Ölüm Odası B/Yedi: Teferruat (Yan- Detay- Caba) - 205

Ölüm Odası B/Yedi: Teferruat (Yan- Detay- Caba) - 205

YEVMİYE: Ezel eski adetimdir… Havadaki nem oranının yüksekliğinden insanın bunalması gibi, ruhî ve fikrî ağırlık üzerime çöktüğü zaman, hemen bir köşeye çekilir ve bir örtünün altına kıvrılırım… Bombardımandan kaçtığım ve eşya ve insana dair objeyi ve sair etkiyi sildiğim, benliğin kendi kendine piştiği bir sığınak… O gün, şahsî dertlerim ve “İstikbâl İslâmındır” isimli eserimin macerası bir yanda, Üstadım’ın yanına giderken kalb kıyamının büsbütün kesen duyguları öbür yanda, Koltuğun üstünde kıvrıldım… Bir rüya: “Kapalı bir havzayı andıran ve eski köşklerin bulunduğu bir mahallede yangın çıkıyor. Çevreden ortaya doğru gelen yangın. Babaannem’in ahiretliği olan ve kızı Atiye yakın zamanlarda (1981-1982), vefat etmiş bulunan Fatma Toköz teyzeyle aynı köşkteyiz, onu kurtarmaya çalışıyorum. Ucu ucuna yangından kurtulmuş ve kapıya çıkmışken, yandaki köşkten, ucu ucuna kurtulmuş Üstadım’ı görüyorum. Çepeçevre alevler içinde, sokağın ortasına geliyoruz!”… Sırılsıklam tere batmış olarak dehşetle uyandım… On beş dakika sonra Üstadım’ın yanındayım… Odasının kapısından henüz girmiş ve selâm vermiştim ki, yüzünde muzip bir gülümseme ve hareketlerine yansıyan çevik bir ruh hâliyle telefonu çevirirken: “Hoş geldin! Şimdi sana serenad yapacak hâlim yok. Korkulu rüyâ görmek lâzım, işte hepsi bu kadar! Şimdi benle görüşmeye gelecekler. Otur bir çay iç, sonra gidersin!”… Erkekçe isimli bir dergi, kendisiyle mülâkat yapacaktı… Bir yanda zevk ve öbür yanda sepetlenmiş olmanın duyguları içinde, tek kelimesinin bile boşa gitmediği ikazıyla çayımı ve sigaramı içtim… Ağzıma mı yoksa burnuma mı gitti ayrı mesele!

*

KARABASAN-Korkulu rüyâ. Kabus: 416: DETAY-Ayrıntı. Teferruat. (Teferru’-Birçok kollara ayrılmak. Bir kimse halkın üzerine havale olmak. Bir kavmin en şerefli kabul edicisi ile birleşmek. Çatallanıp dal dal olmak: 750: Tearrüf-Karşılıklı anlaşma, tanışma. Kendini hüneriyle tanıttırma. Bir şeyi herkesin bilmesi… Rüyâ’da gelen mânâ; Takdim yazımı istemem üzerine Üstadım, “vereyim ama lüzum yok, zaten herkes biliyor!” dedi… Mu’temer-Ziyaret eden. Kasdeden, murad eden: 751: Duruşmaya giren… Duruş-Maya: Simya’da mayalandırma safhası, Oğlak-Cedî Burcu’nda… İfrat-İnsanın ense saçı. “Vücutta tesir yeri ense ve boğaz sırrı, Boğa Burcu’nda”: 751: Hınak-İdama giderken boyna geçirilen ip… Teferruat-Bir şeyin bütün incelikleri, detayları: 1151: Mehdî Muhammed)… KABUS-Korkulu ve insanda hareket bırakmayan rüyâ. Karabasan: 89: FEVGA-İri vücutlu, şişman kadın. (Şişman: 700: Zal harfinin ebcedi; bu harf, Allah’ın Zelil ismi ve Hayvanlar mertebesi ile ilgili...  Zal-Zel harfi. Horoz ibiği. “Dar. Esir mertebesi. Kalb”: 731: Abdülhakîm Koltuğu… Şişman: 691: Salih.)

