Ölüm Odası B/Yedi: Elimde Mühür (Sırtımda İstikbâl) - 281

Ölüm Odası B Yedi 08.10.2015, 10:38
Ölüm Odası B/Yedi: Elimde Mühür (Sırtımda İstikbâl) - 281

LEVHA: 21 Nisan 1986… NESİBE Zeyn-Âb Hanım, bana “Yaz… 21 defa… Hem şehîd mi ne olursun!” diyor… Bunu söylerken uzattığı bir boşanma kâğıdı… Sonra Sabriye Hanım’a dönüyor!..

*

Süryanice, KTİBTO-Yazı: 838: ETEQTEL-Süryanice, “Şehîd”… SEFER-Yolculuk. Muharebe. Harb. Harbe hazır bulunma hâli. Def’a. Kerre: 340: RAKM-Yazmak. Mühür yapmak… HATM-İ HACEGÂN-Hacegan Mührü: 1721= 722: ABDÜLHAKÎM KOLTUĞU… Hacegân silsilesi’nin 21. büyüğü: DERVİŞ MUHAMMED… Süryanice, ETEQTEL “Derviş Muhammed”-Şehîd Derviş Muhammed: 1450= 451: SALİH Mirzabeyoğlu… AYDO TAVFO QUDUQLOS SOHDO?-Süryanice, “Kim seferî şehîd?”. (Şehîd, “şâhid”in mübalâğalısı… Aydo-Kim: 21: Qonunoit-Süryanice, “Adlî”… Süryanice, Aydo-Ne?: 21: Avdi-Süryanice, “İmân etmek”… Süryanice, Cazi-Tahammül: 21: Avdî-Süryanice, “Şükretmek”… Kıpçak dilinde, Vida-Veda. Ayrılık. “Allah’a ısmarladık. Nurbat. Tekâmül”: 21: Dahbo-Süryanice, “Altun”… 1986 senesinden 20 sene evvel: 1966: Üstadım’ın İlk Konferansı’nı dinlediğim sene… Rüyâ’da gelen mânâ: Üstadım, hapiste iken “Velilerin hayat hikâyesi”ne benzer 10 ciltlik bir eser plânlamış. Hapis’ten çıkınca 1. ciltte kalmış. Bu kitab’ın ismi, “20 Sene Beraber”; okurken, okuyor muyum, ben mi yazıyorum anlamıyorum… 21. sene; talâk… Talâk: Boşanma. Terk. Atın sıçrayıp kalkması. Tarik, yol. Mesafe, gitmek. İcâd. Köprü. Kemer… Süryanice, Cbodo-Fiil. Hareket. Seferî. Aksiyon: 21: Cido-Süryanice’de, Bayram): 720: HİLAFET-Nasbetmekle değil, vehbî. (Şâhid’ten, Yevmiye: “Hiç kimseye hiçbir şey borçlu değilsin!”… Şatranc-ı Urefa’nın da bir karesi olan, altında “sohbette iz süren” mânâsında Sohbet-i Seg, üstündeki karede Safa bulunan, İstiğna karesi: İhtiyacın ve karşılığının Allah’tan geldiğini bilen, izzet ve celâli, azamet ve tekebbürü bu hâlden olan)… 21. URFO ETEQTEL-21. Seferî Şehîd. (Cedîd-Yeni. “Yenileyici”: 21: Düve-Sığır yavrusu… Sevr-Sığır. Boğa. Boğa Burcu: 706: Fikir Kahramanı… Sefere-Yazıcılar. “Nesre. Arş altı Kürsî mertebesi”: 345: Müfekkire-Düşünme gücü ve kuvveti… İmâm-ı Rabbanî-“Mehdi’yi Hamil Tıla-i On Farisî’nin ilki”: 345: Alemdar… Hamil-Sahib, hamle eden, yüklenen: 78: Hakîm-Herşeyi yerli yerince eden. On “Farisî-Süvari”nin onuncusu… İbda’-İcâd. Benzersiz oluş: 78: Hikemî-Hikmet ve düşünceye dair): 1151: MEHDÎ MUHAMMED… Arabça, UKTUB IHDA VE IŞRİNE MERRA VE TUSİRU ŞEHİDEN EV ŞEYEN KEHÂZA-21 sefer yaz, şehid mi ne olursun!”: 3100: KAF harfinin ebcedi; bu harf, Allah’ın “Muhit-Etrafıyla kuşatan” ismi, Arş mertebesi ve Kamer menzillerinden “Zira’-Tohum eken”e işaret eder… MİAT-Yüz sayıları: 1441: TAHATTÜM-Allah’ın ariflerin kalbine vurduğu mühür… MÜKAŞİF-Keşifte bulunan: 441: KISAKÜREK.

