Ölüm Odası B/Yedi: Mehdî (Allah'ın Büyüsü) - 313

Ölüm Odası B/Yedi: Mehdî (Allah'ın Büyüsü) - 313

Üstadım’ın ÇİLE şiirinden: Büyücü büyücü ne bana hıncın / Bu kükürtlü duman nedir inimde? / Camdan keskin, kıldan ince kılıcın / Bir zehirli kıymık gibi beynimde!

*

BİRİNCİ Mısraın Ebcedi. (Boşnak dilinde, Magije-Büyü:1059: Mehdî-Muhammed. “Allah Sevgilisi”… Ezel-Evveli olmayan zaman. Allah’ın “Evvel” ismi ile, kula mahsus olması bakımından “Ebedî” olarak birleşmeyecek mesafe ki, Allah’ın “Ahir” ismi de, öyle bir son ki, “Sonu yok”, sadece O’na mahsus. Kul asla Allah ile birleşmeyecek olması bakımından, bu onun beka garantisi de. Ezel ve Ebed, İnsan’da birleşti; ebediyen sürecek olan bir ezel takdiri. Alem’de ezelî olmayan hiçbir şey yoktur, izi İnsan’da ve İnsan’dan murad Allah Sevgilisi’nde toplu olmak üzere; O, Kâinat’ın bütün varlıklarının yüzüsuyu hürmetine yaratılmış olmak bakımından, Allah’ın topyekün varlıktaki büyüsüdür. Allah’ın her varlıkta ona mahsus görünen ruhu, canından, güzelliğinden, kokusundan, sırrından; bu mânâ, Peygamberler’den, Sahabîlerden, Velilerden, bütün mümin ve Müslümanlar’dan, örtülü olarak kâfirlere kadar, hep hisse hisse: 37: Lav-Süryanice, “Yokluk”… Âyet meâli: “Herşey Allah’ın vechine karşı helâk hâlindedir!”; bekamız O’ndan… Muhyiddin-i Arabî Hazretleri’nden iki beyit: “Seni salih diye övdüğüme bakma / Sen bizim övdüğümüzden yükseksin!”… Ve: “Biz seni salih diye översek / Öven sensin biz değiliz!”… Hadîs: “Şiir vardır ki hikmettir, şiir vardır ki büyüdür, şiir vardır ki zehirdir, şiir vardır ki şifadır!”… Hepsi müntehasında Bir’e dönecek bir mânâ… Muhyiddin-i Arabî Hazretleri, “Bu bir yaradılmışa söylenmiştir!” diyor beyitleri için… Bana hatırlattığı, Allah Sevgilisi’nin Allah’a duada söylediği: “Yarabbi, sen kendini sena ettiğin gibisin!”… Kul övgüsünün erişemeyeceği yükseklik; hani velinin, “Güneşi öven kendini övüyordur; bak benim gözüm, görüşüm ne güzeldir diye!” mânâsı da içinde. Hiçbir kul idrakı O’nu ihata edemez… Asıl olmadan gölge olmaz; bu bakımdan, asıl gölgeye gölgenin kendinden daha yakındır, gölgenin gölge oluşu da ondan… Süryanice, Qudoyo-Mal. “Meyil”: 37: Lev-İbranice, “Kalb”; Kamer menzillerindendir, Esir mertebesi, Allah’ın “Kaabid-Kısıcı, sıkıcı” ismi ve Te harfi ile ilgilidir. Kalbin zâhiri içinde yaşadığımız âleme, bâtını da mânâ âlemine bakar… Rüya-Uykuda görülen suretler. Yerden biten ot. “İbranice, Ot: Harf”: 1216: Caduger-Azerî dilinde, “Büyücü”. Çok güzel gözlü kadın… Rüyâ, Berzah’la, bu âlem arasında… Boşnak dilinde, Debore-Kar. “Yengeç Burcu, unsuru Su, yıldızı Ay, vücutta tesir yeri Göğüs-Karın, batn, simya’da Deberan safhası; bozan, çözücü, nakıl, tahlil”: 1217: Rüyâ-Allah’tan gayrı varlık hakikati… Süryanice, Yatiroit-Cabadan. İnsan’da ruhî bir keyfiyet olan akıl. “Üstadım: Vazgeç şübheci akıl, şu sefil acabadan / Cabadan geldin, bari gitme cabadan”: 37: Ulâ-Moğol dilinde, “Temel. Esas. Taban, ayak tabanı veya ayakkabı tabanı”… Temel: Hareket… Yevmiye: “Biz kendimizi ararken, devamlı imtihan içindeyiz; beğenmeyiz, sileriz. Bu arada ruhumuzda bizim farkında olmadığımız bir şey oluyor; pişiyor pişiyor, detay görünen bir şey patlayıveriyor. Bu gidişte kafanın hudutlu olması büyük sıkıntıdır. Ve büyük sanatkâr, ulâ’ya kadar gidecektir!”