<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Baran Dergisi - Baran-Haber-Görüş</title>
    <link>https://www.barandergisi.net</link>
    <description>Baran Dergisi - Baran-Haber-Görüş</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.barandergisi.net/rss/egitim" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Wed, 06 May 2026 03:45:27 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/rss/egitim"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Tekin: Bizim değerlerimizle inşa edilmiş yeni müfredatı yakın zamanda paylaşacağız]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/tekin-bizim-degerlerimizle-insa-edilmis-yeni-mufredati-yakin-zamanda-paylasacagiz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/tekin-bizim-degerlerimizle-insa-edilmis-yeni-mufredati-yakin-zamanda-paylasacagiz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Milli Eğitim Bakanı Tekin, müfredat değişikliği çalışmalarına ilişkin, "Bize ait ve bizim değerlerimizle inşa edilmiş bir eğitim sisteminin inşası için gerekli çalışmalarımızı tamamladık" dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, "Öğretmenler Odası Buluşmaları"&nbsp;kapsamında Ankara'da görev yapan öğretmenlerle&nbsp;bir araya geldi.</p>

<p>DHA'nın haberine göre,&nbsp;Yusuf Tekin 6 Şubat depremlerinin yıl dönümünün yaklaştığını hatırlatarak, "Asrın felaketinde başta öğretmen ve öğrencilerimiz olmak üzere yaşamını yitiren tüm canlarımıza Allah'tan rahmet diliyorum" ifadesini kullandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tekin, "bakanlık olarak depremin yıkıcı etkilerini yaşayan bölgedeki öğrenci, öğretmen ve depremzedelerin yaralarının sarılması için bir seferberlik anlayışı içinde faaliyetler yürüttüklerini" belirtti.</p>

<p>Milli Eğitim Bakanı Tekin, deprem bölgesinde arama kurtarma, bakım ve onarım, okulların eğitim öğretime hazırlanması, psikososyal destek, üretim, taşımalı eğitim, barınma ve beslenme, kırtasiye dağıtımı, LGS ve YKS hazırlık kursları, halk eğitim kursları, öğretmenlere yönelik hizmet içi faaliyetler, Bakanlık Arama Kurtarma Birimi ekiplerinin çalışmaları başta olmak üzere birçok çalışma yaptıklarını söyledi.</p>

<h2>'MÜFEDAT DİNAMİK BİR YAPIDA OLMALI'</h2>

<p>Bakanlık politikalarının karşılık bulabilmesi için öğretmenler başta olmak üzere diğer eğitim paydaşlarıyla her zaman istişare kültürüyle hareket ettiklerini söyleyen Tekin, bu sayede birçok projeyi hayata geçirdiklerini ifade etti.</p>

<p>Müfredat değişikliğini&nbsp;yakın zamanda kamuoyuna açıklayacaklarını aktaran Tekin, "Müfredat, hızla değişen dünya koşulları, güncel gelişmeler göz önünde bulundurularak devamlı güncellenecek canlı ve dinamik bir yapıda olmalı. Ana paradigmasından tutun, bize ait ve bizim değerlerimizle inşa edilmiş, bizim referans değerlerimizin ışığında oluşturulmuş bir eğitim sisteminin inşası için gerekli çalışmalarımızı tamamladık, yakın zamanda kamuoyuyla paylaşacağız inşallah" diye konuştu.</p></p>]]></content:encoded>
      <category>Siyaset, Eğitim</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/tekin-bizim-degerlerimizle-insa-edilmis-yeni-mufredati-yakin-zamanda-paylasacagiz</guid>
      <pubDate>Sat, 03 Feb 2024 22:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2024/02/yusuf-tekin-0kqt-cover.jpg" type="image/jpeg" length="75998"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Mevcut üniversite sistemi ihtiyaçlara cevap veremiyor! Yeni model şart]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/mevcut-universite-sistemi-ihtiyaclara-cevap-veremiyor-yeni-model-sart</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/mevcut-universite-sistemi-ihtiyaclara-cevap-veremiyor-yeni-model-sart" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Üniversiteler insan yetiştirmekten ziyade bir ticaret merkezine dönüşmüş vaziyette. Üniversitelerdeki sistemin köhneleşmiş olması dolayısıyla kimse yolunu yordamını bulamıyor. Masabaşı iş hayali ile donatılan gençler hiçbir meslek, zanaat öğrenemeden vasıfsız bir şekilde hayata atılıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Üniversiteler insan yetiştirmekten ziyade bir ticaret merkezine dönüşmüş vaziyette.</p>

<p>Üniversite hocaları da bir nevî memleketin istikbâlinin mimarları, İslâm dâvasının ahlâkı ile ahlâklanmış, kendisini ilim ve irfana adamış ve bir günü bir gününe eş geçmeyen, üreten münevverler olmaları gerekirken, bu ticaret merkezlerinin nöbetçiliğini yapan ve ruhtan uzak tamamen makinevari insanlar yetiştiren kişilere dönüşmüş durumda.&nbsp;</p>

<p>Vaziyet böyle olunca aşağıda Milliyet'ten Abbas Güçlü'nün kaleme aldığı yazıda bahsedilen profil ortaya çıkıyor. Üniversiteye kolay giriliyor hızlı kaçılıyor. Üniversitelerdeki sistemin köhneleşmiş olması dolayısıyla kimse yolunu yordamını bulamıyor. Masabaşı iş hayali ile donatılan gençler hiçbir meslek, zanaat öğrenemeden vasıfsız bir şekilde hayata atılıyor. İşsizler ordusu memlekette üniversiteler insana yaşanmaya değer hayatı sunabilecek bir ufuk sunacağına bilakis insanı monotonlaştırıyor, vasıfsız kılıyor, harcıyor.&nbsp;</p>

<p>Meselenin keyfiyeti kadar kemmiyeti de önemli. Abbas Güçlü işin bir de kemmiyet boyutuna dikkat çekiyor.&nbsp;</p>

<p>İşte Abbas Güçlü'nün yazısı:&nbsp;</p>

<p>Son beş yılda üniversiteyi bırakan öğrenci sayısı 2 milyonmuş. Çok çarpıcı bir başka veri ise her bin kişiye düşen üniversiteli öğrenci sayısı AB’de 38’ken, bu sayı bizde 95’miş.&nbsp;</p>

<p></p>

<p>Dışarıdan bakıldığında çok şaşırtıcı rakamlar.&nbsp;</p>

<p></p>

<p>Üzülelim mi, gurur mu duyalım?&nbsp;</p>

<p></p>

<p>Olaya nereden bakıldığına göre eminiz ki gurur duyan da çok olacaktır, isyan eden de.&nbsp;</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Peki buzdağının görünmeyen yüzünde neler var? İsterseniz gelin önce ona bir göz atalım.&nbsp;</p>

<p></p>

<p>Bir araştırma yapılsa eminiz ki her bin kişiye düşen öğrenci sayısında olduğu gibi her bin kişiye düşen üniversite sayısında da Avrupa birinciliğini kimseye kaptırmayız...&nbsp;</p>

<p></p>

<p>Hemen her yıl üniversiteye 3-3.5 milyon aday başvuruyor ve bunlardan bir milyona yakını üniversiteli oluyor.&nbsp;</p>

<p></p>

<p>Bu konudaki çarpıcı rakamlardan bir diğeri ise örneğin bu yıl üniversiteye girmek için başvuran adaylardan yarım milyonu sınav harcını ödemesine rağmen bırakın üniversiteyi, sınava dahi girmedi. 150 bini ise kazandığı halde üniversiteye kaydını yaptırmadı!..&nbsp;</p>

<p></p>

<p>Bu çerçeveden baktığımızda üniversite hayalimiz büyük, kontenjanlar göz kamaştırıcı ama adaylar önceki yıllara göre çok daha temkinli. Yani istedikleri üniversite ya da fakülteye giremeyeceklerse ya hiç girmiyorlar ya da yarıda bırakıyorlar.&nbsp;</p>

<p></p>

<p>Peki sınava girmekten vazgeçen ya da yarıda bırakanlar, üniversite hayalinden vaz mı geçiyor?&nbsp;</p>

<p></p>

<p>Örneğin 2018-2022 arası üniversiteyi bırakan 2 milyon aday üniversite defterini tamamen kapattı mı yoksa sonraki yıllarda sınava girmeye devam mı etti?&nbsp;</p>

<p></p>

<p>Bu noktada rakamlara boğulmadan gelin hep birlikte 2023 YKS’ye girenlerin dağılımına bir göz atalım.&nbsp;</p>

<p></p>

<p>Adayların üçte birinden daha azı liseden yeni mezun, diğerleri ise eski mezunlar, halen üniversite okuyanlar ve üniversite mezunlarından oluşuyor. Yani üniversiteyi yarıda bırakanların ve mezun olanların çoğu yeniden sınava giriyor, yeniden üniversiteli oluyor, sonra önemli bir bölümü kazandığı yeni bölümü de bırakıp tekrar sınava giriyor…&nbsp;</p>

<p></p>

<p>Bu süreçte öylesine çok zaman, kaynak ve en önemlisi de emek kaybı oluyor ki, bunu yarattığı enerji ve ekonomik kayıp kazanımların çok daha üzerinde!..&nbsp;</p>

<p></p>

<p>Üniversiteye yönlendirme, giriş ve alan değiştirmeye yönelik yeni bir sistemin acilen oluşturulması gerekiyor.&nbsp;</p>

<p></p>

<p>Bugünkü sistem, 70’li yıllarda oluşturuldu ve o günden bugüne ismi ve sınav sayısı dışında neredeyse hiç değişime uğramadı.&nbsp;</p>

<p></p>

<p>Oysa o günden bugüne hemen her şey gibi öğrencilerin, işverenlerin ve en önemlisi de ülkemizin üniversite mezunlarından beklentilerinde çok önemli değişiklikler oldu.&nbsp;</p>

<p></p>

<p>YÖK, ÖSYM ve üniversiteler maalesef bu süreci çok iyi yönetemedi. En kârlı çıkan ise dershaneler oldu!&nbsp;</p>

<p></p>

<p>Yazının başına dönersek, bin kişiye düşen öğrenci sayısında Avrupa’da açık ara ilk sırada geliyoruz.&nbsp;</p>

<p></p>

<p>Sayısal olarak bakıldığında gurur verici bir durum ama ayrıntılara girince, bu gidişata yeni bir açılım getirmenin gerekliliği çok daha net görülebiliyor.&nbsp;</p>

<p></p>

<p>■ Örneğin üniversite öğrencilerimizden ne kadarı örgün öğretim görüyor ne kadar açık ve uzaktan eğitim alıyor?&nbsp;</p>

<p></p>

<p>■ Örneğin üniversite öğrencilerimizden ne kadarı lisans ve lisansüstü öğretim görüyor, ne kadarı ön lisans eğitimi alıyor?&nbsp;</p>

<p></p>

<p>■ Örneğin bizdeki üniversite öğrencilerinin kaçı üniversiteyi yarıda bırakıyor AB’deki üniversitelerde bu oran kaç?&nbsp;</p>

<p></p>

<p>■ Örneğin bizdeki üniversite mezunlarından kaçı öğrenim gördüğü alanda iş buluyor, Almanya, Fransa, İngiltere, İsviçre ve Hollanda’da durum ne? Öğrenci, veli, işveren ve mezunların mutluluğuna yönelik olarak daha pek çok kriter belirlenebilir ve onlardan da çok şaşırtıcı sonuçlar çıkabilir. İşte bu yüzden hemen her alanda değişim rüzgarları estirirken, en doğru olanı ararken, bugünden çok geleceği düşünürken neden bu sınav bataklığından kurtulamıyoruz anlamak mümkün değil.&nbsp;</p>

<p>Özetin özeti: YÖK ve ÖSYM, Türkiye Yüzyılı için patinaj yapan değil, yol alan yeni bir model üretmek zorunda!..&nbsp;</p></p>]]></content:encoded>
      <category>Eğitim</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/mevcut-universite-sistemi-ihtiyaclara-cevap-veremiyor-yeni-model-sart</guid>
      <pubDate>Mon, 22 Jan 2024 11:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2024/01/universite-ogrencisi9.jpg" type="image/jpeg" length="88312"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Dinden soyutlanmış eğitim, eğitim midir?]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/dinden-soyutlanmis-egitim-egitim-midir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/dinden-soyutlanmis-egitim-egitim-midir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dinden soyutlanan bir eğitim sistemi ile çocuklar kendi dinine, tarihine, kültürüne düşman olarak yetişiyor. İslam dini, hayatın tüm merkezini kuşatmadığı ve yerini alan Kemalist ideolojinin baskısı altında kaldığı için ne aile tam manasıyla aile, ne okul tam manasıyla bir eğitim-öğretim müessesesi oluyor!]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kökü Batı’da olan ve Türkiye’de eğitim üzerinden çocukları dinsizleştirmeye yönelik propaganda faaliyetlerinde bulunan Eğitim Sen, geçtiğimiz günlerde yaptıkları basın toplantısında İslam dininin okulları kuşattığını, laik eğitim-laik yaşam tarzının hedef alındığını söyledi.</p>

<p>Basın toplantısında şunlar söylendi:</p>

<p><em>“Millî Eğitim Bakanlığı’na bağlı ortaokullar ve imam hatip okulları, Gençlik ve Spor Bakanlığı’na bağlı il/ilçe spor müdürlükleri/gençlik merkezleri ile Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı Diyanet Gençlik Merkezleri iş birliğinde yürütülmekte olan “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum Projesi” (ÇEDES Projesi) kapsamında atılan adımlar laik eğitim anlayışına açıktan bir meydan okuma anlamına gelmektedir. ÇEDES Projesi iktidarın eğitim sistemini kendi siyasal-ideolojik çizgisi doğrultusunda biçimlendirme hedefinin son örneği olmuştur.</em></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img height="1413" src="https://barandergisinet.teimg.com/barandergisi-net/uploads/2024/01/egitim-sen-dinsizlestirme-projesi.jpg" style="width: 544px; height: 301px;" width="2560" /></p>

<p><em>Mersin’de yaşanmıştır. Mersin’de Hüseyin Polat Özel Eğitim Uygulama Okulu’nda okul müdürü tarafından kadın eğitimcilere yırtmaçlı etek, kısa kollu tişört, yakası açık gömlek giymek gerekçesiyle “uyarı” cezası verilmiştir. Bakanlığı ‘beyaz önlük’ tavsiyesi üzerinden özellikle kadın eğitim emekçilerini hedef alarak “tek tip” kıyafet uygulamasını hayata geçirmek istediği bilinmektedir. Okullarda serbest kıyafet uygulaması sendikamızın uzun süredir savunduğu bir uygulamadır.</em></p>

<p><em>Eğitim sisteminde ve genel olarak toplumsal yaşamda iktidarın kendi dünya görüşüne ve yaşam tarzına uygun nesiller yetiştirme yönündeki uygulamaları tüm topluma yönelik fiili bir baskı ve dayatma haline gelmiştir. Bu konuda mesai saatlerinin ve okul ders planlarının Cuma namazı saatlerine göre düzenlenmek istenmesi, karma eğitim ilkesinin ihlal edilmesi, tek tip kıyafet dayatması vb. girişimler, eğitim sisteminin dini kurallara göre biçimlendirilmek istendiğinin kanıtı niteliğindedir. Bazı illerde okul yönetimlerince velilere dilekçeler imzalatılarak tek cinsiyetli sınıflar oluşturulmak istendiği, imam hatip okulları başta olmak üzere bazı okullarda karma eğitimin fiilen kaldırıldığı bilinmektedir.</em></p>

<p><em>Türkiye’de uzunca bir süredir yapıldığı gibi eğitim sisteminin dini kurallara göre düzenlenmesi, dini eğitimin yaygınlaşmasının kaçınılmaz sonucu okullarda öğrencilerin inanan ya da inanmayan, ibadet eden ya da ibadet etmeyen gibi kategorilere ayrılmasına ve yeni gerilim alanları yaratılmasına neden olacaktır. Toplumda ve okullarda bütün din ve inançtan insanlar, eşit koşullarda yaşamak ve aynı kurallara uymak durumundadır. Okullarımız, farklı inanç gruplarının her birinin eşit değerde görülmesi gereken, hiçbir öğrencinin ya da öğretmenin inancı, kimliği, siyasi düşüncesi nedeniyle ayrımcılığa uğramadığı kurumlar olmak zorundadır. Laik eğitim, bu nedenle yaşamsal bir zorunluluktur.</em></p>

<p><em>Laikliğin varlığı, her inancın kendisiyle ve diğer inançlarla eşit haklar temelinde ilişki kurmasını güvence altına almak açısından önemlidir. Devlet, bütün inançlara eşit mesafede ve tarafsız yaklaşmalı, günlük yaşamın her alanında okulda, üniversitede, işyerinde, sokakta, farklı kimlik, inanç ve dünya görüşleri arasında ayırım yapılmamalıdır.</em></p>

<p><em>Türkiye’de yıllardır bizzat iktidar eliyle hayata geçirilen ve birbirinden ayrı olması gereken eğitim alanı ile inanç alanlarının birbirine karıştırılmasına yönelik her türlü uygulamadan derhal vazgeçilmelidir. ÇEDES projesi, bu yönüyle hem laikliğe hem de laik eğitim anlayışına temelden aykırılıklar içeren bir düzenlemedir. Çocuklarımızın siyasi iktidarın kendi siyasal-ideolojik hedeflerine ulaşmak için hayata geçirilen ÇEDES ve benzeri projelerin parçası haline getirilmesine sessiz ve tepkisiz kalmayacağımız bilinmelidir. Bu konuda eğitim ve bilim emekçileri başta olmak üzere, öğrencilerimizi, velilerimizi ve demokratik kamuoyunu birlikte tutum almaya ve ortak mücadeleye davet ediyoruz.</em></p>

<p><em>Okullarımızın dini içerikli faaliyet ve etkinliklerin değil, laik ve bilimsel eğitimin mekânları olması için bütün gücümüzle mücadele edecek, laik eğitim ve laik yaşam mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz.”</em></p>

<h3><b>Eğ</b><b>itim kurumlarının üzerine giydirilen Kemalist kabu</b><b>k</b><b> kırılmalı</b></h3>

<p>Eğitim Sen’in yıllarca “laiklik elden gidiyor” çırpınışlarıyla verdiği mücadele gösteriyor ki, devlet 22 senedir İslam’ı, İslami kuralları okullara verememiş. Eğitim sistemi kökten değişmediği sürece de Eğitim Sen gibi Kemalist çığırtkanlar propagandalarına devam edecek ve dilediklerini de yaptıracaklar.</p>

<p>Çünkü Batıcı hayat tarzının benimsenmesiyle toplumumuzda oluşan ve her geçen gün artan ahlâkî dejenerasyon neticesinde toplumun bütün müesseseleri bozulmuş vaziyette. Dinden soyutlanan bir eğitim sistemi ile çocuklar kendi dinine, tarihine, kültürüne düşman olarak yetişiyor ve deist, ateist oluyor. Çünkü din, hayatın tüm merkezini kapsayacak şekilde yürütülmediği ve yerini alan Kemalist ideolojinin baskısı altında kaldığı için ne aile tam manasıyla aile, ne okul tam manasıyla bir eğitim-öğretim müessesesi oluyor!</p>

