Suriye Türkmen Cephesi Komutanı Hasan Karabacak ile Söyleşi

"Türkiye'den Türkmen Bölgelerini İlhak Etmesini İstiyoruz!"

Suriye Türkmen Cephesi Komutanı Hasan Karabacak ile Söyleşi

İlk olarak sizi tanımak istiyoruz. Bize kendinizi tanıtır mısınız? Hangi cepheye mensupsunuz?
Adım Mücahid Hasan Karabacak. Suriye Türkmen Dağı’ndan geliyorum. Türkmenim. Zalim Esed rejimine karşı savaşıyoruz Türkmen Dağı’nda. 
Suriye Türkmen Cephesi (STC) komutanıyım oraya mensubum. Cephemizin durumu kritik noktada. Kötü durumdayız cephane açısından, silah koşullarımız düşük seviyede. Şu an Esed rejimine karşı zayıf durumdayız. 
Bize Suriye’deki son durumlardan bahseder misiniz?
Türkmen Dağı’nda var olan cephelerimizdeki topraklarımızı muhafaza ediyoruz.  Fakat bu muhafaza etmek durumu ne kadar sürer bilmiyorum. Silahlarımız Esed rejimine göre çok zayıf olsa da hala direnmeye çalışıyoruz. Koşullar giderek kötüleşiyor.
Herhangi bir devlet yahut başka bir yerden silah yardımı alıyor musunuz?
Genelde direniş başlarken herhangi bir köyde ya da benzeri yerde üç pompalı silahla başlıyor mesela. Sonra Esed rejiminin askerlerinden direnişler sonucu elde ettikleri silahlarla devam ediyor. 
Şu an Suriye’de karışık bir durum var. Bir yanda IŞİD diğer yanda Nusra. Başka cephelerde başka oluşumlar var. Sağlam bir kaynaktan sağlam bir haber alamadığımızdan oradaki cephelere ve oluşumlara nasıl bakılması hususunda bir kafa karışıklığı var?
Biz Suriye Türkmen Cephesi olarak IŞİD’in Türkmen Dağı’nı ele geçirmek istemesi üzerine onlarla savaştık ve epey mücadele ettik. IŞİD ele geçirdiği bölgelerde genelde bozgunculuk yapıyor. Suriye Türkmen Cephesi konuşlandığı bölgelerde Kur’an-ı Kerîm dersleri, tefsir ve hadis dersleri vermeye başlıyor o bölgedeki çocuklara, gençlere. Bunun üzerine İŞİD meşhur tekfircilik kültürünü orada da yaymaya başlıyor. Bunun üzerine bölgede tekfircilik kültürünün etkisinde kalan çocuklar, gençler; babalarını, annelerini, şehid olan büyüklerine karşı “siz kâfirsiniz, Allah’a şirk koşuyorsunuz” gibi söylemleri oluşuyor. Hâlbuki Türkmen Cephesi’nde tamamen saf bir Ehl-i Sünnet akaidi var. Ama IŞİD’in akaidi tekfircilik, haricilik üzerine gittiği için Türkmen Cephesi akaidine ters düşüyor. Bu yüzden bölgedeki Müslümanlar günden güne IŞİD’e karşı diş bilemeye başlıyor. En başlarda IŞİD ile aramızda sorun yoktu çünkü akaidlerini Ehl-i Sünnet olarak biliyorduk. Hatta bizim Türkmen Dağı’nda kaldılar bir ara. Sonra bölgemizde sözü dinlenen, yörenin ileri gelen büyüklerimizi,  ilmî yönden büyüklerimizi ve âlimlerimizi bir araya toplayıp şehid etmeye başladılar. IŞİD’e karşı kimse ayaklanmasın diye yaptılar bunu. Biz bu durumla karşılaşınca IŞİD’e karşı çıktık. Karşı çıkmamız üzerine tehlikeye düştüklerinin farkına vardılar ve bizimle barış yapmak için irtibata geçtiler. Ama biz kabul etmedik.
