Ölüm Odası B/Yedi: Akrebi Öldürmek... - 207

Ölüm Odası B/Yedi: Akrebi Öldürmek... - 207

LEVHA: (…) 1982… Hıncahınç dolu, anfi şeklinde bir SALON ve ortadaki yuvarlak alanda bir KÜRSÜ… Ben SİLAH’tan ve SİLAHLI mücadeleden bahsederek, öfkeli ve heyecanlı bir şekilde el-kol hareketleriyle konuşuyorum… MAHKEME salonuymuş hissini veren yerde KONFERANS… Bu sırada KEL kafalı, seyrek BIYIKLI, ablak suratlı ve topluca bir SİVİL POLİS bana müdahale etmeye kalkışınca, söverek öfkeyle kürsüden ayrılıyorum… Bu sırada altı-yedi kişi sivil polisin üzerine çullanıyor ve onu öldürüyor… Öldürenler arasında, Zeyn-âb’ın arkadaşı karşı komşu MERİÇ ÜNYAY da var… Dekolte kıyafetli, şu ŞİŞMAN ve neşeli hanımın burada ne işi var?.. Her neyse… SALON’da herkes ayağa kalkmış… Bende birden “azarlama, paylama, darılma, terletme” mânâları tecessüm etmiş de beni sorguya çekecekmiş gibi bir kaygı: “Acaba Üstadım ne diyor?”… Anfi şeklindeki salonun en üst basamağında-arkada bulunan Üstadım, 20 yaş kadar gerilemiş, 60 yaşlarında, dinç, memnun ve mesut, manzarayı zevkle seyrediyor… Onun, sebeb olduğum bu hâdise karşısındaki tavrından, hudutsuz saadet içindeyim!

*

MAHKEME-Hüküm kökünden, adalet için çalışan resmi daire. Davaların hükme bağlandığı yer: 112: MUHAKEME-İki bilinenden “hüküm” çıkarma. Tefekkür, düşünme. Zihnî inceleme… VAHŞUR-Peygamber, nebi: 1112: HADİS-İ ŞERİF… HADEKA-Göz bebeği, gözün siyahlığı. (İnsan, Allah katında bakan göz bebeği gibidir… Siyah, gece, bilinmez; görme nuru Allah’tan gelir… Gece: Dişi. Orda müessir, burda müteessir): 112: HİLÂFET-Bir kimseye halef olmak yerine geçmek… ZUHUR-Meydana çıkmak, görünmek. Ansızın meydana gelmek. Baş göstermek. Galib olmak: 1111= 112: SALİH İZZET ERDİŞ… CANE-Silâh: 59: MEHDÎ.

*

KAVAM-Adalet. Güzel boylu. (Adalet, hak edileni vermek mânâsında, hak ile hakikat arasında çıkan hükümdür. Mahkeme sözkonusu olunca, hakikat mevkiinde “kanun” var… Bir Yunan filozofu, doğru ve yanlışın karışık olduğu bu dünyada, “adaleti seven insan için her yerde adalet var!” derken, hak edene hakkını veren bir adaletten bahisle, aslında bütün kâinata şâmil bir muvazene hissini ifâdede; Mutlak Fikrin hangisi olduğunu söylemese de, ilk elde Mutlak Fikrin “Gerekliliği”ni idrak şuuru gibi… Karaçay-Malkar Lûgatı’nda, Agaç: Ağaç. Tahta. “Taht, kürsî, cezl, tomruk, odun, rekâketsiz ve düzgün ifâde”… Yine, Agaç: Ormanlık saha. “Aşî, gece, hafiye”… Yine, Agaç: Keyfiyet, nitelik. “Kan, maden”… Ve, Agaç: Boy bos, endam… Rüyâda gelen mânâ: Manşetinde “Şeriat” yazan bir gazete. Ben bayinin yanından ayrılırken, yanındaki adama, şunun boyuna bosuna bak, işim olmasa ben de onunla beraber giderdim diyor!): 146: KAVM-Kavim. Pazar kurmak. Müşteri ile anlaşmak. (Levha: Ocak 1983… Bir eski zaman şehrinde, sarıklı ve şalvarlı insanların alışveriş yaptıkları pazar yeri… 40 yaşlarında, zayıf, yüzü kemikli ve ince bıyıklı biri, o pazar kalabalığında; ve kucağında da, 3-4 yaşlarında bir çocuk… Aman Yarabbi! O Şah-ı Nakşibend Hazretleri imiş! Zevk ve heyecandan eriyorum!)… MEREC-EL BAHREYN- “Allah, iki denizi salmış, birbirlerine kavuşuyorlar” meâlinde Rahman Sûresi’nin 19. âyeti. (Karaçay-Malkar Lûgatı’nda, Agaçayak: Yorulmak bilmeyen… Merec: Kaynayan, taşkın, taşan, akan, hareketli): 145: SUADÎ-Topalak otu. Kust otu. Arab şâirlerinin kullandıkları, mecazî âşık… ALLAME-Çok büyük âlim. Büyük mütefekkir: 145: KIMME-Boy bos. Beden. Başın tepesi. Dağ tepesi. Kavm, insan topluluğu. Her şeyin yükseği. “Sıfır, nokta, bit, zirve”.