*

YANGIN: 1111: NAS-İnsanlar. (Kıpçak Lûgatı’ndan kelimeler… Yan: Yanmak… Yan: Yan taraf… Yan: Dönmek… Yan: Şeytan… “Şeytan, inanmayan ve sapıtanların sırrıdır!”; hak muhalifi… Halef’in, müsbet ve menfi mânâda “karşısında durma”nın menfi anlamı ve Allah’tan her kılıkta uzaklaştırmaya çalışan… Kabes: Alev, ateş parçası, ateş şulesi. Öğrenmek, öğretmek… Öğrenmek ve öğretmek, menfi de olur, müsbette… İncelik: “Şeriat’in hak olduğu şuradan bellidir ki, nefs onun hükümlerinden hiç hoşlanmaz!”… Nefs, Şeriatla tezkiyesi gereken bir kâfir… Allah ve sayesinde imân edilen Peygamberi yolundan başkasına meyl, sonu hüsran olmak bakımından, “yakın” hakikatine de aykırı; kısaca bütün yakınlıklar, O’nun için olmalı… Fransız romancı ve filozofu Sartre, “Cehennem başkası” derken, Üstadım o fark edileni yerli yerine koyar: “İnsan, yaklaştığınca yakınlaştığından ayrı / Belli ki, yakınımız yoktur Allah’tan gayrı!”… Yine, vehim ve şüphe çölünü aşarken, zıddını sıçrama tahtası yapan şuur: “Ateş, benim yıkayan, yuyan, emziren annem, / Bir arınma kurnası olsa gerek Cehennem!”… Şâir Lebid’in Peygamber dudağından dökülmekle Hadîs olmuş şiiri: “Allah’tan başka herşey bâtıl!”… İnsan, sırrı Allah’ta gizli İnsanî hakikat açısından bakılınca, hep o Hadîs hakikati… Allah’ın  bütün mertebelerde bulunan Rabb ismi tasarrufundaki bütün mertebelerde insan aksiyonuna musallat Şeytan, yalnız “Allah” alem ismine sığınışının hakikatine musallat olamıyor… Felâk Sûresi’nde Rabb ismine sığınılırken, Felâk Sûresi’nde Allah’a)… LAZA-Ateş. Alev. Cehennem’in altıncı katı: 940: MAZZ-Nar. Gönlün gam ve tasadan yanması. İkrar etmek, kabul etmek, açıktan söylemek… Seytel-Vahşî sığır: 940: REZİL-Zelil, tag, taşkın… MUAVVEZETAN-Kur’ân’ın son, Felâk ve Nas Sûreleri: 1267: MERKEZ-Bir şeyin ortası, esası. Vasat. “Teferruat”. Hâl, suret. Bir şeyin en işlek yeri.

*

FATMA TOKÖZ-(Fatm-Kesmek. “Kılıç, kalem, insan, nur”: 129: Lâtif-Derin, gizli. Güzel. Nâzik, dakik… Allah’ın Bedi’ ismi, İlk Kalem mertebesi ve Kamer menzillerinden Ser-atan’a işaret eder… Salih: 129: Atan-Su kenarı. Kovası el ile çekilen kuyu. “Seretan, yengeç, kıskaç, tutan”… Allah’ın Lâtif ismi, “Cinler-Gizliler, gizlilikler” mertebesi ve Kamer menzillerinden “Öne alınmış delil, takdim” mertebesine işaret eden Be harfi ile gösterilir… “Arz-Takdim”, Bir büyüğe sunulan, onun önünde durulandır da… Toköz: Tok-Öz… Tuka: Takva, tezkiye, arınma, temizlenme, bedel ödeme): 643: EBU’L-TURAB-Toprağın babası anlamında Hazret-i Ali’nin bir lâkabı… MÜSTAKDİM-İleride ve önde bulunan. Çok ayaklı olan. (Müs: “Mus, müz”… Müz-Takdim: KKM): 644: EBU-HALİD-Köpek, kelb. Kurt, sırtlan. Canavar. “Sonsuzluğun babası ezel”. (Halidî: Sonsuzluk)… HUDM-Her nesnenin kökü. “Ezel”: 644: HULTA-Ortaklık. Şirket… Aynı ebcedle, TEMERRÜD: Yanıp kül olma. (Üstadım’dan: Allah Resûl aşkıyla yandım, bittim, kül oldum, / Öyle zaif düştüm ki, sonunda Herkül oldum!)… Koç Burcu, vücutta tesir yeri Kafa-Beyin, simya’da Kül etme safhası… FÜRFÜR-Semiz, besili koç: 566: SEYYİD Abdülhakîm Arvasî.