<p>Kemalist kesim tarafından sürekli empoze edilen “Çocuklara din eğitimi yasaklansın, çocuklar kendi yolunu kendi seçsin” gibi söylemlere kendileri bile inanmıyor. Çocuklarına dini eğitim vermeyen bu insanlar, Kemalizm'in getirdiği ideolojiyi öğreterek bir nevi kendi zihnî yapılarına göre eğitiyor.</p>

<p>Bunlar Batılılaşma adına “çocuklara dini eğitim yasaklansın” diyedursun, bugün Batı dünyasında başta psikologlar olmak üzere fikir ve ilim adamları çocuğun fıtratında dinin olduğunu kabul etmişlerdir. Bilim diye yana yakıla gezen bu tiplere bugün Avrupa'da bile bu şekilde bir başıboşluğa izin verilmiyor.</p>

<p>İktidarın acilen yeni bir eğitim modeline geçmesi, laiklikten arındırılmış bir müfredatla Müslüman Anadolu insanını yeniden yoğurması gerekiyor. Elbette iş dönüp rejim değişikliğine dayanıyor.</p>

<p>Bu meselede ailelerin mesuliyeti iktidardan daha fazla. Ebeveynler çocuklarını yolladıkları okullar ve öğretmenler hakkında malumat sahibi olmalı, çocuklarının imânına tasallut edilmesine müsaade etmemeli, bu kadar ehemmiyetli bir meselede ses çıkarmayı bilmelidir.</p>

<p>Okullarda laiklik propagandası yapan, dersin dışına çıkıp kendi sapkın düşüncesini çocuklara zerk eden, genç dimağlara tarihimizi ve İslam’ı kötüleyen, Kemalizm’i zerk etmeye çalışan öğretmenlere müsamaha gösterilmemeli.</p></p>]]></content:encoded>
      <category>Eğitim</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/dinden-soyutlanmis-egitim-egitim-midir</guid>
      <pubDate>Tue, 16 Jan 2024 13:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2024/01/istiklal-marsi-ataturk-genclige-hitabe.jpg" type="image/jpeg" length="64392"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Memleketin faydasız profesörleri dikilerek maaş alıyor!]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/memleketin-faydasiz-profesorleri-dikilerek-maas-aliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/memleketin-faydasiz-profesorleri-dikilerek-maas-aliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bugün 1090'ıncı günde bir araya gelen profesörler derse girmek yerine yine sırtlarını rektörlüğe dönerek ellerindeki dövizlerle protestolarını gerçekleştirdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye'nin en köklü üniversitelerinden biri olan Boğaziçi Üniversitesi'nde, rektör atamasıyla başlayan protesto devam ediyor.</p>

<p>2 Ocak 2021'de yayınlanan bir kararname olayları ateşledi.</p>

<p>Kararname ile Haliç Üniversitesi rektörlüğünü yürüten Melih Bulu, Boğaziçi Üniversitesi rektörü oldu.</p>

<p>4 Ocak'ta başlayan protestolardan sonra Bulu görevden alınarak Prof. Dr. Naci İnci atandı. Bu atama bahane edilerek&nbsp;protestolar devam etti.</p>

<p>Üniversite öğretim görevlileri ve profesörler, her gün rektörlük binası önünde dikilerek sırtlarını rektöre dönmeye başladı.</p>

<p>Bu protesto yaklaşık 3,5 yıldır devam ediyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bugün 1090'ıncı günde bir araya gelen protestocu profesörler derse girmek yerine yine sırtlarını rektörlüğe dönerek ellerindeki dövizlerle protestolarını gerçekleştirdi.</p>

<p>Bilimsel araştırma yapmak yerine 3 yıldır protesto ile zaman geçiren profesörlerin maaşları ise dudak uçuklatıyor.</p>

<p>Resmi rakamlara göre bir profesör maaşı 48 bin 124 lira iken bir öğretim görevlisinin maaşı 31 bin 562 lira. Bu rakamlar yeni yılda beklenen yüzde 50 zamla daha da yükselecek.</p>

<p>Yeni yılda profesör maaşları 72 bin 186 liraya, araştırma görevlisi maaşları ise 47 bin 343 liraya yükselecek.</p></p>]]></content:encoded>
      <category>Eğitim</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/memleketin-faydasiz-profesorleri-dikilerek-maas-aliyor</guid>
      <pubDate>Fri, 29 Dec 2023 18:13:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2023/12/dikilere-maas-aliyor.jpg" type="image/jpeg" length="68522"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İslam düşmanı Kemalistlerle hesaplaşmadan Müslümana rahat yok!]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/islam-dusmani-kemalistlerle-hesaplasmadan-muslumana-rahat-yok</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/islam-dusmani-kemalistlerle-hesaplasmadan-muslumana-rahat-yok" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kemalistler, 100 senedir kurdukları Allahsız düzende tam manasıyla at koşturamamanın acısıyla İslam'a ve Müslümanlara saldırmaya devam ediyor. Müslümanlar ile Batıcı Kemalistler arasındaki hesaplaşma er yahut geç hem de bütün şiddetiyle gerçekleşecek.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İslam düşmanı Kemalist<a href="http://Kemalist rejimin alçak mahsulleri azdı! Mescide ayakkabıyla girdi!" rel="nofollow"> Zeliha Gizem Sayın</a>, Kadir Has Üniversitesi’nde namaz kılınan alana ayakkabısıyla girdi.</p>

<p><img alt="" src="https://barandergisinet.teimg.com/barandergisi-net/uploads/2023/12/0x0-universitede-ibadethaneye-saygisizlik-buyuk-tepki-cekti-sorusturma-baslatildi-1703492041790.webp" style="width: 563px; height: 750px;" /></p>

<p>Öğretim görevlisinin yaptığı terbiyesizlik, Müslüman öğrenciler tarafından protesto edildi. "İslami Hareket Engellemez" sloganı atan öğrencilere karşılık Kemalist öğrenciler ise "Türkiye Laiktir Laik Kalacak" sloganıyla karşılık verdi.</p>

<p><strong>Küfürde azınlıkları her geçen gün artıyor</strong></p>

<p>Dinine, kültürüne, değerlerine, tarihine ve toplumuna yabancılaşmış ve her fırsatta da İslam’a ve İslami değerlere hakaret etmeyi meziyet addeden Kemalistler, iktidarın da Kemalist rejimi besleyen tavrından cesaret alarak düşmanlıklarında sınır tanımıyor.</p>

<p>Salyalarını akıta akıta İslam’a, Müslümanlara ve mukaddes olan her şeye Haçlı’nın bile yapmadığı iğrençlikte ve adilikte saldırıyorlar.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Karşılarına çıkan her zorluğu milletin desteğiyle aşan ve makamlarını muhafaza etmeyi başaran iktidar sahipleri, kendilerine fırsatın her türlüsü verilmesine rağmen 15 Temmuz sonrasında gereken tavrı gösteremedi, milletin beklentisini karşılayamadı. Kemalist rejimin tüm unsurlarıyla bu topraklardan silinmesinin imkânı ellerindeyken, bunu yapmadıkları gibi bir de üstüne Kemalizm güzellemeleri yapılıp duruldu. Hem de bunu “Kemalizm’e karşıyız” derken banisine methiyeler düzmek suretiyle yaptılar. Her sene daha da kötüye giden bu hal, artık kutuplaşmayı ve ardından hakla batılın birbirinden ayrılmasını da beraberinde getiriyor.</p>

<p>Kemalistler, 100 senedir kurdukları Allahsız düzende tam manasıyla at koşturamamanın acısıyla İslam'a ve Müslümanlara saldırırken, iktidar, sessizliğe gömülüyor, artık Kemalist rejimin büyük bir problem haline dönüşmesi karşısında üç maymunu oynuyor. Yaklaşmakta olan hesaplaşmayı sürekli tehir ederek Allahsız Kemalistlerin ekmeğine yağ sürüyor.<br />
<br />
Müslümanlar ile Batıcı Kemalistler arasındaki hesaplaşma er yahut geç hem de bütün şiddetiyle gerçekleşecek. Bu hesaplaşma sadece üniversitede değil, Türkiye'nin her karesinde Müslüman Anadolu eliyle olacaktır. <!--/data/user/0/com.samsung.android.app.notes/files/clipdata/clipdata_bodytext_231225_181738_759.sdocx--></p>

<p>Baran Dergisi</p></p>]]></content:encoded>
      <category>Eğitim</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/islam-dusmani-kemalistlerle-hesaplasmadan-muslumana-rahat-yok</guid>
      <pubDate>Mon, 25 Dec 2023 18:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2023/12/kadirhas.jpeg" type="image/jpeg" length="27347"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Milletin ve devletin kanını emen TÜSİAD'dan çağdaş eğitim çağrısı]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/milletin-ve-devletin-kanini-emen-tusiaddan-cagdas-egitim-cagrisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/milletin-ve-devletin-kanini-emen-tusiaddan-cagdas-egitim-cagrisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Küresel şirketlerin operasyon merkezi olan ve her fırsatta Türkiye'nin aleyhine iş tutan TÜSİAD, “Cemaat ve tarikatlara eğitim sisteminde yer olmaması gerekir. Eğitim sisteminde çağdaş eğitimle bağdaşmayan konuların gündemde olmasının ülkemizin ekonomik ve sosyal kalkınma hedefleri ile uyuştuğunu söylemek mümkün değildir” dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Batıcı laik anlayışla&nbsp;memleketi suç ve suçlular cehennemine çevirenler, tarikat ve cemaatlerin eğitim sisteminde olmasından rahatsızlık duyuyor. Varlıklarından beri Türkiye aleyhine hareket eden,&nbsp;ekonomiye her fırsatta darbe indiren&nbsp;ve hiçbir faydası olmayan TÜSİAD,&nbsp;eğitim sisteminde tarikatların olmasından rahatsızlık duydu ve çağdaş eğitim çağrısı yaptı.</p>

<p>TÜSİAD, Milli Eğitim Bakanlığı ile tarikatlar arasında yapılan protokollere ilişkin olarak, “Cemaat ve tarikatlara eğitim sisteminde yer olmaması gerekir. Eğitim sisteminde çağdaş eğitimle bağdaşmayan konuların gündemde olmasının ülkemizin ekonomik ve sosyal kalkınma hedefleri ile uyuştuğunu söylemek mümkün değildir” açıklamasında bulundu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>TÜSİAD’dan yapılan açıklamada şunlar kaydedildi:</p>

<p>“Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında, ekonomik ve sosyal kalkınmayı başarmış, demokratik laik bir hukuk devleti olan Türkiye için çağdaş bir eğitim seferberliğine ihtiyacımız var.</p>

<p>Müfredatı 21. yüzyıl becerilerine uygun hale getirmek, gençlerimize çağın gerektirdiği yetkinliklerin kazandırılması ve katma değeri yüksek bir ekonomi açısından büyük önem taşıyor. Kimseyi geride bırakmadan her bir öğrencinin kaliteli bir eğitime ulaşmasını sağlamak önceliğimiz olmalı. Çağımızda genç kuşaklarımızı ezberciliğe değil eleştirel ve yaratıcı düşünceye dayanan bir eğitimle buluşturmalıyız. Gelecekte özgür düşünen bireylere hem toplumsal yaşamda hem de iş yaşamında her zamankinden daha çok ihtiyaç duyacağız. Kalkınmanın her boyutunda koyduğumuz iddialı hedeflerin gerçekleşmesi de bunu gerektiriyor.</p>

<p>Ülkemizin bu yöndeki ihtiyacı ve yakın geçmişte yaşanan acı tecrübeler dikkate alındığında cemaat ve tarikatlara eğitim sisteminde yer olmaması gerekir. Eğitim sisteminde çağdaş eğitimle bağdaşmayan konuların gündemde olmasının ülkemizin ekonomik ve sosyal kalkınma hedefleri ile uyuştuğunu söylemek mümkün değildir. Milyonlarca öğrenci, veli, öğretmen, iş, emek, teknoloji dünyası ve akademi gibi çok geniş bir çevreyi etkileyen eğitim alanında bilime dayalı politikalar uygulanması esas olmalıdır.”</p></p>]]></content:encoded>
      <category>Eğitim</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/milletin-ve-devletin-kanini-emen-tusiaddan-cagdas-egitim-cagrisi</guid>
      <pubDate>Thu, 21 Dec 2023 15:29:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2023/12/tusiad-baskani-orhan-turan.jpg" type="image/jpeg" length="68748"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Milli Eğitim Bakanlığı 'sınıf annesi' uygulamasını yasakladı]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/milli-egitim-bakanligi-sinif-annesi-uygulamasini-yasakladi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/milli-egitim-bakanligi-sinif-annesi-uygulamasini-yasakladi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Milli Eğitim Bakanlığı, okullarda sınıf annesi ve benzeri adlar altında mevzuatta yer almayan uygulamalara mahal verilmemesi, bu konuda okulların uyarılması ve gerekli tedbirlerin alınmasını istedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Milli&nbsp;Eğitim&nbsp;Bakanlığı Temel Eğitim Genel Müdürlüğü, Valiliklere "Mevzuatta Yeri Olmayan Uygulamalar (Sınıf Annesi)" konulu bir yazı gönderdi.</p>

<p>Yazıda, bazı okullarda "sınıf annesi" adı altında velilerin görevlendirildiği, görevlendirilen bu kişilerin sınıfın çeşitli ihtiyaçları için velilerden aidat ve benzeri adlar altında para topladıkları, ders araç-gereci temini yönünde faaliyetlerde bulundukları ve zaman zaman derslere müdahil oldukları yönünde Bakanlığa başvurular yapıldığı aktarıldı.</p>

<p><strong>"Öğrencilerin görüntüleri her ne ad altında olursa olsun paylaşılamaz"</strong></p>

<p>Ayrıca bu kişilerin, kişisel verilerin korunmasına aykırı olarak öğrencilerin görüntülerini kaydettikleri ve bu görüntüleri çeşitli sosyal&nbsp;medya&nbsp;platformlarında yayınladıkları belirtildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yazıda, Okul Öncesi Eğitim ve İlköğretim Kurumları Yönetmeliği'ndeki şu hükümler hatırlatıldı:</p>

<p>&nbsp;"Okul öncesi ve ilköğretim kurumu öğretmenleri, kendilerine verilen grup/sınıf/şubede eğitim ve öğretim faaliyetlerini, eğitim ve öğretim programında belirtilen esaslara göre planlamak ve uygulamak, ders dışında okuldaki eğitim ve öğretim işlerine etkin bir biçimde katılmak ve bu konularda mevzuatta belirtilen görevleri yerine getirmekle yükümlüdür.</p>

<p>Öğrencilerin; okul içi ve okul dışında yapılan eğitim etkinlikleri, sosyal ve kültürel faaliyetler ile gezi ve gözlem faaliyetleri esnasında çekilen görüntüleri&nbsp;sosyal medya&nbsp;platformları ve haberleşme gruplarında her ne ad altında olursa olsun paylaşılamaz. Ancak, veliden ve rehberlik öğretmeni gözetiminde öğrenciden yazılı izin alınması kaydıyla yayımlanabilir."</p>

<p><strong>"Pedagojik ilkelere aykırı durumlar oluşuyor"</strong></p>

<p>Okullarda, geleceğin teminatı olan çocukların eğitim ve öğretim süreçlerinin, Bakanlığın görevlendirdiği öğretmenler tarafından, milli eğitimin ilke ve amaçları doğrultusunda öğrencilerin üstün yararı gözetilerek, yaş ve gelişim özelliklerine uygun olarak bilimsel esaslar çerçevesinde yürütüldüğü belirtildi.</p>

<p>Ders öğretmeni dışındaki kişilerin eğitim kurumlarına müdahalesinin eğitimin niteliğini bozduğu ve pedagojik ilkelere aykırı durumlar oluşturduğu vurgulandı.</p>

<p>Valiliklerden, okullarda sınıf annesi ve benzeri adlar altında mevzuatta yer almayan uygulamalara mahal verilmemesi, bu konuda okulların uyarılması ve gerekli tedbirlerin alınması istendi.</p>

<p>TRT Haber</p></p>]]></content:encoded>
      <category>Eğitim</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/milli-egitim-bakanligi-sinif-annesi-uygulamasini-yasakladi</guid>
      <pubDate>Wed, 06 Dec 2023 16:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2023/12/milli-egitim-bakanligi-1475104.jpg" type="image/jpeg" length="88650"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Cumhuriyetin 100. yılına yakışan manzara]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/cumhuriyetin-100-yilina-yakisan-manzara</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/cumhuriyetin-100-yilina-yakisan-manzara" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Mersin’in Tarsus ilçesinde bulunan bütün anaokulları öğrencilerinin katıldığı “Cumhuriyet Yürüyüşü”nde LGBT rezaleti yaşandı. Yürüyüşte çocuklara eşcinsel sapkınların bayraklarının yanısıra LGBT renkleriyle süslenmiş balon uçuruldu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Gazze’de yaşanan insanlık dramı sırasında Cumhuriyet Bayramı’nın şenliklerle kutlanıp kutlanmayacağı tartışmaları sürerken bir rezalet haberi de Mersin’in Tarsus ilçesinden geldi.</p>

<p>Zillet paydaşları ve medyasının kalemşorları Siyonist İsrail’in Gazze’de Müslümanlara yönelik uyguladığı soykırım nedeniyle gerçekleştirilecek olan Cumhuriyetin 100. Yılı kutlamalarının sönük geçtiğini iddia ederek, ‘AK Parti iktidarı Cumhuriyet Bayramı’nı kutlamayacak’ algısını üretip ‘Arap bayrağı dalgalandırmayacağız’ naraları atarken Allah’ın lanetlediği LGBT’li sapkınlar gökkuşağı bayrağıyla sahneye çıktı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>24 Ekim’de Mersin’in Tarsus ilçesinde bulunan tüm anaokulları öğrencilerinin katılımı ile gerçekleştirilen ‘Cumhuriyet Yürüyüşü’ sırasında Allah’ın lanetlediği eşcinsel sapkınların görselleri kullanıldı. İlçenin protokolünün hazır bulunduğu törende stadın ortasında sapkın homoların renkleriyle boyanmış devasa bir balon uçuruldu.</p>

<p>Minik öğrencilerinin katılımı ile gerçekleştirilen etkinlikte LGBT’li renklerle süslenmiş bir balonun bulunması tepkilere neden olurken vatandaşın hizmetinde olan bürokratların bu tür sapkınlıklara göz yumması ‘bu nasıl aymazlık’ yorumlarını beraberinde getirdi.</p>