*

TUFAN-Çok şiddetli ve her tarafı kaplayan yağmur. (İnsanlığın ikinci türeyişini temsil eden, Nuh Aleyhisselâm ve zamanındaki tufanı hatırla… Onda tecelli eden hikmet, imkân âlemine âit hükümlerdenAllah’ı arî bilen ifrad hâlde tecrid, “Sübbuhî-Tenzihte ileri giden tesbih”; nefsini bilen Rabbini de bilir ölçüsünde, bilinen hep Halk, bilinecek olansa hep Hakk’tır, O teşbihe hiç bakmaksızın tenzihte… TI harfi, Allah’ın “Muhsî-Keremkâr, arttıran, ilmi eşyayı kuşatan” ismi ve Kamer menzillerinden “Akreb kuyruğu ve yılan tenasülü”ne işaret eder… Akreb: Yakınlık. Deniz. Zehirli. Zuhurlu. Canlı, nefsli, ruhlu… Yılan: Hayat, davet, şekil veren-ayıran, birleştiren, bölen, terzi, hareket, canlı, hayvan…  Tı harfinin mertebesi, Ay üstü 6. Sema; İnsanî Hakikatin Perdelerinde, Pazar günü ile irtibatlı. Latifesi, Latife-i nefsî; nefsin gizliliği lâtifesi. Rengi lâcivet. “Koyu mavi”… 6. Semada “Utarid-İkizler” yıldızı… İkizler-“Gemini, Nefs”-Arabça Cevza Burcu: Unsuru Hava, tabiatı Sıcak ve Nemli, türü Birleşik, yıldızı Utarid, vücutta tesir yeri Akciğer ve Kollar, simya’da Sabitleme safhası… Karaçay Malkar Lûgatı’nda Ceng: Yen, elbise kolu. Sarkmak. Taşmak… Başak Burcu: Unsuru Toprak-siyah, tabiatı Kuru ve Soğuk, türü Birleşik, yıldızı Utarid, vücutta tesir yeri Bağırsaklar, simya’da Damıtma safhası): 146: AMİLE-Bacak, ayak. (Amil: Yapan, işleyen, amel sahibinin âmeli. Sebeb. Vâli… Amil: Arzusu, isteği olan, müridd, taşkın su… Nun: Bir harf. Balık. Kalem. Kılıç. İnsan. Da’va cetvelinde Allah’ın Nur ismine işaret eder… Balık Burcu, unsuru Su, tabiatı Soğuk ve Nemli, türü Birleşik, yıldızı Müşteri, vücutta tesir yeri Ayaklar, cinsiyeti Dişi, simya’da Yansıtma safhası.)

*

HAVVA-Adem Aleyhisselâm’ın eşi, insanoğlunun ilk anası. Rengi esmere mail kadın. (Hava: Boş olmak, hâli olmak. Düşmek. “Gece”… Feza, “yıldızların içinde bulunduğu geniş boşluk, gökyüzü” demek; her canlı şeyin sudan yaratılması, Kâinat’taki herşeyin de canlı olması meselesi birlik, Sema tabakaları kendilerini tarif eden unsur ve yıldızlarıyla bir hareketin neticesi bilinir olmuşlardır… Mutlak Varlık Allah, onun yaratma sıfatı ile ilgili “faal” sıfatı ve Semaların hareketinden doğan maddî varlıklar… Havv-Bal. Şehd: 306: Kurkur-Büyük gemi. Büyük nefs… Nefs, dişidir… Allah’ın Zâtı, İradesi ve Kün emri, kulun bunu işitip yokluktan varlığa çıkması ve İlk İnsan Adem Aleyhisselâm’ın nefsinden zuhur Havva anamız; yaratma ile yaratılanın üçlü birliği… Nefs, Adem Aleyhisselâm’dan itibaren tevarüs ile insan soyunda devam eden Bir’dir, her bedende ayrı ayrı görülen… Şükur-Hacet ihtiyaç. Te harfi, Allah’ın “Şekûr-Şükrü ve hamdî kabul eden” ismi, Esir mertebesi ve Kamer menzillerinden Kalb’e işaret eder: 606: İktisadî-İktisadla ilgili. İktisada dair. Mânâda, vaktin Allah rızasına uygun harcanmasını ifâde eder ve uyku ve nefsin başıboş temayüllerine karşı bir kavramdır… Hıdeb-Şişman gövdeli kimse. “Ahir”: 606: Tegavvür-Bir şeyin esasını arama. Derine dalma… Tarre-Defa, kerre: 606: İstikdam-Önde bulunma, öne geçme, çok ayaklı şey… Şehîd-Şâhîd olan. “Şâhide, mezar taşı, insan, sin”: 319: Kurtat-Boyun… Medrea-Çarşaf. Kaftan: 309: Hükümran-Hâkim, hükümdar. Hükmetme… Ahilla: Yakın dostlar. Akreb, en yakın, ziyâde yakın… Ahil: Erkeği olmayan kadın. Kabul edici nefs, İnsan. Mahlûkta daha üstünü olmayan varlık… Ahra: Daha lâyık, daha münasib, en elverişli… Ahır: Hayvan barınağı… Karaçay-Malkar Lûgatı’nda, Ahır: Çok, pek, gayet… Aynı Lûgattan, Ahır: Son… Yine, Ahır da: Tamamen… Ve, Ahırda: En sonunda… Ahır zaman: Büyük, güçlü, heybetli, kuvvetli): 16: DAVUD-Kendisinde Vücudî hikmet tecellî eden Peygamber.