Nusra ile IŞİD arasında birçok çatışmalar yaşandı. Nusra’nın komutanları IŞİD tarafından infaz edildi. Son gelinen noktada Nusra ile IŞİD’in arası nasıl?
Nusra’nın Türkmenlere karışmama gibi bir politikası var. Ama bölgede bir tane kendilerine göre şeriat mahkemesi kurdu. Bölgedeki insanlar her ne sorun yaşarsa yaşasın şeriat mahkemelerine başvuruyor ve mahkeme tarafından sorunları çözülüyor. Ve kimsenin gözünün yaşına bakmıyor, güçlüyü güçsüze ezdirmiyor adaletli bir şekilde. 
IŞİD’in yaptığı bölgedeki infazlara karşılık Türkmen Cephesi ile arasında çatışmalar başlayınca araya girmeye çalıştı Nusracılar. Kardeş kanı dökülmesin diye arabuluculuk yapmaya çalıştı. Fakat o kadar kan döküldükten sonra Türkmen Cephesi IŞİD’i Türkmen Dağı ve o bölgede istemediklerini beyan etti. Bunun üzerine Nusra ile IŞİD arasında da sorun çıktı.
Savaşın başlangıcından bugüne kadar geçen süre itibariyle sorarsak Esed rejiminin kuvveti şu an ne durumda?
Rejim askerlerinin güçleri zayıflamaya başladı. Savaş ne kadar uzarsa Esed’in gücü de bizim güçlerimiz de o kadar azalıyor. Savaşı iyi asker değil dayanıklı asker kazanır. Biz de sonuna kadar dayanmaya çalışıyoruz. Ele geçirdiğimiz bölgelere Esed rejimi tarafından çok sayıda operasyon yapılıyor. Bizim sayımız çok az olmasına rağmen hiçbir şekilde operasyon yaptıkları bölgeleri ele geçiremediler. 
Gerilla mücadelesi mi veriyorsunuz?
Evet. Çünkü sayımız çok az olduğundan ve cephe sınırlarının çok büyük ve uzun olmasından dolayı gerilla taktiği uygulamak zorunda kalıyoruz. Cephenin sınırı 40 km’den daha fazla. Bir cepheden diğer cepheye araçla geçmek bile en az bir saati alıyor. Biz bu 40 km’lik cephe hattını yaklaşık 700 askerî kuvvetimizle koruyoruz elhamdülillah. Rejimin askerleri birçok operasyon yapmasına rağmen çok şükür hiçbir bölge vermedik. 
Bölge dağlık bir bölge ve çok zor koşulları olduğundan dolayı sadece Türkmenler savaşabiliyor. Bir ara Çeçenler geldi bir süre kaldıktan sonra “biz buradaki şartlara alışamadık, biz burada çalışamıyoruz” deyip gittiler. Çünkü ağır zayiatlar vermeye başlamışlardı. Bizim cephemize yardıma gelenler birkaç gün bölgedeki zorlu şartlarla karşılaşınca, geri dönüp daha kolay bir cepheye geçmek zorunda kalıyorlar. Ama Türkmen Cephesi kendi bölgelerini asla bırakmadı, bırakamayacaktır inşallah.
İki tarafın da şartlarına bakılırsa güçler azalıyor bu durum kimin yararına olacak? Acaba bu savaş daha ne kadar sürecek sizce?
Mücadelemiz doğrultusunda savaşı biz kazanacağız ve zafer bizim olacak inşallah. Süreç ne olursa olsun bizim kararlılığımız asla bozulmayacak. 
Bizim bulunduğumuz bölge Lazkiye Türkmen Dağı bölgesi. Lazkiye’nin şöyle bir özelliği var. Aslında herkes Esed rejiminin güçlü olduğu yerler olarak Şam, Halep bölgesini biliyor. Fakat Lazkiye, Esed rejiminin en güçlü olduğu bölge, en rahat yaşadığı bölge. Lazkiye düştüğü zaman Suriye de düşer.  O yüzden biz Lazkiye bölgesini Esed rejimine kaptırmamak için sonuna kadar savunacağız.