*

NESİBE ZEYN-ÂB. (Nesib-Asil kadının vasfı. Kasidenin aşıkane mukaddimesi: 122: Syomo-Şehîd… Ahil-Erkeği olmayan kadın. Fevkinde kimse olmayan yüksek padişah. “Vehbi. Müennes. İşiten. Hisseden”: 106: Hablullah-Allah’ın ipi… Süryanice, Tibeloyo Hudo Ftusis-Dünya Çapında Bir Hâdise. “Takdim yazımın alt başlığı”: 106: Azul Pijama-Portekizce, “Mavi gecelik”… Mavi, “Kelime-i Tevhid”in nuruna işaret eder… Kah-Sultan: 106: Ambuno-Süryanice, “Kürsî”… Zeyn âb-Hoş su, saf ve temiz su, mavî. “Arvasî ile aynı ebcedte, ezrak”: 71: Küna-Kuşatan, çit… Süryanice, Som-Arzetmek: 2106: Traqlino Foturuto-“Ölüm Odası”… Ahillâ-En sadık dostlar: 633: İstişfa-Madeni eritip hâlisini almak): 1197: MENKABE-Büyük kişilerin hayat hikâyesi. Velilerin menkıbelerini anlatan kitab. (Alt başlığı “Altun Silsile” olan “Başbuğ Velilerden 33” isimli Üstadım’ın eseri… Hatm-ı Hacegan-Hacegan mührü: 1721= 722: Abdülhakîm Koltuğu)… Süryanice, B’GAV KUSOYO-İçinde gizli: 197: KITTAY-Karaçay Malkar Lûgatı’nda, “Horoz”. (Ebu Süleyman: Hâlid bin Velid ve oğlu Süleyman’ın, “Kabadayı” anlamında bir namı… Karaçay-Malkar Lûgatı’nda, Sır-Ünvan, namus, haysiyet: 270: Sır-Aynı Lûgat’ta, “Soy, nesil”… Sır-Aynı Lûgat’ta, “Kuşatmak”: 270: Sır-Aynı Lûgat’ta, “Seyrek dikmek”. Terzi, hayat, davet, yılan… Levha: 16 Aralık 1985… Zeyn-âb’ın söylediğine göre, Tekel’de bir kitab hazırlanıyormuş… Mevzu, Tekel’deki kabadayılar… Kitabı hazırlayanı tanımıyorum… Ve yine Zeyn-âb’ın naklettiğine göre Tekel’de ilk kabadayı imişim ve Tekel’e kabadayılığı getiren benmişim… Kitaba göre… Tek-el: 451: Salih Mirzabeyoğlu. “Ebu Süleyman”… Kıpçak Lûgatı’nda, Tan-Mucize. “Oniki sığır yavrusundan biri mucize beyanıdır!”: 451: Tahtim-Mühürleme. Tamamlama… Derviş Muhammed Ebu Süleyman: 812: Şah-ı Nakşibend-Altun silsilenin 16. büyüğü… Büyük ebcedle, Derviş Muhammedî 442 mührü: 1296: Kiyan-ı Hora-Kızıl ağaç yıldızı. “Mirruh”… Kiyan: Yıldız. Tabiat. Kefil olma… Kızıl renk: Merih yıldızı ile alâkalı ve tuğra ismi Allah olan Zât’ın, isminin nuruna işaret eder, bu bakımdan da “Celâliyye” diye anılır… Muhyiddin-i Arabî Hazretleri, Kiyan-ı Hora makamına, “Hükümdarlık Makamı” der ve bildik soydan Hükümdarlığın onun “fer’i-dalı” olduğunu belirtir… Levha: 31 Temmuz 1992… Sevilay Şadoğlu Hanım, “Salih Mirzabeyoğlu Hükümdardır!” diye bir yazı okuyor… Yazının altında da, yazının sahibinin imzası: Necib Fazıl)… SANVAN-Kaftan: 1196= 197: MANZUR-Gıpta edilen. Bakılan, beğenilen.

