<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Baran Dergisi - Baran-Haber-Görüş</title>
    <link>https://www.barandergisi.net</link>
    <description>Baran Dergisi - Baran-Haber-Görüş</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.barandergisi.net/rss/kitap" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Fri, 01 May 2026 03:32:41 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/rss/kitap"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Akıncı Yolu ve Akıncı Yol dergileri tek ciltte çıktı]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/akinci-yolu-ve-akinci-yol-dergileri-tek-ciltte-cikti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/akinci-yolu-ve-akinci-yol-dergileri-tek-ciltte-cikti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Akıncı Yolu ve Akıncı Yol dergilerini, 1995–1997 dönemini kapsayan bütün sayılarıyla tek ciltte topladık ve mücadele tarihine not düşen bu külliyatı satışa sunduk.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>1995–1997 tarihleri arasında yayımlanan Akıncı Yolu ve Akıncı Yol dergilerini tek ciltte topladık. Toplam 704 sayfadan oluşan bu özel cilt, 41×29 cm ölçülerinde, kalın kapaklı ve arşiv niteliğinde hazırlandı. Büyük Doğu–İBDA çizgisinin fikir ve aksiyon hafızasını bir araya getiren çalışma, dönemin metinlerini, belgelerini ve mücadele izlerini bütünlüklü biçimde muhafaza ediyor.</strong></em></p>

<p><strong>“Akıncı Yolu” ve “Akıncı Yol” Dergileri hakkında</strong></p>

<p>Akıncı Yolu dergisi, Büyük Doğu-İbda fikriyatına bağlı ve 1995-1997 arasında 20 sayı aylık periyodla yayınlanmış fikir ve aksiyon dergisidir. Onun devamı olan Akıncı Yol dergisi ise Şubat-Haziran 1997 tarihleri arasında 6 sayı yine aylık periyodla yayınlanmıştır. İşin aslında bu iki dergi, 1991-1995 arasında önce aylık 39 sayı, sonra haftalık 35 sayı yayınlanmış Büyük Doğu-İbda fikriyatına bağlı meşhur Taraf dergisinin devamıdır. İbda çizgisindeki bu dergiler, çıktığı dönem itibariyle İslâmî hareketin köşe taşları olarak nitelendirilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<hr />
<h2 style="text-align:center"><strong><a href="https://www.aylikbaran.com/product-page/ak%C4%B1nc%C4%B1-yolu-ve-ak%C4%B1nc%C4%B1-yol-dergileri-tek-ciltte-%C3%A7%C4%B1kt%C4%B1" rel="nofollow"><span style="color:#c0392b">SATIN ALMAK İÇİN TIKLAYINIZ</span></a></strong></h2>

<hr />
<p></p>

<p>Akıncı Yolu dergisinin ilk sayısı 1 Mayıs 1995 tarihli olup Şehid Cahit Ayaz kapaktan verilmiştir. Son sayısı 1 Ocak 1997 tarihli olup 20 sayının yazı işleri müdürlüğünü Yahya Yıldırım üstlenmiştir. Akıncı Yol dergisinin yazı işleri müdürü ise Ali Acar’dır. Her iki derginin de Genel Yayın Yönetmenliğini Şükrü Sak yapmıştır. Akıncı Yol dergisinin muhtevasında cezaevinden Taraf kadrosu tarafından yazılar ile bir direniş destanına dönen DGM (Devlet Güvenlik Mahkemeleri) İBDA-C tutuklarının yargılanma haberleri, olaylı mahkemeler ve fotoğrafları dikkat çekmektedir.</p>

<p>Salih Mirzabeyoğlu’nun Adımlar Kitabında yer alan “Kemalizm’in Son Demleri” başlıklı söyleşi/yazısı ilk olarak Akıncı Yolu’nun 20. sayısında yayınlanmıştır. Yine Salih Mirzabeyoğlu’nun Adıbelirli müstearıyla yayınlanan “Noktalama” başlıklı yazılar, Akıncı Yolu’nun 10 ve 12. sayısında yayınlanmıştır. Ayrıca Akıncı Yol dergisinin muhtelif sayılarında Abdülhamid Yıldız müstearıyla çıkan 11 yazının Mirzabeyoğlu’na ait olduğu tahmin edilmektedir. Akıncı Yol dergisinin 1. sayısında yer alan ve kalemin gerektiğinde bir kılıç gibi kullanılmasına misal olan “Yanlış Hesap İbda’dan Döner” isimli imzasız yazı için aynı şey söylenebilir.</p>

<p>DGM’lerdeki duruşmalar, MAHKEMELER başlığıyla verilirken, ATEŞ HATTI ve KAYGANIN İÇİNDEN başlıklarında da İBDA cephelerinin legal olsun illegal olsun faaliyet haberleri yer almaktadır. Böylece dergi fikirle aksiyonu meczetmektedir.</p>

<p>28 Şubat kararları öncesi dik duruşu temsil eden Akıncı Yolu ve Akıncı Yol dergilerine birçok dava açılmış, polis operasyonuna maruz kalmış, yazı işleri müdürü Yahya Yıldırım ve dergi çalışanları gözaltına alınmış, yargılanan Yahya Yıldırım “İBDA-C örgütü üyesi” olmak gerekçesiyle 12,5 yıl ceza almıştır.</p>

<p>Akıncı Yol dergisinde, Rus-Çeçen savaşına destek için Avrasya Feribotunu kaçıran gönüldaşların ülke gündemine yerleşen haberleri de işlenmektedir. Aynı derginin ikinci sayısının kapağı ise DGM’lerin İBDA bağlılarına verdiği ağır cezalara karşı bir meydan okuma olarak Gölge dergisi posterlerinin de şöyle demektedir: “Kuyrukcular Hüküm Kesti Kırk Sene! Kahpe Düzen Kırk Sene Sürer Gibi.” Diğer sayılarda ise “Laik Esaretten Şer’i Özgürlüğe” başlıklı yazılar dikkat çekmektedir.</p>

<p>Akıncı Yolu ve Akıncı Yol dergileri sayfalarını aşan ve muhtevalarında taşan uzun metinleri, birinci sayısından itibaren dergiye ek olarak, farklı mevzularda, sekiz fasikül halinde vermiştir.</p>

<p>Netice olarak, 1990-1997 dönemi İBDA mensuplarının aksiyon çizgisini ifade eden bu dergiler, mücadele tarihine düşülmüş önemli not ve belgelerdir.</p>

<p><em>Aylık Baran Dergisi</em><br />
07.10.2025</p></p>]]></content:encoded>
      <category>Büyük Doğu-İbda, Kitap</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/akinci-yolu-ve-akinci-yol-dergileri-tek-ciltte-cikti</guid>
      <pubDate>Thu, 08 Jan 2026 14:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2026/01/akinci-yolu-ve-akinci-yol-dergileri-tek-ciltte-cikti.webp" type="image/jpeg" length="79446"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Faruk Hanoğlu’nun “Şeyhimde Gördüğüm" adlı eseri Daim Yayınları'ndan çıktı]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/faruk-hanoglunun-seyhimde-gordugum-adli-eseri-daim-yayinlarindan-cikti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/faruk-hanoglunun-seyhimde-gordugum-adli-eseri-daim-yayinlarindan-cikti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Faruk Hanoğlu’nun "Şeyhimde Gördüğüm – Fenadan Bekaya İstikamet" adlı eseri, Daim Yayınları’ndan çıktı. Eser, tasavvufu sadece iç dünyaya kapanma anlayışından ziyade; fikir ve aksiyonun merkezinde, cemiyet inşasına yönelen bir yol olarak ele alıyor ve sufinin hem kalpte hem hayatta nasıl vazife sahibi olması gerektiğini anlatıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Faruk Hanoğlu’nun kaleme aldığı “Şeyhimde Gördüğüm – Fenadan Bekaya İstikamet”, çağın manevî çözülüşüne karşı tasavvufu yeniden dirilişin merkezine yerleştiren bir fikir kitabı olarak öne çıkıyor.</p>

<ul>
 <li><em><a href="https://www.aylikbaran.com/product-page/selma-i%C3%A7imizdeki-yara-faruk-hano%C4%9Flu" rel="nofollow">Selma - Faruk Hanoğlu</a></em></li>
</ul>

<p>Bu eser, bir tarikat mensubunun nasıl bir şahsiyet ve fikir mücadelesi içinde olması gerektiğini, sadece iç huzur arayan değil; dış dünyada hakikati hâkim kılmakla yükümlü olan bir sufinin yol haritasını çiziyor. Zikirle yetinen değil, fikirle kuşanan… Köşesine çekilen değil, cephe kuran… Şeyhini sevmekle beraber, onun muradını taşıyan bir sufi… Tasavvufu sadece kalpte değil; ilimde, sanatta, iktisatta, hukukta, devlette ve hayatın her alanında şuur ve aksiyonla yaşanması gereken bir istikamet olarak yeniden ortaya koymayı amaçlıyor. Bu kitap, maneviyatı hakikate; hakikati ise cemiyet inşasına bağlayan bir fikir zinciri olmayı hedefliyor Okuyacak olan sadece bilgilenmeyecek; yön bulacak, yük alacak ve yola çıkacaktır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<ul>
 <li><strong><span style="color:#d35400">Satın Almak İçin </span><a href="https://www.aylikbaran.com/product-page/%C5%9Feyhimde-g%C3%B6rd%C3%BC%C4%9F%C3%BCm-fenadan-bekaya-istikamet-faruk-hano%C4%9Flu" rel="nofollow"><span style="color:#d35400">TIKLAYINIZ</span></a></strong></li>
</ul>

<p>Eserin bütününe hâkim olan yaklaşım, tasavvufun pasif bir iç huzur değil, aktif bir medeniyet hamlesi olduğuna işaret ediyor. Yazar, müridin şahsiyet doğumunu, fikrî olgunluğa ve oradan toplumsal inşaya taşıyan bir tasavvuf çizgisi kuruyor. İktisattan sanata, hukuktan bilime kadar her bölümde, sufinin çağın bütün alanlarında Allah adına fikir ve aksiyon sahibi olması gerektiği vurgulanıyor.</p>

<p><img height="1149" src="https://barandergisinet.teimg.com/barandergisi-net/uploads/2025/10/seyhimde-gordugum-kitap.jpg" width="711" /></p></p>]]></content:encoded>
      <category>Kitap</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/faruk-hanoglunun-seyhimde-gordugum-adli-eseri-daim-yayinlarindan-cikti</guid>
      <pubDate>Thu, 30 Oct 2025 18:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2025/10/seyhimde-gordugum-faruk-hanoglu-kitabi-cikti.webp" type="image/jpeg" length="23649"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sun Zi’nin (Sun Tzu) Savaş Sanatı eseri]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/sun-zinin-sun-tzu-savas-sanati-eseri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/sun-zinin-sun-tzu-savas-sanati-eseri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sun Zi, savaşın yalnız meydanda değil; insanın iradesinde, kararlarında ve eylemlerinde de yaşandığını söyler. Savaş Sanatı, zaferin yolunu disiplin, arazi, düşmanı tanımak ve casusluk üzerinden çizer.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Sun Zi’nin (Sun Tzu) Savaş Sanatı, yalnızca orduların çarpışmasını değil; insanın iradesini, kararlarını ve eylemlerini de birer “savaş alanı” olarak gösteren esaslı ve derinlikli bir eserdir. Yüzyılların askerî tecrübesini, stratejik düşüncenin inceliklerini ve insan tabiatına dair gözlemleri kısa ama tesirli prensiplerle harmanlayarak zamana meydan okuyan bir strateji kitabına dönüşmüştür.</p>

<p>Eserin, Çin’de cereyan eden Bahar ve Sonbahar ile Savaşan Devletler dönemlerinde (MÖ yaklaşık 6.–3. yüzyıllar arası) yazıldığı ifade edilir. Metin genellikle 13 bölümden oluşur ve zaman içinde farklı kaynakların derlenmesiyle bugünkü hâlini aldığı kabul edilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İnsanın basit dahi olsa bir fikri aksiyona dökme hâdisesini “savaş” olarak nitelendirirsek Sun Zi’nin fikirlerinin daha da ehemmiyetli bir hâl alacağını söyleyebiliriz. İnsan, istediğini yapmak için önce kendiyle savaşır.</p>

<p>“En iyisi savaşmadan baş eğdirmektir!”<br />
Sun Zi, “taktik ve saldırı” meselesine dair der ki;<br />
“Herhangi bir savaş stratejisinde maharet, öncelikle bir ülkeyi sağlam olarak ele geçirmektir, yıpranmış bir ülke daha az yeğlenir. Öncelikli olan bütün bir ordudur, çökertilmiş bir ordu sonra gelir. Yeğlenen bütün taburdur, bozguna uğratılmış olan sonra gelir. Makbul olan tam bir bölüktür, darbe yemiş olan değil. Bu nedenle savaşta yüz savaşta yüz zafer kazanmak en mükemmeli değildir. En iyisi savaşmadan baş eğdirmektir!”</p>

<p>Disiplin ve yönetme bahsine dair;<br />
“İnsanca ama disiplinle yönetmek kesin başarı demektir. Askerler disiplinle eğitilmeli ve yönetilmelidir, böylece emirlere itaat ederler; disiplinsiz eğitim alanlar emirlere itaat etmezler. Emirlere kayıtsız-şartsız itaat ederlerse komutan ordusunun güvenini kazanmış demektir ve emirlerin yerine getirilmesini sağlama almıştır.”</p>

<p>Sun Zi, arazi başlığı altında der ki;<br />
“Hem ordumuzun hem de düşmanın saldırmasının avantajlı olmadığı araziye dolambaçlı arazi denir; o dolambaçlı arazide düşmana saldırmak avantajlı gözükse de saldırılmamalıdır, düşmanın saldırıya geçmesini beklemek, düşmanın birlikleri yarı yoldayken hücum etmek avantajlıdır.”</p>

<p>Burası daha mühim;<br />
“Askerlerinin saldırı gücünü bilen ancak düşmanın saldırı gücünü bilmeyen komutanın zaferi kazanma olasılığı yarı yarıyadır; düşmanın saldırı gücünü bilen ancak kendi askerinin saldırma gücünden emin olmayanın zaferi kazanma olasılığı yarı yarıyadır; düşmanın saldırı gücünü ve kendi askerlerinin saldırı gücünü bilen ancak arazinin savaşmaya uygun olup olmadığını bilmeyenin de zaferi kazanma şansı yarı yarıyadır.”</p>

<p>Casusluğa dair;<br />
“Sadece akıllı hükümdar ve erdemli komutan üstün ve zeki kişileri casusları yapar ve büyük başarılar elde eder. Bu savaşta çok önemlidir, ordu buna dayanarak hareket eder.”</p>

<p>Baran Dergisi</p></p>]]></content:encoded>
      <category>Kitap</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/sun-zinin-sun-tzu-savas-sanati-eseri</guid>
      <pubDate>Mon, 15 Sep 2025 17:28:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2025/09/sun-zi-savas-sanati.jpg" type="image/jpeg" length="17483"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Salih Mirzabeyoğlu'nun 'Başyücelik Devleti' eserinin 5. baskısı çıktı!]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/salih-mirzabeyoglunun-basyucelik-devleti-eserinin-5-baskisi-cikti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/salih-mirzabeyoglunun-basyucelik-devleti-eserinin-5-baskisi-cikti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu'nun 'Başyücelik Devleti -Yeni Dünya Düzeni-' eserinin 5. baskısı çıktı!]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Üstad Necip Fazıl’ın ortaya koyduğu ve mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu’nun tahlil ettiği, müstakil eser haline getirdiği, İslami bir devlet modeli olan "Başyücelik&nbsp;Devleti"&nbsp;eserinin yeni baskısı çıktı.</p>

<ul>
 <li><em><a href="https://www.barandergisi.net/bizim-anayasa-teklifimiz-basyucelik-modeli"><span style="color:#d35400;"><strong>Başyücelik Devleti nedir?</strong></span></a></em></li>
</ul>

<p>Başyücelik Modeli, dünyadaki mevcut sistemlerin kötü taraflarını dışta bırakmış, iyi taraflarını almış ve orijinal bir şekilde terkib olunmuş müşahhas bir reçete halinde sunulmuştur.</p>

