Ölüm Odası B/Yedi: Takdim (İman Ve İslâm Atlası) - 216

Ölüm Odası B/Yedi: Takdim (İman Ve İslâm Atlası) - 216

LEVHA: 27 Nisan 1989… Rahmetli SAİD-İ NURSÎ Hazretleri’ne âit, 12 sığır yavrusu ile ilgili bir yazı sözkonusu… 12 sığır yavrusundan birinin mucize beyanı olması… Ben o yazının dergiye girmesine, AHMED Fıçıcı’nın Nurcu olmasından dolayı müsaade ediyorum… Bu arada AZİZ Demirci’nin Nurcu olmasından dolayı o bahisle bir ilgisi varmış!..

*

UYGUR Lûgat’ında, DÜVE-Dana. Sığır yavrusu. (Sığır yavrusu: 1917: Hârikavî-Olağanüstü… Abdülhakîm: Hakîm kulu, herşeyi yerli yerince eden kul… Abdülhakîm+ “Abdülhakîm Koltuğu”: 1918: Sübutî-İsbatlı olan. Varlığı katiyyen isbat edilene âit olan… Buzağı-Sığır yavrusu: 1918: Salih İzzet Mirzabeyoğlu): 21: İHYA-Diriltmek. Uyandırmak. Şenlendirmek. (Sin harfi, Allah’ın Muhyî ismi, Su mertebesi ve Kamer menzillerinden “Neayim-4 nurlu yıldız”a işaret eder… Neam: “Evet, olur” mânâsında cevab. Tasdik bildirir.
 Sığır, at, deve, koyun gibi dört ayaklı hayvanlar…  Nu’man: Dört ayaklı hayvanlar. Kan. İmâm-ı Azam’ın bir ismi… Neame: Devekuşları. Cemaat. Gölgelik, gölgelenecek yer. “Mürid… Neama: Nimetler. Atiyyeler. İhsanlar)… 12 x DÜVE: 252: KUMANDAN… DÜVE: Dü-Ve… DÜ-İki: 10: SİSTEM… ONBİR: 10 Pîr… VE: 7: DAB-Şân, şeref, haysiyet. (Onbir, Üstadım: Fikir çilesi haysiyetinin müstesna genci Salih Mirzabeyoğluna sevgiyle —28 Şubat 1982… Dibac: Atlas kumaş… Dibace: Takdim, mukaddime, başlangıç)… SÂBİ’-Yedi: 7: EBED-Ebedîlik. “Halid, sonsuz, Halidî, sonsuzluk”… CEDD-Dede. Büyüklük, azimlik. Kat’ edip geçmek. Talî’li olmak. Kesmek. “Nun, su, kesmek”: 7: EBEDD-İri cüsseli kimse… İSNA-AŞER-Oniki: 1021: YİRMİBİR Sistem-Rüyâda gelen mânâ; biri arıza yapınca diğeri devreye giren 21 bir sistem var. (Sistemlerin sistemi!)… İngilizce, DOZEN: Düzine… DÜZİNE-Oniki parçadan meydana gelen takım: 82: MEHDÎ + KEF harfi; Allah’ın HAMDÎ ismi, KÜRSÎ mertebesi, Kamer menzillerinden “Nesre-yayma, saçma, yazı” ile ilgili. (Kef harfinin ebcedi: 20: Who?-İngilizce, “Kim” demek)… DÜZİNE: 82: MEHDÎ Salih Mirzabeyoğlu.

*

YAKUT (Saha) Lûgatı’nda, Kiril alfabesi ile “N” harfi ters yazılmış bir kelime, KNM-KİM?: 110: TILA’-Üzerinde güneş doğacak yer. “İran, Fars, Doğu”… HAZZ-Yön. Sof. (Hakas Lûgatı’nda, Nün-Tüy. Yün. Sır. “Sığır”: 106: Nehamî-Demirci… Hablullah-Allah’ın ipi. İhlâs, itaat, cemaat: 106: Semüvv-İsim vermek): 708: METALLURG-Metalurji uzmanı, madenci. (Metal: Madenler… Metalî-Doğacak yerler: 482: Tebi’-Sığır yavrusu… Marmara-Marmara’nın neresinden bir bardak su alınsa, aynı çıkar. “Marmara bir küme”: 482: Tedafür-Bir yere toplamak. Yardım etmek. “Tıla-i On Süvari”… Biat-İtimadını ve bağlılığını bildirmek. El tutarak bağlılığını alelen izhar etmek: 482: Salih İzzet Mirzabeyoğlu… ZI harfi, Allah’ın Aziz ismi ve Madenler mertebesi)… Kıpçak Lûgatı’nda İNEK-Çene. (Mehdî: 59: Çene): 82: DÜZİNE… ONİKİ Sığır Yavrusu: 708: MALAZGİRT Alpaslan’ın 1071’de kazandığı zaferle ANADOLU’ya girişi… 12 x MEHDÎ. (Allah Sevgilisi’nin Varisleri): 708: HURKAT-Yangın. Yanma. Yanıklık bir nevi çıban. (Harak-Ateş: 308: Arvasî)… FİKİR KAHRAMANI: 707: AKTÖR… MÜTEFEKKİR: 740: SÜMUR-Gümüş, Saliha… HASMÎ-Düşmanlık, husumet: 740: TENERPAMME-Yakutça “Telegram’ın, Kiril alfabesi ile yazılışı.
Hollanda Lûgatı’nda, RUND’VEE-Sığır: 272: İki x Kutvanî Aba… Portekiz Lûgatı’nda, VACUM-Sığır. Sığırlarla ilgili: 56: BEDEN-Gövde, vücud, ten… MUCİZ-Az sözün çok mânâ ifâde edeni. Kısa. Özlü. (KKM): 56: MÜJDE-Sevinç haberi… MÜBDİ’-Gizli sırları açan. Başlayan. Allah’ın “Her şeyi hiçten halkeden” mânâsındaki ismi: 56: İDAM-Islah etmek. Muvafık kılmak.