 *

TALAK-NAME-Boşanma kâğıdı. Padişah fermanı: 236: NASUS-Nasslar… ERİKE-Taht. Koltuk: 236: KAMUS-Arslan. Esed. (Kamus: Derya, deniz. Denizin ortası, derin yeri. Büyük Lügat kitabı… Lûgat-ı Arabî: Tâbir Lûgatı… Lûgat-ı Salihun’u hatırla!)… MUKMENE-Lâyık ve münasib olacak yer: 235: KERYE-Tam olmak, tamam olmak. (Karya: Eski devirlerde Bursa ve Balıkesir bölgesinin adı)… Abdülhakîm Koltuğu’nun yan mermerlerinin birinde yazılı olan şehir, ESKİŞEHİR: 596: FRİŞO-Süryanice, “Hür. Boşanmış”… Diğer yandaki mermerde, BURSA: 4299: DERVİŞ Muhammed. “En büyük ebcedle”… ESKİŞEHİR + BURSA: 4895: TAHFİTO-Süryanice, “Yüz sayıları”. (Miat-Yüz sayıları: 441: Tahattüm-Allah’ın ariflerin kalbine vurduğu mühür… Necib Fazıl Kısakürek: 1441: Salih Mirzabeyoğlu)… FÜTÜHAT-Fetihler. Zaferler. (Boşluk: Fetih… Bomboş Devir: Fetih Devri): 895: ZAMİME-Ek, ilâve. Arttırma, katma, ekleme. (Cedîd-Yeni, yenilik: 2021: Rahman Sûresi’nin 20. âyeti)… MÜNHARİT-Bir yola sülûk eden: 1899: MÜSTEKŞİF-Keşfetmeye çalışan… FEVZÎ-Bolluk ve berekete âit: 1900: TAYOYO NOQLORO KUSTO-Süryanice, “Kaptan Kusto Müslüman”… Süryanice, KTOBO D’DULOLO-Talâknâme: 600: TAKANNÜN-Kanunlaşma. Değişmez hâlde, kat’i olarak belirme… KAŞR-Bir şeyin kabuğunu soyma. “Tecrid”: 600: TAAKKUL-Hatırlama. Akıl erdirme. Hatıra getirme… HIZIR-Kur’ân’da bahsi geçen ve Peygamber mi değil mi diye tartışılan, “âb-ı hayat” suyunu bulup içtiği için ölümsüz olduğuna inanılan ve darda olanların imdadına yetişen Hızır Aleyhisselâm’ın isminin mânâsı, “Yeşil olan”dır. (Hudara: Yeşil. Mavi. Allah için, Allah aşkına): 600: MÜREFREF-Yeşil elbise. Sürü sürü, dal dal. Dalları sallanan lâtif ağaç. Şecere. İnce, nazik kumaştan elbise. (Sin harfi-Allah’ın “Muhyî-Hayatı ihya eden” ismine, Su mertebesine işaret eder: 60: Yubolo-Süryanice, “Silsile”… Bolu Dağı: 1059: Mehdî… Levha: “…” Mayıs 2006… Birinin önünde “Münşeat-Önsöz, Bayramlık” isimli kitab var, ona bakıyor. Sonra kitabı kapatıp, “Salih Mirzabeyoğlu’na Bolu Dağı Kaftanı giydirildi!” diyor. — Neslihan Erdiş… Yeşil renk: Allah’ın “Hayy” isminin nuruna işaret eder. Yengeç Burcu yıldızı Ay’la ilgilidir; vücutta tesir yeri kalb ve kemer bölgesi-karın, simya’da Deberan safhası)

