SADAT kurucu ortağı Mustafa Hacımustafaoğulları: Batı savaşın büyümesini istiyor!

Mustafa Hacımustafaoğulları: Terörü kaynağında kurutmak lâzım. Bataklık misali! Fırat Kalkanı Operasyonu, Barış Pınarı Harekâtı yahut Zeytin Dalı harekâtı; hepsi bu amaçla yapıldı. Türkiye artık terörü kaynağında kurutuyor. Vurulamaz denilen hedefler vuruluyor, girilemez denilen yerlere de giriliyor. Evvelden böyle bir irade yoktu, bunu yapabilmek için silah da yoktu tabiî.

Röportaj 19.10.2022, 13:23 03.11.2022, 17:12
SADAT kurucu ortağı Mustafa Hacımustafaoğulları: Batı savaşın büyümesini istiyor!

SADAT Kurucu Ortağı Emekli Albay Mustafa Hacımustafaoğulları ile dünyadaki ve Türkiye’deki gelişmeleri, memleketimizdeki dönüşümü konuştuk.

Rusya-Ukrayna savaşına dair neler düşünüyorsunuz? Sizce savaş nasıl neticelenecek?

Şahsî düşüncemi beyan edeceğim… Rusya-Ukrayna savaşı, Batı dünyası içerisinde (Rusya’nın da Batı blokunda sayıldığını söyleyelim) ortaya çıkan ilk krizdir. Yakın tarih için söylüyorum bunu… Bana kalırsa olumlu bir gelişme, savaşı istemeyiz o ayrı mesele. Rusya gelip de Afganistan, Suriye yahut Libya’yı işgâl edeceğine; ABD ise Irak, Afganistan ve Suriye’yi harabeye çevireceğine böylesi daha iyi! Birbirlerini yesinler, öyle değil mi? Bu mânâda olumlu bir gelişme olarak görüyorum mevzubahis savaşı. Bugün İslâm coğrafyası dünyanın yaklaşık dörtte biri… 7,8 milyarlık dünya nüfusunun 1,8 milyarı Müslüman. Nüfus olarak da yüzde 25 civarındayız. Jeopolitik mânâda da dünyanın en güzel yerinde konuşlanmış durumdayız. Şu anda İslâm dünyası, Batı dünyasının oyuncağı durumunda. İstedikleri şekilde karıştırıyorlar buraları. Maalesef kan ve gözyaşı… Batı’dan kastımız, Çin’den ABD’ye İslâm dünyası hariç tüm devletlerdir... Batı’nın kendi içinde savaşa girişmesi bizim açımızdan iyidir. Dünyanın bu hâle gelmesinin sebebi de Batı’dır. İslâm dünyasının ayağa kalkması için Batı’da bir zafiyetin ortaya çıkması gerekir. Batı çökmeli. Bu mânâda Rusya-Ukrayna savaşını olumlu karşılıyorum. Savaşın ne kadar kötü bir şey olduğunu onların da bilmesi lâzım. Onların da çocukları ölüyor, bizim de öldü. Hem de ne kadar fazla… Suriyeli bir çocuk öldüğü zaman hiçbir şey yok, Ukraynalı bir çocuğun çektiği sıkıntı tüm dünyada duyuluyor, ajite ediliyor. E aynı şey senelerdir İslâm dünyasında yaşanıyor! Bunları niçin görmüyorsunuz?

“Batı, savaşın büyümesini istiyor!”

Savaş nasıl neticelenir peki? Ziyadesiyle “Rusya, bataklığa saplandı, ilerleyemiyor.” gibi şeyler konuşuluyor Batı medyasında. Mesela, ilk başta da “Rusya, Kiev’i iki günde işgâl edecek.” dediler. Rusya iki günde işgal etme plânına sahip olmadıysa da, “Bak mağlup oldular, iki günde işgâl edemediler Kiev’i.” algısı oluşturuldu. Siz bir emekli askersiniz, bu hususta neler söylemek istersiniz?

ABD-Avrupa her ne kadar bu savaşın çıkmasını engelleme gayretindeymiş gibi gözükseler de şunu gördük: ABD ve Batı tam tersine Rusya’nın Ukrayna’ya saldırmasını istedi. Ve bu da savaşın uzun sürmesini istiyorlar. Finlandiya ve İsveç’i NATO’ya sokmaya çalışıyorlar. Ukrayna savaşı bahanesiyle kendi bloklarını güçlendirme gayretindeler. Bu savaşın uzun sürmesinin sebebi Batı dünyasının yaklaşımıdır. Savaşı isterlerse bitirirler, bitmesi için en samimi gayreti koyan da Türkiye onu söyleyelim. Batı savaşı bitirmek istiyormuş gibi görüntü çiziyor, hakikatte bitmesini istemiyorlar.

Nükleer savaşın yaşanması muhtemel mi?

