Abdülkadir Özkan ile Söyleşi...

"Türkiye Kendisini Libya ve Suriye’nin Yerine Koyarak Hareket Etmeli!"

Abdülkadir Özkan ile Söyleşi...

Abdülkadir Özkan Kimdir?
1942 Çorum'da doğdu.  Ankara Öğretmen Okulu ile Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Yüksek Okulu'nu bitirdi.
1970 yılında Ankara'da gazeteciliğe başladı ve çeşitli gazetelerde görev yaptı.1970 yılında Milli Gazete'nin Ankara Bürosunda muhabir olarak çalışmaya başladı. Geçen zaman içinde Milli Gazete'de çeşitli görevlerde bulundu.
Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı'nda Basın ve Halkla İlişkiler Daire Başkanlığı, Sümerbank'ta Genel Müdür Müşavirliği ve Milli Eğitim Bakanlığı'nda ilkokul öğretmenliği görevlerinde bulundu.
Ankara Gazeteciler Cemiyeti ve Parlamento Muhabirleri Derneği üyesi.
Evli ve 5 çocuk babası..
 
Hocam, Amerikan Dışişleri Bakanı Hilary Clinton Türkiye’ye bir ziyaret gerçekleştirdi. Bu minvalde zaten sizin de bir yazınız vardı. Sizce bu ziyaretin amacı ne olabilir?
Bu görüşmenin içeriğini bilemem. Ancak Amerika’ya, Clinton’a dair bu yapılan açıklamalar, bunların hemen hemen aynı çizgide olduklarını gösterir ve ABD’nin terörü desteklediğini zaten ben yıllardır yazıyorum. PKK’nın kuruluşundan bu güne kadar sürekli arka planda Amerika ve Avrupa’nın olduğunu yazdım. Bu görüşmeler sonrası yapılan açıklamalarda, içeride ne görüşürlerse görüşülsün hiç önemli değil. “Bunların hakları vardır, hak talep etmeleri doğrudur; ama terör olmasa iyi olur!”diyorlar; fakat eğitimini yaptıranlar onlar… Bu bakımdan ikiyüzlülük politikası izliyorlar. Amerika’dan dost olmayacağı kanaatindeyim. Amerika’yı dost edinenlerin başı beladan kurtulmaz! Yaklaşımım bu…
Peki, hocam bu görüşmenin muhtevası Amerika’nın Suriye politikalarıyla ilgili olabilir mi? Veya Suriye’ye bir müdahale söz konusu olabilir mi?
 Bu önceden belirlenmiş bir görüşmeydi; ancak terör olaylarına rastlaması işin o boyutunu ön plana çıkardı. Bu gelişin Suriye ile ilgili bir boyutu var, Kaddafi’yle ilgili bir boyutu var, hülasa bölgeyle ilgili bir boyutu var. Diğer bir ifadeyle bu geliş BOP’un bugünkü durumuyla ve gelinen noktada Amerika’nın Türkiye’den beklentileri ile ilgili bir görüşme… Kanaatim bu yönde…
Hocam, Türkiye şu anda Kaddafi karşısında da bir tavır almış durumda… Muhalifleri tanıdı, Trablus büyükelçiliğini kapattı… Bu husustaki görüşünüz nedir? Zaten her fırsatta Amerikan yanlısı bir politika takip ettiklerini dile getiriyoruz…
Geçmiş günlerde Suriye ile ilgili de yazdım. Elbette ki, her ülkenin, özellikle civardaki gelişmeler karşısında bir tavrı olacaktır. Bu tavrında da, genellikle ülkeler çıkarlarını gözetmeye çalışırlar. Ancak olayı böyle düz bir mantıkla yorumlamak yeterli olmaz; çünkü bizim de terör problemimiz var. Bir cephe var. Bunun adına kim ne derse desin bir vaka olarak yaşıyoruz ve gelen şehit cenazelerine millet olarak üzülüyoruz. Dolayısıyla bugün Türkiye, Suriye ve Libya’daki muhaliflere destek verdiğini açıklayarak yarın Türkiye’deki bu tip muhalif hareketlere Amerika’nın veya başka bir komşu ülkenin destek vermesi karşısında söyleyecek sözü kalmaz. Benim endişem bu…