… Balık Burcu –Nun–, unsuru Su, yıldızı Müşteri, vücutta tesir yeri “Ayaklar-Yürüyen”, simya’da “Yansıtma” safhası… Bütün anlatılanlar içinde, Kepuje-Arnavutça, “Rabıta”: 37: Şrihuto B’hiyuto Mbaryuto-Süryanice, “İfrat hâlde tecrid”… Bulgarca, Mag’osnik-Büyücü: 1187: İslâma Muhatab Anlayış… Ermenice, Kakhard-Büyücü: 414: Derviş Muhammed-332 mührü. “En büyük ebcedle”… Süryanice, Qadso D’zaguruto-Büyü Kazanı: 1706: Fikir Kahramanı… Arnavutça, Carolija-Büyücülük: 258: Mirza): 891: TRİERCCHUS-Lâtince, “Kaptan”. (Takdim yazım, “noktalı harflerle”, Kaptan Kusto Müslüman: 302: Derviş Muhammed. “Noktasız harfler”… Arnavutça, Kaçe-Yabanî Gül. “İnsan ayağı basmadık yerde”: 302: Forcoj-Sabitleştirmek. Sağlamlaştırmak… Arnavutça, Forcoj-Kuvvetlendirmek: 1302: İ’cazkâr-Benzerini yapmakta herkesi acze düşüren… Medheden ve medholunan: Salih kişi, “… öven de sensin!” derken, onu bir şeye dayandırarak söylemektedir ki, o şeyin devamlı yeniliği, söyleyende de devamlı yenilenen bir hâl ister; olmuş bitmiş bir şey değildir… Benim, her dem hâlime tercüme Takdim yazısına başvurmam, onun bu imkânı vermesi, Ulâ’ya doğru “O ve Ben” cümlesinden “O” yerine neyi koysan muvafık mânâsını gösteriyor; “hep aynı şey” diyen varsa dikkat etsin… Derviş Muhammed: 612: Hither-Arnavutça, “Isırgan otu”; Emergenz isimli minik dikenli maddesi, cilde değdiğinde kaşıntı ve kızarıklığa sebeb olur… Tedaî, Üstadım’dan: “Beni yokluk ısırdı / Sonum yokluk olsa, bu varlık niye?”… Emergenz: 300: Fikr… Arnavutça, Magjistare-Büyücü kadın: 1724: Nisem per lundrim-Arnavutça, “Yelken açıp hareket etmek”… Magjistare: Magji-Stare… Magji: Büyü… Stare: Örtü… Magjistre: Büyülü Örtü… Üstadım’ın Çile şiirinden: “Sonsuzluk elinde bir mavi tülbent / Ok çekti yukardan, üstüme avcı!”… Magji-Stare: Mehdî Stare. “Mehdî Örtüsü”… Re harfi, Allah’ın Musavvir ismi, 5. Sema mertebesi, Kamer menzillerinden “Gafr-Örtü, silen” ismine işaret eder… Boşnak dilinde, Debore-Kar. “Örtü”: 1217: Pire… Üstadım’ın “Kaldırımlar” isimli şiirinden: “Örtün üstüme örtün, serin karanlıkları!”… Mehdî Stare: Mehdî Yıldızı… Re harfinin ebcedi: 200: Ebu Süleyman-Halid bin Velid Hazretleri ve oğlu Süleyman bin Halid’in “Horoz-Kabadayı, çalımlı” mânâsına gelen bir namı… Ezel: 1037: Gjel-Arnavutça, “Horoz”… Hadîsle bildirildiği üzere, “namazı haber veren”dir… Salâ-Namaza davet etmek için çağırmak. Minarede okunan salavat, dua. “Sala-Han: Meydana okuyan. Meydan okuyan kişi”: 1121: Elif-Tahfifi, hemze; Allah’ın Mübdi’ ismi, İlk Kalem mertebesi, Kamer menzillerinden “Gaffure-Yengeç”e işaret eder… HM’de, Elif, Bakara Suresi’nin 1-2. âyetine işaret eder- “Meâli: Elif Lâm Mim / İşte sana! Bu o Kitabtır! Onda hiçbir şübhe yoktur!”: 2612: Derviş Muhammed… Boşnak dilinde, Kopriva-Isırgan otu. “Hither: 1325: Flori-Arnavutça, “Altun” demek)… FEYYAZ-Çok feyz veren: 891: ZAMAN-Kefil… En büyük ebcedle, MEHDÎ: 891: METANET-Haşmet. Beraat… BERAAT: 673: MEHDÎ DERVİŞ MUHAMMED… RÜY Tâbir Etmek: 673: TECRİS-Doğru fikirli etmek.

