Telegram: Kadîm İlimlerle Pozitif Bilimler Elele

Reha Suvari Yazdı

Telegram:  Kadîm İlimlerle Pozitif Bilimler Elele

 
Telegram
Kadîm İlimlerle Pozitif Bilimler Elele

Büyü, sihir ve cinlerin kullanımı gibi metafizik uygulamaların, aynı şekilde kadîm kültür ve dinlerdeki ritüellerden kök bulan pratiklerin yer yer kullanıldığı, 20. yüzyıla hâkim "ilk dönem" Zihin Kontrolü uygulamalarından sonra, 21. yüzyıla girerken ve girdikten sonra pozitif bilimler dediğimiz "deney"e dayanan bilimler, bugün gelinen noktada meselenin merkezine oturmuş vaziyettedir. Metafizik mefhumu, hâlâ cazibesinden birşey kaybetmiş değil, ancak bazı uygulamaların zorluğu teknoloji ile aşılırken, pozitif bilimler daha bir ön plâna çıkmakta. Bu noktanın defaatle altını çizen Mirzabeyoğlu'nun, ESATİR VE MİTOLOJİ adlı eserinde söyledikleri önemli:
- "TELEGRAM'ı da ilgilendirir mesele:
şaman âyini sırasında
tekdüze davul ritmi
trans ve hipnoz işi
beyinde TETE dalgalarını harekete
ayrıca kalbin ritmik atışına - benzer
TELEGRAM'da elektromanyetik dalga ile
gerçekleştirilen durum..." [1] 
Söylediklerimize elle tutulur bir başka misâl olması bakımından, bizim de yakından takib ettiğimiz akademisyenlerin başında gelen Doç. Dr. Sultan Tarlacı'nın bir TV programında dile getirdikleri dikkat çekici:
- "Beş duyu organını kullanmadan, zihin yoluyla sadece düşünerek bilgi edinilebilir. Duyu dışı algılama olarak tanımlanan bu durum, 1965'ten 1995'e kadar Amerika'da kullanıldı. Amerika'da büyük paralar harcanarak yapılan bir Stargate projesi var. Pşisik istihbarat. Ruslardan öğreniyor bunu da... Dört bilimsel makaleyi Ruslardan çalıp kendi dillerine çevirip kendi bilim adamlarına soruyorlar. Ve bunun üzerine bir grup oluşturup devlet destekli olarak bu çalışmalara yöneliyorlar. Remote-viewing deniyor, uzaktan görüş yani. Devlet bütçesinden büyük fon ayrılıyor. 1995'e kadar devam eden bu çalışmaları, kullanımın sınırlı olduğunu belirtip bırakıyorlar. Teknoloji ilerliyor, gerek kalmıyor tabiî. Kullanımı çok, ancak pratik değil. Oradan ayrılanlar farklı alanlarda çalışmalara devam ediyorlar şimdi." [2]
Bir diğer ifâdeyle, "artık TELEGRAM teknolojileri gelişti, sıradışı veya parapsikolojik kabiliyetlere o derece ihtiyaç kalmadı" demek istiyor Sultan Tarlacı.
Bu cümleden olarak şunu ilâve etmek lâzım geliyor: TELEGRAM konusunda müsbet bilim yahud metafizikten hangisinin ağırlıklı yahud öncelikli olduğunu tartışmak anlamsızdır. Çünkü gerek bellibaşlı temel pratiklerde, gerekse kendine has özel uygulamalarda, bazen biri diğerinin ardında destekçi, bazen de diğeri önde desteklenen olagelmiştir. Birbirinden bağımsız tek başına uygulamalar hâlâ var olsa da, ağırlıklı olarak, gelişmiş teknolojiye dayalı tatbiklerle klasik metafizik uygulamaların kolkola aynı gaye için birbirlerini desteklemeleri sözkonusudur. 