 
HER YERDE BULUNAN

 
YEVMİYE: Profesör Doktor Süleyman Yalçın, Üstadım’ın yakın çevresinden ve hekim olarak da yardımcı olan… 7 yaşından beri namazını hiç bırakmamış biri olduğunu Üstadım bana söyledikten sonra, “İki sene Amerika’ya gitti, dönüşte etrafına artık gerçekçi olduğunu söylüyormuş; çağırdım onu, ne söylüyorsun sen, ne gerçekçisi?”… Aleyhine bir şey söylemedi ama, teknik oyuncak sihrine çarpılan insan zihninin o zaman onda bile görüldüğü anlaşıldı… O, 5 Şubat 1983’de Üstadım’a soruyor: “….. hayatınızın kısa bir değerlendirmesini nasıl yaparsınız?”… Cevab: “Tercüme-i hâller sıkıcı olur Süleymancığım, Kafa Kâğıdı’nda çalışacağız!”… Muharrir Ahmet Kabaklı: “Fenomen sayabileceğimiz şeyler, dönüm noktaları, işaret taşları; belki onları söyleyebilirsiniz!”… Onlar ancak masa başında düşünülebilir veya yazılabilir; çünkü bir yazıda kendi kendimizle imtihan hâlinde olduğumuz için, mütemadiyen beğenmeyiz, çizeriz, yazarız… Farkında olmadığımız şeyler oluyor hayatımızda; içimizde bir şey pişiyor, –biz farkında olmuyoruz!–, pişiyor, pişiyor ve birden küçük bir DETAY gibi görünen, bir vesile ile patlayıveriyor… İşte Kafa Kâğıdı’nda düşündüğüm o… Patlama ânlarının maziye doğru psikolojik pırıltıları!

*

ZAMAN, “mâzi, hâl, istikbâl” olarak, cem mertebesindeki ÂN’ın tafsili… Ân, günlük hayatımızda geçmiş ve henüz gelmemiş olana nisbetle, DAÎM… Kıpçak Lûgatı’nda Dayim: Dayı. Hâl… Zaman mertebesinde hâl ile, cem mertebesinde hâl, zamana nisbetle “süre”yi yaşama farkı; biri içinde bulunduğumuz Halk âlemi, diğeri bâtın âlemi ile ilgili… Biri “kesret-kesik ve bölümlü”, diğeri “cem-toplu” hâl ve ân… Bâtın her yerde olsa da, kendisini Halk âleminden ayıran vasıflarıyla belli ettiğinde, bu Berzah tıpkı Halk âlemi’nin kendisine göre “kesret” olması gibi, Allah’ın Zât âlemine nisbetle bir “kesret” belirtir… “Kişinin, üzerinde bulunduğu işin zamanı içinde bulunması” hakikati gereği, “Cem şudur!” gibi bir herkese mahsus bir sabitlik sözkonusu değil… Cem’deki kesreti kuşatan Allah’tır ve Arş’tan taayyün eden ân, ruhun bir tavrıdır… Arş ve altı Kürsî’nin birbirine karıştığı yer, Allah ile İnsan’ın yaratılışı arasındaki evveli bilinmeyen zaman, ezeldir… İnsanda birleşen Ezel ve Ebed: Daim… Allah’ın Evvel ismi ve Ahir isminin tasarrufunda… BAKİ olan Allah; kulda Bâkî, yazılış farkıyla “ağlayan” demek… Daim’in Daim’den farkı; Zorunlu Varlık ve varlığı O’nunla daim kalacak olan kul… Bâki’: Vasî. Geniş… MÜŞ’IL-Her tarafa dağılmış olan: 440: DAHM-İri, kocaman cüsseli… FEYLEMANİ-Cüssesi büyük olan: 221: MÜSLÜMAN… EBEDD-Gövdeli, iri cüsseli kimse. “Ebedî”: 7: SÂBİ’-Yedi, yedinci. (Sabî: Süt emen çocuk. Yavru sesi… Sabiî: Taşkın. Zelil.)