Lazkiye’nin Esed rejimi için bu kadar önemli olmasını sebebi nedir? 
O bölgede Nusayrilerin fazla olması, rejimin asıl gücün Lazkiye’de olması, sahile ve stratejik noktalara yakın olmasından dolayı çok mühim bir bölge. Asıl savaşın gidişatını belirleyecek olan Lazkiye’ye kimin sahip olacağıdır. 
Suriye Türkmen Cephesi olarak ne kadar zayiat verdiniz?
Savaş başladığından bu yana bizim cephemiz çok şehid verdi. Ama tam olarak sayının ne kadar olduğunu bilmiyorum. Zaten var olan kuvvetlerimizin de sayısı az. Fakat her iki tarafın da çok zayiat verdiğini biliyoruz.
Ele geçirdiğiniz cephaneler ve askerî gücünüz nasıl gelişti?
Bizim sayımızın az olduğundan başka gruplara da yer verdik cephemizde. Araplar olsun, Çeçenler olsun, bizimle birlikte hareket ettiler. Fakat gelen grupların sayısının bizden çok olması ve silah kuvveti açısından güçlü olmaları, ele geçirilen bölgelerdeki ganimetlerden bizim az pay almamıza, onlarınsa hak ettiklerinden daha fazla pay almasına sebep oluyor. 
Peki, bölgede Esed rejimine karşı savaşan profesyonel bir birlik, bir grup var mı?
 Evet, tabii ki var. Suriye Türkmen Cephesi profesyonel bir birlik zaten. Komuta yönetiminin başında Albay Ebu Fadıl var. Komuta yönetiminin oluşturduğu büyük-küçük birliklerimiz mevcut. Her birliğin başında yine bir komutan var ve emirler Ebu Fadıl tarafından gelmektedir. Birlikler emirler doğrultusunda cephelere dağıtılıyor. Cephelerin ismi; Fatih Sultan Mehmet, Yavuz Sultan Selim gibi önder liderlerin isimleridir. 
Yeni Şafak gazetesinde bir haber çıkmıştı. Sizin isminiz de geçiyor. Bize kendi hikâyenizden bahseder misiniz?
Peki, kısaca bahsedeyim. Esed rejimine karşı ilk savaşımıza hazırlanmıştık. Çatışmaya başladık ve dayım ile amcamın oğlu yaralandı. Ben onları kurtarmak için harekete geçtim, fakat yoğun ateşten ben de yaralandım. Birliğimiz bacağım yaralı olduğum için beni ormandaki bir ağacın dibine bıraktı. Akşam karanlığı çökünce uykum geldi ve uyudum. Ne kadar uyuduğumu bilmiyorum 1 gün de olabilir, 1 saat de. Uyandığımda az ilerideki Esed askerlerine görünmeden sürünerek yanmış bir eve ulaştım. Eve girdiğimde buzdolabının yanmadığını görüp, içindeki yiyeceklerden temin ettim. Bacağımı tedavi etmek için açtığımda kurtlandığını gördüm. Evin içindeki eczalarla bacağımı tedavi ettim.  Su içmek için tarlaya indim ve bir su hortumu gördüm. Su hortumunu kırıp su içtim. Etrafımı Esed askerleri işgal etmişti. Yaklaşık o bölgede tek başıma 22 gün kaldım belki dönüp beni geri almaya gelirler diye. Geri döneceklerinden ümidimi kesince başımın çaresine baktım. Yabani ortamdaki 42. Günün sonunda uzaklardan bir ezan sesi işittim. Ezan sesine doğru ilerleyerek o köye ulaştım ve kurtulmuş oldum. Sonra beni tedavi için Osmaniye kampına gönderdiler.