*

İKİNCİ MISRA-Bu kükürtlü duman nedir inimde? (Kükürt-Kükürt. Sarı, kırmızı, yakut, altun. Ucu kibritlenmiş yakacak madde: 1632: Derviş Muhammed Semerkandi-332 mührü. “En büyük ebcedle”… Kibrit-i Ahmer-Kırmızı kibrit: Cisimleri altun hâle koyacak kadar tesirli olduğu söylenen metalimsi “şey”, iksir. Tasavvufta mürşid, kıymeti çok yüksek olan şey: 881: To digest-İngilizce, “Sindirme”… Tesbihat: 1880: Caqebtonuto-Süryanice, “Silsile”… Lâtince, Magisterium-Kelimede, “Büyücü kadın” mânâsı belli. Üstadlık. Üstad’ın yeri, makamı. Simya’da, “iyileştiren veya dönüşmeyi sağlayan madde” mânâsında kullanılır. Kibrit-i Ahmer: 1768: Müteşabike-Beraber ve karışık olanlar. Girift… Boşnak dilinde, Duh-Can. “Duman”: 18: Doza-Boşnak dilinde, “Doz”… Piç-pa; Yengeç: 18: Havba’-Zât, nefis… Simya’nın, meşhur bilinen tarafıyla metallerle ilgisinin aslı, nefsi bilme, iyileştirme, dönüştürme ile ilgili… Burada, ruh ve beden ayırımı benzeri bir değerlendirmeden ziyâde, bedende tecelli eden ruh’un nefs hâlinde görünmesine benzer birşey oluyor simya; ve metallerin ruhla aynı Bir’den gelişini “asıl” diye bilmeyle ilgili… Çöle İnen Nur. “Nefse İnen Nur”: 1767: Boruyo D’lo Melto Tarcito-Süryanice, “Kelimesiz düşünmek Yaradanı”… Simya için söylenen hatırda, Materijalisticki-Boşnak dilinde, “Materyalist”: 1256: Nur-Rewşenbir, aydın): 1170: CAMİNUS-Lâtince, “Maden”. (Zı harfi, Allah’ın Azîz ismi, Madenler mertebesi, Kamer menzillerinden “Sa’du’z Zabih-Kurban, kurbanlık nefs, yakınlaşmak için”e işaret eder)… KAMEL-Bitli kişi: 170: SUUD-Yükselmek. Yukarı çıkmak. Derece almak… Süryanice, METRANYONUTO-Fikir: 1170: HNOKO-Süryanice, “Boğmak”… MÜZİLL-Zelil kılan. Zelil, ezel kökündendir. Allah’ın 99 güzel isminden biridir. Kamer menzillerinde, “Hayvanlar-Vücut, beden” mertebesine ve Menzillerden “Sa’du’l Suud: Derece almak. Mübarek. Mübarek yıldızlar, parlaklıklar”a işaret eder; Zel harfi ile ilgilidir. (İnsan’dan murad Allah Sevgilisi, İnsan Allah katında bakan gözbebeği gibidir… Ve topyekün varlığı temsil eden olarak İnsan: Ezelî hayvan!): 170: KUDDÜS-En mukaddes. Allah’ın 99 güzel isminden biridir. “Noksandan münezzeh” mânâsındadır. (Muhyiddin-i Arabî Hazretleri: İdris Kelimesindeki “Kuddusî” Hikmetin özü: Yücelik 2 türlüdür. Birincisi “Mekân” yüksekliği, ikincisi “Mekanet”, yâni mertebe ve makam yüksekliğidir. Mekân yüksekliği, “Onu Yüksek mekâna ref ettik” âyetinin medlûlü gibidir. Mekânların en yücesi, Felekler Âlemi’nin üzerinde döndüğü “Felek-i Şems-Güneş Feleği”dir;  İdris Aleyhisselâm’ın “Ruhanî” makamı oradadır… M. Nuri Gençosman: Kuddüs, “mukaddes” anlamında ve “Takdis” mastarındandır. Kavram olması bakımından ifâde ettiği mânâ, Hakkı her türlü noksan sıfatlardan “İfrat derecede ârî” bilmektir. Tesbih masdarından gelen “Sübbuh” kelimesine nazaran daha hususî bir mânâ taşır. İdris Peygamber’in bu hikmete nisbet edilmesi, ağır riyâzetlerle nefsini terbiye ederek her türlü “hayvanî temayül”lerden arınmış, ruhanî varlığı cismanî varlığına galebe ederek miraca mazhar olmuş bulunmasındandır. 16 sene yiyip içmeden, uyumadan çetin bir riyazete devam ettiği rivayet edilmektedir!)