<ul>
 <li>
 <h3><a href="https://www.aylikbaran.com/product-page/ba%C5%9Fy%C3%BCcelik-devleti-salih-mirzabeyo%C4%9Flu" rel="nofollow"><span style="color:#2980b9;">SATIN ALMAK İÇİN TIKLAYINIZ</span></a></h3>
 </li>
</ul>

<p>Çağının öncüsü olan çilekeş mütefekkir Necip Fazıl kapitalizm, sosyalizm ve nazizm üçgenindeki dünyaya karşı yeni bir nizam teklifi ile zuhur eder ve ismini de “Başyücelik Sistemi” olarak koymuştur.</p>

<h3><strong>Eserin takdim yazısından:</strong></h3>

<p>Mümin, beş türlü şiddet arasındadır: Müslüman kardeşi onu çekemez. Münafık ona buğz eder ve sevmez. Kâfir onun canına kasteder. Kendi nefsi onunla uğraşır. Şeytan onu şaşırtmaya çalışır.</p>

<p>•</p>

<p>Yukarıdaki hadîs'in çerçevelediği beş şiddetin her birinden ayrı ayrı pay sahibi olarak sürdüğüm ömür, ilk üçüyle şahsımda Büyük Doğu-İbda erlerine mahsus bir hakikati tecelli ettiriyor ki, şükrün izhârı hâlinde belirtmeliyim:<br />
-"Aslan meclise geldiği zaman, tavşan, çakal ve köpek titreşme müşterekliğinde bir olur!"<br />
Herkes kendi zaviyesinden ayrı ayrı görüyor ki, biz bu işin ne fikir ve ne de fiil olarak şakasında değiliz... "Boşgörü"yü "hoşgörü" adı altında pazarlayan "mamacı" tipi değiliz... "Cek" ve "cak" gibi nisbet ekleriyle ıslâm davasının "fikir" ve "aksiyon" cephesini daima uzak istikbâle ısmarlayan ve daima "çile" ve "risk"ten kaçan "teyze adam" tipinin tersine, idealizmin ne demek olduğunu kaskatı bir vakıa hâlinde meydan yerine dikeniz... Gözümüz, büyük ıslâm inkılâbında... Başyücelik Devleti?..</p>

<p>•</p>

<p>Dünyada bugünkü siyasî ve içtimaî ihtilaçların bütün illet ve müessirlerini tartarak, tanıyarak, anlayarak ve bütün tarih seyri boyunca kendi nefs muhasebemizi dibine kadar yapmış, kendimizi bütün zaaflarımız ve kuvvetlerimizi tespit etmiş olarak, yepyeni bir ruh, mefkûre ve nizâm yekpâreliği içinde yeniden doğmamız lâzım... Dünya ne oluyor ve biz ne olacağız? Boşlukta mekân işgal etmek hakkımızı hangi şahsiyetli dünya görüşüne istinad ettireceğiz ve manevî "Ortak Pazar"a hangi öz malımızı sürebileceğiz? Sovyetler Birliği'nin çökmesinden sonra "Yeni Dünya Düzeni" adı altında rakipsiz olarak pazarlanan eski liberalizm ve demokrasi nizamı, başta Amerika ve yamacında Avrupa'nın patronluğunu tescil mahiyetinde hükmünü hâkim kılmaya çalışırken, kâfirlerin gönüllü alçaklığı bir yana, "onu babam da bilir!" hesabı kuru kuru "İslâm!" demek yeter mi? Elbette İslâm; ama "nasıl" ve "niçin"ini göstermek şartıyla!..</p>

<p>•</p>

<p>İdeal, eşya ve hadiseler üzerinde kendi nakşını görmek isteyen bir fikrin belirttiği hasret, iştiyak, hayâl ve plândır; ve eğer ideolocya bir beyin ise, ideal de bir kalbdir... Küçük ve miskin fikre dayanan hiçbir arzu, heves, merak ve davranış, ideal olamaz. Bir şeyin ideal olabilmesi için, mutlaka cemiyet plânında ulvî bir oluş ve erişe göz dikmesi lâzımdır... Her ideal bir gayedir; fakat her gaye ideal değildir. Gayeler aşağılara düşebilir, idealler düşemez... Sözkonusu hikmetlerin toplamı hâlinde biz, beyin ve kalb bir arada, İslâm davasının eşya ve hadiselere nakşı işini "nasıl" ve "niçin"i ile sistem bütünlüğünde göstereniz... Dünyada tek örneğiz... Biz: Büyük Doğu-İbda... Bu çerçeve içinde eserimi takdim ederim: Başyücelik Devleti... Ve, Yeni Dünya Düzeni!..</p>

<p>•</p>

<p>Aslında "Başyücelik Devleti" bahsi, Büyük Doğu İdeolocya Örgüsü'nün işleniş gayesi ve bütün mevzularını toplayan ana sütunu; yani İdeolocya Örgüsünün tâ kendisi... Ne var ki, gözönünde duran eşyanın kayıp olması gibi, etrafında işlenen mevzuların içinde gaib oldu ve uyudu kaldı... Bahsi alıyorum ve malûmu meçhullükten kurtarmak ve elbette kullanılmak üzere yapılmış bombayı cemiyet meydanında patlatmak şeklinde, işliyorum... Umulur ki, meselelerin seyri ve ıslâmcı mücadelenin müşahhas hedef ve gayelerinin tesbiti hususunda yepyeni bir bakış getirilmiş olsun!..</p>

<p>•</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Demokrasi ve liberalizmden, Birleşmiş Milletler Teşkilâtı ve Avrupa Ortak Pazarı'na kadar; fikir ve kuruluşlar plânında içiçe bir yumak olarak şekillendirilen "Yeni Dünya Düzeni", Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa'nın birbirleriyle rekabet ortamı içinde de olsa bizim gibi ülkelere biçtikleri parya statüsünde müşterek, bir hegemonya sistemidir... Elbette "hayır!" diyoruz: Ülkemizden başlayarak teklif ettiğimiz "Yeni Dünya Düzeni"miz ile!..</p>

<p><img height="2299" src="https://barandergisinet.teimg.com/barandergisi-net/uploads/2024/02/basyucelik-devleti-onkapak.jpg" style="width: 586px; height: 878px;" width="1535" /></p></p>]]></content:encoded>
      <category>Kitap</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/salih-mirzabeyoglunun-basyucelik-devleti-eserinin-5-baskisi-cikti</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Feb 2024 21:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2024/02/basyucelik-devleti-salih-mirzabeyoglu-1.jpg" type="image/jpeg" length="36487"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Faruk Hanoğlu'nun Selma romanının tahlili]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/faruk-hanoglunun-selma-romaninin-tahlili</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/faruk-hanoglunun-selma-romaninin-tahlili" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Mutluluk idealini (!) gayesiz yaşamına cila diye çekmiş beyaz atlı prensini bekleyen kızlar da yok bu kitapta. Adi ihtirasların kimliksizleştirdiği veya tersinden menfi kimlikler bağışladığı kadınla erkek yok. Yitik kadın ve erkeklerden mürekkep toplumumuzun kanayan bu yarasını, içeriden bir muhasebeyle iyileştirme gayesi güdüyor. Ve bunu her şeyi yerli yerine koyma hassasiyetiyle yani adaletle yapıyor. Kadındaki kadını kurtaracak erkeği ve bu erkeği yetiştirecek kadını çağırıyor Selma.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Faruk Hanoğlu'nun&nbsp;<a href="https://www.aylikbaran.com/product-page/selma-i%C3%A7imizdeki-yara-faruk-hano%C4%9Flu" rel="nofollow">Selma -İçimizdeki Yara-</a> romanı 2023'ün son günlerinde Gölge Yayınları'ndan neşredildi. Bir okur olarak kendi penceremden, eserin mahiyetine dair kısa bir tahlil yazısıyla bu kitabı tanıtmak, ele aldığı meselelerin ehemmiyetine binaen dikkat nazarlarına sunmak istiyorum.</p>

<p>Bir ilk roman Selma. Kadından ziyade erkeğe diyecekleri var. Evvela belirtelim ki, mevzuunu genç ve şuurlu bir kızın iç dünyasından hareketle anlatmayı tercih etmesi, yazarına duyguyu hiç ıskalamadan ve perdelemeden aktarabilme imkânı sağlamış. Yani kitap esasen kadının latif aynasında erkeğin kendini izleyişi, arayışı ve bulma çabasıyken zahirde kadının macerasını izliyoruz. Bu macera kendisiyle beraber "erkek"i de aramaya çıkmış "kadın"ın; derinliğine ve fert planında "annelik" mertebesi idealine raptedilmiş mevkiine, genişliğine ve cemiyet planında ise büyük zuhur yolunda tutabileceği mevzilerin vazgeçilmezliğine işaret ediyor. Kadına adalet ve hürmetle yer açma çabasına şahit oluyoruz. Ne görmezden gelme ne de onu yem etme. Sevginin ve adanmışlığın tam kalbindeyiz. Ve burada bazı yaralar gözümüze çarpıyor...&nbsp;</p>

<p>Faruk Hanoğlu, içimizdeki yaranın röntgenini çekerken bunu ajite etmeden, önsözde altını çizdiği üzere&nbsp;<i>"duygu istismarcısı ve ucuz romantiklerden olmama"</i>&nbsp;şuuruyla yapıyor. Okuduğumuz romanlarda görmeye alışık olduğumuz Don Juan tipi boy göstermiyor bu kitapta. Mutluluk idealini (!) gayesiz yaşamına cila diye çekmiş beyaz atlı prensini bekleyen kızlar da yok bu kitapta. Adi ihtirasların kimliksizleştirdiği veya tersinden menfi kimlikler bağışladığı kadınla erkek yok. Yitik kadın ve erkeklerden mürekkep toplumumuzun kanayan bu yarasını, içeriden bir muhasebeyle iyileştirme gayesi güdüyor. Ve bunu her şeyi yerli yerine koyma hassasiyetiyle yani adaletle yapıyor. Kadındaki kadını kurtaracak erkeği ve bu erkeği yetiştirecek kadını çağırıyor <a href="https://www.barandergisi.net/selma-icimizdeki-yara-romani-cikti">Selma</a>. Şu kısım:</p>

<p><i>“Onları öldürmeli değil, yaşatmalıyız. Çünkü yaşanmaya değer bir hayat gayesi olmayan hiçbir erkek, yaşatmaya da değer değildir. İdealleri olan ve ne yaşadığını bilen erkekler, insanın nereden geldiğini ve nereye gittiğini de bilir. Onlar aşklarını daha en başında sorumluluklarına bindirirler. Bu yüzden daima derini ve ileriyi düşünürler. Ne sevgileri biter ne merhametleri ne de bir çıkış yolları... Her daim ana hüküm içinde mesele halleder dururlar. Bir an içinde birçok şeye hâkimdirler. Gerçek erkek güçlüdür. Hem kendi şahsiyetini hem de kadındakini kurtarabilir. Böyle erkeklerin karşılarına çıkan hadiselere yaklaşımlarını büyük bir gururla izlersiniz. Silik değildirler. Adalet için sertlik ve incelikleri, kadını belinden sımsıkı sardığı gibi bütün olayları da kuşatır. Kadını ruhundan ve aklından yakalar. Sonrasında kadına da ona teslim olmak ve insan için dünyanın en harika duygusu olan aidiyet duygusuna bir an önce kavuşmak düşer.”</i>&nbsp;(s. 200)</p>

<p>Hayatımızı ve çevremizi aşkımıza, cehdimize mekân kılarak yaşanmaya değer hayat nizamına doğru,&nbsp;Mutlak Fikir&nbsp;mihrakına perçinli bir şekilde kendimizle birlikte eşya ve hadiseleri sürükleme iradesi... Ümidin, sevginin ve aksiyon ruhunun pörsümemesi bu yaşatıcı fikirle mümkün. İnsan varoluş planının tam merkezinde Varlık'ın muradı sıfatıyla mevzu ettiğimiz sürükleyişe, oluş ve olduruşa tek başına güç yetirebilir mi? Bu iktidar, Mutlak Kudret Sahibi tarafından bağışlanırsa erkek kadının, kadın da erkeğin ne yanına düşer? Tam da burada Allah'ın insanı bir erkek ve bir kadından yarattığı vakıa etrafında halelenen hikmetleri, erkek ve kadının birbiri için ne manâ ifade ettiğini, insanın yurduna duyduğu hasreti ve vatan sevgisinin imandan olduğunu bildiren hadîs-i şerîfi hatırlamalı...</p>

<p>Bir yarayı iyileştirmeye kafa yormuş, büyük meselelerin hâlline gözünü dikmiş romanları teknik açıdan kolayca kusurlu hâle düşürecek bir eşik vardır ki aşıldığı çok olur. Demem o ki neyin hangi libasta arzı endam edeceğine dikkat etmeden, ince bir kader (kurgu) planına eşya ve hadiseleri bağlamadan, orijinal kanlı canlı kahramanlar yaratamadan eseri fikre boğmak ve sanatı gölgelemek de var. Selma romanının bu eşiği aşıp aşmadığını okuyucularının takdirlerine bırakalım. Benim bu noktadaki kanaatim ise olumsuz olmamakla birlikte dostça bir tavsiye kabilinden akılda tutulması yönünde. Ben bu romanı beğendim arkadaş! "Yoğuran roman" demeli böylesine. Zahirini okurken yorulmayan göz, içe bakışta yorulmalı. Çünkü her birimiz erkek veya kadın olmakla kitabın doğrudan muhatabıyız. Ve kitabın seyrettiği manâ eşiği, kabul edelim ki bizi olduğumuz yerden epey yükseklere, olmamız gereken yere davet ediyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Mutlak Fikir demiştik. Aşina gözler, vukufiyetleri nisbetinde Faruk Hanoğlu'nun&nbsp;Büyük Doğu - İBDA&nbsp;hikemiyatından neler devşirdiğini, fikriyatı romanına muvaffakiyetle yedirip eseri üzerinden kendi manasını tüttürdüğünü takdir edeceklerdir.&nbsp;</p>

<p>Sözü bitirirken bir müşahedemi paylaşmadan geçemeyeceğim. Selma... Üstad Necip Fazıl'ın&nbsp;O ve Ben&nbsp;eserini okuyanların boğazında düğümlenen hatıra. Henüz tanışmıyoruz ama Faruk Hanoğlu'nun bu adla bir roman neşredeceği haberini ilk aldığımda şu tesbite varmıştım: Oldum olası veya (belki de şöyle demeli) ilkgençliğimde O ve Ben'deki o dokunaklı sahneyi okuduğum günden beri, benim de küçük kız çocuklarına zaafım var ki onları acı vaziyetlerde görmek bana daima çok ağır gelmiş, içimi başka türlü kanatmıştır. Demek ki büyük kafa ve gönül sahiplerinden okuduklarımız bize fikir aşılamakla kalmıyor, temayül ve tahassüslerimizi de tayin edebiliyor. Esaslı fikir ve o fikrin neşvünema bulduğu müstesna hayatlardaki hususi sahneler bile şahsiyetimizi inşada pay sahibi!</p>

<p>İşte o tahassüs, fikirle yoğrulup bu romanı yazdırttı. Daha nice güzel eserin ilki olsun ve okurunu bulsun temennisiyle...</p>

<p>Muazzez Düğüm, Sarı Tren Blog</p></p>]]></content:encoded>
      <category>Kitap</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/faruk-hanoglunun-selma-romaninin-tahlili</guid>
      <pubDate>Sat, 03 Feb 2024 13:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2024/02/selma-romani-faruk-hanoglu.webp" type="image/jpeg" length="46880"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Salih Mirzabeyoğlu’nun Telegram isimli eserinin 2. baskısı çıktı!]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/salih-mirzabeyoglunun-telegram-isimli-eserinin-2-baskisi-cikti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/salih-mirzabeyoglunun-telegram-isimli-eserinin-2-baskisi-cikti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Salih Mirzabeyoğlu’nun Telegram -Zihin Kontrolü- isimli eserinin 2. baskısı çıktı!]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Salih Mirzabeyoğlu’nun Telegram -Zihin Kontrolü- isimli eserinin 2. baskısı çıktı!</p>

