Uluslararası Sosyal Medya Derneği Başkanı Said Ercan: İnsanlar Artık Makineye Bağlı Bir Hayat Sürüyor!

Röportaj 26.02.2021, 17:49
Uluslararası Sosyal Medya Derneği Başkanı Said Ercan: İnsanlar Artık Makineye Bağlı Bir Hayat Sürüyor!

Sosyal medya kullanımı bilhassa pandemi sürecinde arttı. İnsanlar zaten sosyal medyaya bağımlı bir haldeydi ve bu hastalık düzeyine ulaştı. Sosyal medyanın sosyolojik olarak insanlar üzerinde nasıl bir tesiri var?

Öncelikle sosyal medya ve pandemi etkisi ayrıca konuşulması gereken önemli bir mevzu. Pandemi sürecinin dünyada bu kadar körüklenmesi ve medya üzerinden bu kadar çok pohpohlanması küresel sistemin de işine geliyor. Çünkü, küresel sistemin arka planda dijitalleşmeyi arttırmak gibi bir amacı var. Bu anlamda özellikle Türkiye’de 15.5 saat olan internet ortalaması 17 saatin üzerine kadar çıktı. Bu da insanların uykudan çalarak sosyal medyada vakit geçirdiğini ortaya koyuyor. Tabiî olarak uykusuzluğun da yol açtığı sağlık sorunları ortaya çıkıyor; bağışıklık sisteminin çökmesi yahut kanser gibi. Sosyal medyanın insanları daha sağlıksız hale getiren bir yapısı var. Vücut radyasyonu telafi etmek için daha çok uyumak istiyor; fakat insanlar uykularından çalarak hem sağlık hem de fizyolojik ve psikolojik açıdan çok ciddi bir çöküntüye uğruyor. Netice olarak da tükenmişlik sendromuna yakalanıyor.

Türkiye’de Kovid-19 ile beraber altı milyon yeni sosyal medya kullanıcısı oldu ve bir yılda en fazla kullanıcı sayısına ulaşılarak rekor kırıldı. Geçen sene elli dört milyon olan sayı altmış milyona çıktı. Diğer yandan internet kullanıcı sayısı altmış milyondan altmış altı milyona kadar yükseldi. Bu süreç yönetilemez ve sürdürülemez bir bağımlılık haline dönüştü. Bu da sosyolojik olarak ciddi anlamda insanların dijitalde yaşayan ve dijital bağımlılığı iliklerine kadar hisseden bir topluma dönüşmesine sebep oldu.

Fişi çektiğimiz zaman hayattan soyutlanacak ve yok olacak bir insanlık var şu an karşımızda.

Çok güzel bir şekilde tabir ettiniz. İnsanlar şarjı çabuk biten telefonlar yüzünden şarjın başından ayrılamayan makinelere dönüştü adeta. Eskiden telefonlar kabloya bağlıydı insanlar özgürdü, günümüzde telefonlar özgür insanlar telefona bağlı. İnsanın nesnelerin internetiyle beraber nesneleşmesi ve özlü olan insanın dünya tarihinde nesneye ve bir objeye dönüşmesi süreci hızlı bir şekilde devam ediyor. Robotu insanlaştırmaya çalışan Batı teknolojisi maalesef insanı robotlaştırmayı başardı.

Sosyal medyaya girdiğimiz zaman çok fazla yalan ve manipülasyonla karşılaşabiliyoruz.

Dezenformasyon süreci ve “infodemi” dediğimiz özellikle bilginin ticarileştirilmesi ve manipülasyonla beraber Türk haberciliğinde bilgilerin yanlışlığı doğruluğu değil, para kazandırması, tık alması, beğeni kazanması ön plana çıktı. İnsanların değer yargılarının doğrudan yana değil tık almadan yana değişmesi bu süreci hızlandırdı. Yapılan araştırmalara göre dünyada yalan haber yapan ülkeler sıralamasında Türkiye ilk sıralarda. Yalan haber üzerinden kazanılan paraların artması bu işi daha da çok revaçta tutuyor. Kovid-19 süreciyle birlikte yalan habercilik, dolandırıcılık zirveye yerleşti. Bunun neticesinde de maalesef etik değerler Hucurât suresindeki ayette de söylendiği gibi fasıkın haber getirmesi artık önemsenemez bir hale geldi.

Bunun önüne geçmek mümkün mü, nasıl geçilebilir?

