NE GÜLÜYORSUN, ANLATTIĞIM SENİN HİKAYEN

Gülçin Şenel yazısı

 NE GÜLÜYORSUN, ANLATTIĞIM SENİN HİKAYEN


Bazı olaylar vardır, insanın kanını donduran “buz gibi gerçekliğini” görmek bazen yeterli olmaz. Onun hikâyesini bizzat yaşayanların dilinden dinlemek, onların gözünden görmek, yaşanan olayın “sıcaklığını” hissetmemizi sağlar. O vakit gözlerimiz açılır ve şöyle derken buluruz kendimizi: “Evet olay aynen böyle oldu.” 28 Şubat darbesinde Müslümanların yaşadıkları da bu kabildendir. 

Elbette Müslümanım diyen, fikir, siyaset ve aksiyon cephelerinde boy gösteren her insanın anlatacağı bir 28 Şubat hikâyesi vardır. Sebahattin Arslan da bunlardan biri. Yaşadıklarını içinde tutmayıp kaleme alarak, 28 Şubat’a dair hafızamızı yeniden tazeliyor. Geçtiğimiz günlerde yayınlanan “Sıradışı Bir 28 Şubat Hikâyesi: Trajikomik İşkence ve Zindan Hatıraları” isimli kitabında, yaşadığı işkenceleri ve cezaevi yıllarını mizahî bir üslupla anlatıyor. Aslına bakılırsa, kitabı okuyunca anlıyorsunuz ki, kitaptaki mizah zorlama bir mizah değil. Aksine Arslan’ın hayata bakışındaki mizahın hatıralarına yansıması sadece:

- “Şubede olduğum bir akşam, namaz kılmak için abdest almam gerektiğini söyledim nöbetçilere. Fakat nöbetçiler oralı olmayınca, ben de yüksek sesle bağırarak, tekrar dile getirdim bu talebimi. Aradan daha 5 dakika geçmeden, patır patır ayak sesleri işittim koridorda. Bağırmamın etkisini gösterdiğini ve beni abdest almam için çıkartmaya geldiklerini düşünüyordum. (…) “Islatma” dedikleri bir işkence şekli var: Hani TOMA araçlarının sosyal hâdiselerde göstericilere sıktığı tazyikli suyun, bu kez birkaç metre mesafeden ve çırılçıplak bir insana sıkıldığını düşünün. İşte o! Buz gibi su vücudunuza temas edince, dişleriniz soğuktan birbirine kenetleniyor. Ayrıca bir süre sonra, vücudunuzda sanki kurşun yemiş gibi bir his uyandırıyor o suyun kuvveti. Hepsinden kötüsü de, boğulma hissi yaşıyor, nefes almakta güçlük çekiyorsunuz.

Ben biraz olsun nefes almak ve zaman kazanmak için, sanki bir şey söyleyecekmiş gibi yaptım ve elimi kaldırarak polislere işaret ettim. İçlerinden âmirleri olduğunu düşündüğüm kişi, su sıkan görevliye “dur bakalım, birşey söyleyecek galiba” diyerek suyun kesilmesini sağladı. Âmir, “söyle, seni dinliyoruz!” dedi. Ben de “memur bey, ben sadece namaz abdesti alacaktım, boy abdestine lüzum yoktu, nafile su israfı yapmayın, günahtır” dedim. Sen misin bunu diyen! Bizim âmir espriden hiç anlamıyormuş meğer. Bu sözümden sonra, su dolu küvete saatlerce sokup sokup çıkardılar kafamı. Daha önceki tazyikli suyu mumla arar olmuştum.” (*)

Okumaya başlayınca sonunu getirmeden bırakamayacağınız kitab, 41 bölümden oluşuyor ve bölüm başlıkları bile kitap hakkında belli bir fikir veriyor. İşte kitaptan bazı bölüm başlıkları:

“Futbol Asla Sadece Futbol Değildir

Bir Sesin Peşinde Yolculuk

Ve Onu Gördüğüm İlk Ân

Felâketin Cazibesine Kapılmak

Ankara’da Müslüman Olmak Underground Bir Eylemdir

Beni Ekip Aracıyla Eyleme Götüren Polisler

Pozitif Elektrik Aldığım İlk Gece

New York’a Yolculuk

28 Şubatçılara Kokteyl Ismarlama

ADD ile Ufak Bir Macera

Terörle Mücadele’de İşkenceyle Geçen 8 Gün

Kumandan’a Kavuşma

Zafer Günü: 5 Aralık

25 Ocak Noel Baba Operasyonu

Benim Vurulma Ânım

İman Varsa İmkân da Vardır

Hücrede İlk Namaz

Geceyarısı Hücreme Giren Davetsiz Misafirler”

Sebahattin Arslan’ın 28 Şubat’ta yaşadıklarını mizahî bir üslupla anlattığına takılmamak lazım; çünkü yaşadığı en korkunç olayın içinden bile gülümseyerek çıkmayı başaran yazarın şöyle dediğini duyar gibi oluyorsunuz: “Ne gülüyorsun, anlattığım senin hikâyen!” 

Alev Alatlı “Gogol’ün İzinde” isimli Rusya merkezli dizi-romanı çevresinde bir konuşmasında, Rusların başlarından geçen her olayı en küçük ayrıntısına kadar kaydedip belgelediklerinden bahsediyor, Rusya ile ilgili hangi dönemi isterseniz, o döneme dair pek çok yazılı belge, kayıt, hatıra, edebiyat ürünü bulabileceğinin altını çiziyor, Türkiye’de böyle yazılı bir hafızanın, her şeyi yazıp belgeleme âdetinin olmadığını söylüyordu. Büyük-Doğu İBDA mücadele tarihine dair de değerlendirilebilecek bu “yazılı” şahitliklerin ve hatıraların bu eksiğimizi bir nebze kapatacağını, bu konuda çekimser davrananların da kaleme sarılmaları için teşvik edici olacağını düşünüyoruz. 

Yakup Köse gönüldaşımızın başlattığı, Mehmet Ali Bayram’ın takibi ve Sebahattin Arslan gönüldaşımızla devam eden bu “hatıra” ve şahitliklerin devamının gelmesi dileğiyle…


(*) Sebahattin Arslan, SIRADIŞI BİR 28 ŞUBAT HİKÂYESİ -Trajikomik İşkence ve Zindan Hatıraları-, Çarpıcı Kitap, İstanbul 2014, s. 75. (Dağıtımcı irtibat telefonu: 0530 941 82 90)



Baran Dergisi 384. Sayı


Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.