<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Baran Dergisi - Baran-Haber-Görüş</title>
    <link>https://www.barandergisi.net</link>
    <description>Baran Dergisi - Baran-Haber-Görüş</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.barandergisi.net/rss/tarih" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Thu, 30 Apr 2026 07:46:58 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/rss/tarih"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Fikri idam teşebbüsü (2 Nisan 2001)]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/fikri-idam-tesebbusu-2-nisan-2001</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/fikri-idam-tesebbusu-2-nisan-2001" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[2 Nisan 2001’de 6. DGM dünya hukuk tarihine kara bir leke olarak geçen yargılama sonunda Salih Mirzabeyoğlu’na idam cezası verdi. Mirzabeyoğlu mahkeme çıkışında süreci iki kelime ile özetledi: “Tiyatro bitti!”]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Salih Mirzabeyoğlu davası, dünya hukuk tarihine kara bir leke olarak geçen, Türkiye’de yargının adaleti değil de elitlerin ve çetelerin menfaatlerini temin için bir sopa olarak kullanıldığını gösteren dava olarak tarihteki yerini aldı. Hiçbir suça karışmamasına mukabil İBDA-C terör örgütü lideri olarak yargılanan Salih Mirzabeyoğlu, “tiyatro” olarak nitelendirdiği bu yargı sürecini protesto edip duruşmalara katılmayı reddettiği için ağır işkencelere maruz kalmış, üstelik işkence görmüş hâli, tüm Müslümanlara, “sizin de sonunuz böyle olur” dercesine televizyonlarda, gazetelerde servis edilerek cemiyetin gözüne sokulmuştu. İşkence görmüş hâliyle duruşmaya çıkarılan Mirzabeyoğlu’na, duruşmanın hâkimi “Bu vaziyetin ne, bunu kim yaptı?” demeye dahi tenezzül etmedi. Bu, Mirzabeyoğlu’nun tutuklanmasından yargılanmasına ve ceza almasından tahliyesine kadar geçen sürede maruz kaldığı hukuksuzluklardan, işkencelerden sadece biriydi…</p>

<p>Tüm hukuksuzluklara ve işkencelere mukabil vakur ve dik duruşundan asla taviz vermeyen Kumandan Salih Mirzabeyoğlu, 21 Şubat 2000 ve 17 Nisan 2000 tarihlerinde 6. DGM’de yapılan celselerde tarihî bir savunma yaparak, Batıcı Kemalist rejimin maskesini düşürdü ve hukuksuzlukları gözler önüne serdi. 2 Nisan 2001’de 6. DGM Salih Mirzabeyoğlu’na idam cezası verdi. Mirzabeyoğlu mahkeme çıkışında bu süreci iki kelime ile özetledi: “Tiyatro bitti!”</p>

<p>Salih Mirzabeyoğlu'na verilen ceza idamın kaldırılması sonrasında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çevrildi.</p>

<h2><strong>Mirzabeyoğlu’nun maruz kaldığı hukuksuzluklar</strong></h2>

<p>Mirzabeyoğlu ağır işkencelere rağmen iki bölümde verdiği 30 küsur sayfalık Sokrat misali tarihî savunmasında, sistem eleştirisi ve alternatif sistem teklifini çarpıcı örneklerle sunuyor.</p>

<p>Davanın hukuk garabeti olması yanında Mirzabeyoğlu’nun insanî, fikrî ve ahlakî yönü dikkat çekiyor. Rejim ile rejim muhalifinin boğaz boğaza bir kavgasına tanık oluyorsunuz. Devlet gücünü, yürütme ve yargı erkini eline geçirmiş bir canavarın ne olursa olsun kuzuyu yeme teşebbüsü ve kuzu olmayı kabul etmeyen İBDA Mimarı Salih Mirzabeyoğlu’nun devleşen direnişi ve davası, herkes için ders alınacak ve yaşadığımız çağa ayna tutacak hüviyette.</p>

<p>Dokuz klasörden oluşan dava dosyasında; polis ve savcı ifadeleri, mahkeme sorgu ve kararlarında hukukun somut, objektif ve genel ilkelerine hiç riayet edilmediği, bilakis Salih Mirzabeyoğlu’nun işkenceler altında yaptığı savunmasında derin bir hukuk, ahlâk ve siyaset ilişkisi kurduğunu ve nefsini düşünmekten öte içtimai bir dert taşıdığını görmekteyiz. Şu söz ona ait: “Devlet hukuk demektir; hukukun olmadığı yerde devlet değil çete vardır.”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hukukun olmadığı yerde sadece iki tarafı ilgilendiren bir mesele olmadığını, hukuka güven duygusunun zedelenmesinin insanî, ahlakî ve içtimaî yıkımlara ve bunun da rejim bunalımına yol açacağını, bütün suçların olduğu gibi iktisadî suçların da artacağını, vicdanımızı infilak ettirircesine bize anlatıyor Mirzabeyoğlu.</p>

<p>Mahkemenin, sanığın aleyhine olan hususlardaki istekliliğinden ve sanık lehine delilleri toplamaktaki isteksizliğinden davanın gidişatı belli olurken siyasî konjonktüre göre idam kararı verildiği görülüyor.</p>

<h2><strong>“Her ne kadar delil olmasa da…”</strong></h2>

<p>28 Şubat döneminde savcı ve hakimler brifing için Genelkurmay’a koşuyor, bunların arasında Salih Mirzabeyoğlu’na idam cezası veren Metin Çetinbaş da var. Öyle ki mahkûmiyet kararı verilirken hukukî gerekçeler üzerinde fazla durulmuyor, maddî unsurlara ve illiyet bağına dikkat edilmiyor. Mahkeme, “Laik düzeni yıkmak istiyorlar. Her ne kadar açık ve net delil olmasa da, Salih Mirzabeyoğlu bu işin fikir babası olduğuna göre örgütün lideri de odur. Hiç taviz de vermiyor. Zaten bir şeyler de yapılmış.” mantığıyla hüküm kuruyor. Dosyadan ve yargılamanın safahatından bu açıkça anlaşılıyor. Böyle mantıkla neler kurulabileceğini ve işin nasıl tersine kendilerini vurabileceğini çarpıcı örneklerle Salih Mirzabeyoğlu tarihî savunmasında anlatıyor.</p>

<h2><strong>Hukuksuzluklar</strong></h2>

<p>Çoğu legal faaliyetler ve kendinden zuhur hâlinde gelişen bölgesel tepki ve eylemler bir havuz yapılarak dosyaya doldurulmuş. Çünkü Salih Mirzabeyoğlu’na isnat edilecek bir şey bulunamamış. Otuz yıllık bir cemiyet ve fikir hareketinin dik duruşu ve istikrarlı büyümesi Batıcı sistem tarafından tehdit ve tehlike görülerek legal-illegal bakmadan operasyonlar yapılmış, dergilerden ve polis ifadelerinden toplanan parça bilgilerle hazırlanan polis fezlekesi aynen iddianameye, iddianame ise aynen mahkeme kararına geçmiştir.</p>

<p>Mahkûmiyet kararında Laiklik ve Atatürkçülük vurgusu dikkat çekmektedir, dosyanın birçok yerinde de açık veya sinmiş olarak bu peşin yargı görülmektedir. Polis ve savcı soruşturmasında da komplo kurgusu açıkça belli olmaktadır. Kurt ile kuzunun “suyumu bulandırıyorsun” hikâyesi…</p>

<h2><strong>Mahkûmiyet kararlarında neler var?</strong></h2>

<p>41 sayfalık Mahkûmiyet Kararı’nın 4 sayfası esas hakkındaki mütalaa, 15 sayfası savunma özetleri, 8 sayfası ise Kumandanın sadece ismi geçen hiçbir eylem bağını göstermeyen sair ifadeler, rapor ve tutanaklar, İBDA fikriyatına gönül bağı olan kişi veya cephelerin muhtelif irili-ufaklı eylemleri, örgütsel doküman diye toplanan el yazısı kâğıtlar, 2 silah ile 2 av tüfeği tutanağı. Bunlar “Dosyamızda Başlıca Deliller” başlığıyla verilmiş. Üç kişiye itham edilenler bunlar. Diğer 8 sayfada ise “Sanıkların Fiili ve Hukukî Durumları” başlığı altında sanıkların siyasî ve ideolojik kimlikleri anlatılmış ve Laik düzenin yıkılması tehlikesinden bahsedilmiş. 41 sayfalık Mahkûmiyet Kararı’nın bir sayfalık hüküm başlığında ise, “Salih Mirzabeyoğlu’nun emir ve komutası göz önünde bulundurularak TCK’nın 146/1. Maddesi gereği İDAM CEZASI İLE CEZALANDRILMASINA” denmiş.</p>