*

ÜÇÜNCÜ MISRA-Camdan keskin, kıldan ince kılıcın. (Cam: 1044: Derviş Muhamed-442 mührü. “Küçük ebcedle”… Fely: Kesmek. Derinleşmek. Musa. Keskin kılıç. Şiirin ince mânâlarını çıkarmak. Bit toplamak… Bit: Nokta. Merkez. Beş. Sıfır. Zirve. Yokluk, leysî. Nil… Süryanice, Mayqo-Nil: 62: Miv’ada-İbranice, “Hedef. Varılacak yer”… Arnavutça, Nije-Bir. “Mekr”: 62: Pes-Lâtince, “Ayak”… Süryanice, Macbodo-Büyü. Sihir. Tesir: 62: Bâtın-İçyüz. Birşeyin özü… Ayn harfi, Allah’ın Bâtın ismi, Küllî Tabiat mertebesi, Kamer menzillerinden “Itk-ı Süreyya Gerdanlığı” denilen menzile işaret eder; Allah’ın yaratmasına mahsus ve sıcak ve soğuğun O’nun iki âleti olduğu menzil… Süryanice, Nacbo-Karga. “Kur’ân’da renginin siyahlığı ve bu rengin ululuğa işaretinden dolayı geçmiştir. Karga sesi de lûgatta, ölüm habercisidir!”: 62: D’lo Guzco-Süryanice, “Ruhanî”… İngilizce, Who Am I?- “Ben Kimim?”: 62: Mehdî… Nefsin Allah’ta faniliği ve sürekli tekâmülünü gösteren, –hudutsuzlukta seyir–, Seyyid Abdülhakîm Arvasî: “Veli, mevzuunu bulamaz ki ben desin!”… Keraker-Kuzgun. Karga: 441: Miat-Yüzler. Yüz sayıları… Kısakürek: 1441: Salih Mirzabeyoğlu… “Sırat Köprüsü kıldan daha ince olduğuna göre, üstünden geçecekleri nasıl taşır?” diyen birine, Veli şöyle cevab veriyor: “Sen şuânda bile, kıldan daha ince bir yerde yürüyorsun da haberin yok!”… Yine: “Kafanda bir şeyin sureti teşekkül etmedikçe, onu anlayamazsın!”… İzafî varlık, gölge varlık, suret, şu, bu, neticede herşeyden önce varolana irca oluyor; kelâma, düşünceye, akla yokluk şeklinde hitab eden ruha, hayale. O, “adem-yokluk”ların da kendisine irca olunduğu, tezahürlerinden bildiğimiz, hakkında insana çok az şey bildirilen!): 1724: MAGJİSTARE-Büyücü kadın. (Sahire: Büyücü Kadın… Sahr: Büyücü. Büyü. Kayalık. Maden kütlesi. Yazı. Örtü. Çöl. Nefs… Arnavutça, Shekembor-Kayalık: 338: Kaptan Kusto… Akverel-Sulu boya resim: 338: Aynadaki Yalan-Dünya. “Üstadım’ın romanı”… Şehîd Taha-Seyyid Taha Hazretleri: 338: Ferzan-İlim ve hikmet… Autor-Romancı, besteci. “Engare; zan, roman, tarih, tamamlanmamış iş”: 1612: Derviş Muhammed-“Allah’tan başka herşey bâtıl!” diyen)