İyiliğin azaldığı yerde kötülük artar. Karanlığın arttığı yerde ışık azalır. Yeniden iyiliği, doğruluğu, beyefendiliği hanımefendiliği, doğruya tâbi olmayı, yanlışın önüne geçmeyi geçerli hâle getirmemiz lâzım. Batı’nın tabiriyle yanlış trend olursa, insanlar trendin peşinden ilerler. İnsanlığı yeniden trend haline getirmemiz gerekiyor.

Yeni bir ahlâk ve insan anlayışından bahsediyorsunuz.

Evet. Sosyal medyanın da ahlâk felsefesinin yeniden yazılması lâzım. Kadim dünyada insanların binlerce yıllık deneyimlerle ulaştığı mahremiyet ölçüsünün, merhamet ölçüsünün, insanlık ölçüsünün dijital dünyaya aktarılması gerekiyor. Bunu başarmamız önemli. Sosyal medya kavramları değiştirerek kötü olan bir şeyi iyiymiş gibi gösteriyor. Örnek verecek olursak; kumar kavramı yerini bahis kavramına bıraktı. Fuhuş kavramı yerini masaj kavramına bıraktı. Hırsızlık kavramı yerini hackerlığa bıraktı. İnsanların dijital ortamda bulunan fotoğraflarını çalmak hackerlik marifetine dönüştü. Oysa bunlar kadim değerlerimizde günah olan, insani evrensel suçlar arasında olan şeylerdi. Bizim mensubu olduğumuz İslâm dini, toplumsal günahları daha büyük günahlardan sayıyor. Çünkü, toplumun sürekliliği ve toplumun devamı çok önemli. İnsanların dijitale koyduğu bilgiler isteği dışında alınabilip saklanabiliyor. İleride farklı maksatlarla kullanılabiliyor ve bunlar adeta kanca olarak kullanılabiliyor. Öte yandan bunların tümü evrensel insan hakları suçudur. Bu suç her an işlemeye de devam ediyor.

Değerlerin dönüşümünden bahsettiniz. Mesela bir insanın kıymetini neleri sevdiğine, neleri sevmediğine yahut farklı ayırıcı bir vasfına bakarak fark edebilirsiniz. Netice olarak kıymet vereceğiniz insanı önce tanımanız gerekir. Sosyal medya ile birlikte artık o ayırıcı vasıflar ortadan kalktı, insanlar sadece beğeni ve takipçi sayısına göre değerlendiriliyor değil mi?

Kesinlikle öyle. Birisinin çok takipçisi varsa; “Takip edilmeye değer önemli şeyler söylüyor.” algısı oluşuyor. Beğenisi çoksa, retweeti çoksa takip ediliyor. Esasında bu bir sendrom, California sendromu deniliyor. Takipçi ve beğeni sayısı arttıkça insanlarda onaylanma hissi artıyor ve her beğeni, her fav bir onaylanmaya dönüşüyor. İnsanlar onaylandıkça tatmin oluyor, artık kendisi de doğru olmaktan çıkıyor. O zaman da onaylanma ve beğenilme döngüsüne giriyor, haz ve hızcı bir çağda hedonist bir yapıya dönüşüyorlar. Özellikle genç nesil bunlardan çok etkileniyor. Hedonist yapının genç nesilde oluşturduğu narsisistlik etkisiyle beraber kendini beğenen başkasını beğenmeyen, herkesin konuştuğu kimsenin dinlemediği yeni bir sosyal toplum oluşuyor maalesef. İbn-i Haldun’un tabiriyle “değirmen gibi kendini öğüten bir toplumun altyapısı” hazırlanıyor.

Söyledikleriniz çerçevesinde, sosyal medyanın herhangi bir toplum içerisinde dejenerasyona sebep olmakla beraber bir devlet için siyasî ve ekonomik yapılandırma, mühendislikler peşinde koşanların da işine yarayan ve onlar tarafından da kullanılan bir şey olduğu rahatlıkla görülebiliyor. Yakın dönemde bunun örneklerini de gördük.

