Ölüm Odası B/Yedi: Besmele - Selâm - 232

Ölüm Odası B/Yedi: Besmele - Selâm - 232

Süryanice, BA’ME D’MORYO-Bismillah: 614: BÜYÜK DOĞU TAKDİM(İ)-Koskocaman, top şeklinde bir yumak gibi iplik iplik sarılı, kangal kangal bükülü, ilk ucundan son ucuna kadar üstüste devşirili; dışarıya doğru lif lif dağınık ve içeriye doğru kol kol toplu, muhitte nâmütehanî çok ve MERKEZ’de nâmütenâhi tek; ve nihayet GELMİŞ ve GELECEK zaman boyunca bütün eşya ve hâdiseler zeminini avlamaya memur bir FİKİR AĞI hâlinde düğüm düğüm çerçeveli bir manzume. Yekpâre bir inanış, görüş ve ÖLÇÜLENDİRİŞ manzumesi. İsmi de BÜYÜK DOĞU!

*

Süryanice, ŞLOMO CAMĞUN-Selâmun Aleyküm: 1482: BİAT-Bağlılığını, itimadını bildirmek. El tutarak bağlılığını âlenen izhâr etmek. (Piregen: Birlikte, beraber… Üstadım’dan; bir Hadîs’in manzum ifâdesi: Ruhlar iki saf asker, kin ve aşkı bölüşür / Bir olanlar elele, olmayanlar döğüşür!)… MARMARA-Karadeniz ve Ege Deniz’ini, iki denizi birleştiren deniz. (Haliç, Marmara’nın taşkınıdır… Süryanice, Naka-i Salih-Salih Aleyhisselâm’ın mucizesi, bir kayanın yarılarak içinden bir deve ve yavrusunun çıkması: 280: D’raco D’yamo-Süryanice, “Haliç Körfezi” demek… Süryanice, Rab Gayso-Kumandan: 280: Muan’an-An’aneli, senedli. Kimden kime haber verildiği, şâhid ve ravilerin isimleri ile bildirilmiş olan… Süryanice’den, Dahbo Bqino-Altun Boynuz. “Hâliç”: 91: Cezzaf-Ağ ile balık avlayan… Ramazan-Allah’ın ayı: 1091: Muhammed): 482: TIBAAT-Kılıç yapma sanatı. Kitab basma işi. (Nun: Bir harf. Balık. Kalem. Kılıç. Nur… Fely: Derin açan kılıç. Bit toplama. Şiirin ince mânâlarını çıkarma… Kılıç yapma sanatı da, bunları ortaya koyan sanatı yapma ki, varlığı Yaratan’ın marifetine uymak için yapılan)

*

BÜYÜK DOĞU’nun Takdim(i)-“KKM”: 1720: TEŞHİYE-“Gönlün ne isterse sana vereyim!” demek… FEHM-Ulu kişi: 720: HALİF-Arkadan gelen, birinin yerine geçen… DÜNYA Çapında Bir Hâdise-KKM’nin alt başlığı: 1053: DÜNYA Çapında Bir Halife… ABDÜLHAKÎM Koltuğu: 732: AHLÂK-Hissederek yapmak…  Süryanice, COBUDOYO-Pratik. Amelî. Cerrahî: 1043: HALİÇ KONGRE MERKEZİ… Süryanice, FRAQTİKO-Pratik. Ameli. Cerrahi: 707: FİKİR KAHRAMANI.