*

RÜYA’nın görüldüğü tarih: 21 Nisan… BOĞA BURCU: 21 Nisan, 20 Mayıs arası… Öncesinde KOÇ Burcu, sonrasında YENGEÇ Burcu var… 9 Mayıs 1950 doğum tarihim: 22 Receb 1369… Arabî Aylar’ın 33 senede bir devrederek aynı aya gelmesi hasebiyle, ikinci devir: 1369 + 66= 1435 Hicri. (Yıl olarak, Cezaevi’nden tahliyem)… Receb: Azametli, heybetli. Celâlî. Mübarek üç aylardan birincisi, Arabî aylardan yedincisi… RECEBÎ Salih Mirzabeyoğlu: 666: ITKNÂME-Azad vesikası. Tecelli. (20 yılın sonrası da Takdim yazımda)… SEVRET-Hükümdarın şiddet veya kudreti. Sistemlilik. Tezlik. Çabuk seziş. Hiddet, öfke. Hücum: 666: ÜSTÜRE-Ustura. Mu’sa. (Musa: Müz. Derin fikir. Suretler)… TENVİR-Bir şey hakkında bilgi verme. Aydınlatma: 666: TESEVVÜR-Yüksekten aşağı inmek. (Yevmiye: “…” fikre de kıymamak lâzım, bende en dikkat edeceğin şey bu: Ben indim, biraz fazlaca indim!)… SAHV-Ateş ve ocaktan kül çıkarma. (Sahve: Ayılma, ayıklık, aklı başında olma. Kendinden geçme hâlinin sona ermesi, his âlemine dönmek… Sahve: En yüksek dağ. Su menbaı. Atın sırtı, murad-ı mühür): 666: ZAMURUTO-Süryanice, “Gri”. (Gri renk, renler içinde, “renksizlik” olarak vasıflandırılır, “abranî-gözyaşı döken” de denir… Gri renk, Müşteri yıldızı ve Allah’ın “Kahhar” ismine işarettir… Müşteri yıldızı, Yay ve Balık Burçları’nda bulunur)