Şimdi orada Esed’e karşı bir mücadele yürütüyorsunuz. Bu mücadele sonunda Esed mağlup edilirse nasıl bir devlet kuracaksınız?
Ehl-i Sünnet kaidelerinin geçerli olduğu bir İslâm Devleti kuracağız Allah’ın izniyle. 
Peki, siz 700 kişilik bir kuvvetsiniz ve istekleriniz belli. Diğer cephelerdeki diğer gruplarla bir konsensüs oluşturabildiniz mi? Onların istekleri neler? 
Suriye Türkmen Cephesi’nin Osmanlı’dan kalma bir aidiyet duygusu var. Türkmen Cephesi’nin Türkiye’den istediği, bulundukları bölgeyi ilhak etmesi. Türkmenlerin istedikleri sahip oldukları bölgeleri Türkiye’nin kendi topraklarına katmasını istiyor.
Ya diğer grupların istedikleri?
Diğer gruplar da kendilerine göre bir İslâm Devleti kurmayı istiyorlar fakat Türkiye’den bağımsız olmak istiyorlar. Bu gruplar kendilerine göre bir İslâmî sistem kurup, sadece Suriye’de hakîm olmak istiyorlar. Ama var olan o grupların politik bir zemin üzerinde eğitilmesi gerekiyor. Çünkü birçoğu çiftçi, işçi ve zulme uğramış insanlar. Amaçları politika üretmek değil Allah rızası için zulme dur demek ve şehid olmak. Bu bilinçteler. Global bir dünya görüşüne sahip değiller ancak Türkiye eğer bu tür gruplarla irtibata geçerse büyük ihtimal her grup Türkiye’ye biat edecektir. 
Bu insanlar Esed’in yaptığı zulme direnen insanlar. Bu zulüm nedir; bizi özellikle Türkmenleri birçok devlet hizmetinden mahrum bırakıyor. Eğitim hizmeti göremiyoruz ve devlet kademesinde asla görev verilmiyor. Halkı bilerek cahil bırakma politikası uyguluyor zalim Esed. Dinî vecibelerini yerine getirmek isteyen Türkmenleri fişliyorlar ve baskı altına alıyorlar. O bölgede fişlemelerde “Türkmen’dir” damgasını yerseniz otomatikman Türkiye’nin casusu addediliyorsunuz. Türkiye’nin 1940 yıllarındaki hizmetten mahrum bırakılmış Güneydoğusu ne ise, Türkmenlerin Suriye’deki durumu da odur.  İslâm dünyasının bir an önce Türkmenlere sahip çıkıp destek vermesi gerekiyor.  
Peki, Türkiye yüzünden Türkmenler bu zulmü görürken; hem daha önceden hem de bu dönemde Türkiye herhangi bir destek veriyor mu size? 
Öncelikle Türkiye’ye çok teşekkür ederiz. Bize kampların kapılarını açtı ve çokça erzak yardımında bulundu. Ailelerimize, çocuklarımıza kucak açıp sahip çıktı. Mücahidlerin ailesinin büyük çoğunluğu Türkiye’de. Gözümüz arkada değil. Türkiye’ye ve Türk Milletine çok teşekkür ediyoruz. Ama bize yaptıkları yardımları tam manasıyla gerçekleştirmediler.
Türkiye’den siz tam olarak ne talep ediyorsunuz?
Kobani’ye ne yapılıyorsa bize de onun binde birinin yapılmasını talep ediyoruz! Altını çizmek istiyorum, Suriye Türkmen Cephesi olarak elimizde olan bölgelerin Türkiye tarafından ilhak edilmesini istiyoruz. 
Bize vakit ayırdığınız için teşekkür ederiz.
Ben de Suriye Türkmen Cephesi adına Baran Dergisine çok teşekkür ederim. Allah sizin de bizim de yardımcısı olsun.

 

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.