Aynen öyle. Tersine mühendislik çalışmaları… Özellikle Cambridge Analytica gibi programlar, sizin 63 beğeni ile hangi partiye oy vereceğinizi, siyasî görünüşünüzü, 250 beğeni ile içinizdeki duygu durumunu anlayacak ve sizi intihara meyilli hale yönlendirebilecek kadar verileri elde ediyor. Siz içerik paylaştıkça sizi tanıyor ve dijitalde kimliğinizi sizden daha iyi biliyor. İnsanlık tarihinde hiçbir makine, hiçbir yapı insanı insandan daha çok tanıyacak duruma gelmemişti. Ama maalesef yeni yapay zeka çalışmalarıyla beraber dijital insan, gerçek insanı hackleyecek derecede ileri boyutlara ulaştı. Siz belki bir hafta önce yazdığınız şeyi unuttunuz, sildiniz ama onlar bir yerlerde tutmaya devam ediyor. Dijital dünyada insanın bir yapay kopyası oluşturuldu ve oradaki öğrenme süreci ileride bir çipe indirgenecek kadar hızlandı. Bu da dijital insanın gerçek insanı hacklediğini, dijitalde daha çok vakit geçiren insanın gerçek hayattan koptuğunun başka bir göstergesi olarak karşımıza çıkıyor.

Algoritma hesaplamaları nasıl oluyor, beğendimiz şeyler üzerinden mi karşımıza çıkartıyorlar?

Beğendiğimiz şeylere göre karşımıza çıkanlar işin basit ve reklam tarafı. Bunun dışında mesela Said Ercan’ın dijital alemde de bir kopyası var ve o kopyanın üzerine bu mühür işleniyor. Sanki orada da bir Said Ercan yaşıyormuş gibi. Daha sonra ise dijitaldeki Said Ercan, gerçek hayattaki Said Ercan’ın hayatına müdahale ediyor, yönlendiriyor. Esasında dijital ortamdaki Said Ercan’a benzeyen kopya bir süre sonra istenilen Said Ercan’a dönüştürülüyor. Batı’daki tekniği yönlendiren küresel hegemonist şirketlerin ve sosyal ağların güdümünde bir insana dönüşüyor ve bir süre sonra karşısına çıkanın taliplisi oluyor. Daha sonra ise sadece tüketen, üretmeyen, kopyalayan ve bir şekilde de günün sonunda robotlaşan, onların istediği insana dönüşen, kontrol edilebilir, şeffaflık adı altında mahremiyetin sıfırlandığı yeni bir varlık türü ortaya çıkıyor.

Küresel şirketlerden bahsettiniz, ABD seçimleriyle birlikte gördük, daha sonra Türkiye’de de yansımaları oldu. Kendisini yargı yerine koyan Twitter, Trump’ın atmış olduğu tivitleri yalan diye damgalayarak yayınladı, bazılarını sansürledi, en sonunda da iş hesabı kapatmaya kadar geldi. Twitter, kendisini yargı yerine koydu herhangi bir yargı kararı olmamasına rağmen. Yakın bir tarihte İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun bir tiviti sansürlendi, aynı şekilde MHP lideri Devlet Bahçeli’nin de... Küresel şirketlerin kendini yargı mekanizması yerine koyup böyle bir şey yapacak çapa gelmesi nasıl bir tehlikeye işaret ediyor?

Burada yargıdan ziyade küresel şirketokrasi dediğimiz çok uluslu şirketlerin dünyayı yönetme iddiası var; “Biz, sizin ülke kanunlarınızı tanımıyoruz. Bizim koyduğumuz kanunlar ülkeler üstüdür ve biz ülkeler ile muhatap değiliz direkt kullanıcıyla muhatabız.” deyip devletleri aradan çıkartıyorlar. Görevin değişimi aşamasındaki bir devlet başkanına bunu uygulayarak dünyaya verdiği mesaj şu esasında, “Biz bunu devlet başkanına yapabiliyorsak hepinize yaparız.” Bu mesajı vermek istiyorlar ve bunu vermekten de korkmuyorlar. Çünkü kurdukları sistem insanı Aldous Huxley’in “Cesur Yeni Dünya” kitabında proje olarak anlattığı “o insan artık dijitale mecbur.” minvalinde değerlendirebiliriz. İnsanlar WhatsApp’ın dayattığı sözleşmelere mecbur. Çünkü kurdukları sistem, bu mecburiyeti beraberinde getiriyor. Yapı olarak bunu tasarladılar ve günün sonunda bunun meyvelerini almaya başladılar. Trump üzerinden de dünyaya yeni bir mesaj veriyorlar; “Bizi kimse bağlamıyor, bundan sonra dünyada kanun koyucu biziz.” mesajı. Ülkelerin, milletlerin koyduğu kanunlar söz konusu değil, milletlerüstü bir kanunu dayatıyorlar esasında.