Nükleer silahların kullanılacağını tahmin etmiyorum. Rusya’nın da, “Biz nükleer silah kullanacağız” diye direkt bir açıklaması olmadı. Ancak Batılı siyasetçiler, Rusya’nın nükleer silah kullanabileceğini dile getirerek, bu iftira üzerinden iş yapmaya çalıştılar. Gerçek bu… “Nükleer silah” deyince çok geniş bir şeyi kastediyoruz. Mesela ABD’nin Nagazaki ve Hiroşima’da kullandığı nükleer silahlar, kitle imha silahları. Çok güçlüler… Şimdi nükleer başlık taşıyan daha ufak silahlar da var… Yâni oluşturduğu etki daha güçlü olan silahlar var. Herhangi bir ülke nükleer silah kullanacak olursa, bu iş artık öyle bir yerde durmaz. Rusya kullanmaya kalktı, Ukrayna’yı vurdu diyelim. Ukrayna da karşılık verdi, bir yerden tedarik etti, diyelim. Vuranı vururlar, hedef hâline gelir. Sonu gelmez bunun.

İşler çıkmaza varırsa, böyle bir ihtimalden söz edilemez mi?

Nükleer silahlar patlarsa, işler iyice kontrolden çıkar. Böyle bir riske hiçbir tarafın gireceğini düşünmüyorum. Dünyanın sonu olur.

“Türkiye, terörün kaynağında ensesine çöküyor!”

Türkiye’nin Suriye operasyonlarına gelirsek… Sona erdi mi, devam edecek mi yahut operasyonlar devam etmeli mi?

Türkiye’nin Irak operasyonları da Suriye ile bağlantılı. Suriye’de yapılan operasyonların sebebi terör örgütü PKK-PYD ve DAEŞ’in Türkiye’ye yönelik yaptığı yıkıcı eylemlere karşı bir cevaptır. Türkiye, kendi güvenliğini sağlıyor. Suriye’de bir otorite boşluğu oluşturulduğu için, terör örgütleri elini kolunu sallayarak faaliyet yapıyor, pozisyon alıyor. Dolayısıyla Türkiye kendi güvenliğini kendisi sağlamalı. 2016’dan sonra konsept değişti. Bizim yıllardır savunduğumuz bir görüş vardı; “Terör kaynağında kurutulmalı!” Adaleti Savunanlar Derneği’nin (ASDER) yıllardır dile getirdiği görüş bu idi. Terörist gelip, Dolmabahçe’yi bombaladıktan sonra onu orada imha ederseniz, çözüm üretmiş olmazsınız. Ankara’ya yapılan bombalı saldırıyı hatırlayın, bu saldırı nerede plânlandı? Kandil’de yahut Suriye içerisinde şurada-burada plânlandı diyelim. Terörü kaynağında kurutmak lâzım. Bataklık misali! Fırat Kalkanı Operasyonu, Barış Pınarı Harekâtı yahut Zeytin Dalı harekâtı; hepsi bu amaçla yapıldı. Türkiye artık terörü kaynağında kurutuyor. Vurulamaz denilen hedefler vuruluyor, girilemez denilen yerlere de giriliyor. Evvelden böyle bir irade yoktu, bunu yapabilmek için silah da yoktu tabiî. Ve içimizdeki yanlış oluşumlar… Onlar da tabiî mâni idi. Bir zamanlar Ergenekon vardı, silahlı kuvvetler ve devlet içindeydi bunlar. FETÖ denilen örgüt de öyle! Siz bir operasyon plânlıyorsunuz, içinizdeki hainler bu gizli operasyona dair bilgileri hedefinize aktarıyor! Operasyonunuz da akim kalıyor! Gidiyorsunuz sonra, dağları taşları vuruyorsunuz. Şimdi öyle değil! Devlet içerisindeki, devlet düşmanları temizlendikçe yapmış olduğumuz operasyonlar da sonuç vermeye başladı. Üç-dört yıldır çok şükür ülke içerisinde terör eylemi yapamıyorlar. PKK ve DHKP-C… Allah rahmet eylesin Savcı Selim Kiraz’ı adliyede öldürdüler. Şimdi eylem yapamıyorlar. Niye? Nerede yuvalanıyorlarsa orada kımıldamadan enselerine çökülüyor. Suriye’de de emperyalistlerin çıkarları için bir terör devleti oluşturulacaktı. PKK-PYD’nin terör devletinden söz ediyoruz. Türkiye, ABD’nin hayata geçirmeye çalıştığı bu terör devletinin kurulmaması için bu operasyonları yürütüyor. Bunu da engelledi. Bu oyunu bozdu. Suriye’deki sorun bitmeden, gerçekten tüm Suriye halkının beklentilerine cevap veren siyasî yapı oluşmadan, otorite sağlanmadan -Suriye’de otorite yok, ya devlet başa ya kuzgun leşe- adam gibi bir yönetim oluşmadan, Türkiye bu otoriteyle anlaşmadan, Türkiye’nin sınır güvenliği sağlanmadan, Türkiye’de herhangi bir terör saldırısının olmasını engelleyecek bir şekilde güvenli bir şey oluşmadan operasyonlar bitmez. Türkiye’nin Suriye’de işi ancak bu şartlar yerine gelince biter. Türkiye’nin Suriye’nin topraklarını işgal etme, oraları ele geçirme gibi bir niyeti yok. Tek derdimiz kendi güvenliğimizi sağlamak. Sen sağlayamıyor isen, ki sözde Suriye yönetimi sağlayamıyor; tam tersine bize saldırılara destek veriyor. Mesela Irak, orası da aynı. O zaman ben kendi güvenliğimi sağlarım kardeşim. Ya bunu sağlarsın yahut ben kendi güvenliğimi sağlamak zorundayım. Bunda başarılı olundu çok şükür. Sokaklarımızda, metrolarda, sağda solda bombalar patlamıyor.