*

TALAK: Atın sıçraması ve kalkması… Süryanice, 21 ZBATO QAYTO-21 defa yaz mevsimi. “Yaz”: 1838: 21 İSTİKBAL MÜHRÜ. (Ön tarafımız, görebildiğimiz; her ân mazi olan hâl… Arka tarafımız, sırtımız, göremediğimiz; istikbâl… Hani Nasreddin Hoca’nın eşeğe ters binişindeki hikmet… Bazı Doğu dillerinde de, hem kelime, hem de konuşmada, işaretle “istikbâl” mânâsına arka taraf işaret edilir… Bizde, “arkadan gelecek” denirken, “sonra” mânâsının içinde, oraya nazaran gelecek olanın “istikbâl” olduğu da var… Yirmibir: Derviş Muhammed… Mirzabeyoğlu: 1302: Derviş Muhammed. “Noktasız harfler”… Allah Sevgilisi’nin sırtında, iki kürek kemiği arasında ve sağ omuza daha yakın, kırmızımtırak, güvercin yumurtası büyüklüğünde bir “ben-mühür” vardı… Ve kullandığı mühür… Hazret-i Ömer’in oğlu Abdullah bin Ömer Hazretleri: “Allah Resûlü’nün gümüşten bir mührü vardı. Ömürleri boyunca mübarek ellerinde kaldı. Sonra Hazret-i Ebu Bekr’e, daha sonra Ömer’in eline geçti. En sonra Hazret-i Osman elinden ERİS isimli bir kuyuya düşürdü!”… ŞUKUR-Çukur. Kuyu. “Hakikat”: 612: Derviş Muhammed… Eris: Akıllı. Zeki. Uyanık. “Eriş”… Eras: Başı büyük kişi. “Üstadım’ın Bahriye Mektebi’ndeki lâkabı, Koca kafa”… Eres: Çiftçi olma… Ers: Ekmek… Ers: Gözyaşı. Abranî. Gri renk. “Bütün renkleri içinde barındıran”… Süryanice, Yubolo-Gelecek kuşak: 1060: Büyük Doğu)… 21 ZAHNO SUHLUFA QAYTOYO-Süryanice, “21 defa yaz mevsimi”. (Zahno Suhlufo Qaytoya-Yaz mevsimi seferi: 705: Hâbnâme-Rüyâ Kitabı. “Alt başlığı Ufuk ile Hafiye olan, 17 Ağustos’da başlayıp, 16 Ağustos’da biten Tilki Günlüğü”… Ahlat-ı Erbaa’da, Yaz mevsimi: Mizaç, hafakanlı. Unsur, ateş. Renk, sarı. Nitelik, sıcakkanlı. Yaş, gençlik. Rüzgâr-rih, Doğu. Burçlar, “Yengeç, Aslan, Başak”. Vücutta, belden üstü): 7726: DERVİŞ MUHAMMED SEMERKANDİ-442 mührü. “En büyük ebcedle”… ABDÜLHAKÎM KOLTUĞU. “Eris Kuyusu”: 1732: MEHDÎ Salih İzzet Erdiş… 21 ZBATO SUHLUFA QAYTOYO-Süryanice, “21 defa yaz mevsimi”: 1050: ALOHO-Süryanice, “Rab”. (Da’va Cetveli’nde Rab, Re harfi ile gösterilir ve sayı değeri 202’dir… Re harfi, Allah’ın Musavvir ismi, 5. Sema mertebesi, Kamer menzillerinden Gafr’a işaret eder)… Süryanice, MADQE-Havanda dövmek. İçinde çeşitli şeylerin dövülüp ezildiği, tahta, maden ve taştan yapılan çukurca kab. (Havan-Aslan: 657: Tenaver-Etine dolgun… Yevmiye: “Efendi Hazretleri, biraz –torunu– Taha’ya benzer; etine dolgunca!”… Mütevari-Gizli. Saklı. Bir şeyin arkasına veya altına çekilerek saklanan. “Arka: Sırt. İstikbâl. Takdim yazımın üst başlığı. Alt: Taht. Derinlik. Takdim yazımın alt başlığı”: 657: Terezzün-Vakar gösterme. Haysiyet): 51: QLODO-Burun halkası. “Her delik nesne. Mahzum”. (Mahzumoğulları: Hâlid bin Velid’in mensub olduğu Kureyş kabilesi)… Kıpçak Lûgatı’nda, MEY-Beyin. (Beyin: 62: Mehdî): 1051: CULBONO B’FUTUSİS ŞUHODO-Süryanice, “İfrat hâlde tecrid”. (Üstadım’ın Dostu, Muhîb Işıklar: İslâm, kılı kırk değil, kırk bin yarmanın rejimidir. Düşün ne zor Allah’a karşı hâlimiz!)