*

Portekiz Lûgatı’nda VACUM: Boşluk. Vakum. “Atlas”… VACUM: Va-Cum… VA’-Çakal. Tilki. Gönül. Vavî: 76: SAHİ-Hata işleyen… Artık malûm; Adem Aleyhisselâm’ın Cennet’ten düşüren hatası, Efendiliği görünsün diye idi. Tekâmülünde görünecek olan, kendi aslî İnsan mânâsına nisbetle, “nafile, beyhude” niteliği ile idrak edilecek âlemler, netice olarak yine onun için oluşları bütünlüğü… Kıpçak Lûgatı’nda “Hata” kelimesi, bunu pek güzel gösteriyor: “Birkaç kez büyütmek, çoğaltmak. Üst üste koymak”… Pisagorcu bir duadan: “Her şeyin anası, ilk doğan sayı, HİÇ YOLUNDAN ŞAŞMAYAN, her şeyin anahtarını elinde bulunduran sayıdır!”… Tamı tamına ÜSTADIM’dan: “1 var 1… Ne 2, ne 3, ne 5… Git gidebildiğin kadar… Olan yalnız 1; öbürleri 1’in kendi üzerine katlanışlarından ibaret… 2, 3, 5 ki, mahiyetini 1’in kendi üzerine katlanışlarından alıyor, demek kendisiyle yok… Ve 1 ki, 1 elma, 1 yıldız, 1 insan gibi, 2, 3, 5 olabiliyor,  o da kendisiyle yok… Ve herşey ideal 1’den nişâne… Evet, dava 1’de; 2, 3, 5 olması muhal olan mutlak 1’de!”… Yine, İMAN ve İSLÂM ATLASI’ndan: “Herşeyin Kâinat’ın Efendisi’nden geldiğini, O’nu Allah’tan sonra 1 diye kabul edip bütün sayıların işe bu 1 etrafında halkalanmakla hayat bulacağını, o olmasaydı, eflâkin yaratılmamış olacağını anlamaya yaklaşmak!”… HAZRET-İ Ali hatadan kasdın bütün yönleri içinde ve topyekün Kâinat’la öteler ilmini Allah’a karşı Kul hâli ve Kulun bu hâle idrakı kadar tekâmülünü, tek cümle ile hülâsa ediyor: “İlim bir nokta idi, câhiller onu çoğalttı!”… BE harfi altında bir nokta;  Küll’den gelip Küll’e doğru kıvrılarak gemiyi andıran şeklin altındaki nokta idi… Gemi: Nefs. Vücut. Ruh’tan bedene tevdi bir caba… İnsan, Allah’ta saklanan bir sır; O’nun sırrı… Allah, İnsan’ın en büyük sırrı; İnsan’dan murad Allah Sevgilisi’nin… Nefs, ruhun bedene tecellisi ile olan; Allah’tan gelen herşey ruh… Yakut Lûgatı’nda, ET-SİİN-“Beden”: 520: DERVİŞ-(Tıla-i On Süvari’den, Mevlâna Hâlid Hazretleri: “Bu dünya, bir müminin takvaya ermesi şarlarında yaratılmıştır!”… Abdülhakîm: 184= 1183: Flesh-İngilizce, “et” demek… Ve Flash: Işık… Siin: Sin, insan)… ET-SİİN-“Beden”in Kiril alfabesinde “N”leri ters yazılışı ile: 111: ELF-Bin. Bin adet, yâni sayısızca çok şey ihsan etmek, bin şeyle ünsiyet eden. “Aynı ebcedle, birinci harf Elif”… VA’-Portekizce, Vao; boş, nafile, boşluk, oyuk: 76: Çakal. Tilki. Vavî… VA-“Arkada, geri” mânâlarına gelerek birleşik kelimeler yapılır. (Vacum’un, Cum’u… Cum: 49: Mehd-Beşik. Yeryüzü. Beslenip büyüyecek yer. Yayıp döşemek, kâr kazanmak. Hazırlanmak… İnsan, Allah’ın halifesi olarak, eşya ve hâdiseye tesir etmek, Allah’ın marifeti ile marifetlenmesi için yaratıldı… Levha-Üzerinde yazı veya resim bulunan duvara asılacak kâğıt. Bir sayfanın üzerindeki kalın yazı: 49: Ulguze-Bilmece, bulmaca. “Kaptan Kusto Müslüman-Dünya Çapında Bir Hâdise ve Naslıhan Kerimem”… Dehüm-Onuncu. On. Şeri’a. Sistem. Şiir idrakı. Kürsî mertebesi. Zirve. Sıfır. Nokta. Bit. “Abdülhakîm Koltuğu”: 49: Dehm-Ansızdan gelmek. Çok fazla miktarda asker. Çok adet, kesret… Tıla Oğlak. Cedî. Mahpus kimse. Diş sarılığı: 49: Gudek-Çocuk, “hikmeti”… Portekiz Lûgatı’nda, Cume-Doruk. Zirve: 54: Ahmed-Allah Sevgilisi’nin, Tılâ-i On Süvarî’nin birinci Hacesi İmâm-ı Rabbanî’nin ve Üstadım’ın bir ismi… “Dünya Çapında Bir Hâdise”: 1053: CİNN-Be harfinin mertebesi; Allah’ın “Lâtif” ismi ve Kamer menzillerinden “Öne alınmış delil-Takdim” ile ilgili… Vacum-Atlas’ın gerisi, Onuncu mertebe “Kürsî” olarak açık oldu!): 7: EBED.