Şamanist davul ritimlerinden elektromanyetik dalgalara; satanist ve ezoterist ritüellerdeki uygulamalardan bilgisayarlara ve beyin arayüzlerine; cinlerin kullanımından son teknoloji ürünü holografik görüntüleme ve SİMÜLASYONLARA, majiden sinirbilime kadar, birçok kadîm veya modern ilim, bilim ve tekniklerin beraberce kullanılabildiği, çok geniş bir alanın eseridir TELEGRAM. Böyle olunca, yüksek teknolojinin maharetleri yanında, insanlık tarihi kadar eski uygulamaların da öne çıktığı ürkütücü bir dünyanın mahsulüdür.
TELEGRAM'ın çok geniş bir sahadan temellenişi ve karmaşıklığı göz önüne alındığında, Doç. Dr. Sultan Tarlacı'nın izahatının, bugün için bilinen mevcut uygulamaların sadece bir kısmına veya bir cihetine açıklık getiren bir değerlendirme olduğu anlaşılır. Fizik, Kimya, Biyoloji gibi temel klasik bilimler, aynı şekilde NÖROLOJİ başta olmak üzere TIB , Elektrik, Elektronik, Bilgisayar Mühendisliği gibi modern bilimler bugün TELEGRAM'a şekil veren olmazsa olmazlar arasına girmişse de; büyü, sihir veya hipnoz gibi ilk Zihin Kontrolü pratiklerinden günümüzün en gelişmiş TELEGRAM pratiklerine kadar tüm bu "beyin"e yönelik saldırı, müdahale ve yönlendirme gayretlerinin hepsi, "fizikten öte" diye zarflanan metafizik'ten bağımsız değildir. Nasıl olsun ki? Beyin, ne sıradan bir elektrikli ev âletidir ne de sadece duyularla ilişkiden müteşekkil bir beden parçası. Ve ne de tüm ruhumuzun merkezi!
Dikkat edilirse, genelleyici Batı tarifleri üzerinden gidiyoruz. Oysa biliyoruz ki, bugün Batıdaki TELEGRAM'a dair her cinsten çalışma, ister müsbet bilim merkezli olsun, ister metafizik karakter göstersin ve isterse ikisinden bir kombinasyon tarzında vücud bulsun, netice olarak amaçladığı, insanın biyolojik kontrolü veya onun bir parçası olarak beyin değil, zihnin kontrolüdür, hattâ zihin koridorundan geçerek asıl zaptedilecek hedef olarak gördüğü RUH'tur. TELEGRAM'cıların "bilim-din çatışması" olarak zarfladıkları bu mücadelede "din"den neyi kasdettikleri belli. Birbirine mutlak bir zıtlık arzetmeyen -çünkü herşey gibi "bilim" de dinin hasrındadır!- din ve bilim gibi iki kavramdan "diyalektik" peydahlatma nâfile gayretleri bir yana, RUH'a hükmetme emelleri istikametinde yürüttükleri nöroloji temelli ve ondan doğan çalışmalar, bu noktada meselenin merkezi değil, sonuç aramada destekleyici unsurlardır. RUH'a dair kendisine çok az ilim verilen insanoğlunun meselâ "ruh hastalıkları" üzerine çalışmasındaki etimoloji ve hakikat mânâsında yaşanan sakatlık ayrı bahis. Herşeyde olduğu gibi, bu meselenin halline dair cevab da Mutlak Fikir'de yatarken, onu bilimin zıdlığı mânâsında kullanma ve benimsetmeye dair yüzlerce yıl süren "kirli bir dava"nın TELEGRAM'daki parmak izlerini buluyoruz burada. Aslolan; meselenin RUHÎ temelini ortaya koyan ve ilk insandan beri süregelen ezelî mücadeleye işaret eden büyük diyalektik! Ve işte tam bu noktada öne çıkan ve "500 yıldır beklenen" büyük fikir adamı ise, şimdi en vahşi uygulamalarla kendisine saldırılan hedef olarak Salih Mirzabeyoğlu!