<h2><strong>“Tiyatro Bitti!”</strong></h2>

<p>Fikir, sanat ve aksiyon adamı Salih Mirzabeyoğlu’nun idam kararı üzerine söylediği “Tiyatro Bitti!” sözünü doğrulayan bir senaryo yazmış mahkeme heyeti. Hukuk ayaklar altına alınarak, din düşmanları bir zafer edasıyla vermişler kararlarını. Aslında kaldırılan 163. maddeyi yetki gaspı yaparak tatbik etmişler.</p>

<p>Mirzabeyoğlu tutuklanmadan 6 ay önce, Adana DGM C. Başsavcılığınca, Gaziantep-Urfa yöresinde faaliyette bulunan, “İBDA-C Ultra Force (Büyük Güç) isimli silahlı terör örgütünün amir ve kumandayı haiz üyesi olmak” suçundan TCK’nın 168/1 maddesi gereği kamu davası açılmış, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına sorulmuş, savcılık 25.5.1998 tarihli yazısında “Salih Mirzabeyoğlu’nun İstanbul’da yasal kitap faaliyetleri yaptığı ve illegal bir faaliyeti tesbit edilememiş” cevabını vermiş ve Adana DGM C. Başsavcılığı görevsizlik kararı vermiş.</p>

<h2><strong>Hedef: Türkün ruh kökü</strong></h2>

<p>Altı ay içinde ne olmuş ki, Anayasal Düzeni Silah Zoruyla Değiştirmeye Teşebbüs suçu oluşmuştur? İşin zaman ve eylem açısından imkânsızlığı ortada iken, vahamet derecesinde ve yoğunlukla eylem ifade etmesi gereken 146/1. maddeden ceza nasıl verilebiliyor? Hem de bu ucube kararın üstünde “Türk Milleti Adına Yargılama Yapmak” ifadesi konmuşken. Hukuk kılıfı altında Türk Milletini ve Anadolu ruhunu katletmenin kararını vermişler. Üstelik devlet görevlisi imkânlarını kullanarak bu cinayeti işlemişler, “nitelikli cinayet” diyebiliriz. Yüzde yüz yerli bir hareket olan BD-İBDA'nın bağlı olduğu, "Türkün ruh kökü ve Anadoluculuk davası" hedef alınmıştır. Gazi Üniversitesinden Prof. Dr. Nurullah Aydın’ın, Mirzabeyoğlu davasını inceledikten sonra Baran dergisine verdiği mülakattaki sözünü aktaralım: “Salih Mirzabeyoğlu Yahudi olsa idi bir saat bile içerde kalmazdı.”</p>

<h2><strong>“Örgüt evinde yakalandı” yalanı</strong></h2>

<p>Kamuoyunun malumu olduğu üzere Salih Mirzabeyoğlu çocuğunu okuldan alırken yakalanıyor ve “örgüt evinde yakalandı” diye izbe görüntüler eşliğinde basına servis ediliyor. O dönem, Müslüman geçinenler de sessiz kalarak bu yargısız infaza eşlik ediyor. Salih Mirzabeyoğlu Tuzla’da otururken koruması olduğu iddia edilen Saadettin Ustaosmanoğlu ise Fatih’te oturuyordu. Görüşmeleri bile yoktu. Ama örgüt olmuşlardı!</p>

<p>O zamanın Star gazetesi Salih Mirzabeyoğlu’nun askerlerce darp edilmiş haline “traş olurken yüzünü kesti” derken, Hürriyet gazetesi de “yolunmuş aslanlar tavuğa döndü” diyerek işkenceler pervasızca alkışlanıyor, yalakalıkta birbirleriyle yarışıyordu. Mahkeme heyeti de üstü başı perişan sanıklara bir şey dahî sormuyordu. Zaten İBDA Mimarı Salih Mirzabeyoğlu’nun tek suçu Yahudi işbirlikçisi bu çıkar çevrelerine karşı dik duruşu ve Necip Fazıl’dan devraldığı dava taşını gediğine koymak istemesidir. Dininin, dilinin, ırzının, ilminin vs. intikamını almak istemesidir. İslâmî ve antiemperyalist böyle bir fikir etrafında Salih Mirzabeyoğlu’na bağlılık ise çıkar çevrelerini korkutmuştur. İBDA’nın çizgisi aynıdır. 16 yıldır cezaevinde kalan ve 17’si cezaevinde olmak üzere 70’e yakın telif eser sahibi olan Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu’nun tek davası, Ümmetin Kurtuluşu davasıdır: “Allah nurunu tamamlayacaktır, kâfirler istemese de…”</p>

<h2><strong>Ceza verenler kemalist ve FETÖ’cü</strong></h2>

<p>İBDA Mimarı Salih Mirzabeyoğlu’na idam cezası veren Metin Çetinbaş, Kemalist ve brifingçi olup, hâkimlikten ayrılınca Ergenekon sanığı Kemal Alemdaroğlu’nun avukatı olmuştur. Keza, Salih Mirzabeyoğlu’na idam isteyen C. Savcısı Ali Cengiz Hacıosmanoğlu ise FETÖ’cü idi. Bu savcının 17 Aralık 2013 tarihli Hükümete darbe operasyonu mimarlarından olduğu görüldü. Kemalist cunta ile FETÖ’cü cunta Salih Mirzabeyoğlu’na karşı olmada müşterekler. İBDA bağlılarına verilen ağır cezalarda da bu şer odaklarının müşterekliği var. İBDA olunca aralarındaki kavgayı unutuyorlar anlaşılan.</p>

<p>Mirzabeyoğlu davasına önce bakan 6. DGM Başkanı Sedat Karagül’ün, görevinden alındıktan sonraki “siyasî baskı görmediğim hiçbir dava yoktu” açıklaması da dikkat çekicidir. Siyasî davaların merkezinde olan 28 Şubat’a direnen tek hareketin mimarı olarak görülen Salih Mirzabeyoğlu ve onun davasıdır. 28 Şubat’ın başarısızlığının ve daha ileri gidememesinin sebebi de, İBDA hareketi ve direnişidir. Bu korkunun bir tezahürü olarak, davayı bir an önce neticelendirmeyen Sedat Karagül yerine Metin Çetinbaş geliyor ve daha üçüncü duruşmada idamı veriyordu. Evcil mahlûk sahibinin hükmüne uymakta gecikmiyordu.</p>

<p>Dokuz klasörlük ve yaklaşık 3000 sayfalık dava dosyasının 5-6 ve 7 nolu klasörler tamamen Salih Mirzabeyoğlu dışındaki İBDA’cıların yıllar önce yakalanıp görülen ve bir kısmı neticelenen davalarının polis ifadelerinden ibaret. Herkes kendi usulünce mücadele eder ve her cephenin yaptıklarının hatası sevabı kendisine aittir. Hukukî tanımlama ile, “suçların şahsiliği ilkesi” vardır. Bir ev arama tutanağına bakıyorum, “Salih Mirzabeyoğlu’nun posteri ve yine irtica içerikli çok sayıda kitaba el konulmuş” diyor. 70 sayfa saydığım Hendek İBDA-C davası evrakı 2. Klasöre doldurulmuş. Ziyaretler, sohbetler, dergiler, kitaplar, legal dergilerde çıkan haber ve yorumlar. Kurgulanmış sorularla alınmış ifadeler vs. vs.</p>

<p>Cezaevinden dergilere gelen mektuplar da dosyayı süslemiş. Devrimci Dostlar’dan gelen mektuplarla kompozisyon tamamlanmış. Kumandan’a derin saygılı ifadeler mi, mektupları dosyada toplama saiki olmuş?</p>

<h2><strong>Fikrî yazılar, örgütsel doküman olarak gösteriliyor</strong></h2>

<p>Salih Mirzabeyoğlu’nun kitaplaşmış el yazıları örgütsel doküman olmuş. Bazı yazılar gözüme ilişiyor: Derviş Muhammed. Abdülhalik Gücdüvanî. Mevlana… Bu zatlarla da örgütsel bağ var herhalde! Gösterilerde “Yaşasın Kumandan Mirzabeyoğlu!” diye bağırılmış, bunlar da dosyada var. Meşhur Taraf dergisinin “İBDA-C nedir?” broşürü de dosyada yer almış. Anlayarak okusalardı, sapla samanı karıştıran böyle çorba bir dosya yapmazlardı herhalde.</p>