<p><img height="810" src="https://barandergisinet.teimg.com/barandergisi-net/uploads/2023/10/cumhuriyet-yuruyusu-cumhuriyet-balonu-lgbtjpg2.jpg" width="1440" /><img height="810" src="https://barandergisinet.teimg.com/barandergisi-net/uploads/2023/10/cumhuriyet-yuruyusu-cumhuriyet-balonu-lgbtjpg1.jpg" width="1440" /><img height="810" src="https://barandergisinet.teimg.com/barandergisi-net/uploads/2023/10/cumhuriyet-yuruyusu-cumhuriyet-balonu-lgbtjpg6.jpg" width="1440" /><img height="810" src="https://barandergisinet.teimg.com/barandergisi-net/uploads/2023/10/cumhuriyet-yuruyusu-cumhuriyet-balonu-lgbtjpg3.jpg" width="1440" /><img height="810" src="https://barandergisinet.teimg.com/barandergisi-net/uploads/2023/10/cumhuriyet-yuruyusu-cumhuriyet-balonu-lgbtjpg5.jpg" width="1440" /><img height="810" src="https://barandergisinet.teimg.com/barandergisi-net/uploads/2023/10/cumhuriyet-yuruyusu-cumhuriyet-balonu-lgbtjpg8.jpg" width="1440" /><img height="810" src="https://barandergisinet.teimg.com/barandergisi-net/uploads/2023/10/cumhuriyet-yuruyusu-cumhuriyet-balonu-lgbtjpg7.jpg" width="1440" /><img height="810" src="https://barandergisinet.teimg.com/barandergisi-net/uploads/2023/10/cumhuriyet-yuruyusu-cumhuriyet-balonu-lgbtjpg45.jpg" width="1440" /><img height="810" src="https://barandergisinet.teimg.com/barandergisi-net/uploads/2023/10/cumhuriyet-yuruyusu-cumhuriyet-balonu-lgbtjpg32.jpg" width="1440" /></p>

<p>Yeni Akit</p></p>]]></content:encoded>
      <category>Eğitim</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/cumhuriyetin-100-yilina-yakisan-manzara</guid>
      <pubDate>Fri, 27 Oct 2023 13:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2023/10/cumhuriyet-yuruyusu-cumhuriyet-balonu-lgbt.jpg" type="image/jpeg" length="56152"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Boğaziçi akademisyenleri, 1000 gündür maaş alıp boş boş dikiliyor!]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/bogazici-akademisyenleri-1000-gundur-maas-alip-bos-bos-dikiliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/bogazici-akademisyenleri-1000-gundur-maas-alip-bos-bos-dikiliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ne memlekete ne üniversiteye ne de öğrencilere faydaları var. 1000 gündür maaş alıp hiçbir iş yapmayan Boğaziçi Üniversitesi'nin akademisyenleri, eylemlerine devam ediyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Boğaziçi&nbsp;Üniversitesi'nde akademisyenlerin "eylem"i sürüyor...</p>

<p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın rektör olarak Melih Bulu'yu atamasıyla birlikte akademisyenler 2021 yılında eyleme başladı.</p>

<p>Eyleme başlayan&nbsp;Boğaziçi Üniversitesi&nbsp;öğretim üyeleri ve öğrencileri, Bulu'nun istifa etmesini ve rektörün seçimle belirlenmesini talep etti.</p>

<p>Bunun ardından üniversiteye önce vekaleten, ardından yeni rektör olarak atanan Prof. Dr. Naci İnci de akademisyenler tarafından protesto edildi.</p>

<p><strong>Bininci günün</strong></p>

<p>Akademisyenler, her iş gününde olduğu gibi cübbelerini giyip, üniversite bahçesinde protestolarını sürdürüyor.</p>

<p>2 yıldan fazla süredir yapılan eylemler, bininci gününe girdi.</p>

<p><strong>"Vazgeçmiyoruz"</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Rektörlük binasına bininci günde de sırtlarını dönen Boğaziçili akademisyenler,&nbsp;<em>“1000 kere söyledik, Kabul etmiyoruz, vazgeçmiyoruz.”</em>&nbsp;dedi.</p>

<p><strong>Üniversitenin başarısı düşüyor</strong></p>

<p>Öte yandan akademisyenlerin her gün yaptığı eylemlerin beraberinde, üniversitenin başarı sıralaması da düşmeye devam ediyor.</p>

<p>Ensonhaber</p></p>]]></content:encoded>
      <category>Eğitim</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/bogazici-akademisyenleri-1000-gundur-maas-alip-bos-bos-dikiliyor</guid>
      <pubDate>Sat, 30 Sep 2023 15:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2023/09/bogazicili-akademisyenler-direnis-5subat2021.jpg" type="image/jpeg" length="18934"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Büyük Doğu-İbda anlayışına göre eğitim nasıl olmalı?]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/buyuk-dogu-ibda-anlayisina-gore-egitim-nasil-olmali</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/buyuk-dogu-ibda-anlayisina-gore-egitim-nasil-olmali" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><em>Yazı, dergimizin yayın kurulu üyesi ve yazarı Ömer Emre Akcebe tarafından 2016 yılında Aylık Dergisi'nin 137. ve 138. sayısında yayınlanmıştır.</em></p>

<p><em>***</em></p>

<p></p>

<h2 align="center"><b>BAŞYÜCELİK DEVLETİ-İKTİSAT VEKÂLETİ “SANAYİ MÜSTEŞARLIĞI”</b></h2>

<h2 align="center"><b>EĞİTİM</b></h2>

<p>Anadolu, nüfus açısından ele alınacak olursa iş gücü konusunda son derece zengin bir demografiye sahip; fakat iş nitelikli iş gücüne, yani keyfiyete geldiği vakit aynı zenginlikten bahsetmek mümkün değil ne yazık ki. Bir diğer taraftan insan keyfiyetinin iktisadî plandaki fakirliğini, hayatın diğer tüm planlarında da ayniyle müşahede etmek mümkün...</p>

<p>Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan sonra, bugün “Beyaz Türk” diye tanımlanan kesimin, ta ki kendilerine benzetinceye dek, Anadolu’yu meydana getiren büyük payda Müslüman ahaliye eğitim ve öğretim alanlarını gayr-ı resmî bir şekilde yasaklı tutması neticesinde, milletimiz bir türlü lâyık olduğu keyfiyete kavuşamadı. Toplumun yalnızca dar bir kesimi eğitim ve öğretim hizmetinden istifade etti ve bürokrasiden medya ve sanayiye kadar son derece geniş bir perspektifte hâkimiyeti ellerinde tuttular. Bunun yanı sıra, Batılılaşma(!) politikası dolayısıyla benimsenen çıkartma kağıdı eğitim sistemi, okumaya fırsat bulanları da bir öğütücü gibi hâlletmesini bildi. Tüm bunların neticesinde, kendisine vasıfsız işçi payesi biçilen ve şarkılarda dahi “işçisin sen, işçi kal” denilerek içinde bulunduğu vaziyete mahkûm edilmeye çalışılan toplumun büyük paydası, Beyaz Türklerin ortağı olduğu montaj sanayiler için “ucuz iş gücü” sömürgesi hâline getirildi. Geçtiğimiz sayılarda Avrupalıların, dünyanın geri kalanda birçok milleti sömürdüğünden bahsetmiştik hatırlarsanız ve dikkat ettiyseniz, Batılılardan hiçbiri bizim içimizdeki Beyaz Türklerin yaptığı hâinliğe yönelmemiş ve kendi milletlerini sömürecek kadar alçalmamışlardır.</p>

<p></p>

<p>2000’li yıllara kadar yukarıdaki şekilde işleyen eğitim sisteminin meseleleri, Ak Parti’nin iktidara gelmesinden sonra çözüme kavuşacağı yerde beklenen yahut zannedilenin aksine daha da derinleşmiştir.</p>

<p>Okul Aile Birliklerinin ilk ve orta dereceli okullarda yönetimi ele almasından sonra, en başta disiplin olmak üzere, eğitim ve öğretim gibi en temel hususiyetler dahi rafa kalkmış ve bunların yerine sınıf geçmekten ibaret bir yapı teşekkül etmiştir. Düşünmeyen, düşünmesi gerektiğinden haberi bile olmayan, okula niçin gittiğini bilmeyen, aldığı derslerin ne işe yaracağından habersiz, tembel, alâkasız, disiplinsiz, ciddiyetsiz öğrenciler, bu öğrencileri yetiştiren(!) eğitimciler ve eğitim sistemi... Bilhassa eğitim hayatının ilk dört yılında olan çocuklara bir sorun bakalım; bu dersleri niçin okuyorsun, diye. %90 oranında “sınavda çıkıyor”dan başka bir yanıt alamazsınız. Bir de sakın ha “o yaşta çocuk ne anlar” demeyin, aynı çocukların diğer hususlarda neler anladığını da görüyoruz. Yine bu çocuklar kendilerine öğretilen soruların çözümünden başka aynı problemin anlatımı farklılaşmış çeşitleri karşısında put gibi kalıyorlarsa, memleketteki hiçbir siyasînin çıkıp da kültürden, kalkınmadan, yerli üretimden dem vurma hakkı yoktur. Neredeyse her sene yamalana yamalana tutulacak yeri kalmamış bu sistemi toptan çöp tenekesine atıp, yerine bir yenisinin icad ve tatbik edilmesinden başka bir çare olmadığını da peşinen ifâde edelim.</p>

<p>Üniversiteler sanki ilk ve orta öğretimden çok mu farklı bir manzara arz ediyorlar? Vize ve final dönemlerinde kırtasiyeden alınmış ders notları üzerinden yapılan bir-iki haftalık ezber ve ardından alınan üniversite diploması. Geri kalan zaman da ne fikir, ne de tefekkür çilesi... Sorsan, hanım yahut beyefendi sosyalleşiyor. Affedersiniz ama hayvanlaşmayı da sosyalleşme zannediyor. Endüstrileşme hayatın pek çok sahasında olur da, hiç eğitim sisteminde olur mu? İşsizlik ve üniversite mezunlarının toplam nüfusa oranı gibi istatistikî rakamları kandırmak için çiğ köfte bayisi gibi açılan üniversiteler, öğrencilerle beraber nesilleri öğütüyor, bilmem farkında mısınız?</p>

<p>Ya lisans üstü eğitimler? Yetişmiş(!) akademisyen kadroya ve bu kadronun yetiştirdiği insanlara bakıldığında da görüleceği üzere lâfı uzatmanın pek de bir anlamı yok. Devlete kapağı atıp her ay yatacak maaşında başka bir derdi olmayan, eğitimiyle mesul olduğu milleti her fırsatta hor ve hakir gören, idealsiz, ruhsuz, vicdansız kan emici vampir sürüsü... (İstisnalar müstesna olmakla beraber, istisnaların kaideyi bozmayacağını da hatırlatmak icab eder...)</p>

<p align="center">***</p>

<p>Bizim meselemiz sanayi olduğundan burada oturup baştan sona eğitim sistemi hakkında bir değerlendirme ve yerine yenisini teklif etme lüksümüz yok ne yazık ki; fakat eğitim yoğurularak cemiyeti meydana getiren mayanın ana unsurlarından biri olduğu için yerimizin izin verdiği ölçüde, nisbeten sathî de olsa bir değerlendirme yapmamız da kaçınılamaz tabiî...</p>

<h3><b>Türk Eğitim Sisteminin Kısa Tarihi</b></h3>

<p>Yalnız sanayi değil, insanî faaliyet şubelerinin her birinde temel bir mesele olan eğitim, niçin verilir? Başın başında bize göre cevablandırılması gereken suâl budur. Türkiye’de ve dünyanın diğer ülkelerinde bundan bir yahut birkaç asır evvel tatbik edilmeye başlanan ve yerleşen eğitim sistemi, aradan geçen zaman zarfında evvelâ bu “niçin” suâlini unutturmuş ve taklid edile edile onarılamaz bir hâle gelmiştir. Hâli hazırda Türkiye gibi yarı parya devletlerin zaten kopyala yapıştır tekniğini kullanmak suretiyle Batı eğitim sistemini hiçbir muhasebeye tâbi tutmaksızın aplike ettiğini de göz önünde bulunduracak olursak, herhâlde ne kadar da ehemmiyetli bir noktaya ayak basmış olduğumuz anlaşılacaktır.</p>

<p>Büyük Doğu-İbda Hikemiyâtından öğrendiğimize göre, Doğu ve İslâm medeniyet kaynağıyla alâkamızı zayıflatıp, Yunan ve Hristiyan medeniyet kaynağından doğma Batı dünyasında alâka aramaya başladığımız günden beri haşmetli bir maarif meselemiz var.</p>

<p>Meselenin ilk meydana çıkması, 1839-1939 arası ve Tanzimat, Meşrutiyet, Cumhuriyet hareketleriyle kademeli. Evvelâ ana hatlarına bir bakalım, ardından muhasebesini yapıp, Başyücelik Devleti’nin eğitim politikasıyla, bilhassa da teknik eğitim politikasıyla devam edeceğiz...</p>

<h3><b>Tanzimat:</b></h3>

<p>1846'da Mekatib-i Umumiye Nezareti kuruldu.1848 de Darülmuallim (öğretmen okulu) açıldı. Harbiye, Bahriye ve Tıbbiye dışındaki okulların kontrolü bu nezarete verildi.</p>

<p>Rüştiyelerin açılmasına hız verildi.</p>

<p>1868'de Fransızca eğitim ve Batılı anlamda ilk eğitim verecek olan lise ile üniversite arasında bir kurum olan Galatasaray Sultanî’si açıldı.</p>

<p>1869'da Fransız eğitim sistemini örnek alan Maarif-i Umumiye Nizamnamesi yayınlandı.</p>

<p>1870'te Dârülmuallimât adında kız öğretmen okulu açıldı.</p>

<p>İlk kez yurt dışına öğrenci gönderildi.</p>

<p>Devlet memuru yetiştirmek amacıyla, Mekteb-i Maarif-i Adliye kuruldu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3><b>Meşrutiyet:</b></h3>

<p>Birinci meşrutiyet döneminde memleketin o güne kadar ihtiyaç duyduğu bir çok eğitim kurumu açılmış olmasına rağmen, İkinci Meşrutiyet’in ilânı sayılan Kanunî Esas-i’de eğitim ile ilgili olan üç maddeyle beraber, yapılan çalışmalar anlamını yitirmiş ve iş kuru bir Batı taklitçiliğine perçinlenmiştir. Bunlardan ilk ikisi özel öğretime, üçüncüsü ilköğretimin zorunluluğuna ilişkindir:</p>

<p>15. madde, “öğretim işini(konusunu) herkes özgürce yapabilir; ilgili kanuna uymak şartıyla her Osmanlı vatandaşı genel ve özel öğretim yapmaya izinlidir.”</p>

<p>16. madde, “ülkedeki çeşitli dinî inanışlardaki toplumların din ve inanışlarına ilişkin öğretim yöntemi ve biçimine dokunulmayacaktır” denilmektedir. Aynı madde ülkedeki tüm mekteplerin Devlet’in denetiminde olduğunu da belirtir.</p>

<p>114. madde: “Osmanlı fertlerinin tümü için ilköğretim mecburi olacak ve bunun ayrıntıları ayrı bir düzenleme ile belirlenecektir.</p>

<h3><b>Cumhuriyetin İlânı:</b></h3>

<p>Bu bölümde bilhassa Atatürk İnkılâbları’ndan bahsederek devam edeceğiz...</p>

<p><b>Millet Mektepleri;</b> Türkiye’de 1 Kasım 1928’de yeni harflerin kabulünden sonra halkı okur-yazar kılmak amacıyla gerçekleşen eğitim seferberliği için kurulmuş dört ay süreli eğitim veren halk eğitimi kurumlarıdır.</p>

<p><b>Tevhid-i Tedrisat Kanunu</b> (Öğretim Birliği Yasası)<b>;</b> Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından 3 Mart 1924 tarih ve 430 Kanun Numarası ile kabul edilmiş olan ve ülkedeki bütün eğitim kurumlarının Maarif Vekaleti’ne (Milli Eğitim Bakanlığı’na) bağlanmasını öngören yasadır. Türkiye Cumhuriyeti’nde eğitimin temel kanunu kabul edilmiş ve daha sonra çıkarılan kanunlara esas teşkil etmiştir. 1982 anayasasında 174. maddeyle koruma altına alınmış “inkılap kanunlarından” bir tanesidir. Türkiye’de eğitim alanında reform yapabilmek; millîlik, laiklik, modernlik esaslarını uygulayabilmek için eğitim kurumlarının birleştirilmesine ihtiyaç duyulduğu için kanun hazırlandı. Halifeliğin kaldırılması’na dair kanun ve "Şeriye ve Evkaf Vekaleti’nin Kaldırılması hakkında kanun"la aynı gün çıkarıldı. Tevhid-i Tedrisat Kanunu ayrıca tekke ve zaviyelerin kapatılması; dinî olduğu düşünülen Arap harflerinin kaldırılıp Harf Devrimi’nin yapılması gibi diğer bazı cinayetlerin gerçekleşmesi için de altyapıyı oluşturmuştur.</p>

<p>Medrese; Müslüman ülkelerde orta ve yüksek öğretimin yapıldığı eğitim kurumlarının genel adı. Medrese kelimesi Arapça ders kökünden gelir. Medreselerde ders verenlere "müderris", onların yardımcılarına "muid", okuyanlara "danışmend", "softa" veya "talebe" adı verilir.</p>

<p>Türk İslam devletlerinde medrese geleneği Karahanlılarla başlar. Ayrıca Karahanlılar medrese geleneği ile birlikte burslu öğrencilik sistemini başlatmışlardır. <b>F. Reşit Ünat</b>'a göre ise İslam'da ilk medrese Büyük Selçuklu Devleti zamanında <b>Alparslan</b>'ın meşhur veziri <b>Nizamülmülk</b> tarafından açılan ve yine onun ismiyle anılan “Nizamiye Medreseleri”dir. <b>Necdet Sakaoğlu</b> ise ilk medresenin kurucusu olarak, Nişabur hâkimi <b>Emir Nasır bin Sebüktekin</b>'i göstermektedir.</p>

<p>Medreseler, Selçuklular'la zirve yapar. En kapsamlı, çok yönlü medreseleri Büyük Selçuklular açmıştır. En büyük Nizamiye Medresesi, Selçuklu veziri <b>Nizamülmülk</b> tarafından Bağdat'a kurulmuştur. İlk medreselerde ağırlıklı olarak Kuran, kıyas, icma, fıkıh, kelam gibi dini dersler okutulurken, Nizamiye medreselerinde hem müsbet ilimler hem de dinî ilimler birlikte okutulmuştur.</p>

<p>Selçuklular Anadolu'ya geldikten sonra çeşitli şehirlerde çok sayıda medreseler inşa etmişlerdir. Anadolu'da açılan ilk medrese Danişmentliler tarafından Tokat Niksar'da açılan “Yağbasan Medresesi”dir.</p>

<p>Osmanlı Devleti'nin devrinde ilk medrese <b>Orhan</b> Bey zamanında 1330 yılında “Orhan Gazi Medresesi” adıyla İznik'te kurulmuştur. Daha sonra Osmanlı Devleti'nin sınırları genişlemesiyle beraber Bursa ve Edirne başta olmak üzere pek çok şehirde medreseler açıldı. İstanbul'un fethinden sonra üst seviyedeki eğitim kurumları başkentte yoğunlaştı.</p>