NÖROTEOLOJİ: 
YARADANI BEYİNDE 
ARAMAK
Bugün yeni yeni ortaya çıkan birçok bilim zemini veya kavramının etiketindeki "ön ek" olarak dikkati çeken "nöro-sinir", bilim literatüründeki sarsılmaz ve daha da gelişme vaadeden yerini çoktan aldı demiş ve şu örnekleri vermiştik: NÖROPSİKOLOJİ, NÖROPSİKİYATRİ, NÖROFİZYOLOJİ, NÖROKUVANTOLOJİ, NÖROTEOLOJİ gibi.
Bunların belki en yenisi de NÖROTEOLOJİ-NEUROTHEOLOGY...
BİYOTEOLOJİ-BİOTHEOLOGY olarak da zikredilen; beynin spritüel-ruhî tecrübeler sırasındaki nörolojik faaliyeti üzerine çalışmalar yapan bilim dalı olarak nitelendirilen Nöroteoloji, kelime mânâsı olarak, "Nöro-Sinir" ve "Teoloji-İlahiyat" kelimelerinden müteşekkil. Kabaca, Yaratıcı'yı beyin damarlarında arayan (!) pozitif bir bilim.
Batı'nın özellikle son birkaç yüzyıldır dayattığı pozitivist ve rasyonalist bilimin tekelci saltanatı, şimdi bu kavramın niçin biraz utangaç bir edâ ile önümüze koyulmak istendiğini açıklıyor. Zaten bunu yaparken bile kuyruğu dik tutma telaşı ile "ruh"a dair fenomenler maddeleştirilmeye çalışılıyor. Oysa artık biliyoruz ki, Batı'nın "Bilim"e yaklaşımı ve sunumu, hattâ etimolojik zarflayışı dahi ikiyüzlüdür.
Batı, bir taraftan dini sadece "kültürel" bir renk veya araç olarak yansıtıp, hedef aldığı asıl ve tek dini "Din mi, Bilim mi?" sorusunu soran kendi TELEGRAM'cısının ağzından itiraf eder ve bu sahte "diyalektik" zıtlıkla yığınları uyuturken; diğer taraftan da binlerce yıllık kadîm kültürün hasadını yapıyor sinsice. 
Batı dünyası, tarihi boyunca kasıtlı ve programlı bir biçimde pozitivizm ve rasyonalizme hapsettiği "bilim"i bu şekliyle bizlere sunarken, onun diğer yüzünü yok saydı veya aşağıladı, en çok da yağmaladı ve şuurluca gizledi. Ama artık biliyoruz ki, Newton, Da Vinci, Einstein gibi "pir"ler başta olmak üzere, tarih boyunca birçok Batılı pozitif bilimci ezoterizmin, metafiziğin, okültizmin başköşeye oturtulduğu çok güçlü oluşumların üyeleriydiler. Hattâ Einstein'ın çalışmalarına sahne olan laboratuvarının, üyesi bulunduğu ezoterik yapılanmaya âit ve sapkın ritüellerin yapıldığı binanın bir bölümü olduğu söylenir.
"Kuantum beyin"den bahsedildiği bir dünyada; klasik fizikte maddeleri bir arada tutan bağlantılar ve yapıları bilinmesine rağmen; "zihin" dediğimiz vakıayı beyne bağlayanın ne olduğu tam mânâsıyla bilinemiyor (!).
Nikola Tesla'nın şu sözünü hatırlama ve hatırlatmanın tam yeri sanırız:
- "Bilim, fizikî olmayan fenomenler üzerinde çalışmaya başladığı zaman, bir on senelik zaman dilimi içinde, var olduğu bütün asırlar boyunca yapmış olduğu gelişmeden daha fazlasını yapacaktır."
Tam bu noktada, bilvesile, kelimenin tam mânâsıyla birer ŞAHESER olan, Mütefekkir'in "ÖLÜM ODASI B-YEDİ -Giriş-" ve "MADDE NEDİR? -Maddenin Kritiği-" isimli eserlerini zikredelim ve henüz okuyamamış olanlara, bilhassa bilim adamı ve akademisyenlerimize tavsiye etmiş olalım.
 
