<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Baran Dergisi - Baran-Haber-Görüş</title>
    <link>https://www.barandergisi.net</link>
    <description>Baran Dergisi - Baran-Haber-Görüş</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.barandergisi.net/rss/saglik" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Wed, 06 May 2026 07:25:55 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/rss/saglik"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Yoğun ekran maruziyetinin zararları]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/yogun-ekran-maruziyetinin-zararlari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/yogun-ekran-maruziyetinin-zararlari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzm. Dr. Pınar Balgöz Ergül, yoğun ekran maruziyetinin çocuklarda dil ve sosyal beceri sorunlarına yol açabileceğini belirterek, ebeveynleri ekran süresini sınırlamaya, eğitici içerikler seçmeye ve çocukla birlikte izleyip iletişimi güçlendirmeye çağırdı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Medicana Ataköy Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü'nden Uzm. Dr. Pınar Balgöz Ergül, yoğun ekran maruziyetinin çocuklarda dil gelişiminde gecikme, sosyal becerilerin zayıflaması ve dikkat sorunlarına yol açabileceğini belirtti.</p>

<p>Hastaneden yapılan açıklamaya göre, otizm spektrum bozukluğu, doğuştan gelen, genetik ve biyolojik temellere dayanan nörogelişimsel bir farklılık olarak tanımlanıyor.</p>

<h3><strong>Otizm gibi kalıcı hastalıklara değil geçebilecek marazlara sebep oluyor</strong></h3>

<p>Bilimsel araştırmalar ekran kullanımının otizme neden olmadığını ortaya koyarken, otizmin çevresel faktörlerden bağımsız şekilde ortaya çıktığı ifade ediliyor.</p>

<p>Açıklamada görüşlerine yer verilen Uzm. Dr. Pınar Balgöz Ergül, ekranın otizmi tetiklemediğine ya da neden olmadığına işaret ederek, 'Yoğun ekran maruziyeti dil gelişiminde gecikme, sosyal becerilerin zayıflaması ve dikkat sorunlarına yol açabiliyor.' ifadelerini kullandı.</p>

<h3><strong>Dil, sözel ve sosyal kabiliyetler zayıflıyor</strong></h3>

<p>Ergül, özellikle 0-3 yaş döneminde ekran karşısında çok zaman geçiren çocuklarda sözel iletişim ve kelime dağarcığı gelişiminin yavaşladığının altını çizerek, gerçek hayattaki etkileşim yerine ekran başında zaman geçirmenin göz teması ve duygu paylaşımı gibi sosyal becerilerin gelişimini sınırlayabileceğini vurguladı.</p>

<p>Sürekli hareketli ve hızlı içeriklere maruz kalmanın, dikkat süresinin kısalmasına yol açabileceği bilgisini de paylaşan Ergül, 'Aşırı ekran kullanımına bağlı olarak çocuklarda konuşmama, göz teması kurmama, iletişime kapalı olma gibi otizm benzeri belirtiler, davranışlar görülebilir. Bu durum bazen aileler tarafından otizm sanılabilir, ancak ekrana bağlı bu belirtiler, ekran süresi azaltıldığında gerileyebilir.' değerlendirmesini yaptı.</p>

<h3><strong>Kaliteli içerik verilmeli</strong></h3>

<p>Ergül, kaliteli içerik seçimi ve aile içi iletişimin güçlendirilmesinin de büyük önem taşıdığını anlattı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>- 'Ekran, ebeveynler için kolaylık gibi görülebiliyor'</p>

<p>Çocuğun ekran başında geçirdiği zamanı yönetmenin önemine dikkati çeken Ergül, 'Özellikle yoğun iş temposunda ekran, ebeveynler için kolaylık gibi görülebiliyor. Ancak doğru yönetilmediğinde ekran bağımlılığı çocukların gelişimini olumsuz etkileyebilir.' şeklinde görüş belirtti.</p>

<h3><strong>Ekranı hayattan kopuk şekilde değerlendirmeme tavsiyesi</strong></h3>

<p>Ergül, 0-2 yaş döneminde ekran maruziyetinin tamamen engellenmesi gerektiğini, bu dönemde beyin gelişimi için en önemli kaynağın yüz yüze iletişim, oyun ve fiziksel etkileşim olduğunu ifade etti.</p>

<p>Günlük ekran süresinin 2-6 yaş arasında 30-60 dakikayı aşmaması gerektiğini anlatan Ergül, şu değerlendirmelerde bulundu:</p>

<p>'Bu süreyi mümkünse tek parça yerine kısa aralıklarla sunun. Eğitici ve yaşa uygun içerikleri tercih edin. Çocuğunuzun izlediklerini mutlaka siz de takip edin. Mümkünse beraber izleyin ve ardından içerikle ilgili sohbet edin. Bu şekilde ekran pasif bir etkinlik olmaktan çıkar, iletişimi destekleyen bir araç haline gelir. Ekranı ödül ya da ceza olarak kullanmayın. Ekranı ödül ya da ceza haline getirmek, çocuğun ekranla duygusal bir bağ kurmasına yol açar ve bağımlılık riskini artırır.'</p>

<h3><strong>Alternatif faaliyetler</strong></h3>

<p>Ergül, çocukların enerjilerini atabilecekleri, sosyal becerilerini geliştirebilecekleri aktivitelerin ekranın yerini alabileceğini kaydederek, açık hava oyunlarının, yaşlarına uygun kitaplar okumanın, resim yapmanın, yapboz gibi yaratıcılığı destekleyen aktivitelerin oldukça yararlı olabileceğini belirtti.</p>

<p>Çocukların yaşıtlarıyla birlikte olabileceği buluşmaların iletişimi sağlamak açısından çok faydalı olduğuna da işaret eden Ergül, 'Çocuklar, ebeveynlerini taklit ederek öğrenir. Siz ekranı nasıl kullandığınıza dikkat edin. Yemek sırasında, sohbet esnasında ya da kısa boşluklarda sürekli telefona bakmak, çocuğunuza da aynı davranışı öğretir.'</p>

<h3><strong>Dengeli, sınırlı ve bilinçli kullanım</strong></h3>

<p>Ergül, otizmin belirtileri arasında göz teması kurmama, konuşma gelişiminde gecikme, sürekli yalnız kalma isteği, oyun oynamaya ilgisizlik, amacına uygun oyun oynama gibi eğilimlerin olduğunu ifade ederek, 'Bu belirtiler her zaman otizmle ilgili olmayabilir ancak ekran kullanımına bağlı gelişimsel etkiler olabilir. Bu belirtilerin gözden kaçırılmasına ve tanıda gecikmeye de yol açabilir. Böyle bir durumda bir çocuk psikiyatri uzmanına danışılması gerekecektir.' uyarısında bulundu.</p>

<p>Ekran kullanımının hayatın bir parçası olduğunu, tamamen yok saymanın mümkün olmadığını vurgulayan Ergül, dengeli, sınırlı ve bilinçli ekran kullanımına dikkat edilmesi gerektiğini kaydetti.</p>

