İlahiyatçı-Sosyolog Erol Erdoğan: Bazı Davranışlarımızın Kalıcı Hâle Gelmesi Gereken Bir Süreç!

Koronavirüs salgını ve neticeleri hakkında farklı görüşleri bu hafta da sizlerle paylaşmaya devam ediyoruz. Bu hafta Sosyolog Erol Erdoğan ile yapmış olduğumuz röportajı alâka ile okuyacağınızı düşünüyoruz.

İlahiyatçı-Sosyolog Erol Erdoğan: Bazı Davranışlarımızın Kalıcı Hâle Gelmesi Gereken Bir Süreç!

Salgın vesilesiyle ortaya çıkan şartlar insanların dünyaya bakışında bir değişikliğe sebep olacak mı?
Salgın vesilesiyle ortaya çıkan tıbbi, psikolojik, dini, siyasi ve diplomatik etkilerin insanların dünyaya bakışlarında geçici, kısa vadeli, orta vadeli ve az da olsa kalıcı bazı değişimlere sebep olacağını düşünüyorum. Ancak KÖ ve KS gibi (Korona öncesi ve sonrası) gibi çok keskin değişimler beklemiyorum. İleri değişimler ve dönüşümler daha çok teknoloji ve sağlık politikaları alanlarında olacağa benziyor. Uluslararası ilişkilerde gerilimler ve yeni networklar ortaya çıkabilir, tarım ve doğaya dönüş çabaları artabilir. İdeolojik gruplar, salgından “öteki” olanı sorumlu tuttukları için, korona sonrasında bulundukları köşelerden mücadeleye devam edecekler. Korona virüsü ve Covid-19 hastalığının insanın ve toplumun sosyal, kültürel, dini, ekonomik, tutum ve davranışlarında meydana getireceği değişimler ve dönüşümler, bu sürecin zamanıyla ve oluşturacağı hasarla doğrudan ilgili.

Bu dönem bazı iyi haller öne çıktı. Bunlar sürdürülebilecek mi? Temizliğe dikkat, yardımlaşma, aile içi iletişimin artması gibi.
Koronadan aldığımız derslerle yeryüzünün, nimetlerin ve imkânların kullanımına dair kişisel ahlakımızı ve evrensel hukukumuzu geliştirebilirsek dünyada iyiliği artırabiliriz. Ancak “şımarık insan” olmayı sürdürürsek korona döneminde aklımıza gelen makul ve mutedil insan olma çabamız kısa sürecektir. Elbette bu süreç dayanışma, zarafet, iyilik, empati sahibi olanların hassasiyetlerini artıracak, bazı nobranlıklarımızı azaltacak, bunun yanı sıra bazılarımızın kötücül yönlerini besleyecek. Kurumsal olan her şeye karşı orta dönemde direnç oluşacağını tahmin ediyorum. Din güçlenecek ama doğal, sivil, birey boyutu ile yaşam kazanacak. Bu bir yönüyle yine dinin kavramları olan ihlas, samimiyet, riyasızlık, tevazu, fıtrat gibi dini kavramlar üzerinden açıklanabilecek bir durum. Corona günleri ve bu süreçteki psikoloji ve sosyolojinin genç kuşakların dünya tasavvurunu fazla etkileyeceğini düşünüyorum. Yine bu dönem fıtri, tabiî, doğal, temiz olana ilgi artacaktır. Bu bir yönüyle dini anlayış için avantaj ama kalkınmacı dini yapılar için zorluktur. Ailenin önem kazanması uzun dönemli kazanım olabilir. Birey ve toplum açısından bunları söyleyebiliriz ama bir yandan da salgınlara karşı geliştirilecek olan küresel ve ulusal dijital takip sistemleri bireyi her yönüyle gözetim altına alacaktır. Bu ise yeni bir insan ve sosyal yaşam tanımını gerektiriyor.