<p><em><u>Kitabın önsözünden:</u></em></p>

<p>"Telegram: Zihin kontrolü... Bir bakıma Türkiye'de pratiği -teorisi de!- benimle meşhur olan bu iş, "ilim sınır tanımaz!" tesellisiyle Lüt kavmine parmak ısırtır melanete ve yardımcı unsurlarla insanı robotlaştırmaya davranmışken, diğer yönüyle "dünyada"da kıstırılmış fertler üzerindeki tecrübelerin sınırını aşamamıştır. Bu ikazdan sonra bildirmeyelim ki, gerek yaşamış kobay ve gerekse mevzuu alakadar eder buudları işaretlemek bakımından, galiba dünyada da ilk örneğim!</p>

<h3><a href="https://www.aylikbaran.com/product-page/telegram-zihin-kontrol%C3%BC-salih-mirzabeyo%C4%9Flu" rel="nofollow"><span style="color:#d35400;"><strong>SATIN ALMAK İÇİN TIKLAYINIZ</strong></span></a></h3>

<p>Elinizdeki eser, bir yönüyle eskilerin "istişhad" dedikleri "delil getirme ve şahid kılma" usulüyle felsefeden müsbet ilme ve şamanizmden İslam tasavvufuna kadar geniş bir sahaya kanat açarken, diğer yönüyle "hatırat" nevine dair olarak işlenmektedir."</p>

<h3><b>Telegram ne demek?</b></h3>

<p>Telegram, bilindiği üzere Salih Mirzabeyoğlu ile maruf bir tanım. Literatüre bu kelimenin girişi de 2003 senesinde Salih Mirzabeyoğlu tarafında kaleme alınan ve alt başlığı ‘Zihin Kontrolü’ olan Telegram adlı esere dayanıyor. Mirzabeyoğlu, Kartal F-Tipi Cezaevinde kaldığı hücresinde, kendisine ‘elektronik taciz’ yapan kişilerin, yaptıkları işi isimlendirirken ‘Telegram’ dediğini ifade ediyor. Yani bu tabir, ilk başta Telegramcılar tarafından kullanılıyor. Mirzabeyoğlu, kendisini sürekli taciz edenlerin kullandığı bu kelimeyi yakalayıp verimlendiriyor ve ‘Zihin Kontrolü’ genel başlığı altında sıralanan teknikler arasında -özellikle İngilizcede- muhtelif tâbirlerle anılan bu operasyonu böylelikle isimlendirerek deşifre ve teşhir ediyor.</p>

<h3><b>Telegram işkencesi nedir?</b></h3>

<p>Telegram, kabaca tarif etmek gerekirse, İngilizce literatürde ‘öldürücü olmayan elektromanyetik silâhlar’ arasında gösterilmekle beraber, yol açtığı tesirler bakımından ölümcül potansiyel taşıyan bir silah. Bu aslında bir zihin kontrol tekniği; fakat klasik telkin metodlarını aşan, hedeflenen kişinin hem zihnini okumaya yarayan ve hem de hedeflenen kişinin vücudunda ve duygularında telkini tesirli kılabilmek adına değişimler meydana getirebilen bir zihin kontrol tekniği. Bu zihin kontrol metodu başarılı olduğu takdirde hedef alınan kişi tarafından fark edilmesi mümkün olmayan, başarısız olduğunda ise Kumandan Salih Mirzabeyoğlu’nun anlattıklarından öğrendiğimiz kadarıyla insanlık tarihî boyunca geliştirilmiş en şiddetli işkence vasıtasına dönüşebilen, öldürücü bir silah aynı zamanda.</p>

<h3><b>Neden Salih Mirzabeyoğlu hedefti?</b></h3>

<p>Kumandan Salih Mirzabeyoğlu, bütün İslâm aleminde yankısını bulacak bir fikrin, bir fikriyâtın, yani Büyük Doğu’nun bayraktarlığını yapıyor ve bunu da kendisini müesses nizamın, dünya düzeninin yedeğine sokarak değil, mevcut dünya düzeninin yerine alternatif ve yaşanmaya değer bir dünya düzeni teklif ederek yapıyor. Kumandan Salih Mirzabeyoğlu’nun 1991’de gözaltında maruz kaldığı fizikî işkence ve tutuklanmasının da, 1998 senesinde tutuklanmasının da, 2000 senesinde Metris Cezaevinde Noel Baba operasyonuna maruz kalmasının da, bu operasyondan sonra Kartal F-Tipi Cezaevine sevk edilmesiyle beraber başlayan Telegram işkencesinin de, 2014 senesinde yeniden yargılanma gerekçesiyle tahliye edilmesinden sonra bu işkencenin dışarıda devam ettirilmesinin de arkasında hep bu aynı sebeb vardı. İslam’ı yeni şartlara tatbik edecek bir vasıta sistem geliştirdiği, mevcut olanın yerine yeni bir dünya düzeni teklif ettiği için bu işkenceye maruz bırakıldı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3><b>Müslümanların yıkıcı bir sele dönüşme ihtimali</b></h3>

<p>Üstad Necip&nbsp;Fazıl’ın Büyük Doğu ile başlattığı ve Kumandan Salih Mirzabeyoğlu’nun meydan yerinde kavgasına soyunduğu İslâm İhtilâli ve İnkılabı’nı inkıtaa uğratmak için siyonist ve emperyalistler ile onların içimizdeki kuyrukçuları sürekli olarak Müslüman milletimizin bu akışta demetlenmesine mâni olmak üzere tahliye kanalları açtılar. Müslümanların kendi düzenleri içinde yaşaması değil de, mevcut dünya düzenine entegre edilerek yaşaması yönünde hareket eden statükocu “İslâmî” hareketleri hem içeriden ve hem de dışarıdan maddî manevî destekleyerek, “her şeye sahtesinin musallat olması” ölçüsünü bir strateji hâline getirip, tüm dünya Müslümanlarının karargâhı konumundaki Anadolu’da İslâmî bir düzenin tesis edilmesine bugüne kadar mâni oldular. Bilhassa etkileyici konumunda olanlar da kendilerini bu risksiz ve bol mamalı stratejinin bir parçası hâline getirmekte bir beis görmediler. Müslüman Anadolu’da hakiki bir İslâm İhtilâli ve İnkılabı kadrosunun buluşmaması için açılan onlarca tahliye kanalından en kullanışlısı FETÖ oldu. 28 Şubat sürecine rağmen 1999 senesinin Kumandan Salih Mirzabeyoğlu tarafından “Kurtuluş Yılı” ilân edilmesi ve Kemalistlerin ellerindeki emniyet, yargı ve ordu üçlüsüne rağmen muvaffak olamayışları neticesinde FETÖ’nün işlevinde de değişikliğe gitmek zorunda kaldılar.</p>

<p>28 Şubat’a kadar birçok tahliye kanalı desteklenirken, 28 Şubat’tan sonra FETÖ’nün merkeze alınmasıyla birlikte diğer kanallar önemini kaybetti ve onlara olan desteği de geri çekmekte bir sakınca görmediler. FETÖ de istenildiği ölçüde büyümek için tabiî olarak alternatiflerini ortadan kaldırmak zorundaydı. İş bir noktadan sonra Büyük Doğu-İbda’ya tahliye kanalı açmaktan çıkmış, onun yerine Müslüman milleti İslami bir düzene değil de küfür düzenine akıtacak müstakil bir kanal inşasına dönmüştü. Bu esnada Ergenekon ve Balyoz operasyonları da laik, Kemalist, Batıcı diğer unsurların bu kanala taşınması için gerçekleştiriliyor, uşaklık noktasındaki görev değişimine direnen “yobaz” kuyrukçular bu yolla tasfiye ediliyorlardı.</p>

<p>Tam da Arap Baharı ile beraber İslam aleminin dizaynı işine girişilmiş ve adım adım Anadolu’yu da bu işin bir parçası ve lideri olarak FETÖ idaresinde sahneye sürmeye hazırlanırlarken, iktidar ile FETÖ arasında MİT Krizi ile beraber kopan kavga bir çuval incirlerini berbat etmeye yetti. 15 Temmuz’a kadar, Türkiye’de iktidarı alaşağı etmek, FETÖ’yü olması gereken konuma getirmek üzerinden bütün İslam alemini yeniden dizayn etme ve böylelikle global küfür düzenine entegre etme stratejilerini korudular; fakat 15 Temmuz’da, bizim de üstün gayretlerimizle film koptu.</p>

<h3><b>Kumandan’ı işte bu sebeble şehid ettiler</b></h3>

<p>15 Temmuz’da yalnız FETÖ’den olmadılar, 2000’den beri FETÖ’yü bu pozisyonda tek kılmak için onun dışındaki bütün tahliye kanallarını ister istemez iptal etmişlerdi. FETÖ’nün gerçek yüzü görülünce, bu sefer Anadolu ufkunda, İslâm İhtilali ve İnkılabına doğru hakiki bir akışta bütün Müslümanların buluşması, sel hâline dönüşmesi ve önüne çıkan herşeyi ezip geçmesi ihtimali belirdi ve bu müesses nizamın efendileri tarafından kabul edilemezdi. Hem zaten 2014 senesinin Kasım ayında, Kumandan Salih Mirzabeyoğlu’nun “Adalet Mutlak’a” başlıklı konferansına gösterilen teveccüh, bugüne kadar izledikleri bütün strateji ve taktiklerin aslında hiçbir işe yaramadığını da göstermemiş miydi?</p>

<p>Türkiye’de meşruiyet dairesinin merkezinde Üstad’dan sonra bu kez Kumandan tek başına kalınca, şartlar onlar için bu tehlikeli noktaya evrilince, aslında bir bakıma çaresizliklerinin de ifâdesi olacak şekilde, İslâm İhtilâli ve İnkılâbının önünü kesebilmek için ellerindeki son kurşunla, manyetik bir kurşunla, son bir can havliyle İbda Mimarı Salih Mirzabeyoğlu’nu hedef aldı ve şehid ettiler.</p>

<p>Dikkat ediyorsanız, FETÖ’den sonra ellerinde kullanabilecekleri Müslüman görünümlü bir aparat kalmadığı için, bugün Millet İttifakı falan gibi yollara tevessül edip, hiçbiri birbirine benzemez unsurlardan müteşekkil saçma sapan ittifaklar tesis edip, hiç olmazsa silinip gitmemek adına bu topraklarda tutunabilmeye çalışıyorlar.</p>

<p>Bu arada unutmadan, FETÖ devlete paralel değildi, çünkü aslında rejim zihniyetinin ta kendisiydi. O, aslında Büyük Doğu İbda’ya paraleldi. Her ne kadar Said-i Nursi’ye bağlılık iddiasında olsalar da, iş düzen kurmaya gelince, ellerinden gelen, kavramlarını eğip büküp kendilerine mâl etmeye çalıştıkları, ruhundan ve iddiasında arındırılmış, yalnız şekil planına mahkûm edilmiş bir Başyücelik Devleti tesis etmekti.</p>

<p>Daha kapsamlı bilgi için:</p>

<p><a href="http://https//www.barandergisi.net/iktibaslar/beyne-elektromanyetik-kursun-telegram-h3928.html" rel="nofollow">Beyne Elektromanyetik Kurşun: Telegram</a></p>

<p><img alt="" src="https://barandergisinet.teimg.com/barandergisi-net/uploads/2024/01/salih-mirzabeyoglunun-telegram-isimli-eserinin-2-baskisi-cikti.jpeg" style="width: 745px; height: 1110px;" /></p></p>]]></content:encoded>
      <category>Kitap</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/salih-mirzabeyoglunun-telegram-isimli-eserinin-2-baskisi-cikti</guid>
      <pubDate>Fri, 26 Jan 2024 14:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2024/01/telegram-mirzabeyoglu.jpg" type="image/jpeg" length="19842"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kâzım Albayrak’ın yeni çıkan kitabı ulusal basında]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/kazim-albayrakin-yeni-cikan-kitabi-ulusal-basinda</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/kazim-albayrakin-yeni-cikan-kitabi-ulusal-basinda" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kâzım Albayrak’ın kaleme aldığı “Gölge’den Akıncı Güç’e İslâmî Hareketin Temelleri” isimli kitabı ulusal basında ilgi gördü]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Aylık Baran Dergisi Yayın Kurulu Üyesi Kâzım Albayrak'ın "Gölge'den Akıncı Güç'e İslâmî Hareketin Temelleri" isimli eseri, bu hafta başında Kökler Yayınları'ndan çıktı.</p>

<p>1975-1980 döneminin canlı tanığı tarafından ve akademik disiplinle kaleme alınan söz konusu eserin dört bölümünde, Gölge ve Akıncı Güç dergileri ve hareketi ayrıntılı bir şekilde inceleniyor, hem belgeler hem de dönemin canlı tanıklıklarına başvuruluyor. Son bölümünde ise Gölge ve Akıncı Güçün devamı niteliğinde İbda fikriyatı ve Salih Mirzabeyoğlu ana hatlarıyla tanıtılıyor.</p>

<p>Bir anlamda hâtıra akıcılığına sahip olan bu eser aynı zamanda Cumhuriyet Dönemi İslâmcı Mücadele tarihine dair önemli bir kaynak niteliği taşıyor.</p>

<p>Esere dair ulusal basında çıkan haberlere aşağıdaki linklerden ulaşılabilir:</p>

<p><a href="https://www.aksam.com.tr/kultur-sanat/kazim-albayrakin-yazdigi-okunasi-kitap-islami-hareketin-temelleri/haber-1437730" rel="nofollow">https://www.aksam.com.tr/kultur-sanat/kazim-albayrakin-yazdigi-okunasi-kitap-islami-hareketin-temelleri/haber-1437730</a></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><a href="https://www.haber7.com/kitap/haber/3382215-kazim-albayrakin-yazdigi-okunasi-el-kitabi-islami-hareketin-temelleri" rel="nofollow">https://www.haber7.com/kitap/haber/3382215-kazim-albayrakin-yazdigi-okunasi-el-kitabi-islami-hareketin-temelleri</a></p>

<p><a href="https://www.ensonhaber.com/kitap/kazim-albayrakin-yazdigi-okunasi-el-kitabi-islami-hareketin-temelleri" rel="nofollow">https://www.ensonhaber.com/kitap/kazim-albayrakin-yazdigi-okunasi-el-kitabi-islami-hareketin-temelleri</a></p>

<p></p></p>]]></content:encoded>
      <category>Kitap</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/kazim-albayrakin-yeni-cikan-kitabi-ulusal-basinda</guid>
      <pubDate>Thu, 11 Jan 2024 20:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2024/01/kazimalbayrakulusal.png" type="image/jpeg" length="65566"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Gölge'den Akıncı Güç'e İslami Hareketin Temelleri çıktı!]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/golgeden-akinci-guce-islami-hareketin-temelleri-cikti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/golgeden-akinci-guce-islami-hareketin-temelleri-cikti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Aylık Baran Dergisi Yayın Kurulu Üyesi Kâzım Albayrak'ın "Gölge'den Akıncı Güç'e İslami Hareketin Temelleri" isimli eseri, Kökler Yayınları'ndan çıktı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p data-hook="description">Bu eserde İslâmî hareketin temellerini oluşturan ve Akıncı Güç (1979) dergileri bütün yönleriyle (ortamı, kadrosu, etkisi vs.) ele alınıyor. Bu minvalde mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu'nun isim ve mâna babası olduğu "Akıncı" teşkilâtı da inceleniyor. Çalışmanın ana ekseni olan 1975-1980 döneminin öncesi ve sonrasıyla bağlantılarını gösterebilmek açısından Büyük Doğu-İBDA Hareketi'ne de yer yer değiniliyor.</p>

<h3 data-hook="description"><strong><a href="https://www.aylikbaran.com/product-page/g%C3%B6lge-den-ak%C4%B1nc%C4%B1-g%C3%BC%C3%A7-e-islami-hareketin-temelleri-k%C3%A2z%C4%B1malbayrak" rel="nofollow"><span style="color:#d35400;">KİTABI SATIN ALMAK İÇİN TIKLAYINIZ!</span></a></strong></h3>

<p>İslâmcı hareketin aksiyona geçtiği, sol ve ülkücü kesimlere denk güç olmaya dair önemli adımlar attığı 1975-1980 dönemi detaylı muhasebe ediliyor ve değerlendirmeleri yapılıyor. Bunların akabinde bu döneme ışık tutması açısından Albayrak, Salih Mirzabeyoğlu ile olan hatıralarına da yer veriyor.</p>