 
SARAHAT - BEDAHET

 
Süryanice, KTİBTO-Yazı: 838: ETEQTEL-Süryanice, “Şehîd”… 21 Kere Yaz… 21 ŞEHÎD: 21 x 319= 6699: SARAHAT-Sarih olmak, zâhir olmak. Kaymağı alınmış süt. (Sarih-Açık, belirli, aşikâr. Saf ve hâlis olan: 308: Arvasî… Zalim-Kaymağı alınmadan içilen süt: 980: Teşri’-Yolu açık ve vazıh kılmak. Şeriate isnad ve nisbet etmek. Kanun vaz’ ve tenfiz eylemek… Dikkat: Hadîsler, Kur’ân’a nisbetle neyin ne olduğunu gösterdiği için, bize daha kıymetlidir. Evliya kelâmı da, onların hakikatlerine isnad ve nisbet olunmakla, sarahat bakımından daha da kıymetli. Sütün kaymağı kıymetli olmakla, aslında sütün kıymetini göstermekte; ve Kur’ân’ın “Vazıh bir beyan” oluşu da, derinleştikçe vazıhlığına şâhid olana… Felâh, “dindeki gizliliklerin açık edilmesi” mânâsına gelir… Şah-ı Nakşibend Hazretleri: “Şer’i, istidlâlî ve nazarî ilimlerden murad, dindeki gizliliklerin açık edilmesidir. İcmâl yollu olan marifeti tafsile getirmek ve nazariyattan zaruriyata çıkarmak; bâtın yolundan murad da o!”… Yine veli sözü: “İlim dilden dile gelir, ilhâm ise gaibten kalbe; yâni ilmin sahibi Allah’tan!”… İmâm-ı Rabbanî Hazretleri: “Tasavvuf ehlinin yüksek ölçülerinden biri olarak âlimler, İslâm akidelerinin en basit bir meselesi üstünde bile akıl cebhesine karşı tereddüt ve şübheden büsbütün kurtulamazlar. Zira o meseleler nebilik feyz ve nurundan alınmıştır. Peygamberlik tavrı ise aklın ötesindedir. Zâhirî beş hassenin akıl işinde tesiri olmadığı, yâni aklın gördükleri zâhirî idrak âletleriyle anlaşılamadığı gibi, Şeriat ölçülerinin mahiyetleri ve üstünlükleri de akılla kavranamaz. İlim akla bağlıdır, bu yüzden kâfi gelmiyor… Allah Resûlü’nün Hak’tan getirdiği ve bildirdiği şeylerin hepsi, bütün hâlinde bir bedahet teşkil eder; İDRAK KUVVETİ’nin manevî marazlardan ve kötü illetlerden uzak olduğu nisbette de bedahete yaklaşılır!”… Sarahat’e, metanete!)… SARİH-Kurtaran, meded veren, imdad eden. Kendisinden meded beklenen. Meded isteyen: 900: ZI harfi, Allah’ın AZÎZ ismi, Madenler mertebesi ve Kamer menzillerinden “Kurban kesen, boğazlayan”a işaret eder; akreb’e, yakınlığa. (İnsan, bedeniyle hayvan cümlesinden; izzeti, “gözü, kulağı ve kalbi” ile “Mutlak Fikrin Gerekliliği”ni idrak ve iradî davranışı yönünden… Bunun aksi, fıtratı üzere yaşayan hayvandan “bile” aşağıda olmak; mahlukun efendiliğinden, hayvanın aşağısına… Bu hüküm, Kur’ân’da sabit… Hadîs: İnsanlar, altun ve gümüş gibi MADENLERDİR. Cahiliye döneminde hayırlılarınız, İslâm devrinde Müslüman olduktan sonra Fakih olurlarsa, en hayırlılarınızdır… Maadin-Madenler: 3166: Rahman Sûresi 19-20. âyetler. “Meâl: Allah iki denizi salmış birbirlerine kavuşuyorlar / Aralarında birleşmelerine engel bir perde var”… Bir şeyin diğerine sirayet ve nüfuzu, sirayet eden şeyin sirayet edilenle perdelenmesidir… Süryanice, Metalun-Madenler: 3525= 528: Seyyid Taha Cizro + Seyyid Fehim Arvasî + Seyyid Abdülhakîm Arvasî + Necib Fazıl Kısakürek + Salih Mirzabeyoğlu)… Süryanice, TAYOYO MALOHO KUSTO-Müslüman Kaptan Kusto: 699: HUDOSO MCALYO FULUTİYA-Süryanice, “Bomboş Devir”. (Boşluk, “Fetih” demek; Salih Aleyhisselâm’da tecelli eden “Fütuhî” hikmeti hatırla!)… HE Harfi; Allah’ın “Bais-Elçi gönderen” ismi, Levh-i Mahfuz mertebesi, Kamer menzillerinden “Butayn-Batin”e işaret eder; Batınlık, Kalıb-Beden, Kalıb’ın aynına. En büyük ebcedi, “Sarahat”le bir: 705: HAMSE-Beş. Penç. Bir elin parmakları ve sayısı. (1987’de yaptığım, serçe ve yüzük parmağı görünmeyen “Yürüyen El” resmim; Orta parmak, şehadet parmağı ve başparmak… Vusta + Şehadet + Mehd. “Üç parmak”: 1199: Ebu Süleyman-“Horoz”… He harfi, “Allah” lâfzının sonundaki “Hu-Hüviyet” ve zikirde nefes harfi!) 
 