Koronavirüsü pandemisi devletleri ve toplumları bir çıkmaza sürükledi. Bu husustaki görüşleriniz nelerdir?
Evet, korona öncesi herkese caka satan devletler ve uluslararası kuruluşlar bir anda kendilerini fırtınalı okyanusun içinde buldular, kıyıya da uzaktılar. Ancak panik geçtikçe popülistlik devam edecek. Yine de devletleri ve dünyayı şu yedi başlıkta ciddi tartışmalar bekliyor, bunlar gerilimli tartışmalar olacak ve bazı değişimlere kapı aralayacak: Din ve dini yapılar; AB, BM gibi küresel kuruluşların anlamı; devlet yatırımlarının yerindeliği; sağlık ve tıp anlayışı; şehirleşme ve metropolleşme tipleri ile konut politikaları; beslenme, tarım, gıda; aile ve bireyin anlamı ve özgürlükler.

Salgınının ortaya çıkardığı şartlar çerçevesinde Batı’yı yorumlayacak olursanız neler söylersiniz?
Sağlık sistemleri, sosyal politikalar, ilaç üretimleri gibi konularda dünyanın başarılılar liginde gözüken ABD ile İtalya, İspanya, Fransa gibi AB ülkeleri kötü sınav verdiler. Sanıyorum iki sonuç çıktı: AB ülkeleri ve ABD sanıldığı kadar güçlü sistemlere sahip değiller, insan kıymeti batıda son dönemde iyice azalmış. Özellikle “yaşlılar” üzerinden bu kıymetsizleşmeyi anlayabiliyoruz. Hollanda gibi bazı ülkelerde salgına yakalanmış yaşlılar kendi hallerine bırakıldılar, ölüme terk edildiler. Bu ülkelerin, “sosyal devlet” değil “paran kadarsın, vergin kadarsın” anlayışında olduğunu yeniden gördük. Bu süreçte batı merkezli AB, BM, NATO, IMF gibi kuruluşlar iyi sınav vermedi. Elbette Türkiye ve Türk insanı korona ile mücadelede bu ülkelere nazaran insanilik ve tıbbilik bakımından daha iyi sınav verdi ancak bu hâl bizde “Bakın biz çok iyiyiz” anlayışı doğurmamalı, anlayışlarımızı ve sistemlerimizi ahlak, insan, şeffaflık, özgürlük, yerindelik, adalet gibi dinamikler üzerinden denetleyerek ileri taşımalıyız; dünyanın türlü halleri var.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Aldığımız tedbirlerin önemli bir kısmında 1,5 ayı geride bıraktık. Normale döneceğiz, ama bu ‘yeni bir normal’ olacaktır. Sınırlamaların bir kısmı azaltılarak da olsa sürecektir.” dedi. Bu “yeni bir normal”den kasıt neydi sizce?
Evet, korona dönemi kavramsallaştırmalarına “Yeni Normal” kavramı da ilave oldu. Cumhurbaşkanı Erdoğan “Normale döneceğiz, ama bu ‘yeni bir normal’ olacaktır. Sınırlamaların bir kısmı azaltılarak da olsa sürecektir.” derken normalleşme takvimin aşamalı uygulanacağını ifade etmiş oldu. “Yeni normal” ifadesi eski rutinlerimizin isim olarak devam edeceğini ama muhtevasının değişeceğini söylüyor. “Temizlik” dün de vardı, yarın da olacak, lâkin daha dikkatli olacağız, el temizliği daha önemli hale geldi, mesafeleşme belli ölçüde korunacak gibi. “Uzaktan eğitim” dün lüks idi veya isteğe bağlı idi artık lüks değil “yeni normal” içinde yer alacak. Örnekler çoğaltılabilir.

Bir sosyolog olarak bu müşkül günlerde okurlarımız için tavsiyeleriniz var mı?
Krizler, afetler, felaketler imtihan ve imkândır. İmtihanı başarıp imkânları değerlendirmeliyiz. Bu dönemde edindiğimiz birey, aile ve toplum merkezli “sâlih” duyarlılıklarımızı, tutum ve davranışlarımızı kalıcı hale getirelim. Evde olmayı “hapis” olarak değil ceza, imtihan ve imkân olarak görelim. Evde olmayı “hapis” görmek, birçok hastalığın sebebine dönüşebilir. Sabırlı olalım. Sabır, sıkıntının geçmesi için esbaba tevessül ederek mutedil bir ruhla ümitli bekleyiştir.