<p>1331-1451 yılları arasında 82 adet medrese kurulmuştur.</p>

<p>1463-1471 yılları arasında kurulanlara “Fatih Medreseleri” ya da “Sahn-ı Seman Medreseleri” denilir(Bu medreselerle birlikte süreye dayalı eğitim, ders geçme sistemine dayalı eğitime dönüştürülmüştür.).</p>

<p>1550-1557 yılları arasında kurulanlaraysa “Süleymaniye Medreseleri” denir. Osmanlı Devleti'nin ilk tıp okulu Darüttıp, Süleymaniye medreselerinde yer almıştır. Tıbbî bilgilerin uygulamalarının yapıldığı Darüşşifa ve diğer bazı bölümler olan Darülakakir (Eczane), Darüzziyafe, Tabhane ve İmarethane ilk kez Süleymaniye medreselerinde yer almıştır.</p>

<p>Başlangıçta bütün eğitim faaliyetlerinin yapıldığı kurum olan medreseler, Tanzimat Döneminde yeni meslekî okulların açılması ile sadece din eğitimi verilen okullar haline getirildi. Osmanlı devletinin son döneminde medreselerin ders programında ve teşkilat yapısında yeni düzenlemeler yapıldı. 1914 yılında Darü-l hilafeti-l Aliyye adı altında birleştirilen medreseler, Millî Mücadeleden sonra 03.03.1924 tarih ve 430 sayılı Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun birinci maddesi olan “Türkiye dahilindeki bütün müessesat-ı ilmiye ve tedrisiye Maarif Vekaleti’ne merbuttur” ifâdesi ile Millî Eğitim Bakanlığı’na bağlanmış ve zamanın Millî Eğitim Bakanı <b>Vasıf</b> Bey de 13.03.1924 tarihli genelgesiyle medreseler üzerindeki tasarruf hakkını kullanarak medreseleri kapatmıştır.</p>

<p><b>Maarif Teşkilatı Hakkında Kanun;</b> 2 Mart 1926 tarihinde Türkiye'de, ilkokul lise ve yüksek öğretimin belli esaslara göre düzenlenmesi için Maarif Teşkilatı Kanunu kabul edildi. Devletin izni olmadan okul açılamayacağı belirtilerek okullarda hangi derslerin ne şekilde okutulacağı belirlendi. Eğitim Sistemi düzenlendi. Bugünkü eğitim sistemi ana çizgileri ile kuruldu. Okul açma yetkisi Millî Eğitim Bakanlığına verildi. Yabancı okullarda Türkçe Tarih Coğrafya ve Felsefe derslerini Türk öğretmenler tarafından okutulması karara bağlandı. Tefsir ve Tefsir Tarihi, Hadis ve Hadis Tarihi, Fıkıh Tarihi, Kelâm Tarihi gibi dersler, müfredattan kaldırılmıştır.</p>

<p><b>Harf Devrimi; </b>Belki de eğitim alanında işenen en büyük cinayet budur. Sırf İslâm’ı hatırlatıyor diye bir milletin yüzlerce yıllık alfabesi değiştirilmiş ve aynı millet İslâm ile beraber bütün bir tarihinden, tarihten gelen tüm eserlerinden de tecrit edilmeye çalışılmıştır. Dünya tarihinde bilinen hiçbir ihtilâl, inkılâb adı altında böylesi bir cürmü işlemeye cüret edememiştir.</p>

<p>&nbsp;Türkiye'de 1 Kasım 1928 tarihinde 1353 sayılı “Yeni Türk harflerinin kabul ve tatbiki hakkında Kanun”un kabul edilmesi ve yeni alfabenin yerleştirilmesi sürecine genel olarak verilen isimdir. Bu yasanın kabulüyle o güne kadar kullanılan Arap harfleri esaslı Osmanlı alfabesinin resmiyeti son buldu ve Latin harflerini esas alan Türk alfabesi yürürlüğe kondu. Türk alfabesinin içeriği, Latin harflerini yazı sistemlerinde kullanan diğer ülkelerin alfabeleriyle birebir aynı olmayıp Türk dilinin seslerini karşılamaları için uydurulmuş büyük ve küçük harfleri bulundurmaktadır (Ş/ş, ı, İ, ğ).</p>

<p><b>&nbsp;Dil Devrimi</b>; Türkçenin, güya vatandaşların çoğunluğunun anlayamadığı Arapça ve Farsça kökenli sözcük ve dilbilgisi kurallarından arındırılıp Türkiye Cumhuriyeti'nin ortak, millî dili olarak yazı ve konuşma dili haline getirilmesini amaçlayan 12 Temmuz 1932 tarihli devrimdir. Harf inkılâbından sonra tüy dikmiştir. Bugün hâlen ortaya net bir dil çıkmamasının ardındaki müsebbibidir.</p>

<h3><b>Modern(!) Türkiye’deki Orta Eğitim Sisteminin Kurucusu;</b></h3>

<p>Geçtiğimiz yüzyılın en etkili eğitimcisi sayılan <b>John Dewey</b>, Berlin Üniversitesi’nde doktora derecesi almış, Hegelci bir filozof olan <b>George Sylvester Morris</b>’le beraber çalışmıştır. <b>Dewey</b>, “okul”u, Sosyalist dünya düzeninin inşâsı için bir mekanizma ve kitlelerin uyum sağlamasını zorlayan bir forum olarak gören ilk kişilerdendi. 1899’da <b>Dewey</b>, “<i>Kendi adlarına düşünmeyi bilen çocuklar, herkesin birbirine bağımlı olacağı gelecekteki kollektif toplumun âhengini bozar,</i>” diyordu. <b>Dewey</b>’in “ilerici eğitim”inin başarı kazanmasının altında yatan en önemli sebeb ise, <b>Rockfeller</b> ve <b>Carnegie</b> ailelerinin maddî desteğini almış olmasıdır. Yüzyılın başında NAE (Evangelik Millî Birliği), <b>Dewey</b>’in tüm projelerini destekliyordu.</p>

<p>Türkiye ile yukarıda kaleme aldıklarımızın alâkasına gelecek olursak; <b>Dewey</b>, 1924 senesinde Türkiye’yi de ziyaret etmiştir. Türk eğitim sistemi, bu ziyaretinin ardından <b>Dewey</b>’in hazırladığı rapora göre tanzim edilmiştir. Türkiye'de Amerikalı eğitimci <b>John Dewey</b> üzerine yapılan pek çok çalışma, temel kaynak olarak onun ön ve asıl raporlarını kullanarak, Türk eğitim sistemi üzerine etkisini konu edinmiştir. Prof. Dr. <b>Mustafa Ergün</b>’ün “Atatürk Devri Türk Eğitimi” adlı kitabında <b>John Dewey</b>'e dair verdiği bilgiler ve dönemin Türk basınında bu konuda çıkan haberler mânidardır. “<i>Kendi adlarına düşünmeyi bilen çocuklar, herkesin birbirine bağımlı olacağı gelecekteki kollektif toplumun âhengini bozar</i>” diyen <b>Dewey</b>'in Türk eğitim sistemine katkısı(!), bugün bakıldığında, inkâr edilemez şekilde müşahede edilebilmektedir.</p>

<p><b>Dewey</b>’in temellerini attığı projenin adı, “Hedef 2000” projesidir. Toplum mühendislerinin çalışmalarında birinci basamak, toplumu ahmaklaştırmak ve ahmak tutmaktır. <b>Bill Clinton</b> tarafından 1994 senesinde kanunlaştırılan “Hedef 2000” projesini destekleyen yüzlerce kitab, <b>Rockfeller</b> zenginlerince eğitim piyasasına sürülmüştür. Hedef 2000, “kontrol teorisi - gerçeklik terapisine dayalı bir akademik DAVRANIŞ UYUM PROJESİ” olarak tarif ediliyor.</p>

<p>“Hedef 2000” projesi, öncelikle tüm öğrencilerin eğitim hayatına başlar başlamaz aile yapılarını incelemeye başlar. İncelemesini yaptığı ailelerde herhangi bir “olumsuz durum” gözlerse, çocuğu ailesinden ayırır ve ailesi ve öğretmenleriyle beraber çocuğu iyileştirme(!) programına alırlar. Çocukta tesbit edilmesi muhtemel “olumsuzluklar” ise, dikkat dağınıklığı, dikkat eksikliği ve hiperaktivite olarak belirtilmektedir. Eğer bu belirtilere rastlanırsa, çocuğa ailesi gözetiminde öğretmeni tarafından “ilaç tedavisi” uygulanır. İlaç tedavisinin muhtevası ise Ritalin gibi “beyin” düzensizlikleri oluşturan uyuşturuculardır. Bugün Türkiye’de de benzer bir şekilde, öğretmenler tarafından olmasa bile, dikkat dağınıklığı gibi sebeblerle kliniğe başvuran binlerce öğrenciye ritalin ve türevi ilaçlar adeta aspirin gibi yazılmakta ve tam da eğitim çağında olan dimağlar bu kimyevî ilaçlar vasıtasıyla kısırlaştırılmaktadır.</p>

<p>“Olumsuzluk” olarak sıralanan kimi belirtilere baktığımızda, biz şahsen karşımızda “zeki” bir çocuk gördük. Belli ki Amerika, kendi toplumu içinde “fazla” zeki çocuk görmek istemiyor. Toplum mühendisliği, çocuk eğitim hayatına başlar başlamaz onu şekillendirmeye başlıyor ve işi bittiğinde, ya tornadan çıkmış gibi güdümlü robotlar yahud işe yaramaz, beyni ve zihni uyuşturulmuş bir topluluk çıkıyor karşımıza.</p>

<p>İlaçlarla zihni harab edilmiş zeki çocuklar ve diğer sıradan çocuklar ise video oyunları, sersemletici tuhaf müzikler ve seks pompalanarak, düşürüldükleri çukura hapsediliyorlar. Sıradaki “toplum mühendisliği” marifetine gelince, doğrusu çok da şaşırtıcı değil: Amerikan öğretmen okullarında verilmekte olan dersler arasına “farmakoloji – ilaç bilimi” dersinin eklenmesi. Yakında Türkiye’de de benzer bir uygulamaya şahit olursanız hayret etmeyin.</p>

<p>Aradan bunca sene geçmiş olsa da, eğitim sisteminin temeli neticede <b>Dewey</b> tarafından atılmıştır ve her ne kadar geçen zaman içinde bu sistem restore edilmeye çalışılmış olsa da, nihayetinde temeli ortadan kaldırılıp yerine yepyeni bir sistem inşa edilemediği için, yapılan iyileştirmelerden beklenen fayda sağlanamamış ve böyle devam edecek olursa sağlanmayacaktır da. Dolayısıyla bu temel problem hâlledilmeksizin işin eğitimci, eğitim, disiplin, müfredat, ders saati, sınav sistemi gibi lerini tek tek tenkid etmenin pratik bir faydası da yoktur.</p>

<p><b>Üniversitelerin Düzenlenmesi; </b>Darülfünun’un kapatılması ilk kez 1924 senesinde telaffuz edilmeye başladı. Kararın kesinleşmesinde 1926 yılının Mart ve Nisan aylarında “Akşam Gazetesi”nin “Latin harflerinin kabul edilmesinin yararlı olup olmayacağı” hakkındaki anketine katılan birkaç Darülfünun müderrisinin, bunun doğru bir hareket tarzı olmayacağını söylemesi de etkili olmuştu. Cumhuriyet Halk Fırkası’nın 1927 ve 1931 kurultaylarında niyet iyice belirginleşti. 1931 kurultayında Darülfünun’un ıslahı için yapılması gerekenler hakkında bir rapor vermek üzere Avrupalı bir uzmanın çağrılması için bütçeye ödenek konuldu. Dönemin önemli entelektüellerinden <b>Ahmet</b> (Ağaoğlu) ve <b>Aziz Şevket</b> (Kansu) Beyler ‘<i>Avrupa’dan medet umulmasını’</i> eleştirdiler ama İsviçre’nin Cenevre Üniversitesi profesörlerinden <b>Albert Malche</b>’ın Türkiye’ye gelmesini önleyemediler.</p>

<p>16 Ocak 1932 tarihinde İstanbul’a gelen Prof. <b>Malche</b>, tam beş ay boyunca Darülfünun’da incelemeler yaptı ve Türkçe-Fransızca iki dilde yazdığı yüz sayfadan uzun raporunu Maarif Vekili <b>Reşit Galip</b>’e takdim etti. <b>Reşit Galip</b> raporu dikkatle okudu ve <b>Mustafa Kemal</b>’e sundu.</p>

<p>Rapor beğenilmiş olmalıydı ki, Prof. <b>Malche</b> başkanlığında 24 Mayıs 1933’te toplanan Darülfünun Islahat Komitesi, tarihe ‘1933 Üniversite Reformu’ diye geçen harekâtı başlattı. Yeni üniversitenin dört fakültesi (Tıp, Hukuk, Fen ve Edebiyat) ile İslâm Tetkikleri, Millî İktisat ve İçtimaiyat, Türkiyat, Coğrafya, Morfoloji, Kimya, Elektro-Mekanik ve Türk İnkılâbı enstitüleri olacaktı. Bütün öğrencilerin devam mecburiyeti olan bu son enstitüde <b>Recep Peker</b>, <b>Reşit Galip</b>, <b>Hikmet Bayur</b>, <b>Hamdullah Suphi</b> gibi “rejim”in ağır topları ders vereceklerdi.</p>

<p><b>Yahudi Akademisyenler;</b> <b>Malche</b>’nin marifetlerinden biri de Almanya’da çalışması yasaklanan ve işe yarayanları A.B.D. ve Avrupa tarafından kapışılan akademisyen artıklarının Türkiye’de istihdam edilmesidir. Bunlar Türkiye’nin ilk üniversitesi olarak kabul edilen İstanbul Üniversitesi’nin kurulmasında başroldedir ve İstanbul Üniversitesi, hiç utanmaksızın bu vaziyeti sanki bir marifetmiş gibi kendi web sayfasının tarihçe bölümünde de mutlu mesut anlatmaktadır.</p>

<p>&nbsp;Bilindiği gibi <b>Hitler</b>’in iktidara gelmesinden üç ay sonra çıkarılan ‘Sivil Kamu Hizmetlerinin Yeniden Yapılandırılması’ kanunu ile Ari ırktan (Aryan) olmayanların (özellikle de anası-babası veya büyükannesi-büyükbabası Yahudi olanların) devlet hizmetinde çalışması yasaklanmıştı. Bu kanunla, Türkiye’deki ‘üniversite reformu’nun üstüste düşmesi esasında ilginçtir. Öyle ki, 1933 yılının Temmuz ayında 100’ü aşkın anadili Almanca olan bilim adamı İstanbul Üniversitesi ile sözleşme imzalanmış durumdaydı. Bunlar arasında çoğunluğu Yahudi olan ve Yahudi olmayan ama politik nedenlerle Almanya’dan ayrılmak zorunda kalanlar/bırakılanlar da vardı. Bugün piyasada arzı endam eden belli yaşı aşkın Beyaz Türk akademisyenlerin, kimlerin öğrencileri olduğunu da böylelikle not olarak düşelim.</p>

<p align="center">***</p>

<h2 align="center"><b>Başyücelik Hükümeti</b><b> İktisat Vekâleti Sanayi Müsteşarlığı</b></h2>

<h2 align="center"><b>Eğitim Sistemi</b></h2>

<p>Her ne kadar iktisat merkezli bir çalışma içinde bulunuyor olsak da, eğitim meselesi, hayatın diğer tüm şubeleri üzerinde teshir sahibi olduğu ve hattâ bir bakıma diğer tüm şubelerin üzerine bina edildiği temel olduğu için bahsimizin son derece ehemmiyetli bir parçasıdır. Bilhassa sanayileşmenin temel şartları arasında yer alan eğitim, gerek nitelikli insan gücünün gerekse orjinal iş ve eserler üretecek dehaların yetişmesi açısından son derece hayatî öneme haizdir.</p>

<p>Bugünün Türkiye’sinden de görülebileceği üzere, eğitim sanki talî bir meseleymiş gibi ele alındığında, diğer tüm şubelerde yapılan iyileştirmelerin hiçbir fayda sağalamadığı açıkça görülüyor. Dolayısıyla bu bahse değinmeden geçme lüksümüz yok.</p>

<p>Hatırlayacak olursanız, geçtiğimiz ay, Türkiye’de bugün işletilmekte olan eğitim sisteminin tarihine kısaca da olsa bir göz atmıştık. Şimdiyse, dünün bakiyesi hâlinde bugün işletilmekte olan eğitim sisteminin kısaca vaziyetine göz atmak ve Başyücelik Devleti’nin eğitim politikasına, ahlâk bahsinden giriş yaparak devam edeceğiz.</p>

<h3><b>Millî(!) Eğitim Sistemi</b></h3>

<p>Fransa’dan kopyalanan, Amerika tarafından şekillendirilen ve Yahudi tarafından son hâline kavuşturulan eğitim sistemimizden geçtiğimiz sayı bahsetmiştik. Peşinen şunu ifâde etmekte yarar var; mevcut sistem millî falan değildir. İşin tarihe bakan tarafından yüz çevirip, yetişen nesillere bakacak olursak da görebileceğimiz üzere, yalnız “ruh köküne” yabancı değil, aynı zamanda düşman nesiller yetiştiren bir sistem, nasıl olur da millî olabilir ki</p>

<p>Senelerdir yamana yamana artık tutulacak yeri kalmamış olan mevcut sistemden değil memleket, bir yamyam kabilesinin dahî istifâde etmesi mümkün değil. Hakeza taklidi vaziyette sureti bizde olan eğitim sisteminin, Batı’daki aslı da pörsümüş vaziyette. Fikir, edebiyat, sanat, siyaset, fen ve matematik gibi sahalarda senelerdir adam yetiştiremeyen, son yetiştirdiği kuşakların da, içinde bulundukları vaziyeti idrak ederek, her ne kadar yabancı olsalar da istikbâli İslâm’a ısmarlayarak perde ardına geçtikleri malum. Hâliyle artık Batı’da aslı dahi köhnemiş, pörsümüş olan eğitim sisteminin suretinden bir fayda devşirilemeyeceği kati suretle idrak edilmelidir. Vaziyet bu şekilde idrak edildikten sonra da, en baştan başlamalı ve hakikaten de millî olan bir eğitim sistemini örgüleştirmek zorundayız.</p>

<h3><b>İlk ve Ortaöğretim</b></h3>

<p>Herhangi bir ortak ideali, aşkın-münteal bir varlığa bağlılığı olmayan milletlerin makus talihidir ki, cemiyetin içinden hiç ama hiç kimse çıkıp da nefsine zor gelen bir işe talib olmaz. Herhâlde bu ölçütün en net bir şekilde gözlemlenebileceği ülkelerden biri de Türkiye’dir. Aşk ve vecd çığırının kapanmasından sonra türeyen “ham yobaz, kaba softa” tipi ilerleyen yıllarda yerini kuru taklitçiliğe bırakmış ve neticede -Müslüman bir toplumu ne alâkadar ediyorsa- lâiklik, demokrasi, muasır medeniyetler seviyesi derken, milletimizi millet yapan bütün değerlerin köküne kibrit suyu dökülmüştür. Bizim kendimize has dinî ve millî değerlerimiz ortadan kaldırılıp, yerine Batı tipi hazcılık konduğundan beri de milletimizin mayasını, şahsiyetini teşkil eden aslî unsurlardan olan fedakârlık, kararlılık, sebat, kanaat, dayanışma ve tüm bunları milletin bünyesinde bünyeleştiren ahlâk ortadan kalkmıştır. Aslında daha açık bir dille ifâde etmek gerekirse, bugün cemiyetimizi meydana getiren fertler bir milleti değil, ancak hakiki bir milletin posasının temsilcisi olabilirler.</p>