*

İngilizce, GEE: G harfi. Kef harfi. “Ci” okunur… HARİKULÂDE-Fevkalâde, âdetin üzerinde olan şey, eser. Görülmedik şey: 1012= 13: Cİ-Kef harfi, Kürsî Abdülhakîm Koltuğu… SALİH Mirzabeyoğlu: 1013: CİHAD-Cehd’ten… RAHMAN Suresi, 20. âyet. (Layebgıyan-Bulamamacasına arama sırrının bulunduğu, iki denizin birbirine kavuşması, “Ama aralarında birleşmelerine engel bir perde var” meâlindeki Berzah âyeti): 2022: GEE-İngilizce, “uygun gelmek” demek…  GEO-İngilizce, “Yeryüzüne âit” mânâsında: 22: GEE-İngilizce, Sığır, öküz veya at sürerken “sağa git!” demek… SAĞ-Diri, solun zıddı taraf: 1061= 62: MEHDÎ… Uygur Lûgatı’nda, SAĞ-On. (Uygur Lûgatı’nda, On: Gerçek, hakikat… On: Mehdi’yi hamil 10 suvarinin onuncusu, Esseyyid Abdülhakîm Arvasî Üçışık Hazretleri… Onbir: On-Pîr… Üstadım; Onuncu’dan): 1061: BÜYÜK DOĞU… Uygur Lûgatı’nda, SAĞA-Sana: 1062= 63: İHTİLÂL-(Üstadım: İnsan biri ulvilerin ulvisine, diğeri suflilerin süflisine namzed ve kalbin hakikatinde birleşik ve toplu iki taraf hâlinde yaratıldı; Bu kutublardan birinden birini gerçekleştirmek üzere… Bir bünyenin kendi içinde, kendi öz nizamını sarsıcı ve yeni bir nizama yol arayıcı her hareket, ihtilâldir ve bu davranış, içi beşeriyet kadar kalabalık tek fertten, üç beş kişilik aileye, sekiz on ailelik kabileye ve koskoca cemiyete, hasılı topluluk ifâde eden her varlığa kadar, esasta ve mücerrette birdir. Şu var ki, üstün mânâsıyla inkılâb,  vasıtalık ettiği gayeye göre kıymetlenir. Gaye, ulvîlerin ulvisi Allah yolu olunca da, yığınların bazen hiç ve bazen hep, bazen bâtıl ve bazen hak yüzünden birbirine girmesinden ibaret vasıtayı müstakil değer kabul etmez. Vasıtayı hangi şekilde bulursa onda kullanır ve inkılâb ismini alır!)

*

Portekiz Lûgatı’nda, DELİCİA-Letafet. Hoşlanmak. Nefaset. “Güzellik”. (Be harfi, Allah’ın Lâtif ismi, “Cinter-Gizlilikler, Cennet” mertebesi, Kamer menzillerinden “Mukaddem min ed delal-Öne alınmış delil-Takdim”e işaret eder): 59: İNEK-Öküz, sığır. (Sevr-Öküz, boğa. Boğa Burcu: 706: Fikir Kahramanı… Boğa Burcu, unsuru Toprak, türü Sabit, yıldızı Zühre, vücutta tesir yeri “Ense, Boğaz-Atıl-Kesel”, simyada Katılaştırma safhası)… MİHTAB-Çivi, mıh. Azîm tab. Balta. Faal. Nun, balık. Ayaklar. Kat eden, kesen, mesafe alan: 59: MEHDÎ… DELİCİAR-Zevk vermek. (Gusto: Zevk ve tad… İmân: Zevken idrak): 259: İBRAHİM-Cumhur babası. “Allah’ın Dostu” sıfatlı Peygamber’in ismi… URGAN-İp. Halat. (Hablullah: Allah’ın ipi. Kur’ân. İtaat… Habibullah: Allah’ın Sevgilisi): 1258: MİRZA-Beyoğlu. Emir.
 

BİN DÖRTYÜZ
(BÜTÜN ZAMANLAR)

 
LEVHA: 8 Kasım 1989… Göz yuvalara sokulmuş gibi, TABUTLAR… Biri taştan… TAŞ TABUT… Ve üzerinde küçük tabut resimleri ve kabartmaları var… ARKEOLOJİK araştırmaya mevzu… Onunla ilgilenen biri, “ama HAKÎM bilinmeden önce o resimler çok değildi!” diye, o resimlerin sonradan arttığını söylüyor… Galiba KÜRTLER, kendilerine itibar olsun diye tabut üzerindeki resimleri fazlalaştırmışlar!..