ŞİİR İDRAKI
(AKLI EKSİLTMEK)

 
TAHAFFÜF-Hafiflik. Hafiflemek. “Aklı eksiltmek”: 1160: ASA-Yol gösteren. Ayıran. Furkan… İngilizce, BLUE PYJAMAS-Mavi gecelik. “Kelime-i Tevhid Nuru”. (Kara-Sırt. Arka. İstikbâl. Gece. Siyah: 302: Mirzabeyoğlu… Siyah, Zühal yıldızı ile alâkalıdır. “Bu yıldız, Oğlak-Cedî Burcu’nda görünür, simya’da Mayalandırma safhası”; ve, Allah’ın “Kayyum-Herşey O’nunla kaim” ismine işaret eder, ululuk rengidir): 160: FİSİ-Süryanice, “Ruhî”… SUFH-Akıl ve ilmin zayıf olması. (Sufh: 154: Mehdî Muhammed): 740: MÜTEFEKKİR… Arabça, KERAMET-ÜL KİTABİ HATMÜHÜ-Hadîs. “Mektubun ikramı mühürlenmesidir. (Eskiden, biten mektubun altına, “tamam, bitti” mânâsına, Mim harfi koyarlardı… Mim harfinin ebcedi, Receb ayında kendilerinde çeşitli tecelliler ve zuhuratlar görülen Recebiyyun taifesinin sayısı ile aynı: 40… Mim harfinin Süryanice’de üstüne nokta koyulunca, ebcedi: 400: Taht-Alt. Kürsî. “Abdülhakîm Koltuğu”… Dedi ki: “Yazının sana dönük yüzünü okuyorsun ama, marifet sana dönük tarafını değil, arkasını okumakta!”… İçyüzünü… Hatm: Son. Mühür… Allah’a şükürler olsun, Takdim yazımın ön yüzünü sarahatle okuduğumun hediyesi mühür, arka yüzünü de aynı sarahatle okuduğumun delili olarak geldi: Derviş Muhammed-442): 2160: FİSİ-İbranice, “Ruhî”.

*

İMAM-I RABBANİ Hazretleri: “Bedahete yaklaştıkça, fikir ve delil kıymetten düşer, lüzumsuzlaşır. İdrak kuvvetinde fikir, nazar, delil ve isbat, ancak illetin vücudu ve marazın tezahürü zamanında olabilir!”… İmâm-ı Şâfi Hazretleri: “İmân tam olduğu zaman isbat yoktur!”… “Bedahet-Apaçık” bilgi bahsine tatbik ediniz… İmânı tam olan ve bedahet olarak gören; bu onun kendine… Fikir ve delil ileri süren ve bunu beyan eden, kendi hallettiği bir marazın tâbirini duyurmakla, hem iddia sahibidir, hem de “hakikatin hakikati kimde?” davasına muhatabtır. Onun muhatabı da, hem ortaya çıkıp, hem de “Benim imânım tam!” diyerek abuk sabuk konuşan ve doğru dürüst fikir serdedemeyen değildir; zaten onun dilini tutmayıp konuşması, kendi kendine çelişki hâlindedir… Hem imânı tam, –yarım imân olmaz, bu ayrı mesele–, hem de Kâmil insan sıfatıyla konuşan ise, kendi marazını gösteriyor değil, karşısındaki muhatabın marazını gideriyor olmakla, İmâm-ı Rabbanî Hazretleri ve Şâfi Hazretleri’nin sözleriyle çelişki hâlinde değildir; nitekim onların sözleri de, birilerinin marazlarını giderici… Mesele, İnsan ve Toplum meselelerinin halli hâlinde bir davaya dönünce, bu, “işi ehline verin!” davasına kadar döner ve o işin Kâmili’ni ister… Aklı eksiltmek bahsinde de şuna dikkat: Mesele “akıl yürütmeyi bırak!” demeye gelmez. Nasıl ki cebindeki para altuna tahvil oluyor, bunun gibi aklın ruhîliğe tahvili, sarih görüş ve bedahet hâlinde görmenin, onun yerini almasına dairdir… Meselâ İmam-ı Gazalî Hazretleri, kendi marazının hallinden sonra, artık bırakılmasını söyler… Burada iki hikmet doğuyor: Birincisi, meselâ mesele bitki, “bu da bitki, bu da bitki” diye, bitkiyi öğrenme ve tanıtmaya kalkmak saçmalığı. Nakarat hâlinde sürer gider. “Bu da bitki mi?”; bu ayrı bir meseledir. İkincisi, kendi marazının hallinden sonra, bunun beyanında ilgili yakışanların serdedilmesi, lüzumsuz değildir. Bulunduğun Sarahat ve bedahetten başkasının marazına tedavi için iniş de bu cümledendir; kendi için değil, senin için iniyor… İslâm’da gaye, duran bir şey değil, sürekli yenilenen, yenilenmeyi isteyen; rayına oturmuş trenin sürekli hareketi, onun raya oturtulmuş olmasıyla bitmiyor, o gayenin gayesi, gidiş içindi…