*

Birkaç not… Üstadım’ın, “Allah’ın Hakîm Kulundan Dinlediklerim” ismi yakışır ona ithaf eserinde, feyz alışını şöyle misâllendirir: Elini hangi fikir madenine değdirsen, karşına “dile benden  ne dilersen?” diye çıkan cin gibi, beni bulursun! (…) Süryanice, MSAYBRONUTO RABTO-Büyük sabır. (Yevmiye:  Allah  çektirmediği çilenin nimetini vermez. O çileyi çekebildiğin için veriyor, sevinmelisin!): 1191: NFASA-Süryanice, “tozunu almak” demek. (Her şeyin altındaki İslâm aslını ortaya çıkarmak; yenileyicilik bu!)… SÜLEYMAN-Babası Hâlid bin Velid gibi “Ebu Süleyman” namlı, ceddim Süleyman bin Halid Hazretleri: 191: MÜNTESİR-Saçılan, yayılan, dağılan. (Kamer menzillerinden “Nesre-Saçma, yayma”; Kef harfi, Allah’ın “Şekür-Şükürleri kabul eden” ismi ve Kürsî mertebesi ile ilgilidir!)… KAYIF-Bir kimsenin nesebini ferasetle bilen: 191: TEFTİŞ-Kontrol etmek. (Üstadım!)… Süryanice, MADNKO RABTO-Büyük Doğu: 718: QAŞATO-Süryanice, “Yay” demek. Süryanice Kusto’da, “Yay”… Süryanice, SAFRYONO RABTO-Büyük Doğu: 512: MEHDÎ Salih Mirzabeyoğlu.
 

“KÖKÜ MAZİDE OLAN ATÎYİM”

 
YAHYA Kemâl, bizim gençliğimizin içinde geçtiği “ilerici-gerici” tekerlemelerinin kendi devrindeki süresinde, şöyle bir beyit söylüyor: “Ne harabî, ne harabatiyim / Kökü mazide olan atîyim!”… ATÎ-Önde. Gelecek zaman. VAKIA Aşağıda. (Taht: Aşağı. Alt. Gelecek olan zamir… Zamir: Bir şeyi gizlemek. Hukukta, bir şeyin iç yüzü. Gizli olmak bakımından, “niyet, kalb ve vicdan” mânâsına da kullanılır. Konuşan, muhatab ve gaibe delalet eden ve bunların makamına kaim olan rumuzat harfleri ve harf terkiblerinin her biri. “Ben, sen, o” gibi, ismin yerini tutan kelime… Taht: Hükümdar’ın oturduğu büyük koltuk. Hakîm, her şeyi yerli yerince etmesi gerekenin koltuğu… Aklın, Kâinat’la örtüşmesi, beş “hasse-duyu”dan gelenlerle birlikte, tecrübeyle sabit olanlarla ilgisi, ister istemez hükmün köklerinin “aklı aşan”da olmasıdır!): 411: AYET-Eser. Nişân. Alâmet. Menzil, mekân. Kur’ân’ın her bir cümlesi, sistemi. (Kur’ân’da, gelecek ve olacak olanın, mazi sıgasıyla verilmesi; “olmuş, olacak, olabilir, olur” gibi insan idrakine hitab eden herşey, Kur’ân’ın deriliği olan Levh-i Mahfuz’da mutlak kesinlikle mevcuttur… Mazi: 851: Ruhamî-Mermerden yapılmış, mermerle ilgili. “Abdülhakîm Koltuğu’nu hatırlayınız!”… Ve, Üstadım’dan hâle dair: “Bu sahibsiz memlekette benim hâlim ne mi? / Ufuksuz ummanlarda düdük çalan bir gemi!”… Muhyiddin-i Arabî Hazretleri, şekil bahsinde, ses ve ahenk hakikatine bağlı herşeyin Kürsî mertebesinden geldiğini bildirmiştir… HA harfi, Allah’ın Ahir ismi Heba mertebesi ve Kamer menzillerinden “Deberan-Bozma” ile ilgili… Yengeç Burcu, yıldızı Ay, vücutta tesir yeri Göğüs-Karın, simya’da Deberan safhası… Vakıa’: Vuku bulmuş, mevcut hâdise. Hem geçmiş, hem de gelecekle ilgili, “rüya”nın rüyâ olarak birliği, hayâl. Meşakkat, musibet. Cehd, cihad. Kıyamet… Vakı’a Sûresi’nin birinci âyet meâli: “O mutlaka gerçekleşecek vakıa meydana geldiği zaman”… Beş ve altıncı âyetleri’nin meâli: “Dağlar iyice ufalanarak parça parça edildiği zaman / Bu sebeble onlar bir toz oluverdiği zaman”… Fizikte, herşeyin düzensizliğe ve sukûta meyli olduğunu ifâde eden “entropi” kavramı, İslâm’da “varlık alıcısı şekil” bahsi Heba’nın, aynı zamanda “yeni varlık alıcısı-sonra” mevzuunun hasrı dairesindedir… Son, bir gayelilik belirtir; kıyamet ve ölüm bu… Dirilik ve ölüm, Hayat’ın iki tavrı… Kıyamet ve ahiret; iki âlem… Vakıa’nın mânâları içinde, Allah’a ve kula âit hususlar var… Bir tarafta zorunlu varlık ve hükümleri, diğer tarafta “yaratılan-sonradan olan” varlık ve hürriyeti… Nath: İnatçı hayvan. Tos vuran hayvan. Başvuran hayvan. “Bunlar, nefsin hayvan mertebesindeki hâlidir!”… Hemze, Allah’ın “Mübdi’-Güzel Yaratıcı” ismi, İlk Kalem mertebesi ve Kamer menzillerinden “Seretan, yengeç-Nath, başvuran hayvan”la ilgilidir… Hayvan, hayat kelimesinden gelir; insan bedeni, ruhun tasarrufuna girmesi gereken beden!)
 