*

TABU-Polinezya mitolojisinde, “var olduğu sanılan”, mukaddes hususiyetlerinden dolayı dokunulamayan. (Var olduğunu sanmak, “yok olan bir şeyi” güya “varmış gibi” kabul etmek mânâsında dar bir yorumla sınırlandırmamalıdır… Beş duyu ile kabul gören hakikatlerin idrakında aklın rolünün olması gibi, Şer’i hakikatlerin idrakında da akıl kâfi gelmeyebiliyor… Bütün iş ve oluş ile ilimlere sari bir hakikat, hepsinde HATA payının göz önünde tutulması; bunun da bir hakikat olmasıdır. “Güzel, doğru ve iyi”, bütün insan faaliyetlerinin, neticede “ruhî bir faaliyet” eseri olması, bu çabaya dayanması, hiç bilmediğimiz bir mevzuda bile hiç olmazsa “onu bilmediğimize dair ilk bilgiye” sahib olmamız, yahud “Kabli-Apriori-Peşin fikir” ile başlamamız, faaliyetlerimizi onu doğrulaması veya doğru olup olmadığına dair bir araştırma ve keşif mevzuu kılınışıdır… Var olduğu zannedilen; zann, insan faaliyetinin mahiyetidir, mutlak olmayışını da ifâde eder… Bunun yanında, “şunun şöyle olması için” kesin bir kanaate erersek de, o şeyi “bilinen vasıtalarla” isbat edememeye de; yâni, “o öyle değilse”, sözkonusu mevzunun bütün verilerinin değerlendirilişinin iptaline varan… Meselâ “her şeyin zıddıyla kaim olması”nın bir mütearife ve bedahet ifâde etmesine karşılık, “yok”u objeleştiremiyoruz; onu ne beş duyu, ne akıl, ne ruhî çaba ile deneyebiliyoruz. Söyleyebildiğimiz şey, her varlığın yokunu da, kendi varlığının zıddı olarak isbat edişine dair, bir anlayış. “Ölüm kendini akla yokluk şeklinde ifâde eder!” derken, böyle bir atıf içindeyiz; bu atıfta, “yok bir vardır!” hükmü ve yokluğun nitelenişi de var. “Yok” lâfzı içinde, ne kadar çok niteleniş olduğu da belli olmadı mı? “Var bir vardır” hükmü, “Yok bir yoktur!” hükmüyle eşit… Bu, “Varlığı bir vacib-Varlığı zorunlu bir varlık” mevzularının geçtiği yerde, ucu “Mutlak Fikrin Gerekliliği”ne sarkan zaruretlere kadar çıkan bir dava…  İnsan faaliyetleri, gelişen, kurulan, çözülen ve çöken bir mahiyettedir; Mutlaklık izâfesi, mümkün olmayan… Mutlak Fikir, bir zaruret; o, bu iddiada olan hangisidir ve ister kabul edersin, ister kabul etmezsin meselesi mahfuz, çerçevelediğimiz şekilde “Varlığının Zaruriliği”, herkes için geçerli bir husustur…  Tabu’nun bana ilhâm ettiği dava, tedaîleri ile bu!): 409: BÜCDET-İlim, bilgi. “Bilinmeyenden devşirilen”… TEVVAB-Allah’ın “tövbeleri kabul eden” mânâsında 99 güzel isminden biri. (Tövbelerin kabulü, Allah’ın emir ve nehiylerine Resûlü’nün gösterdiği yoldan tâbi olması neticesi, bir nefs tezkiyesi, O’na yaklaşma, yâni insan olma memuriyeti çerçevesinde işlediklerinin kabulü anlamında, geniş mânâsını bulur!): 409: HATA’-Saçak bükmek. (Tabv: Sarfetmek, harcamak. Davet etmek… Kamer menzillerinden, Sarfe: Kaf harfi, Allah’ın “Muhit-Herşeyi ihata eden, kuşatan” ismi ve Arş mertebesi ile ilgili… Arş: Allah’ın “Kün-Ol” emrinin tecelli ettiği yer… Taby: At, katır, eşek ve geyik memesi… Misheb: Siyah at. “Ulu murad”… Misbah: Lâmba. “Nur, ışık”… Katır: Döl vermeyen hayvan. Sabırlı. “Şekil veren, ama kendi o şekil olmayan gibi”… Mishell: Vahşi, yahşi, yâni “güzel” eşek. “Bedi” vasfı, ilk yaratılış kadar eskiye-ezele işaret eden “Dil, lisân, zührüf, dizgin, yönlendirilen” keyfiyette mecaz tabiat. Uzun zamanlar… Asgaran: Kalb ve dil… Geyik: Ceylân… Ceylân: Ceyl-An… Ceyl: Yengeç. Tırmalama. Seretan. Nath, tos vurmak, başını vurmak, baş vurmak, “aramak, danışmak”… Daniş: Bilgi. İlim. Biliş… Hemze, Allah’ın “Bedi’-Güzel yaratan” ismi, “İlk Kalem-Nun, nur, varlık, nün, sır” mertebesi ve Kamer menzillerinden “Seretan-Nath” ile ilgilidir… Saçak bükmek; saç, “sır, saçmak” mânâsına gelir ve Arş altı bir sema tabakası olan –Varlığı zaruri diye insana hitab ederken, bir Nass–, Kürsî mertebesidir; Kamer menzillerinden “Nesre-Yazı, dağıtan, veren” anlamında. Ak, Kıpçak Lûgatı’nda, “beyaz ve ağ”, Karaçay-Malkar Lûgatı’nda ise, “Akmak, dökülmek, geçmek, elemek, kıritik etmek” mânâlarıyla “akıl” kelimesini de hem “ruh” mânâsıyla ifâde eder… Taht-hem Kürsî, hem de “altta, aşağıda” demek: 400: Te harfinin ebcedi; bu harf, Allah’ın “Kabid-Kısıcı, sıkıcı” ismine, Esir mertebesine ve Kamer menzillerinden Kalb’e işaret eder… Üstadım: “Aklın aklı olsa, gönül olurdu!”… Kalbin, bir ağ şeklinde Kâinatı ihata eden mânâsı ilmi, hani “Allah’ın mümin kulunun kalbine sığması”, Kürsî’nin aslî sahibi Allah Sevgilisi olarak işaretlenmiş oldu; Kâinat ve İnsan’ın “Sır Ağı” O!)… ÜÇIŞIK-Abdülhakîm Arvasî Hazretleri’nin soyadı kanunu çıktıktan sonra aldığı soyadı: 410= 1409: CERRARE-Sarı renkte, küçük, zehirli akreb. (Kıpçak Lûgatı’nda, Sarı: Karşı. Halif. Yön. Taraf… Davud-Kendisinde “Vücud” hikmeti tecelli eden Peygamber. “İnsanî Hakikatin Perdeleri”nde sarı renk: 16: Hud-Kendisinde Ehadiyet hikmeti tecelli eden Peygamber… Akreb Burcu, unsuru Su, yıldızı Merih, vücutta tesir yeri üreme organları, hakikatiyle “Şeriat’ın isbatı” demek olan simya’da “Ayırma-Istıfa, seçme” safhası)… RAPOR-1979, 1980 tarihinde, “Necib Fazıl ve Yeni Dostları” imzasıyla, onunla beraber çıkardığımız dergi-kitab. “Bir tetkik neticesini bildiren yazı”: 409: KARTEYN-İki boynuz. “Ay”… KOÇKAR-Dövüş için hazırlanmış ve terbiye olmuş iri koç: 409: KARTAK-Etekli kaftan. Kadife. Terlik. (Rüyâ’da gelen mânâ; Salih Mirzabeyoğlu’na Bolu Dağı Kaftanı giydirildi!)

