlısı olduğu iddiasındaki ideolojiyi paspas etmekten çekinmeyen, T.C.’nin bölgede gerçekleştirdiği mezalimin ajitasyonu üzerinde varlık bulan, kendi milletine, milletinin bütün değerlerine düşman olan bu çete, yarın Müslüman Kürtler bu hakikat ile yüzleştiğinde nereye kaçacağını planlasınlar şimdiden. Elbet insanımızı bir ideal etrafında buluşturacağız ve tüm bu cürümlerin hesabını bir bir soracağız. Sanmayın ki ihanet yanınıza kâr kalacak!
Cemaatin durumu zaten malum. Komünizmle Mücadele Derneği’nin faaliyetlerinden biri olarak tezgâhlanan bu çıkar çetesinin amacı da, Komünizm tehlikesi kalktığından beri, Batı için elde kalacak tek tehdit olan Ehl-i Sünnet Vel Cemaat’in itikadına musallat olmak, böylelikle Müslümanların imanını sulandırarak tehdit olmaktan çıkartmak. Türkiye gibi iktidar zemini son derece kaypak bir “demokrasi cennetinin” hükümeti ile bile baş edemeyen bu çete, Batı’nın İkinci Dünya Savaşı nesli tükendikten sonra strateji geliştirmek noktasında ne kadar aciz kaldığının da vesikası hüviyetinde.
Alevî Tandanslı Sol Örgütler, en başta da DHKP/C... Emperyalizme karşı oluştan varlık bulup, emperyalistlere köpeklik etmek nasıl bir duygudur acaba? Bilmiyoruz ki...
Ve Ulusalcı-Kamalistler, olmazsa olmazlar tabiî... Batıdan tezek yollasalar koşa koşa içine atlayacak bir zihniyetin mensubları da rollerini kuşanmış, Anadolu’nun içinde bulunduğu cendereyi sıkıştıranlardan.
Tabiî ki şu hususu da göz ardı etmiyoruz, muhakkak ki her kesimin samimisi de vardır; fakat bu dediklerimizin muhatabları kendilerini tanıyorlardır nasılsa...
Bunlar, az evvel de ifâde ettiğimiz üzere piyonlar, Batılılar adına piyonluk eden, şahsiyetsiz “artık” adamlar... Bu sebeble, gerçekten de bir İstiklâl Mücadelesi verilecekse, ikinci ve belki hatta üçüncü sınıf hedefler. Oynatan olmasa, piyon ne işe yarar ki?
Hükümet
Türkiye’de 12 senedir iktidarda olan partinin temel bir problemi var. Dünyanın neresine giderseniz gidin, aksiyoner siyasîler, Türkiye’de bugün cereyan edenlere benzer hadiseleri vesile edip, içerideki ihanet şebekelerini silip süpürmesini bilmişlerdir. Ne var ki Türkiye’de ki iktidarın tutukluğu, çekingenliği ve günlük siyasî pazarlıkları neticesinde milletin reylerini verdiği parti değil, milletin ruh köküne düşmanlık edenler güçlenmişlerdir.
Burada şu tesbitte bulunmakta yarar var; Türkiye’de Erdoğan şahsında kusulan kin ve nefretin gerçek hedefi İslâm’dır. İslâm kelimesini telaffuz edemeyenler bütün kin ve nefretlerini Erdoğan’a yöneltmektedir. Şimdi vakıa bu, ancak böylesi daha da vahim; madem ki hedef siz bile değil İslâm iken, affedersiniz ama daha ne bekliyorsunuz?
Dünyanın neresine giderseniz gidin, tarihin hangi sayfasını açarsanız açın, muvaffak olan yönetimlerin, “çözüm süreci” akabinde meydana gelen “Dağlıca Saldırısı” gibi bir aksiyona reaksiyon olarak, ülke içindeki bütün ihanet şebekelerini temizlediklerini görürsünüz. Aynı şekilde böylesine bir reaksiyon gösteremeyenlerin akıbetlerini de aynı sayfalarda bulabilirsiniz.
Bugün (7 Eylül) Başbakan Ahmet Davutoğlu çıkmış diyor ki; “TE-MİZ-LE-YE-CE-ĞİZ”. Yahu neyi temizliyorsun. Ülke içine sızmış işgalci bir unsur yok ki? Ahaliyi bir arada tutan ortak payda İslâm’ın, Türkiye’de ortadan kaldırılmak istenmesinden kaynaklanan bir sorun var. Bu sorunun “temizlemekle” çözülmeyeceği; T.C.’nin de, PKK’nın da millete bir teklifi olmadığı, kaldırılmak istenenin yerine konulmasını teklif edenin kazanacağı görünmüyor mu?
Dağlıca’da meydana gelen saldırı, demokrasi ile idare edilen ülkede, iktidarda olan siyasî partiyi ya öldürür, ya da oldurur. Sen de artık “ya olacak, ya öleceksin.”
Böyle günlerde belli olur kimin pısırık, kimin ihtilalci, kimin savaşçı, kimin korkak, kimin hain, kimin mahkum ve kimin hâkim olduğu... Göreceğiz...
Neticede
Bir iman merkezi etrafında bir araya gelenlere millet denir. O milletin yaşadığı topraklar da vatandır.
En başa dönelim;
Dedi ki;
- Şahsınıza kötülük edenleri affediniz; vatan ve milletinize kötülük edenleri asla!..”
Andolsun, biz şahsımıza edilen bütün kötülükleri affedeceğiz; fakat vatan ve milletimize, milletimizin inancına, bu toprakların yani Anadolu’nun manasına, millî değerlerimize ve diriliş tohumlarının ekildiği toprakların bütünlüğüne ihanet eden hiç ama hiç kimseyi affetmeyeceğiz!..
Bugün, ya iman merkezi etrafında bir araya gelen milletin senelerce devlet eliyle kurutulmaya çalışılan ruh kökü devletin ruh kökü hâline gelmesinin, yahut yok olmanın günü. İşte bu yüzden de, ya millet başa, ya kuzgun leşe...
 “Mazlumun zalimden intikam alacağı gün, zalimin mazluma zulmettiği günden daha şiddetli olacaktır.”
Şimdiden açık açık söylüyoruz, sonra kimse ben duymadım demesin; tüm kesimler o güne hazırlansın, tersinden de, düzünden de...


 Baran Dergisi 452. Sayı

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.