*

ÜSTADIM’dan: Adem babamızla Havva anamızdan gelen insanlık, üremesini, ilk defa, kardeşler arasındaki birleşmelerden sağlıyor. Allah huzurunda ilk akid (nikâh) ve Allah’ın izniyle sağlanan bu birleşme, ancak ayrı batından gelen kardeşler arasında mümkün… Zira Hazret-i Havva bir batında her defa, biri erkek ve öbürü kız, iki çocuk doğurmakta ve İlâhî yasak icabı, aynı batından iki kardeş birbirini alamamaktadır… Kaabil ise aynı batından, yâni ikiz doğduğu kardeşine âşık… Emelini babasına anlatıyor. İklimâ isimli aynı kıza, bir batından olmadığı için evlenebileceği Hâbil de istekli… Kaabil emelinde diretiyor, Habil ise, boynu bükük, bekliyor… Âdem Peygamber’in Habil ve Kaabil’e teklifi: “Birer kurban kesin ve makbul sayıldığının işareti gelirse, öbürü ona rıza göstersin!”… Kurbanın kabul edildiğine işaret, Hazret-i Adem’e mahsus bir tecelli ile, toprak üstündeki hayvanın üzerine birden bire gökten düşen ve kurbanı bir ânda eritip siliveren beyaz bir ateş… Kurban kesildi ve ateş Hâbil’in kurbanı üzerine düştü. Hâbil’in kurbanı kabul edilmiş ve Kaabil’e emelinden vazgeçip kardeşine rıza göstermesi düşmüştü. Fakat Kaabil bu İlâhî ihtarı dinlemedi. (Neticede kardeşi Hâbil’i öldürdü. İnsanoğlu arasında ilk kan dökme hâdisesi bu. Sonra Âdem Aleyhisselâm tarafından kovuldu!)… NİKÂH-Lûgat’ta, üçüncü şeyin meydana gelmesi için, meşru iki şeyin birleşmesidir. Çocuk, burada iki tarafı da tanıyan müstakil –re’sen hareket eden– üçüncü varlıktır. Nikâh ile hüküm arasındaki mânâ birliğine dikkat. (Hükmün kökleri akılda olduğu kadar, aklı aşkındadır; fıtrat olarak insana verilmiş ve vicdana gelenden mâada, Mutlak Fikrin vazettiği hükümlerdedir de; bunun hey’et-i umumiyesi de Şeriat… Nikâh: Nîk-Ah… Nîk: İyi, güzel, hoş… Nîk: Dağın yüksek yeri, dağ tepesi. Kızgın, hiddetli kimse. “Anlayışlı”: 160: İnsan… Kımme: Beden. Başın tepesi. Kavm, insan topluluğu. “Sıfır, heba, bit, nokta”… Karaçay-Malkar Lûgatı’nda, Nohta: Nokta… Ve Nohta: Yular. Dizgin. “Şeriat”… Nohta: Noh-Ta… Karaçay-Malkar Lûgatı’nda, Noh: Sevgili. Gelin… Ta-Te: Allah’ın “Kaabid-Sıkıcı, kısıcı” ismi, Esir mertebesi ve Kamer menzillerinden Kalb… Esîr maddesi, Kâinatı meydana getire 4 unsur “ateş, toprak, hava, su”nun kendisinden yapıldığı Hebaî ilk madde… Esir mertebesi, Zâhirde Kâinat’a, Bâtın’da Berzah’a bakan… Kâinat’ın, müessir ve müteessir olarak dişi hüviyeti anlaşıldı; Hazret-i Havva’da tecelli eden hikmetin, “Kâinat’ın hakikatine uygunluk” olduğu da. Kadının erkeğine olan meylinin “vatanına duyduğu sevgi” ve Erkeğin kadına meylinin “kendi nefsine duyduğu sevgi eseri” oluşu da. Kâinat lisânda çerçevelendi ve varlık insanla mühürlendi; mührü tamamlayan kadın… İngilizce, Just: Adil, doğru, dürüst, tam, tastamam. “Ahır”… Ha harfi, Allah’ın Âhir ismine, Küllî Tabiat’la birleşen dişi Heba mertebesi’ne, Kamer menzillerinden “Deberan, çözücü, bozucu, yeni şekil verici”ye işaret eder… Simya’da dişi, çözücü, tahlil edici safha; Yengeç-Kıskaç Burcu, unsuru Su, tabiatı Soğuk-Nemli, türü Hareketli, yıldızı AY, vücutta tesir yeri Göğüs-Karın… Tasavvufta Ay’ın Allah Sevgilisi’ne teşbihi ve gerek Kâinat düzeni bakımından ve gerekse Ruhanî varlıkların teveccühü bakımından merkeziyeti nazara alındığında, Varlık ve Bilgi’nin İslâm yönünden “birlik”i ve nihayet kadın-erkek nikâhında