<p>Beş bölümden oluşan eserin birinci bölümünde GÖLGE'nin çıkış ortamında memleketin ve gençliğin hâli tasvir ediliyor.</p>

<p>İkinci bölümde GÖLGE'nin çıkış sebebi ve onu çıkaran kadro tahlil ediliyor.</p>

<p>Üçüncü bölümde "GÖLGE'nin Etkisi" ele alınıyor ve bu vesile ile Yüksek İslâm Enstitüsü boykotları tafsilatlı olarak anlatılıyor. Fetullahçılar ile reformist-modernist idarecilerin boykotlara karşı oluşu misallendiriliyor.</p>

<p>Dördüncü bölümde "Akıncı Güç'ün Çıkışı ve Tesiri" başta Üstad'ın kabul ve takdirleri olmak üzere örgütlenme, eylem ve şehitler üzerinden hikâye ediliyor, "Salih Mirzabeyoğlu'nun Kaleminden Akıncı Güç" bahsine de yer veriliyor.</p>

<p>Beşinci ve son bölümde ise "Salih Mirzabeyoğlu ve İbda Fikriyatı" tanıtılıyor. Bu bölümde Mirzabeyoğlu'nun kısa bir biyografisi, eserlerinin tanıtımı, onun tasavvuf ve tarikat anlayışı, dil ve mâna toplayıcılığı, Büyük Doğu'ya nisbeti müstakil lerde inceleniyor ve onunla bazı hatıralara da yer veriliyor.</p>

<p>Bir anlamda hâtıra akıcılığına sahip olan bu eser aynı zamanda Cumhuriyet Dönemi İslâmcı Mücadele tarihine dair önemli bir kaynak niteliği taşıyor.</p>

<p>Yazar: Kazım Albayrak</p>

<p>Cilt Tipi: Karton kapak</p>

<p>Kağıt Cinsi: Holmen</p>

<p>Boyut: 13,5 x 21</p>

<p>Basım Tarihi: Aralık 2023</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sayfa Sayısı: 376</p>

<p>Dil: Türkçe</p>

<p>ISBN: 9786057183712</p>

<p><img alt="" src="https://barandergisinet.teimg.com/barandergisi-net/uploads/2024/01/golgeden-akinci-guce-islami-hareketin-temelleri-kazim-albayrak.webp" style="width: 1000px; height: 1558px;" /></p>

<p><img alt="" src="https://barandergisinet.teimg.com/barandergisi-net/uploads/2024/01/golgeden-akinci-guce-islami-hareketin-temelleri-2.png" style="width: 1000px; height: 1567px;" /></p>

<p></p></p>]]></content:encoded>
      <category>Kitap</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/golgeden-akinci-guce-islami-hareketin-temelleri-cikti</guid>
      <pubDate>Wed, 03 Jan 2024 16:09:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2024/01/golgeden-akinci-guce-islami-hareketin-temelleri-cikti.jpg" type="image/jpeg" length="44183"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Selma 'İçimizdeki Yara' romanı çıktı!]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/selma-icimizdeki-yara-romani-cikti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/selma-icimizdeki-yara-romani-cikti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Faruk Hanoğlu’nun Selma “İçimizdeki Yara” isimli romanı Gölge Yayınları'ndan çıktı!]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://www.barandergisi.net/faruk-hanoglu">Faruk Hanoğlu</a>’nun Selma “İçimizdeki Yara” isimli romanı Gölge Yayınları'ndan çıktı!</p>

<p>Kitabın önsözünden...</p>

<p>İslâmî anlayışın yok olmaya yüz tuttuğu son birkaç yüzyıldır ülkemizde kadına ve özellikle kadın olma yolunda ilerlemek isteyen, düşünen, araştıran, fert ve toplum meselelerinin hallinde sorumluluk üstlenmek isteyen kızlarımıza karşı anne, baba ve ailedeki diğer erkekler tarafından kontrolsüz, adaletsiz ve vicdanî mefhumlardan yoksun davranışlar peydah oldu. Kızlarımız manası boşaltılmış ve asıl gayeden yoksun geleneklerle kolaya kaçılarak içine hapsedilmemelidir. Okumalı, anlamalı, kadında derinleşmeli, gerekirse akademik anlamda da üst düzey faaliyetler yürütebilmeli, dünya meselelerine kafa yormalı, idealist Müslümanlar olarak kendilerindeki yetenekleri keşfetmeli ve vazife şuuru edinerek bilhassa anne olma ve yuvalarını salim bir şekilde kurma yolunda engellenmemelidir. Yepyeni bir anlayışla, hadiselerin ve zamanın şuurunda olarak kadına yakışır biçimde yaşamayı öğrenmelidir. İçinde bulunduğumuz çağı dikkatli bir şekilde okuyabildiğimizde bütün bunların kaçınılmaz bir gereklilik olduğunu fark edeceğiz. Kızlarımızı vicdanî hassasiyetleri gözeterek fark etme, tanıma, anlama ve dünya gerçeklerine hazır hâle getirme mecburiyetindeyiz. Onlara güya kadın olmayı telkin ederken, içlerindeki kadından mahrum etmemeliyiz. İslâm'ın temel kuralları ve ölçüleri zaten açıktır. Topluma kasıtlı bir şekilde yansıtılan birtakım güvensiz ve şüpheci tavırlar, onlara olan sevgimiz önünde engel olmamalıdır. En azından bu hususlara riayet ederek özellikle evlatlar arasındaki adaleti sağlamak suretiyle aksi ihtimalleri azaltabiliriz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3><a href="https://www.aylikbaran.com/product-page/selma-i%C3%A7imizdeki-yara-faruk-hano%C4%9Flu" rel="nofollow"><strong>SATIN ALMAK İÇİN TIKLAYINIZ</strong></a></h3>

<p>Kızlarımızı dikkatle ve gerçekten anlamaya çalışarak dinlemeli ve düşüncelerini "doğru düşünce" etrafında toplamalıyız. Bunun için de işin doğrusunu aktarma anlamında üzerlerinde ciddi bir fikri tesir oluşturmalıyız. Bu da demek oluyor ki her an ve her saniye değişen zaman, eşya ve hadiseler karşısında anne ve baba her daim kendisini geliştirerek yeni kalabilmelidir. Gençlerin özellikle içinde bulunduğumuz buhran çağında, heyecanlarını üretebilmesi için gerekli olan en önemli husus, artık yeni şeyler duymak ve söylemek istiyor olmalarıdır. Pek tabiî ferdî olarak bu toplum yükünün üstesinden nasıl geleceğiz, toplum anlayışını ve nizamı nasıl değiştireceğiz buna dünya çapında bir fikir etrafında ayrıca değinmeliyiz. Gayemiz, aile olabilme üzerinden yepyeni bir toplum inşa edebilmek... Kızlarımız da toplumda adaletsizliği, ahlâksızlığı ve ne kadar vicdanî sorun varsa halledici görevi üstlenecek olan hakiki erkeği yetiştirme konusunda kendi içine kapatılmadan uzmanlaşmalıdır. Bir erkek çocuğun öğrenmesi gereken ne varsa kız çocuğunun hem erkek hem de kadın adına öğrenmesi gereken şeyler vardır. Kadının yoğun duygu yönünün zaaflarını görmek elbette kolaydır. Fakat bu fıtri özelliğin kıymetli yönlerini de yok sayamayız. Öncelikle kadının kendisinde gizlediği hazineyi açığa çıkartacak olan erkeğin kendisine gelmesi gerekiyor. Bu da bize gerekli olan yani kadındaki duygu ifadesinin yerli yerine oturtulmasıdır. Yani kadındaki kadını anlamanın ve kurtarmanın yolu aynı zamanda yeni bir toplumun doğması ve inşa edilmesi demektir.</p>

<p>Kadının "erkeklik" üzerinde de ilim sahibi olması sağlanmalıdır. Bu durumu şuurlu bir şekilde işlemeyince kadının erkekleştiğini görürüz. İş öyle boyutlardaki, toplumda anne dediğimiz kutsal şubenin aynı zamanda bir kadın olduğunu unutmuş vaziyetteyiz. Bunu erkekler olarak kendi annelerimize bakışımız ve onlara karşı tavırlarımızda görebiliriz. Onları annelerimiz olmanın yanında birer kadın olarak izlemiyor ve işlemiyoruz. Erkeğin, kadın hakkında bilmesi gereken en önemli değer şu ki; kadındaki kadın asla ölmemeli... Ve kadındaki kadını kurtaracak olan da erkekten başkası değildir.</p>

<p>Sahte duygu istismarcısı ve ucuz romantiklerden olmama adına bu eser, kadından daha çok aslıyla erkeğe yazılmıştır.</p>

<p>Faruk Hanoğlu</p>

<p><img alt="" src="https://barandergisinet.teimg.com/barandergisi-net/uploads/2023/12/selma-fauk-hanoglu.jpg" style="width: 1103px; height: 1644px;" /></p></p>]]></content:encoded>
      <category>Kitap</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/selma-icimizdeki-yara-romani-cikti</guid>
      <pubDate>Sun, 24 Dec 2023 19:13:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2023/12/selma-romani-cikti.jpg" type="image/jpeg" length="97188"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA['Put Adam' eseri üzerine]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/put-adam-eseri-uzerine</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/put-adam-eseri-uzerine" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bu kitap, sadece bir M. Kemal değerlendirmesi değil, bir yalan tarih ve bir yalan ideolojiyi ortaya sermenin ve bunun üzerinden Batıcılık fikirlerini tesirlerini ve neticelerini kritik etmenin de eseridir.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bu kitap, sadece bir M. Kemal değerlendirmesi değil, bir yalan tarih ve bir yalan ideolojiyi ortaya sermenin ve bunun üzerinden Batıcılık fikirlerini tesirlerini ve neticelerini kritik etmenin de eseridir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yazının tamamı için <a href="https://www.barandergisi.net/necip-fazilin-put-adam-eseri-uzerine">TIKLAYINIZ</a></p></p>]]></content:encoded>
      <category>Kitap</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/put-adam-eseri-uzerine</guid>
      <pubDate>Sat, 18 Nov 2023 12:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2023/11/putadam.jpg" type="image/jpeg" length="17073"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İzzeddin Kassam – M. Muhammed Hasan Şurrâb]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/izzeddin-kassam-m-muhammed-hasan-surrab</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/izzeddin-kassam-m-muhammed-hasan-surrab" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Filistinli yazar Muhammed Hasan Şurrâb tarafından kaleme alınan “Şeyhu'l Mücahidin İzzeddin Kassam” isimli eser, işgalci İsrail'e karşı Filistin topraklarında direnişi başlatan İzzeddin Kassam'ın hayatını ve mücadelesini anlatıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Filistinli yazar Muhammed Hasan Şurrâb tarafından kaleme alınan “Şeyhu'l Mücahidin İzzeddin Kassam” isimli eser, işgalci İsrail'e karşı Filistin topraklarında direnişi başlatan İzzeddin Kassam'ın hayatını ve mücadelesini anlatıyor.</p>

<p>Türkçeye Kökler Yayınevi tarafından kazandırılan eseri <strong><a href="https://www.koklerkitap.com/urun/seyhul-mucahidin-izzeddin-kassam" rel="nofollow"><span style="color:#c0392b;">buradan</span></a></strong> temin edebilirsiniz.</p>

<p><img alt="" src="https://barandergisinet.teimg.com/barandergisi-net/uploads/2023/11/seyhul-mucahidin-izzeddin-kassam.jpg" style="width: 554px; height: 800px;" /></p>

<p><strong><i>Muhammed Hasan Şurrâb’ın eserdeki mukaddimesinden:</i></strong></p>

<p>İzzeddin Kassam, "Müslüman Öncüler" silsilesinin bir zinciri olarak telâkki edilmeyi hak ediyor. Çünkü tüm Müslümanlar, kendi söylemini ilk yerine getirenin yine kendisi olması hasebiyle onun önderliği ve liderliğinde ittifak etmişlerdir. Onun terbiye ve cihad metodunun benzersiz oluşunda karar kılmışlardır. Onu hayattayken canı gönülden sevmişler, vefâtında da arkasından ağlamışlar, mersiyeler nazmedip hayırla yâd etmişlerdir. Onun söylem ve eylemindeki sadakatine kanaat getirmişlerdir.</p>

<p>İzzeddin Kassam'ın şehadetini takib eden dönemler boyunca, onun hayatına dair bu vefa ve sevgi seli devam edegeldi. Artık Salahaddin Eyyûbî'lerin çıkacağından ümidin kesildiği bir dönemde, Aralık 1987'de filizlenen Birinci İntifada esnasında onun söylem ve eylemleri direnişçiler için darbimesel olmuştu. Kassam, Allah'ın yardımının üzerine olduğuna ve müminlerin yüreklerinde bulunan zatî bir kuvvete itimat etmişti. İzzeddin (dinin izzeti-şerefi) isminin düşmanları, silâhlarla donatılmış ordulardan daha çok korkutmasının sebebi de işte buydu.</p>

<p>İşte tüm bunlar sebebiyle Kassam, "Öncüler" silsilesine katılmayı hak ediyor ki sonraki nesiller onun hayatından ibretler alsınlar... "Şeyh Kassam" ismini Kalem yayınevinin sahibi Dr. Muhammed Ali Devlet'e ve "Müslüman Öncüler Silsilesi" editörüne sunduğumda gözleri açıldı, büyük bir sevinçle bu ismi de bu silsileye dâhil etmek istediler. Bu konuyla ilgili olarak da beni mükellef tuttular.</p>

<p>Ben de bir ön çalışma yaptım ve bu konuyu Kassam'ın sofrasına oturabilecek gözü pek bir araştırmacının ele alabileceğini düşünerek bundan kaçındım. Şübhesiz Kassam'ın bendeki yeri pek yücedir! Bu asırda onun kılıcını alt edebilecek, onun söylemini dillendirip onun eylemini gerçekleştirecek bir adam tanıyamadım. Ne ona akran olabilecek birini gördüm ne de ona eşdeğer birisine rastladım. Öyleyse onun hakkını verebilmem, okuyucuya kadr-i kıymetini anlatabilmem ne mümkün? Ve enine boyuna uzun ve derin bir düşünmenin ardından kendime bir vefa sözü verip bu işe giriştim ve yüce ve her şeye güç yetiren Allah'tan yardım diledim. Böylece bana faydası dokunabilecek kaynakları toplamaya, haber ve anlatılanları takib etmeye başladım.</p>

<p>Doğduğu şehir olan Cebele'de; Haffa' (Sıhyevn Kalesi), Hayfa ve Filistin'in birçok bölgesinde kendisinden kalan eserlerin, Ezher civarında da tedrisinin kaynağının izlerini sürdüm.</p>

<p>Kendisi hakkında tüm söylenen ve yazılanları topladıktan sonra bu malûmatı okumaya ve tahlil etmeye başladım. Tabiî okuyucudan, Kassam hakkındaki anlatılanların doğruluğunu araştırırken iki arada bir derede kaldığımı da gizlemem.</p>

<p>Şöyle ki, Kassam millî bir kahramandı ve hâlâ öyle. Artık dedelerin torunlarına anlattıkları, babaların oğullarına naklettikleri topluma mâl olmuş bir hayat hikâyesiydi. Böyle olunca da tiyatrocular, hikâyeciler, yönetmenler, şairler onu ve hayatını ele aldılar. Tabiî kim bu alanlarla uğraşıyorsa bilir ki, nakledilenlerin fazlalığı ve çeşitliliği sevgide aşırılık ve anlatımda abartıyı da beraberinde getirir.</p>