*

TABUT-Dönüp dolaşıp gelinecek merci-i küll. Ölü nakline mahsus sandık. Sanduka. Su kovası. (Devl-Kova: 40: Veled… Mim harfinin ebcedi, 40, Allah’ın Câmi ismi, İnsanlar ve Kamer menzillerinden “Fe’ru’l Muahhar-Tehir edilmiş, sonraya bırakılmış, tehir-i takdim”… Muhammed-i Nur, topyekün varlığın kendisinden hisseler hâlinde yaratıldığı ilk; ve Allah Sevgilisi, Muhammed-i Nur’un sahibi olarak Adem Aleyhisselâm’ın kendisinden biat aldığı ilk iken, son Peygamber olarak Cismanî heyetiyle en son yaratılan Peygamber… Tehir-i Takdim keyfiyetinin aslı da O’nda… Abdülhakîm Koltuğu’nun ortasındaki yuvarlak delik: Sıfır. On, hakikat, sağ. Beş, delik. Nokta, merkez. Bit, zirve… Fariz: Yaşlı. Pîr. “Ezel. Mavera”… Fariza: Allah’ın açık emri olup, yapılması şart olan vazife. Ölen bir kimsenin varislerine düşen hisse… Farz: Bir kimseyi bir vazifeye tâyin etme. Bir kimsenin nefsine âit iken başkasına hibe ettiği şey. Bir şeyi delmek, gedik açmak. Bir davaya mevzu ve rükun kılınan husus; kalbî. Addetmek, saymak… Kova –Devl– Burcu,  unsuru Hava, yıldızı Zuhal, vücutta tesir yeri Bacaklar-Ayak tabanları, simya’da çoğaltma safhası): 809: BERZAH-İki âlemin arası, Allah’ın Zât âlemi ile Halk âlemi arası. İki yer arasındaki geçit. Mania. (Abdülhakîm Koltuğu: 732: Zel harfi; Allah’ın Müzill ismi, Hayvanlar mertebesi ve Kamer menzillerinden “Sa’du’l Suud-Derece almak. Mübarek. Mübarek yıldızlarla” ilgili… Hayvanlar: Canlılar, diriler… Kamer menzilinde görünen “Mübarek yıldızlar”, varlıkta her şeyin kendi derecinde canlı olduğuna da dair… 28 harf, Allah’ın isimlerinin kul ciheti, Mertebeler ve Kamer menzilleri hakeza; Berzah’ta Allah Sevgilisi ve O’nda gizli “İnsanî hakikatin meçhullüğü” davasını toplamakta… “Bütün gıdalar zehirlidir, onları faydalı kılan dozlarıdır!”; İngilizce, Doze: Hafif uyku… Gıdanın vücuda girdikten sonra verdiği hâl… İngilizce, Dozen-Düzine: 82: Düzen-Nizâm… Allah’tan nefse gelen her şey ruhtur. “Bir zehir ki, hayat özü faniye”; Allah Sevgilisi’nde bütün hakikatiyle görünen… Sünnet-Kanun. Yol. Adet: 511: Rişa-Kamer menzillerinden, “Balık karnı - Bâtınî nur - Kuyudan su çekmekte kullanılan ip” denilen menzil; Vav harfi, Allah’ın “Rafi’-Dereceleri yükseltici” ismi, Yüksek dereceler mertebesi… Kur’ân ve Hadîs’in, Allah ve Kul farkı, ne olduğu da görüldü; hiçbir kul, Allah Sevgilisi’nin sözlerini ıskalayarak Kur’ân’dan hüküm çıkaramaz; işin bünye sırrı O’nda… Tahriş-Tırmalama. Yengeç. “Yengeç Burcu, yıldızı Ay, vücutta tesir yeri Göğüs ve Karın, simya’da çözme safhası”: 511: Sinnet-Kalem başı)… MÜSTEŞHED-Şâhid olarak gösterilen: 809: MÜSTEŞHİD-Şâhid