hükmü; “Amellere neticelerine göre hükmolunur!” buyuran Allah Sevgilisi, son gelen Peygamber olarak başı sona bağlarken, Peygamber kuşağında ve tabiî ki İnsan’dan muradta ilk oluyor… Hakas Lûgatı’nda, Tür: Yüz, surat, çehre. Görünüş. Kılık, kıyafet. “Sıfat”… Ve, Tüs: Düş, rüyâ. Doğru, düzgün. İnmek… Ve Tüs Tüs-çe: Yüzü değişiyor. Başka kılığa giriyor… Şimdi dikkat, Tüs’: Dokuzda bir… Ahad: Birler. Birden dokuza kadar sayılar… Ahadid: Pek keskin. “Fely, keskin kılıç, bölen, şiirin ince mânâlarını çıkaran, bit toplayan”… Bid’: Birden dokuza kadar veya üçten ona kadar, yahud on ikiden yirmiye kadar olan sayılar… “1”, vahiddir; ve her sayı bir vahid belirtirken, her vahidde tekran olan vahid Bir’dir… Sayılar, Allah’ın varlıktaki sırlarından biridir ve O’nun Muhsiyy ismi tasarrufunda… Sayılardaki basamak ve küme hakikatleri, varlıkta da tür ve çeşit hakikatlerine misâl; zaten bu bir bedahat, ama bazen karışıyor veya karıştırılıyor olan hakikatler var… Noktanın, merkez olarak her yerde ve her yerin nokta olması hakikati gibi, insanların kadın ve erkek cinsleri hâlinde ve birbirlerini tanımaları için kavim ve aşiretler hâlinde yaratılmaları, merkeze doğru aşiret –akrabalar topluluğu–, akrabalar aileler toplamı; demek ki aile, tür ve çeşit merkezi… Burada türlerin, dünyada insan, Havva anamızda tecelli eden bir mânâda ayrılmaları; ve her batın doğanlar bir kül, ayrı batınlar türe geçit… Batın: Batn. Karın… Bâtın: Zâhir’in zıddı. Sır, esrar. İçyüz. Künh ve zâtı itibariyle gizli… Ayın harfi, Allah’ın Bâtın ismi, Küllî tabiat mertebesi ve Kamer menzillerinden Süreyya ile ilgili; bu menzil, gerdanlığa benzetilen İkişer ikişer karşılıklı 6-7 yıldızdan dolayı, “Ikd-ı Süreyya” diye de anılır. “Gerdan. Boyun. Devvar, devreden”… Nikâh hâdisesinin kökünün, tâ “Allah’ta gizli insan sırrı”na kadar sarkışına dikkat… Burçlar Kuşağı’nda, Ahlat-ı Erbaa denilen 4 sıvı unsurla irtibattan doğan Mizaç hususunda, İyimser Mizaç: Öz sıvı Kan, unsuru Hava, renk Kırmızı, hâl Sıvı, tabiatı Sıcak-Nemli, yaş Çocukluk, iklim-memleket İlkbahar, rüzgâr-rih Güney, Burçlar Kuşağı “Koç, Boğa, İkizler”; vücut cismi “Baş, Boyun, Omuz”… Koç, Boğa ve İkizler Burcu, simya’da: Kül etme, Katılaştırma, Sabitleme safhaları!): 79: LEVH-İ MAHFUZ-Nikâh’ın hükmü burada… VAHDANÎ-Allah’ın birliği ile alâkalı: 79: BİJENG-Kapı anahtarı, miftah… ERİC-Güzel koku: 214: HUKUK-(Fer’-İki nizalı arasına girip hüküm verme, yükseğe çıkma. Bir aslın neticesi. Kazancı olan kayıtlı mal. Bir aslın neticesi. Bir kavmin şereflisi. Bir aslın neticesi. Dal ve budak. İkinci derecede olan. Şube, kol: 350: Kur’ân… Fer-Nur, ışık, parlaklık, zinet, süs. Fazl ve vakar. İktidar, şevket, kudret: 280: Fer-Geri çekilme, kurtulma, kıvrılarak asla dönen… Fer-i Devlet-Devlet kuvveti, devlet nüfuzu: 691: Salih-Karayılan)… ŞİŞMAN: 701: KALENTER-Çok iri, daha büyük… ZA-Sahib, ehil, malik, erbab: 701: OSMANLI… ASİR-Bir efsaneyi rivayet eden: 701= 700: ESİR-Abdülhakîm Koltuğu, bütün unsurların kendisinden yapıldığı ve bu unsurlardan Ateş unsurunun onu temsil ettiği, Kamer menzillerinden de Kalbi hatırlayınız. Allah’ın Hakîm ismini, Şekil ve Suret mertebesi ile “taraflar, cemaatler” anlamına gelen Nahye menzilini de… Ve, KUTR-Taraf, canib. Nahiye. Bir dairenin onu ikiye bölen çapı: 706: FİKİR KAHRAMANI.