<p>Kimse kızmasın, bizim de içinde bir unsur olarak bulunduğumuz milletin hâli ayna; ya bu gerçeğin yüzünü göreceğiz, yahut da leşler gibi bir hayat sürmeye devam edeceğiz.</p>

<p>Şimdi ilk ve orta öğretim bahsiyle bu dediklerimizin alâkasına gelelim. Bilhassa eğitim ve öğretimin ilk tohumlarının ekildiği bu dönemde, en ehemmiyetli unsur olan yetiştiriciler, yani öğretmenlerdir. Öğrenciye öğreteceği bir yana, en başta ailesinden hemen sonra rol model olarak öğrencilerinin karşına geçen öğretmenler, bugün ne vaziyetteler?</p>

<p>Yetiştiriciler de, tıpkı içinden çıktıkları cemiyette olduğu gibi idealsiz, aşksız, şevksiz, hevessiz kimseler. Hazcı anlayış dedik ya, bugünün dünyasında haz eşittir para. Para dediğin zaman da en garantisi devlete kapağı atmakta. Hele bir de öğretmen olursan; uzun tatiller, kısa mesailer, dolgun maaş, cemiyetin hâlen bir kesiminin takındığı hürmet vs... İstisnalar tabiî ki müstesna ve kimse kusura bakmasın ama bu vaziyet yetiştiricilerin kabahati de değil, yetiştiricileri yetiştirmekle vazifeli olan kimse, onun kabahatidir.</p>

<p>Peki, böylesi bir yetiştirici tipinin bizzat kendisinden kaynaklanan sorunlar nasıl halledilir? Devletimiz sağ olsun! Milletine ideal sunmaktan, hedef göstermekten, ortak değerlerimizi zenginleştirmekten ve ferd ile toplum arasında muvazene kurmaktan yana aciz olan devletimiz var olsun! Bu meseleyi de tıpkı diğer tüm meselelerde olduğu gibi son derece kıvrak bir şekilde çözüme kavuşturmasını bilmiş. Hem de diyalektik kullanmış. Öğretmenlerin karşısına muvazene unsuru olarak okul aile birliklerini dikivermiş. Yakında cerrahlardan kaynaklanan sıkıntıları çözmek için de hasta yakını birliklerini kurar ve ameliyatlara hasta yakınlarını sokarsa hiç şaşırmayın.</p>

<p>Eğitimden, öğretimden uzak, sahib olduğu bütün malumatı sınıf geçmeye, sınav kazanmaya endeksli nesiller imâl eden eğitim sisteminin neresinden tutacağımızı şaşırdık. Başarı kriteri sınav sonuçları olunca, eğitim sisteminin “niçin”ine verilen yanıtta “sınav geçmek için” gibi bir garabet oluyor.</p>

<p>Bir meselede ince bir hususiyet vardır, dikkat edilmesi gereken ve onu yakalayan münekkit bu inceliği yakalamış olmanın verdiği hevesle tenkidini yapar da, baştan sona iflâs etmiş bir sistemi tenkid etmenin bir esprisi de yok açıkçası.</p>

<h3><b>Üniversite</b></h3>

<p>Avrupa Birliği’ne uyum çerçevesinde üniversite mezunu etiketini çoğaltmak adına memleketin dört bir yanına çiğköfteci dükkanı gibi açılan üniversiteler malûm. İlk ve ortaöğretimde, bilmeyi sınav geçmek zanneden ve üniversitede de yalnızca gireceği sınavlarda çıkacak konuları ezberleyerek sınıf geçen mezunlardan ne beklersin? Akademisyen kadrosunun da yine muallim kadrosunda olduğu gibi az mesai çok maaş ve devlet memurluğu anlamına geldiği bir memleketin üniversitesinden ne çıkar ki?</p>

<p>Ailesinden kaçıp kurtulmak için şehir dışına kaçışın bileti hâline gelen üniversitelerden her şey çıkar da, bir tek münevver çıkmaz.</p>

<p>Profesörlerin çalıntı tezleri, üzerinde kafa patlatmadığı dersleri sırf mevzuata uysun diye kitaptan yahut ezberden okuyan öğretim görevlileri ve hürriyet diye eşek hürriyeti peşinde hem kendilerinin hem de ailelerinin senelerini heba eden nesiller. Yok, tutacak yeri yok. İltifat marifete tabiyse eğer hakikaten, bir marifeti de yok! Yahut mevzuyu böyle bir hâle sokabilmek en büyük marifet!</p>

<h3><b>Kısa bir Mülahaza</b></h3>

<p>İnanın çok merak ediyoruz... Bu ülkenin Millî Eğitim Bakanı ve onun altında görev yapan Millî Eğitim Bakanlığı müsteşarları bu vaziyeti göremeyecek kadar kör mü hakikaten de? İnsaf yahu! Bu ülkedeki eğitim sisteminin nereye gittiği, yetişen nesillerin dün kimsenin beğenmediği Kamalistleri bile aratacağı son derece açık değil mi? 13-15 yaşında çocukların daha hâlâ kelimeleri telaffuz edemediği, cümle kuramadığı, 1,5-2 yaşında çocuklar gibi konuştuğu bir memleketten bahsediyoruz beyler. Sonra yok sanayileşme, yok kalkınma, yok dünya sıralamasında bilmem kaç arasına girme...</p>

<p>Bahsimizin asıl başlığı olan sanayileşme... Üretimin her planında sanayileşmeden bahsedilebilir de, beşerî planların hiçbirisinde sanayileşmeden bahsedilemez. Endüstriyel eğitim olmaz, endüstriyel sağlık olmaz, endüstriyel adalet olmaz! Batı bu yüzden köhnedi, bu yüzden pörsüdü ve daha dün muasır medeniyetler seviyesi olarak görülen Batı bugün belki de sırf bu yüzden yıkılıyor. Sorması ayıptır, aynı akıbeti mi bekliyorsunuz? Söylenecek ne çok söz var da, söyleyip ziyan etmeyelim; kötü sözün bile bir haysiyeti var.</p>

<h3><b>Ana Hatlarıyla Başyücelik Devleti’nin Eğitim Politikası</b></h3>

<p>Bahsimiz sanayileşmenin temel şartlarından biri olarak eğitim olduğundan, elden geldiğince kısa tutabilmek adına maddeler hâlinde sıralayacağız.</p>

<p>- İslâm aşk ve vecdinden uzaklaşıldığından beri, en temel dava ahlâk davasıdır; ahlâk davamız. İnsan iradesini hayra yöneltecek olan müessir ahlâk olduğuna göre, milletimizin ruh kökü olan İslâm’dan aldığı ilhâmla şahsiyetinin aslî unsurlarını yeniden yeşertmenin yolu da ahlâk davasından geçmektedir.</p>

<p>İbda Hikemiyâtından öğrendiğimize göre; eşya ve hadiselere, zaman ve mekâna tahakküm kudretini kaybetmeye başladığımız ândan beri.&nbsp; Kanunîden beri bir ahlâk davamız var. Tıpkı maarif meselemizin tarihinde olduğu gibi, Sarı Selim’den Tanzimat’a, Tanzimat’tan Meşrutiyete, Meşrutiyetten Cumhuriyete ve Cumhuriyetten bugüne... Maarif meselesinde olduğu gibi diğer tüm insanî faaliyet şubelerinde de cereyan eden tüm menfilikler işte bu ahlâk yoksunluğundan kaynaklanmaktadır.</p>

<p>Dört merhaleye bölünen 500 yıllık zaman zarfında her şey vardır da, bir tek önce “ham yobaz kaba softa”nın doğmasına ve ardından da kuru taklitçilerin türemesine manî olacak “mütefekkir” yetişmemiştir.</p>

<p>Bahsimiz sanayi olduğundan ve sanayileşmenin şartları da eğitim içinde fikir ve sanat ahlâkını bahse davet ettiğinden dolayı, İbda Hikemiyâtından öğrendiğimiz üzere, fikir ve sanattaki ahlâk telâkkimizden devam edelim.</p>

<h3><b>Fikir ve Sanat Ahlâkı</b></h3>

<p>- <b>“Başkasından bir şey çıkmaz...” </b>Kendinden olmayanı peşin inkâr. Şahsiyeti silikleşmiş ve şuur süzgeci olmayan toplumlar, karşılarına yeni bir fikir, eser, aksiyon çıktığı takdirde, sanki memleketin tüm minarelerden sala verilmişçesine, ortak bir refleksle onu gömmek için hazır bulunurlar. Okumak, dinlemek, izlemek, idrak etmek ve üzerine kafa patlatmak hem meşakkatli bir iş olduğundan, hem de yeni olanı değerlendirecek ortak iyi, doğru ve güzel ölçütlerine haiz olunmadığından dolayı böyle sürer gider.</p>

<p>İnkâr yahut kabul edilen üzerinden ölçütler şahsiyet bulacağı yerde, kişi ve toplumlar inkâr edişten şahsiyet bulur hâle geldiğinden dolayı, belki de insanlık tarihinin en meşakkatli ahlâk paradoksu ile karşı karşıyayız. Çünkü, aynı sebepten dolayı inkârcılıktan şahsiyet bulunmasının önüne geçecek yeni şuur süzgeci, şahsiyet ve ahlâk da aynı inkâra muhataptır.</p>

<p>Bize gereken ise, hikmet nerede olursa onu görecek, muhasebesini ve murakabesini yaptıktan sonra da kendi şahsiyetimize mal edecek ahlâkın tesis edilmesidir.&nbsp;&nbsp;</p>

<p>- <b>“Ustayı, bizi doğuran ve yetiştiren tesiri red ve iptal temayülümüz...”</b> Teknolojideki süratli terakki, nesiller arasındaki alet kullanma becerisinde ciddi uçurumlara sebeb oldu. Türkiye gibi aleti üretmeyen ama tüketen toplumlarda, nesiller arasındaki bu fark daha da derinleşti. Bir zaman sonra çocuk ile baba arasında meydana gelen bu fark, sanki çocuğun babasından daha zeki, bilgili, anlayışlı olduğu gibi sakat bir anlayışı da peşinden getirdi. Bu anlayışın en hazin neticesi de, toplumdaki ortak anlayışa ayak uydurmak suretiyle babasındaki birikimi reddeden çocuğun, dünyaya sanki ilk defa geliyormuş gibi hayata başlaması ve nesiller arasındaki bağın kopmasıdır. Oysaki Japon kültüründe&nbsp; “ben evvelâ babama yetişmek zorundayım” diye bir anlayış hâkimdir ki, hem geçmiş nesillerden gelen birikimin berhava olmasına manî olur, hem de nesillerin birbirini red ve inkâr temayülünü ortadan kaldırır. Yine Türkiye’den devam edecek olursak, 500 senelik mütefekkir yetiştirememe devremizde ham yobaz, kaba softadan sonra yerleşen kuru taklitçilik, tarih muhasebesi yapmak yerine red ve inkâr temayülünü benimsemiş ve geçmiş nesillerden günümüze doğru oluk oluk akan tüm içtimâî müesseseleri ortadan kaldırmıştır. Bir diğer tarafıyla da, olmadan oldum sanan çeyrek adamlar her tarafı sarmış bulunmaktadır.</p>

<p>Babaya, ataya ve ustaya olan hürmeti -burada sahte hürmetten değil, tüm şartlarıyla beraber hakiki hürmetten bahsediyoruz- yeniden tesis etmek mecburiyetindeyiz. Aksi hâlde zaten kopuk olan bağlar, bir daha tamir edilemez hâle gelir ve tıpkı kökleri kopartılmış ağaç gibi ölürüz.</p>

<p>- <b>“Zekâ istihzadır telâkkisi” </b>İlâhî nimetlerin en büyüklerinden bir olan zekâ, istihzanın emrine tahsis edilmişse letafet ve zerafet ortadan kalkar, onun yerini bayağılık ve kabalık alır. Türkiye’de bu vaziyete en müsait misal herhâlde Cem Yılmaz’dır. Cem Yılmaz ve onun yaptığı bu işten elde ettiği popülarite, esasında toplumun da zekâsını aynı istikâmette sarf etmesinin vesilesi olmuştur. Her şeyi bir istihza mevzu hâline getirip, sonunda da belden aşağı vurmanın adı mıdır espri? Orjinal iş ve eserler ortaya koyanlar ile Cem Yılmaz’ın bir arada bulunduğu listeden beri “en zeki kimdir” anketi yapılsa, ne yazık ki büyük çoğunluğun “Cem Yılmaz” şıkkını işaretleyeceği bir ülkede yaşıyoruz.</p>

<p>Zekânın istihzanın emrine tahsis edilmesinin neticesiyse, toplumun kendi arasındaki münasebeti iflâsa sürüklemesidir. Arkadaşıyla alay etmek için fırsat kollayan, gününü büyük bir kısmını alay etmek üzere çevresinin zaaflarını kollamakla geçiren bir cemiyet nereye varabilir ki?</p>

<p>Sözün başına dönecek olursak, zekâ ilâhî bir nimettir ve verilen her nimet gibi hesabı sorulacaktır. Başyücelik Devleti’nin temel prensiblerinden biri olan Cemiyetçilik dolayısıyla, zekânın sarf edileceği istikâmette, cemiyetin menfaatidir. Bu ahlâkın yerleşmesiyle beraber istihzaya tahsis edilen zekânın sahiblerine itibar edilmeyecek, bilhassa hor görülecektir.</p>

<p>- <b>“Kıskançlık...” </b>Bir çok tabiri ve birçok tasviri olsa da, belki de sahteliklerimizin, olmadığımız hâlde sahibi görünmeye çalıştığımız mânâların hakikileriyle karşılaştığımız taktirde meydana gelen duygu durum bozukluğu, illettir kıskançlık.</p>

<p>İbda Hikemiyâtında geçtiği üzere, “kıskançlık nedir?” diye tasavvuf büyüklerine sorulduğunda, “ruhumuza ait öyle bir maraz ki, başka her illetin çaresi var, onun yok” cevabı alınmıştır.</p>

<p>Cemiyet planında meydana gelecek bir zihniyet değişimi vesilesiyle, kıymet hükmü iş ve esere kaydırılmak suretiyle sahtelikleri tepeleyerek belki de bu illetin bir nebze de olsa önü alınabilir, ne var ki büyüklerin de buyurduğu üzere tam mânâsıyla bir çaresi de yok ne yazık ki.</p>

<p><b>- “Karşılıklı meddahlık...” </b>Başkasından bir şey çıkmaz” hükmünün, “beni görmeyen, methetmeyenden bir şey çıkmaz” safhasına geçmiş hâli diye tanımlayabiliriz herhâlde. Hakikatten ziyade benlik derdinde, ahlâktan ziyade pohpoh ile ileriye zuhur edileceğini zanneden,&nbsp; “iyi, doğru ve güzel” ölçütünü kendi nefsine hoş gelene irca etmiş, kendine tapınmaktan kaynaklanan maraz.</p>

<p>Dikkat ediyorsanız, işler dönüyor dolaşıyor ve “iyi, doğru ve güzel” ölçütüne takılıyor.</p>

<p>İnanan, hakikat kaygısı taşıyan bir cemiyette, yahut daha da özelde cemiyetin münevverlerinde böylesi bir marazın umumileşmesi mümkün değildir.</p>

<p><b>- “Birbirini çekiştirmek...” </b>Samimiyetsizlik... Kimsenin kimseye saygısının kalmadığı, diğer bir kimseyi önemsemediği, değer vermediği, kendisine de saygısını yitirdiği şartlarda ortaya çıkan marazlardan biri de birbirini çekiştirmektir. Memleketimizde bu arazın da ne denli yaygın olduğundan bahsetmeye lüzum yok herhâlde.</p>

<p>Hele ki bugünün dünyasında iletişim vasıtalarının çeşitlenmesi ve yaygınlaşmasından sonra, sanki imkân var diye devamlı suretle kullanılması gerekiyormuş gibi bir psikoloji meydana geldi. Sürekli iletişim içinde bulunmak aslında insanın fıtratına aykırı. İnsan kendi fıtratına aykırı bir iş üzere ne kadar çok mesai sarf ederse, ondan bir o kadar zıtlık daha sadır oluyor ve problemin kaynağında yer alan samimiyetsizliği keşfetmek daha da zorlaşıyor.</p>

<p>İslâm, baştan başa ihlâsa dayalı bir din olduğuna göre, Müslüman bir milletin samimiyet ile alâkalı bir menfilik içinde bulunması düşünülemez.</p>

<p><b>- “Dedikodu...” </b>Donukluğu resmeden en net ifâdelerden biri de dedikodudur. Birbirini çekiştirmekte bile bir hareket varken, dedikodu, yapan ve dinleyen açısından donukluğun, şahsiyetsizliğin ve kifayetsizliğin açık bir ifâdesidir.</p>

<p>Kendi başına şahsiyet olamayan, liyakatsiz, işe yaramaz ve tüm bu vasıfsızlığına rağmen en azından susmayı da beceremeyenlerin biricik meşgalesi dedikodu.</p>

<p><b>- “Saygısızlık...” </b>Samimiyetsizliğin ve riyakârlığın olduğu yerde, saygı ne gezer? Karşılıklı meddahlığa benzer bir şekilde karşılıklı olması kaydıyla duyulan saygı, ne ifâde eder ki? Her iki tarafında karşı tarafın keleş yüzlerini kurcaladığı ve eğer ki adı rekabetse öne geçmeye değil de dibe çekmek üzere hayat sürdüğü zamanımızda, saygı kelimesini telaffuz etmek bile tüyler ürpertici.</p>

<p>Saygın bir toplum olmadan, saygın insanlar gibi hayat sürmeden saygı bekliyor olmak da işin diğer bir ciheti.</p>

<p>İnsan eğer ki eşref-i mahlukat ise, kendince hiçbir sebeb bulamasa bile, sırf varlığına biçilen bu peşin paye dolayısıyla birbirine saygı göstermek durumundadır. Hayvanların bile sürü içinde kendilerinden kıdemliler karşısında takındıkları tavır, insanoğlunun ne denli alçalmaya müsait bir varlık olduğunu da göstermektedir.</p>

<p><b>- “Disiplinsizlik...”</b> Çağımızın en büyük meselelerinden biri de disiplinsizlik. Fransız İhtilâlinden sonra meydana gelen zihniyet değişimi, cemiyetçiliği iptal etmiş ve yerine ferdiyetçiliği benimsemiştir. Bu zihniyetin dünya çapında hâkim olması dolayısıyla da, ahlâk başta olmak üzere insanî müesseseler bir bir iflâs etmiş, cemiyetin yapı taşı hüviyetinde olan aile nizamıyla beraber de tüm nizam çözülmüştür. Bu Batı’da da, Batı’nın taklitçisi durumundaki Doğu’da aynıdır.</p>

