HAK-BİR-SEN Başkanı Nail Sarıkaya: Diyanet’teki Ehl-i Sünnet Müslümanların Daha Cesur Olması Gerekiyor!

Kapak mevzuumuzla alâkalı Hak-Bir-Sen Başkanı Nail Sarıkaya ile bir mülâkat yaptık. Sarıkaya Hoca, Diyanet’in tarihî sürecinden bahsederken, bugünkü ahvâlinin de portresini çizdi. Samimi, sohbet havasında geçen röportajı alâkayla okuyacağınızı düşünüyoruz.

HAK-BİR-SEN Başkanı Nail Sarıkaya: Diyanet’teki Ehl-i Sünnet Müslümanların Daha Cesur Olması Gerekiyor!

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kuruluş amacı nedir?

Vatandaşın dinî ve ibadetleri hususunda devletin kontrol mekanizmasını çalıştırmak için kurulmuş bir müessesedir Diyanet. Din diyanet bizim (devletin) kontrolümüzde olsun maksadıyla kuruldu. Batıcı-Kemalist düzenin böyle bir maksadı vardı ve Müslümanları kontrol etmek için böyle bir müesseseye ihtiyaç vardı.

Türkiye’de siyasî ve sosyolojik bir değişim yaşandı. Diyanet İşleri Başkanlığı’nda da bu değişim çerçevesinde birtakım değişimler oldu mu, oluyor mu?

Geçmişte Kemalist bir baskı vardı. Dolayısıyla imamlar ve Diyanet onların baskısına boyun eğerek “Biz neticede emir kuluyuz.” diyerek Kemalistlerin rayında yoluna devam ediyordu. Onlar nasıl istiyorsa o şekilde davranıyorlardı. Birkaç istisnai ses çıkıyordu, o çıkan sesleri de bastırıyorlardı. Çeşitli cezalarla, zindanlara atarak, işkence yaparak... Geçmişte böyleydi. Şimdi ise diyanet personeli ılımlı İslâmcı perspektiften yaklaşıyor her şeye... Ben Fetullah Gülen’in bu hususta çok başarılı olduğuna inanıyorum, ılımlı İslâm projesini güzel bir şekilde diyanete yerleştirdiler. Elbette bu sadece Diyanet’te olmadı, toplumun genel çerçevesine de bu yerleşti. Bununla beraber gerçekleri yine söyleyemeyen, hakikatleri eğip büken, bazen de iktidarın arzusu yönünde hareket eden bir Diyanet şekillendi. Günümüzde de sıkıntı var. Hakikati tam söyleyemiyorlar, siyaset üstü olarak siyasete yön vermesi gerekirken adeta iktidar ne yönde hareket etmesini isterse o yönde hareket eden bir Diyanet var.

Diyanet İşleri teşkilatı nasıl çalışıyor, kendine nasıl bir misyon biçiyor?

Diyanet’in yapması gereken şey, bütün insanlara ulaşıp hakiki dini anlatması, yaşatması, uygulatması. Ama bugün baktığımız zaman bu olmuyor. Mesela komünistlerin bir lafı var, “Bu kadar cami bizim elimizde olsa çoktan devrim yapmıştık.” mânâsında. Bugün maalesef samimi, ihlaslı, hak bir dini söyleyen imamlar, Diyanet görevlileri olmuş olsaydı şimdiye kadar çoktan İslâm’ın hükümleri cari olurdu memleketimizde. Maalesef imamlar daha çok dünyalık gelirlerini, ihtiyaçlarını, birtakım şeyleri düşünerek hareket ediyorlar. Hak rızasını gözeterek hareket etmiyorlar.

Diyanet’te Ehl-i Sünnet hocalara karşı bir tavır olduğu, Ehl-i Sünnet hocaların en ufak bir söyleminde karşı çıkıldığı vb. şeyler bazen gündeme geliyor. Diyanet içerisinde böyle bir tavır var mı, en azından tepede?