ABD’nin, Suriye’nin Kuzey’inde bir YPG-PYD devleti oluşturmasına dair projesi devam ediyor. Bunu da resmîleştirmeye dair çalışma yapıyorlar. Türkiye önümüzdeki süreçte doğrudan bir müdahale ile bunu tersine çevirecek bir işe kalkışabilir mi?

ABD, binlerce tır ile (ayrıca uçaklarla) PYD-PKK’ya silah veriyor. Eğitiyor da. Sözde müttefikimiz bize karşı yapıyor bunu. Hiçbir zaman bizim müttefikimiz değil bunlar. Çekiç güç zamanında bile biliyorduk bunu. Bizim İncirlik üssünde konuşlanmış Amerikan güçleri maalesef PKK’yı destekliyordu. Türkiye içerisinde destekliyorlardı… Türkiye içerisinde PKK’ya her türlü lojistik-silah desteğini veriyordu. Ben İskenderun radarında görev yaptım, bir gün dört tane F-111 İncirlik’ten kalktı, görüyorum, bize çok yakın… Dört uçak kalktı, Konya-Karaman atış sahasında atış görevi icra edip İncirlik’e dönecek… Bize bildirmek zorundalar bunları tabiî. Ben bunlardan şüphelendiğim için İncirlik kuledeki arkadaşa dedim ki, “Bunlar kalktığı zaman bana rapor et!” Zaten rapor verecek de tembihliyorum… İkincisi hemen Konya atış sahasındaki görevli arkadaşı aradım. Dedim ki, “İncirlik’ten dört ABD F-111’i kalkıp oraya atış sahasına gelecekler. Atış alanına girdikleri zaman bana bilgi ver, radardan izleyeceğim. Dört uçak…” Aradı, “Komutanım iki uçak girdi.” Emin misin diye sordum, “Eminim!” dedi. Dört uçak kalktı, iki uçak gitti. Zafiyetlerimizi de biliyorlar. Çünkü kullandığımız sistemleri benimle yaşıt. Onu kullanıyoruz, nerede görüyor, nerede görmüyor biliyorlar…

Radarı da onlar vermiş zaten…

Öyle… Kalkıyor dört uçak, ikisi Konya’ya gidiyor, deklere ettiği görevi yapıyor. Benim gibi bir hava savunmacının radar başında olduğunu düşünmüyor adam… Bunların hepsi demek ki kendilerine göre böyle değerlendiriyorlar. Diğer ikisinin nereye gittiği meçhul! Bu adam Türkiye içerisinde yapıyor bu operasyonu. Bize operasyon çekiyor. Konya’daki görevli arkadaşa, “Emin misin?” diye sordum. “Komutanım iki uçak girdi!” dedi. “Tamam, belki sonra gelirler.” dedim. Gitmediler… İki uçak görevini yaptı, diğer ikisinden haber yok. İncirlik kulesi bana dört uçağın kalktığını söyledi. Bunun gibi; Türkiye içerisinde ABD bize operasyon çekiyor. Eşref Bitlis’i suikast ile öldürdüler. Öldürülmesinin sebeplerinden birisi de buydu. Bu tür şeylere karşı durduğu için… Rahatsızlığını dile getirirdi. Demek istediğim, ABD artık Türkiye içerisinde bize operasyon çekemiyor. Bunun rahatsızlığını yaşıyor ABD. Türkiye’de artık devlet var ya… Allah razı olsun Tayyip Erdoğan sayesinde Türkiye’de devlet var. Bu iradeyi ortaya koyuyor. Şimdi de sınır ötesinde Suriye’de ABD ile hesaplaşıyoruz. Diplomatik anlamda… Direkt savaş ilân edecek değiliz, o ayrı bir şey… “Ama sen bunlara silah verirsen, ben de gerekeni yaparım kardeşim!” iradesi var. “Sen terör devleti oluşturmak istiyorsun, ben buna müsaade etmem!” diyebiliyor Türkiye! Çok şükür bu noktaya geldik. İnşallah daha da ilerisi olur!