<p><em>AA</em></p></p>]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/yogun-ekran-maruziyetinin-zararlari</guid>
      <pubDate>Wed, 24 Sep 2025 14:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2025/09/ekran-bagimliligi-ve-cocuklarin-gelisimi-976384-1.jpg" type="image/jpeg" length="74500"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA['Bacaklarımı hissetmiyorum' diyen Gazzeli Rital tedavi için Türkiye'ye getirildi]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/bacaklarimi-hissetmiyorum-diyen-gazzeli-rital-tedavi-icin-turkiyeye-getirildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/bacaklarimi-hissetmiyorum-diyen-gazzeli-rital-tedavi-icin-turkiyeye-getirildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[9 yaşındaki Gazzeli Rital Ashour, dün gece tedavi olmak için Türkiye'ye getirildi. Rital'i Ankara Etimesgut Havalimanında Sağlık Bakanı Fahrettin Koca karşıladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Sağlık Bakanı&nbsp;Fahrettin Koca, Gazze'den Türkiye'ye 68 hastanın daha naklinin yapıldığını belirterek, "37'si bebek ve çocuk, 31 kişi ise erişkin hasta grubu. 4'ü kanser hastası. Diğerleri ise ağırlıklı travma, ortopedi ve yaralanma grubu olan hastalar." dedi.Bakan Koca, Milli Savunma Bakanlığına ait uçakla Mısır'ın El Ariş Havalimanı'ndan alınarak tedavi için Türkiye'ye getirilen&nbsp;Gazzeli&nbsp;68 hasta ve 61 refakatçiyi Etimesgut Havalimanı'nda karşıladı.</p>

<p><img height="486" src="https://barandergisinet.teimg.com/barandergisi-net/uploads/2023/12/saglik-bakani-koca-turkiyeye-getirilen-gazzeli-hastalari-karsiladi.jpg" width="864" /></p>

<p>Sağlık görevlileriyle görüşen, çoğunluğu çocuklardan oluşan hastalarla yakından ilgilenen ve sohbet eden Koca, hastalara ambulanslara alınma sürecinde de eşlik etti.</p>

<p>Bakan Koca, burada basın mensuplarına yaptığı açıklamada, toplam 68 hastanın getirildiğini belirterek, "Nakli yapılan 68 hastamızdan 37'si bebek ve çocuk, 31 kişi ise erişkin hasta grubu. Toplam 68 hastanın 4'ü kanser hastası. Diğerleri ise ağırlıklı travma, ortopedi ve yaralanma grubu olan hastalar." bilgisini paylaştı.</p>

<p><img height="500" src="https://barandergisinet.teimg.com/barandergisi-net/uploads/2023/12/saglik-bakani-koca-turkiyeye-getirilen-gazzeli-hastalari-karsiladi3.jpg" width="750" /></p>

<p>Hastaların Etlik ve Bilkent Şehir Hastanelerine nakledileceğini aktaran Koca, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>

<p>"Bugüne kadar nakledilen 114 hastamız vardı, gelen 68 hastayla birlikte 182 hastamız oldu. Refakatçilerle birlikte toplam 359 kişi getirilmiş oldu. Getirilenlerden bugüne kadar 2 hastamızı kaybettik. Şu an 6 hastamız yoğun bakımda. Yoğun bakımda olan 2 hastamızın ise durumları ciddi, entübe durumdalar. Bir hastamız göğüs kanseri, bir hastamız ise mide kanseri tanısıyla takip ediliyor. Biri 63, biri 70 yaşında."</p>

<h3><strong>Sahra hastanesinin kurulum hazırlıkları başladı</strong></h3>

<p>Bakan Koca, sahra hastaneleri kurulumuyla ilgili son duruma ilişkin soru üzerine, bu konuda daha önce üç bölgenin incelendiğini ancak uygun bulunmadığını anımsattı.</p>

<p>Koca, "Dördüncü bölge olarak, Refah Sınır Kapısı'na daha yakın olan yeri uygun bulduk. Hem Mısır hem İsrail ile olan iletişimimizde, onlarca da uygun görüldü. Erken dönemde sahra hastanesinin kurulum hazırlıkları yapılmaya başlandı." ifadelerini kullandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img alt="" src="https://barandergisinet.teimg.com/barandergisi-net/uploads/2023/12/saglik-bakani-koca-turkiyeye-getirilen-gazzeli-hastalari-karsiladi44.jpg" style="width: 750px; height: 500px;" /></p>

<h3><strong>"Bundan sonraki dönemde hastaların nakli daha fazla olabilir"</strong></h3>

<p>Gazzeli hastalarla ilgili bugün 5. tahliyenin yapıldığı anımsatılarak, bundan sonraki nakil süreci sorulan Koca, şunları kaydetti:</p>

<p>"Muhtemelen hafta başı, pazartesi veya salı benzer şekilde bir hasta nakli söz konusu olacak. Özellikle Gazze'de sağlık hizmetlerinin her geçen gün verilemediği bir döneme girmiş durumdayız. O nedenle bundan sonraki dönemde hastaların nakli daha fazla olabilir. Çalışmalarını üçlü koordinasyon ekibimiz yapıyor. Yani İsrail, Mısır ve Türkiye'nin birlikte oluşturduğu koordinasyon ekibi bu transfer hazırlıklarını yoğun bir şekilde devam ediyor.”</p>

<h3><strong>Bacaklarından yaralanan minik Rital de Türkiye'de</strong></h3>

<p>Bakan Koca, bugün getirilen hastalar içerisinde, İsrail'in hava saldırılarında yaralanan ve müdahale edilemezse bacakları kesilme tehlikesiyle karşı karşıya olan, sosyal medyadaki görüntüleriyle tanınan Rital isimli kız çocuğunun olup olmadığına ilişkin soruyu da şöyle yanıtladı:</p>

<p>"Bugün gelen hastalar içerisinde Rital adındaki yavrumuz da var. Her iki bacağının kesilme durumu söz konusu olan, açık yara ve doku kaybı olan bir yavrumuz. Rital adındaki hastamızı da yakın takip ediyor olacağız."</p>

<p>AA</p></p>]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/bacaklarimi-hissetmiyorum-diyen-gazzeli-rital-tedavi-icin-turkiyeye-getirildi</guid>
      <pubDate>Wed, 13 Dec 2023 15:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2023/12/gazzeli-rital.jpg" type="image/jpeg" length="69333"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Fahrettin Koca: Cinsiyet değiştirme işlemi 18 yaşından küçüklere uygulanmışsa bu kabul edilemez!]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/fahrettin-koca-cinsiyet-degistirme-islemi-18-yasindan-kucuklere-uygulanmissa-bu-kabul-edilemez</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/fahrettin-koca-cinsiyet-degistirme-islemi-18-yasindan-kucuklere-uygulanmissa-bu-kabul-edilemez" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sağlık Bakanı Koca, cinsiyet değiştirme ameliyatları ile ilgili “18 yaşından küçüklerimize uygulanmışsa bu kabul edilemez.” dedi. Yani Bakan Koca, cinsiyet değiştirme ameliyatının 18 yaşından büyüklere yapılmasını problem olarak görmüyor! Ayrıca bu açıklamalarıyla teşvik ettiğinin farkında da değil!]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'ndeki Kabine Toplantısı sonrası gazetecilerin sorularını cevapladı.</p>