gösteren… ŞERENG-Zehir: 570: ŞER’-Emir ve nehy gibi emirleri vazetmek. Bir işe girişmek. Dalmak. Zâhir etmek, göstermek. Şeriat… Şİ’R-Anlama, idrak: 570: SİSTEM… ARŞ-Allah’ın kudret saltanatının tecelli ettiği gök. Gölgelik. Kürsî: 570: ALLAH SEVGİLİSİ’nin Miladî doğum tarihi… AŞR-On. Hakikat. Sağ, diri. Sıfır, nokta. Zirve: 570: TEKAMMÜL-Bitlenme, bitli olma. Zirve olma. Nokta. Merkez… Allah Sevgilisi’nin doğum tarihi, mânâ tevafukları şeklinde Kürsî’yi de kendine bağlarken, Kalbte bir mertebe ve Arş’a taalluk eden bir keyfiyet olan zamanı da işaretlemekte; tezahürlerinden bildiğimiz topyekün insan hayatının zamanındaki mihrak O’nda… 1400 + 571: 1971: ZİRA’-Tohum ekme. Kamer menzillerinden ARŞ mertebesinin menzili. El kol uzunluğu. “Kürsî. Tas. Kova”… Bütün zamanlarda BİRDENBİRE’nin tuğrası… 1400 + 571: 1400 + O… 1400 + 571: 1400 + 10… Üstadım’ın AKINCI GÜÇ Kadrosu’na ithafı, “Hiç beklemediğim bir zamanda hiç beklemediğim bir mekândan bir ışık fışkırdı!” dediği IŞIK isimli ithafının tarihi: 1979: KABZ U BAST-Ruhen sıkıntı ve rahatlama. Daralma ve genişleme. Birini diğeri üzerine tercih etme. Münkabız bir adama ferahlık ve sürur vermek, sevindirmek. Beyan ve ifâde etmek. Uzun uzun ve etraflıca anlatmak… Karaçay-Malkar Lûgatı’nda, ARBAK-Ruh: 372: ŞARİB-Yay. Yakınlaştırma… BİŞİNG-Balyoz. “Arş’ta tecelli eden”:  372: AKREB-Zehirli hayvan. (Üstadım’ın Çile şiirinden: Ensemin örsünde bir demir balyoz / Kapandım yatağa son çare diye / Bana kanlı bir şafakta çil horoz / Yepyeni bir dünya etti hediye!)… RAHTLAMAK-Ata taht ve semer takımı takmak. (Rakıb: Gözetici. Bekleyen: 303: Rikab-Boyun, ense. Boyunduruk altında olanlar, esirler… Ebcedi 400 olan, Te harfi; Allah’ın “Kabid-Kısıcı, sıkıcı” ismi, Esir mertebesi ve Kamer menzillerinden Kalb… Esir: Topyekün varlığın “cisim şey” bakiyesi hâlinde, Berzah makamından… Kabz ve Bast’ın, “Taht-Kürsî” arasındaki ilgiye dikkat): 372: PİŞİN-Önden verilen. Peşin, önce, evvel… TA’ŞİR-Onda birini alma. Ona bölme. (Mehdiyi Hâmil On İranî… İran: Fars, farisî, doğu, suvarî… İran: Tabut. Neşeli ve sürurlu olma… Onuncu: Esseyyid Abdülhakîm Arvasî ÜÇIŞIK… Onbir: On-Pir… On’dan: Üstadım): 980: MÜTERA’RI-On yaşını aşmış olan. (Yevmiye: 10 sene önce gelseydin, herşey başka olurdu, benim daha dinç olduğum zamanda!)… İSTİKBÂL İSLÂMINDIR: 980: ŞERİAT-(Şiir idrakı, sistem: İmân ve İslâmî hükümlerin beyet-i umumiyesi!)… TEŞRİ’-Yolu açık ve vazıh kılarak. Şeriata isnad ve nisbet etmek. Hüküm vaz’ eylemek. Havuza –Cevab–, su getirmek: 980: MEHDÎ Salih İzzet Erdiş. (Tabutlar: 1040: Devl… On+İki: 106: Namiye-Büyüyen, artan, üreme kuvveti olan.)

