Said Alpsoy: Lâiklik Gitsin Şeriat Gelsin!

Said Alpsoy ile Anayasa mevzuu etrafında bir söyleşi gerçekleştirdik. Alâkayla okuyacağınızı düşünüyoruz.

Röportaj 19.02.2021, 15:12
Said Alpsoy: Lâiklik Gitsin Şeriat Gelsin!

Ayasofya Camii baş imamı Prof. Dr. Mehmet Boynukalın’ın açıklamaları muhafazakâr camia da dahil birçok kesimden tepki gördü. Mehmet Boynukalın yapmış olduğu açıklamalarda haksız mıydı?

Yerden göğe kadar haklı, hatta eksik.

Ne bakımlardan eksik?

Boynukalın diyor ki; “Anayasada İslâm olsun. Türkiye’nin resmi dini İslâm olsun bu da Anayasada kayda geçsin.” diyor. Bence de bu olsun gerekli bir şey ama yetersiz. Türkiye’de tam mânâsıyla yeniden şeriat düzenine geçilsin. Bireyi, toplumu ilgilendiren bütün alanlarda Allah’ın kitabı, Resûlullah (sav) sünneti mutlak hakim kabul edilsin. Tepeden tırnağa siyasî, ekonomik, hukuki, askeri sistem ona göre yeniden yapılandırılsın.

Tüm Müslümanlar bunu arzu etmek ve bu uğurda mücadele etmekle mükellef değil mi zaten?

Tabiî, aynen öyledir ama Müslümanlarda iki yüz-üç yüz seneden beri oluşmuş bir zihin kirliliği var. Müslümanların kafaları karışık. Kur’anî açıdan meselenin anahtarı Bakara Suresi’nin seksen beşinci ayetidir. O ayetin gerektirdiği bilinç büyük ölçüde zedelenmiş ve kirlenmiştir.

Burada Kemalizm’in payından da bahsetmek gerekiyor zannediyorum.

Son büyük tesir Kemalizm ile yaşandı ama süreç onunla başlamadı. 19. Yüzyılın başlarında, tam adını koyacak olursak Tanzimat’a kadar geriye gidecek bir süreçtir. Tanzimat ile başlamış olan sürece Kemalizm altın vuruşu yaptı, son noktayı koydu. O günden bugüne kadar o anlamda yeni bir stratejik yapılanma yaşanmadı.

Bahsettiğiniz Şer’i nizamın gelebilmesi için ortada bir program olması gerekmiyor mu? Bugün hangi yolları izleyerek nasıl böyle bir rejime gideceğiz? Mesela Anayasadan bahsediliyor, nasıl bir Anayasa ortaya koyulacak?

Esasında bu sorunun cevabı idealist planda verilemez, büyük ölçüde kervan yolda düzülür kuralına tâbi olacak olan bir hadisedir. Başlangıçta mutlaka olması gereken tam mânâsıyla Ehl-i Sünnet bir donanıma sahip olmak. Sünneti dışlamayan, kitabı sünneti bir arada göz önünde bulunduran, kişisel çıkar, menfaat peşinde koşmayanlarla, her şeyi göze almış, ilmî entelektüel seviyesi yüksek bir İslâmî kadronun bulunması temel şarttır.

Elbette Kur’an ve sünnetin icrası için bir de “Tatbik Fikri” gerekir.

Evet. Bu fikre de sahip kadro oluştuktan sonra tatbik ve program kısmı çok büyük sorun teşkil etmeden hızla kısa şekilde halledilebilir. Mesele yeterli donanıma sahip, bu ekibin tabiri caizse bir araya gelebilmesidir. Ondan sonrası otomatik olarak hallolur diye düşünüyorum.

Bugün öyle bir ekibin varlığından söz edebilir miyiz?

Kâmil mânâda yok fakat potansiyel olarak mevcut. Bu potansiyeli kâmil hale dönüştürmek, fiiliyatta ortaya çıkarmak için ihtiyaç duyulan şey mürşid alimlerin eksikliği, yokluğu. Önderliği üstlenecek olanlar ortaya çıktığında onların arkasında kenetlenecek olan potansiyel uzun zamandan beri fazlasıyla mevcut.

Bu mevzudan bahsetmişken: Anayasaya göre Diyanet’in vazifesi laikliği muhafaza etmek... Diyanet içerisinden Ehl-i Sünnet Ve’l-Cemaat düşüncesine sahip hocaların çok sessiz kaldığını düşünüyor musunuz bu hususta?

Tabiî, bu açık ve net ama Diyanet yine de geçmişiyle mukayese edildiğinde iyi bir yerde duruyor. Özellikle Ak Parti iktidarından sonra. Mesela adamlar “Milli piyango helal midir?” diye Diyanet Fetva Kuruluna soru gönderiyorlar, orada lafı evirip çevirmeden haramdır cevabı verilebiliyor. Diyanet’i bugün belli ölçüde değerli kılan hususlar bunlar. Ama mevcut rejim içerisindeki, o bütün içerisindeki kurumsal payı ve en önemlisi zamanında Diyanet’in kuruluş gayesi İslâmî açıdan kötü. Bugünkü şartlarda ortaya koyduğu performansa da bakarak çok fazla eleştirmem Diyanet’i.

Boynukalın meselesine dönersek, Mehmet Boynukalın’ın bu açıklamayı yapmasının hemen ardından hakkında adli ve idari işlem başlatılması yönünde talepler yükseldi. Bu hususu nasıl değerlendiriyorsunuz?

O taleplerin kimler tarafından istendiğine göre değişir. Bunlar zaten hiçbir şekilde kendisini İslâmî olarak nitelendirmeyen, seküler cephe içinde yer alan, hatta derece derece İslâm düşmanı diyebileceğimiz kişiler, çevreler. Eşyanın tabiatına uygun olan o. Ama bu talep sahipleri içerisinde kendini İslâm’la ilişkilendireceğimiz insanlar da varsa, bu ezikliğin bir tezahürüdür.

Mehmet Boynukalın böyle bir açıklama yaptı, kendisini Müslüman olarak niteleyen birçok kesimden şöyle bir ses yükseldi; “Sayın cumhurbaşkanımızı yurtdışında zor bir durumda bırakıyorsunuz.” Eğer bu böyle bir şeyse, hakkı haykırmamamız gerekiyorsa Hristiyan olalım çıkalım hepimiz zor durumda bırakmamak için.

Aynen katılıyorum. Bu da “ezikliğin, aşağılık kompleksinin” maalesef birtakım Müslümanlarda mevcut bulunan belirtilerinden biridir. Sizin yorumunuza katılıyorum.

Vakit ayırdığınız için teşekkür ederim.

Ben teşekkür ederim.

Baran Dergisi 736.Sayı

Yorumlar (0)
16
az bulutlu
Namaz Vakti 26 Ekim 2021
İmsak 05:56
Güneş 07:21
Öğle 12:53
İkindi 15:47
Akşam 18:15
Yatsı 19:35
Günün Karikatürü Tümü