“ZAMAN BENDEDİR”
-MEKÂN BANA EMANET-
 

LEVHA: 20 Ağustos 1983… Tasarruf ediliyorum… Kıvranıyorum… Sağ yanımdan, sırtüstü hâle getiriliyorum… Gayr-i iradî bu hâlden sonra, şuurum yerinde ve gözüm açık… Baş gözüyle gördüğüm: Kafası sarıklı ve sırtında gri-siyah benzeri cübbesi olan bir adam, kitablığın bulunduğu ayak ucumda ayakta dikilmiş… Normal boyuna nazaran, ne kadar da iri görünüyor… Kanım, iliğim, kemiğim, ne varsa, bütün mevcelerimle cezbedilirken, heybetinden yanıp kül olacak vaziyetteyim… Dehşet, dehşet, dehşetler içindeyim… Siyah sakallı, hafif kemikli ve uzunca yüzüne bakınca, iki kaş arasına bakmam gereğini hatırlıyorum… Uzun, YAY gibi incelen kaşları… Unufak olmak üzereyken, korkuyla fırlıyorum… Elektrik düğmesine, korkudan basamıyorum… Pencereden, uzakta patlayan bir silâhın ışığını görüyorum ve sesini duyuyorum… Vücudum yerli yerinde… Peki olan biten neydi?..