<p><a href="https://www.barandergisi.net/cocuklarin-cinsiyetini-degistiriyorlar-devlet-acilen-harekete-gecmeli"><img alt="" src="https://barandergisinet.teimg.com/barandergisi-net/uploads/2023/08/cocuklarin-cinsiyetini-degistiriyorlar-devlet-acilen-harekete-gecmeli.webp" style="width: 1000px; height: 128px;" /></a></p>

<p>Bir gazetecinin, "Basın ve sosyal medyada 18 yaş altı cinsiyet değişikliği süreçleri ile ilgili İstanbul Üniversitesi (İÜ) İstanbul Tıp Fakültesi öğretim üyelerinin yazarı olduğu makalede yer alan işlemlere ilişkin" değerlendirmesinin sorulması üzerine Koca, "Bu konu son derece hassas hareket ettiğimiz bir alan. Öncelikle işin sağlık boyutu var. Bahse konu işlemlerin, bir sağlık gereksinimi olması durumunda tavrımız son derece net. Konu bir vatandaşımızın sağlığı ise tüm imkanlarımızla bu sağlık sorununu çözmek için var gücümüzle gayret ederiz. Bu her türlü sağlık sorunu için geçerli. Bahse konu olan işlemler 18 yaşından küçüklerimize uygulanmış ise bu kabul edilemez. Buna asla müsaade etmeyiz. Bu konuda çok net kurallarımız var ve işletiyoruz. Bakanlığımızın incelemesi devam ediyor. Soruşturmamızın neticesini de sizlerle paylaşırız." diye cevap verdi.</p>

<h2><b>Hani LGBT ile mücadele edecektiniz?</b></h2>

<p>Bakan Koca’nın açıklamalarından anlaşılıyor ki, LGBT sapkınlığıyla devlet olarak hiç de mücadele edilmiyor. Milletin sesine bu hususta hiçbir şekilde kulak verilmiyor. Bakan Koca’nın geniş anlayışına göre 18 yaş altında olanların cinsiyet değiştirmeleri yasak fakat 18 yaş üstünde olanların cinsiyet değiştirmeleri serbest! Bakan Koca, bu açıklamasıyla milleti bu işe özendirdiğinin farkında da değil!</p>

<p><a href="https://www.barandergisi.net/rumeysa-kadak-lgbt-haklari-anayasamiz-ile-guvence-altina-alinmistir"><img alt="" src="https://barandergisinet.teimg.com/barandergisi-net/uploads/2023/08/rumeysa-kadak.webp" style="width: 1000px; height: 128px;" /></a></p>

<h2><strong>Erdoğan'ın açıklamalarını bu millet unutmaz!</strong></h2>

<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın seçim süreci boyunca “Bu milletin&nbsp;aile&nbsp;kurumu sağlamdır, bu milletten&nbsp;LGBT'ci çıkmaz.”, “LGBT ile aile yapımızı dejenere etme gayretindeler”, “LGBT'ye, AK Parti olarak biz asla olumlu bakamayız” yaptığı açıklamalar hafızlardan gitmiyor.</p>

<p>Erdoğan’ın sapkın bir oluşuma karşı yaptığı açıklamalarıyla, devlet içinde yapılan işler&nbsp;birbiriyle örtüşmüyor. Müslüman Anadolu’ya “aile yapımızı koruyacağız” sözü verildikten sonra bunun aksine hareket edilmesini millet unutmaz, haberiniz olsun.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Baran Haber</p></p>]]></content:encoded>
      <category>Sağlık, Toplum</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/fahrettin-koca-cinsiyet-degistirme-islemi-18-yasindan-kucuklere-uygulanmissa-bu-kabul-edilemez</guid>
      <pubDate>Wed, 23 Aug 2023 10:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2023/08/cinsiyet-degistirme-ameliyati.webp" type="image/jpeg" length="19293"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Ahlaksız doktor gözaltına alındı]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/ahlaksiz-doktor-gozaltina-alindi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/ahlaksiz-doktor-gozaltina-alindi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anadolu yakasında bir devlet hastanesinde çalışan ve hastalarından bıçak parası adı altında yüksek miktarda para talep ettiği iddia edilen doktor gözaltına alındı. Doktorun odasında yüklü miktarda para bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Hastane yönetimi ve çok sayıda hasta yakınının şikayeti üzerine, B.E. adlı doktorun ameliyat öncesi ''bıçak parası'' adı altında yüksek miktarlarda para talep ettiği, para vermeyen hastaların ameliyatlarına girmeyip asistanlarını soktuğu iddialarına ilişkin savcılıkça soruşturma başlatıldı.

Soruşturma kapsamında B.E, görev yaptığı hastanede gözaltına alınırken, iş yerindeki odasında yapılan aramada ''rüşvet'' suçuna ilişkin olduğu değerlendirilen 275 bin lira ele geçirildi.

B.E, emniyetteki işlemlerinin tamamlanmasının ardından savcılığa sevk edilecek.</p>]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/ahlaksiz-doktor-gozaltina-alindi</guid>
      <pubDate>Fri, 18 Aug 2023 07:42:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2023/08/bicak-parasi-doktor.webp" type="image/jpeg" length="63030"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[ABD’li psikiyatrist: "İslam medeniyeti güzel bir şifa mirasına sahipti"]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/abdli-psikiyatrist-islam-medeniyeti-guzel-bir-sifa-mirasina-sahipti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/abdli-psikiyatrist-islam-medeniyeti-guzel-bir-sifa-mirasina-sahipti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İslam ilimleri ve psikoloji üzerine çalışmalar yapan ABD'li psikiyatrist Dr. Rania Awaad, "Psikoloji çalışmaları Müslümanların mirasının bir parçası. İslam medeniyeti güzel bir şifa mirasına sahipti ve bunu şifahaneler ile görüyorsunuz." dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Stanford Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden psikiyatrist, aynı zamanda Stanford Müslümanlar ve Ruh Sağlığı Laboratuvarı Direktörü Awaad, İstanbul başta olmak üzere Konya, Kayseri, Sivas, Bursa, Amasya ve Ankara'daki Osmanlı döneminden kalma şifahanelerle ilgili incelemelerde bulundu.</p>

<p>İslam hukuku üzerine de eğitim aldığını ve İslam medeniyetindeki Darüşşifa konsepti üzerine çalışmalar yürüttüğünü söyledi.</p>