Evet, hocam çünkü şu an Suriye’de olan durum Türkiye’de de ilerde bir sivil itaatsizlik gibi bir durumu başka ülkelerin desteklemesine sebep olabilir.
Tabiî endişem de o… Efendim bunu söylerken Suriye’deki muhalefet haksızdır. O onu söylemiyor. Hakeza Libya’daki muhalefet haklıdır veya haksızdır demiyor. Onun haklılığı veya haksızlığını da tespit etmek bize düşmez. Ancak biz çeşitli ülkelerdeki muhalif hareketleri devlet politikası dolayısıyla desteklediğimizi açıkladığımız ân, başka ülkeler de bizdeki muhalif hareketleri destek verme hakkı doğar. Benim endişem bu yönde ve bunu da köşemde çeşitli defalar dile getirdim. Ama iktidar bildiğini okuyor. Güçlüyüm diyor ve sırtını Amerika’ya da dayıyor. Aslında başımıza gelen belaların hepsinin sebebi Amerika olmasına rağmen… Belki mecburiyetten dolayı olabilir; ama işin o boyutunu bilemem.
İşin tarihî boyutuna da baktığımızda da müttefik olarak geçindiğimiz Amerika her dönemde arkamızdan vurmuştur. En bilindik misâl olarak Kıbrıs Harekatı’nı gösterebiliriz.
Zaten Amerika’nın ebedî dostu olamaz. Tek ebedî dostu var, o da İngiltere… Özellikle bölgelerimizdeki ülkelerin ezelî dostlarını ve düşmanlarını belirlemeleri de yanlış. Çünkü şartların ne getireceği belli değil. Dünün haini dediğimiz, bir de balmışsın 50 yıl sonra kahraman ilân ediliyor. Üstelik hain ilân edenler tarafından…
Meselâ Kaddafi, Kıbrıs silah ambargosundan sonra silah verdiği için kahraman ilân edilmişti. Şu ânda Türkiye medyası tarafından zalim ve kötü damgası vuruluyor kendisine…
Tabiî Kaddafi’nin zaman zaman zikzak çizen tavırlarından kaynaklanan bir zemin de oluşmuştu. O zemini de sonuna kadar medya kullanıyor.
Yani hocam, bizim tavrımız Kaddafi’yi savunmak değil de, onun antiemperyalist duruşunu desteklemek gerektiğini düşünüyoruz. Zamanında Amerika-Irak savaşı esnasında zalim Saddam edebiyatı yapanlar, ayniyle zalim Kaddafi edebiyatı yapmaktadırlar.
Ben Saddam döneminde Irak’a 2–3 defa gittim. Yani, Kaddafi’yi Kuveyt’e gönderen Amerika, Kuveyt’ten çıkartan Amerika, Suudi Arabistan ile Kuveyt’in petrol gelirlerinin önemli bir kısmına 25 yıllığına el koyan yine Amerika… Dolayısıyla olayları ânlık ve duygusal tepkilerle yorumladığımız zaman, gelecekte kendimize tehlikeli zeminler hazırlamış oluruz diye endişe ediyorum.
Suriye’deki Hama katliamını unutmak mümkün değil… Ancak bugün “ısrar etmeyin, muhaliflere açık destek vermeyin!” denildiği zaman “ya siz bu olayları destekliyor musunuz?” demek olur mu? O ayrı bir konu. Ancak bizimde ülke olarak sorunlarımız var. Yarın teröre karşı dik durmuyorsunuz dediğimiz zaman, siz Suriye’deki ve Libya’daki muhalif hareketleri desteklediniz dendiğinde “ben terörü desteklemedim, muhalefeti destekledim!” diyemezsiniz. Bunun gayrî nizamî güçle uluslar arası bir statüde tarifi var. Ha efendim “bunlar haklıdır!” denmesi ayrı mesele… O ülkenin şartları içinde haklılık veya haksızlık… Ben burada uzaktan bakarak “şu haklıdır bunu tutalım, şu haksızdır bunu tutalım!” dediğimiz zaman, yarın tutar birisi de Amerika’dan Türkiye’deki muhalif harekete “bunlar haklıdır canım, siz de haddinizi bilin!” dediği zaman söyleyecek sözümüz kalmaz. Endişem o…