“Tayyip Erdoğan emperyalistlerin önünde engel”

Peki Türkiye içerisinde yaşanan hâdiseleri buraya bağlayabilir miyiz? ABD’nin Türkiye’de iktidarı düşürmek için yapmış olduğu birtakım manipülasyonlar, muhaliflerle hareket etmesi ve saire… Bu adımlarla ileride kurabilecekleri YPG devletine zemin hazırlıyor olabilirler mi? Bizi belki de Anadolu’ya biraz daha hapsedecekleri bir iklimi oluşturmaya yönelik, Türkiye’de iktidarı düşürmeye yönelik hareket ediyorlar…

Tabiî ki. Türkiye’de mevcut siyasî iktidar ve Tayyip Erdoğan onlar için en büyük engel. Türkiye için, Ortadoğu için geleceğe yönelik düşündükleri planların hayata geçirilmesinde en büyük engellerden birisi, bir an evvel bundan kurtulmaya çalışıyorlar. 15 Temmuz Darbe girişimini bu yüzden desteklediler. 15 Temmuz darbe girişiminin, Fetö'nün arkasında direkt Amerika var. Zaten örgütün başı Pensilvanya'da. Amerika bu örgüt başını ülkesinde barındırıyor, muhafaza ediyor ise Fetö ile ilişkilerine en büyük delildir bu. 15 Temmuz’da bu işi bitireceklerdi. Elhamdülillah milletimizin ve cumhurbaşkanımızın irade ve ortaya koyduğu mücadele azmi ile bu darbe girişimini bertaraf ettik. 15 Temmuz’da bitiremeyince başka girişimlere teşebbüs ettiler fakat bunda da başarılı olamadılar. Biden açıkça ifade etti “Bizim Erdoğan'dan kurtulmamız lazım, bunu da seçimlerde muhalefeti destekleyerek yapacağız.” diye. Yani Erdoğan'dan seçim yöntemi ile kurtulacaklar. Onlar kurtulacak, Türkiye kurtulmayacak; Tayyip Erdoğan Türkiye'ye lazım.

Aynı tablo içerisinde Amerika'nın Dedeağaç'a yaptığı yığınağı nasıl değerlendiriyorsunuz? Coğrafyayı biliyorsunuz bu yığınağın bir Rus tehdidine karşı olma ihtimali yok.

Rusya-Ukrayna savaşı bir gelişme ama bu bahane ile sağa sola yığınaklarla ve daha önce yapılan yığınaklarla Amerika Türkiye'yi kuşatıyor. En son ihtimal nedir? İşgaldir. Mesela hiç beklenmedik bir şekilde Rusya Ukrayna'yı işgal etti. Geçmişte Irak'ı Amerika işgal etti. Türkiye'yi Amerika işgal edemez, diyorlar. Bunun örnekleri yok mu? Türkiye içerisinden kendilerine müzahir olan hain grupları kullanma yöntemi ile bu işi başaramazlarsa en son yöntem nedir? İş, başa düştü deyip... Şu an vekalet savaşları ile bu işleri yönetiyorlar, kendileri sahaya inmiyor, birilerini kullanarak bu işleri yaptırıyorlar. Beceremezlerse bu yöntemden bir sonuç alamazlarsa en son ihtimal Türkiye'nin işgalidir. Bunun için hazırlıklarını yapıyorlar, bunu da görmek lazım.

Ukrayna'ya Rusya'yı Batı kendi kışkırtmaları ile çekti. Türkiye de Yunanistan ile gerginlik yaşadı sürekli ve Yunanistan'a askeri yığınak yapılıyor. Rusya'ya Ukrayna üzerinden kurdukları tuzağın bir benzerini Yunanistan üzerinden Türkiye'ye kurma ihtimalleri var mı?

Olabilir ancak Yunanistan'ın kalkıp Türkiye'ye karşı bir şey yapması pek mümkün değil.

O şekilde değil de, Türkiye'yi kışkırtarak Yunanistan’a müdahale etmek zorunda bırakarak bu işi yapabilirler mi?

Bu tür tezgahlar kurulabilir; fakat bu bir tür satranç oyunu gibi Türkiye bu oyuna gelmez. Çünkü biz Yunanistan’la böyle bir şeye girersek bizim karşımızda sadece Yunanistan olmaz, tüm Batı güçleri olur.

Rusya'nın karşısında da tüm Batı dünyası var.

Bu tür şeylerde ülkelerin gücü de önemli. Şimdi Rusya bir süper güç. Adımını ona göre atıyor; ama Türkiye daha süper güç olmadı. İnşallah olacak. O zaman Yunanistan’ı hak ettiğinde vururuz. O zaman vurursak Batı bize süper güç olduğumuz için ses çıkaramaz. Şu an böyle bir gücümüz yok. Gücüne göre adım atacaksın. Sopa yiyeceğin kavgaya girmenin bir manası yok. Bugün Rusya ve Ukrayna savaşıyor; her ne olursa olsun bu savaşın kaybedeni Ukrayna’dır. Neden? Savaş Ukrayna topraklarında oluyor. Yıkılan, yanan Ukrayna. Rusya'da bir şey olmuyor. Savaş bittiğinde Rusya topraklarında bir şey olmayacak; ama Ukrayna toprakları harap olacak. Savaşın kazananı yok, Rusya da kaybediyor. Bilmem ne kadar asker, bilmem ne kadar uçak, şu kadar tank kaybetti. Bunlar da bir kayıp.