<p><b>"Şifahaneler aynı zamanda insana dair tüm duyulara hitap ederdi"</b></p>

<p>Awaad, şifahanelerin İslam geleneğine dayanan kurumlar olduğuna işaret ederek, "Bunları sadece dönemin hastanesi olarak değerlendirmek yeterli olmaz. Çünkü şifahaneler aynı zamanda insana dair tüm duyulara hitap ederdi, doğanın güzelliğiyle görme duyusu, güzel su sesi ve kuş sesi ile işitme duyusu gibi. Ayrıca bugün modern psikolojide eksik olan bir şey olarak ruhun, nefsin şifasına odaklanırdı." diye konuştu.</p>

<p>Şifahanelerin tarih boyunca genellikle Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde yaygınlık kazandığını belirten Awaad, şöyle devam etti:</p>

<p>"Bugün hala birçoğu ayakta duruyor. Ben de aslında bu konuyla ilgili bir kitap yazıyorum, bu yüzden onları yerinde incelemek için Türkiye'ye geldim. Kitabın amacı, bu şifa kurumlarına ilham veren kavramın ne olduğunu ve özellikle zihinsel hastalıkları nasıl tedavi ettiklerini incelemek. Çünkü İslam medeniyeti öncesi hastanelerde zihinsel rahatsızlığı olan insanlar önemsenmemiş, ancak çok sonraları akıl veya aklın korunması hakkındaki ilkelere önem verildiği için hasta olanların tedavi edilmesine büyük önem verilmiş."</p>

<p><b>"Vakıf kültürünün ne kadar geniş olduğuna gerçekten şaşırdım"</b></p>

<p>Dr. Rania Awaad, kitap projesi kapsamında Türkiye'deki şifahaneleri gezdiğine değinerek, "Geçtiğimiz yıl Adana'ya gitmiştim, harika bir deneyimdi. Araştırmalarımı gerçekten değiştiren bir ziyaret oldu. Mümkün olduğunca çok şifahane görmem gerektiğini anladım ve bu yıl da Bursa, Kayseri, Sivas ve Amasya'ya gittik. Şimdi de İstanbul'da Haseki, Süleymaniye ve Üsküdar'daki şifahaneleri geziyoruz." açıklamasını yaptı.</p>

<p>Araştırmaları sırasında kendisini şaşırtan pek çok detaya rastladığını dile getiren Awaad, şunları kaydetti:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>"O yıllarda vakıf kültürünün ne kadar geniş olduğuna gerçekten şaşırdım. Tüm belgeler duruyor, inşa ediliş sebeplerinden, hangi sultanın anısına veya bütçesiyle yapıldığına kadar bütün detaylara yer verilmiş. Gerçekten ilginç olan şey, toplumda hasta olan insanları iyileştirmeye olan inançlarıydı. Onların ne yediklerine, hangi ilaçları aldıklarına, aynı zamanda temiz bir ortamda taze hava ile bulunmalarına dikkat ediyorlardı ve ruhlarını tamamen iyileştirmeyi amaçlıyorlardı. O kadar detaylı belgeler var ki doktorların ne kadar ücret alacakları bile belirtilmiş."</p>

<p>Awaad, şifahanelerin bütünleyici şifa anlayışıyla tasarlandığına dikkati çekerek, "Mesela su terapisinin çok yaygın olduğunu gördük. Bununla birlikte ses terapisi, makam veya tonların kullanımına dikkat ediyorlardı. Birisi çok depresifse, onları yukarı çıkaran bir ton çalınırdı veya birisi çok kaygılıysa, sakinleştiren bir ton çalınırdı. Türkiye'ye gelince şifahanelerin aslında erken dönem 1900'lere kadar hastane olarak kullanılmaya devam ettiğini anladık. Daha önceki araştırmalarda, bunların artık kullanılmadığı, ihmal edildiği ve modern tıp tarafından değiştirildiği söyleniyordu. Ancak aslında modern tıpla paralel olarak hala kullanıldığını gördük." değerlendirmesinde bulundu.</p>

<p><b>"Psikoloji çalışmaları Müslümanların mirasının bir parçası"</b></p>

<p>Akademide psikoloji tarihinin tamamen Avrupa merkezli bir bakışla yazıldığını aktaran Dr. Awaad, şunları söyledi:</p>

<p>"Psikolojinin çoğunun Avrupa'da başladığı ve zihinsel rahatsızlık keşiflerinin Avrupalılar tarafından yapıldığı söyleniyor. Oysa benim yaptığım bazı araştırmalar ve yayınlardan bazıları gösteriyor ki, obsesif kompülsif bozukluk veya fobi üzerine çalışmaları olan Ebu Zeyd el-Belkhi gibi isimlerin yazıları Avrupalılardan bin yıl öncesine dayanıyor. Yani 19. yüzyıl değil, 9. yüzyıl. Bu çok önemli. Çünkü o yıllarda da insan psikolojisinin nasıl çalıştığını anlama konusunda bir ilgi olduğunu anlayabilirsiniz."</p>

<p>Awaad, psikoloji çalışmalarının İslami bir bakışla yapılabileceğini göstermek istediğinin altını çizerek, "ABD'de birçok Müslüman bugün kendisini psikolojiden kopuk hissediyor. Bunu Batı psikolojisi olarak adlandırıyorlar veya 'bu bizim için değil' diyorlar ama aslında araştırmalar bunu Müslümanların da yaptığını gösteriyor. Psikoloji çalışmaları Müslümanların mirasının bir parçası. İslam medeniyeti güzel bir şifa mirasına sahipti ve bunu şifahaneler ile görüyorsunuz. Bu nedenle, psikoloji hakkındaki anlatıyı değiştirme ve aynı zamanda Müslümanlar için anlaşılabilir hale getirme konusundaki ilgim buradan kaynaklanıyor." ifadelerini sözlerine ekledi.</p></p>]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/abdli-psikiyatrist-islam-medeniyeti-guzel-bir-sifa-mirasina-sahipti</guid>
      <pubDate>Wed, 02 Aug 2023 10:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2023/08/rania-awaad-women-in-islam.jpg" type="image/jpeg" length="21529"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bakan Koca: YAŞAM Projesi yurt genelinde yayılacak]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/bakan-koca-yasam-projesi-yurt-genelinde-yayilacak</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/bakan-koca-yasam-projesi-yurt-genelinde-yayilacak" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, 80 yaş ve üstü kişilere hizmet sunan Sağlıklı Yaş Alma Merkezleri'nin (YAŞAM) yeni bir pilot uygulamasının, Antalya Atatürk Devlet Hastanesi'nde başlatıldığını belirterek, bu projeyi en kısa zamanda ülke genelinde yaygınlaştırmayı hedeflediklerini söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, sosyal&nbsp;medya&nbsp;hesabından, yaşlı nüfusun sağlık hizmeti için ülke genelinde hastaneler bünyesinde kurulmaya başlanan YAŞAM'lar ile ilgili paylaşımda bulundu.</p>

<p>Paylaşımında, Antalya'da hayata geçirilen pilot uygulamanın tanıtıldığı videoya da yer veren Koca, şunları kaydetti:</p>