*

MERİÇ ÜNYAY-(Meriç: Çalkantılı, dalgalı. Muzdarib, sıkıntılı. Çeşitli nesne, muhtelit… Kebş: İnsan ömrünün gençlik dönemi. Koç. Bu mânâlar Bakara kelimesinde geçen… Seyyid Abdülhakîm Arvasî: 566: Fürfür-Semiz, besili Koç… Maunet-Allah’ın Salih kullarına imdadı: 566: Kaptan Kusto Müslüman… Koç Burcu’nun vücutta tesir yeri, Kafa-Boyun, simya safhasında Kül etme): 325: BİCİŞK-Hakîm, bilgin, hekim. Serçe kuşu, taşkın, taşan… KASKASE-Yol göstermek. Bir köpeği çağıran: 325: HERNA’-Ufak bit. (Bel-İki zirve arasındaki hakikat, Vahdet-i Vücut ile Vahdet-i Şuhud arasında: 33: Bagal-Koltuk)… KÜŞAD-Açma, fethetme. İlk açılış merasimi. (Salih Alayhisselâm’da tecelli eden Futuhî hikmeti hatırla!): 325: FERCAM-Son uç. Ahır.

*

SALON: 177: MÜNDEFİC-Yuvarlak nesne… EFLÂTUN-Filozof: 177: MAGLUK-Kapalı. Kilitli. (İçe doğru sır, dışa doğru problem!)… SUF-Yün dokuma. Yünden yapılmış dokuma. (Karaçay-Malkar Lûgatı’nda, Möz-Dokunmuş kumaş. İspanyolca tele, kumaş, zar: 53: Müz-Derin düşünce ve müşterek şuurun mâziden gelen suretleri… Ahmed-Allah Sevgilisi’nin bir ismi. Üstadım’ın küçük adı: 53: Cinn-Gizlilikler… Allah’ın Lâtif ismi ve öne alınmış delil, takdim meselesi hatırlanmalı!): 177: VASSAF-Vasılandırılan… SUFÎ-Derviş: 187: İSLÂMA Muhatab Anlayış… FETHÎ-Fetihle alâkalı. “Kendinden Zuhur”: 498= 1497: KONFERANS-(Üstadım’ın, sanıyorum 1970-71’de, Ankara’da İstanbul’un Fethi ile ilgi ve beni kendimden geçiren Fatih Sultan Mehmed portesini çizmesi, hatırda!)… KONFERANS: 497: MEHDÎ Salih Mirzabeyoğlu.

*

SİVİL POLİS-(Sivil-Serbest. Mülkî. Medenî. Şehrî: 106: Adak-Nezredilen şey. “90 günlük orucum, takdim yazımı bulmam için; 2007’de yerine getirdim!”… Menie-Ölüm, mevt: 106: Âhil-Erkeği olmayan kadın. Fevkinde kimse olmayan… Polis-Zâbıta: 108: Mizân-Terazi, ölçü, tartı. Akıl, idrak, muhakeme. Mikyas. Matematikte sağlama, doğruluğunu kontrol… Secile-Büyük kova: 108: Kefçe-Kebçe. “Üstadım’ın Çilesi’nden: Benliğim bir kazan ve aklım kepçe / Deliler köyünden bir menzil aşkın / Her fikir elimde bir çift kelebçe!”… Mizaç: Serinkanlı… Unsur: Balgam… Renk; mücerredin rengi beyaz… Hâl; katı… Tabiat; Soğuk ve Nemli… Yaş dönemi; İhtiyarlık… Mevsim; Kış… Rüzgâr, rîh; Batı… Oğlak ve Balık Burcu ile aynı Burçlar Kuşağı işaretlerinde, Kova; Diz-Eklem. Renk. Şekil. Suret… Kürtçe, Ziman-Dil, lisan: 108: Hasil-Sığır buzağısı… Muhkem-Tahkim edilmiş, sağlamlaştırılmış, kuvvetli olan söz: 108: İçtibaz-Mıknatısta kendine çekme hasiyeti… Benane-Meşhur bir isimle isimlendirilen. “Kusto”: 108: Zevata-İki kişi. İki sahib… Seyyid Abdülhakîm Arvasî-Necib Fazıl Kısakürek: 1983: İzzet Erdiş): 214: HUKUK-İçyüzde toplum ahlâkı… KATLA’-Öldürülmüş olanlar. Usluca âlâya kıvrılanlar: 541: MA’LAT-Derin ve yüksek fikir.