<p>İnsan, nefsi dolayısıyla zaptürapt altına alınmaktan hiç ama hiç haz etmez. Peki ama biz hazcı mıyız ki, nefsimiz hazzetmiyor diye insan olma memuriyetinden kendimizi alıkoyalım?</p>

<p>Dergimizin Ekim 2014 sayısında, “Hürriyet ve Ahlâk” bahsini konu edinen yazısında Abdullah Kiracı şu hususların altını çizmişti:</p>

<p>“Peygamberler eliyle gelen Mutlak Fikir ve onun insanlara hayat normu olarak getirdiği “doğru, iyi, güzel” ölçüleri olursa, ruh ve nefs birlikteliğinden müteşekkil insanın nefs kutbu ruhun boyunduruğu altına girme durumunda kalacaktır. Mümeyyiz vasfı boyunduruk kabul etmemek, Yaratıcısı dâhil her varlıktan kendini üstün görmek olan nefs, ruhu kendi esiri yapmaya uğraşır. Bu vaziyeti, her ahlâkî öğretinin kurallarını çiğneme temayülünde olan insanoğlu, kendi iç tecrübesiyle bilmektedir. İnsan tüm istediklerini elde ettiğinde, kendince çok önemli gördüğü bir şeyi –kadın, para, güç vs- ele geçirdiğinde yaşadığı boşluk, aslında nefsin esareti altında kıvranan ruhun dünyada bulunuş gayesini bulamamasına işaret etmektedir ve çözüm olarak ruh, hiçbir beşerî hazzı hissetmeyerek kendini iptal eder. Bunun son raddesi kendi varlığını iptal demek olan intihardır. İnsanın nefse esaretinin belki de mukadder neticesi, kendisini yekten iptal anlamına intihardır.”</p>

<p>İnsanın, nefsinin boyunduruğuna girmek suretiyle yokluğa sürüklenmemesi için tutunabileceği tek dal belki de disiplin... Olmazsa olmaz olan...</p>

<p><b>- “Bohemlik...” </b>Disiplin dalına tutunulamadığı için nefsin boyunduruğuna girenlerin, sanki matah bir vaziyette bulunuyormuşçasına kendi serseriliklerini tanımlamak için kullandıkları Fransızca kelimedir. Ve ne yazık ki bilhassa aydın ve sanatçı geçinen sürünenlerle sürüngenler arası güruhta son derece meşhur yaygındır. Memleketimizde bohem tabirinin çerçevesine giren ve ulvi tarafa doğru akması muhtemel çapta sanatkâr mizaçlılar acaba bir elin parmağını geçer mi?</p>

<p><b>- “Nükte hastalığı...” </b>Einstein’ın belki hiçbir teorisini bilmeyiz ama hakkında bir sürü espri yapmaktan da geri durmayız. Hayatlarımızda ne yazık ki bu şekilde geçiyor, neredeyse hiç ama hiçbir şeyi bilmiyoruz; fakat hakkında şaka yapmaktan da kendimizi bir türlü alıkoyamıyoruz. İnsanın altta kaldığı kimi psikolojik durumlarda üste çıkmak adına gülmesi gibi, biz de maliki olmayı bir türlü beceremediğimiz, kavrayamadığımız mânâların şakasını yapmak suretiyle, sanki onları kavramış gibi mi hissediyor ve böylelikle de tatmin mi oluyoruz acaba?</p>

<p>Ne yazık ki ciddiyet öyle nadir bir istisna hâline gelmiş ki, ciddi bir şey konuşulduğunda, “bak cidden” veya “ciddi bir şekilde” gibi hatırlatmalar yapmak durumunda kalıyoruz.</p>

<p>Fani olan bu hayat, en başta ölümlü oluşuyla aslında ne kadar da ciddi değil mi? Oysa “ciddiyet içinden çöl olsa çıkılmaz!” Şu emre nisbetle ne hafif, ne ukalayız!</p>

<p><b>- “İlim Sahtekârlığı...” </b>Birinin hem ilim adamı olup, hem de ilim sahtekârlığı yapması mümkün müdür? Aslında paradokslardan biri de budur herhâlde. İlm, idrak etmek demektir bir mânâsıyla. Birisi, başka birinin yediği yemeği nasıl ki kendisi yemiş saymıyorsa, aynı şekilde başkasının idrak ettiğini de kendisi idrak etmiş sayamaz. İlmin daha hususi hâli olan marifete bakılarak da neyi idrak edip etmediği şıp diye anlaşılabilecek olan bu kimse, iltifatı marifete tabi olan bir cemiyette barınamayacağından, bizim zihniyetimiz içinde böylesi bir alçalma şekline de tabiî olarak yer yoktur.</p>

<p><b>- “Hırsızlık...” </b>Bir televizyon programına konuk olan Prof. Dr. Celal Şengör anlatmıştı; Türkiye’de ilk jeoloji kitabı olarak kabul edilen eser, Fransa’da turistlere fosil satan bir dükkanın bastırmış olduğu broşürün tercümesidir! Sokaktaki insan, bu akademisyen kadar hiçbir şekilde alçalamaz herhâlde.</p>

<p><b>- “Caizecilik...” </b>Üstad Necib Fazıl, caizeciliği; en iddialı, en küstah isimler altında, edebiyat ve fikriyat dedikleri bomboş kadronun, mevhum, fakat mücerred itibar çığırtkanlığını yaparak koparılan para diye tanımlıyor. Edebiyat ve fikriyata bugünün havuz medyasını, kartel medyasını tüm kanal ve gazeteleriyle beraber ekleyip, bunun yanına da “çıkar amaçlı suç örgütü” gibi ortaya çıkan, çıkar amaçlı cemaatlerin dergilerini de ilâve edip, bir kez daha okuyalım...</p>

<p><b>- “Dalkavukluk...” </b>“Dalkavukluk” diye bir film çekilse, alt başlığı da “Mümkün ola padişahım belki derya tutuşa” olsa, bu filmde, bugünün milletvekili, akademisyen, bürokrat, aydın, sanatçı, gazeteci, muhabir, patron, işçi ve toplumun geri kalan tümünü rahatlıkla izleyebiliriz herhâlde. Samimiyetsizliğin, saygısızlığın, korkaklığın, saygısızlığın, şahsiyetsizliğin ve ahlâksızlığın karşılıklı hâli olan dalkavukluk cemiyetimize öylesine sinmiş vaziyette ki, yukarıda sıraladığımız fikir ve sanat ahlâkının mayalanmasına mani olan hasletler bir bir ortadan kaldırılmadıkça tek başına çözüme kavuşturulabilmesi mümkün değil.</p>

<p align="center">***</p>

<p>İslâm merkezli bir maarif sisteminin nasıl olması gerektiğine dair ele aldığımız başka bir yazıyı <strong><a href="https://www.barandergisi.net/egitim-sistemi-nasil-olmali" target="_blank"><span style="color:#d35400;">buradan</span></a></strong> okuyabilirsiniz!</p></p>]]></content:encoded>
      <category>Eğitim</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/buyuk-dogu-ibda-anlayisina-gore-egitim-nasil-olmali</guid>
      <pubDate>Sat, 30 Sep 2023 11:21:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2023/09/buyuk-dogu-ibda-anlayisina-gore-egitim.webp" type="image/jpeg" length="93794"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İslam düşmanlığı yapan okul müdürüne para cezası!]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/islam-dusmanligi-yapan-okul-mudurune-para-cezasi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/islam-dusmanligi-yapan-okul-mudurune-para-cezasi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[TİHEK, Eskişehir'de, depremzede öğrenciyi başörtüsü sebebiyle okula kaydetmediği belirtilen özel okul müdürü hakkında 89 bin 571 lira idari para cezası uygulanmasına karar verdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu'ndan (TİHEK) yapılan açıklamada,&nbsp;deprem&nbsp;nedeniyle naklini Eskişehir’de bir okula aldırmak isteyen öğrencinin başörtülü olması sebebiyle kaydının kabul edilmemesinin din ve inanç ile cinsiyet temellerinde ayrımcılık yasağına aykırılık teşkil ettiği iddiasıyla resen inceleme başlatıldığı hatırlatıldı.</p>

<p><strong>"Çoklu ayrımcılığa maruz kalındığı kanaatine varılmıştır"</strong></p>

<p>İnceleme sürecine ilişkin bilgiler aktarılan açıklamada. "Dosya kapsamında yer alan tüm hususlar birlikte değerlendirildiğinde, mağdur öğrencinin, din ve inanç özgürlüğünün dışsal boyutu doğrultusunda başörtülü olmasından dolayı&nbsp;eğitim&nbsp;hizmeti sunan (ilgili) tarafından farklı muameleye maruz bırakıldığı, muhatap okulun sunduğu gerekçeler göz önünde bulundurulduğunda bu farklı muamelenin objektif ve makul bir sebebe dayandığının ortaya konulamadığı ve muhatap okul tarafından din ve inanç ile cinsiyet temellerinde doğrudan ayrımcılık yasağının ihlal edildiği ve çoklu ayrımcılığa maruz kalındığı kanaatine varılmıştır." ifadesi kullanıldı.</p>

<p><strong>89 bin 571 lira para cezası uygulandı</strong></p>

<p>Açıklamada, başvuruda ayrımcılık yasağı ihlali yapıldığına, muhatap hakkında 89 bin 571 lira idari para cezası uygulanmasına ve karara karşı tebliğ tarihinden itibaren 60 gün içinde&nbsp;Ankara&nbsp;İdare Mahkemesine başvurulabileceğine, oy birliğiyle karar verildiği kaydedildi.</p>

<p><strong>İddianameden</strong></p>

<p>Eskişehir&nbsp;Cumhuriyet Başsavcılığınca mart ayında depremzede öğrenciyi&nbsp;başörtüsü&nbsp;nedeniyle okula kaydetmediği iddiasıyla yaşanan olayla ilgili başlatılan soruşturma kapsamında ifadesi alınan özel okul müdürü İ.S. hakkında sevk edildiği Eskişehir 2. Sulh Ceza Hakimliğince adli kontrol tedbiri uygulanmasına karar verilmişti.</p>

<p>Cumhuriyet Başsavcılığınca, Hatay'dan kente gelen depremzede öğrenci T.N.İ'nin (15) başörtülü olduğu gerekçesiyle okula kaydının yapılmadığı iddiasına yönelik başlattığı soruşturma tamamlanmış, okul müdürü İ.S. hakkında "halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılama" suçundan 1 yıla kadar hapis cezası istemiyle hazırlanan iddianame, Eskişehir 8. Asliye Ceza Mahkemesine gönderilmişti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hazırlanan iddianamenin idari ve disiplin yönünden Eskişehir Valiliğine, insan hakları ve ayrımcılık yönünden ise Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumuna gönderildiği bildirilmişti.</p>

<p>Eskişehir 8. Asliye Ceza Mahkemesinde görülen davada özel okul müdürü beraat etmiş, karara ilişkin başsavcılıkça istinaf başvurusu yapılmıştı.</p></p>]]></content:encoded>
      <category>Eğitim</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/islam-dusmanligi-yapan-okul-mudurune-para-cezasi</guid>
      <pubDate>Thu, 28 Sep 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2023/09/basortulu-mahkeme.webp" type="image/jpeg" length="61966"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Başörtülü öğrenciyi taciz eden profesöre şaka gibi ceza!]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/basortulu-ogrenciyi-taciz-eden-profesore-saka-gibi-ceza-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/basortulu-ogrenciyi-taciz-eden-profesore-saka-gibi-ceza-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Prof. Dr. Hakan Karpuz, İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi öğrencisi A.S.’yi taciz etti. Profesör, 14 Eylül tarihinden itibaren 3 ay görevinden uzaklaştırıldı ve maaşının 3’te 1’ine el konuldu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p fragment="1076eead8b5">İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde okuyan A.S. isimli öğrenci, geçtiğimiz nisan ayında Kardiyoloji dersinin sözlü sınavına giren Prof. Dr. Hakan Karpuz'un sözlü cinsel tacizine uğradığına dair Dekanlığa dilekçe sundu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h4 fragment="cdda2e40db"><strong>Akıl almaz sözler</strong></h4>

<p><em>Yeni Şafak'ın haberine göre</em> başörtülü öğrenci A.S., fakültenin Kardiyoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Hakan Karpuz’un kendisine, “Türbanını açınca nasıl görüneceğini merak ediyorum. Saçlarını hayal etmek istiyorum. Bir ilişkide kriterlerin neler? Annenlere yüz görümlüğü mü vermeliyim? Alımlı ve genç bir kadın gibisin. Bir erkek seninle birlikte neler yaşayabileceğini hayal edemediği için seninle olmuyordur. Seninle nasıl bir ilişki yaşayabileceklerini tahmin etseler... Yanlış anlama ama sen erkeklere köşede seninle öpüşebilecek izni vermeyeceğinden sevgilin olmuyordur. Seni köşede sıkıştırmaktan ve başka şeyler yapmaktan daha medeni bunları sana söylemem. Beni rahatsız eden bir güzelliğin var” sözleri ile cinsel ve dini değerlerine tacizde bulunduğunu iddia etti.</p>

<h4 fragment="4e8356cee7"><strong>Üç ay görevden uzaklaştırıldı</strong></h4>

<p fragment="11db5cb7031">A.S.’nin yaşadığı olayı anlatarak verdiği dilekçenin ardından Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Dekanlığı, Hakan Karpuz hakkında disiplin süreci başlattı. Karpuz, 2547 sayılı kanunun 53. maddesinin B fıkrası uyarınca 14 Eylül tarihinden itibaren 3 ay görevinden uzaklaştırıldı ve maaşının 3’te 1’ine el konuldu.</p>

<p>2547 sayılı kanunun 53. maddesinin B fıkrası: Devlet ve vakıf yükseköğretim kurumlarının öğretim elemanlarına uygulanabilecek disiplin cezaları uyarma, kınama, aylıktan veya ücretten kesme, kademe ilerlemesinin durdurulması veya birden fazla ücretten kesme, üniversite öğretim mesleğinden çıkarma ve kamu görevinden çıkarma cezalarıdır.</p></p>]]></content:encoded>
      <category>Eğitim</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/basortulu-ogrenciyi-taciz-eden-profesore-saka-gibi-ceza-1</guid>
      <pubDate>Wed, 20 Sep 2023 15:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2023/09/hakan-karpuz.webp" type="image/jpeg" length="39119"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Milli Eğitim Bakanı Tekin: Öğretmenler çok yetersiz!]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/milli-egitim-bakani-tekin-ogretmenler-cok-yetersiz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/milli-egitim-bakani-tekin-ogretmenler-cok-yetersiz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, öğretmen adaylarının kendi alanını bilip bilmediğine dair cevapladığı 75 soruluk bir testi örnek vererek, cevaplanma oranının yüzde 37 olduğuna dikkati çekti ve çok yetersiz olduğunu söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Okullara matematik, fizik, fen bilimleri, kimya gibi dersleri okutsun diye istihdam edilen öğretmenlerin girdiği "Öğretmenlik alan bilgisi testi"ndeki yüzdelik ortalamasını branş ismi vermeden paylaşan Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, öğretmen adaylarının kendi alanını bilip bilmediğine dair cevapladığı 75 soruluk bir testi örnek vererek, cevaplanma oranının yüzde 37 olduğuna dikkati çekti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yüzde 51, yüzde 47 gibi cevaplanma oranları olan başka testlerden de örnekler veren Tekin, "Çok düşük. Ben okulda X dersini okutsun diye bir öğretmen istihdam edeceğim ama 4 yıllık lisans programı sonunda öğretmenimizin alan bilgisi testi, kendisine sorulan sorulardan yüzde 35'ine doğru cevap veriyor. Bu mesela okuduğum fen bilimleri testi. Mesela bir başka test yüzde 45. Mesela ilköğretim matematik yüzde 30. İngilizce yüzde 46. İngilizceyi önemseme sebebim, hani 'Yabancı dil öğretemiyoruz' tartışmaları. Bu beni mesela ürkütüyor, rahatsız ediyor. Mesela lise matematik yüzde 27" bilgilerini paylaştı.</p>

<p>Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, ilahiyat fakülteleri meslek dersleri öğretmenliği ile rehberlik öğretmenliğinde oranların yüksek olduğuna dikkati çekerek, tarihte başarı oranının ise yüzde 44, Türk dili ve edebiyatında da bunun yüzde 41 olduğunu aktardı.</p></p>]]></content:encoded>
      <category>Eğitim</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/milli-egitim-bakani-tekin-ogretmenler-cok-yetersiz</guid>
      <pubDate>Mon, 18 Sep 2023 10:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2023/09/meb-yusuf-tekin-ogretmenler-cok-yetersiz.webp" type="image/jpeg" length="30794"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Çocukların eğitimi ve İslâm]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/cocuklarin-egitimi-ve-islam</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/cocuklarin-egitimi-ve-islam" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Canlılar içinde, “eğitilmeye” en elverişli olanı insandır. Bu, insandaki «etkilenmek» kabiliyetinden gelmektedir. İnsan, hiçbir canlının ulaşamayacağı ölçü ve seviyede “etkilenir” ve “etkileri” kendi maddî ve manevî varlığında biriktirir ve kendine has bir terkibe ulaştırır.</p>

<p>İnsan, önceleri, kendine ulaşan “etkileri” alır ve kendi varlığında yoğurur, sonra da yepyeni bir terkip içinde bizzat bilgi ve “etki” kaynağı haline gelir. Zaten, “eğitim”, gerek “pasif”, gerek “aktif” yönleri ile bir bütündür. Bu sebepten, “eğitim sosyologları”, terbiye vetiresini, “etkileşme” biçiminde ele alırlar.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Modern pedagoglara göre, “eğitimin yaşı yoktur”. O, Şanlı Peygamberimizin buyurdukları gibi «beşikten mezara kadar» devam eder. Hatta, İslâm'a göre, insan, “ilkah” (döllenme) anından başlayarak, “ana rahminde” ve doğumundan sonra, bütün hayatı boyunca, İslâm iman ve ahlâkının gerektirdiği maddî ve manevî atmosfer içinde bulundurulmalıdır. İslâm'a göre, çocuk, “besmele” ile ana rahminde tomurcuklanmalı, helâl lokmalarla oluşmuş "ana kanı"&nbsp;ile beslenmeli, doğumdan sonra helâl sütle doyurulmalı, yüce ve mukaddes adlarla şereflenmeli, daha bir haftalık iken kulaklarına “Ezan-ı Muhammedî” ve “Kâmet-i Şerif” okunmalı, söyleyeceği ilk kelime “Allah” olmalı; öğrenme çağına gelince yüce ve mukaddes kitabımız Kur'an-ı Kerim'i okumayı öğrenmeli, idrakine göre İslâm'ı tanımalı, bilmeli ve yaşamaya başlamalıdır. Ailesinin pak ve temiz hariminde Müslüman olmanın, bütün hazzını yaşamalı, Şanlı Peygamberimize, çok üstün bir sevgi duymalı, O'nu canından daha aziz bilmeli, bütün Ashab-ı Kiram'ı, bütün Ehl-i Sünnet büyüklerini saygı ve sevgi ile anmalı, onların izinde yürüyen atalarını, minnet ve şükranla yâd etmelidir.&nbsp;</p>