<p>"Artan yaşlı nüfusun, sağlık hizmeti için kurmaya başladığımız Sağlıklı Yaş Alma Merkezlerinin (YAŞAM) bir yeni pilot uygulaması,&nbsp;Antalya&nbsp;Atatürk Devlet Hastanesinde uygulamaya girdi. Hayırlı olsun. 80 yaş ve üzeri bireylerin sağlık hizmetlerine erişiminin kolaylaştırılmasını, evinde veya bulunduğu yerde hizmet almasını, gerektiğinde tedavi organizasyonlarının yapılmasını amaçlayan YAŞAM projesini, kısa zamanda yurt geneline yaygınlaştırmayı planlıyoruz."</p>

<p>Videoda merkeze ilişkin bilgileri paylaşan Atatürk Devlet Hastanesi Başhekimi Uzman Dr. Recep Yıldırım, YAŞAM ekiplerinin, yaşlıları evlerinde ziyaret ettiğini ve bu ziyaretlerle 80 yaş ve üstü bireylerin sağlık hizmetlerine ulaşımını kolaylaştırmayı amaçladıklarını vurguladı.</p>

<p>Yıldırım, "Ziyaretlerde yaşlılarımızın ihtiyaçları belirleniyor ve evlerinde gerekli ihtiyaçları karşılanıyor. Gerekli durumlarda evden hastaneye, hastaneden eve nakillerini, hastane içindeki poliklinik hizmetlerinin koordinasyonunu ve önceliklerinin sağlanmasını amaçlıyoruz. Bu amaçla iki uzman hekimimiz, iki hemşiremiz, bir yaşlı bakım teknikerimiz, gerontoloğumuz ve tıbbi sekterimizle bu hizmeti yürütüyoruz. Hedef nüfusumuz, Antalya genelinde 45 bin. Diğer hastanelerin de entegre olmasıyla beraber bu&nbsp;nüfus&nbsp;hedefimize ulaşacağımıza inanıyoruz" dedi.</p>

<p>Merkezin sorumlusu Geriatri Uzmanı Dr. Serdar Ceylan da şu ana kadar 25 yaşlının evlerinde ziyaret edildiğini, bu ziyaretlerde tüm yaşam aktiviteleri ve bilişsel fonksiyonlarının, kapsamlı olarak değerlendirildiğini söyledi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>YAŞAM ekiplerinin, evinde ziyaret ettiği hasta yakını Münübe Damyan ise duygularını, "Doktorlarımız evimize kadar geldi, bu hizmetten çok memnun ve mutlu olduk, teşekkür ediyoruz" sözleriyle dile getirdi.</p></p>]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/bakan-koca-yasam-projesi-yurt-genelinde-yayilacak</guid>
      <pubDate>Fri, 28 Jul 2023 07:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2023/06/fahrettinkoca.jpg" type="image/jpeg" length="56019"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bağışıklık sistemi ve kanser]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/bagisiklik-sistemi-ve-kanser</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/bagisiklik-sistemi-ve-kanser" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Vücudumuzda öyle güzel bir sistem vardır ki, inanın her bir hücre görevinden tutun, hastalıklarla savaşmaya kadar, zarar gördüğünde “tamir mekanizması”nı anında devreye koymasına kadar, saniyelerden daha kısa bir sürede gerçekleşip yaşamı devam ettirir ki bunu anlatmak yetersiz kalıyor bu kelimelerle.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Sağlığımıza ne kadar dikkat ediyoruz? “Sağlık” denince beden sağlığı geliyor değil mi hatıra hemen? Bu soruyu düşünedururken ‘ruh sağlığı’ beliriveriyor. Ya da şöyle sorayım; Yaratıcının en güzel ve en özel eseri olan bizler, ne kadar bakıyoruz aynanın karşısında kendimize? Hiç dikkat ettiniz mi baş parmağınızın iç kısmındaki çizgilere mesela? Nasıl da muazzam bir şekilde duruyorlar değil mi? Sonra elinizin içine bakın, her çizginin detayına, kıvrımına. Yahut da damarlarınızın birbirine nasıl bağlandığına… Muhteşem değil mi? Hakkındaki bilgimiz belki sınırlı ama baktığınızda çok derin bir mevzu olduğunu hissettiğinize inanıyorum.</p>

<p>Vücudumuzda öyle güzel bir sistem vardır ki, inanın her bir hücre görevinden tutun, hastalıklarla savaşmaya kadar, zarar gördüğünde “tamir mekanizması”nı anında devreye koymasına kadar, saniyelerden daha kısa bir sürede gerçekleşip yaşamı devam ettirir ki bunu anlatmak yetersiz kalıyor bu kelimelerle.</p>

<p>Öyle ince bir dengede işler yürüyor ki; akıl sağlıklı bir şekilde aklanmak istiyor bu kadar sistemin arasından bir an önce. “Bağışıklık sistemi” diye tanımladığımız bu sistem insanın aslında özünü korumaya alan, her insana özel farklılık gösteren pelerinsiz kahramanımız diyebiliriz.</p>

<p>İnsan vücudu bu bakımdan iki tane sistemi barındırıyor. Bunlardan biri beyin, diğeri ise bağışıklık sistemimizdir. Bu bağışıklık sistemi genetik materyallerimizde korunup nesilden nesile aktarılan, atalarımızdan kalan kodları dışarıdan herhangi bir zararlı veya yabancı toksine, hastalığa, maddeye karşı savaş açan ve düşmanını alt edene kadar durmadan savaşan, bu savaş tecrübesini saklayıp her yeni durum için farklı cevaplar üretip sistemi koruyan spesifik bir sistemdir. Bağışıklık sistemimizin hafızasını en çok aşılarda kullanıyoruz. Sadece aşılarda değil, hücre ve moleküler düzeylerinde de “hafıza işlemcileri” vardır. Yani yüksek boyutlarda saklama kapasitesine sahiptir. Bu sistem vücudumuzdaki tüm organlarda ve bunlara ilaveten timus, lenf bezi, dalak ve karaciğer gibi yapılarda ve kemik iliğini de kapsayan organlarda bulunmaktadır.</p>

<p>Peki bu bağışıklık sistemi ilk nasıl oluştu?</p>

<p>İlk bağışıklık hücrelerinin en büyük damarımız olan aort damarının içerisinde oluştuğunu söyleyen çalışmalar vardır. Daha sonraki öncüllerinin ise karaciğer dokusunda yer aldığını çeşitli çalışmalar bildiriyor bizlere. Fakat burada dikkat çeken bir nokta var ki; bağışıklık sistemi kendinden olmayan her hücreye, maddeye karşı savunma gerçekleştiren bir yapıya sahipken anne karnındaki bebeğin vücudundaki hücrelerinin nasıl kendiliğinden olduğu ve anne karnında 9 ay boyunca gelişim periyodunda henüz “bağışıklık sistemi”nin gelişmiş düzeyde olup olmadığıdır.</p>