<p>Eskiden beri Fedâil (Faziletler) bâbları hep zayıf ve uydurma kelâmlarla dolu olmuştur. Uydurma sanatıyla dolu olmasıyla bilinen 'Sanatsal yaratıcılık' dedikleri tiyatro sanatını geçtik; bir yönetmen bir kişiyi canlandırırken... İşte o zaman tarihe karşı felâket kopmuş oluyor. Böyle bir durumda tarihçi de iki arada bir derede kalmasından dolayı mâzurdur. Çünkü neyi alıp, neyi terk edeceğini bilemiyor. Allah, İzzeddin Kassam'ı bu tür uydurma anlatılardan beri kıldı ve ona bizzat onun elinde hakikaten vuku bulmuş öyle faziletler ikram etti ki, bu bile -uydurmalar olmaksızın- onun, yaşadığı dönem ve sonrası için 'güzel' ve 'en yüce' örnek olmasını sağlamaya yetti. Onun yaşamı, modern çağın destanı olmak için efsane ve olağanüstü anlatılara ihtiyaç duymadı. Çünküonun bizzat eyleme döktüğü söylemi ve hayatı öyle hâdiseler içeriyordu ki, bu hâdiseler diğerlerinin yaşamları nezdinde efsane veya hurafe sayılırdı.</p>

<p>Kassam'a dair anlatılanlar hakkındaki ihtilafın bir diğer sebebi ise, onun hayat hikâyesinin şehadetinden otuz yıldan fazla bir süre sonra yazıya geçirilmesiydi. Müelliflerin onun hakkında kayda geçirdiği en erken malûmat 1960'lı yılların sonlarına dayanıyor. Yine ihtilaf sebeblerinden biri, onun hakkındaki malumatın gizli tutulması ve yardımcılarından sadece birkaç kişi dışında kimsenin bunları bilmemesiydi. Böylece Kassam Birliği hakkındaki haberler Kassam şehid olduktan sonra sır gibi kaldı. Çünkü bu davayı ondan miras alan tanınmış öğrencileri, 1936-1939 yılları arasında cereyan eden büyük Filistin devrimini komuta etmişler ve bu dönem boyunca Britanya istihbaratının kendilerini sürekli izlemesi ve yakalamaya çalışması sebebiyle, birliğin sırlarını gizli tutmuşlardı. O dönemde Kassam Birliği'ne herhangi bir bağlılıkları yokmuş görüntüsü vererek cihad ediyorlardı.</p>

<p>Sakallarını uzattıkları için insanlar onları "Meşayih" (Şeyhler) olarak tanır oldular. Kimisi şehadete erdi, kimisi de devrim ateşinin susmasıyla birlikte çeşitli bölgelere dağıldılar.</p>

<p>Müellifler kendilerine bildiklerini anlatmaları için ihtiyaç duyduğunda yaşları artık çok ilerlemiş, bildiklerini yazarak kayda geçirmemişler ve unutkanlık zihinlerindeki malûmatın birçoğunu alıp götürmüştü. Yine de zihinlerinde kalanları tevil ve içtihadı da ekleyerek nakletmişlerdi. Ancak ne var ki, müçtehid belki isabet eder, belki de yanılır.</p>

<p>Kassam'ın hayatının bazı merhaleleri hakkında malûmat eksikliğinin bulunmasının sebeblerinden biri de onun liderlik derecesine kendi çabalarıyla gelmiş olmasıdır. O, ne bir emirin ne başkanın ne de bir zenginin çocuğuydu. Durum böyle olunca tarihçiler onun çocukluk ve gençlik çağlarına zamanında ilgi göstermediler. Çünkü geleceğe dair tahminleri onları yanıltmış ve Kassam'ın ileriki günlerde bu derece şöhrete ulaşacağını düşünememişlerdi.</p>

<p>Kassam, muallimlik ve vaizlik yaparken onların nazarında, tarihin alıp götürdüğü diğer binlerce muallim ve vaiz gibiydi.</p>

<p>Kassam'ın kendisine vakit ayırıp da hayat hikâyesini yazmak yerine tüm ilgi ve enerjisini topluma vermesi de</p>

<p>hayat hikâyesi hakkında birtakım karanlık noktalar bırakmıştı. Neredeyse tüm faaliyetleri şifahî ve hitabîydi. Gazete yazıları yazmakla veya kitab telifiyle iştigal etmemişti. Zira gazeteler ilk etapta başka alanlara yöneliyor; onun yöneldiği ve hedeflerini gerçekleştirecek olan kesimlere hitab etmiyordu. Kassam ilk olarak çocuklar, işçiler ve çiftçilere okuma yazmayı öğretmeye odaklandı. Aynı zamanda, insanları derebeylerinin boyunduruğundan kurtaracak dinî çalışmalara da ağırlık verdi. Eğer Kassam gazete yazarlığı veya kitab telifiyle işe başlamış olsaydı bu suyun üzerine yazı yazmak olurdu. Çünkü kendisinin hedefinde olan topluluk okumayı dahi bilmiyordu.</p>

<p>Telif kapısını çalmak zorunda kalması ise, doğruyu bilerek inatla karşı çıkan dik kafalıların önüne çıkmasıyla oldu. Bu kimseleri susturmak ve söyleminin herhangi bir çarpıtma olmaksızın insanların tamamına ulaşması için "en-Nakd ve'l Beyân" (Eleştiri ve Cevab) başlıklı risâlesini kaleme aldı.</p>

<p>Bununla beraber, şehadetinin hemen ardından 1935'te ve 1936'da yayınlanan ve Kassam'ın hayatından bahseden bazı yazılı kayıtlar bize ulaştı. Ancak bu materyaller, onun arkasından yazılan mersiye niteliğindeki gazete yazıları ve kendisini hayırla yâd eden konuşmalardan ibaret. Bunların tamamına yakını ise Kassam'ın metodundan yapılan çıkarımlar ve o dönemde yaşayan insanlara en doğru yolun bu metod olduğunu savunan nesnel metinlerdir. Ne var ki, bu metinler tarihî malûmat sunmuyor.</p>

<p>Nihayetinde, Kassam ile ilgili anlatıları İslâmî tarih yazıcılığı usûl ve esaslarına arz ettikten sonra kitaba ekledim.</p>

<p>Kassam ile ilgili rivâyetlerin;</p>

<p>Kendisi ile aynı dönemde yaşayan, ona yoldaşlık eden ve onunla ilgili birçok bilgiye sahib kimselerden,</p>

<p>Hata ihtimâline kapalı tarihî belgelerden gelenlerini kabul ettim.</p>

<p>Sahih bir rivâyetin yokluğu veya haberin metin veyahut senedindeki bir şüphe olması durumunda, bize gelen haberleri Kassam'ın yaşantısına, tabiatına veya metoduna arz ettim.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Nitekim Kassam, "Cemaleddin Afganî ve Muhammed Abduh'tan etkilendi," denildiğinde bunu kabul etmedim. Çünkü bu iki tarafın üslûb ve metodları farklıydı. Kassam İslâm yolunu tuttu; Kur'an ve Sünnet'e itimat etti, ikisine de sımsıkı sarıldı. Ve Avrupalılardan gelen her türlü dostluk, tavsiye veya yardımlaşma tekliflerini reddetti. Afganî mutaassib bir masondu. Dahası masonluk için bir de forum tesis etmiş, başkanlığını yürütmüştü. Kuran ve Sünnet'e itimat eden bir adamın masonlukla yan yana gelmesi düşünülemez! Muhammed Abduh'a gelince; kendisini İngilizlerin Mısır'daki reisi Cromer'in sadık bir arkadaşı olarak görüyoruz. Nitekim şer'i müesseselerde başlattığı "Islah" projesi için Cromer'den destek, yardım ve muvâfakat taleb ediyor.</p>

<p>Ancak İzzeddin Kassam'ı, tam tersine, hiçbir kâfir için bir Müslüman üzerinde velayet hakkının olamayacağını ilan ederken görüyoruz. Müslümanların, İngiliz sömürge- si olmasını reddediyor ve bu hastalığın mikrobunun İngilizler olduğunu savunuyor. Muhammed Abduh, Sünnet'i teşri kaynağı olması bakımından küçümsüyordu. Kassam ise Sünnet'i Kur'an'la beraber esas kaynak olarak telâkki ediyordu. Şimdi Muhammed Abduh ve Kassam nasıl bir arada olabilir?</p>

<p>Yine, Kassam'ın Büyük Arab Devrimi esnasında Britanya ile dayanışma içinde Osmanlı'ya karşı hareket ettiğini ve kılıcını bu uğurda kılıfından çıkardığı iddia ettiler.</p>

<p>Biz ise bu söylemi, Kassam'ın metoduna arz ettikten sonra reddettik. Çünkü Kassam, Osmanlı ordusunda "tabur vaizi" olarak görev yapmıştı ve Arab Devrimi'ne soğuk bakıyordu. Tabur vaizinin görevi ise savaş süresince askerlerin morallerini yüksek tutmak ve onları kâfirle çarpışmaya teşvik etmekti. Burada kâfir dediklerimiz de İngilizlerdi. Peki, nasıl oluyor da önce küfür üzere olan İngilizlere karşı savaşa çağırıyor, sonra da onların yanında bir savaşçı oluyor?</p>

<p>Hülasa; Kassam için iki tanımlamada karar kıldım. Onun Filistin'de ŞEYHÛL MÜCAHİDÎN (Mücahidlerin Şeyhi) oluşu ve Ehl-i Sünnet ve'l Cemaat'in ilk rehberlerinin yolu üzere öncü davetçilerden biri olması. Zaten okuyucu da, Allah'ın bana verdiği tüm takati sarf ederek yazdığım bu kitabın ileriki bölümlerini okuyunca onun imamlık ve liderliğinin delillerini görecektir. Ben, merhumu hakkını vererek gerektiği gibi anlattığımı ve onun hakkında söylenebilecek her şeyi bu kitabta derç ettiğimi iddia etmiyorum. Bu ise şu iki sebebten ötürüdür; Peygamberler hariç beşer fiillerinin nâkıslıkla mevsuf olması, öncü şahsiyetlerin hayat hikâyeleri incelendiği sürece her daim ibret alacak bir meselenin çıkması.</p>

<p>Her türlü taksirden ötürü Allah'tan mağfiret diliyorum. Rabbim bu çalışmayı hüsn-i hitâmla bitirmede beni muvaffak kılsın.</p>

<p>M. Muhammed Hasan Şurrab</p></p>]]></content:encoded>
      <category>Kitap</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/izzeddin-kassam-m-muhammed-hasan-surrab</guid>
      <pubDate>Wed, 08 Nov 2023 13:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2023/11/izzeddin-kassam-m-muhammed-hasan-surrab.jpg" type="image/jpeg" length="22879"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Filistin zulmünü anlatan ödüllü kitap: Küçük Bir Ayrıntı]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/filistin-zulmunu-anlatan-odullu-kitap-kucuk-bir-ayrinti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/filistin-zulmunu-anlatan-odullu-kitap-kucuk-bir-ayrinti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[1949’da Filistinli bir kızın işgalci Yahudi askerleri tarafından öldürülmesini konu alan “Küçük Bir Ayrıntı” adlı ödüllü eser, Frankfurt Kitap Fuarı’nda Yahudi severlerin engeline takıldı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>“Küçük Bir Ayrıntı” adlı eseri ile tanınan Filistinli yazar Adania Shibli’nin ödül törenini Yahudi sever organizatörler iptal etti. Organizatörler İsrail-Hamas savaşını bahane olarak gösterdi.&nbsp;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img alt="" src="https://barandergisinet.teimg.com/barandergisi-net/uploads/2023/10/img-3769.jpeg" style="width: 1170px; height: 1272px;" /></p>

<p><strong>Yılın çeviri ödülü verilmişti</strong></p>

<p>Doğan Hızlan, Faruk Şüyün, Metin Celâl, Sevengül Sönmez ve Sırma Köksal'dan oluşan jüri Prof. Dr. Mehmet Hakkı Suçin'in dilimize Adania Shibli'den çevirdiği Küçük Bir Ayrıntı kitabına "insan hakları ve barış arzusu ekseninde Filistin'de yaşanan zulmü yine bu coğrafyada yaşanan kadın katliamlarıyla birlikte anlatan, ikili anlatıcı bakış açısıyla cesur bir söylem geliştirdiği; çevirmen Prof. Dr. Mehmet Hakkı Suçin'e de Arapçadan yaptığı çevirilerle edebiyat alanına katkıları ve akademiyle yayın dünyasını buluşturduğu için" Yılın Çeviri Kitabı ödülünün verilmesi&nbsp;oybirliğiyle kararlaştırılmıştı.&nbsp;</p>

<p><img height="1097" src="https://barandergisinet.teimg.com/barandergisi-net/uploads/2023/10/kucuk-bir-ayrinti-filistin.jpg" width="703" /></p></p>]]></content:encoded>
      <category>Kitap</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/filistin-zulmunu-anlatan-odullu-kitap-kucuk-bir-ayrinti</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Oct 2023 21:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2023/10/kucuk-bir-ayrinti-yahudilerin-engeline-takildi.webp" type="image/jpeg" length="14922"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yol Ayrımı'nda Yağmur Beklerken]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/yol-ayriminda-yagmur-beklerken-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/yol-ayriminda-yagmur-beklerken-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p>]]></content:encoded>
      <category>Kitap</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/yol-ayriminda-yagmur-beklerken-1</guid>
      <pubDate>Mon, 02 Oct 2023 12:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2023/10/yol-ayrimi-yagmuru-beklerken.webp" type="image/jpeg" length="66834"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İnsanın Anlam Arayışı - Victor Frankl]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/insanin-anlam-arayisi-victor-frankl</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/insanin-anlam-arayisi-victor-frankl" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Hayatın bir anlamı yoksa yaşamak niye? Yaşama iradesini kaybeden kişi, hiçbir hastalığı olmamasına rağmen ölüyor. Böyle vakalar var. Toplama kamplarında ümidini yitirenlerin tifüsten değil de, hayatının anlamını yitirmesinden öldüğünü söylüyor Dr. Frankl.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Hayatın bir anlamı yoksa yaşamak niye? Yaşama iradesini kaybeden kişi, hiçbir hastalığı olmamasına rağmen ölüyor. Böyle vakalar var. Toplama kamplarında ümidini yitirenlerin tifüsten değil de, hayatının anlamını yitirmesinden öldüğünü söylüyor Dr. Frankl.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p>]]></content:encoded>
      <category>Kitap</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/insanin-anlam-arayisi-victor-frankl</guid>
      <pubDate>Thu, 28 Sep 2023 15:55:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2023/09/insanin-anlam-arayisi-victor-frankl.webp" type="image/jpeg" length="63625"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA['Modern Dünya İlmihali' çıktı]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/modern-dunya-ilmihali-cikti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/modern-dunya-ilmihali-cikti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ketebe'den çıkan “Modern Dünya İlmihali” kitabı, günümüz gençlerine ibadetlerin hikmetlerini, inceliklerini de aktarıyor. İlmihalin yazarı Muhammed Yazıcı, hamasi nutuklar yerine açıklama bekleyen insanların varlığına dikkat çekerek, güncel ilmihalin modern insanın idrakine uygun çözümleri amaçladığını vurguluyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p fragment="7eee23abf">Modern dünyada Müslüman gençlerin zihnini meşgul eden bir dizi önemli meselenin nasıl anlatılması gerektiğiyle ilgili artık bir ilmihal var. Muhammed Yazıcı’nın Ketebe imzasıyla çıkan “Modern Dünya İlmihali” kitabı işte bu soruların cevaplarını arıyor. Kitabın ilk bölümünde, inanç dünyamızı oluşturan birtakım köklü kavramlar yeniden açıklanıyor. Ardından, dinin temelini oluşturan pratiklerin hikmet ve mana itibarıyla haiz olduğu incelikler nazarı dikkate alınıyor. Nihayetinde ise, modern dünya tarafından dayatılan ve sorgusuz sualsiz benimsenen bazı popüler değer ve mefhumların eleştirisine yer verilirken, Müslüman ferdin ve toplumun inşası için icap eden şahsiyet, düşünce, tavır ve davranış modellerine işaret ediliyor.</p>