*

TAŞ TABUT: 1510: SÜNNET-Kanun. Yol. Âdet. (Allah Sevgilisi’nin davranışları, hareketleri ve “Hadîs-Sözleri”nin genel ismi)… TAŞŞ-Yağmur çisintisi, rahmet çisintisi: 309= 1308: ARVASÎ-Doğu Anadolu’da bir Dağ ismi. (Abdülhakîm Arvasî Hazretleri’ni anmak, Arvas Şeyhleri’ni hatırlamak tabiî)… Allah Sevgilisi’nin sözü: “Uhud Dağı beni sever, ben de Uhud’u severim!”… UHUD MUHAREBESİ: 13+326= 339: TELAHUZ-Göz ucu ile bakma.  Gözucu ile bakışma. (Telahuz: Tele-Huz… Tele-Tuzak. Ağıl: 435: Nasreddin-Dine yardımı dokunan… Huz: Al emri… Bedr Harbi’nden sonra, Medine’nin bir mil kuzeyinde kırmızı bir dağ olan ve Allah Sevgilisi’nin Kureyşli kâfirlerle savaştığı yer, Uhud Dağı… Savaş, Sahabiler’in ısrarı üzerine şehre girmelerini bekleyen bir müdafaa takdiği yerine, onlara karşı durma niyetiyle sözkonusu bölgede oluyor; henüz Müslüman olmamış Hâlid bin Velid Hazretleri’nin suvarilerinin bir manevrasıyla İslâm ordusunun bozulur gibi olması, sonra Allah Sevgilisi’nin basiretiyle toplanması ve savaşın bir nevi ortada neticelenmesi… Allah, neleri nelere vesile kılar ve hayra tebdil eder; takdir O’nun… Nitekim bu türlü neticelenen savaşın ertesi zamanlarda, o savaşta düşman safta bulunan birçok Sahabi’nin aslî hüviyetleri, savaşı sanki peylenenlerin İslâma girişi anlamına döndürdü!)… SALİH Mirzabeyoğlu + ŞEBEKE. (Hüviyet sureti. Balık ağı. Kafes şeklinde olan yerler, ağıllar. Ağ gibi yapılmış yolların tamamı): 1013+327= 1340: SALİH Mirzabeyoğlu + NEVM-İ Sınaî-Hipnoz. (Telegram)… MÜFEKKİR-Düşünme kuvveti: 340: ŞAM-Sol. Yemen “sağ” demek olduğundan, Hicaz’a nisbetle solda olan memleketlere Şâm denmiştir. “Şam, Rumî, Batı, Fikir”. Akşam, karanlık. Akşam yemeği. (Karaçay-Malkar Lûgatı’nda, Abrak-Ruh: 372: Aşa-Akşam yemeği)… ŞEBEKE: 327: BAŞYÜCE. (Ulülemr-Ulül, “Sahib, ehil olanlar” demek. İslâmî mânâda, Şeriat’in emirlerini tatbik eden “halife, emir, cumhur reisi, mir” ve işi idare eden mânâsında müdür. Müdirr, işe hâkim olabilendir; bu çerçevede “müdirr fikir” davası, en başta aranması gereken: 315: Kaburga-Adla’. “Adl, kıst”… Kıst, Allah Sevgilisi’nin sıfatlarından; Ruhu’l-Kıst… Adaletin, “her şeye hakkını, hakettiğini tevzi eden” mânâsı, topyekûn varlık ve oluşu kuşatıcıdır. Allah’ın 99 güzel isminden biri olan “Adl-Bizzat adalet”, Ululemrin Allah’ın yeryüzündeki gölgesi şahsiyetinin ne olması gerektiğine dairdir. O hâlde “Devlet Reisi” hüviyeti, Allah ve Resûlü’nün gölgesi demek. Meşhur malûm; İslâm’da Devlet Reisliği’nin “remz-sembol” şahsiyeti Hazret-i Ömer’dir. Sonrası, bu mânâya yaklaşmaktan ibaret… Sembol: 138: Vijhoek-Hollanda dilinde, beşgen. “Yıldız”… Cisimlerde en sağlam şekil Altıgen; Allah’ın tabiat mertebesinden ona verdiği şeyle, tabiat ve nefs arasında tecelli eden cisimlerin en sağlam ve sabiti… Abdülhakîm Arvasî Üçışık’ın merkezde bu mânâ; evvel ve sonrası, kendisi ile beş oluyor… Kamer menzilleri bahsinde, “yıldız, mübarek yıldızlar ve mübarek” tâbirlerinin mânâsında; hem yıldız nesnelerinin ilim gizleyen, hem de ilim sahiblerinin yıldız mecazı ile anıldıkları görülecek… Mevzuumuz içinde Mülk’ün, hem coğrafya, hem keyfiyeti, cisim mertebesi çerçevesinde böyle… Taha-Allah Sevgilisi’nin bir ismi ve Kur’ân’da Taha Sûresi’nin başında geçen Huruf-u mukattaadan. “Şehid” lâkablı Seyyid Taha Hazretleri malûm. “Yayıp döşemek, sermek. Beyaz bulut”: 14: Salih Mirzabeyoğlu… Davud-Kendisinde Vücudî hikmet tecelli eden Peygamber. Altı köşeli yıldız şekli, ona atfedilen ve Süleyman Aleyhisselâm’ın mühründe bulunan şekil: 16: Hud-Kendisinde Ehadiyet, birlik tecelli eden Peygamber. “Mekr. Harb. Hud’a”… Hollanda Lûgatı’nda, Vijfhoek Wiey-Beşgen Beşik: 138+37= 175: Kusto… Wieg-Beşik: 37: Ezel… İngilizce, Five-Beş: 101: Gusto-Tad alma… Ezel kökünden, Zel harfi-Allah’ın Müzill ismi ve Hayvanlar mertebesi, Kamer menzillerinden “Sa’du’l Suud-Mübarek, mübarek yıldızlar, derece almak” ile ilgili: 732: Abdülhakîm Koltuğu… Kaid-Oturan, oturmuş: 175: Mesaid-Saadet ve mutluluğa sebeb olan hâl ve haklar… Kaptan Kusto: 338: Şehîd Taha-Seyyid Taha Hazretleri… Muallak Zaman-Bin dörtyüz: 338: Mubasara-Görme yarışına çıkma… Evşal-Damla damla akan su. Birbiri ardınca katar gibi peşpeşe gelen kimseler: 338: Ferzan-İlim ve hikmet… Ferzane, “Hakîm, felyesof”; Ferzah, Akreb isimlerinden biri.)