“Gâvurdan daha gâvurlardır!..”

Biraz evvel önceden Türkiye'de olan grupların TSK'da hizipleşmesinden dolayı operasyon yapılamadığını söylediniz. 15 Temmuz’dan sonra yapılan temizliğin akabinde operasyonlar gerçekleşti. Daha evvel Balyoz, Ergenekon çıkmıştı akabinde FETÖ tasfiye edildi vs. Şimdi ordunun vaziyeti ne? Daha önce de bize bir dava açılmıştı sizle yaptığımız bir mülakattan ötürü. O mülakatta "TSK'nın başında Allah ve Resûl aşkıyla yananları görmek istiyoruz!" demiştiniz ve bu sözünüze dava açılmıştı. Şimdi ne durumdayız?

Elhamdülillah biz "TSK'nın başında Allah ve Rêsulüne aşık komutanlar olması lazım" demiştik o zaman. Niye bunu demiştik? Çünkü o dönem TSK içerisinde Allah ve Resûlüne söven, hain, şerefsiz ve alçaklar vardı. Biz buna tepki olarak bu cümleyi kurmuştuk. Halkının çoğunluğu Müslüman olan bir ülkede sen nasıl bu milletin dinine, imanına, mukaddesatına, Allah’ına, Peygamberine söversin? Sen kimsin ya? İngiliz komutanı bile bu milletin Allah’ına Peygamber’ine sövmez. Bunlar gâvurdan daha gâvurdu. O dönemlerde bu ülkenin başında, bu ülkenin silahlı kuvvetlerinde görev yapan bazıları gâvurdan daha gâvurdu.

Bunun örneğini ben İncirlik Üssü’nde gördüm. İncirlik telsiz komutanlığı daha önce Amerikalılar tarafından yönetiliyordu, bunun yönetimi daha sonra Türklere yani bize geçti. Ben de oraya ziyarete gitmiştim. Zihniyet farkını da orada gördük. Orada bir yüzbaşı beni gezdirdi. O zamanlar ben üsteğmendim sanırım. Amerikalı kilise, havra bir de camii yapmış tesisin içerisine. Gittik camide namaz kıldık. Çünkü Amerikan ordusu içerisinde Hristiyan da, Musevi de, Müslüman da var. Amerikalı bunu bir ihtiyaç görmüş yapmış. Daha sonra telsiz komutanlığını Türk bir komutan idare etmeye başladı. Türk komutanın yaptığı ilk şey ne biliyor musunuz? Camiyi kapatmak. Amerikalı camii yapmış burada Türk ve Amerikalı Müslümanlar namaz kılıyor. Senin başka işin yok mu? Camiyi Amerikalılar yapmış sen kapatıyorsun. Allah’tan kork, utan ya. Bu kadar alçak, şerefsiz ve İslâm düşmanı bunlar. Neyse camii kapatılınca Amerikalı Müslümanlar gitmişler kendi komutanlarına demişler ki, "Efendim, biz namaz kılacağız. Kılamıyoruz." Amerikalı komutan sormuş "Ne oldu" Amerikalı askerler de "Türk komutan camiyi kapattı." demişler. Amerikalı komutan ne yapabiliriz, diye düşünürken rahibi çağırıyor. Amerikan ordusunda albay rütbesinde rahipler var. Durumu Rahibe anlatıyor konunun uzmanı diye. Ne yapabiliriz diye soruyor. Rahib diyor ki, İslam fıkhına göre Müslümanlar kilisede namaz kılabilir, kilisede bir yer tahsis edelim orada kılsınlar. Düşün, o Müslüman olan Amerikalılar kilisede kendileri için ayrılan yerde namaz kılmaya başlıyorlar. Ondan sonra bizim Türk personeller de oraya gitmeye başlıyor. Bunun üzerine biraz olsun utançlarından tekrar mescidi açıyorlar. Biz bunlara tepki olarak bu cümleleri kurduk.

Yalçın Işımer denen bir alçak vardı (Işımer bu röportajdan birkaç gün sonra öldü!). GATA'da o zaman tuğgeneraldi. 1998'de bu olay yaşandı, hatırlarsınız Peygamber Efendimiz’e “çöl bedevisi” diyerek alçakça salya akıttı, Mehmet Akif Ersoy'a dil uzattı. Ben de aradım kendisini "Lan sen nasıl konuşuyorsun, sen bu ülkenin tuğgeneraliysen ona göre konuşacaksın. Sen benim Peygamberime, Mehmet Akif gibi İslâm şairine dil uzatamazsın." dedim. Bana telefonda diyor ki "Yav siz emekli binbaşı olamazsınız." Ben o zaman emekli binbaşıydım. Niye? Çünkü onlara göre binbaşı onun gibi alçak olması lazım. Bir binbaşı nasıl böyle konuşur. Bunu eleştirir. Dedim ki "Bana bak, sana ben telefonda kimlik gösterecek değilim. Ben emekli binbaşıyım; ama sana bu lafları söylemem için binbaşı olmama da gerek yok. Bir vatandaş olarak ben bundan rahatsızım, böyle konuşamazsın."