Peki, Suriye sınırından topyekûn bir göç olma ihtimali var mıdır? Eğer böyle bir şey söz konusu olursa ne gibi neticeler doğurabilir?
Topyekûn bir göç yaşanacağını zannetmiyorum. İnsanlar ülkelerinden, topraklarından çok kolay kopmazlar. Kopanlar da sınırlı kalır. Eğer topyekûn bir göç olsaydı, Afganistan bomboş kalması lâzımdı; çünkü ta 1989’dan beridir savaşıyorlar. Ama bu mülteci sayısı 50 bini bulur. Zaten onun için de sınırların açılıp açılmaması ile ilgili tartışmaya gerek yok zaten… Türkiye’nin bu konudaki tavrını eleştiriyor değilim; çünkü bu, buraya gelin anlamında değil de, çatışma ortamından dolayı insanların can güvenliğini sağlamak için geçici bir süreliğine verilmiş bir destek… Ama onun ötesinde uluslararası bir destek, açıkça mevcut yönetimlere karşı tavır almak ilerde bizim başımıza iş açar diye düşünüyorum. Yani kendimizi Amerika’nın yerine koyarsak yanlış olur. Amerika “güç bende ve ben dünya jandarmasıyım!”,  “ben vururum!” diyor ve dünyanın birçok yerini işgal ediyor. Afganistan, Irak vesaire bunların hepsinde yapılanlar zulümdür. Bana göre Amerika Kaddafi’den çok daha saldırgan ve çok daha zalim… Ama elindeki güç sebebiyle, bir tabirle “güçlünün karşısında sinmek” gibi bir tavırla insanlar susuyorlar. Bu bakımdan açılamalarımızı ve tavırlarımızı, yarın benzer bir tavır başkaları tarafından sergilenebileceği göz önünde tutularak yapılmalıdır. Eğer böyle yapmazsak hiç kusura bakmayın ama hoplamayalım, zıplamayalım. Bugün biz buna zemin hazırlıyoruz.
Yani bir nevî kendimizi Suriye’nin veya Kaddafi’nin yerine koymak gibi bir şey…
Onun da ötesinde Irak’tan Barzanî veya Talabanî Kürtlerle ilgili bir açıklama yaptığı zaman, biz zıplıyoruz dimi. Haklıyız haksızız. O ayrı konu; ama bu bizim iç meselemiz diyoruz. Ama bugün Suriye’de yaşananlar, Yemen’de yaşananlar, Tunus, Mısır ve Libya’da yaşananların hepsi iç meseleydi. Ha bu iç meselelerin tetikleyicileri kimlerdi? Bu hareketler sadece muhalif güçlerin tepkisi olarak mı doğdu? Hayır. Ben o kanaatte değilim. Bunların da bir hazırlayıcı ve destekleyicileri vardı. Ama bunu söylerken tekrar ediyorum; bu ülkelerdeki muhalif hareketlerin hepsi dış destekli demiyorum. Böyle bir nitelendirme ve değerlendirme ne ahlâkîdir, ne de doğru olur. Ancak her istiklâl mücadelesinin arkasında dış destekler oldu. Afganistan dâhil. Bunu belki İran devrimi için bunu söylemek mümkün olmayabilir; çünkü oradaki devrim 125 bin kişinin arkasından gelen bir devrimdi. Orada bir dış destek tam olarak var demek haksızlık olur diye düşünüyorum.
Teşekkür ederiz hocam…
Ben teşekkür ederim…

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.