*

Hollanda Lûgatı’nda DOODKİST-Tabut. (Hollanda Lûgatı’nda, Dood-Tabut: 20: Kef harfinin ebcedi. “Kürsî. Avuç içi, kader”… Allah’ın “Bedi’-Güzel yaratan” ismi ve Kamer menzillerinden “Seretan-Yengeç-Kanser” hatırda; Allah’ın “Mümit-Ölümü yaratan” ismi ve Toprak mertebesi… Hollanda Lûgatı’nda, Kist-İçi su, irin ve cerehat topağı, ur. Kanser, habis hücrelerin çoğalması: 490: Kist-Osmanlıca, “Kimdir?”… “Ben kimim?” diye sormak, “ölüm nedir?” diye sormakla birdir… Kürtçe, Xwenasin-Kendini tanımak: 183: Izfar-Tırmıklama. Tırmıklanma. “Yengeç”… Üstadım’dan: “Yaran kabuk tutmasın, her ân deş tazelensin /  Sen ağla, gafil gülsün, nadan yelpazelensin!”… Ve, Abdülhakîm Arvasî Üçışık Hazretleri’nden: “Veli mevzuunu bulamaz ki ben desin!”… Nun-Nur. Kalem. Balık. Kılıç. Kesen: 106: Nün-Hakas dilinde, “Tüy, suf, yastık, döşek, mehd”… Divan Edebiyatımız’ın büyüklerinden, Hayâlî: “Cihan-ârâ içredür ârâyı bilmezler / Şu mâhîler ki derya içredür deryayı bilmezler!”… Cihân-ârâ: Cihan süsü. Cihan nakışı… Cihân ârâ: Cihânı süsleyen. “Allah ve Resûlü”… Derya içinde deryayı bilmeyenler de, idraksızlar yanında, “idrakin aczini idrak etmiş veliler”; mevzuunu bulamaz ki, “ben” desin… Fuzulî: Ben kimim, mey ü sahba nedir, sakî kimdir?): 510: SÜNNET. (İnsan ve İnsan’da toplu Kâinat; Nehir’in deniz ve gölgede dinlenmesi gibi, dıştan gelenin nefste Doz’u, hayat ve hareket kuvvesi… Sahil; karşılaşma, at kişnemesi… Küst; suadî, sahil, sin, hayl, havl, kuvvet… LEVHA: 23 Eylül 1984… Elimde Lûgat… Harflerden “Kültür Davamız”a âit mânâ çıkarabileceğim bir durum var… Duvarda asılı “Gölge” dergisi üzerinde, Üstadım’ın “Keseller” diye el yazısıyla bize ithafı var… Sonra o ithaf, elimdeki lûgatta… Sonra Eskişehir’de, Köprübaşı’ndayım… Orada balık tutanlar… Benim yanımda da birkaç tane çektiler… Kanepede oturan birkaç kız… Burnumdan avuç büyüklüğünde sümük çıkarıyorum… Eti sıyırır gibi… Hem çok koyu, hem de beyaz… Acaba Zeyn-âb gördü mü? Bakıyorum içeri girmiş!)… MENAR-Nur yeri. Yoldaki işaretler: 290: KÜRSÎ-Merkez. Kaide. Taht. Koltuk. Vazife. Saltanat, kudret ve mülk. Baş şehir… İSTANBUL-Osmanlı’nın baş şehri: 550: MEHDÎ Salih İzzet Erdiş.

*

 DİKKAT… TAŞ-Taşmak. Tagi. Kelb. Kalb. Basiret. Köprü, İcâd: 701: OSMANLI-“Halklar topluluğu”… Karaçay-Malkar Lûgatı’nda, ÇOKURAK TAŞ: Sedef. “Çukur ağ taş”… Ve, KISIR TAŞ: Sert dayanıklı taş. (Doğurtan taş… Ruhamî-Mermerden yapılmış, mermerle ilgili: 851: Şefaat-Af için vesile olmak. “Kürsî Makamı”… Ahirette, Allah Sevgilisi ve izindeki büyüklerin, bir kısım günahlarının affı için ümmete vesile olmaları!)… SIN TAŞ: Mezar taşı. Şâhide… KÖK TAŞ: Sülfat, yağ kıvamında renksiz ve aşındırma, çürütme, aşınma, paslanmaya sebeb asit. “Atles”. Yine Karaçay-Malkar Lûgatı’ndan,  MAMUK TAŞ-Sünger taşı: 187+701: İSLÂMA Muhatab Anlayış + Osmanlı… TÜK TAŞ-Dayanıklı, itimad edilir. Mantar ve yosun karışımı bir bitki: 888: HARFELE-Güzel gıda. “Ser-etan”.


Baran Dergisi 402. Sayı
 
 
 


Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.