*

Süryanice, HAGEG-Rüyâ görmek: 2007: EBEDD-Gövdeli, iri cüsseli kimse. (Rüyâda, rüyanın sureti mi?.. Rüyâ meleği mi?.. Hadîs: “Mü’minin rüyası, uykusunda Rabbi’nin kendisine söylediği kelâmdır!”… Biz, sırlarla dolu bir Kâinat’ta, bilinir ama görülmez Mutlak Meçhul Bir Zât’la, eserleri arasında , rüyânın rüyasını görüyoruz!)… Hepsi Süryanice kelimelerle, ebced tevafukları… HELMO-Rüya: 82: SYOĞA-Duvar. (Bir zaman Allah Sevgilisi’ne Peygamberliğin duvar şeklinde temsil edildiği ve duvardaki tek tuğlalık boş yerin, O olduğu; tuğlanın bir yüzünün Şeriat, öbür yüzünün Tasavvufa dairliği… Allah Sevgilisi, görülür, bilinmez; Allah’ın, İnsanın bâtınını bilinmez Zâtî sıfatlarından kendi sureti üzerine yaratması cümlesinden… Evveli bilinmeyen zaman Ezel ve sonrası bilinmeyen Ebed sırrının İnsan’da birleşmesi, “İnsanî Hakikat”in bir Yaratıcı sırrı olarak Allah’ta gizliliği; Ezel’den Ebed’e daim ve bâkilik sırrımızın kefaleti de burada!)… HADYONO-Önder. Rehber. Lider: 82: QALMO-Bit. “Nokta. Sıfır. On. Zirve”… DLOLO-Boşanma. Terk. Taşma. Kemer, icâd, tag, iz süren, çevreyi iyi tanıyan”: 82: OSYO-Hekim. “Hâkim. Hakîm”. (Varlığın hakikatine vakıf ve umumî mânâlarıyla tasarruf ehli, muhasebe sahibleri; ihtimâller âleminin mihrak noktasını, kendilerini tarif eden sıfatlar çerçevesinde yakalamaya çalışanlar. Bunlar, mesleklerinde mahir olanlar değil, o bilgelere mesned, raksettirenin “cinnî-gizli” sırrına yol bulanlardır!)… MLUO-Madde. (His azamız üzerinde bir takım muayyen ihsasat husule getiren herşey. Bir şeyi o şey yapan ve diğer şeylerle ilgi kuran şey. Enzim. Asıl, esas, cevher, maye… Muhyiddin-i Arabî Hazretleri, topyekün varlığın birliği hakkında, kesrette Vahdet’i İslâm cinninde işaretlemek üzere: “Zıtlar birleşseydiler, ebediyyen birbirlerinden ayrılmazlardı!”… Vahdet, insan düşüncesiyle bedahet hâlinde kabul edilir bir zorunluk hükmü; ama zorunluluğun Mutlak Hükümleri olmadığı zaman, gerçekleşmelerden o hükümleri çıkarmaya kalkmak, sayısız “Vahdet-i Vücud”a, neticede kesrette Vahdet hakikatine erilemeyeceğini gösterir… Malûm: “Mutlak tevhid mümkün değildir!”… İnsanın varlığı ise, izafeten; sözkonusu mânâ, Ezel’den Ebed’e, yoldur!): 82: MLUO-Mevzu. Bahis. Üzerinde durulan şey. Geçer olan, muteber olan, işlemekte olan, câri. Kabul edilmiş esas, ilk önce ele alınan fikir. Sağlam ve âşikâr hüküm… MEVZU’-“İstikbâl İslâmındır!”: 922: RİŞİTO-Önder. Lider. Rehber. Baş. Kafa.