*

“HİÇ öyle şey olur mu?” kabilinden tehdit ve korku vermek üzere düşmanlara hitab eden ve Müslümanlara cesaret aşılayan NAHL Sûresi’nin 45, 46, 47. Ayetleri’nin meâli: Kötü işleri hile olarak kurmuş olan o kimseler, Allah’ın kendilerini yere batırmasından veya hiç fark etmedikleri bir yerden azab gelmesinden korkmaz mı oldular? / Veya dönüp durmalarında onları yakalayıvermesinden. Ki onlar asla kaçabilen kimseler değildirler / Yahud’da “tehavvüf” üzere onları yakalamasından. Gerçekten sizin Rabbiniz elbette Rauf’dur. Rahim’dir.

*

HAZRET-İ Ömer, Nahl Sûresi’nin sözkonusu âyetlerinin tefsirini yaparken, “tahavvüf-peyderpey korku vermek” kelimesinin –ki bir tehdit oluşuyor–, farklı bir mânâsı olduğunu, bunu bilip bilmediklerini oradaki Sahabîlere soruyor: “Siz buna nasıl bir mânâ veriyorsunuz?”… Kelimenin “havf” kökünden geldiğini ve “peyderpey korkutmak” demek olduğunu söylüyorlar… “Başka bir mânâ veren yok mu?” sorusuna, Hüzeyl Kabilesi’nden yaşlı bir ihtiyar, “Ey Ömer! Biz bunu, tenakkus-eksiltme mânâsında kullanırız; yani peyderpey eksiltmek!”… Hazret-i Ömer, “şâhidin var mı?” deyince de, “Şâirimiz Ebu Kebir El-Huzelî’nin bir beyitidir!”… Devesini anlatan o beyit: “Uzun yolculuklar devenin hörgücünü  noksanlaştırdı / Aynen törpünün ok ağacını yiyip bitirdiği gibi!”… (Elma: Bir meyve. Kertmelik… Elma: Çok koyu gölge. “Asılla var olan, asla bağlılık”… Elmaî: Zekâvetli. Çok zeki. İdrak derecesi çok yüksek… Zekâ, ruh keyfiyetinden bir şubedir… Hazret-i Ebubekir: İdrakin aczini idrak bir ilimdir!)… Hazret-i Ömer, Ebu Kebir El-Huzeli’nin beytini okumasından sonra ona: “Size DİVANINIZI tavsiye ederim; çünkü o şiirlerde, dilinizin incelikleri ve Kur’ân’ın mânâları vardır!”… Şiir idrakı: Fakih, anlayış sahibi… Hadîs: Allah Sevgilisi’ne bir topluluk gelir ve “Fakîh kimdir?” diye sorar. “Fakîh Allah’tan en çok korkanınızdır!” buyurulur… Hazret-i Ali: “Din, edeb demektir; edeb de hadlere riayet!”… Müslüman’ın Allah’tan korkusu, Allah ve Resûlü’nün ölçülerine ve bunlardan neşet eden ölçülendirmelerine, yâni hadlere riayet ve haddini bilme ile ilgilidir; Fakih bu!..


Baran Dergisi 466. Sayı
 

Yorumlar (0)
22
sisli
Namaz Vakti 25 Haziran 2021
İmsak 03:25
Güneş 05:26
Öğle 13:12
İkindi 17:12
Akşam 20:47
Yatsı 22:39
Günün Karikatürü Tümü