*

LAHT-İri cüsseli kimse. (Lahût: İlâhî âlem. Uluhiyet âlemi. Ruhanî ve mânevî âlem): 438: LAHT-Bir şeyin parçası, cüz’ü. (Yevmiye: “Parça, bütünün habercisidir. Sinema rejisörlerine kadar bilinir; bir el düşer böyle, sahibini görmesen de tanırsın!”… Kıpçak Lûgatı’nda, Düş: Düşmek. Rüyâ… Ruh, uykuda vücuttan uzayarak gaibler âlemine gider ve dönüşte suret bürünerek rüyâ olarak görülür!)… CESÎM-İri vücutlu. Kebir. Ehemmiyetli: 113: BÂKÎ-Ebedî. Sonsuz. Arta kalan… CİSİM-Hayyiz olan, mekânı, ciheti, derinliği olan şey. (Hayyiz: Yer tutan… Hayyiz: Hayy-İz… Hayy: Hayat… Ze harfi, Allah’ın “Muhyî-Hayat veren, hayatı ihyâ eden” ismi, Hava mertebesi ve Kamer menzillerinden “Zu-Sabih” ile ilgili… Cisim, “hayy” izi, gölgesi; izinde hayy olan… Mertebe olarak “Küllî Cisim”; bu mertebe, “şekil veren, ama kendi o şekil olmayan” Heba mertebesinden sonra gelen, Allah’ın Zâhir ismi ve Kamer menzillerinden “Re’su’l Cevza-Resen hareket eden ikizler”e işaret eden Gayn harfi ile ilgili… Cisim, madde demek değildir; ona Heba izi de diyebiliriz!): 103: BEKA-Devamlılık. Dâim ve sabit olmak. Bâki olmak. Ebedîlik.

*

Uygur Lûgatı’nda, TAĞAK-Sırt yüzgeci. (Da’va Cetvelinde Nun harfi, Allah’ın Nur ismine işaret eder… Nun: Balık. Kalem. Kılıç. İnsan… Nur: 256: Mutrız-İşaret ve damga koyan. Alem yapan): 1111: TAĞAK-Uygur Lûgatı’nda, “kürek kemiği”. (Sırt ve kalb; Aslan Burcu, unsuru Ateş, yıldızı Güneş… Tağak: Tağ-Ak… Ak: Beyaz. Akmak. Ağ… Karaçay-Malkar Lûgatı’nda, Av: Ağ, file… Av: Başörtüsü. Haya… Av: Devrilmek… Av: Aşmak… Av: Gözbebeği üzerindeki leke… Yine Karaçay-Malkar Lûgatı’nda, Taşmaka-Kaplumbağa: 843= 1842: Taşmak… Dahr-Dağbaşı. Erkek kaplumbağa. “Yavaş hareketli. Kesel, tembel. Atıl. Boyun. Mürşid. Bâtın. Bütün vücud. Küst”: 1005= 6: Dehr-“Dehr Allah’ındır”; bütün makamların deliklerinden –hâllinden–, müntehada Dehr’e irca vardır. Dehr, aynı zamanda “İnsan” demek, insan da hakikati Allah’ta gizlenen sır)… ELİF-Bir harf. Allah’a ve Resûlü’ne işaret eder: 111: SAHABÎ… TAGRİS-Aç etmek. (Üstadım’dan bir mısra: Soframıza açlığı besleyenler buyursun!): 2110= 112: SALİH İzzet Erdiş… TAGAK-Basiretli ağ. Canlı ağ: 132: NASLI-HÂN Kerimem-Kur’ân ve Hadîs hükümlü, kabul edici hân. (Başta Allah Sevgilisi)… KALB-İslâm kalbin yoludur: 132: İSLÂM… HADÎS-İ ŞERİF: 1112: HİLÂFET.