<p>“Büyüsün de bunları sonra öğrenir!” tarzındaki bir anlayış kesin olarak yanlıştır. Modern pedagoglar, «eğitimin» bir aktüalitesi olduğunu söylerler, yine onlara göre, “çocukların eğitiminde” 0-5 yaş arası, çok önemlidir. Bu araştırmacılar, yetişkinlik devresinde, maruz kaldığımız birçok bunalımın kaynağının bilhassa 0-2 yaş arasında bulunduğunu «ilmî verilere»&gt; dayanarak belirtmektedir. Hele modern psikanalistler, «eğitim» açısından 0-2 ve 0-5 yaş dönemlerinin önemini ortaya koymak hususunda yarışmaktadırlar. Öte yandan «eğitim psikologları», ilkokul çağına (yedi yaşına) gelen çocukların, yüzde 70 nisbetinde şahsiyetlerinin temellerini kurduklarına kânidirler. Evet, insan, en ileri yaşlara kadar öğrenme kabiliyetini kaybetmez. Lâkin, ilmî araştırmalar kesin olarak göstermiştir ki insanın bedenî ve zihnî güçleri, belli bir yaştan sonra ağır ağır da olsa gerilemektedir.</p>

<p>Esefle belirtelim ki insanın gerilemeye başlaması, 24 - 26 yaşlarından sonra -ağır bir tempo ile de olsa-başlar. Onun için İslâmiyet, çocuğun «eğitimine»&gt; mümkün mertebe erken başlamamızı ister. Bu işin ihmal edilmesini asla istemez. İslâm'a göre çocuklar, ana babaları elinde birer “ilâhî emanettirler”.</p>

<p>Ana babalara düşen iş çocuklarını, "her iki dünyada"&nbsp;mesut edecek bilgi ve değerlerle donatmaktır. Kız olsun, erkek olsun, bütün çocukların muhtaç oldukları "eğitim", yaşlarına başlarına, zamana zemine ve İslâm'a uygun düşecek bir biçimde alması gerekir. Onların dünyada ve ahirette bedbaht olmamaları için ne gerekirse yapılmalıdır. Nitekim yüce ve mukaddes kitabımız Kur'an-ı&nbsp;Kerim'de şöyle buyurulur: “Ey iman edenler, kendinizi ve çoluk çocuğunuzu ateşten koruyunuz.” (Bkz. et-Tahrim Sûresi, âyet 6) Yüce İslâm'ın bu emirlerini yerine getirmeyen analar, babalar ve cemiyetler, yalnız dünyalarını kan ve ateşe boğmazlar, «ebedî hayatlarını» ve «saadetlerini» de tehlikeye atarlar. Evet, "Kurtuluş İslâm'da...".</p>

<p></p>

<p>S. Ahmet Arvasi, Türk İslam Ülküsü, s. 13-14</p></p>]]></content:encoded>
      <category>Eğitim</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/cocuklarin-egitimi-ve-islam</guid>
      <pubDate>Sun, 10 Sep 2023 17:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2023/09/cocuklarin-egitimi-ve-islam.png" type="image/jpeg" length="86145"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Liselerde sınıf tekrarı geri geldi]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/liselerde-sinif-tekrari-geri-geldi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/liselerde-sinif-tekrari-geri-geldi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Liselerde sınıf geçme ve sınıf tekrarına ilişkin detayların yer aldığı yönetmelik, Resmi Gazete'de yayımlandı. Buna göre; Liselerde sınıf tekrarı geri geldi. Alt sınıf dâhil 6'dan fazla dersi başarısız olan sınıfta kalacak.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Liselerde sınıf geçme ve sınıf tekrarına ilişkin detayların yer aldığı yönetmelik, Resmi Gazete'de yayımlandı. Buna göre; Liselerde sınıf tekrarı geri geldi. Alt sınıf dâhil 6'dan fazla dersi başarısız olan sınıfta kalacak.</p>

<p>Liselerde 50 ortalamayla sınıf geçme uygulamasına son verildi. Açık lise geçiş de zorlaştırıldı.</p>

<p><strong>Ahlaktan da sınıfta kalma var mı?</strong></p>

<p>Eğitim müesseseleri öğrencilerin maddi tarafıyla ilgilenmekten manevi tarafını unutmuş vaziyette. Yahut manevi tarafıyla ilgilenmedikleri için maddi tarafı artmış vaziyette.&nbsp;</p>

<p>Evrensel değerler saçmalığından arındırılmış, bizzat bize köklerimizi yeniden hatırlatan, geçmişinden ders alan, ders çıkaran bir ahlak eğitimi her geçen gün daha da kendisini hissettiriyor.</p>

<p>Nasıl ki altı dersi başarısız olan öğrenci sınıfta kalıyorsa, bu derslere din ve ahlak da dahil edilmeli. Çünkü ahlak olmadan ve kendi dinini, tarihini ve kültürünü gözetmeden verilecek eğitimden insan değil sadece yığınlar ççıkarabiliriz.&nbsp;</p>

<p>Seyyit Ahmet Arvasi’nin ahlak eğitimine dair deklare ettiği beş madde de bu hususta önem arz ediyor:</p>

<p>1. Türk milli eğitimi, ahlâk derslerini, teorik bir «laf ü güzaf» olmaktan çıkaracak, milletimizin vicdanında yatan değerlere bağlı olarak yapacaktır. Yani, «ahlâk eğitiminde» dinî ve millî ahlâk telakkilerimiz esas alınacaktır.</p>

<p></p>

<p>2. Okullarda verilen ahlâk dersleri, millî ve dinî hayatımızın desteklediği değerlere ters düşemez. Ahlâk, «içtimaî bir müessesedir» laf değil…</p>

<p></p>

<p>3. Ahlâk teori değil, bizzat milletin yaşadığı ve yaşamak istediği «iyi haller» olarak pratiktir. Kâbil-i tatbik olmayan filozofik doktrinler, millî ve dinî hayatımızın yoğurduğu vicdanlarda heyecan ve hassasiyet uyandırmayan felsefi kanaatler, genç vicdanlara sadece yük olur. Fayda değil, zarar tevlid eder.</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>4. Fransız sosyologu G. Gurvitche'in işaret ettiği gibi, bir ahlak filozofisi, teoride gerekli olabilir, ancak, bu milli törelerle ve dinî ahlâkla çatışan ve millî vicdanı tahrip edici biçimlerde tezahür edemez. Bir ahlâk felsefesi yapılabilir, ancak, bundan «norm çıkarmak» kâbil değildir. Teorik bir ahlâk felsefesi, millî ve dinî ahlâkı geliştirici, besleyici, destekleyici ve onlarla iş birliği yapıcı nitelikte olursa elbette faydalı olur.</p>

<p></p>

<p>5. Öte yandan ahlâk eğitimini yapan öğretim vasatının ve kişilerin millî ahlâkı yaşayan, yaşatan değerlerle yoğrulmuş olması şarttır.</p></p>]]></content:encoded>
      <category>Eğitim</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/liselerde-sinif-tekrari-geri-geldi</guid>
      <pubDate>Fri, 08 Sep 2023 12:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2023/09/liseler.webp" type="image/jpeg" length="12374"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Liselerde sınavlar, test usulüyle değil yazılı yoklama şeklinde yapılacak]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/liselerde-sinavlar-test-usuluyle-degil-yazili-yoklama-seklinde-yapilacak</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/liselerde-sinavlar-test-usuluyle-degil-yazili-yoklama-seklinde-yapilacak" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Milli Eğitim Bakanlığı, liselerdeki sınavların test usulü değil yazılı yoklama şeklinde yapılmasına yönelik düzenlenme yaptı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Milli Eğitim&nbsp;Bakanlığı Ortaöğretim Kurumları Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik Resmi Gazetenin bugünkü sayısında yayımlandı.</p>

<p>Yeni yönetmelikte liselerde sınıf tekrarı, devamsızlık ve açık öğretime geçişlere ilişkin hükümlerin yanında yeni yeni maddeler de yer aldı.</p>

<p>Öğrencilerin sınavlarının nasıl yapılacağına ilişkin düzenlemenin yer aldığı yönetmelikte, daha önceki düzenleme ile bir dersin bir sınavının test usulü ile yapılabilmesi uygulamasına son verildi.</p>

<p>Bu kapsamda, cevaplarını öğrencinin oluşturduğu ve farklı bilişsel düzeylerdeki kazanımları ölçen maddelerden oluşan yazılı yoklama şeklinde yapılacak. Artık liselerde tüm kademelerde sınavlar, klasik ölçme yöntemleri ile yapılacak.</p>

<p>Türk dili ve edebiyatı dersi sınavlarının, dinleme, konuşma, okuma ve yazma becerilerini ölçecek şekilde yazılı ve uygulamalı olarak yapılmasına yönelik düzenleme yapıldı. Bu kapsamda, bundan sonra Türk dili ve edebiyatı ders sınavları da yabancı dilde 4 dil becerisini ölçen sınav usulüne göre yapılacak.</p>

<p><strong>E-portfolyo uygulaması ile sosyal sorumluluk programı</strong></p>

<p>Öğrencilerin ilgi ve yetenekleri doğrultusunda mezun olana kadar sosyal sorumluluk programı kapsamındaki çalışmalara, hayat boyu öğrenme kapsamında oluşturulan uzaktan ya da&nbsp;yüz yüze eğitim&nbsp;modüllerine ve ulusal veya uluslararası alanlarda proje çalışmalarına katılımlarını sağlamak ve yapılan çalışmaların sertifika veya belgeye dayalı olarak e-portfolyo sistemi ile kayıt altına alınmasını temin etmek amacıyla düzenlemeye gidildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu kapsamda yönetmeliğe "sosyal sorumluluk programı" eklendi.</p>

<p>Bunun yanında, okul yöneticileri ve öğretmenlerin görev tanımlarında güncellemeye gidildi.</p>

<p>Öğrenciler, lise öğrenimleri sürecinde sosyal sorumluluk programı çalışmaları, ortaöğretim kurumlarında 40 saat, mesleki ve teknik ortaöğretim programlarında ise 20 saat olarak uygulanacak.</p>

<p>Anadolu teknik programında yer alan ortak dersleri destekleyen ve yükseköğretime hazırlayan Akademik Destek Programı dersleri alan/dal öğretim programı haftalık ders çizelgesinde seçmeli dersler arasında gösterilerek okutulması amaçlandığından değişikliğe gidildi.</p>

<p>Proje okullarına yönelik Bakanlıkça yürütülen yeni düzenleme kapsamında, merkezi sınav puanıyla öğrenci alan okullar ile proje okulları yeniden tanımlandı.</p>

<p>Merkezi sınavla öğrenci alacak okulların belirlenmesine yönelik iş ve işlemler, "Bakanlık merkezi sınavla öğrenci alan okulları belirleme komisyonu" marifetiyle yürütülecek.</p>

<p>Mesleki eğitim merkezlerine ortaokulu veya imam hatip ortaokulunu bitirip kayıt olacak öğrencilerin 14 yaşını doldurmuş olma şartı getirildi.</p>

<p>Bunun yanında ortaöğretim kurumlarına kaydolmak için ortaokulu veya imam-hatip ortaokulunu bitirmiş ve öğretim yılının başlayacağı tarihte 18 yaşını bitirmemiş olma, mesleki eğitim merkezi programına kayıt olacaklarda 14 yaşını doldurmuş olma şartı aranacak.</p>

<p>Yaş şartını taşımayan öğrencilerin örgün ortaöğretim kurumlarına kayıtları yapılmayacak. Öğrenimine ara vermemiş olanlarda yaş şartı aranmayacak. Ancak 22 yaşını tamamladığı eğitim ve öğretim yılının sonunda sorumluluk sınavlarına girerek okuldan mezun olabilecek durumda olanlar hariç olmak üzere okuldan mezun olamayanların ilişiği kesilerek açık ortaöğretim kurumlarına veya mesleki eğitim merkezine yönlendirilecek.</p>

<p>Ancak mesleki ve teknik ortaöğretim kurumları bünyesinde bulunmayan bağımsız mesleki eğitim merkezine kayıt ve ilişik kesmeye ilişkin hususlarda bu fıkranın mesleki eğitim merkezi programına kayıt olacaklarda 14 yaşını doldurmuş olma şartı hariç yaşla ilgili diğer hükümleri uygulanmayacak.</p>

<p>Nakil komisyonlarına Çocuklar İçin Özel Gereksinim Raporu (ÇÖZGER) Raporu ile başvuru yapan öğrencilerin iş ve işlemlerinin kolaylaştırılması sağlandı.</p>

<p><strong>Şube sayıları</strong></p>

<p>9'uncu sınıflara her yıl açılacak şube sayısı, spor liselerinde en fazla 5'i,&nbsp;güzel sanatlar&nbsp;liselerinde ise her bir alan için 2'şer şubeyi geçemeyecek. Takım sporları ve spor dalları dikkate alınarak kız ve erkek öğrenciler için ayrı ayrı kontenjan oluşturulacak.</p>

<p>Öğrenci yerleştirme ve nakil komisyonu tarafından, yurtdışından gelen Türkiye Cumhuriyeti uyruklu ve yabancı uyruklu öğrencilerin merkezi sınav puanı bulunması durumunda mağduriyet yaşamadan, merkezi sınav puanıyla yerleştirilmelerine imkan sağlandı.</p>

<p>Mesleki ve teknik ortaöğretim kurumlarında Anadolu meslek programlarında alana yerleştirme işlemi, 9'uncu sınıfta ders yılı başlamadan bir hafta önce yapılacak tanıtım ve yönlendirme çalışmaları sonucunda ders yılının ilk haftası içinde yapılacak.</p>

<p>Mesleki eğitim merkezi, telafi çerçeve öğretim programında (ustalık telafi) eğitim süresi yoğunlaştırılarak hesaplandığı için devamsızlık yapılan sürelerin eğitim süresine eklenmesi ve telafi eğitim süresinin kayıpsız olarak en fazla 28 haftada tamamlanabilmesi sağlanacak.</p>

<p>Mesleki eğitim merkezi programı içinde geçiş yapmak isteyen öğrenciler ile diğer okul ve program türlerinden mesleki eğitim merkezi programına nakil ve geçiş yapmak isteyen öğrencilerin hangi sınıf seviyesine ve hangi şartlarda hak kaybı olmadan nakil ve geçiş yapabileceği hususunda düzenleme yapıldı.</p>

<p>Yetenek sınavıyla öğrenci alan okullara diğer ortaöğretim kurumlarında öğrenim gören öğrencilerin 11'inci sınıfta da yapılacak yetenek sınavı ile geçiş yapabilmeleri sağlanacak.</p>

<p>Haftalık ders saat sayısı 6 ve üzeri olan derslerde il sınıf/alan zümrelerince karar alınması durumunda üçüncü sınav yapılabilmesine yönelik düzenleme yapıldı.</p>

<p>Uygulamalı sınavları hariç, öğretmenlerin ortak değerlendirme yapabilmelerine imkan vermek üzere birden fazla şubede okutulan derslerin sınavlarının ortak yapılması, soru ve cevap anahtarlarının zümre öğretmenlerince, il sınıf/alan zümreleri ve ölçme değerlendirme merkezi müdürlüğü ile birlikte oluşturulan konu soru dağılım tablosuna göre hazırlanması, ders ve sınıf düzeyinde eksik olduğu tespit edilen konu ve kazanımların değerlendirilmesi, eksiklikleri gidermeye yönelik uygulamaların ders defterinin açıklamalar bölümüne işlenmesi yönünde düzenlemeye gidildi.</p>

<p>Anadolu teknik programının 12'nci sınıfında meslek dersi olmadığından bu alan/dal dersinin 11'inci sınıftan seçilmesi ve staj bitirme sınavından alınan puanın yılsonu başarı puanına etki etmesi için bir dersle ilişkilendirilecek.</p>

<p>Zümre toplantılarında; derslerin daha verimli işlenebilmesi için öğretim materyali ile eğitim ortamlarının etkin kullanımı ve okul dışı öğrenme ortamları da kullanılarak işlenmesi, sınav dönemleri sonrasında yapılan analizler doğrultusunda öğrencilerde tespit edilen konu ve kazanım eksikliklerinin giderilmesine yönelik çalışmaların planlanması ve uygulamaya yönelik esaslar belirlenecek.</p>

<p>İl alan zümrelerinin daha etkin ve verimli olarak yapılması amacıyla il milli eğitim müdürlüğünde görevli ilgili alandaki müdür yardımcısı veya şube müdürünün de toplantıya katılması yönünde düzenlemeye gidildi.</p>

<p>Mesleki ve teknik eğitim çerçeve öğretim programlarında yapılan değişiklik nedeniyle öğrencilerin stajlarını 9'uncu sınıf sonunda başlayarak 11'inci sınıf sonuna kadar tamamlayabilmesine imkan sağlandı.</p>

<p><strong>Öğretmenlere doğum sonrası nöbet görevi</strong></p>

<p>Öğretmenlere, doğum sonrası analık izni süresinin bitimini takip eden 2 yıllık sürenin sonuna kadar istememesi halinde nöbet görevi verilmeyecek. Bu düzeleme ile daha önceki yönetmelikte doğum sonrası 1 yıl nöbet tutmama hakkı, 2 yıla çıkarılmış oldu.</p>

<p>İşletmede beceri eğitimleri sırasında usta öğreticilerin, öğrencilerin beceri eğitimlerini daha verimli şekilde yaptırabilmesi ve iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerinin uygulanabilirliğinin sağlanması amacıyla bir usta öğretici için oluşturulabilen öğrenci grubundaki sayı 40 yerine 16 olarak yeniden düzenlendi.</p>

<p><strong>Kişisel verilerin korunması</strong></p>

<p>Okul yönetimince, başta özel hayatın gizliliği olmak üzere temel hak ve özgürlüklerin korunması amacıyla, öğrencilere ait kişisel verilerin işlenmesine ilişkin iş ve işlemlerin 24 Mart 2016 tarihli ve 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu kapsamında yürütülmesine imkan sağlandı.</p>

<p>Bu kapsamda, 6698 sayılı Kanun'da yer verilen, kişinin açık rızası aranmaksızın kişisel verilerinin işlenmesini mümkün kılan durumlar dışında öğrencilere ait kişisel veriler veli, vasi veya ilgili kişinin açık rızası olmaksızın işlenemeyecek.</p>

<p>Yeni düzenleme ile ayrıca mesleki ve teknik eğitim kurumları alan/bölüm, atölye ve laboratuvar şeflikleri için yapılan değerlendirmelerde ödül ve cezaların öğretmenlikte geçen sürelerle sınırlandırılması sağlandı.</p>