<p>Salih Mirzabeyoğlu’nun “Ev Arama ve Zaptetme” tutanağında kendi telif ettiği kitapların hepsine el konmuş ve tutanağa tek tek yazmışlar. Müellifin evinde eserlerini ele geçirmişler, tam bir suçüstü(!).</p>

<p>1998 senesinde Salih Mirzabeyoğlu’nun gözaltına alınmasını ağızlarından salyalar akarak veren işbirlikçi medyaya, Kumandan’ın avukatı tarafından “Salih Mirzabeyoğlu “örgüt lideri” değil, “fikir adamıdır” başlıklı noterden cevap ve düzeltme metinleri gönderilmiş olup, bunların bir suretleri ve gönderildiği medya kurumları dava dosyasında da yer almaktadır.</p>

<h2><strong>Milletin kanını emen imtiyazlı 3000 aile</strong></h2>

<p>Milletin kanını emen 3000 imtiyazlı ailenin çıkarları için var olan asker, polis ve yargı. Mahkumiyet kararında 6. DGM bunu açıkça itiraf ediyor:</p>

<p>“Sanık Salih İzzet Erdiş’in kurup yönettiği İBDA-C Örgütü, Türkiye Cumhuriyeti Devletini ve Anayasa ile temin edilmiş demokratik, Laik hukuk düzenini silahlı halk ayaklanması yoluyla değiştirmeye çalışan son yılların en tehlikeli terör örgütlerinden biridir.”</p>

<p>İBDA bağlılarının heybeti ve kâfirlere verdiği korkuları ayrı bir mevzu, mahkeme kararında kaç tane yanlış bir arada bulunuyor. Hukuk, somut delil demek, delilleriniz Mirzabeyoğlu’nun eserleri mi? İBDA ile İBDA-C’nin farkı bilinmeden nasıl karar tesis ediliyor? Laikliği reddetmek ve İslâm devleti istemek suç mu? Kanunsuz suç olur mu?</p>

<p>1991 yılında Körfez savaşını protesto gösterilerinden sonra halk ayaklanmasına geçilecek endişesiyle Salih Mirzabeyoğlu tutuklanmış ve daha sonra beraat etmişti. Bu notu da ilave edelim.</p>

<h2><strong>Dosyalara hiç bakılmadı</strong></h2>

<p>İsnad edilen suçların maddî ve manevî unsurları araştırılmamış, Hizbullah gibi alakasız dosyalar klasörlere girmiş, arama kararı olmadan evler aranmış, Şube’de ise muvafakatlı ev arama tutanakları imzalatılmış, 80 civarında legal ve illegal cephelerin kendi bölgelerinde ve kendinden zuhur espriyle faaliyetleri anlaşılmamış, lehe deliller araştırılmamış, bir yere bırakılan yazılı kâğıttan o zümrenin suçlanamayacağı gözardı edilmiştir. Ve hiçbir emir ve komuta bağı olmadan, “ortada bir örgüt olduğuna ve buna bir lider gerektiğine göre” yakıştırmasıyla Salih Mirzabeyoğlu örgüt liderliğine ve idam cezasına “münasip görülmüş”. Savcı iddianamesinde,” her ne kadar örgütü yönettiğine dair bir delil elde edilememişse de” diyor ama buna rağmen takipsizlik kararı vermek yerine dava açıyor. Hukuk ve adaletin gereği değil, egemen güçlerin isteği oluyor…</p>

<h2><strong>Hukukî değil, ideolojik dava</strong></h2>

<p>Mirzabeyoğlu davası, hukukî değil, tamamen siyasî ve ideolojik bir davadır.</p>

<p>Polisin, askerin ve yargının yapmak istediği Salih Mirzabeyoğlu’nun iradesini kırmak idi. İBDA Mimarı Salih Mirzabeyoğlu’nun yapmak istediği ise, Esseyid Abdülhakîm Arvasî Hazretlerinin Anadolu’daki Kurtuluş Mücadelesine verdiği destek iradesini, Necip Fazıl’dan tevarüs ederek yaşatmaktır. “Gayesine ermemiş savaş bitmemiştir.” diyerek bağımsızlık mücadelesini zafere erdirmektir. Eğer böyle bir misyonu ve Allah’ın yardımı olmasa idi böyle destanlık direniş olur muydu?</p>

<p></p></p>]]></content:encoded>
      <category>BD-İBDA Tarihi</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/fikri-idam-tesebbusu-2-nisan-2001</guid>
      <pubDate>Thu, 02 Apr 2026 19:16:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/barandergisi-net/uploads/2026/04/tarihqqq.webp" type="image/jpeg" length="18332"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Mânânın maddeyi alt ettiği zafer: 18 Mart Çanakkale Destanı]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/mananin-maddeyi-alt-ettigi-zafer-18-mart-canakkale-destani</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/mananin-maddeyi-alt-ettigi-zafer-18-mart-canakkale-destani" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Çanakkale; Sultan Abdülhamid Han’ın dâhice hazırladığı istihkâmlarda, ezan susmasın ve şeriatın son kalesi düşmesin diye şehadete koşan gerçek kahramanların destanıdır.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Çanakkale, bir asır evvel yaşanıp bitmiş bir takvim yaprağı değildir; doğrudan doğruya İslam’ın izzetini, şeriatın hükmünü, ezanın susmamasını gaye edinen bir büyük hesaplaşmadır. O gün boğazın serin sularına gömülen sadece İngiliz zırhlıları değil, Payitaht’ı düşürüp hilafeti tarihe gömmek isteyen Batılı küstahlıktı.</p>

<p>Bu zaferin temel harcı, Sultan Abdülhamid Han’ın dâhiyane ileri görüşlülüğüyle atılmıştır. Boğazın iki yakasına inşa ettirdiği tabyalar, yerleştirdiği ağır bataryalar ve kurduğu savunma hattı, 18 Mart’taki büyük destanın asıl hazırlayıcısıdır. Abdülhamid Han’ın devlet aklı olmasaydı, Çanakkale’de sergilenen muazzam direnişin teknik altyapısı da vücut bulamazdı. </p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Salih Mirzabeyoğlu’nun işaret ettiği üzere, şehadete koşan gerçek kahramanlar, sadece bir toprak parçasını değil, topyekûn bir ruh nizamını müdafaa ediyorlardı. Gaye, hilafet merkezini korumak ve şeriatın sancağını yere düşürmemekti. Bugün 18 Mart’ı anmak; bu büyük davayı romantik bir hamasete kurban etmek değil, Abdülhamid Han’ın ferasetini ve şehitlerin şeriat ve hilafet davasını bugünün fikrî kavgasına mermi yapmaktır. Bu dava, ezan dinmesin ve İslam’ın son kalesi sarsılmasın diye ölüme gülümseyenlerin mirasıdır.</p></p>]]></content:encoded>
      <category>Tarih</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/mananin-maddeyi-alt-ettigi-zafer-18-mart-canakkale-destani</guid>
      <pubDate>Wed, 18 Mar 2026 14:55:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2026/03/screenshot-20260318-1457022.png" type="image/jpeg" length="32170"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Mevlânâ Câ’fer-i Sâdık Hazretlerini vefatının sene-i devriyesinde rahmetle anıyoruz]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/mevlana-cafer-i-sadik-hazretlerini-vefatinin-sene-i-devriyesinde-rahmetle-aniyoruz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/mevlana-cafer-i-sadik-hazretlerini-vefatinin-sene-i-devriyesinde-rahmetle-aniyoruz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[</p>]]></content:encoded>
      <category>Tarih</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/mevlana-cafer-i-sadik-hazretlerini-vefatinin-sene-i-devriyesinde-rahmetle-aniyoruz</guid>
      <pubDate>Tue, 10 Mar 2026 13:49:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2026/03/caferi-sadik-702x336.jpg" type="image/jpeg" length="47017"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[7 Mart 1989 - Üniversitelerde başörtüsü yasağı]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/7-mart-1989-universitelerde-basortusu-yasagi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/7-mart-1989-universitelerde-basortusu-yasagi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[7 Mart 1989’da Anayasa Mahkemesi’nin üniversitelerde başörtüsünü serbest bırakan düzenlemeyi iptal etmesi, bu milletin inancına vurulan yasak zincirinin en karanlık halkalarından biri olarak hafızalara kazındı. Devlet gücünü arkasına alarak Anadolu insanının mukaddesatına savaş açan küfür yobazı zihniyet, o gün üniversite kapılarını tesettürlü Müslümanlara kapatırken kendi korkusunu ve çürümesini de tarihe mühürledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>7 Mart 1989 tarihinde Anayasa Mahkemesi, üniversitelerde dini inanç sebebiyle başörtüsü kullanılmasını serbest bırakan kanun hükmünü iptal ederek küfür yobazı zihniyetini "hukuk" maskesiyle tescilledi. Bu tarih, devlet imkânlarını babasının malı gibi kullanan Kemalist statükonun, Anadolu insanının mukaddesatına karşı açtığı savaşın en somut dönüm noktalarından biridir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu iptal kararı, bizzat Anadolu'nun ruh köküne yöneltilmiş bir imha operasyonudur. Kendi halkının inancını "tehdit" kategorisine sokan bu aşağılık kompleksli yapı, üniversite kapılarını birer turnikeye çevirerek bizzat kendi entelektüel sefaletini ve korkaklığını ilan etmiştir. Bugün gelinen noktada, o günün eli güçlü olan cellatlarının ve yasaklarının esamesi okunmuyor; o kokuşmuş yapı kendi pisliği içinde felç olmuş durumdadır. Devran dönmüş, halkın inancına diş bileyen o 'modern' yobazlık kendi dayatmaları altında ezilmiştir.</p>