*

SİBAB-Sövme, küfretme. (Küfür, lûgatta “hakikati örmek” demek; sövmenin hakaret anlamını da içine alınca, söven ve sövülenin durumuna ve sövmeyi “hakikati örtmek”e yaklaştırmakla hakareti hafifletmek, belki de ağırlaştırmak ifâde eder… Biz, yerine göre pek âlâ olsa da, rüyâmıza ve hâlimize nisbetle sövmeyi “hakikati örtme” tevili içinde aslına irca hak ve ehliyetine, hak ve ehliyet sahibi hakikat sultanlarının izniyle tâbiyiz… Hadîs: “Kur’ân âyetlerinin birbirini neshetmesi gibi, benim Hadîslerim de birbirini nesheder!”… Tatbik, ezbere bilgi değildir-Yerli yerinde etmek, yakıştırmak. Karşılaştırmak. Kıyas ve tahmin etmek: 529: Taltif-İltifat etmek, tasvib etmek. Yumuşatmak… Rüya’da Üstadım’ın memnun ve mesut hâli, beni tasvib ediyor… Nesh-Şer’i bir hükmü, Şer’i bir hükümle kaldırma. İtikada dair hükümlerde Nesh olmaz. Neshe mevzu olan işler, gerektiği yerde gerekeni yerine getirmektir, bu mânâda da muarife olan Güneş’e benzetilerek, onun gölgeyi kaldırması misâli verilmiştir. Kılıç çekme şartları ve imkânlarında, ihsanda bulunulmaz: 710: Şehadet-Şâhidlik. Şehîdlik. Delâlet, alâmet. Bir şeyin doğruluğuna inanma… Nester-Ağustos gülü, yaz gülü, Mısır gülü, Van gülü: 710: Half-Ardı. Arka. Kendisinden sonra gelen… Terakki-Çoğalma, artma. Yukarı çıkma, yükselme. İlerleme: 710: Mesih-Mesh olunmuş, başka bir kılığa girmiş. Hayvan kılığına girmiş. Güzelliği olmayan… Bildiniz: Zelil, hayvanlar mertebesi… Beden, vücud izafîliğinin “hakikati” Ezel’de; gerisi ona misâl ve işaret… Bir Veli müridine, bir Veli de aynaya bakarken hanımına, birden yüzü değişerek gayet çirkin bir surette görünüyor; sonra yine eski hâline… Müridine dersti: “Sen bizde çirkin bir şey görürsen, bizi bırak da nisbetine sarıl ve onu canından aziz bil!”… Deberan, “bozma, bozulma, çözme”, mânâda hiçbir savunma mekanizmasına sahib olmaksızın, “her ân bir şe’n’de olan Allah”a teslimiyet makamıdır… Şe’n: Emr ü hâl. Yeni hâdise. Bir şeyin hususiyetinin fiili tezahürü… Deberan, Allah’ın Ahir ismi ve yaratışı içinde yalnız ona mahsus Heba mertebesi menzili… Deberan: Atles, eskitme… Yeni şekil için dür, tür… Simya safhası’nda onu, Yengeç Burcu –Kıskaç, tutunmuş–, yıldızı Ay olarak görüyoruz… Felâh-Başlangıç, ibtida, mebde’. “İbda”: 710: Hayla’-Sırtlan. Cin, gizli taifesinden bir nesne. Tutan. Ezel… Abdülhakîm Koltuğu: 732= 1731: Zel harfinin ses harfleri ile ebced toplamı… Zel harfi-Da’va Cetvelinde sayı değeri: 1106: Ahil… Secile-Büyük kova: 108= 1107: Polis-Şehir. Zuhur… Gayne: Yaprakları çok ağaç. Şişman kadın… Gayn: Susuzluk. Bir harf… Gayn harfi, Allah’ın Zâhir ismi, Küllî Cisim mertebesine işaret eder): 65: NEVA-Bir yerden bir yere nakletmek. Hıfzetmek, korumak. Sohbet etmek, konferans. Nevî, yenilik… HİLÂL-Yeni Ay; Allah’ın “Bedi’ ” ismi, İlk Kalem mertebesi ve Kamer menzillerinden “Seretan-Yengeç” ile ilgili: 65: NECİB-Asil soylu. Allah Sevgilisi’nin bir atının ismi.

*

JUST-Adalet. (J: C… Cim: 3): 78: HAKÎM-Her şeyi yerli yerince eden. Varlığın hakikatiyle muttasıf… FERZAH-Akrebin isimlerinden biri. (Ferzane: Hakîm, felyesof. Tasavvufta; nefsanî alâkalardan sıyrılmış kimse… Ferzan: İlim ve hikmet… Ferza’: Pamuk çekirdeği. “Penbe, ebcedi Mehdi’ye gelir, pamuk demek”… Ferz: Çukur yer. Hakikat. Düz yer. Ayırmak… Simya’da Ayırma safhası; Akreb Burcu, unsuru Su, tabiatı Soğuk-Nemli, türü Sabit, yıldızı Koç Burcu’nda hareketli görünen Mirruh, vücutta tesir yeri “tenasül-üreme” uzuvları, cinsiyeti Dişi… Dişi akreb, kuşatıldığında zehrini kendine akıtarak öldüren; kabul edici müteessir ve müessirliği Dişi akreb, çiftleştikten sonra erkeğini öldüren…  Fikirde bunu diğer eserlerimizde, “sadeleştirme ve süzme, tasfiye etmektir de!” şeklinde beyan ettik): 1680: MERMAT-Şişman kadın…  FITR-Baş parmakla işaret parmağı arası. “İbda işareti”: 680: RAİYYET-Bir hüküm-dar idaresinde olanlar. Halk. Hayvan sürüsü. “Çoğu hayvan isimli ve hepsi hayy-diri Burçlar Kuşağı”… RE’FET-Merhamet. Yüce. “Allah’ın bütün isimlerini kuşatıcı Rahman ismini hatırla”: 681: NAHİL-Kalburcu. (Nahl: Bal arısı. Bedelsiz bir şey vermek. Sövmek… İbda’: Kârı kendisine kalmak üzere birine sermaye vermek!)… FERZAH: Baş harfi Fe, son harfi Hı… FE harfi, Allah’ın “Kaviyy-Kuvvet veren” ismi, Melekler mertebesi ile ilgili… Seyyid Abdülhakîm Arvasi: 566: Süruş-Melek. Cebrail… Fe harfi, Kamer menzillerinden “Sa’du’l Ahbiyye”yi işaret eder; Ahbiyye, hiba’nın çoğulu… HİBA-Abadan veya keçeden yapılan göçebe çadırı. (Çadır: Kubbe. Tepe… Kıl: Sır… Şiar-İz, belirti, işaret, ilke. Üstünlük veren işaret. İnsanın gömleği. Ölüm. Kıllar. “Meyveler, harfler”: 571: Aşr-On. Onda birini almak. On parçadan ibaret olan. Allah Sevgilisi’nin milâdî doğum senesi): 603: RETEC-Büyük kapı… BATİRE-Keskin kılıç. Fely, şiirin ince mânâlarını çıkarmak. Bit toplamak: 603: ÇETR-Gece. Çadır. Şemsiye. Gölgelik… BEŞAŞ-Güleryüzlü: 603: TURAB-Toz. Heba. Toprak… HİBA-Caba. Bahşiş. İrad, gelir. Kadına erkeğinden kalan miras. (Varîs-Mirasçı: 707= 1706: Fikir Kahramanı. Hakîm): 11: SEVR-Öküz. Boğa Burcu, unsuru toprak… Onbir: On-Pir. “Tıla-i on süvariyi hatırla-Mehdi’yi hamil on süvariyi”… HI harfi, Allah’ın Hakîm ismi,  Şekil-Suret mertebesi, Menzillerinden “Nahye-Kuşatan”.