*

DÖRDÜNCÜ MISRA-Bir zehirli kıymık gibi beynimde. (Zehir: Çiçek. Zâhir. Denizler. Can. Ruh. Öz. Ay… Şevk-Diken. Kıymık: 326: Flori-Arnavutça, “Altun”… Aşkû-Gökyüzü. Gök. Tavan, kat, tabaka: 327: Şebeke-Hüviyet sureti. Balık ağı. Yolların tamamı… Süryanice, Gufo-Balık ağı: 92: Muhammed-Tekrar tekrar övülmüş mânâsında, Allah Sevgilisi’nin ismi): 857: MEDHAZE-Ayak kayacak yer. Velilerin uzun ve dik zürafa boynuna benzettikleri, ayak kaymaların çok olduğu ezel… Süryanice, KOŞİT HELO-Kum yığını. (Urdu dilinden, Kum-Kalk, canlan!: 146: Rahman Sûresi 19. âyet Meali: “Allah kabaran iki denizi salmış birbirlerine kavuşuyorlar”… İbranice, Bemahatsit-Yolun yarısı: 146: Mimno-Süryanice, “Matris”. Ahde vefa): 857: YATMUT-İbranice, “Öksüzlük”. (Üstadım’ın “Çocuk” isimli şiirinden, Bir Merhamet Heykeli Mahzun Bakışlı Yetim: 1089: Hıfaz-Vefalılık. Gayret… Terfiş-Görmek. “Keşif”: 990: Muza’af-Bir kat daha artmış)… SEYYİD MUHAMMED SALİH-Seyyid Fehim Hazretleri, Halifeliği Seyyid Taha Hazretleri’nden alırken, yan lahika hâlinde Seyyid Muhammed Salih Hazretleri’nden de üzerinde bir pay var: 857: MAZBUT-Zaptolunmuş, ele geçirilmiş. Sağlam. Yazılmış. Kaydedilmiş. Hatırda tutulmuş. (Üstadım’dan naklen, Seyyid Muhammed Salih hakkında tanıyanlardan duyduğu: Kâmildi, mütekâmildi, ama bir kusuru vardı, kötüleyenleri yoktu!”… Üstadım’ın “Çocuk” isimli şiirinden-Allah Diyor ki, “Geçti gazabımı rahmetim!”: 903: Sebat-Kararlı olmak… Aynı ebcedle, Tebaşür: Müjdelemek)… Arabça, EL-KUBTAN KUSTO MÜSLİM-Kaptan Kusto Müslüman: 857: DERVİŞ MUHAMMED MÜHRÜ.

*

KITA’NIN TOPLAM EBCEDİ: 3632: KİBRİT-Kükürt… (Noktalı harflerle, Rahman Sûresi 19. âyet: 635: Salih Erdiş)… İSTİSLÂF-Selef olma. “Üstadım”: 1632: DERVİŞ MUHAMMED SEMERKANDİ-332 mührü… PİŞKEŞ-Hediye, armağan: 632: TEBRİK-Bir kimseye eriştiği iyilikten dolayı sevincini bildirmek. (2014’de yeniden yargılanmak üzere tahliyem ve son gecesinde mührün farkına varmam)… TEKBİR. (Metris’i çınlatan): 632: HULA’-Büyük emir. (İş)… MÜSTAKBEL-İstikbal edilen. Karşılanan. Gelecek zaman: 632: MÜSTAKBİL-İstikbal eden, karşılayan.
 

MERHAMET
(ŞATRANC-I UREFA’DAN)