<h2 fragment="c4ee22c68b"><b>Çağın sorunlarını bilmek...</b></h2>

<p fragment="d80547abfb">Bugünün ilim ve düşünce jargonu kurulmadan dini anlatmanın hamasete yol açacağını belirten Yazıcı’yla günümüz Müslümanlarının çıkmazlarını konuştuk. İçinde bulunduğumuz çağın genel olarak bilgisinden, kültüründen yoksunlaşmış olan her türlü dini anlatımın çatışmaya yol açtığını ifade eden Yazıcı, “Bugün özellikle dini meselelerde insanın ciddi bir bilgi ve doğru iletişim şartlarını yerine getirmesi gerekir. Dini anlatan hocaların çağın iletişim yöntemlerini çok iyi bilmeleri gerekir. Cumhuriyet’le birlikte dine sırtını dönmüş toplumu, 1950’lerden sonra yeniden dinle buluşturma yoluna gidilmişti. İster istemez burada öncü şahsiyetler hep vaizler oldu. Onlar da nutuk çekerek, insanı heyecanlandırmaya yönelik konuşmalar yapmayı uygun buldular. O dönem insanları uyandırmak için bu gerekliydi. Ama şimdi artık Müslümanca yaşamak isteyen, buna rağmen açıklama bekleyen, aynı zamanda düşünebilen, yazabilen, kültür üretebilen insanlar, bağırmayla, çağırmayla, hamasi nutukla tatmin olmuyor” dedi.</p>

<p fragment="9906fc5a31">Bu durumun sosyal mecralar için de geçerliği olduğunu söyleyen Yazıcı, gerçek hayattan bir kesitin sosyal medyaya aktarıldığında bambaşka bir anlam kazandığını ve çarpıtıldığını aktarıyor. Kur’an’ın bu çağa ne anlattığı ile ilgili de konuştuğumuz Muhammed Hoca, “Osmanlı alimlerinden Taşköprizade’nin bir sözü vardır: ‘İlim menzilinde nazil olur.’ Ben şimdi rast gele bir tıp fakültesinin dersine gireyim, hiçbir şey anlamam. Ben bir şey anlamadım diye profesör mü suçlu. Anlaşılması için nazil olduğu ortamı çok iyi bilmek gerekiyor” ifadelerini kullandı.</p>

<p fragment="9906fc5a31"><img height="592" src="https://barandergisinet.teimg.com/barandergisi-net/uploads/2023/09/modern-dunya-ilmihaki.jpg" width="382" /></p>

<h2 fragment="57d7c69166"><b>Seküler zihne meselenin niçini de anlatılmalı</b></h2>

<p fragment="b0fead9d04">Güncel ilmihalin yazılış amacının modern insanın idrakine uygun çözümleri ele almak olduğunu vurgulayan Yazıcı, “İlmihal kitaplarında abdesti kaçıran şeyler, namazın vacipleri gibi ibadetin hükümleri var. Bugünün ilmihal bilgisi bu olamaz. Oysa bugün insanlara neden namaz kılmak zorunda olduğumuzu anlatmalıyız. İnsanlar haccın anlamını, mantığını, kavramıyor ki biz onlara haccın farzlarını, vaciplerini anlatalım. Orucu hayatında veya mentalitisinde bir yere koyamıyor. Çünkü almış olduğu eğitim seküler bir eğitim ve zihin öyle şekillenmiş. Allah niye bizden aç kalmamızı istiyor sorusunun cevabını aramaktır bu çağın ilmihali” açıklamasını yaptı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2 fragment="e8cfbafd43"><strong>"Gençler deist değil, arzularının esaretinde"</strong></h2>

<p fragment="14e898215ba">Türkiye’de herhangi bir meselenin doğru zeminde tartışılma imkanı olmadığını aktaran Yazıcı, kitapta değindiği deizm meselesiyle ilgili de konuştu: “Deist olduğunu söyleyen kişilerin argümanlarına baktığınızda ergen çocukların idrak düzeyinde seyrediyor. Bir gencin deist olması mümkün değil. İlmi bir derinlikte tartışılmıyor bunlar. Gençler deist değil, arzularının esaretinde. Bir kanun, kural ve hükmün boyunduruğu altına girmek istemedikleri için, işin içine havalı da bir şey katarak deist olduklarını söylüyor.”</p>

<p fragment="14e898215ba">Yeni Şafak, Sevda Dursun</p></p>]]></content:encoded>
      <category>Kitap</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/modern-dunya-ilmihali-cikti</guid>
      <pubDate>Wed, 20 Sep 2023 08:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2023/09/modern-dunya-ilmihali-muhammet-yazici.webp" type="image/jpeg" length="94994"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Türkçe’deki Yunanca Kelimeler ve Yunanca Kökenli Tıp Terimleri]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/turkcedeki-yunanca-kelimeler-ve-yunanca-kokenli-tip-terimleri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/turkcedeki-yunanca-kelimeler-ve-yunanca-kokenli-tip-terimleri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dr. Hakkı Açıkalın, “Türkçe'deki Yunanca Kelimeler” eserinde Türkçe’de kullanılan Yunanca kökenli kelimeleri, orijinal yazılışlarıyla ve bazıları da etimolojik kaynaklarıyla veya tarihî öyküleriyle birlikte veriyor. “Yunanca Kökenli Tıp Terimleri” eserinde ise kavramların orijinal (Yunanca) yazılışlarını veriyor. Tıbbî Terminoloji Bilimi’ne bir katkı sunmayı amaçlıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Tıp doktoru (psikiyatr), bilim doktoru (anatomi), etimolog, edebiyatçı, felsefeci Dr. Hakkı Açıkalın, etimolojiden felsefeye, edebiyattan tarihe ve mitolojiye “Türkçe'deki Yunanca Kelimeler" ve "Yunanca Kökenli Tıp Terimleri”ni ele alıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><a href="https://www.kitapyurdu.com/kitap/yunanca-kokenli-tip-terimleri/658050.html&amp;publisher_id=5265" rel="nofollow"><b>Yunanca Kökenli Tıp Terimleri</b></a></p>

<p>Temel Tıp Bilimleri’nde terminoloji çok büyük oranda Latince-Yunanca’dır. Bugün Türkiye’deki Tıp Fakülteleri’nin bir bölümünde terminoloji dersi yoktur, olanlarda ise verilen eğitimin kalitesi ve içeriği tartışmalıdır. Açıkalın bu çalışmasında kavramların orijinal (Yunanca) yazılışlarını veriyor. Tıbbî Terminoloji Bilimi’ne bir katkı sunmayı amaçlıyor.</p>

<p><a href="https://www.kitapyurdu.com/kitap/turkcedeki-yunanca-kelimeler/657731.html&amp;publisher_id=5265" rel="nofollow"><b>Türkçe’deki Yunanca Kelimeler</b></a></p>

<p>Dünya üzerinde hiçbir dil saf değildir, bu anlamda bütün diller birbirleriyle şu veya bu düzeyde etkileşmişler, alışverişte bulunmuşlardır. Açıkalın bu çalışmasında, Türkçe’de gerek halk arasında gerekse entelektüeller arasında kullanılan Yunanca kökenli kelimeleri, orijinal yazılışlarıyla ve bazıları da etimolojik kaynaklarıyla veya tarihî öyküleriyle birlikte veriyor. Ayrıca, içlerinde tartışmalı olan etimolojik kökenlerin epeyce bir bölümüne de değiniyor.</p></p>]]></content:encoded>
      <category>Kitap</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/turkcedeki-yunanca-kelimeler-ve-yunanca-kokenli-tip-terimleri</guid>
      <pubDate>Tue, 05 Sep 2023 14:09:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2023/09/turkcedeki-yunanca-kelimeler-ve-yunanca-kokenli-tip-terimleri.webp" type="image/jpeg" length="58549"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kenzü’t Tuhaf: 14. Yüzyıldan Bir Müzik Risalesi]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/kenzut-tuhaf-14-yuzyildan-bir-muzik-risalesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/kenzut-tuhaf-14-yuzyildan-bir-muzik-risalesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bugün okurlarımı, dilimize ve yazımızda tecavüz edildiği için bizim değil önce Batılıların dikkatini çeken ve geç de olsa müellif ve isim yönünden durumu tam belirlenmiş bir kitap olarak Vakıfbank Kültür Yayınları arasından çıkan&nbsp;Kenzü’t Tuhaf: 14. Yüzyıldan Bir Müzik Risalesi&nbsp;hakkında bilgilendirmek istiyorum.</p>

<p>“Müellifi ile ilgili hemen hiçbir bilgi bulunmamasına rağmen pek çok kaynakta&nbsp;Hasan-ı Kâşânî’ye atfedilen” Risâle-i Kenzü’t-Tuhaf der İlm-i Mûsikî’nin / Kenzü’t Tuhaf’ın inceleme ve tercümesi&nbsp;Zeynep Yıldız Abbasoğlu&nbsp;tarafından gerçekleştirilmiş.</p>

<p>Risalenin bulunma hikayesi, bizde müellifi belirtilmeden ilgili metinlerin içinde kullanılışına dair kayıtlar ve Batı’dan ilgilenenler mütercim Abbasoğlu tarafından kitabın giriş kısmında detaylı olarak anlatılmış.</p>

<p>Abbasoğlu, “Orta Asya, İran, Irak, Mısır ve Anadolu bölgelerinde yazılmış, müziğin nazariyesi ve ameliyesi ile ilgili bilgileri ihtiva eden yazılı metinlere” ad olan ‘edvar’ kelimesiyle incelemesini başlatarak,&nbsp;Safiyüddin Abdülmü’min Urmevî, Kutbeddin Şirazî ve Abdülkadir Merâgî’nin temsil ettikleri Sistemci Okul ile müziği sadece matematiğin bir cüzü olarak görmek ve ilgili hesaplara girişmek yerine teoriden çok pratiğe odaklanan, bu yanıyla Hermetik / Bâtınî gelenekle,&nbsp;Kindî, İhvân-ı Safâ ve Şihâbüddin Sühreverdî’nin düşünceleriyle ilişki kuran ikinci bir okuldan söz ettikten sonra, risalesi (KT) üzerinden Hasan Kâşânî’yi bu okullar itibariyle söyle konumlandırıyor:</p>

<p>“…Kendisinden sadece birkaç on yıl önce Şirâzî’nin, Urmevî’nin sistemindeki bazı fikirlere olan itirazları ve şerhleri düşünüldüğünde bu sistem üzerindeki tartışmaların oldukça hararetli olduğu bir dönemde telif edilmiş olmasına rağmen temel konularda özgün ve kayda değer hiçbir fikir beyan etmemiştir. (…) Satır arasında, (…) kayıtsız şartsız Urmevî’nin izinden gittiğini gösteren ifadeler kullanır.&nbsp;(…) KT de tıpkı İşrâkîlik felsefesinde olduğu gibi hem sistemcilerin akla dayalı rasyonel hesaplarına hem de ilm-i nücûm ve anasır-ı erba’a gibi mistik tecrübe ve sezgiye dayalı bir yaklaşıma sahiptir.”</p>

<p>Risale ve müellifi hakkındaki kısımda Abbasoğlu, KT’de öne çıkan belagat ve fasih üsluptan müellifin ‘saray entelektüeli’ olabileceğini belirlerken, risalenin telif tarihinin de ebced hesabıyla ilgili beytin farklı okumaları sebebiyle 1340 -1382 yılları arasındaki bir tarihe denk düşürüldüğü iletiyor.</p>

<p>Risalenin muhtevasını nazarî ve amelî musiki, çalgılar, edebî ve tasavvufî yönü, adap, batınî gelenek başlıkları altına inceleyen Abbasoğlu, KT’yi&nbsp;Ahmedoğlu Şükrullah ve Fethullah Şirvanî’nin metinleriyle karşılaştırıyor.</p>

<p>KT nüshalarını ve ilişkilerini; katalogları, edisyonları, tercümeleri, diğer çalışmalar ayrımıyla inceleyen Abbasoğlu, tercümesindeki yöntemle ilgili bilgileri de verdikten sonra KT’nin tercümesine geçiyor.</p>

<p>KT, müellifinin hamdelesi ve salvelesiyle açılıp, telif sebebinin şiirler eşliğindeki beyanından mukaddimeye ulaşıyor. Burada risalesinin bir mukaddime ve dört makaleden oluştuğunu belirten müellif, bunların mahiyetini net ifadelerle şöyle veriyor:</p>

<p>“Mukaddime, bu (musiki) sanatının bütün sanatlar arasındaki şerefi hakkındadır.&nbsp;</p>

<p>Birinci makale&nbsp;musiki ilmi hakkındadır ve iki kısımdan oluşmaktadır.&nbsp;Birinci kısım&nbsp;musikinin tanımı ve tarifi hakkındadır ve üç fasıldan oluşmaktadır. (…)&nbsp;İkinci kısım&nbsp;Hiddet (tizlik) ve Sakl (peslik)’in sebepleri ve onların avârızları hakkındadır ve beş fasıldan oluşmaktadır.&nbsp;</p>

<p>İkinci makale&nbsp;‘amelî musiki hakkındadır ve iki kısımdan oluşmaktadır.&nbsp;Birinci kısım&nbsp;udun tarifi ve tellerinin tesviyesi ve devirlerin ve âvâzların ondan çıkarılması hakkındadır ve on fasıldan oluşmaktadır. (…)&nbsp;İkinci kısım&nbsp;yedi meşhur ikâ’nın şerhi ve İntikâl-i müstahsen hakkındadır ve bu kısım dokuz fasıldan oluşur. (…)&nbsp;</p>

<p>Üçüncü&nbsp;makale&nbsp;Saz yapımı ve tadili hakkındadır ve iki kısımdan oluşmaktadır.&nbsp;Birinci kısım&nbsp;kâmil sazların yapımı hakkındadır ve beş fasıldan oluşmaktadır. (…)&nbsp;İkinci kısım&nbsp;Nâkıs sazların yapımı ve tellerinin burulması hakkındadır ve altı fasıldan oluşmaktadır. (…)</p>

<p>Dördüncü&nbsp;makale&nbsp;bu fennin talebelerine uygulamaları için birkaç vasiyet ve (mevcut) duruma ve telifâta uygun şiirlerin beyanı hakkındadır ve&nbsp;iki kısımdan&nbsp;oluşmaktadır.&nbsp;Birinci kısım&nbsp;bu fennin talebelerine vasiyetlerdir ve sekiz fasıldan oluşmaktadır.”</p>

<p>Kimi kelimelerin okunuşlarıyla ilgili muhtemel detayları paranteze alarak söyleyecek olursak, Abbasoğlu’nun KT tercümesi “Sanki telif gibi” dedirtecek bir güzelliğe sahip.</p>

<p>Kitabı, bizdeki kültürel tahribatın en çok müzik üzerinden yapıldığını düşünenlere tavsiye ediyorum.</p>

<p><em><strong>Ömer Lekesiz, Yeni Şafak</strong></em></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img class="" height="660" src="https://barandergisinet.teimg.com/barandergisi-net/uploads/2023/09/kenzut-tuhaf-14-yuzyildan-bir-muzik-risalesi.png" width="420" /></p></p>]]></content:encoded>
      <category>Kitap</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/kenzut-tuhaf-14-yuzyildan-bir-muzik-risalesi</guid>
      <pubDate>Tue, 05 Sep 2023 10:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2023/09/kenzut-tuhaf-14-yuzyildan-bir-muzik-risalesi.webp" type="image/jpeg" length="67351"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sultan Fatih'in şahsi kitaplığından 98 nâdide yazma eser]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/sultan-fatihin-sahsi-kitapligindan-98-nadide-yazma-eser</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/sultan-fatihin-sahsi-kitapligindan-98-nadide-yazma-eser" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sultan Fatih’i büyük fetihlere hazırlamış olan entelektüel birikimin aynası durumundaki Fatih Kitaplığı’nda yer alan ve felsefeden tıbba, İslâmî ilimlerden optik ve matematiğe, tasavvuftan tarih ve coğrafyaya, astronomiden metafiziğe geniş bir külliyat arasından seçilmiş toplam 98 nâdide yazma eser, bu kitapta yer alıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Rami Kütüphanesi’nin açılışı münasebetiyle düzenlenen “Sultan Fatih’in Şahsî Kitaplığı” Yazma Eser Sergisi’nde, Fatih Sultan Mehmed Hân’ın şahsî kitaplığında yer alan yazma eserlerden Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığına bağlı faaliyet gösteren kütüphanelerde mahfuz 98 eserin nâdide nüshalarına yer verildi.</p>

<p><img height="1184" src="https://barandergisinet.teimg.com/barandergisi-net/uploads/2023/09/sultan-fatihin-sahsi-kitapligindan-98-nadide-yazma-eser.png" style="width: 1257px; height: 901px;" width="1652" /></p>