Böyle adamlar vardı. Ve bu adamlar istedikleri şekilde Türkiye'de at oynatıyordu. Böyle dönemleri yaşadık. Ama şimdi bugün Elhamdülillah ordunun başında Allah ve Rêsulüne aşık komutanlar var. Daha da iyi olur inşallah. Bugün bütün askerî birliklere, harp okullarına camiiler yapılıyor. Geçen bir muvazzaf arkadaş aradı, görüştük. Dedi ki; “Komutanım cuma namazında camiye sığmadık.” Veli nimet! Sen bu millete zorla namaz kıldırmıyorsun, kılan da kılsın arkadaş sen bundan niye rahatsız oluyorsun. Bu ülke Müslüman. Normal olan bu. Ama yüreğinde İslâm düşmanlığı olanlar, nefretlerini bir şekilde kusuyorlar. Türkiye’de sıkıntı bu. Allah iman versin. Türkiye'nin en büyük sorunu CHP'nin imansız olması. CHP imana gelsin solcu isen imanlı solculuk yap, bu ülkede solculuk yapabilirsin; ama imansız solculuk yapamazsın. Bu milletin Allah’ına, Peygamber’ine, mukaddesatına söverek siyaset yapamazsın, buna hakkın yok. İnanmasan bile bana saygı göstermek zorundasın. Bu millete saygı göstermek zorundasın. Allah iman versin. Türkiye’de siyaset yapan adamlar imansız olamaz. İslâm’a karşı olamaz, İslâm’a karşı siyaset yapamazlar. İnşallah o günleri de göreceğiz. CHP de imana gelecek yani, gelmek zorunda.

Biraz önce dediniz ki Allah'tan bugün devlet var. Son dönemde sosyal medya köpürtmesi ile muhaliflik adı altına siyasilerin birtakım söylemleri ile devlet yokmuş gibi bir görüntü oluşuyor. Bazı mevzularda da müdahalede geç kalınıyor. Gerçekten de devletin olmadığını düşündüren şeyler yaşanıyor. Bu devlet yokmuş görüntüsü içerideki bir karışıklıktan mı kaynaklanıyor, yoksa bunun başka bir sebebi mi var?

Hangi alanda bu sıkıntı var? Dış politikada mı iç politikada mı?

Biraz açalım meseleyi, çok muhalif olduğunu söyleyenler dahil Türkiye'nin dış politikasındaki bazı şeylerin artı olduğunu, iyi olduğunu dile getirebiliyor. Mesela Afrika açılımı, Orta Asya’ya yönelik politikalar geliştiriliyor, Rusya-Ukrayna savaşı sırasında en tutarlı politikayı Türkiye izliyor; ama bu iyi politikalar içeriye yansımıyor. İçeride daha farklı bir atmosfer var. Bunun sebebi nedir?

İçeride tabiî muhalefetin geliştirdiği eleştirilerin hepsini ciddiye almak mümkün değil. Ancak bazı işlerin zamanında yapılmadığını zamanında tedbir alınmadığını da değerlendiriyoruz. Burada bir aksaklık var. Bu nedir mesela? Geçen sene soğan-patates olayı yaşadık, soğan ve patatesteki bu aşırı fiyat yükselmesinin karşısında alınan tedbir, hatırlarsınız belediyeler çadırlar kurmuştu manav tarzında, böyle mi tedbir alınır diye bunu konuştuk. Bu zincir marketlerin halka zulmetmesi konusu… Fiyatlarla istedikleri şekilde oynuyorlar, bu da bir gerçek. Bunun karşısında Tarım Kredi Kooperatifini cumhurbaşkanımız ziyaret etti. Daha sonra gittim Tarım Kredi Kooperatifi’ne, fiyatları nasıl diye. Cumhurbaşkanımızın oraya gidip de bize lanse ettiği fiyatlar görmedim, onların da fiyatları yüksekti. Diğer marketlerden pek farkı yoktu. Bu konularda tedbirlerde gecikme, doğru tedbir alamama anlamında aksaklıklar var. Tabiî lider sağlam güzel de asıl danışmanların, o konuda ona destek verenlerin kaliteli, birikimli insanlar olması lazım. Cumhurbaşkanı bir konuda bir şey söylüyor, o söyleyince harekete geçiyorlar. Örnek veriyorum ben buranın müdürüyüm, benim yapacağım işler belli. Bunları yapacaksın kardeşim, bunun için burada oturuyorsun. Ben şimdi böyle boş boş duruyorum, patron bana ya şunu şöyle yapalım deyince fikir üretiyorum falan. Böyle görev yapılmaz. Bazı şeylere bakıyoruz söylenince ancak birileri harekete geçiyor. O söylemeden harekete geçen yok. Bu da bir öz eleştiri, maalesef burada sıkıntı var. İşini yapan güzel yapıyor. Demek ki, bazıları maalesef yetersiz kalıyor veya yeterince aktif davranamıyor. İnşallah bunları aşarız.