*

(LEVHA: 20 Haziran 1985… Elimde tüfek ve makinalarla bir yere dalıyorum… Tüfeğin namlusu şerit gibi sökülüyor… Rahmetli Yusuf Özgülen, RAPOR 12’deki çıkan yazım için, “o silâh hakkındaki yazın çok şahaneydi!” diyor, beni methediyor!)… Yazımın başlığı, HEDEF ve VASITA İLİŞKİLERİ: 784= 1183: KEŞTİBAN-Gemi Kaptanı. (İlişkileri: 612: Derviş Muhammed… Noktasız harflerle, Derviş Muhammed: 302: Kaptan Kusto Müslüman. “Noktalı harflerle”… Uhz-Gözağrısı. “Sevgili”: 302: Mirzabeyoğlu)… SEBTANE-Tüfek. (Sebt: Yazma, deftere geçirmek, kaydetmek… Sebt: Rahat etmek. Boyun vurmak. Saç sarkıtmak. Bir çeşit deve yürüyüşü. Cumartesi günü. Hayrette kalmak, şaşırmak. Çok zeki, dahiye. Başı tıraş etmek… Cumartesi günü, İnsanî Hakikatin Perdeleri’nden Şeytan gaybı: Adem Aleyhisselâm’ın Şeytana hükümranlığı bu gaybtadır. Lâtifesi, Lâtife-ı Kalebe dedikleri, beden, kalb’tir. Rengi kızıl ve kötü görünür; zikrin tesiriyle lâciverde dönüşen… Şeytana hükümranlık: Dünya’ya): 772: BÜTŞİKEN-Put kıran… MÜSTA’BİR-Rüyâ tâbir ettiren: 772: İŞTİMAL-İhata etmek. Şâmil olmak. İçine almak, çevirmek, kaplamak… CÎZ’-Ağaç kökü. Ağaç kütüğü. Çatı örtüsünde kullanılan ağaçlar. “Cizl, ağaç kütüğü, güzel ve düzgün ifâde”: 772: SENETKÂR-Medheden. Sened sahibi… TELEGRAM-(Gef, Kef, Kaf): 772: İŞTİMAL-Ayak kaydırmak veya sürçtürmek. Zemmetmek, kötülemek… HİBA-Çadır: 603= 1602: HİBB-Kurnaz, aldatıcı, hilekâr kimse… HİBA-Caba. Bahşiş. Varis. “Dişi”: 11= 1010: HİBB-Seven. Dost… ZİHİN KONTROLÜ-Telegram: 1553: MEVLÂNA CELÂLEDDİN-İ RUMÎ… ŞENCAR-Eşek marulu denen ot. (Eşek: Uzun zamanlar. Dil… Mishel: Yaban eşeği. Dil. Törpü. Dizgin. “Mizân”… Şibdi’: Dişi akreb. Dil. Belâ, şiddet… Mehded: Acı marul. Yeşillik. “Bağırsaklar”… Yevmiye: “Marulun göbek yapraklarından olmak isterim!”… Cane-Silah: 59: Mehdî): 554: TAKDİM-Arzetmek, sunmak. Öne geçirmek. Bir büyüğün önüne geçip bir şey vermek. (Mavera-üt Tabia’ ile Mevera-üt Tab arasında Takdim yazım –KKM– ve Dünya meseleleri… İkinciyi birinciye irca, bütün insanlara teklif; ruh ve beden zıdlığında, ikinciyi birincinin tasarrufuna alma ve irca etmek. Takdim yazım, içe doğru sır ve dışa doğru mesele çözmemde sunulan… Zihin Kontrolu’nun iki yüzünü de söylemiş oluyorum… Hazret-i Ali: “Şehvet olmasa, bu taifenin tozu bile bulunmazdı!” buyuruyor… Şehvet, daha ziyâde cinsiyetle ilgili biliniyorsa da, HATA’nın iki yüzü, beden arzularının ve giderek ruhî makbullüğün sebebidir; beden arzuları, –içgüdü ve insiyaklar–, beden bineğinin dizginleri, mizân ve ölçü, ölçünün hakikati ve kullanılabilmesiyle ilgili, helâl ve haram mevzuları… Tenasülle ilgili cinsiyet, haya mahalli; haya da, hayat, rahmetle alâkalı… Varoluş hakikatinde, içyüz ve dış yüzüyle mesele… AKREB Burcu’nun cinsiyeti, dişi; insan nefsinin dişi olmasına nisbetle, erkek ve kadın kabul edici nefsi üzerinde durduk… Simya’da Ayırma safhası: Genişletme, seçme, ıstıfa etme, süzme, tasfiye etme, yüceltme, cem etmek. Üremek… Telegram, tenasül uzvu merkezli bir zihin kontrolü, duyularla oynayan ve bedene müessir olan; “zihin kontrolü” tevafukunda, erbab-ı kelâm olan Mevlâna Celâleddin-i Rumî ismini, açık kapısından sızan bir pırıltı olarak görüyorum. Her velide tecelli eden bir mizaç hususiyeti cümlesinden… Celâlli Rumî Bilgem, Micdaf-Kayık küreği, sandal. “Akreb Burcu’nun unsuru su”: 128: Mevlâ-“Efendimiz, mevlâmız” mânâsına gelen bu kelime, hürmeten büyük kimseler için kullanılmıştır. “Hazret” mânâsına da kullanılır.)