Diyanet ana kadro olarak, yapı olarak Ehl-i Sünnet’e yakındır. Birtakım farklı sesler çıksa da, o farklı sesler de çok dikkat çekici olduğundan dolayı öne çıkıyor. Ehl-i Sünnet muhalifi görüşler Diyanet’te pek yaygın değildir. Fakat bugün itibariyle FETÖ’nün etkisiyle de tarikat ve tasavvufa karşı, cemaatlere karşı ciddi mânâda muhalefet var. Diyanet’e de bu yansımış durumda. Dolayısıyla Ehl-i Sünnet olan hocalar da etkileniyor; çünkü diğerleri seslerini daha gür çıkarmaya başladılar. Esasında Diyanet’te Ehl-i Sünnet’e çok uygun bir yapı vardır. Biz bunu tam mânâsıyla anlayamıyoruz ama Diyanet Ehl-i Sünnet’i koruyan bir yapıdır. Diyanet’e genel mânâsıyla muhalif olanlar da bunu çok eleştirirler, “Çok Sünnici bir yaklaşım var.” şeklinde. Gerçekten de öyledir ama bu konuda bazı muhalif sesler çıkıyor ve dikkat çekiyor. Sonuç olarak da Ehl-i Sünnet’e karşı bir taarruz varmış gibi gözüküyor. Son zamanlardaki cemaatlere karşı taarruz, genel bir taarruzdur. Bu Fetullah Gülen ile başlasa da, cemaatlere genel bir taarruz var, günümüzde herhangi biri cemaatlere çok rahat bir şekilde taarruz edebiliyor. Çünkü önünde Fetullah Gülen gibi bir örnek var. Fakat esasında o taarruzu yapanlar FETÖ’nün zihniyetini taşıyor. Tüm bu yaşananlardan dolayı Diyanet’teki Ehl-i Sünnet yapısında biraz kırılma oldu.

Müşahhas bir örnek verecek olursak, Diyanet’in bir dergisi var ve Diyanet’in dergisinde reformist fikirleri savunan yazarların çok yazılar yazabildiğini görüyoruz; fakat Ehl-i Sünnet yazarlar o kadar ön plana çıkmıyor. Bunun sebebi nedir? Ehl-i Sünnet bir yapı var dediniz Diyanet’te, bu taban bakımından mı öyle, tavanı farklı mı bu yapının?

Ehl-i Sünnet yapısında olan Diyanet personeli biraz akademik çalışma yapmayan kimseler. Her ne kadar sayısal olarak fazla olsalar da, diğer taraftakilerin bir ideal hedefi var, “Ehl-i Sünnet yapıyı yıkmak.” Az olsalar da çok sesleri çıkıyor ve akademik çalışmalarından dolayı dergilere yazı yazabiliyorlar. Onların kadrosu sayısal olarak az olmasına rağmen büyük işler yapıyorlar. Adamlar iş yaptığından dolayı, çalıştıklarından dolayı sonucu ortaya çıkmış oluyor. Halbuki, Diyanet tabanı çoğunlukla Ehl-i Sünnet, Diyanet’in merkezinde de Ehl-i Sünnet kimseler var ama biraz tedirgin davranıyorlar. Mesela ben şimdi konuşuyorum, burada konuşurken çekince duyuyorum, “Acaba ne olur ne olmaz?” diye, çekince halindeyim. Bugün Diyanet’in en üst tabakasındaki insanlar da böyle, ne kadar sağlam olursa olsun bir şey konuşurken dikkat ediyor. Mesela müftülerden sağlam olanlar var, Ehl-i Sünnet dışındaki kimselere bir şey söyleyince hakkında hemen soruşturma açılıyor, “Kişiyi hedef aldın.” diyerek. Ehl-i Sünnet dışındaki adamların sesi daha çok çıkıyor, iyi çalışıyorlar. Sayısal fazlalıkları yok yani.

O zaman burada bizim Ehl-i Sünnet camianın da bir eksikliği var.

Çok büyük eksikliği var. Hem akademik olarak çalışma yapmıyorlar hem de akademik bir yere gelse bile, bir unvanı olsa bile çok çekinceli davranıyorlar, “Ben elimi fazla taşın altına sokmayayım sonra güme giderim.” şeklinde.

İş istikbal endişesine dönüyor o zaman.

Şu anda maalesef bir cıvıklık var. Müslümanlardaki samimiyetsizlik had safhaya varmış durumda. Bu samimiyetsizlik en çok samimi olması gereken Diyanet’te “Ben bir şey söylersem başıma ne gelir?” korkusu ile beraber baş gösteriyor.

Bir ilim adamının en başta bilmesi gereken şey rızkın Allah’tan olduğu değil midir?

Maalesef böyle olmuyor. Bunun bir örneğini de Osmanlı’nın yıkılma dönemlerinde gördüm. Çok büyük zatlar bile hakkı söylemek hususunda zaman zaman geri durmuşlar. Bugün her ne kadar sayısal üstünlüğümüz olsa da aynı şey devam ediyor. Halbuki bu tabuyu çoktan yıkmamız lâzımdı fakat hâlâ yıkamıyoruz, bu iş perçinlenerek devam ediyor. Allah korkusunu aşkın bir rızık korkusu var.