*

TEVRAT- Musa Aleyhisselâm’a inen kitab. Bardak. Göz. “İdrak”. (Musa: Müz. Tecessüm eden suretler. Derin fikirler… Musa Aleyhisselâm’ın doğduğu sene, bir rivayete göre O olabilir diye Firavun tarafından 70 bin çocuk öldürülmüş; burada zikredilen İlâhî hikmet, öldürülen çocukların yardım için O’na avdet etmesi. Yaradılışlarındaki hâl üzere ve istidatlarıyla… “Demek ki Musa Aleyhisselâm, kendisi olduğu zannıyla öldürülenlerin mecmuu sayılır!”… Çocuk hikmeti, “çocuğun büyükte ve küçükte, bilhassa büyük üzerindeki teshiri”, bu teshirdir ki, onun teshirinde olduğunu bilsin bilmesin, ana babanın ona hizmet etmesi, büyüklerin sevmesi… Bunu, Müceddid bahsinde, zamanının bütün ulema ve ariflerine, isterse içlerinde kutub olsun, gelen varidatın “Müceddid-Yenileyici” sebebiyle olması bakımından işaretliyorum… Kelimullah: Allah Sevgilisi’nin, Miraç’ta Allah ile konuşmuş olması bakımından bir ismi. Musa Aleyhisselâm’ın bir namı… Musa Aleyhisselâm’da tecelli eden hikmet, ULVİ: Buna hikmetin O’na isnadındaki sebeb, Firavun’un kavmine “Ben sizin en yüce Rabbinizim!” demesi üzerine, Allah’ın “Korkma, şübhesiz sen alâsın!” buyurması… Yevmiye: “Cins kafa muhakkak kurcalayacaktır. Mücerretlerden mücerrede geçecektir. Ulâya doğru gidecektir. Bu gidiş arasında kafanın hudutlu olması müthiş bir ıstırabtır; ve bu cins kafanın bir nevi ıstırabıdır!”… ULÂ: Birinci, ilk, evvel… Ulâ-Şanlı, şerefli kimse: 101: Gusto-Süryanice’de “yay” demek… Mesih-İyi ve yeni yay. Gümüş parçası: 123: Şariruto-Süryanice, “hakikat” demek… Gusto-“Yay Burcu, Arabça ismi Kavs, unsuru Ateş, tabiatı Sıcak-Kuru, türü Bileşik, yıldızı Müşteri, vücutta tesir yeri Uyluk ve Kalçalar, cinsiyeti Erkek-Müessir, simya’da İbda-İcâd safhası: 101: Renyo Da’ctionuto-Süryanice’de, “gelecek plânı” demek!): 1007: BED’-İslâm içinde kazılan kuyu. Başlama. İlk… ENE-Ben. (Süryanice’de, Men?: Nereden?.. Ene Men?: Ben nereden?): 1007: EBED-İstikbâl. Sonsuzluk. Halidî… Süryanice, HELMONOYO-Rüyâ gibi: 154: MEHDÎ MUHAMMED… BANKA-(Takdim yazımın başlığı, Kaptan Kusto Müslüman. “Noktalı harflerle”: 302: Derviş Muhammed-noktalı harflerin ebcedi): 154: BÜTÜN FİKRİN GEREKLİLİĞİ.

*

Yevmiye: İSTİKBÂL İSLÂMINDIR!.. Ne güzel bir mevzuun var… Allah ne kadar ömür verir, daha ne kadar yaşarım bilmem. Ama senin bizim davamızda bir hayli hisse sahibi olarak görünmen lâzım… Zaten benim bir takdim yazım olacak… Bütün hüviyetin görünecek!.. (Bir hakikat: İnsan, hakikati vakıada ve varoluşta gerçekleşen bir “plân-proje”dir… Bu mânânın, âlâların âlâsındaki ismi, Resûller Resûlü “Allah Sevgilisi”nindir. MUHAMMED: 92: GUFO-Süryanice, “Balık Ağı” demek… Geçmiş, gelmiş ve gelecek, bütün hakikatleri ve hâdiseleri avlayan ve toplayan ağ; TAKDİM yazımın en merkezindeki mânâ… İSTİKBÂL İSLÂMINDIR: 980: ŞERİAT… TEŞRİ’-Yolu açık ve vazıh kılma. Şeriate isnad ve nisbet eylemek. Havuza su getirmek: 98: TEFERRÜŞ-Yayılma, serilme.)