İleride aynı mevzu ile karşı karşıya kalırsak, mesela çok önemli sosyolojik, siyasî yahut askeri bir hadise oldu. Devlet başkanı bir açıklama yapacak, açıklamalarının sansürlenme riski var. Bir de Twitter artık bir agora, herkesin fikrini beyan ettiği, örgütlendiği bir yer haline geldi.

Kesinlikle var. 2023 seçimine doğru giderken Türkiye’de çok önemli siyasetçilerin sosyal medya hesaplarının kapatılacağını düşünüyorum. “Nefret söylemi” diye bir kavram içerisinde keyfi bir şekilde kendilerine göre nefret olan ama bazılarına göre hakikat olan söylemlerin önünü kapatmaya çalışıyorlar. Bu da onlardan bir tanesi. Maalesef bu yeni süreçte “nefret söylemi” adı altında istedikleri değersizlikleri dünyaya dayatacaklar.

Cinsiyeti, insanlığı bitirme, insan türünün sonunu getirme aşaması ve insanın sayısının çok olduğu üzerinden dünyada hem kısırlaştırma hem de kendi düşünsel dünyasında eski kadim değerlerimizin önünü kapatma hareketi. Sosyal mecralar üzerinden özellikle Z nesli zırvasıyla bunu yapmaya çalışıyorlar. Z nesline; “Siz Z neslisiniz, böyle davranmalısınız.” şeklinde baskı uyguluyorlar. Sosyal ağlarla verdikleri değerleri bu çocuklara aşılayarak uluslarüstü yeni bir baskı grubu oluşturmak istiyorlar.

Böyle bir vaziyetle karşı karşıya kaldığımızda millet ve devlet ne yapabilir?

Öncelikli olarak bu husustaki yasaların bir an evvel hazırlanması ve uygulamaya sokulması lâzım. İş işten geçtikten sonra uygulanırsa bir anlamı olmaz. Alışkanlıklar, beğeniler oturduktan sonra, insanların direkt hazzına hitap eden, nefsine hitap eden, terbiye edilmemiş ve bir şekilde idare altına alınmamış bu tür şeylerde risk aldığınız zaman artık geri dönüşü olmuyor. Bu şirketlere Türkiye’nin yaptığı gibi boyunduruk altına alınması, sözleşme altına alınması, muhatap altına alınması ve değerlerimizin kabul ettirilmesi gerekiyor. Burada yayın yapan herkes için özellikle sınırsız bir internetin olmaması ve internetin de kontrol edilebilir olması lâzım. Özellikle değerlerimizi aşağılayan kesimlerin bir şekilde önüne geçilmesi gerekiyor. Tüm dünyada şu an kullanılan internet yasası 1860 yılında çıkartılmış telgraf yasasına bağlı. O günden bugüne 150 yıllık bir geçmişte onca değişime rağmen hâlâ yeni bir yasa yapılmadı. Yenilenen dünyada iletişimle ilgili bir yasa yapılması şart hale geldi.

Buna bir şekilde çözüm bulunamıyorsa iş bunun fişini çekmeye gidiyor zannediyoruz.

Bu sefer de sizi “sansürcü” diye kodlayarak yine gençlik üzerindeki etkinizi azaltacaklar. Bunun bilinçlendirilerek yapılması ve dijital medya okur yazarlığının hemen hemen herkese verilerek yapılması daha doğru.

Eklemek istediğiniz, önemli gördüğünüz bir husus var mı?

Dünyada özellikle eşcinsellik propagandası yapılarak oluşturulmaya çalışılan yapı insan ırkının bitirilmesine yönelik, dünya nüfusunun düşürülmesine yönelik bir yapı. Bu süreç hızlanmış durumda. Sosyal ağlar üzerinden yeni bir baskı grubunun oluşturulması ve küresel tek dünya devletinin seçmen grubunun oluşturulması hedefleniyor.

Teşekkür ederiz vakit ayırdığınız için.

Ben teşekkür ederim.

Baran Dergisi 737.Sayı

Yorumlar (0)
18
açık
Namaz Vakti 09 Mayıs 2021
İmsak 04:03
Güneş 05:46
Öğle 13:06
İkindi 16:59
Akşam 20:16
Yatsı 21:51
Günün Karikatürü Tümü