Dışarıdan bakınca Diyanet’in bir STK gibi davrandığını görüyoruz. Bu doğru bir tavır mı?

Bu tavır da muhalif cephenin saldırılarından kaynaklı. Mesela adam diyor ki; “Benim verdiğim vergi ile imamların maaş almasını istemiyorum.” Diyanet de buna mukabil bir STK gibi davranıyor ve “Biz sadece tavsiye edici bir makamız, bir yaptırım zorunluluğumuz yok.” gibi ifadelerde bulunuyor. Batıda böyle bir şey yok, onların dini liderleri emir makamı gibi hareket ediyor. Diyanet’in de böyle olması gerekirken Diyanet devamlı savunmada kalıyor. Sadece Diyanet değil şu an tüm Müslümanlar savunma halinde. Toplumu yönlendirici bir tavır içerisinde değiliz.

Şeriat istemeyen bir Diyanet ile muhatabız sanki?

Genel itibariyle şeriat davamız yok maalesef, içimizde ihlaslı kimseler olsa da onların da sesi cılız çıkıyor.

Bu tavırla beraber Diyanet İslâm’a hizmet etmesi gerekirken Kemalistlere hizmet eden bir konuma geliyor.

Evet, katılıyorum. Çünkü nihai hedefe varmak gibi bir düşüncemiz yok, hep günü kurtarmak adına hareket ediliyor. Bu şekilde hareket edince de Kemalistlere uygun bir din ortaya çıkıyor. “Din oraya karışmaz, buraya karışmaz.”, “Sen ibadetini yap namazını kıl bir yere karışma.” şekilde bir Müslüman istiyor Kemalistler, artık iş buraya gidiyor. İslâm’ın hâkim olması için çalışan birisi olsa hemen onu indirmeye çalışıyorlar İhsan Şenocak örneğinde olduğu gibi. Adam Diyanet tarafından görevinden geri çekildi, halbuki Müslümanlar çoğunlukta, iktidarda Müslümanlar var ama gayrı meşru bir şey olmamasına rağmen Müslümanlar buna engel olamadı. Diyanet bu hali ile sekülerliğe hizmet ediyor. Siz röportajın başında da sordunuz “Diyanet bunun için kuruldu şimdi değişti mi?” hayır değişmedi. Benim şahsi görüşüm önceden daha iyi idi, çünkü önceden hakkı haykıran birileri vardı. Hatta yaramaz bir adam olsa dahi eski Diyanet İşleri Başkanı Tayyar Altıkulaç’ın bir beyanını gördüm; “Tabiî ki biz, kumarın, zinanın haram olduğunu söylemek zorundayız neticede biz bir din görevlisiyiz, bunları söylemek zorundayız.” diyor. Çok sıkıntılı bir adam, biliyorum bunu. Fakat adam öyle bir beyanat vermiş ki, siz bizden ne istiyorsunuz, dinin emirlerini mecbur söyleyeceğiz tarzında güzel bir yaklaşımla. Günümüze bakarsak yeni yeni bir şeyler anlatılmaya başlandı, ama bunu bir başarı olarak görmeli miyiz, görmemeli miyiz bilmiyorum. Geçen hafta mirasla ilgili bir hutbe okundu ben, 12 senedir Diyanet’in içindeyim ilk defa miras hususunda bir hutbe verildi. Bu gibi şeyler oluyor ama orda da erkeğe iki, kıza bir olduğu söylenmemiş. Ne şiş yansın ne kebap hesabı devam ediliyor.

Bu şekli ile hutbelerde Batıcı hukuka zeval gelmesin diye İslâm hukukundan taviz veriliyor.

Evet, kesinlikle. Burada Diyanet’teki Müslümanların şahsi gayret göstermeleri lâzım ki, Diyanet de düzelsin. Maalesef bu tür gayretlerde İhsan Şenocak örneğinde olduğu gibi akamete uğratılıyor. Bu tür insanlar Ehli Sünnet talebe yetiştirirse ilahiyatlarda bir şeyler düzelir ama sen bunun önüne geçersen hiçbir şey düzelmez. Ne olursa olsun biz bu gibi hocaların önünü açmalıyız diye düşünmeli Müslümanlar.

Teşekkür ederim vakit ayırdığınız için.

Rica ederim.

Baran Dergisi 733.Sayı


Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.