 
Şatranc-ı Urefa’nın 26. Kabı, Merhamet-Acımak. Şefkat göstermek. Korumak, iyilik etmek. Esirgemek, sahib çıkmak. “Rahmet sabitinden yansıyan”. (HM’de, Mim harfinin karşısında Feth Sûresi 29. âyet’ten - “Meâli: Muhammed Allah’ın Resûlü’dür”: 454: Mübteda-bih-Kendisiyle başlanılan… Süryanice, Magnonuto-Merhamet: 1559: Seyyid Mustafa Nur… Kaptan Kusto Müslüman: 559: Mutataffil-Arkasından giden, uyan… Boşnak dilinde, Tkanje-Dokuma. “Rüya’da gelen izahı: Sanat için seçilmiş!”: 559: Mmallut Cebyone-Ur ilmi. “Seretan; İlk Kalem mertebesi, Allah’ın Mübdi’ ismi ve Elif-Hemze harfiyle ilgili”dir): 688: FERHAT-Rahatlık. Sevinç. Sürur. (İmâm-ı Rabbanî Hazretleri: “Nefs ağlarken ruh güler, ruh ağlarken nefs güler!”… Yine: “Şeriatın Hak olduğu şuradan bellidir ki, nefs onun tekliflerinden hiç hoşlanmaz!”… Eğri veya doğru yolda merhamet, insanın çıkar duygusuna aykırı bir yöndedir; ve hakikati İslamî ölçülerdedir… Ferdî ve içtimaî mânâda hastalıktan kurtulmak, fert ve toplum meselelerinin hallinde, sistem davasında… Şirine kavuşmak için “Kuhken-Dağ delen” Ferhat’ın, neticede delerek geçtiği yerde iz iz Şirin’i resmettiğini idrak etmesi gibi, rahatın murad yolunda rahatsızlıkta olduğunu farketmek; bu azîm ve sevinç, kendinden memnuniyet duymak… “Allah indinde din İslâm’dır”; iş ve amelin neyse… Üstadım’dan: “Kolay mı kafdağını çevirmek dolay dolay / Var ol ey ulvî zorluk, yere bat sefil kolay!”… Oluş yolunda çıkan zorlukları, sıçrama tahtası yapabilmek)… TEFEZZÜR-Kaftan giymek. “Rüyâ’da gelen mânâ; Bolu Dağı Kaftanı giydirilmem!”: 1687: TA’ZİR-Siyaset. Tazim. Temizlemek ve hürmet etmek. Tehdit etmek. Hakkında muayyen bir şer’i ceza –hak edene, hak ettiği vermek– olmayan hususlarda, Ulülemr veya vekili tarafından tatbik edilen cezalar hakkında kullanılır bir ıstılahtır.