*

TEFERRUAT’ı kendine bağlayan asıl; aslın bilindiği yerde o, her yerdedir… DETAY-Teferruat. Ayrıntı. İspanyolca’da “jest”, yâni “hoşluk yapma, gönül alma”. (Kul: “De, söyle, bildir!”… Detay: De-Tay… Karaçay-Malkar Lûgatı’nda, Tay-Kaymak, yerinden oynamak, “yal, sığır”: 20: Tay-Aynı Lûgat’ta, “vazgeçmek, caymak” demek): 25: DİBACE-Mukaddeme, başlangıç, önsöz. (KKM)… TUVA-Övülmüş, senâ edilmiş şey. Örülmüş kuyu. Berzah: 25: DÂHİYE-Büyük iş ve hâdise… HAVİ-İçine alan, ihtiva eden, kaplayan: 25: DAYI-Annenin erkek karındaşı. Dâim. Hâl… TAVY-Açlık: 25= 1024: KEÇ-Kürtçe, “bit” demek. “Zirve. Sağ. On”… TAYY-İ MERATİB-Birden üst mertebeye geçmek. Birden mertebeleri aşıp gitmek: 662: KERAMAT-Kerametler… KERAMET: 661= 1660: İNTİHAR-İdam-ı nefs… MÜSTEYKIN-Yakînen ve kat’i olarak bilen: 661: MÜNTESAF-İkiye bölünmüş ve yarı olmuş… Karaçay-Malkar Lûgatı’nda, DUMADILA-İki ineği birden emen buzağı. (Yevmiye: “Efendi Hazretleri’ni görsen daha iyi olurdu ama, bir şey fark etmez; seni ben yetiştireceğim!”… Salih İzzet Mirzabeyoğlu: 1918: Buzağı… Öküz: 33: Bagal-Koltuk. Abdülhakîm Koltuğu hatırda): 137: BESMELE-Allah’ın adıyla ve O’nun namına başlama. (Mukadder oluş bahsine misâl: Kur’ân’da her Sûre başında Besmele bulunması, Allah’ın hâlifesi insanın her işinde Besmele ile başlaması gereği hususunda mukadder oluyor. Hani, “sözün gelişinden belli” lâfını, söylenmeyenin de anlaşıldığı mânâsında kullandığımız gibi… Besmele, ezeldeki tam teslim “bürüde-i ser” nefsin “kurban-boğazlanmış” mânâsını, Allah’ta gizlenmiş İnsan mânâsı ile birleştirirken, “Kâmil İnsan” vasfının iki yönünü gösteriyor. “Kul ve onun bâtınını kendi bilinmez Zâtî sıfatlarından sureti üzere yaratan Allah”; bu ölçü içinde, “görülür, ama bilinmez” Allah Sevgilisi, “bilinir ama görülmez” Allah’a nisbetle, Kâmil İnsan’ı temsil eden “Gaye İnsan”… Besmelede, “besleme” de var; Allah’ın bütün mertebelerde tecelli eden “Rabb” ismi. Terbiye eden, yetiştiren, maddî ve mânevî besleyen… Allah’ın isimlerinin, Zâtı’na ve Kul’a bakan yönleri hatırlanmalı; Allah Sevgilisi, Allah adına “doğru, iyi ve güzeli”, bildiren, anlatan, gösteren… Sonra, Allah ve Resûlü yolunu, Resulü’ne imânı da veren Allah, takibçi Sahabiler, tabiin, İslâm büyükleri izinden sürerek beslenenler… Ben Buzağı’nın beslendiği ve ne gelirse onların yüzü suyu hürmetine geldiği iki süt verenim, Seyyid Abdülhakîm Arvasî ve Üstadım… YE harfi, Allah’ın Rabb ismi, Oğlak ve Kova Burçları’nda “önemli ve sabit” türde görünen Birinci Sema Tabakası yıldızı “Zuhal” ve Kamer menzillerinden “Kîvan-Baca delikleri” ile ilgili… Oğlak Burcu –Cedî Burcu–, unsuru Toprak, tabiatı Kuru-Soğuk, vücutta tesir yeri Dizler-Eklemler… Kova Burcu –Devl Burcu– unsuru Hava, tabiatı Sıcak-Nemli, vücutta tesir yeri BACAKLAR-Ayak bilekleri!)