TELEGRAMIN OLMAZSA OLMAZI: PSİKOTRONİK
Tesla'nın yukarıda zikrettiğimiz sözünün, Batıda özellikle "resmî" mahfillerde son haddiyle dikkate alındığını biliyoruz. Bugün artık kadîm ilimler ve pozitif bilimlerin birçok sahada kombinasyon oluşturmaya başladığını, daha doğrusu oldukça eski sayılabilecek bu tarzın yavaş yavaş fâş olmaya başladığını söyleyebiliriz ki, TELEGRAM teknolojisi ve uygulamaları buna misâl. Bu yeniliğe (!) gölgesi düşen unsurların en önemlilerinden biri de hiç kuşkusuz PSİKOTRONİK:
Kabaca bir tarifle, madde, enerji ve zihin üçlüsü arasındaki etkileşimi temel alan çalışmalar bütünü diyebiliriz buna. Batı'da "parapsikoloji" kapsamında değerlendirilmesine karşılık, "Pentagon'un ASELSAN'ı" diyebileceğimiz DARPA gibi kuruluşların da bu merkezde projeler yürüttüğünden sözediliyor. Yarım asır öncesinin SSCB ve Çekoslovakya'sında başlayan pşisik çalışmaların temellendirdiği psikotronik, canlıları ve özelde insanı, kozmik enerjiyi bünyesinde toplayan ve dönüştüren bir jeneratör ve aynı zamanda bir transformatör gibi öngörmekte. 
Tam tarifi yapılamayan bu enerjiyi -biyoenerji veya psikotronik enerji- elektronik bir cihaza aktarma ve bu cihazı da bir jeneratör gibi kullanma çalışmaları, ilk kez 1960'larda Çekoslovakya'da yapılmış; nesnelerin uzaktan kontrolü de dahil birçok deney başarıyla sonuçlanmıştır. Çek Robert Pavlita'nın bu başarısından sonra; ABD'de ilk psikotronik jeneratör 1970'te Woodrow W. Ward tarafından üretilmiştir. Çek bilim adamı ellerin teması ve ŞAKRALARI merkeze koyarken; 10 yıl sonra Amerikalı meslektaşı gözlerden çıkan enerjiyi (nazar?) merkeze alan çalışmalar yapmıştır. Onun yaptığı jeneratör, gözlerden çıkan enerji dalgaları ile faaliyete geçiyordu.
Bugün dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi bizim yaşadığımız Japonya'da da revaçta olan psikotronik, ilmî laboratuvar çalışmaları yanında, küçük büyük birçok şehirde faaliyet gösteren terapi merkezlerinin uygulamaları olarak karşımıza çıkıyor. Kozmik enerjiyi "eller"iyle bünyesinde toplayan, fizyolojik veya psikolojik problemlerine şifa bekleyen hastalarına yahud zayıflamak isteyenlerin dertlerine yine bu elleriyle deva ulaştırmaya çalışan "usta"ların yönetimindeki çok kârlı bir sektör hâline gelmiş durumda psikotronik. Hattâ bu ustalar, bazen çok uzak ülkelere gittiklerinde dahi seanslarına ara vermiyor ve binlerce kilometre uzaktan işlerini yapmaya devam edebiliyorlar. 
Hava karardıktan sonra, kalabalık caddelerde küçük bir portatif masa, bir tabure ve mumdan ibaret dekorları, yine esrarlı görüntüleri ve bazen kuyruklar oluşturan müşterileriyle falcı kaynayan Japonya için, psikotronik ustalarının olması hiç de şaşırtıcı değil. Bahsettiğimiz merkezlerde bilhassa Çinlilerin hâkimiyeti sözkonusu. Kendi meşreblerince mistisizmle yoğrulu bu ilimlerden medet uman birçok basın ve siyaset meşhuru, ekserisi Çinli olan bu ustaların müşteri ve müdavimleri arasında. 
Çarpıcı bir örnek olarak, kilo problemi olan bir dostumuzun, "usta"nın kozmik enerji nakli ile 250 gün boyunca HİÇBİR ŞEY YEMEDEN bu seanslara devam ettiğinin ve neticede 25 kilo verdiğinin şâhidi olduk. Dostumuzun, sadece ustanın elleri vasıtasıyla kozmik enerji nakledilmiş suyu dilediği kadar içmesine izin vardı ve bazen usta, yurtdışına çıktığında binlerce kilometre öteden bile bu seanslarına devam edebiliyordu.
Telegram cihazının literatürdeki diğer bir isminin de "psikotronik silâh" olduğunu söyleyerek bahsi şimdilik burada bitirelim.


1) Salih Mirzabeyoğlu, ESATİR VE MİTOLOJİ -Güneş ve Ay-, İBDA Yayınları, İstanbul 2010, s. 656.
2) http://www.cevizkabuğu.com.tr/gündem.asp?procid=240 (19 Kasım 2012)



Reha Suvari, Baran Dergisi 315. sayı, sayfa 20-21

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.