<p>Genç yaşında muazzam fetihlere imza atarak cihan padişahı unvanını kazanan Sultan Fatih’i büyük fetihlere hazırlamış olan entelektüel birikimin aynası durumundaki Fatih Kitaplığı’nda yer alan ve felsefeden tıbba, İslâmî ilimlerden optik ve matematiğe, tasavvuftan tarih ve coğrafyaya, astronomiden metafiziğe geniş bir külliyat arasından seçilmiş toplam 98 nâdide yazma eser, sergi kataloğunda hem muhteva hem tezyînî sanat hususiyetleri bakımından Türkçe ve İngilizce olarak tanıtılıyor.</p>

<p><img height="1288" src="https://barandergisinet.teimg.com/barandergisi-net/uploads/2023/09/sultan-fatihin-sahsi-kitapligindan-98-nadide-yazma-eser-1.png" style="width: 1247px; height: 973px;" width="1650" /></p>

<p>Her biri sahasında otorite olan kıymetli âlimlerin kaleminden çıkıp devrin mûteber hattat ve sanatkârlarının elinde işlenerek paha biçilmez nüshalar olarak günümüze ulaşan eserlerin tezyinatını gösterir çok sayıda görseli de içeren katalogda, eserlerin Sultan Fatih’e ithafen yazıldığını belirten ithaf cümleleri Latinize edilmiş, ayrıca günümüz Türkçesine çevrilen bu metinler İngilizce çevirileri ile birlikte verilmiştir. Fatih Kitaplığı’ndaki eserlerde tespit edilen mühürler de Latinize edilmiş metinleriyle birlikte katalogda okuyucunun istifadesine sunuluyor.</p>

<p><img height="1252" src="https://barandergisinet.teimg.com/barandergisi-net/uploads/2023/09/sultan-fatihin-sahsi-kitapligindan-98-nadide-yazma-eser-3.png" style="width: 1234px; height: 936px;" width="1652" /></p>

<p>Yazma eser kültürümüze yapacağı katkının yanı sıra miras aldığımız kültürel kimliği ve bu mirası devraldığımız ecdadın hayatını idrak etmemize vesile olacak kıymetli veriler içeren “Sultan Fatih’in Şahsî Kitaplığı” Yazma Eser Sergisi Kataloğu’nda, seçkide yer alan eserlerin kapsamlı tanıtımı yapılmış, eserlerde yer alan mühürler ve Fatih Kitaplığı’nda yer aldığı tespit edilen 200’ü aşkın eserin güncel dizini sıralanarak kaynak bir eser olmak üzere okuyucuların istifadesine sunuluyor.</p>

<p>Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı tarafından müellifliği yapılan esere  ulaşabilirsiniz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img class="" height="1270" src="https://barandergisinet.teimg.com/barandergisi-net/uploads/2023/09/sultan-fatihin-sahsi-kitapligindan-98-nadide-yazma-eser4.png" style="width: 1253px; height: 1075px;" width="1480" /></p></p>]]></content:encoded>
      <category>Kitap</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/sultan-fatihin-sahsi-kitapligindan-98-nadide-yazma-eser</guid>
      <pubDate>Fri, 01 Sep 2023 11:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2023/09/sultan-fatihin-sahsi-kitapligi-yazma-eser-sergisi-katalogu.webp" type="image/jpeg" length="14663"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Fromm’un ‘Sevme Sanatı’]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/frommun-sevme-sanati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/frommun-sevme-sanati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[“Sevme Sanatı” adlı eseri okuyunca anlarız ki, “çağdaş” toplumlarda insanlar, her şeyi değersizleştirdikleri gibi, sevgiyi de hastalıklı bir hâle sokmuşlardır. Sevgi, sanki puta taparmış ve karşısındakine köle olacakmış gibi, ferdin benliğini yitirdiği bir ilişki hâlini almıştır. Ferd, kendi varlığının özünü kavrayamamış ve kendisine yabancılaşmışsa, ne başkasını ne de kendisini gerçek anlamda sevebilir bu durumda.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><b>Kitabın Adı</b>: Sevme Sanatı</p>

<p><b>Yazar</b>: Erich Fromm</p>

<p><b>Yayıncı</b>: Say Yayınevi, Eylül 1985, 1. Baskı 126 sayfa</p>

<p><b>Yazar Hakkında Bilgi</b>: Erich Fromm, (23 Mart 1990, Frankfurt – 18 Mart 1980), yahudi kökenli, Almanya doğumlu, Amerikalı meşhur bir psikanalist ve sosyolog. Psikolojinin marksist, sosyalist ve hümanist yaklaşımının en önemli temsilcilerinden. Heidelberg ve Münih üniversitelerinde sosyal bilim ve psikanaliz eğitimi gördü. Doktora eğitimini Heidelberg Üniversitesi’nde 1992 yılında tamamladı. Yazarın, 19 eseri bulunmaktadır.</p>

<p>Fromm’un “Sevme Sanatı” adlı eseri, öncelikle sevmenin insanlar için vazgeçilmez bir duygu olduğunu ve sevmek için çaba sarfedilmesi gerektiğini vurgular. Bu çerçevede, insanların “sevme”yi sanatlaştırması lüzûmu üzerinde durur. Nasıl herhangi bir sanat alanında başarılı olmak için bazı şartların yerine getirilmesi gerekiyorsa, sevgi sahasında da bunun geçerli olduğunu söyler. “Sevgi teorisi” ise, kitabta, müşahhaslaştırılıp çeşitlendirilerek anlatılır. Sevgiyi doğuran içtimaî ve fizikî unsurlar, bu vesileyle ifade edilip değerlendirilir.</p>

<p>Kitab, dört bölümden oluşmaktadır. Bunlar, “Sevmek Bir Sanat mıdır”, “Sevgi Teorisi”, “Sevgi ve Çağdaş Batı Toplumunda Sevginin Yozlaştırılması”, son olarak da “Sevginin Uygulanması”dır. Dilerseniz bu bölümlere, kısaca özetleyerek biraz daha yakından bakalım.</p>

<p><b>I. SEVMEK BİR SANAT MIDIR?</b></p>

<p>&nbsp;Yazar, bu ilk bölümde, sevgi konusunda insanların birbirlerine takındıkları tutumları anlatır. Kadın ve erkeklerin nasıl sevdiklerine ve sevileceklerine, böylece nasıl mutlu olacaklarına temas eder. Nihâyet, sevginin yaşamak veya düşünmek gibi bir “sanat” olduğu sonucuna varır. Bu te Fromm’un şu tesbiti dikkat çekicidir:</p>

<p>- «Atılacak ilk adım, sevginin de, yaşamak gibi bir sanat olduğunun farkına varmaktır. Eğer nasıl sevmemiz gerektiğini öğreneceksek, müzik, resim, marangozluk, doktorluk yahud mühendislik sanatlarını, mesleklerini öğrenmek için ne yapıyorsak onun aynısını yapmamız gerekecektir.</p>

<p>Bu, ferdin, o sanata ulaşmayı en önemli işi olarak kabul etmesi, dünyada ondan daha önemli hiçbir şeyin bulunmamasıdır. Müzik için, doktorluk için, marangozluk için –ve sevgi için- bu bir gerçektir. Muhtemelen bizim medeniyetimizdeki insanların, -sevgi bahsinde- bu kadar açık başarısızlığa uğramalarına karşılık, bu sanatı öğrenmeyi niçin böylesine nâdir denedikleri sorusunun cevabı da burada yatmaktadır: başarı, itibar, para, güç, hemen hemen tüm enerjimizi bunları nasıl gerçekleştireceğimizi öğrenmeye harcarız. Sevmeyi öğrenmeye ise verecek hiç bir şeyimiz kalmaz.» (s. 14-15)</p>

<p><b>II. SEVGİ TEORİSİ</b></p>

<p>Fromm, burada, sevginin insan için ne kadar önemli olduğuna dair tesbitlerine yer verir. Aynı çizgide, insanların niçin birbirlerine karşı sevme duygusu hissettiğini anlatır. Yazar, bu bahsi iki alt başlık dahilinde billurlaştırmaya çalışır: “Anne–Babayla Çocuk Arasındaki Sevgi” ve “Sevginin Nesneleri.”</p>

<p><b>a) Anne–Babayla Çocuk Arasındaki Sevgi</b></p>

<p>Çocukların anne–babasıyla sevgi bağının, bebekliğinden, hattâ ana rahminden başladığını vurgular Fromm. Bunun sonucu olarak, çocuğun korunma güdüsünün annesinin kendisine gösterdiği sevgiyle nasıl tatmin edildiğini ve annesinin bu sevgisine çocuğun ne kadar muhtaç olduğunu, şayet bu sevgiyi göremezse çocuğun hayatının bile nasıl tehlikeye girdiğini bu kısımda ifade eder.</p>

<p>Babayı ele alan yazar, onu çocuğun hayattaki yol göstericisi olarak tarif etmektedir. Baba, sosyal meselelerle başa çıkabilmesi için çözüm yollarını çocuğa gösteren temel şahsiyettir. Bu çerçevede Fromm’un kanaati şudur:</p>

<p>- «Eğer bebek, anadan ve ana rahminin derinliklerinden ayrılmanın verdiği ürküntüden Allah’ın bir lütfuyla korunmasaydı, doğum ânında korkudan ölüverirdi.</p>

<p>Doğduktan sonra dahi, bebek, doğum öncesi durumundan çok farklıdır; nesneleri göremez, henüz kendinin ve kendi dışında yer alan dünyanın farkında değildir.</p>

<p>Birçok şeyin farklı olduğunu, kendilerine has bir yapıları bulunduğunu şuura çıkartır. Bu noktada, onlara isim vermeyi öğrenir. İnsanlara yaklaşmayı da öğrenmektedir; annem yemeğimi yersem gülümser, ağlarsam beni kucağına alır, kakamı yaparsam beni över. Tüm bu deneyimler netleşerek şu hükümde toplanır: Seviliyorum. Seviliyorum, çünkü annemin çocuğuyum. Seviliyorum, çünkü çaresizim…</p>

<p>Eğer duruyorsa orada, varsa anne sevgisi, bir nimettir o. Eğer yitirilmişse durduğu yerden, hayatın tüm güzellikleri de yitirilmiştir onunla, onu yaratmak için hiç bir şey gelmez elden.» (s. 45-46)</p>

<p>Fromm için, çocuğun babayla olan ilişkisi çok farklıdır. Ana, içinden çıktığımız yuva, tabiat, toprak, okyanustur. Baba, bu tabiî yuvada hiçbir şeyi temsil etmez. Çocukla hayatın ilk yıllarında “şöyle bir” ilişkisi olmuştur, o ilk dönemlerde çocuk için taşıdığı önemin, anneninkiyle karşılaştırılması mümkün değildir. Ana, tabiî dünyayı temsil ediyorsa da; baba, insan varlığının diğer kutbunun, düşünceler dünyasının, insan yapısı şeylerin, kural ve emirlerin, disiplinin, gezme ve maceranın temsilcisidir. Baba, çocuğun öğretmeni, hayattaki yol göstericisidir.</p>

<p><b>b) Sevgi Nesneleri</b></p>

<p>Sevginin tek bir kişiye değil, sevgi dairesindeki tüm insanlara karşı beslenen bir duygu olduğunu; ayrıca, şayet sevgi karşılıklı değilse, bunun bencil bir davranış olacağını ifade eder Fromm. Yazar, bu temel tesbitleri beş başlık altında toplar ve çeşitli sevgi türlerine temas eder:</p>

<p>- Kardeşlik Sevgisi,</p>

<p>- Anne Sevgisi,</p>

<p>- Cinsî Sevgi,</p>

<p>- Kendine Sevgi,</p>

<p>- Allah Sevgisi.</p>

<p>Fromm’un sözkonusu sevgi türlerini nasıl değerlendirdiğini, kitabın kendisinden gösterelim.</p>

<p>Kardeşlik Sevgisi:</p>

<p><a name="OLE_LINK1">- «</a>Kardeşlik sevgisi, tüm insanları sevmektir. Ve tek kişiye ait olmaması en büyük özelliğidir. Eğer sevme kabiliyetimi geliştirmişsem, (insan) kardeşlerimi sevmekten kendimi alamam. Kardeşlik sevgisinde, tüm insanlıkla birleşme, dayanışma ve kaynaşma vardır. Kardeş sevgisi, hepimizin bir ve aynı olduğu düşüncesine dayanır. Hüner, zekâ, bilgi farklılıkları, tüm insanlarda ortak olan insanlık özünün yanında, önemsiz bir ayrıntıdır.» (s. 53)</p>

<p>Anne Sevgisi:</p>

<p>- «Annelerin büyük çoğunluğu, bebek küçük ve onlara tümüyle bağlıyken seven annelerdir. Kadınların çoğunluğu çocuk isterler; yeni doğan bebek onları mutlu eder. Can-ı gönülden bakarlar bebeğe. Karşılığında, bebeğin yüzünde beliren bir gülücük yahud doygunluk ifadesinden başka hiçbir şey “olmamasına” rağmen böyledir bu.» (s. 56)</p>

<p>Cinsî Sevgi:</p>

<p>- «Her şeyden önce, bu sevgi biçimi, iki yabancı arasında o âna kadar var olan barikatların birden yıkılmasıyla, “âşık olmanın” yakıcı tecrübesiyle karıştırılır. Daha önce de bu noktaya temas ettiğim gibi, bu âni yakınlaşma ânı, yapısı gereği kısa ömürlüdür. Yabancı yakından tanınan bir kişi hâline geldikten sonra, arada yıkılacak barikat kalmaz. Artık üstesinden gelinecek bir yakınlaşma yoktur ortada. “Sevilen” kişi, kendimiz kadar yakından tanıdığımız kişi olmuştur.» (s. 58)</p>

<p>Kendine Sevgi:</p>

<p>- «Kendini sevme üzerine düşünceler, Meister Eckhart’tan daha güzel özetlenemez. Eğer kendinizi severseniz, başkalarını da kendiniz kadar seversiniz. Bir başkasını kendinizi sevdiğinizden daha az seviyorsanız, kendinizi sevmekte gerçek bir başarı sağlayamazsınız. Fakat kendiniz de dahil herkesi bir severseniz, onları tek bir kişi gibi severseniz, bu kişi hem Allah, hem insandır. Böylece, kendini ve diğerlerini aynı şekilde seven kişi, yüce ve dürüst bir kişidir.» (s. 67)</p>

<p>Allah Sevgisi:</p>

<p>- «Allah sevgisinin ana ve babaya dair özlerle arasındaki fark, bu sevginin yapısını belirleyen faktörlerden sadece bir tanesidir. Diğer faktör, ferdin Allah sevgisi ve Allah kavramına ilişkin ulaştığı olgunluk seviyesidir.» (s. 71-72)</p>

<p><b>III. SEVGİ VE ÇAĞDAŞ BATI </b></p>

<p><b>TOPLUMUNDA SEVGİNİN YOZLAŞTIRILMASI </b></p>

<p>Fromm, çağdaş Batılı toplumların sevgi anlayışının insanları nasıl köleleştirdiğini; âdeta meta hâline getirerek insanların sevgi duygularını nasıl yozlaştırdığını anlatmaktadır burada. Bizim de hemfikir olduğumuz hükmü şudur Fromm’un:</p>

<p>- «Çağdaş Batı medeniyetinden söz ettiğimize göre, Batı medeniyetinin içtimaî yapısının ve onun sonucu olarak ortaya çıkan ruhî yapısının sevginin gelişmesine uygun olup olmadığını sormak gerekir. Bu soruya verilecek cevab olumsuzdur. Batıdaki yaşamamızı izleyen tarafsız bir gözlemci, kardeşlik sevgisinin, anne sevgisinin ve cinsî sevginin az rastlanan olgular olduğunu görecek ve bunların yerlerinin, gerçekte yozlaşmış sevgi biçimleri olan birçok sahte sevgiyle doldurulduğuna kuşku duymayacaktır.» (s. 85)</p>

<p><b>IV. SEVGİNİN UYGULANMASI </b></p>

<p>Bu son bölümde yazar, gerçekten “sevmek” için, insanların hayatında sevgiye yer vermesi ve ancak bizzat tecrübe ederek sevme kabiliyeti kazanması gerekliliğini vurgular. Şöyle demektedir Fromm:</p>