<p>Bizim meselemiz, o günün cübbeli eşkıyalarının bu millete vurduğu zinciri kırmak ve Kemalist, İslam düşmanı sistemi tarihin çöplüğüne süpürmektir.</p></p>]]></content:encoded>
      <category>Tarih</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/7-mart-1989-universitelerde-basortusu-yasagi</guid>
      <pubDate>Sat, 07 Mar 2026 14:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2026/03/basortu-yasagini-kim-getirdi-h553212-d670d.webp" type="image/jpeg" length="53753"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sene-i devriyesinde Osmanlı Hanedanı'nın sürgüne gönderilmesi]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/sene-i-devriyesinde-osmanli-hanedaninin-surgune-gonderilmesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/sene-i-devriyesinde-osmanli-hanedaninin-surgune-gonderilmesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[4 Mart 1924’te Osmanlı hanedanının sürgüne gönderilmesi, yalnız bir ailenin değil, altı asırlık bir devlet hafızasının vatanından koparılışını simgeleyen tarih olarak kayda geçti. Bir gecede yurtsuz bırakılan hanedan mensupları gurbetin çilesine savrulurken, geride kalan miras dağıldı, kökle bağ koparıldı. Yıllar sonra verilen dönüş izinleri ise kaybolan zamanın ve silinen hatıranın yerini doldurmaya yetmedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>4 Mart 1924 itibarıyla Osmanlı hanedanının sürgüne gönderilmesi altı asır boyunca i’lâ-yı kelimetullah bayrağını burçlarda tutan bir sülalenin, kendi senelik emeklerinin mahsulü vatanında "parya" ilan edildiği meşum bir takvimin adıdır. 431 Sayılı Kanun, bir gece yarısı baskınıyla, şehzadeleri, sultanları ve masum çocukları, ellerine tutuşturulan tek yönlü "ihraç" belgeleriyle meçhule sürüklemiştir. Bu, bir milletin kendi köklerine vurduğu en ağır baltadır. Batı’nın "hasta adam" diye yaftaladığı devin evlatları, şimdi Batı’nın başkentlerinde ekmeğe muhtaç hale getirilerek, düşmanları tarafından adeta kinle intikam alınmak istenmiştir.</p>

<h3><strong>Bir milletin en büyük mirasçılarına sürgün</strong></h3>

<p>Son Halife Abdülmecid Efendi’nin Dolmabahçe’den atılması, bir imparatorluk hafızasının silinme teşebbüsüdür. Gecenin bir yarısı, bir hırsız gibi sarayından çıkarılan Halife, Çatalca İstasyonu’nun soğuk rayları üzerinde bekletildi. Şark Ekspresi’nin vagonlarına doluşan 234 hanedan mensubu; sadece birer insan değil, birer tarih abidesiydi. İsviçre sınırlarında "vatansız" muamelesi gören, pasaportlarına "geri dönmemek kaydıyla" şerhi düşülen bu asil aile, Avrupa’nın kucağına birer mülteci gibi atılmıştır. Maddi varlıkları gasp edilmiş, şahsi mülklerine el konulmuş ve koca bir hanedan, açlığın ve sefaletin pençesine kasten terk edilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3><strong>Hanedan mirasına talan</strong></h3>

<p>Sürgün sadece bedenleri değil, ruhu ve mirası da hedef almıştır. Hanedan İstanbul’dan yaka paça atılırken, geride kalan saraylar ve konaklar adeta bir leş kargası sürüsü gibi simsarların hücumuna uğradı. Bu yağmanın en karanlık figürlerinden biri olan dişçi Sami Günzberg ve hempaları, hanedanın çaresizliğini fırsat bilerek paha biçilemez tabloları, hat eserlerini ve mücevherleri yok pahasına Avrupa piyasalarına peşkeş çekmiştir. Bir imparatorluğun estetiği, Yahudi ve azınlık tüccarların tezgahlarında "ganimet" niyetine satılmış; New York’tan Paris’e kadar dünya müzeleri, bizim çalınan hafızamızla donatılmıştır. Toprakları paylaşılan devletin, sofrasındaki porseleni bile çalınmıştır.</p>

<h3><strong>Çile devri</strong></h3>

<p>Gurbet, Osmanlı evlatları için bir "çilehane"ye dönüşmüştür. II. Abdülhamid Han’ın torunu Şehzade Mehmet Orhan Efendi’nin Paris sokaklarında taksi şoförlüğü yapması ve ardından bir mezarlık bekçisine dönüşmesi, tarihin en ağır hicranıdır. V. Murad’ın kızı Fehime Sultan’ın Fransa’da bir kulübede veremden eriyerek can vermesi ve cenazesinin belediye tarafından kaldırılması, bir milletin ecdadına karşı en büyük utanç vesikasıdır. Şehzade Cengiz’in üç kuruş ekmek parası için boks ringlerinde yediği yumruklar, aslında İslam’ın onuruna atılmış yumruklardır. Çöplerden yiyecek toplayan sultanların, otel odalarında açlıktan ölen şehzadelerin ahı, bu toprakların üzerinde hala bir bulut gibi asılı durmaktadır.</p>

<p>Kadın üyelere 1952’de, erkek üyelere ise ancak 1974’te lütfedilen dönüş izinleri, aslında bir iade-i itibar değil, bir vicdan azabının dışa vurumudur. Döndüklerinde ne sığınacak bir saçak altı ne de kendilerini tanıyan bir nesil bulabilmişlerdir. Türkçe’yi unutan şehzadeler, vatan hasretiyle kavrulan sultanlar, gurbet topraklarında birer birer toprağa düşmüştür. </p></p>]]></content:encoded>
      <category>Tarih</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/sene-i-devriyesinde-osmanli-hanedaninin-surgune-gonderilmesi</guid>
      <pubDate>Wed, 04 Mar 2026 16:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2026/03/0x0-1.webp" type="image/jpeg" length="12112"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA["Hilafetin kaldırılmasının ardında İslam düşmanlığı yatıyor"]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/hilafetin-kaldirilmasinin-ardinda-islam-dusmanligi-yatiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/hilafetin-kaldirilmasinin-ardinda-islam-dusmanligi-yatiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Tarihçi Said Alpsoy, hilafetin kaldırılmasının ardında derin bir İslam düşmanlığının yattığını; hilafet kaldırılırken patrikhane ve hahambaşılığın korunmasının çifte standart olduğunu dile getirdi. Alpsoy, ayrıca 5816 sayılı kanunun kalkması halinde, vakıf mallarının nasıl ve kimler tarafından tasfiye edildiğiyle ilgili çarpıcı gerçeklerin gün yüzüne çıkacağını ifade etti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[</p>]]></content:encoded>
      <category>Tarih</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/hilafetin-kaldirilmasinin-ardinda-islam-dusmanligi-yatiyor</guid>
      <pubDate>Wed, 04 Mar 2026 09:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2026/03/hilafetin-kaldirilmasi.webp" type="image/jpeg" length="47773"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Hilafet hasreti 102. yılında]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/hilafet-hasreti-102-yilinda</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/hilafet-hasreti-102-yilinda" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[3 Mart 1924, ümmetin asırlık sancağının indirildiği, hilafet müessesesinin tasfiye edilerek İslam dünyasının başsız bırakıldığı kırılma günü olarak hafızalara kazındı; o gün açılan yara bugün hâlâ İslam coğrafyasının dört bir yanında hissedilmeye devam ediyor. Allah bizleri hilafet çatısı altında toplanmayı tez vakitte nasip etsin.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>3 Mart 1924; İslam dünyasının kalbine saplanan bir hançer, 1400 yıllık müktesebat olan, "Hilafet" müessesesinin tasfiye edildiği tarihtir. Bu hamle, başta İngiltere olmak üzere sömürgeci güçlerin, Müslümanları başsız bırakarak coğrafyayı parselleme planının Lozan’da mühürlenmiş halidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Lozan’daki pazarlık masasında İngilizlerin dayattığı en sert şart buydu. Hilafet kaldırılana kadar anlaşmayı imzalamayan emperyalist irade, 3 Mart’tan hemen sonra imzayı attı. Bu durum, bir ihanet sözleşmesinin tescilidir.</p>