Türkiye çok önemli bir Afrika açılımı yaptı; fakat gerektiği kadar da alaka görmedi. Afrika üzerine yürütülen politika iyi görünüyor. Libya projesi başta olmak üzere Türkiye’nin bu politikasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ülkenin güvenliği sadece sınırları içinde değildir. Türkiye artık bir bölgesel güç olma yolunda ilerliyor. Türkiye küresel güç de olur inşallah.

Afrika’ya Orta Asya’yı da ilave edebiliriz.

Tabiî tabiî. Mesela Azerbaycan’da Karabağ sorunu 30 yıldır devam ediyor. Azerbaycan bu sorunu çözecek gücü kendinde göremiyor idi. 30 yıldır işgal edilen Karabağ nasıl kurtuldu? Burada ne değişti? Ermenistan aynı Ermenistan, Azerbaycan aynı Azerbaycan, Rusya da aynı Rusya. Buradaki faktör Türkiye. Türkiye’nin verdiği destek sayesinde Karabağ sorunu çözüldü. Türkiye artık bölgesel bir güç olduğunu hissettiriyor. Libya’da varız, daha önce bırak Libya’yı, Ankara’da yoktuk. Bırakın sınır ötesini, düne kadar ülkeyi karıştırıyorlardı. Şimdi Türkiye; Suriye, Irak, Katar, Somali, Nijerya ve Afganistan’da var! Olmamız gereken her yerde varız. Bizim güvenliğimiz buralardan başlıyor. Aslında bizim güvenliğimiz Pentagon’dan başlıyor. Keşke gücümüz olsa da orada üs kursak. Bu da güçle alakalı bir şey. Her ne kadar engellemeye çalışsalar da gelişiyoruz. Yerli uçak gemisi yapıyoruz artık. Uçak gemisi ne demek, daha uzun menzilli, daha küresel harekatları yapacaksın bu sayede… Daha uzak yerlerde operasyon yapabilirsin. Şu anda İHA’lar, SİHA’lar konusunda dünyada savaş konseptini değiştirdik. Tank savaşları bitti. Ukrayna’da tankların işini SİHA’lar bitirdi. SİHA’ların savaşlarda ne kadar etkin sonuç aldığını biz Azerbaycan’da-Karabağ savaşında gördük. Hakeza Ukrayna savaşı, Türk SİHA’ları kullanılıyor... Diğer uydu sistemleri de dahil Türkiye çok farklı bir konuma eviriliyor. Şu anda bölgesel güç olduğunu da ispatlamış durumda. Bunun arkasından küresel güç de gelecek. O günleri göreceğiz. Bugün biz İslam birliğinin sağlanmasından bahsedince “vay hilafet getirecekler, yok şeriat getirecekler” şeklinde bizi karın boşluğundan vurmaya çalışıyorlar. Bugün Avrupa Birliği nasıl varsa, İslam birliği de olacak. Gayet normal. AB olunca buna papaz devleti diye saldırmıyor içimizdeki beyinsizler. Ama biz İslam birliğinden bahsedince “şeriattan bahsediyor” diyorlar. Ben Müslümanım ve şeriata uymaya çalışıyorum. Tabii ki İslam devletleri bir araya gelecekler. Olması gereken de bu. Yüzyıl savaşları vardı ve Avrupa birbirini boğazlıyordu. Ne oldu Avrupa Birliği oldu. İslam birliği de olacak. İslam dünyası süper güç olarak varlığını ortaya koyacak. Türkiye de başat rol oynayacak. Şu an gidişat da bunu gösteriyor.

Şimdi Türkiye’nin değişen gücüne oranla birtakım ilişkiler de değişiyor. NATO önceden Türkiye’yi tahrip edici bir güç iken şimdi Türkiye NATO’yu tahrip edici bir pozisyona girmiş bulunuyor. İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliği için Batı ülkeleri bastırırken Türkiye bunun karşısında duruyor. Roller mi değişiyor?