<p>- «Sevginin uygulanmasında izlenecek yol, sevme sanatının önermelerinin, bu konuya daha önceki yaklaşımların tartışmasını yapmak ve bu önermelerle yaklaşımların tecrübesine geçmektir. Bu amaca yönelik atılan adımlar, ancak kişinin kendisi tarafından uygulanabilir; ve tartışma, kesin sonuç alınmadan sona erer. Ancak, yaklaşımları tartışmanın, sanatın sırlarının öğrenilmesinde en azından “hazır reçete” beklemeyenler için çok yararlı olacağı kanaatindeyim.» (s. 105)</p>

<p>Sonuç olarak, Fromm’un bölüm bölüm kısaca özetlemeye çalıştığımız yukarıdaki kitabında işlenen konular ve yazarın onlara dair kıymet hükümleri, bizi şu düşünceye götürmektedir:</p>

<p>“Sevme Sanatı” adlı eseri okuyunca anlarız ki, “çağdaş” toplumlarda insanlar, her şeyi değersizleştirdikleri gibi, sevgiyi de hastalıklı bir hâle sokmuşlardır. Sevgi, sanki puta taparmış ve karşısındakine köle olacakmış gibi, ferdin benliğini yitirdiği bir ilişki hâlini almıştır. Ferd, kendi varlığının özünü kavrayamamış ve kendisine yabancılaşmışsa, ne başkasını ne de kendisini gerçek anlamda sevebilir bu durumda.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Son sözümüz şudur: Bir gün gelip her şey yok olsa da, hakiki “sevgi” her daim sonsuzlukla son bulacaktır, yâni aslında sonlanmayacaktır. Buysa, fâni dünyanın cenderesinden çıkamayan Batının anlayabileceği nesne değil.</p>

<p><b>Yazı: Abdurrahman Danış</b></p>

<p><b>Aylık Dergisi 82. Sayı Temmuz 2011</b></p></p>]]></content:encoded>
      <category>Kitap</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/frommun-sevme-sanati</guid>
      <pubDate>Fri, 18 Aug 2023 10:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2023/08/erich-fromm-sevme-sanati.webp" type="image/jpeg" length="13597"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Salih Mirzabeyoğlu’nun "İdeolocya ve İhtilal" isimli eserinin 5. baskısı çıktı!]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/salih-mirzabeyoglunun-ideolocya-ve-ihtilal-isimli-eserinin-5-baskisi-cikti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/salih-mirzabeyoglunun-ideolocya-ve-ihtilal-isimli-eserinin-5-baskisi-cikti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu’nun "İdeolocya ve İhtilal" isimli eserinin 5. baskısı çıktı!]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu’nun "İdeolocya ve İhtilal" isimli eserinin 5. baskısı çıktı!</p>

<h2><strong>Eserin içindekiler:</strong></h2>

<h3>İçindekiler</h3>

<p><strong>I. KISIM</strong></p>

<p><strong>Takdim</strong></p>

<p><strong>1. LEVHA</strong><br />
GİRİŞ<br />
Önsöz-Giriş</p>

<p><strong>2. LEVHA</strong><br />
AKINCI GÜÇ ÇEVRESİNDE<br />
Adımız- Mânâmız – Gayemiz<br />
Camiamızın Durum ve Hareketinin Genel Değerlendirmesi<br />
Değişim Yolunu Belirlemek</p>

<p><strong>3. LEVHA</strong><br />
AKSİYON VE GÖREV<br />
Aksiyon ve Görev<br />
İdeolojik Eğitimden Geçme şartı<br />
“Mutlak Fikir Sistemi” ve “Vasıta sistem”</p>

<p><strong>4. LEVHA</strong><br />
İDEOLOCYA VE İHTİLÂL<br />
İdeolocya ve İhtilâl I<br />
İdeolocya ve İhtilâl II</p>

<p><strong>5. LEVHA</strong><br />
İDEOLOCYA VE SİYASET<br />
İdeolocya ve Siyaset</p>

<p><strong>6. LEVHA</strong><br />
İDEOLOCYA VE YAŞAMAK<br />
İdeolocya ve yaşamak</p>

<p><strong>7. LEVHA</strong><br />
İHTİLÂL VE OLUŞ TEKNİĞİ<br />
İhtilâl ve Oluş tekniği</p>

<p><strong>8. LEVHA</strong><br />
TEŞKİLÂT VE KADRO<br />
Teşkilat ve Kadro</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>9. LEVHA</strong><br />
KESİN TAVIR ALMA, YAYIN ORGANI VE LİDER<br />
Kesin Tavır Alma, Yayın Organı ve Lider<br />
Son Söz</p>

<p><strong>II. KISIM</strong></p>

<p><strong>1. LEVHA</strong><br />
RAPOR 1<br />
Hesaplaşma</p>

<p><strong>2. LEVHA</strong><br />
RAPOR 2<br />
Rapor’a Bakış</p>

<p><strong>3. LEVHA</strong><br />
RAPOR 3<br />
Gençliğin Birleştirilmesi</p>

<p><strong>4. LEVHA</strong><br />
RAPOR 4<br />
Ön Meselelerimiz</p>

<p><strong>5. LEVHA</strong><br />
RAPOR 5<br />
İhtilâlci Teşkilât Durum Çözümlemesi<br />
Strateji ve Taktik Üzerine</p>

<p><strong>6. LEVHA</strong><br />
RAPOR 6<br />
Hedef Vasıta İlişkileri</p>

<h2><strong>Esere Dair</strong></h2>

<p><em>Kazım Albay'ın İdeolocya ve İhtilal başlıklı yazısını önemine binaen okuyucusuna sunuyoruz:</em></p>

<p>İnsan, eşya ve hadiseyi tanımak ve tanımlamak ihtiyacında bir varlık. Duygu, düşünce ve irade faaliyetleriyle çevresini kendine mal etmek ve zapt etmek ister. Her şeyden önce onları tanımlamak ve zihnen kuşatmak ister ki, kendi de konumlanabilsin. Aksi halde askıdadır ve bu son derece rahatsız edicidir. İnsanoğlu yanlış dahi olsa bir tanımlamaya boyun eğmeye meyyaldir. Bu genelde doğduğu çevreye uymak, oradan aldığı şuur süzgecine tâbi olmak şeklinde görülür. Ancak tam aksi de olur.&nbsp;<br />
<br />
Hayatın sürekli yeni oluşu ise insanı sorgulamaya ve yeniliklere açık hâle getirir. Zaten insan “hareket içinde hareket eden” bir görev içindedir. Hayat statikliği kabul etmez, insanın fizyolojik varlığı da... En başta ise zihni ve psikolojik varlığı kabul etmez.<br />
<br />
İnsan izahsız duramaz. Kendini, ailesi ve çevresini bir şekilde izah eder. Zira insan, kainat ile kendi ilişkisini izah etmek zorundadır. Ancak hayatı da mutlak olarak izah edemez. Sınırlı varlık olarak kuşatılmıştır, hem mekân, hem zamanla. Sınırlı varlık insan için Mutlak Fikrin zorunluluğu söz konusudur. Onun hareketli ve düşünen vasfı da Mutlak Fikri şablon olarak algılamayacağı ve hayata tatbik ederken ayrı bir işlem yapması gerektiğini ihtar eder. Kısaca insan hem yıkmaya, hem yapmaya uygun bir varlık; insan, ihtilâlci vasfı olan bir varlık.&nbsp;<br />
<br />
“Bir bünyenin, kendi içinde, kendi öz nizamını sarsıcı ve yeni bir nizama yol arayıcı her hareket ihtilâldir.” (Necip Fazıl Kısakürek, İhtilâl, 1998, s. 6) Aynı bahsin devamında ise ihtilâlin hem içimizde, hem dışımızda süreklilik arz ettiği vurgulanır: “İnsan, nefsinde ve cemiyetinde, kendi ölçüsüne göre aradığı cennetin engellerine karşı daima ihtilâl halindedir.”<br />
<br />
Müslüman aksiyonuyla Mutlak Fikri her daim yeni olan eşya ve hadiseler zemininde gösterendir. “Ben kulumu eşya ve hadiseleri teshir etmesi için kendime halife olarak yarattım” ölçüsü görev alanına işarettir. Aksi halde nefsinde davayı çürüten olur. İslâm’ın içinde her şey var, ancak bizim içimizde her şey yok. Bu anlayış-idrak ile mevzulara yanaşmak gerçek ihtilâl-inkılâbçı tavırdır.<br />
<br />
İslâm’ı tatbik etmekten bahsedildiğine göre, önce “tatbik fikri” yani ideoloji şart. Zira su bulunmadan boru döşenmez. Sistem-dünya görüşü olarak BD-İBDA ortaya konduğuna göre, sistemden hareketle kurulan “hareket sistemi”ne yani “İBDA’nın aksiyon çizgisi”ne göre, görev ve faaliyet alanı belirlenmelidir. İnsanın düşünen ve hareket eden varlık vasfının gereği olarak Allah’ın biçtiği memuriyetin yerine getirilmesidir. Doğru fikir ve doğru tatbik ile kendinden zuhur olarak.<br />
<br />
Mutlak Fikrin mahiyetini sadece kabuktan ibaret gören şabloncu kafalar ise insanın vasfını ve hayatın tabiatını anlamadıkları için meseleleri ıskalarlar ve inandığını tatbik edemezler. Mesela, bol bol ayet ve hadis meali zikreden ve İslâmî metinleri kuru kuruya tekrar edenlerde bu şabloncu anlayış görülür. Hâlbuki tatbik için ayrı bir düşünce gerekir, “tatbik fikri” gerekir.&nbsp;<br />
<br />
Demek ki insan, kendi düşünce ve eylemleriyle Mutlak Fikrin sonsuz zenginliklerini açığa çıkarır. Değişmez kabuktaki cevherleri/hikmetleri ortaya serer. İslâm’ın mizan-ölçü üssü olması eskimez, pörsümez, solmaz oluşu kıyamete kadar bakidir. Aslında dine yeni bir şey ilave edilmiyor, dindeki güzellikler ortaya çıkarılıyor ve dinin emri olan eşya ve hadiselere tatbik ediliyor. Tatbik ayrı bir fikir olup insanın aksiyonudur.<br />
<br />
Mevcut düzeni değiştirmeye talip olanlar yeni bir “içtimaî şuur süzgeci” oluşturmalıdırlar ki, yıktıkları yerine yenisini ortaya koyabilsinler. Aksi takdirde devrimci değil, ıslahatçı olurlar. Eleştirdikleri düzeni de o düzenin “şuur süzgeci” ile eleştirirler ki, bu ancak o sistemi yaşatmaya yarar. “Yeni Nizam-Yeni İnsan” davası kurulamaz. Eşya ve hadiselere inanılan fikrin rengi verilemez. Velev ki iktidara gelinsin. Muhafazakâr ve Müslüman iktidarda materyalist ve seküler bir düzeni sürdürmek gibi bir durumla karşılaşılır. Fikrin ihtilali olmadıktan sonra ihtilâl yapılsa bile ihtilal için fikir olur ki, neticesi boştur. Sadece iktidara gelme değil, inkılâbı yapmaktır mühim olan.<br />
<br />
İktidar kendi başına bir mânâ ifade etmez, onu mânâlı kılacak ve “inkılâb-oluşum”a çevirecek olan ideolocyanın tatbikidir. Daha “ideolojik eğitim” şartını idrak etmeyenlerin Mutlak Fikri hayata tatbikten bahsetmesi kuru bir hayalden ibaret kalmaya mahkûmdur. Olmadan olduramazsın; kendi kabını doldurmadan cemiyetin kabını dolduramaz, devletini ve nizamını kuramazsın!<br />
<br />
İslâm “hayat nizamı” olduğuna göre mensuplarından bir sistem çapında toplum projesi sunmalarını ve bunun aksiyonunu ister. “Bize Kur’an yeter” veya “İslâmî kaynaklar var” demek, tatbik söz konusu olduğu zaman yeterli değildir, zira Kur’an ve Sünnet bizzat tatbik edemez. (İşin ironik tarafı, bu sözler söyleyenlerin tatbik fikrini gösterir; öyle ya da böyle, yanlış ya da doğru bir tatbik fikri olmak zorundadır.) Mutlak ölçüleri bizzat biz tatbik edeceğiz. Biz tatbik edeceğimize göre kafamızda “tatbik fikri” olmalı, bu da İslâm’a muhatap anlayış demektir. Projesiz inşaat yapılamaz. Toplum projesi ortaya koyan ve aksiyonu yerine getiren nesillerde ancak İslâm yücelir, yerine getirmeyen nesillerde ise İslâm düşer.<br />
<br />
İslâm’ı yürütmek söz konusu olduğu zaman diyalektik davası gündeme gelir. Fikir, teorik plânda olurken, onun tertibi-düzeni ve yürütülmesi demek olan diyalektik ise dinamik plândadır. Tatbik için diyalektik ölçüleri olmazsa olmazdır, İslâm’ın çağımızda tatbiki için başta İBDA Diyalektiği eseri olmak üzere külliyatın eserlerinde diyalektik ölçüleri ortaya konmuştur. Sadece seyirci ve sadece duacı değil, Kur’an ve Sünnet’e boş boş bakıcı hiç değil, İslâm’ı gerçekten yürütmek için fikir ve diyalektik şartı yerine getirilmelidir. Diyalektik ve ahlâk davaları ortaya konmadan dava yürümeyeceği gibi lafta kalır. Diyalektik, aynı zamanda aklın niçin ve nasıl davasıdır. Ahlâk ise kâinatta insanın ne olduğu davasıdır. Ahlâk aynı zamanda inanılan sistem ile yapılması gerekenin birbirine uygunluğu davasıdır. Gerçek İslâm mütefekkiri bu iki sahayı da doldurmakla mükelleftir ve Necip Fazıl ve Salih Mirzabeyoğlu’nun yaptıkları bunlardır.&nbsp;<br />
<br />
Hareket içinde hareket eden insanın ihtilâlci vasfı açıktır. Mutlak Fikrin ölçülerinden bahsediyoruz, ancak insan düşüncesi mutlak değil, bunu biliyoruz. Bununla birlikte insanın kurucu ve yıkıcı olarak ihtilâlci vasfını da biliyoruz. İhtilâl bir vasıta olurken onu mânâlı kulan ise inkılâb vasfıdır.&nbsp;<br />
<br />
Necip Fazıl’ın “bu iş ne akılla olur, ne akılsız” tesbiti Mutlak Fikrin karşısında aklın tâbi vasfı görülürken, ayrıca tatbik ederken de insan aklının gerekli olduğu anlaşılır. Burada ahlâk ve diyalektik davalarının zorunluluğu tekrar görülüyor. Ahlâk, inanılan ile uygulanan arasındaki uygunluk davası olurken, onun yürütülmesi ölçüleri ise diyalektik olur.&nbsp;<br />
<br />
İdeolocya, insan ve toplum meselelerinin halli davasında fikirler manzumesidir. Sistem ifade eder. Her rejimin bir ideolojisi vardır. “İdeolojiler devri bitti” gibi söylemler, ya mevcut rejime karşı alternatif çıkmasın diye ortaya atılır, ya da ideolojiyi kuşanmamış bazı İslâmcıların çaresizliğini ifade eder. BD-İBDA ideolojisi (dünya görüşü) ise çağımızın kokuşmuş ve tükenmiş ideolojilerine karşı yegâne alternatif yeni dünya düzenidir. Bu açıdan İslâmcı hareketleri de gaye ve hedefine ulaştırıcıdır, mânâlı kılıcıdır.&nbsp;<br />
<br />
<br />
Baran Dergisi 628. Sayı, 24.01.2019</p>

<p><img height="1109" src="https://barandergisinet.teimg.com/barandergisi-net/uploads/2023/08/ideolocya-veihtilal-onkapak.jpg" width="754" /></p></p>]]></content:encoded>
      <category>Kitap</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/salih-mirzabeyoglunun-ideolocya-ve-ihtilal-isimli-eserinin-5-baskisi-cikti</guid>
      <pubDate>Tue, 08 Aug 2023 10:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2023/08/ideolocya-ve-ihtilal-cikti.webp" type="image/jpeg" length="87755"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