<p>Hilafetin ilgasıyla birlikte yıkım bir çorap söküğü gibi geldi. İslam’a ait ne varsa hedef tahtasına konuldu. İstiklal Mahkemeleri kuruldu, şapka giymediği için insanlar darağaçlarında sallandırıldı. Ezanın aslı susturuldu, harfler yasaklandı, Kur’an eğitimi yeraltına itildi. Ayasofya’yı müzeye çevirip camileri ahır yapan bu zihniyet, Müslümanları kendi öz yurdunda garip bıraktı. "Yurtta sulh, cihanda sulh" safsatasıyla Türkiye Anadolu’ya hapsedilirken, dışarıdaki milyonlarca mazlumun hâmisi elinden alındı.</p>

<p>Bugün Gazze yanıyorsa, Doğu Türkistan feryat ediyorsa ve İslam coğrafyası cetvellerle çizilen suni sınırlarla kan gölüne dönmüşse, sebebi bu başsızlıktır. Müslümanları koruyacak o büyük çatının yokluğudur. Coğrafyamızı her isteyenin rahatça parçalamasının önünü açan, bizi savunmasız bırakan bu otorite boşluğudur. Zulmün gölgesini kaldırmanın, yeryüzüne yeniden huzur ve emniyeti getirmenin tek yolu, bu mukaddes müesseseyi yeniden ikame etmektir. Kurtuluş, bu başsızlık zilletine son vermekten geçer.</p>

<p>Allah bu ümmeti düştüğü başsızlık zilletinden tez zamanda halas eylesin. Başımızda mazluma kalkan, zalime korku olacak bir Halife bulunmasını bizlere nasip etsin.</p></p>]]></content:encoded>
      <category>Tarih</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/hilafet-hasreti-102-yilinda</guid>
      <pubDate>Tue, 03 Mar 2026 13:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2026/03/hilafet.jpg" type="image/jpeg" length="99127"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[29. yılında 28 Şubat]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/29-yilinda-28-subat</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/29-yilinda-28-subat" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[28 Şubat, milletin inancına pranga vurmaya kalkan bir vesayetin, hukuku sopa, medyayı manşet, üniformayı gölge yaptığı bir tasalluttu. İnancı ve iradeyi köşeye sıkıştırma hamlesi çöktü; fakat o zihniyetin tortusu hâlâ dolaşımda ve pusuda bekliyor. Mutlak fikrin hakimiyeti olana dek bu zihniyet ile hesaplaşılmaya devam edilecek]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>28 Şubat; bu toprakların ruh köküne, inancına ve manevî varlığına yönelik topyekûn bir imha operasyonuydu. Bu darbe "Bin yıl sürecek" diyenlerin kibri, aslında Batıcı vesayetin Müslüman Anadolu insanına duyduğu o kadim nefretin dışavurumuydu.</p>

<p>Meseleyi sadece bir "mağduriyet" parantezine hapsedip ağlak bir dil kullanmak, o gün dik duran iradeye haksızlıktır. 28 Şubat, bir hukuk cinayetiydi. Brifingli yargıçların kaleminden çıkan kararlarla hayatları karartılan, zindanlara mahkûm edilenlerin davası hâlâ masadadır. Bu süreçle gerçek manada hesaplaşmak; sadece faillerin yargılanması değil, o günün hukuksuz kararlarının tüm sonuçlarıyla beraber ortadan kaldırılmasıdır.</p>

<h3><strong>15 Temmuz şehidi Halil Kantarcı, 28 Şubat'ta DGM'den ağır ceza almıştı</strong></h3>

<p><iframe allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" allowfullscreen="" frameborder="0" height="315" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" src="https://www.youtube.com/embed/gV6stSwjcAM?si=K1nyHeONQAHETrNJ" title="YouTube video player" width="560"></iframe></p>

<p>28 Şubat zihniyetini en iyi özetleyen şahsiyetlerden biri; henüz 16 yaşında bir çocukken, brifingli Devlet Güvenlik Mahkemeleri (DGM) koridorlarında idamla yargılanan Halil Kantarcı’dır. 28 Şubat 1997 tarihinde—yani darbenin tam yıl dönümünde— daha sonra FETÖ'cülüğü ortaya çıkan hâkim Şerafettin İste ve ekibi tarafından yaş haddinden idam verilemeyip en azami sınırdan hesaplanarak 40 yıl cezaya maruz kalan Kantarcı, gençliğini "bin yıl sürecek" denilen o karanlık zindanlarda tüketti. On yıl süren mahkûmiyetin ardından beraat ettiğinde, vatanına milletine küsmek yerine o çelikleşmiş iradesini daha da tahkim etti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bugün 28 Şubat’ın aktörleri değişmiş, yöntemleri evrilmiş olabilir; ancak o vesayetçi damar pusuda beklemeye devam ediyor. Bizim için bu tarih, bir anma gününden ziyade bir teyakkuz noktasıdır. Tefekkür disiplini, düşmanını tanımayı ve onun hamlelerini boşa çıkaracak fikrî donanımı kuşanmayı gerektirir.</p>

<p>Müslüman Anadolu insanının iradesini prangalamaya çalışanlar, tarihin çöplüğüne süpürülmeye mahkûmdur. Pazarlıksız bir iman ve tavizsiz bir fikir disipliniyle yürütülen bu kavga, o günün karanlığını da bugünün maskeli vesayetini de aşacak güçtedir. 28 Şubat bitmemiştir; o gün başlayan büyük hesaplaşma, mutlak fikrin mutlak galibiyetine kadar devam edecektir.</p>