*

Süryanice, CİTİDOYO-İstikbâl. “Allah nurunu tamamlayacak; kâfirler isteseler de, istemeseler de”: 439: ZADİQUTO-Süryanice, “Hak”. (Kâfirler ister galib görünsün, ister mağlub olsun, hakikati zıddından gerçekleştirenlerdir… Hakk: Allah’ın 99 güzel isminden biri. Varlığın yaradılışı ve bekasında zorunlu olan. İslâm. Bilginin hakikati için zorunlu olan. Her sabit ve doğru olan şey. Adalet. Hakikate uygunluk. Hisse ve pay. Selâhiyet. Vukuu vacib ve geleceği sübhesiz olan. Kıyamet… Hâk: Toprak. Sad harfi ve Allah’ın “Mümit-Ölümü yaratan” ismi ile ilgili mertebe… Hak: Orta. Merkez. Allah’ın Zât âlemi ile, Halk âlemi arasında)… Süryanice, D’NOQEF-Gelecek: 146: ALLÂME-Her ilimde ihtisas sahibi. Çok büyük âlim. Davası meşhur mütefekkir… Süryanice, HELMO DA’CTİDİTO-Gelecek rüyâsı: 916: FAZILE-Taşkın. İnsanda başkasına da sirayet edebilen huy, haslet. Aradaki ilgi sırrı, bir şifre, fertte toplu topluluk hakikati olarak, ismi BÜYÜK DOĞU, bir anahtara bağlıdır; sahibinin elinde… RENYO DA’CTİDİTO-Gelecek plânı: 1101: GUSTO-Lezzet. Tad. Zevk. Hakikat yayı. “İmân, zevken idraktir!”. (Süryanice, Renyo-Plân: 267: Muavvezetan-Kur’ân’ın son iki Sûresi Felâk ve Nas… Yevmiye: “Yatarken Felâk ve Nas sûrelerini oku, aç karnına yat! Bakalım Allah ne gösterir!”… Ulum-u Hâfiye-Gizli ilimler. Ancak veraset-i Nübüvvet muhakkiklerince veya bir kısım hakikatlerin esrarına vakıf olanlarca bilinen ilimler: 841: Ruhum-Mermer… Fransızca, Mer-Mer: İki deniz… Rahman Sûresi 19. âyet — Meâli: “Kararsız – Taşkın, iki deniz birbirine kavuştuğu zaman”: 1145: Suadî-Topalak otu. Kust. Arab şâirlerinin mecazen “Aşık” için kullandıkları bir isim… Rahman Sûresi, 20. âyet meâli: “Ama aralarında birleşmelerine engel bir perde var!”… Perde: Her şeyle herşey arasında… Perde: Berzah… BE harfi, Allah’ın Lâtif ismi, “Cinn-Gizlilikler, gizliler” mertebesi ve Kamer menzillerinden “Mukaddem min-ed delâl” ile ilgili; öne alınmış delil, TAKDİM’le… Ebced ve ilm-i cifr’in malûm bir düsturu, tevafuktur; bir şeyin, meselâ bir tarihin –sayının–, filân kelime harflerinin toplam sayısı ile aynılığının doğurduğu “uygunluk-tevafuk”… Yahut, iki kelime mânâlarının aynı sayı tevafu ile doğan birlikte, tevafuku; bu tevafuk, mânâ uyumlarından doğan bir bir mânâ veya zıd mânâlar-zıddıyet olabilir… Sayı, Allah’ın varlıktaki sırlarından biridir; müşahhas veya mücerret mânâ karşılıkları sayılar, nesne karşılığı, nesnede gizli bir suret gibidirler. Ebced ve Cifr hesabı da, bir ilim; gizlilik ilmidir… Gizlilik ilmi cümlesinden, tevafuklar, tevafuk anahtarı ile bulunanlardır; Kur’ân’ın gayb esrarı da böyle!)… SABRO DA’CTİDUTO-Gelecek umudu. (Tedaisi, askerlik meselem konuşulurken bir bahis, Yevmiye: “Efendi Hazretleri’nin yakınlarından bir Sabri Bey vardı, Albay; aşkımın hedefi!”… Süryanice, Noguro Albay-Albay Sabrî: 1312: Mirzabeyoğlu… Süryanice, Nagir Ruho Amiro: Mirza Sabrî… Nagir Ruho Amiro-Sabrî Mirza: 1739= 740: Mütefekkir): 1103: FEVZÎ-Kurtuluşa âit… Süryanice, YUBOLO-Gelecek kuşak. Gençlik: 60: SİN-Bir harf, ebcedi altmış. İnsan.
 

Baran Dergisi 418. Sayı


Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.