*

Süryanice, HAVSONO-Merhamet: 137: BESMELE… MÜ’MİN-Allah’a ve emirlerine inanan, itaat eden. Ahirete, kitablarına, meleklerine, Peygamberlere ve hayır ve şerrin Allah’tan geldiğine inanan. Emniyete kavuşan. Allah’ın “Mü’min kulunu seven” mânâsında 99 güzel isminden biri: 137: VASİ’U-Her ihtiyacı olana vergisi kâfi ve bol bol ihsan eden. İlmi bütün herşeyi ihata edip, herşeyi kaplamış Allah. “Vasiyeti yerine getiren” mânâsındaki Vasî, Allah’ın emir ve yasaklarına uyarak “ibadet” için yaratılan İnsan’ın Halifeliği ile ilgili. Ve insanın yapıp ettikleriyle neticede Allah’a dönüşü, hakettiğine hak ettiğini verecek olan Allah’ın Vasiliğidir ve O’nun 99 güzel isminden biridir… MEKTUBAT-I RABBANİYE-İmâm-ı Rabbanî Hazretleri’nin baş eseri: 1137: SALMO-Süryanice, “Şekil”; insan tab’ına uygun olan… Tatarca, LİVANLI-Lübnanlı. (Muhyiddin-i Arabî Hazretleri:  Nuh Aleyhisselâm’dan önce Nebi olan İlyas Aleyhisselâm, asılda İdris Aleyhisselâm’dır. O’na, “Lebanet-Murad, dilek” kökünden gelen “Lübnan” ismindeki dağın yarılıp açılmasıyla, Ateş’ten bir at temsil olundu. Onun bütün âyet ve mucizeleri ateşten idi. Bu ateşten atı görünce, üzerine bindi ve kendisinden “şehvet-bütün dünya istekleri” duygusu kalktı. Şu hâlde “şehvetsiz akıl-saf akıl” oldu… Not: İnsan’da ilk düşünce, “Yaratılan” olduğu; dolayısıyla “Yaratan”ın bulunduğu… “Herşeyin galibine tâbi olması”nı farketme, “nazarî-teorik” görüşlerle bunu, şu veya bu şekilde Bir’e tahville izâh eder… İmam-ı Azam Hazretleri, insanın “akıl” ile Allah’ı bilebileceğini, imân yönünden kabul eder; saf aklın “tecrid-eleye eleye derinleşmesi”, netice’de “Bir-Mekr”in idrakı yolundan, kusursuza, Yaratıcıya erdirir: Yaratıcı, O’nu mahlûktan ayırıcı tenzih yolundan anlaşılır bir şey… Muhyiddin-i Arabî Hazretleri: “İlyas Aleyhisselâm’a temsil olunan at misâl”, vehim ve şübhenin, –sebebini anlayamadığımız korku ve vehimlerin–, bize yaratıcının her şeyde-her yerde bulunuşunu hissettirir ki, teşbih’in sûretlerde bulunduğunu söyler… Lûgatta “Remz-Acı çekme” mânâsına da gelir… Eşya, “Kesret-Çokluk” hâlinde; bu durumda “Vehim”, her varlığın yokluğunu isbat etmesi gibi, her vehim sebebinin vehmettireni göstermesi gibi, –“Çoklukta birlik”–, her sebebe binaen ona dair doğan vehimden dolayı, yine Muhyiddin-i Arabî Hazretleri: “Vehîm cüz’i mânâların anlaşılmasında kuvvetlidir ve akıldan daha üstündür!” buyuruyor… Akılda, ne olursa olsun bir şübhe ve vehim payı var; vehim keşf ve bedahet idrakıyla onu kuşatıcı. Böylece işin hakikatinde, teşbihte tenzih ve tenzihte teşbih hâlinde, Küllün Külle buluşmasına döner… Allah’ı herşeyden arî bilmek, Allah’ı dünyadan tahliye etme mânâsında anlaşılmamalı; ki böyle bir anlayış, O’nu “Mutlak Bir-Şiddetli Bir-Mutlak Tevhid mümkün değildir” ölçüsünün dışına çıkarır… Muhyiddin-i Arabî Hazretleri: Nefsini en iyi bilen Allah, kendi nefsini vasfederken, “O’na benzer bir şey yoktur” diye tenzih ve teşbih etti –burada teşbih, benzersizlikten–, “O işitir ve duyar” dedi, teşbih etti… Kul-Küll. Bütün. Yaratılmışların topuna şamil, varlık onda toplu”: 136: Kul-Tamam… Muhyiddin-i Arabî Hazretleri: Küll, Külle bağlanmış oldu… Yine: “O’na benzer bir şey yoktur, yahud O’nun misline benzer bir şey yoktur” meâlindeki âyet, tenzih hususunda nazil olan âyetlerin en kuvvetlisidir. Bununla beraber âyetteki teşbih edatı olan “Kef” ile, teşbihten hâli olmadı… Kef harfi, Allah’ın Şekür ismi, Şekil-Suret mertebesi, Kamer menzillerinden “Kürsî”… Ayet-el Kürsî: 732: Abdülhakîm Koltuğu… Ahlâk: 732: Teşbik-Şebekeleştirme. Ağ biçimine koyma. Hüviyet çıkarma… Musaberet-Karşılıklı sabır: 1733: Mehdî Salih İzzet Erdiş… Üstadım’dan: Sabrın sonu selâmet / Sabır hayra alâmet / Belâ sana kahretsin / Sen belâya selâm et // Felâh mı, onda felâh / Silâh mı, onda silâh / Sen de kim oluyorsun / Asıl sabreden Allah!)

*

Boşnak dilinde, SAZALJENJE-Merhamet: 169: RAHMAN Sûresi’nin 19-20. âyeti. (Arnavutça, Meshiroj-Merhamet etmek: 332: İsram-Derviş olmak… Kaptan Kusto: 332: Şekib-Sabırlı. Tahammüllü… Gufran-Allah’ın günahları affedip örtmesi, rahmeti: 1331= 332: Behkeşe-Emir ve işde çabukluk, bir işi acele yapmak. “Allah’ın vakti ziyân etmeyen Hak işde yakîn sahibine merhamet sebebi; bir işi savsaklamanın sabır demek olmayışı”… Re harfi, Allah’ın musavvir ismi, 5. Sema mertebesi, Kamer menzillerinden “Gafr-Örtü, silmek” ile ilgilidir… Arnavutça, Gaffure: Yengeç. “Nath, baş vuran”… HM’de, Re harfinin âyeti, Hicr Sûresi 2- “Meâli: O kâfir olmuş kimseler, ihtimal ki ölüm ânı ve kıyamet gününde, keşke biz de Müslüman olsaydık diyeceklerdir”: 1704: He harfinin en büyük ebcedi. “Allah lafzının zikir harfi, nefes harfi”… “Gafr, gaffure” derken, Disar-Üste giyilen kaftan: 705: Habnâme-Rüyâ Kitabı… Arnavutça, Bashkim-Birleşme: 141: Men ene?-“Ben Kimim?”… Meta-Arnavutça, “Kusursuz”. Mavera: 442: Miet-Yüz. Yüz sayıları. Arttıran… Aradıkça bulan, buldukça arayan; istikamet üzere, saçmasapan olmadan!)… Süryanice, ŞETESTO-Kök: 169: KIST-Adalet etmek. Allah Sevgilisi’nin bir ismi… Süryanice, Kusto-Yay. “Yakınlık”: 169: TRİMİNO MAVTO-Süryanice, “Ölüm Odası”… Boşnak dilinde, SKUPO-Beraber: 1169: OSMANLI-SELÇUKLULAR… Süryanice, MUŞHOTO-Büyük ev: 1169: RİŞO MCALYO MALQUTO-Süryanice, “Başyücelik Devleti”.