<p></p>

<p class="ratio ratio-16x9"><iframe allow="autoplay; fullscreen" allowfullscreen="" frameborder="0" sandbox="allow-scripts allow-same-origin" scrolling="no" src="https://www.barandergisi.net/vidyome/embed/69216" webkitallowfullscreen=""></iframe></p></p>]]></content:encoded>
      <category>Tarih</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/29-yilinda-28-subat</guid>
      <pubDate>Sat, 28 Feb 2026 14:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2026/02/bin-yil-surecek-denmisti-28-subatin-uzerinden-23-yil-gecti-1582884224-2895.webp" type="image/jpeg" length="15291"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Şehidimiz Metin Yüksel'i rahmetle anıyoruz]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/sehidimiz-metin-yukseli-rahmetle-aniyoruz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/sehidimiz-metin-yukseli-rahmetle-aniyoruz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Genç yaşta Akıncılar hareketinin ön saflarında yer almış, Gölge Dergisi ile ruhunu şekillendirmiş olan Metin Yüksel, 23 Şubat 1979’da Fatih Camii avlusunda şehadetle vuslata ermiştir. Mücadelesi ve azmi bugün de hatırlanan şehidimizin, mekânı cennet, makamı âli olsun.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Metin Yüksel, 17 Temmuz 1958’de Bitlis’te, İslam alimi Sadrettin Yüksel ve Sarete Hanım’ın çocuğu olarak dünyaya geldi. Ailesiyle birlikte dokuz yaşındayken Fatih’e yerleşti. Ortaokul ikinci sınıfta okulu bırakarak eğitimini babasından aldığı Kur'an ve temel İslami derslerle sürdürdü. Genç yaşından itibaren İslami teşkilatlanmaların içinde yer alan Yüksel, Akıncılar hareketinin Fatih Reisi oldu. Bu süreçte, Salih Mirzabeyoğlu’nun çıkardığı ve İslami hareketin militan çizgisini temsil eden Gölge Dergisi ile organik bir bağ kurdu. Metin Yüksel, sadece bir teşkilatçı değil, aynı zamanda Gölge dergisinin aktif bir dağıtıcısıydı; eylemci çizgisini ve aradığı ruhu bu kadroda buldu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Fatih Akıncılar bürosunu Gölge dergisinin posterleriyle donatan Metin Yüksel, "Bizi sokağa çekemezler" diyen pasif anlayışın aksine, Gölge kadrosuyla birlikte boykotlarda ve çatışmalarda en ön safta yer aldı. Haydar semtindeki şubede halka ücretsiz sağlık hizmeti verecek kadar hayatın içinde, il yönetimini pek takmayan isyancı ruhuyla da bağımsız bir karaktere sahipti. Salih Mirzabeyoğlu’nun mana babası olduğu Akıncılar teşkilatı içinde; Kemalist düzene ve düzenin hocalarına karşı sert bir duruş sergiledi. YIE boykotlarından Mecidiyeköy’deki çatışmalara kadar her eylemde Gölge kadrosuyla omuz omuza verdi.</p>

<p>Onun mücadelesi yerel sınırları aşan bir ümmet bilincine sahipti. Fatih Postanesi önünde Gölge kartpostallarını satarken kasetten Moro Destanı’nı çalar, Şah’a karşı İran halk hareketini destekleyen kalaşnikoflu afişleri kendi elleriyle hazırlardı. Bu eylemleri bir "İrancılık" değil, Ehl-i Sünnet itikadı üzere emperyalizme vurulan her darbeyi destekleme iradesiydi. "Şehadet bir çağrıdır, tüm nesillere ve çağlara..." sloganının sahibi olan Metin Yüksel, İzmir’deki bir aksiyondan dönüp rapor vermek üzere sözleştiği 23 Şubat 1979 günü, Cuma namazı çıkışı Fatih Camii avlusunda pusuya düşürülerek şehit edildi. Şehidimizin mekânı cennet, makamı âli olsun.</p></p>]]></content:encoded>
      <category>Tarih</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/sehidimiz-metin-yukseli-rahmetle-aniyoruz</guid>
      <pubDate>Mon, 23 Feb 2026 13:36:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2026/02/metin-yuksel-aniliyor-haber-1804879.webp" type="image/jpeg" length="35199"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[21 Şubat 1965: Malik bin Şahbaz'ın şehadeti]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/21-subat-1965-malik-bin-sahbazin-sehadeti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/21-subat-1965-malik-bin-sahbazin-sehadeti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Malcolm X, çocukluk travmalarından zindan dönüşümüne, İslâm’la tanışmasından Mekke’de ufkunu genişletmesine kadar mücadeleyle yoğrulmuş bir hayat sürdü; nihayetinde hakikat çizgisini terk etmeden kürsüde kurşunlara hedef olarak şehadete yürüdü. Mekânı cennet, makâmı âli olsun.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Malcolm X’in hayatı, çocukluğundan şehadetine kadar, kelimenin tam mânâsıyla mücadeleyle yoğrulmuş bir ömürdür. Omaha’da doğan Malcolm, daha küçük yaşta beyaz üstünlükçü şiddetin ne demek olduğunu gördü; babası Earl, Pan-Afrikanist faaliyetleri sebebiyle tehdit edildi, evleri yakıldı ve nihayetinde hunharca katledildi. Resmî kayıtlara “kaza” diye geçen bu ölüm, aslında bir devrin siyahîlere reva gördüğü kaderin özeti gibiydi. Aile dağıldı, anne Louise ruhî buhranlara sürüklendi, kardeşler koruyucu ailelere verildi. Bir çocuk için en ağır sürgün, yuvasından koparılmaktır; Malcolm daha o yaşta hayatın sert yüzüyle tanıştı.</p>

<p>Okulda parlak bir talebeydi; avukat olma hayali kuruyordu. Lâkin bir öğretmenin “bir zenci için gerçekçi hedef değil” sözü, yalnızca bir meslek hayalini değil, bir sistemin zihniyetini de ifşa etti. Okulu bırakması bir kopuştu, fakat aynı zamanda sokakla yüzleşmenin başlangıcıydı. Boston ve Harlem yılları, suç, savrulma ve arayışla geçti; 1946’da hırsızlıktan yakalanarak hapse girdi. Ne var ki zindan, onun için çöküş değil, tahavvül mekânı oldu. Zindan yıllarında, kardeşinin telkinleriyle İslâm’la tanışması, Malcolm için bir kimlik inkılâbıydı. ‘İslâm Ümmeti’ hareketi vesilesiyle disipline yönelen Malcolm, haramları terk ederek hayatını yeniden tanzim etti ve zihnî dirilişini imanla tahkim etti. İslâm, onun öfkesini başıboş bir hınç olmaktan çıkarıp şuurlu bir mücadeleye dönüştüren esas mihver hâline geldi. Hapishanede kitaplara sarılması, kendi ifadesiyle bir “zihin vitamini”ydi; filolojiye, etimolojiye, tarihe merak salması, zihnî inkılâbının işaretiydi. Tek bir kitabın dahi insan hayatını değiştirebileceğini yaşayarak gördü.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sokakların içinden gelen Malcolm, sokakların dilini de, acısını da biliyordu. Bir zamanlar karanlık dehlizlerinde dolaştığı mahallelerde, sonraları adaletin ve izzetin sözcüsü hâline geldi. Hitabeti yalnız öfke değil, idrak taşıyordu; bir köşedeki sıradan insanla konuşurken de, kürsüde binlere seslenirken de aynı sahiciliği muhafaza ediyordu. İnsanları küçümsemeyen, onları anlamaya çalışan bir lider portresi çizdi; bu yüzden Müslüman-gayrimüslim pek çok siyahî onun etrafında kenetlendi. O, sokakların hamisi gibiydi: hakkı gasbedilmişlerin sesi, hor görülmüşlerin izzet çağrısı.</p>

<p>1964’te hac için Mekke’ye gidişi ise hayatının kırılma noktası oldu. Hac öncesinde tüm beyazları yekpare bir “şeytan” kategorisinde gören Malcolm, Mekke’de farklı renklerden Müslümanların aynı safta ibadetine şahit olunca bakışını tashih etti. El-Hacc Malik el-Şahbaz imzasını kullanmaya başlaması, yalnız isim değil, ufuk değişikliğiydi. Artık ırkçılığı toptan reddediyor, meseleyi ten renginden ziyade zulüm ve adalet ekseninde ele alıyordu. “Beyazları beyaz oldukları için değil, yaptıklarından dolayı suçluyorum” sözü, onun fikrî olgunluğunu gösteren berrak bir beyanname gibiydi. Mekke dönüşü hitabeti daha derin, duruşu daha sükûnetli, fakat daha tesirliydi.</p>

<p>Ne var ki bu değişim, eski çevrelerinde rahatsızlık doğurdu. Elijah Muhammad ile arası açıldı; bilhassa Kennedy suikastı sonrası yaptığı yorumlar, sert tepkilere yol açtı. Malcolm, teşkilattan ayrılacağını ve daha kapsayıcı bir hareket kuracağını ilan etti. Artık yalnız siyahîler için değil, zulme karşı duran herkes için konuşuyordu. Bu istikamet, onu daha da yalnızlaştırdı; evi bombalandı, suikast ihtimallerini defalarca dile getirdi. Yine de geri adım atmadı. </p>