Elbette. Bu da güçle alakalı. Düşün Tayyip Erdoğan öncesi ve sonrası diye bir durum var. Bu ülkede 2002’den önce kurulan hükümetler -üç aylık hükümetler vardı, en uzun süren hükümetler bir yıldı- koalisyon hükümetleriydi. Siyasi irade oluşmuyordu ve koalisyon hükümetlerinin de manipüle edilmesi, enflasyonun fırlaması vs. hem sosyal hem de siyasal anlamda idare edilemez duruma gelmişti. Güçlü siyasi iradeler yoktu. Olanlara da zaten hayat hakkı tanınmıyordu. Ama 2002’den sonra bir siyasal istikrar söz konusu. Millet ve devletin yaşadığı sorunların başında devlet ve millet karşıtı yapılanmalar, kadrolaşmalar. Bu da başımıza belaydı. O da temizlendi şimdi. O yüzden Ankara örneğini verdim. Şimdi sınır ötesinde hareket ediyoruz. Kimse Türkiye’ye posta koyamıyor. Akdeniz’de Mavi Vatan diyoruz. Daha önce mavi vatan yok muydu? Vardı ama gözümüzü kaldırıp bakamıyorduk. Ama şimdi diyoruz ki burası benim vatanım. Sadece benim topraklarım, işte üç tarafı denizle çevrilmiş Anadolu Trakya değil, burası da benim vatanım. Karadeniz’de de benim hakkım var. Orada petrol, doğal gaz çıkartıyoruz. Düne kadar oraya parmağımızı sokamıyorduk. Boğazlarda Ukrayna savaşı çıktığı zaman ne yaptık; Montrö rejimini, Türkiye'nin menfaatlerini koruyacak şekilde uyguladık. Artık NATO içerisinde de güçlüyüz ve Birleşmiş Milletler'de NATO'da sözünü söyleyebiliyorsun. Daha önce 70 sente muhtaç durumdaydık Türkiye olarak. Yani IMF’ye muhtaçsın dilenci gibi. Düne kadar kapısında dileniyordun. Şimdi IMF’yi de kovmuşuz. Tam ayağa kalkamazsak da doğrulduk. Masaya yumruğumuzu vuracağımız günler de gelecek. Amerika’nın PKK/YPG’ye destek vermesine direkt mâni oluruz. Tırlar ulaşmadan engelleriz. Uçakları oraya inmeden havada imha olur diyeceğimiz günler gelecek.

Devletin içerisinde bir takım politik tutarsızlıklar var sanki. Mesela sizinle konuşmuştuk daha önce, Mehmet Sarı isimli amiralin sarık mevzusu gündem olmuştu. Görevden alındı. Öbür tarafta bakıyoruz sizin bahsettiğiniz gibi askeri kurumların içerisinde camiler inşa edildiğini, cemaatin arttığını görüyoruz. Birtakım İslami hassasiyeti olan personellerin alındığını görüyoruz; ama öbür tarafta da böyle bir karar alınıyor. Bunun sebebi nedir?

Ben de namaz kılarken sarıklı idim. Yani namaz kılarken sarıklı olmak sevaptır anlamında söylüyorum. Peygamber’imizin sünnetidir anlamında sarıkla namaz kıldığımız oldu. Bu benim kendi özel mekânımda yaptığım bir şey. Yani bunun kimseye bir zararı yok. O benim manevi iç dünyamla alakalı bir şey.

Asıl çözülmesi gereken problem bu değil mi? Mesela amiral diyoruz biz, amirallerin amirali Barbaros Hayrettin Paşa'nın heykeli Beşiktaş'ta sarıklı bir vaziyette duruyor?

O günler de gelir inşallah. Heyyamola ne demek? Bizim donanmamız sefere çıkmadan önce Beşiktaş’ta Molla Yahya Efendi’nin dergahının önüne gidiyor ve oradan sefere çıkmadan önce “Hey Ya Molla” diye bağırıp Yahya Efendi’nin duasını alırlarmış. Denizcilikle ilgili birçok hadisede geçer ve denizciler onun İstanbul Boğazı'nın dört manevi bekçisinden birisi olduğunu söyler. Heyyamola oradan geliyor. Barbaros Hayrettin Paşa ve diğer paşalar bizim tarihi şahsiyetlerimiz. Sarığa laf ediyorlar. Sarığı Peygamber Efendimiz takıyor. Sen kimsin, affedersin her şeyi yapacaksın benim sarığıma laf edeceksin. “Hadi oradan!” derim adama. Sen böyle irade ortaya koyduğun zaman zaten bir şey diyemezler ama şu anda böyle bir durum söz konusu değil.

Belki devletin adının konulması gerekiyor; laik, seküler, Kemalist…

Orada da sıkıntılar var. Şimdi bizi hazmedemeyenler Atatürk düşmanı diyor. Kemalizm'in ne olduğu belli değil, eleştirilmesi mümkün değil. Yani oturup eleştirdiğin anda sistem seni ekarte ediyor. Başına gelmeyen kalmıyor. Atatürk’e bir şey diyemesin, eleştiremezsin; çünkü koruma kanunu var. Laiklik ne idüğü belirsiz. Bir gün inşallah bunlar da konuşulur. Türkiye’nin o atmosferden kurtulması lazım. Türkiye’yi mahkûm eden o zihniyetten kurtulmamız lazım.

Vakit ayırdığınız için teşekkür ederiz.

Ben de teşekkür ederim.

Aylık Baran Dergisi 4. Sayı Haziran 2022

Yorumlar (0)
Namaz Vakti 05 Aralık 2022
İmsak 06:35
Güneş 08:06
Öğle 12:59
İkindi 15:22
Akşam 17:43
Yatsı 19:09
Günün Karikatürü Tümü