*

Süryanice, HOŞUGEYO-Görünmez: 1324: FERCAM-Son. Uc… Süryanice, ŞUDOCO-Beyan: 324: MESHİRE-Arnavutça, “Merhamet”… Portekiz dilinde, PUNDONOR-İzzet’in nefsi. “Allah’ın İzzeti”: 324: PUNDONOR-İzzet-i Nefs. “Korunması gereken haysiyet”… AYN harfinin HM’de karşısındaki Nebe Sûresi 1. âyet’ten - “Meâl: O kâfirler birbirlerine hangi şeyden soruyorlar?”. (Amme Sûresi de denilen Nebe Sûresi’nde sorulan o sorudan kasıd, bazen alay ve bazen endişe ile kâfirlerin, Kur’ân’da haber verilen “Kıyamet”e dair haberi ile ilgili… Nebe-Haber. Peygam: 53: Dünya Çapında Bir Hâdise-Takdim yazımın alt başlığı… Tammat-Kıyamet. Son. Netice. Keskin çığlık: 1451: Mita’-Bir yerin son bulduğu yerin sonu. Yolların birleştiği yer): 668: ECZAHANE… Süryanice, MRAHFONUTO-Merhamet: 797: DAR-ÜL AKAKİR-Eczahâne… Süryanice, D’LO ŞENTO-Uykusuz: 797: MBARYUTO QAFİLO-Süryanice, “Tecrid Hırkası”… GUŞETMEK-Dinlemek. İşitmek. Kulak vermek. (Halid bin Velid: 737: Usmuh-Kulak. Kulak deliği): 797: ŞULTONO-Süryanice, “Kumandan”… Süryanice, HAN-Merhamet: 651: HAN-Hükümdar… HAYALÎ-Hayalle ilgili. (Süryanice, Helmonoyo-Rüyâ gibi: 62: Mehdî): 651: MEHDÎ MUNTAZIR-Beklenen Mehdî… Süryanice, AZEL-Küçültmek. “Tecrid; eleye eleye varılan nokta, sıfır, zirve, bit”. (Ezel; Hayâl ve Serab arası iz): 732: ABDÜLHAKÎM KOLTUĞU. (Herşeyi yerli yerince eden Allah’ın kulu; Hı harfi, Allah’ın Hakîm ismi, Şekil-Suret mertebesi, Kamer menzillerinden Nahye… Boşnak dilinde, Kraj-Nahye: 308: Arvasî… Kef harfi, Allah’ın “Şekûr-Şükür ve salavatları kabul eden” ismi, Arş altı Kürsî mertebesi, Kamer menzillerinden “Nesre-Didiklemek, saçmak”a işaret eder!)… Arabça, ASÂ EL MEHDİYYE-Mehdi’ye müteallik Asâ. (Dünya Çapında Bir Hâdise, Süryanice, “Sbarto”-Müjde: 669: Eczahâne…   Süryanice, Moruduto-İhtilâl: 1669: Leşono Nuğroyo-Süryanice, “Yabancı Diller”… Kâinat’ta herşey, kelimeler hâlinde Lûgat’ta toplu; ve İhtilâl’in “inkılâb” mânâsı, davasının isbatını “Kendinden zuhur diyalektiği”nin tatbiki ile gayrını tasarrufda bulur… Lûgat: Harf, kelime, kitab, kültür… Bizim, biri bozulunca diğeri devreye giren 21 sistem’in sistemi hâlinde, muarife olmuş harfler, kelimeler, kavramlar ve fikirler hâlinde bir tasarrufu gösteren “Ölüm Odası”na dikkat!): 652= 1651: QRUBO D’HURONO-Süryanice, “Kurtuluş Savaşı”. (Adlî-Tıbb)


Baran Dergisi 488.Sayı
 


Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.