*

YEVMİYE: Tamamı 36 parçayı bulan şiirleri ve onlarda toplu, her dem taze açılışların ipuçları – (İkimizi anlatıyor şiirlerim, bayılacaksın… “Ölmeden önce nefsini hesaba çek!”… Nefs muhasebesi! Ben yaşadığımı, fikrimi, şiirimde de yazarım… Yaşamak lâzım! Şerlok Holmes’i yazan… Kimdi o? Büyük resim koleksiyonu vardı!)… —“Hatırlayamadım!”… (Neyse… Polisiye roman. Ama onda basit hâdise anlatma değil… Küçük şeylerin arkasını kurcalıyor. Gerisi hep kopyası!)… —“Teferruatçılık şuuru!”… CANON DOYLE-Şerlok Holmes’i yazan. (Canon: Kanun. Nizâm. Ölçü. Miyar. Kriter… Canon-Kanyon. Sarp kenarları olan vadi, geçit. Derin vâdi. Berzah: 110: Müsebbih-Allah’ı tesbih edip anan… Doyle-Kanyon. İki tarafı sarp geçit. Derin vadi: 55: Necib): 165: KESKESE-Söylerken Sin harfini Kef harfine tebdil edip, Sin yerine Kef okumak. Çabuk kesmek. (Kes: İnsan… Sin-İnsan; bu harf, Allah’ın Muhyî ismi ve Su mertebesi ile ilgili… Te harfi, Allah’ın “Kâabid-Kısıcı, sıkıcı” ismi, Esir mertebesi ve Kamer menzillerinden Kalb ile ilgili… Te harfi’nin ebcedi: 400: Taht-Kürsî, Koltuk… Kef harfi, Allah’ın “Şekûr-Hamîd” ismi, Kürsî mertebesi ve Kamer menzillerinden “Nesre-Koparma, yayma, yazı” ile ilgili… Sin’in Kef’e tebdili böyle!)… RAHMAN Sûresi’nin 19-20. âyetleri: 3166: ABDÜLHAMÎD-Hamdeden kul… KIST-Hisse. Nasib. Mizân. Parça parça verilen hediye. Adalet etmek: 166: KUST-Topalak otu… SAKAT-Aksak. Arazlı. Topal. Eksiği giderilmesi gereken. Tekâmül. Sarılı. Sarmak. İplik yumağı. (Üstadım’ın Çile şiirinden: Diz çök ey zorlu nefs, diz çök! / Heybem hayat dolu, deste ve yumak. / Sen bütün dalların birleştiği kök; / Biricik meselem, sonsuza varmak…): 166: KASAH-Sırtlan. “Emaneti yüklenen nefs”… HI harfi; Allah’ın Hakîm ismi, Suret-Şekil mertebesi.

*

 “Ruhumuzda bir şey pişiyor, biz farkında olmasak da pişiyor pişiyor ve bir vesile ile DETAY gibi görünen şey patlayıveriyor!”; aslın her yerde olmasına nazaran, patlayan şey, mücerretlerin tecellilerine bir vesile ile muarife oluyor, aslın o yüzü ile diğerlerini kendine bağlayan kuşatan keyfiyetinde görünüyor!
 

HÜKÜM-DAR
(İRİ VÜCUTLU)

 
LEVHA: 20 Ağustos 1983… Tasarruf ediliyorum… Kıvranıyorum… Sağ yanımdan, sırtüstü hâle getiriliyorum… Gayrı irâdî bu hâlden sonra, şuurum yerinde ve gözüm açık… Baş gözüyle gördüğüm: Kafası sarıklı ve sırtında gri-siyah benzeri cübbesi olan bir adam, kitaplığın bulunduğu ayak ucumda ayakta dikilmiş… Normal boyuna nazaran ne kadar da iri görünüyor… Kanım, iliğim, kemiğim ne varsa bütün mevcelerimle cezbedilirken, heybetinden yanıp kül olacak vaziyetteyim… Dehşet, dehşet, dehşetler içindeyim… Siyah sakallı, hafif kemikli ve uzunca yüzüne bakınca, iki kaş arasına bakmam gereğini hatırlıyorum… Uzun, yay gibi kaşları… Unufak olmak üzereyken, korkuyla fırlıyorum… Pencereden, uzakta patlayan bir silâhın ışığını görüyorum ve sesini duyuyorum… Vücudum yerli yerinde… Peki olan biten neydi?