Salgın sebebiyle Ramazan-ı Şerif bir tuhaf geçiyor bu hususta neler söylemek istersiniz?
2020 yılını yaşayanlar, bu ramazan ayını torunlarına sanıyorum “Çin’de ortaya çıkan korona salgını 2020 yılının ilk aylarından itibaren küresel salgına dönüştü, evlerimizde kaldık, o senenin Ramazan’ını evimizde geçirdik” diye anlatmaya başlayacaklar. Farklı bir Ramazan olduğu kesin. Okullar tatil, kahve ve kütüphane gibi mekânlar başta olmak üzere insanların toplu olduğu yerler kapalı, camilerde cuma ve cemaat namazlarına ara verildi, teravihler evde kılınabiliyor, 65 yaş üstüne ve 20 yaş altının sokağa çıkış yasağı var, şehirlerarası seyahatler yasaklandı, berber ve kuaförler hizmet dışı kaldı, toplu iftarlar yok… Böyle bir dönemde yaşanılan Ramazan ayında yardımlaşma, dayanışma, ikram, hayır ve hasenat daha önemli hale geldi. Geçici süreli iş sözleşmesiyle çalışanlar, çalıştığı gün veya saat başına para alan ücretliler, iş yerleri kapananlar, işten çıkarılanlar, ekmek teknesini kaybedenler, sanatını ve esnaflığını icra edemeyenler, virüse yakalananlar bu dönemde ciddi maddi sıkıntılar yaşayacak. Onun için öncekilerden daha bereketli bir ramazan ayı yaşamalıyız. Eski yıllarda iftar ve sahur davetleri yapanlar ile kumanya-erzak dağıtanlar, imkânları varsa bu ramazan ayında “Çevremizde hangi ailenin maddi sıkıntısı var, kim işsiz kaldı, hangi aile virüsten dolayı zorda?” diye araştırıp, onların Ramazan ayını sağlıklı şekilde geçirebilmeleri için sağlık kurallarına dikkat ederek destek olabilirler. Bu seneki ramazan hediye-erzak paketlerinin içinde muhakkak temizlik maddeleri olmalı. Bu Ramazan’da yine zekât, sadaka, fidye ve fitreler en ihtiyaçlılara verilmelidir. Maddi durumu eskiden iyi iken korona sürecinde ihtiyaçlı hale gelenler ve bazı fakirler kendini belli etmeyebilir, onlara ulaşılması iyi olur. Ramazan ayı içinde ve bayramda çocuklara harçlık verme geleneği yine sürmeli.

Sizin de “Oruç Mevsimi” diye bir kitabınız var, niçin bu ismi seçtiniz sorabilir miyiz?
Allah tabiatın mevsimleri olan ilkbahar, yaz, sonbahar kış ile âlemi değiştiriyor, iklimi farklılaştırıyor, toprağı tazeliyor, lezzetleri çeşitlendiriyor; mevsimler ile yeryüzünün ve insanın değişimi sağlanıyor. Tabiatın mevsimleri olduğu gibi insanın da çocukluk, gençlik, yetişkinlik ve yaşlılık gibi mevsimleri var. Bir de Allah’ın nimet olarak verdiği belirli zamanlar var; hac, cuma, ramazan, bayramlar gibi. Bunlar da mevsimler gibi insanı, aileyi, mahalleyi değiştiren, tazeleyen, temizleyen, özüne dönme imkânı sağlayan dönemler. Onun için ramazan ayını “Oruç Mevsimi” olarak tanımlıyorum. Oruç Mevsimi kitabı 2016 yılında İz Yayıncılık’ta yayımlandı, 2017’de ikinci baskısını yaptı.

Teşekkür ederiz vakit ayırdığınız için.
Ben teşekkür ediyorum.


Baran Dergisi 695.Sayı


Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.