<p>21 Şubat 1965’te, New York’taki Audubon Salonu’nda konuşma yapmak üzere kürsüye çıktı. “Esselâmü aleyküm kardeşlerim” diye başladığı hitabın birkaç saniye sonrasında salonda kargaşa çıktı ve en ön saflardan açılan ateşle yere yığıldı. On altı kurşun, bir sembolü hedef alıyordu. Fakat tarih gösterir ki mermi, fikri öldüremez. Malcolm X, bir öfke figürü olarak değil; cehaletten ilme, ırkçılıktan tevhid ufkuna, sokaktan kürsüye uzanan bir dönüşümün adı olarak zihinlerde hatırlanır ve hatırlanacaktır.</p></p>]]></content:encoded>
      <category>Tarih</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/21-subat-1965-malik-bin-sahbazin-sehadeti</guid>
      <pubDate>Sat, 21 Feb 2026 13:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2026/02/malcolm.webp" type="image/jpeg" length="74613"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[12 Şubat 1984: Mahmud Sami Ramazanoğlu Hazretleri'nin vefatı]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/12-subat-1984-mahmud-sami-ramazanoglu-hazretlerinin-vefati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/12-subat-1984-mahmud-sami-ramazanoglu-hazretlerinin-vefati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[</p>]]></content:encoded>
      <category>Tarih</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/12-subat-1984-mahmud-sami-ramazanoglu-hazretlerinin-vefati</guid>
      <pubDate>Thu, 12 Feb 2026 14:49:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2026/02/mahmud-sams-hazretleri.jpg" type="image/jpeg" length="52797"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yahudi'nin değişmeyen karakterine karşı Beni Kaynuka kuşatması]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/yahudinin-degismeyen-karakterine-karsi-beni-kaynuka-kusatmasi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/yahudinin-degismeyen-karakterine-karsi-beni-kaynuka-kusatmasi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bedir sonrası Medine’de patlak veren Beni Kaynuka vakası, İslam devletinin ihanete ve kendi izzet ve namusuna yönelik saldırılara karşı tereddütsüz refleksini ortaya koydu; akdin bozulduğu yerde müsamahanın değil, hâkimiyetin konuştuğu tarihe kaydedildi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bedir’in yankıları henüz dinmemiş, Müslümanların izzeti müşrik suratlarında patlamışken; Medine’nin içindeki sinsi damar, yani Beni Kaynuka Yahudileri, münafıklarla el ele vererek dolaplar döndürmeye başladı. Bu vaka, İslam devletinin bünyesindeki ilk habis urun sökülüp atılma ameliyesidir.</p>

<h3><strong>Fitnenin fitili</strong></h3>

<p>Hadiseyi başlatan olay bir meydan okumadır. Kaynuka pazarında ziynet eşyası yaptırmak isteyen bir Müslüman kadının örtüsü, bir Yahudi kuyumcu tarafından sinsice bir çiviyle eteğine iliştirildi. Kadın ayağa kalktığında mahremiyeti açığa çıktı. Yahudilerin kahkahaları, sadece o kadına değil, tüm Müslümanların izzetine atılmış bir tokattı. Orada bulunan bir Müslüman, gayret-i diniyye ile o kuyumcuyu öldürdü lakin Yahudiler de birleşip o Müslümanı şehit ettiler.</p>

<h3><strong>Önce ihtar, sonra kuşatma</strong></h3>

<p>Hadise patlak verince Resulullah (S.A.V.), Kaynuka pazarında onları topladı. Onlara Bedir’i hatırlattı ve "Kureyş’in başına gelenlerin sizin de başınıza gelmesinden korkun ve Müslüman olun," buyurarak son köprüyü uzattı. Kaynuka’nın cevabı ise kibrin zirvesiydi: <em>"Ey Muhammed! Sen savaş bilmeyen Kureyş’i yenmekle bizi bir tutma. Bizimle savaşırsan insanın ne olduğunu görürsün!"</em></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu rest, Medine Sözleşmesi’nin fiilen yırtılıp atılmasıydı. Efendimiz, sancağı Hz. Hamza’ya teslim etti ve ordusunu Kaynuka kalelerinin önüne dikti.</p>

<h3><strong>15 günlük tecrit ve teslimiyet</strong></h3>

<p>Kaynuka Yahudileri, zanaatkar ve savaşçı bir kabileydi; 700 silahlı adamları ve sağlam kaleleri vardı. Ancak hesap etmedikleri şey, Müslümanlardaki "ölümü sevme" iradesiydi. 15 gün süren kuşatma boyunca Allah kalplerine korku saldı. Dışarıdan geleceğini umdukları yardımlar kesilince, kayıtsız şartsız teslim oldular.</p>

<h3><strong>Münafığın rolü</strong></h3>

<p>Buradaki mühim noktalardan biri münafıkların reisinin tavrıdır. İbn Ubey, müttefiki olan Kaynukalıları kurtarmak için Resulullah’ın zırhının yakasına yapışacak kadar küstahlaştı. Efendimiz’in öfkesinden yüzü renkten renge girmişken - kalplerdeki fitneyi tamamen deşifre etmek adına- onların öldürülmeyip Medine’den sürülmesine karar verildi.</p>

<h3><strong>Çıkarılacak bazı dersler</strong></h3>

<p>Kaynuka, Medine’nin kuyumcusu ve demircisiydi. Efendimiz, "ekonomi bozulur" demedi; iffete ve akde uzanan eli kesti.</p>

<p>Bir Müslüman kadının namusu için koca bir kabile kuşatıldı. Bu, İslam devletinin izzetini koruma gücünün nişanesidir.</p>

<p>İçerideki hainin kökünü kurutmak, dışarıdaki düşmanla savaşmaktan daha elzemdir.</p>

<p>Kaynuka’nın Şam taraflarına (Ezruat) sürülmesiyle Medine, içindeki ilk büyük prangadan kurtulmuş oldu. Bugünün "pazar yerlerini" tutan, medyayı ve parayı elinde bulunduran modern Kaynukalara karşı takınılacak tavır; Efendimiz’in o kararlı kuşatma iradesidir.</p></p>]]></content:encoded>
      <category>Tarih</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/yahudinin-degismeyen-karakterine-karsi-beni-kaynuka-kusatmasi</guid>
      <pubDate>Wed, 11 Feb 2026 13:22:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2026/02/beni-kaynuka-neden-surgun-edildi-184795.jpg" type="image/jpeg" length="85662"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Vefatının 108. sene-i devriyesinde Ulu Hakan'a rahmetle...]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/vefatinin-108-sene-i-devriyesinde-ulu-hakana-rahmetle</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/vefatinin-108-sene-i-devriyesinde-ulu-hakana-rahmetle" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ulu Hakan Sultan Abdülhamid-i Sâni Han, çöküş devrinde bir imparatorluğu imanı, zekası ve ferasetiyle ayakta tutan; dışarıda küresel hesaplara, içeride ihanet şebekelerine karşı medeniyetin son savunma hattını kuran tarihin gördüğü en büyük şahsiyetlerdendi. Vefatının 108. yılında, yokluğu hâlâ hissedilen Ulu Hakan'ı rahmet ve minnetle yâd ediyoruz.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bugün tarihin gördüğü en büyük şahsiyetlerden olan Ulu Hakan Abdülhamid Han'ın vefatının sene-i devriyesi. Ulu Hakan Sultan Abdülhamid-i Sâni Han Hazretleri, tarihin en fırtınalı devrinde, "Hasta Adam" denilerek mirası paylaşılmak istenen bir İmparatorluğu, 33 yıl boyunca sadece zekâsı ve imanıyla ayakta tutup tekrar şahlandıran bir "Siyaset Dâhisi"dir. Üstad’ın ifadesiyle o, bir çöküş döneminde gelmiş olmasına rağmen, devleti temelinden çatısına kadar "payandalarla" tahkim etmiş; dışarıda yedi düvele, içeride ise "idrak mahrumu" Jön-Türk ve Mason ittifakına karşı tek başına bir ordu gibi çarpışmıştır. O’nun devri, paranın altın, ruhun müstakim olduğu bir bereket iklimidir ki; O’nun tahttan indirilişiyle beraber bu bereket, bir daha dönmemek üzere bu toprakları terk etmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>O, Anadolu’yu ve İslâm coğrafyasını demiryolları (Hicaz ve Bağdat), mektepler, hastaneler ve fabrikalarla teçhiz eden ve vatanın dört bir bucağını mamur etmiş halkının "baba" gözüyle baktığı bir hükümdardır. Şahsî hazinesinden (Kise-i Hümayun) milletine 1552 parça eser miras bırakmış; "Kızıl Sultan" gibi adi iftiralara karşın, bir tek idam hükmünü bile imzalamayacak kadar merhamet abidesi olmuştur. Kurduğu dünya çapındaki istihbarat ağıyla düşman güçlerin her hamlesini boşa çıkarmış, Siyonizmin Filistin hayallerini bir çelik set gibi durdurmuştur.</p>