<p>Bebekte bağışıklık sistemi ile ilgili hücreler ve sıvı birkaç mekanizma anneden aktarılır. Bu sayede bebek kendi bağışıklık sistemi gelişinceye kadar korunur. İmmün sistem dediğimiz bu bağışıklık sistemindeki koruyucu mekanizmalarının gelişimi 3 yaşını bulur. Anne sütü, bebeğin immün sisteminin oluşum aşamalarına kadar yardımcı olan en büyük ana etkendir. Bu sistemin tam olgunlaşma devresi ise 6-7 yaşlarıdır ve ömür boyu süregelen bir sisteme dönüşür. Peki bu sistemde hiç rahatsızlığa, hataya rastlanmaz mı?</p>

<p>Elbette olabilir, fakat bu süregelen hatalar değil, birkaç statik hatadan ibarettir. Immün sistem hatalarında kendi koruyucu hücrelerine zarar verip, oto-immün hastalıklara neden olurlar. Immün sistem hataları tekrarlamaz fakat genetik bir yatkınlık varsa çevre şartlarının etkisiyle hastalıkların ortaya çıkma riski yükselir. Bağışıklık sistemi hatalarında, hatta her bir hastalığın altında yatan nedenler ayrı ayrıdır. Bu durumda, ‘şu yenirse şöyle olur, bu yenirse sistem bozulur?’ şeklinde uyarılar, haberler, programlar ne anlama geliyor?</p>

<p><b>Bağışıklık Sistemine Tehditler</b></p>

<p>Bir “temel bilimci” olma yolunda adım atarken edindiğimiz bilgilerden yola çıkarak yorumlarsak, sistemi doğrudan etkileyen herhangi bir etken madde yoktur. Bağışıklık sisteminin olgunlaşmasının küçük yaşlarda başladığını dile getirdik. Dolayısıyla erken yaşlarda bu sistemi düzenleyen etkenlerden biri de uykudur. Uyku esnasında büyüme hormonları salgılanır ve buna ilaveten vücudumuzdaki hormanal sıvılar bağışıklık sisteminin düzenleyicileri ve destekleyicileri rolünü üstlenirler. Bu yaşlarda geçirilen infeksiyon hastalıklar (bağışıklık sisteminin verdiği stres) veya stres&nbsp; dediğimizde akla gelen psikolojik anlamda stres değil, aynı zamanda hastalıkların ve vücudun belirli maddelere ve enfeksiyonlara karşı verdiği cevap süreci diye düşünmeliyiz. Beslenme bozuklukları gibi etkenlerin de bağışıklık sistemini etkileyen unsurlardan olduğunu söyleyebiliriz. Genetik kodda herhangi bir bozukluk yok ise, bu stres şartları zamanla düzenlenebilir fakat bozukluk varsa ve olumsuz çevre şartlar ile bir araya gelirse sistemi direkt olumsuz yönde etkiler.</p>

<p>Buradan yola çıkarak edinebileceğimiz sonuç, yediğimiz yiyecekler veya tükettiğimiz maddelerin direkt olumlu veya olumsuz sonuçlar verir gibi bir his veya kanaate götürmeyeceğini söyleyebiliriz. Bağışıklık sisteminde mikrobun hangi yollarla vücuda enfekte edildiği de önemli noktalardan bir tanesidir. Bu mikroorganizmaların hangi yollarla vücuda girdiği, bağışıklık sisteminin vereceği cevabı da çeşitlendirir. Çok sayıda farklı sinyal yollarına sahip olan bağışıklık sisteminin gücü ölçülebilir, kontrol edilebilir bir düzeye indirgenemiyor. Dolayısıyla bilim insanları dahi bu konuda ihtimal düzeyi ile en detaylı araştırmalarla uğraşırken, diğer insanların bu konuda yetersiz veya dayanaksız kurmaca düşüncelere kapılmasına, bazı insanların da sağlık sahasını birer ticaret sahasına dönüştürmeye çabalamaları bu kapıyı açık hale getirmektedir.</p>

<p>Bağışıklık sistemini güçlendirdiği iddia edilen besinler kimi zaman hastalığın seyrini olumsuz şekilde etkiliyor. Örneğin; böbrek hastası bir kişi, komşusuna iyi gelen bir otu içip, bilmeden karaciğer dokusuna da zarar verip, böbrek hastalığının üzerine bir de karaciğer hastalığı ile baş başa kalabiliyor. Haliyle bu da böbrek nakli gereken muhtemel bir hastayı, organ naklinden alıkoyabiliyor. Sağlık alanında böyle vakalar ne yazık ki sayılamaz durumlarda. Bu gibi durumlarla karşılaşmamak için muhakkak ne kadar iyi ve çözüm getiren bir etken olsa da, doktorlarımıza danışmadan kullanıcı olma eğilimini göstermemeliyiz. Evet, belki iyi geliyor ama hangi şartlarda? Bağışıklık sisteminin hafızasına mı, güçlenmesine mi, yeni bir yanıt oluşturmasına mı yarıyor? Sorgulayarak ve danışarak hareket etmek en doğrusu olacaktır bizler için.</p>

<p>İnsanız... Ve insan umutsuzluğa, çaresizliğe, soruna yanıt aramak çare bulmak için araştırır ve sorgular. Bu tip durumlarda insan bir çare bulmak için çevreden gelen her uyarıya açık ve savunmasız kalır. Her yolu çare adı altında deneyebilir. Bu durum çaresizliğin sömürülmesiyle sağlığı ne yazık ki ticaret mallarının yığıldığı bir para ve çıkar bataklığına çevirebilir ki günümüzün çaresi, çaresizliğin sömürü vasıtası haline geldiği bir yüzyılın hikayesidir. Bu tip umut satıcılarına para kazandırma yolunda birer köle haline geldi, alıştırıldı toplumlar. Yıllarca ve hâlâ bir laboratuvar deneği gibi toplum ve fert olarak insanlar üzerinde ilaçlar, niteliği ve etken maddelerinin ne olduğu bilinmeyen, piyasaya el altından satılan yüzbinlerce maddenin denenmesinden, virulans (bir mikrobun hastalığa sebep olan kapasitesi) düşüncelerden, yapılardan, kişilerden, kurumlardan bahsediyoruz. Böyle kişilerin deneylerinin kurbanı olmamaya dikkat etmeli; okuyup, araştırıp ne kadar bilsek de “bir bilene danış” felsefesini, işin ehline sormayı daima akılda tutmalıyız.</p>