*

Levha tarihine dikkat, DOMMAY-Karaçay Malkar Lûgatında, “13-23Ağustos arasındaki günler”: 101: GUSTO. (Karaçay-Malkar Lûgatı’nda, Topal: İplik yumağı. Aksak. Çolak. Kesik… “Büride ser-Kesik kafa” ve “Kaos, karışık, girift, içe geçmiş” mânâları hatırlanmalı)… LENG-Topal, aksak. Yolcuların bir yerde iki gün kalması. Tenasül organı. (Akreb Burcu, unsuru Su, tabiatı Soğuk-Nemli, türü Sabit, yıldızı Mirruh, vücutta tesir yeri Tenasül organları, cinsiyeti Dişi, simya’da Ayrık-bir bütünün parçaları… Uygur Lûgatı’nda, Çişi: Dişi. Kabul edici… Uygur Lûgatı’nda, Çiş: Diş… Sin: Diş. İnsan. Sahil şehri… İnsan, hem Allah’tan, hem Halk Âlemi’nden kabul edici, –alıcı– nefs sahibi… Kamer menzillerinden Tarf; Cim harfi, Allah’ın “Ganiyy-İhtiyaçsız” ismi ve Atlas tabakası ile ilgili… Tarf menzilinde Aslan’ın alnını teşkil eden 4 yıldızdan ikisi aslan gözüne benzetildiğinden, Tarf ismini almıştır: Aslan gözü. Göz, bakış, nazar. Göz ucu. Soyu temiz kişi, necib, salih. Her şeyin nihayeti, sonu. Göz kapaklarını yummak ve oynatmak. Göze bir şey dokundurmakla yaşartmak… Uygur Lûgatı’nda, Ças: Dörtgen. Hızlı, çabuk. “Birdenbire”… Rüya’da gelen mânâ: “Efendi Hazretleri’ni, iki gözü yumulu görüyorum. Evin karşısında ve arkası Ankara asfaltına bakan bir tamirhânede gençler, ona rabıta yapıyorlarmış. Benim murat marka araba, oradaki asfalta doğru yara düşecekken tam kıyıda durduruyorum!”… Aslan Burcu, unsuru Ateş, tarihi 23Temmuz-22 Ağustos arası, tabiatı Sıcak-Kuru, türü Sabit, yıldızı Güneş, vücutta tesir yeri Kalb ve Sırt, cinsiyeti Erkek, simyada Sindirme safhası): 100: MÜNA-Birinin yerine kaim-i makam olmak. Suya giden yol. Şeriat. Arzular. Kurban Bayramı’nda hacıların Kurban kesip, şeytan taşladıkları yer… ATLAS-İpekten yapılmış kumaş. Atlas Okyanusu. Büyük harita. (Feylak: İpek böceği kozası. Büyük adam. Çok asker. “Kollu, kuşatan, ordu, Abdülhakîm Koltuğu… Harita: 322: Mirzabeyoğlu… Kamer menzillerinden ATLAS tabakası, herşeyin canlı olması hasebiyle 12 Burca hisselerini verir ve Kürsî Mertebesi’nin altındadır): 100: FEKK-Ayrık etmek. Ayırmak. Açmak. Kaldırmak. Kesmek. Rehin verilen şeyi kurtarmak. Kaybolan yitik malı ortaya çıkarmak. Köle azad etmek. Pir-i fanî olmak… KELKEL-Göğüs, sadr: 100: ATLES-Aşındırılmış. Deberan olmuş. Yeni şekil ve renge tahavvül. (Yengeç Burcu, unsuru Su, yıldızı Ay, vücutta tesir yeri Göğüs ve Karın, batn, kemer bölgesi)

*

DOMMAY-Karaçay Malkar Lûgatı’nda, “güçlü kuvvetli, sağlam, zorlu, kudretli, sakin, hâlim selim, yumuşak başlı”: 101: DOMMAY-Kafkasya’da bulunan bir öküz cinsi. (Dommay: Düm-May… Düm: Kuyruk. Taşkın. Tag… Ma’y: Su arkı. Kanal. Su mecrası… Maye: Damızlık. Esas. Temel. Maya. Para, mal, iktidar. Güç. İlim. Dişi deve. Bedene… Boğa Burcu, unsuru Toprak, tabiatı Kuru-Soğuk, yıldızı Zühre, vücutta tesir yeri Ense-Boğaz, cinsiyeti dişi –alıcı–, simya’da Katılaştırma safhası… Kıpçak Lûgatı’nda, Sığır-Sıyır: 290: Sıyır-Soymak. Çekip almak. Tecrid. Yal… Kürsî-Koltuk: 290: İfrat-Aşırı… Sagir-Zelil. Hayvanlar mertebesi. Çocuk: 1291: Raki’-Rüku eden, eğilen… Tag-Taşkın. Kemer. İcâd. Köpek. Kurt. İz süren. Basiretli: 30: Lâm harfinin ebcedi. Bu harf, Allah’ın “Kahir-Kahredici” ismi, üçüncü Sema tabakası ve Kamer menzillerinden “Avva-Bir yıldız kümesi” ile ilgili… Allah’ın Kahir ismi, topyekün varlığın, önünde silindiğidir… Tag-ı Sagir: 1221: Büride-i Ser-Başı kesik… Daverî-Hükümdarlık. Mücadele: 221: Feylemanî-Cüssesi iri… Be-Didar-Görünür olmak. Namdar. “Yevmiye: Görünmen lâzım”: 221: Sakayn-İkizkenar üçgen)