<p>AA</p></p>]]></content:encoded>
      <category>Eğitim</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/liselerde-sinavlar-test-usuluyle-degil-yazili-yoklama-seklinde-yapilacak</guid>
      <pubDate>Fri, 08 Sep 2023 12:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2023/09/t25-hafta-sonu-sinav-var-mi-2-827.webp" type="image/jpeg" length="72814"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İlkokul ve ortaöğretimde din dersleri sayısı artırıldı]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/ilkokul-ve-ortaogretimde-din-dersleri-sayisi-artirildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/ilkokul-ve-ortaogretimde-din-dersleri-sayisi-artirildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yeni haftalık ders çizelgeye göre, ortaokulda din dersi, 16 saate çıkarıldı. Öte yandan tüm ortaokullarda birinci sınıfta 18 saat Arapça dersi verilmesine olanak sağlandı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Milli Eğitim Bakanlığı,&nbsp;(MEB) 2023-2024 eğitim öğretim yılı itibarıyla uygulanacak haftalık ders çizelgelerinde değişiklik yaptı.</p>

<p>Buna göre,&nbsp;ilkokul ve ortaöğretimde din dersleri sayısı ise artırıldı.</p>

<p>MEB Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı’nca yayımlanan yeni haftalık ders çizelgesine göre, ortaokulda din dersi, 16 saate çıkarıldı. Öte yandan tüm ortaokullarda birinci sınıfta 18 saat Arapça dersi verilmesine olanak sağlandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ortaöğretimde ise din derslerinin 16 saate kadar çıkabilmesinin önü açıldı. Liselerde sekiz saat olan zorunlu din dersine dört saat seçmeli zorunlu, dört saat de tercihe bağlı seçmeli ders eklendi.</p>

<p>Öte yandan bakanlığın din eğitimi veren okul sayısının artırması harcamalara da yansıdı. Verilere göre, dini eğitim yapan okullar için son üç buçuk yılda harcanan para, 60 milyar 124 milyon 605 bin TL oldu. İmam hatip ortaokulları ile imam hatip liselerini kapsayan okullara harcanan bütçede geçen yıllara göre ciddi artış yaşandı.</p>

<p>BirGün‘den&nbsp;Mustafa Bildircin‘in aktardığına göre,&nbsp;MEB Din Öğretimi Genel Müdürlüğü’nün, 2020’de yaptığı harcamaların toplamı 10 milyar 78 milyon 100 bin TL oldu. Müdürlük, 2021’de ise harcamasını 11 milyar 914 milyon 839 bin TL’ye yükseltti. Geçen yıl ise müdürlük, harcama rekorunu kırdı. Buna göre 2022’deki harcama kayıtlara, 20 milyar 642 milyon 274 bin TL olarak geçti.</p>

<p>Din öğretimi yapan okullar için yılın henüz ilk altı ayında toplam 17 milyar 489 milyon 389 bin TL bütçe verildi. Bu okullara yılın tamamında harcanması öngörülen paranın 33 milyar 452 milyon 904 bin TL olduğu da bildirildi.</p></p>]]></content:encoded>
      <category>Eğitim</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/ilkokul-ve-ortaogretimde-din-dersleri-sayisi-artirildi</guid>
      <pubDate>Fri, 01 Sep 2023 14:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2023/09/egitim-sinif-ders.webp" type="image/jpeg" length="56291"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Zekeriya Yapıcıoğlu: Eğitim sisteminde ciddi sorunlar var!]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/zekeriya-yapicioglu-egitim-sisteminde-ciddi-sorunlar-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/zekeriya-yapicioglu-egitim-sisteminde-ciddi-sorunlar-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Eğitim sisteminde ciddi bir sorun olduğunu, müfredatı sil baştan gözden geçirecek bir eğitim devrimi gerektiğini söyleyen Zekeriya Yapıcıoğlu, “Bizim müfredatla ilgili çok ciddi sorunlarımız var. O güzel binaların içerisinde çocuklarımıza ne öğretiliyor, milli eğitimin müfredatında ne var, niçin biz bu okullarımızdan istediğimiz verimi alamıyoruz?" dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Mardin Kızıltepe‘de&nbsp;Hür Dava Partisi‘nin (HÜDA PAR)&nbsp;ilçe kongresinde konuşan Genel Başkan&nbsp;Zekeriya Yapıcıoğlu, “karma eğitim”i konu aldı; eğitimin problemlerine değindi.</p>

<p>Eğitim sisteminde ciddi bir sorun olduğunu, müfredatı sil baştan gözden geçirecek bir eğitim devrimi gerektiğini söyleyen Yapıcıoğlu şunları dile getirdi:</p>

<p>“Bizim müfredatla ilgili çok ciddi sorunlarımız var. O güzel binaların içerisinde çocuklarımıza ne öğretiliyor, milli eğitimin müfredatında ne var, niçin biz bu okullarımızdan istediğimiz verimi alamıyoruz?</p>

<p>12 yıllık zorunlu eğitim dedik. Bu eğitim sistemi çocuklarımızı 6 yaşında, hatta şimdi okul öncesi eğitimle birlikte daha küçük yaşlardan bizden alıp, 19 yaşına kadar eğitmeden, sadece bazı bilgiler vererek, 19 yaşında da bize diyor ki, ‘Biz sizin çocuğunuzu eğitemedik, alın buyurun siz eğitin’ diyor. Aslında 19 yaşına gelmiş çocuğun eğitim çağı geçmiştir. Artık ailesi de onu eğitemiyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Özetle bizim mutlaka müfredatımızı sil baştan gözden geçirecek bir eğitim devrimine ihtiyacımız var. Biz önce insan yetiştirmeliyiz. Eğer yetiştirdiğimiz doktor, mühendis, hukukçu, öğretmen, yetiştirdiğimiz herhangi bir meslek sahibi, bizi biz yapan değerleri öncelemiyorsa, sadece daha iyi bir kazanç elde etmenin peşindeyse, eğitim sisteminde ciddi bir sorun var.”</p>

<p>Zeki çocukların insani ve manevi değerlerle teçhiz edilmezse kimsenin fark edemeyeceği dolandırıcılık yöntemleriyle milletin cebini boşaltabileceğini, kendi anne babalarının katili olabileceğini öne süren HÜDA PAR lideri şöyle devam etti:</p>

<p>“Okul ve sınıf içerisinde kendi akranlarına akla hayale gelmeyecek bazı davranışlar ortaya koyabilirler. Özellikle karma eğitimin devam ettiği okullarda gençler birbirini taciz edebilirler. Gençler birbirine insanın, insana yapamayacağı muameleleri yapabilirler. Bunun sorumlusu o gençler değildir. O gençleri eğitemeyen, onları o hale düşürmeye adeta teşvik eden, zorlayan eğitim sistemidir. Mutlaka bu konuda çok ciddi önlemler almak zorundayız.”</p></p>]]></content:encoded>
      <category>Eğitim</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/zekeriya-yapicioglu-egitim-sisteminde-ciddi-sorunlar-var</guid>
      <pubDate>Mon, 28 Aug 2023 16:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2023/03/hudapar-yapicioglu.webp" type="image/jpeg" length="94459"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Karma eğitim faciası]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/karma-egitim-faciasi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/karma-egitim-faciasi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Karma eğitimin zararlarının görülmesiyle Avrupa ve Amerika’da kız ve erkek ayrı okulların hızla arttığı bu yıllarda bizdeki darbeci 28 Şubat zihniyeti Avrupa’nın aksine, körü körüne, mantıksız bir taklitçilik kalıbı içerisinde...]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Maarif Platformu&nbsp;organizesi ile bir araya gelen çok değerli bilim adamlarımızın hazırladığı&nbsp;“Karma Eğitim Tartışmalarına Pedagojik ve Bilimsel Bakış Çalıştay Raporu-1”&nbsp;yayınlandı (19 Temmuz 2023).&nbsp;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Eğitime dair bilimsel araştırmalara dayalı çalışmalar yapan&nbsp;Maarif Platformu&nbsp;akademisyenlerden ve uzmanlardan oluşan uluslararası birikime sahip bir platform olup, eğitim ve bilim dünyamızın sorunlarına çözüm üretmek amacıyla bir&nbsp;“tavsiye”&nbsp;ve&nbsp;“öneri”&nbsp;merkezi olarak faaliyet göstermektedir.</p>

<p>Çalıştayda&nbsp;karma eğitimin yol açtığı sorunlar ile&nbsp;“Tek Cinsiyetli Eğitim”&nbsp;modelinin pek gündeme gelmeyen yönleri değişik boyutlarıyla ele alınmıştır. Raporda öncelikle ve özetle şu tespitler yapılmıştır:</p>

<p>‘2000’li yıllara doğru&nbsp;karma eğitim&nbsp;Dünya çapında, özellikle de Batı’da pedagojik açıdan temelden&nbsp;sorgulanmaya&nbsp;başlamıştır… Fırsat eşitliği sağlayacağı beklentisiyle kutlanan&nbsp;karma eğitim reformunun içi boş çıkmıştır… Yapılan araştırmalar, reformistlerin karma eğitim fikrinin&nbsp;büyük bir pedagojik yanılgı&nbsp;olduğunu göstermiştir. Bu araştırma sonuçları karma eğitimin özellikle teknik alanlarda kız öğrencilerin başarısını olumsuz etkilediğini, erkeklerin de genel eğitim seviyesini düşürdüğünü ortaya koymuştur.</p>

<p>Karma eğitimin zararlarının görülmesiyle Avrupa ve Amerika’da kız ve erkek ayrı okulların hızla arttığı bu yıllarda bizdeki&nbsp;darbeci&nbsp;28 Şubat zihniyeti&nbsp;Avrupa’nın aksine,&nbsp;körü körüne, mantıksız bir&nbsp;taklitçilik&nbsp;kalıbı içerisinde, bu sistemin artı ve eksilerini rasyonel olarak masaya yatırmadan&nbsp;karma eğitimi zorunlu&nbsp;hale getirmeye çalışmış; neticede böyle karanlık bir dönemde&nbsp;ideolojik körlük&nbsp;sonucunda bilimsel ve pedagojik açıdan hiçbir zemini olmayan&nbsp;karma eğitim Türkiye’de zorunlu hale getirilmiştir.’</p>

<p>Maarif Platformu Raporu&nbsp;karma eğitimin pedagojik ve kültürel zararlarını ortaya koyarken; eğitimde&nbsp;öze dönüşü yani&nbsp;insan tabiatına uygun kız ve erkek ayrı okulları&nbsp;bir seçenek olarak sunmaktadır…&nbsp;</p>

<p>Milli Eğitim Bakanı Sayın Prof. Dr.&nbsp;Yusuf Tekin&nbsp;de geçenlerde bu yaklaşım tarzını gündeme taşımıştır.&nbsp;</p>

<p>Maarif Platformu’nun konuya dair raporundan bazı tespitleri kısa kısa paylaşalım:</p>

<p>“Cinsiyet, birçok açıdan öğrencilerin&nbsp;öğrenme süreçlerini&nbsp;etkileyen bir faktördür ve pedagojik yaklaşımların bu farklılıkları göz önünde bulundurması önemlidir… Araştırmalar, erkek ve kadın öğrencilerin&nbsp;öğrenme stilleri&nbsp;ve&nbsp;tercihlerinin farklılık gösterebileceğine işaret etmektedir… Cinsiyet, öğrencilerin&nbsp;derslere katılım düzeyini&nbsp;ve&nbsp;ilgi alanlarını&nbsp;etkileyebilir. Bazı dersler veya konular, belirli cinsiyetten öğrenciler arasında daha fazla ilgi uyandırabilirken, diğerlerinde bu durum tam tersi olabilir.”</p>

<p>“Kız ve erkek öğrencilerin ayrı sınıflarda veya okullarda eğitim gördüğü&nbsp;tek cinsiyetli eğitim&nbsp;sisteminde cinsiyetler arasındaki farklılıklar ve her cinsin kendine özgü ihtiyaçları göz önünde bulundurulur. Böylece öğrenciler, asıl görevleri olan ve kendilerini geleceğe taşıyacak eğitim işlerine daha iyi&nbsp;yoğunlaşır; bu hedefin önüne geçen ve cinsiyetten kaynaklanan birtakım dikkat dağıtıcı uyarıcılara daha az maruz kalır.”</p>

<p>“…Beyin yapısında öğrenme tarzını ilgilendiren cinsiyete bağlı çeşitli farklılıkların varlığı bilimsel araştırmalarla kanıtlanmıştır… Özellikle beyin temelli öğrenme kuramı ve beyin limbik sistemine bağlı olarak&nbsp;kız ve erkeklerde öğrenme ve hafıza depolama şekillerinin farklı olduğu&nbsp;kanıtlanmıştır. Bu sonuçlar üzerine son otuz yıldır Avrupa, Amerika, Avustralya ve Japonya gibi ülkelerde&nbsp;tek cinsiyetli eğitim modeli&nbsp;yeniden dikkat çekmeye ve rağbet görmeye başlamıştır… Örneğin Japonya’da 80 kadın üniversitesi bulunmaktadır. Amerika’da bu sayı 96 olup tek cinsiyete hitap eden lise sayısı 506’dır. İngiltere’de tek cinsiyetli eğitim veren 400 devlet okulu vardır ve artmaktadır.” (www.maarifplatformu.com)</p>

<p>Rapora göre,&nbsp;karma eğitimde cinsel tacizler sanılandan çoktur: Almanya’daki okullarda kızların %50’si bedensel-cinsel tacize uğrarken, ABD’de her gün cinsel tacize uğrayanlar %39, söz veya hareketle taciz edilenler %89’dur. Sorun artık&nbsp;cinsel taciz&nbsp;boyutunu aşıp&nbsp;cinsel tecavüze evrilmiştir ki bu bir&nbsp;faciadır…&nbsp;</p>

<p>Dünyada pek çok ülke ilmin, aklın ve insan fıtratının gereği olarak&nbsp;kız ve erkek öğrencilere ayrı eğitim vermeye&nbsp;doğru yönelirken, ülkemizde bilimsel verilere aykırı olarak&nbsp;karma eğitimin zorunlu kılınıp bunda direnilmesi,&nbsp;eğitimin resmî ideolojiye feda edildiğini&nbsp;gösterir. Kısaca, 28 Şubat darbecilerinin milletimize giydirdiği bu deli gömleği bir an önce çıkarılıp atılmalı ve bu&nbsp;karma-karanlık dönem&nbsp;sona erdirilmelidir.</p>

<p>Abdullah Yıldız, Yeni Akit</p></p>]]></content:encoded>
      <category>Eğitim</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/karma-egitim-faciasi</guid>
      <pubDate>Tue, 22 Aug 2023 11:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2023/08/karma-egitim.webp" type="image/jpeg" length="73622"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Müslümanlara verilen gereksiz cezalar laikleri cesaretlendiriyor!]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/muslumanlara-verilen-gereksiz-cezalar-laikleri-cesaretlendiriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/muslumanlara-verilen-gereksiz-cezalar-laikleri-cesaretlendiriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Velilerin isteği üzerine sınıfları ayıran müdür Abdurrahman Yılmaz’a Kemalistlere yaranmak için ceza veren İl Milli Eğitim Disiplin Kurulu'na, eğitimciler tepki gösterdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>2022-2023 yılı eğitim döneminde, velilerin talebiyle kız ve erkek öğrencilere aynı binada farklı sınıflarda eğitim uygulaması başlatan Bingöl’ün Genç İlçesindeki Şehit Mehmet Koçdağı Anadolu Lisesi Müdürü Abdurrahman Yılmaz’a, İl Milli Eğitim Disiplin Kurulu kararıyla “karma eğitimi” ihlalden ceza verilmişti.</p>

<p>Kemalist sendikaların dayatmasına boyun eğen İl Milli Eğitim Disiplin Kurulu’nun verdiği karara tepki gösteren eğitimciler, cezanın kabul edilemez olduğunu ve laikçi azınlığı cesaretlendirdiğini belirtti.</p>

<p>İl Milli Eğitim Disiplin Kurulu kararıyla verilen kınama cezasına tepki gösteren eğitimciler, kararın kabul edilemez olduğunu dile getirdi.</p>

<p><strong>"Müdürümüzün yanındayız"</strong></p>

<p>Eğitimci Yazar Adnan Kalkan, “En demokratik hak olan kız ve erkek öğrencilerin ayrı sınıflarda okutulması şeklindeki veli isteğine cevap veren okul müdürü Abdurrahman Yılmaz'a sol baskısı yüzünden soruşturma açılıyor ve ceza veriliyor.</p>

<p>Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin ‘kız okulları açılabilir’ diyor ama emrindeki il ve ilçe müdürü bırakın kız okullarını açmayı, kız ve erkek öğrencilerin sınıflarını ayıran müdüre ceza veriyor. Vicdanları yaralayan bu skandal karar kabul edilemez. Sorumlu amirler görev yerleri değişse bile gerekli cezayı çekmelidir. Aksi takdirde daha çok canlar yanacak. Biz Sayın Bakanımız Yusuf Tekin ve Abdurrahman Yılmaz müdürümüzün yanındayız, destekçisiyiz” dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>"Erkek kız ayrı eğitim haktır"</strong></p>

<p>Kırıkkale Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. Adnan Küçük de, “Yakın geçmişte Milli Eğitim Bakanımız Sayın Prof. Dr. Yusuf Tekin, toplumsal taleplerin karşılanması maksadıyla kız ve erkek okullarının açılabileceğini ifade etmişti. Kamusal kararların alınmasında halkın etkili olmasına, halkın taleplerinin karşılanmasına biz demokrasi diyoruz. Halkın taleplerine karşı olan bir yapının demokrasi olduğundan söz edilemez. Bir yörede, tek cinsiyetli eğitim yönünde talep varsa, bu talebin karşılanması demokrasinin zaruri bir gereğidir. Elbette ki karşılanması zorunlu olan taleplerin, kanunlara uygun olması da gerekir. Burada toplumdan gelen tek cinsiyetli eğitim talebi, Milli Eğitim Temel Kanunu ile çelişen bir talep değil, bilakis uygun bir taleptir. Çünkü Milli Eğitim Temel Kanunu, karma eğitimle birlikte, tek cinsiyetli eğitim kurumlarının kurulabileceğini de öngörmektedir (madde 15). Bu vesileyle, Bingöl’ün Genç İlçesinde yaşayan bazı vatandaşların tek cinsiyetli eğitim talebinin karşılanmamasının, hem demokratik haklarla, hem de kanuni düzenlemelerle bağdaşırlığı yoktur. Ayrıca, artık dışlayıcı, otoriter, militan laiklik devri tek parti uygulamaları da tarihe karışmıştır. Demokratik laiklik, din ve vicdan hürriyetinin siyasi düşünce hürriyeti kadar güvence altında olmasını zorunlu kılar. Bir toplumsal kesimin, din ve vicdan hürriyeti ya da bir başka saikin etkisi ile tek cinsiyetli eğitim talebinin karşılanması, demokratik laikliğin zaruri bir gereğidir” açıklamasında bulundu.</p>

<p>Kaynak: Yeni Akit</p></p>]]></content:encoded>
      <category>Eğitim</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/muslumanlara-verilen-gereksiz-cezalar-laikleri-cesaretlendiriyor</guid>
      <pubDate>Mon, 21 Aug 2023 15:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2023/08/okul-sinif.jpg" type="image/jpeg" length="29172"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