<p>Bağışıklık sistemi için önem arz eden bir diğer etmen de oksijendir. Günümüzün yaşam standartları her ne kadar kolaylaşsa da yaşadığımız ortam, yani şehirlerin üzerinde yükseldiği zemini sağlık için de tehdit olarak görmemiz pek yanlış sayılmaz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bağışıklık sistemi hastalıklarından örnek vermek gerekirse, damar sertliği hastalığı, oksijensiz veya oksijeni az olan ortamlarda kötü yağ çeşitlerinin hücre içerisine yanlış şekilde alınıp depolanmasına sebep olur. Böylece damarların çeperlerinde iltihaplanmayla beraber hastalık seyri başlar. Bunu önlemek anlamında oksijeni bol ortamlarda elimizden geldiğince bulunmalıyız. Böylece daha az mikrop ve bakteri ile vücudun karşılaşması hem de bağışıklık sisteminin güçlü kalmasına yardımcı olabiliriz.</p>

<p>Yine sözünü ettiğimiz uyku, başlıca korumaya yardımcı ana etkenlerden biridir. Çünkü uyku esnasında salgılanan serotonin hormunu T lenfositler olan savunma hücrelerimizin işlerini daha iyi yapmasına ve yanıt oluşturmasına yardımcı olan hormon çeşitlerinden birisidir. Nasıl ki yokuş aşağı bir arabanın gidişi hızlı oluyorsa, serotonin hormonun enfeksiyonlara karşı yanıt vermesi de o derece hızlı gerçekleşiyor diyebiliriz.</p>

<p>Vitamin yönünden D vitamini de immun sisteme çok faydalı olan bir diğer etmendir. Konumuza stres ile başladığımıza göre büyük bir öneme sahip olduğunu tekrar belirtmekte fayda var. Çünkü stres durumunda, özellikle psikolojik stresi ele alırsak immün sistem aşırı duyarlı hale gelmekte ve güçlü yanıtlar vermektedir. Stres kaynağı belirli bir süreden sonra ortadan kalktığında geçici süreliğine bir depresyon hali yerini alabilir. Bu da metabolik sistemimizi zayıflatır ve yeniden toparlanma aşamasına sürükler.</p>

<p><b>Hücrelerin Birbirlerini Hiçe Sayarak Aynılaşması; Kanser</b></p>

<p>Kainattaki her karmaşa görünen şey bir düzenli hali de yansıtır bizlere. Kaostan düzen oluşturma diyebiliriz kabaca... Tüm biyolojik sistemler de bu karmaşıklığın birer aynasıdır. Bağışıklık sistemi de bu karmaşanın canlılar alemindeki yerini alır. Biyolojik yaşamlar ve bağışıklık sistemi birbiri içerisinde karşı karşıya gelen, yeri geldiğinde birinin üstünlük sağladığı, yeri geldiğinde diğerinin karşı çıktığı, bütünlüğün içerisinde zıtlaşarak dengeyi sağlamaya çalışan birbirlerine aykırı sistemlerdir aslında. Fakat biri aşırıya kaçıp dengeyi bozduğunda ortaya kanser dediğimiz, kontrolsüz hücre çoğalması belirir. Bağışıklık sisteminin bunu idrak etmesi ne yazık ki çok geç olur. Çünkü kanser hücreleri vücudumuzun normal-düzenli-sağlıklı hücreleriymiş gibi davranıp, tüm koruyucu sistemi alt etmesi sonucu bu sistemi kapı dışarı bırakmasına sebebiyet verir. Ne kadar kandırırsa o kadar hızlı ve kötü bir yayılma gösterir(metastaz). Alt edemediğinde ise immün sistemin kurbanı olur. Fakat bağışıklık sistemimizin sürekli değişim gösteren ve çoğalan bu hücreleri tanıyıp başa çıkma ihtimali ne yazık ki kolay değildir. Bundan dolayı kanser konusu bir olaya bağlı değil birçok sebep ve niteliklere bağlı olduğundan iki ana temel soruna dönüşmüş bulunmaktadır. Çünkü çift taraflı bir hayatta kalma savaşıdır bu. İlk olarak akla gelen soru şu: Nasıl olur da bir hücre tüm savunma mekanizmasını alt edip kendini normal somatik hücre (vücut hücresi) şeklinde kamufle edip çoğalabilir. Hatta bazen immün sistemi tamamen susturabilme imkanı yakalayabilir? Diğer taraftan ise tüm bu olaylar yaşanırken bağışıklık sistemi neden cevap üretemez? Bu sorulara yanıt vermek oldukça güç ve hala literatürde tam bir yanıt, tamamen çözümü bulunabilmiş değildir. Kanser hücresi sürekli mutasyon yani değişim göstererek aynı zamanda da çoğalarak bu düzeni alt etmekte başarılı oluyor. Basit bir matematik sorusu için bile iki dakikada cevap bulduğumuz şu zaman diliminde bu immün sistem sürekli değişen ve çoğalan hücrelerin her birine aynı anda nasıl cevap versin? Bu biraz da şuna benziyor. Sürekli genişleyen ve büyüyen evreni bir kavanoza sığdırmak? Bu soruların yanıtlarını, insan türü yaşadıkça aramaya çalışacağız gibi duruyor.</p>

<p><b>Kansere Çare Var mı?</b></p>

<p>Bu sorunun cevabı netlik kazanamaz. Çünkü her şey değişim gösteriyor. Genlerimiz, yaşam şartlarımız, tükettiğimiz besinler, hastalık çeşitleri, mikrop türleri vs... Her şey değişim içerisindeyken kanser hücreleri de, dolayısıyla kanser hastalığı da değişim halinde. Haliyle her yeni tür, bir başka kanser türüne sebebiyet veriyor. Bir tür bir başkasını tetikliyor veya değişimine sebep oluyor. Bunca fonksiyonel değişim gözlemlenirken kanseri bir yanıta indirgemek yanlış olur. Bir yıl önceki tanı konulan kanser hücre profili bir sonraki sene çok farklı şekle dönüşebiliyor. Bizler değişirken onlar değişmez mi? Elbette ki değişim söz konusudur. O da bir canlı değil mi? Yaşama bizler ne kadar muhtaç isek kanser hücreleri de yaşama savaşı verir. Adaptasyon dediğimiz hali her canlı yaşıyorken kanser de bulunduğu ortama ayak uydurmak için dengesini korumak. Bütünlüğümüz, çeşitliliklerimizde, parça durumlarımızda gösterirken karmaşa ve kaos gibi gözüken bu sistemin denge halinde olmasıyla yaşam sürüyor. Karmaşıklıktan ibaret olduğu algılanan bir düzen. Ama kanser demek ayna işlevi görmek, aynılaşmak, benzerlik demektir. Bizim yaşamımızı oluşturan bu karmaşıklık sistemini tek düzeye indirgeyerek, çomak sokma tabiriyle bizlere savaş açması için sürekli değişiklikler geçirmesi tabiatında (tabiatımızda) var. Bu yüzden de kanser ile savaşımız bitmeyecek diyebiliriz.</p>