*

Karaçay-Malkar Lûgatı’nda, DOMBAY-Öküz: 63: BİLÂL-Siyah ve beyaz olmak. (Sahabîlerden, Hazret-i Ebubekir’in satın alıp azat ettiği, Allah Sevgilisi’nin müezzini ve ilk müezzin, her gazada hazır bulunmuş Habeşî Bilâl Hazretleri hatırlanmalı… Cevn-Siyah ve Beyaz: 59: Mehdî… Mahya-Hayat. Canlılık: 59: Tomurcuk. Gonca… Havme-Tasarruf dairesi: 59: Cihan-Kâinat, dünya, âlem… Kıpçak Lûgatı’nda, MİR-Cihan: 240: KKM-Kaptan Kusto Müslüman)… ABİS-Denizlerde 9 bin metreyi geçen derinlikler: 63: ABS-Kurumak. Katılaşmak. (Simya’da Katılaştırma safhası; Boğa Burcu, unsuru Toprak, tabiatı Kuru-Soğuk, türü Sabit, yıldızı “Zühre-Tarık”, vücutta tesir yeri Ense-Boğaz, cinsiyeti Dişi-Alıcı)… JEAN-Dev. Gayet büyük. İri cüsseli. (Kuvvet mahcubtur hikmeti… Üstadım’dan bir Noktalama: Ben bir devim, hakikatte pireyim, / Bir delik gösterin de utancımdan gireyim!): 63: AMİJE-Karışmış. Karışık. Şâir… NABİ-Haber veren, haberci: 63: NABİ-Yüksek, yüce… ATNAB-Ağaç kökleri. Çadır ipleri. Kubbeden gelen deliller. Vücuttaki sinirler. (Atnab: At-Nab… Nab: Taşkın. Oluk. Saf, hâlis, katıksız. Berrak… Nab: Azı dişi. Hakka): 63: BANÎ-Kurucu. Yapan. Yaptırıcı. Binâ eden. (Yunus Emre: “Dostun evi gönüllerdir, / Gönüller yapmaya geldik!”… Dost, Allah ve Allah Sevgilisi ile, Allah’ın dostu kâmiller… Kıpçak Lûgatı’nda, Kır: Felek. “Tali’, kader, kısmet”… Yine, Kır: Tepe başı… Ve kır: Kenar, yan, kıyı. “Kuşatan”… Üstadım’dan: “Aklın aklı olsa, ismi gönül olurdu!”… Aklın hakikati, ruhiliğindedir; “aklın aklı olsa”… Gönül de Kalb işi… Kur: Kurmak, düzeltmek… Kur: Kemer… Kur: Emsal, akran. “Ezel’de her şeyin aynı önceliği”… Kur: Zarar, ziyân. “Nefsin iflâsı”… Kur: Defa, kerre, kez. “Varlıktan ne gelirse yokluğa salan”… Kur: Korumak. “Daima zelillik, uzaklık hissi ki, muhabbetten doğan dayanılmazlık!”… Kur: Ok atmak. “Aldığını aksettiren, müessir”… Kurban: Kur-Bânî… Nefsî nuranî olmuş –kurban olmuş– velinin, banîliği bu; dostun evine düzen vermek, O’nu O’nun rızasına uygun karşılamak!)… ADRAS-Arka dişler. Hakka: 1062: İNCAH-İşi tamamlama, işi bitirme. İsteğe ermek.


Baran Dergisi 391. Sayı
 
 
 
 


Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.