*

(LEVHA: 24 Mayıs 1982… Çalkantılı ve mustarib değil de, belirsizliğe bakmanın karışık duyguları içinde, un yaymanın, daha doğrusu ipe un sermenin yorgunluğundasınız… Kafanızda kelimeler köşe kapmaca oynarken, mayışıyorsunuz, tükeniyorsunuz, bitiyorsunuz, sızıyorsunuz… Birdenbire bir ses: “Var-yok 126 tamam!”… Sıçrayarak uyandım!)… SALİH-(Mu’temed-Kendisine güvenilen. Kendinden emin ve ziyâdesiyle doğru, mustakim olan: 554= 1553: Istıfa-Seçme, ayırma, genişletme. Alacağını borçludan tam olarak almak. Kabz-ı ruh etmek, ruhunu ele geçirmek… Yevmiye: Ben hakkımı alırım… Yevmiye: Ben yalnız verdiklerinizi değil, verebilecekken vermediklerinizi de istiyorum!): 126: ADLÎ TIBB-(Yevmiye: Hukuk fakültesi’nde okurken, Adlî Tıbb dersi hususunda, o zaman Ayhan Songar’dan dolayı itibarına yorduğum muzib bir tebessümle, “Adlî Tıbb’tan yardımcı olabilirim!” dedi, gerek olmadığını söyledim!)… SANİYE-Su taşıyan deve. “Bedene”. (Üstadım’ın son şiiri, Zehir: Çocukken haftalar bana asırdı / Sonra saat oldu, sonra saniye / Derken beni yokluk ısırdı / Sonum yokluk olsa, bu varlık niye?): 126: MANDAL-Kıskaç. (Üstadım’ın Sakarya isimli şiirinden: Akrebin kıskacında yoğurmuş bizi kader / Aldırma, böyle gelmiş bu dünya, böyle gider / Bana kefendir yatak, sana tabuttur havuz / Sen kıvrıl, ben gideyim, son Peygamber kılavuz!)… LASV-Sövmek. Edebî icâd. (Las: Köpek. Isıran. Dişi hayvan, alıcı, kabul edici… Lâss: Hırsız. Sârık. “Beyinden” alan): 126: MAKİNE-Elektromanyetik dalgalarla zihin kontrolu yapan, “Telegram” cihazı.

*

(LEVHA: 24 Mayıs 1983… Hafif aralık bir gözkapağı… Dikkat edince, tam gelişmemiş bir kuş yavrusunun yayvan gagası oluyor… Uykuyla uyanıklık arası hâlde ve müthiş bir zevk istilası altında, bir yazı okuyorum: “Kuş gagasının bir ân yoğunluğunda dudağa benzerliği, CEM’den işarettir!”… “İşaret”ten sonraki “tir” ekini, ben içimden tamamlıyorum!)… LEB-Dudak: 33: BEL-Kemer bölgesi. (Akreb Burcu’nun işaretinde, simya’da “Ayırma-Seçme-Cem” safhası… Terazi Burcu’nda, “Süblimleştirme-Ulvîleştirme-Alîleştirme-Yüceltme; özleştirme” safhası)… ŞİFAH-Dudaklar: 387: FARUK-Hak ile bâtılı birbirinden ayıran. (Tasviye ve işe yarayanı kendileştiren, cem eden)… HATM: İnsan ve hayvan burnu. Kuş gagası. “Sonra, son. Ahir”: 649: MEHD-İ MUNTAZIR… MÜTACERE-Ticaret yapma. “İçe ve dışa doğru cihad etme”: 649: İRTİMAZ-Izdırab ve acı ile kıvrandırma. Remzetme. (Akreb, içte ve dışta, maddî veya mânevî, dost veya düşman, müsbet veya menfî, irca edilen veya irca olunan; bunların hepsi “mevzu ne?” çerçevesinde değerlendirilmesi gereken… Fransızların vaktiyle Cezayir’de yaptıkları bir atom bombası denemesinde, akreblerin etkilenmediğini duymuştum… Sıhhate derecesini bilmiyorum: Anadolu’daki eski kilimlerdeki akreb motifi, düşmanı-zıddı anlatıyormuş… Sümer-Akad efsanesinde “Akreb adamlar”, Dişi ejderha Tiamat’tan doğmuş, belden aşağısı akreb, belden yukarısı insan yaratıklar; aynı zamanda Güneş tanrısı Şamaş’ın ve Babil’in koruyucuları… Babilli kahraman Gılgamış, ölümsüzlüğü ararken, Akreb adamların da yardımını almış!)


Baran Dergisi 393. Sayı
 
 
 
 
 
 
 
 
 


Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.