<p>Türkiye'de immünoloji alanında çalışmalara değer verilse de yeterli gelmiyor. Daha çok bütçeler, araştırmalar, ehil kişiler yetiştirilip, bu alana ağırlık verilmelidir. Çünkü bu sistem, organ naklinden, alerjilere, oto-immün hastalıklardan, toplumun genetik yatkınlığına kadar çok çeşitli alanlara dokunuyor. Tıp fakültelerinde bile üzerinde yeteri kadar durulmazken ve yetkili bilim insanı azlığı sebebiyle bu alan haksız yere öksüz kalıyor. Temel bilim olarak da ülkemizde çok geç olarak kabul gören bu alanın önemle desteklenmesi gerekmez mi? Ne zaman sağlığımıza dikkat edeceğiz; kanser olduğumuzu öğrendiğimizde mi? Ya da kendimize yabancılaştırırız, yakıştıramayız hastalığı, kanseri lakin sen değil de bir gün çocuğunun saçlarını aynaya bakarak kestiğin o anda mı nedenini soracağız? Sağlık değeri bilinmeyen bir nimettir, tıpkı zaman gibi. O yüzden aynaya, aynalara bakın, bir gün aynılaşmış hücrelere dönüşmemek için…</p>

<p><b>Zeynep Salgın</b></p>

<p><b>Aylık Dergisi 175. Sayı Nisan 2019</b></p></p>]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/bagisiklik-sistemi-ve-kanser</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Jul 2023 11:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2023/07/kanserhicre.jpg" type="image/jpeg" length="57136"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kanada'da görülen 'gizemli' beyin hastalığı araştırılıyor]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/kanadada-gorulen-gizemli-beyin-hastaligi-arastiriliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/kanadada-gorulen-gizemli-beyin-hastaligi-arastiriliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[‘Gizemli’ bir hastalığın Kanada'nın bir eyaletinde görüldüğü ve yüzlerce kişinin bundan etkilenmiş olabileceği düşünülüyor]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kanada'da doktorlar birkaç yıldır, kişinin halüsinasyon görmesine, kas erimesine, görme sorunlarına ve hafıza kaybına neden olan bir nörolojik bozuklukla ilgili düzinelerce vaka kaydetti.</p>

<p>New Brunswick eyaletinde bu vakaları yaşayan hasta sayısı 2015 yılında az sayıda iken, birkaç yıl sonra 100'ün üzerine çıktı. Yapılan açıklamaya göre vakalarda artışların yaşanması muhtemel görülüyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Moncton'da çalışan Dr. Marrero, hastalar arasındaki endişe verici eğilimi fark eden ilk uzman oldu.</p>

<p>Hükümeti 2021 yılında bu konuda bilgilendirdikten sonra, iki hasta üzerinde yapılan bir dizi test, beyin atrofisi ve nörolojik işlev bozukluğuna dair kanıtlar buldu; ancak spesifik bir teşhis bulamadı. Bu nedenle hükümetin o zamandan beri endişelenecek bir şey olmadığına inanıyor.</p>

<p>Public Health New Brunswick (PHNB) tarafından Şubat 2022'de yayınlanan bir raporda, nedeni bilinmeyen bir nörolojik sendrom kümesine dair kanıt bulunmadığı iddia edildi.</p>

<p>Raporda şu ifadelere yer verildi: "Bu kümenin bir parçası olan kişiler vakadan vakaya önemli ölçüde farklılık gösteren semptomlar göstermiştir ve ortak bir hastalık ya da nedeni bilinmeyen bir sendrom olduğuna dair herhangi bir kanıt bulunmamaktadır. Ayrıca, şüpheli vakalarla veya vekilleriyle yapılan kapsamlı görüşmelerde, potansiyel risk faktörleri olarak tanımlanabilecek herhangi bir spesifik davranış, gıda veya çevresel maruziyet tespit edilmemiştir."</p>

<h2><strong>Yardımsız yürüyemiyor</strong></h2>

<p>21 yaşındaki Gabriel Cormier'in, bu gizemli semptomları yaşayanlardan biri olarak yardımsız yürüyemez hale geldiği belirtildi.</p>

<p>Eyaletten, sahip olabileceği rahatsızlıkların bir listesini içeren bir mektup aldığı belirtilse de Cormier'in bu konuda onlarla hiç konuşma fırsatı bulamadığını söyledi.</p>

<p>Cormier, "Süreci 'inanılmaz derecede profesyonellik dışı' olarak nitelendiren Gabrielle şunları söyledi: "Gözetim komitesinden tek bir nörolog benimle konuşmadı ya da tıbbi geçmişim için aile doktoruma ulaşmadı" dedi.</p>

<p>Şimdi bir grup Brunswick hastası hükümetin soruşturmayı sürdürmesini talep ediyor.</p></p>]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/kanadada-gorulen-gizemli-beyin-hastaligi-arastiriliyor</guid>
      <pubDate>Tue, 04 Jul 2023 20:14:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2023/07/kanadabeyinhastaligi.jpg" type="image/jpeg" length="83873"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[DSÖ, en yaygın yapay tatlandırıcıyı ‘kanserojen’ ilan edecek]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/dso-en-yaygin-yapay-tatlandiriciyi-kanserojen-ilan-edecek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/dso-en-yaygin-yapay-tatlandiriciyi-kanserojen-ilan-edecek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), Coca Cola’nın diyet içeceğinde de bulunan dünyanın en yaygın yapay tatlandırıcısı aspartamı kanserojen olarak ilan etmeye hazırlanıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Reuters’ın konuya yakın kaynaklardan edindiği bilgiye göre DSÖ’ye bağlı Uluslararası Kanser Araştırma Ajansı (IARC) birçok üründe kullanılan aspartam hakkındaki kararı Temmuz 2023’te alacak.</p>

<p>IARC’nin yanında DSÖ’nün katkı maddeleri komitesi JECFA da aspartamı inceliyor. Komite bulgularını IARC’nin kararını açıkladığı gün olan 14 Temmuz’da açıklayacak.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>JECFA 1981’de aldığı kararla aspartamın ‘kabul edilen günlük limitler dahilinde’ tüketilmesinin güvenli olduğunu bildirmişti. Örneğin, 60 kilogram ağırlığındaki bir yetişkinin risk altında olması için her gün 12 ila 36 kutu diyet soda içmesi gerekiyor.</p>

<p>Aspartam yıllardır kapsamlı bir şekilde inceleniyor. Geçen yıl, Fransa’da 100 bin yetişkinle yapılan bir çalışma, aspartam da dahil olmak üzere fazla miktarda yapay tatlandırıcı tüketen kişilerin kanser riskinin ‘biraz daha yüksek’ olduğunu göstermişti.</p>

<p>Yine geçen yıl Florida Eyalet Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde yapılan bir araştırmada aspartamın, kaygı düzeyini artırdığı, hatta sonraki nesillerin -bu içecekten içmediği halde- kaygı düzeyinin yüksek çıktığı tespit edilmişti.</p></p>]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/dso-en-yaygin-yapay-tatlandiriciyi-kanserojen-ilan-edecek</guid>
      <pubDate>Fri, 30 Jun 2023 19:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2023/06/aspartam.jpg" type="image/jpeg" length="77874"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