<p>Ulu Hakan, 34 Osmanlı padişahı içinde "dünya görüşü halinde en şiddetli Müslüman" olanıdır. O’na düşmanlık edenlerin ortak paydası; Türk’ün ruh köküne düşman olanlardır. Bugün vefatının 108. yılında görüyoruz ki; Abdülhamid Han’ın tasfiyesiyle başlayan süreç, sadece bir imparatorluğun değil, bir medeniyetin savunma hattının çöküşüdür. O, ilahi teyide mazhar bir sultan olarak, bugün yolumuzu aydınlatan yegâne meşaledir.</p>

<p>Otuz üç yıl boyunca bir imparatorluğun enkazını imanıyla tahkim eden, küffarın hilesini ferasetiyle boşa çıkaran ve ümmetin izzetini şahsında bir kale gibi muhafaza eden Sahipkıran Ulu Hakan Sultan Abdülhamid Han-ı Sânî Hazretleri’ni; vefatının 108. sene-i devriyesinde, temsil ettiği mukaddes davanın birer neferi olarak rahmet, minnet ve yüksek bir şuurla yâd ediyoruz. Ulu Hakan'ın ruhu şâd, makamı âli, mekânı cennet olsun.</p></p>]]></content:encoded>
      <category>Tarih</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/vefatinin-108-sene-i-devriyesinde-ulu-hakana-rahmetle</guid>
      <pubDate>Tue, 10 Feb 2026 13:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2026/02/03lr3-1721399763-8668.webp" type="image/jpeg" length="34946"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Batıcı Kemalist çeteler tarafından şehit edilen Atıf Hoca'yı rahmetle yad ediyoruz]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/batici-kemalist-ceteler-tarafindan-sehit-edilen-atif-hocayi-rahmetle-yad-ediyoruz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/batici-kemalist-ceteler-tarafindan-sehit-edilen-atif-hocayi-rahmetle-yad-ediyoruz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İskilipli Atıf Hoca, Batıcı Kemalist çeteler tarafından şehit edilişinin sene-i devriyesinde rahmetle yad ediliyor. İstiklal Mahkemeleri’nde İskilipli Atıf Hoca gibi yüzlerce alimi “isyancı” kulpu takarak asıyorlardı. İstiklâl Mahkemeleri için, “sanıkların idamına, şahitlerin bilahare dinlenmesine...” şeklindeki darb-ı mesel de meşhurdur.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>1876’da Çorum'un İskilip ilçesine bağlı Toyhane köyünde doğan İskilipli Muhammed Atıf Hoca, Akkoyonlu aşiretinden İmamoğulları ailesine mensup Mehmed Ali Ağa'nın oğludur.</p>

<p>Doğduğu yerde ilim tahsil eden ve bir sene gibi bir zaman zarfında hafızlığını bitiren Atıf hoca, 1893 yılında ilim hayatına İstanbul’da devam etti. 1902 yılında medrese eğitimini bitirdi ve aynı yıl müderris oldu.</p>

<p>Atıf Hoca daha sonra Fatih Camii’nde dersler verdi, İstanbul Dar-ül Fünun'a girdi, 1905 yılında Kabataş Lisesi Arapça muallimi oldu. 1910 yılında da medreselerin genel müfettişi oldu.</p>

<p>Bu süreçte Atıf Hoca’nın çalışmaları da dikkat çekmeye başladı. Rahatsız olan İttihatçılar onun Bodrum’a ardından Kırım'a sürgün edilmesine sebep oldu. Atıf Hoca sürgünden sonra, Beyanül'l Hak ve Sebilürreşad dergilerinde çeşitli makaleler kaleme aldı.</p>

<p><strong>Atıf Hoca’nın makaleleri</strong></p>

<p>Kaleme aldığı makalelerinin başlıkları:</p>

<p>-Esbab-ı Zahireye Teşebbüs Tevekküle Mani Değidir</p>

<p>-İnsanların Bir Kanuna İhtiyaçları</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>-Nazar-ı Şeriatta Kuvve-i Berriye ve Kuvve-i Bahriyenin Ehemmiyet ve Vücubu</p>

<p>-Nazar-ı Şeriatta Kuvve-i Berriye ve Kuvve-i Bahriyenin Derece-i Ehemmiyet ve Vücubu</p>

<p>-Terbiye-i Etfal</p>

<p>-Say ve Amel Kesilan ve Atalet</p>

<p>-Esbab-ı Zahireye Teşebbüs Tevekküle Mani Değidir</p>

<p>-Kesb, Ticaret-i Beriyye ve Bahriye, Sanat, Ziraat, Madencilik, Sayahat</p>

<p>-Harf ve Sanayi</p>

<p>-Menafi-i Arz ve Sayahat</p>

<p>-Medeniyet-i Şeriye, Terakkiyat-ı Diniyye: Ahkam-ı Kanununiyeyi İcra Edecek Hükümet ve Reisinin Lüzumu</p>

<p>-Bir Müctehid Taslağının Dalalet ve Izlali</p>

<p>-Cihad, Esbab-ı Maddiye ve Esbab-ı Maneviye</p>

<p>-Cihad İçin İane</p>

<p>-Cihad ve Gaziliğin Fezaili</p>

<p>-Din-i İslâmın Vâz'ı ve Beşere Keyfiyet-i Vusûlü</p>

<p>-Ümmet-i İslamiyye'nin Hz. Muhammed Aleyhisselam'dan Din-i İslamı ve Ahkam-ı Şer'iyyeyi Keyfiyet-i Telakkisi</p>

<p>-İctihad ve Din-i İslam'ı Asrîleştirmek</p>

<p>-Diyânet-i İslamiyye Efâl-i Beşeriyye ile Ölçülemez</p>

<p>-Tabakât-ı Müctehidîn</p>

<p>-Haml-i Meryem ve Vilâdet-i İsâ Meselesine Dâir</p>

<p>-Tesettür ve Kadınların Erkekler ile İhtilatı</p>

<p>-Akıl ve Nakil</p>

<p>-Akıl ile Naklin Tesadümüne Dair Mesalik</p>

<p>-Ahkâm ve Hakâik-i Dîniyyenin Cümlesini Ma'rifette Aklın Adem-i Kifâyeti</p>

<p>-Akıl ile Nakli Telfik Kanunu</p>

<p>-Şerâit-i İctihâd ve Tabâkât-ı Müctehidîn</p>

<p><strong>Atıf Hoca’nın eserleri</strong></p>

<p>-Frenk Mukallitliği ve Şapka</p>

<p>-Mirat’ül-İslam (İslam’ın Aynası)</p>

<p>-İslam Yolu</p>

<p>-İslam Çığırı</p>

<p>-Din-i İslam’da Müskirat</p>

<p>-Nazar-ı Şeriatta Kuvay-ı Berriye ve Bahriye</p>

<p>-Tesettürü Nisvan</p>

<p>-Muayenetüt- Talebe (Talebe Ölçüleri)</p>

<p><strong>İttihatçılar Atıf Hoca’dan rahatsız oldu</strong></p>

<p>Atıf Hoca, 31 Mart olayından bir hafta önce yazdığı bir yazı sebebiyle tutuklandı.</p>

<p>Atıf Hoca Tesettür-ü Şer'i, Din-i İslam'da Men-i Müskirat ve Frenk Mukallitliği ve Şapka eserleriyle de Müslümanları şuurlandırmaya çalışıyordu. İskilipli Atıf Hoca; şapka devriminden önce yayımlamış olduğu 32 sayfalık “Frenk Mukallitliği ve Şapka” risalesinde Müslümanları amel-iman bütünlüğüne davet ediyordu. Müslümanların Müslüman olmayanların kılık kıyafet ve kültürel alışkanlıklarına benzemeye çalışmasının caiz olmadığını söylüyordu. Bir Müslüman ile Hıristiyan’ın veya bir Yahudi’nin kılık kıyafetinden ayırt edilebileceğini, hatta edilmesi gerektiğini savunuyordu. Kendi ifadeleriyle Batı medeniyeti insanın ancak hayvanî ve cismanî yönüne hizmet ediyordu. Atıf Efendi kitabını neşrettikten sonra eseri için “Risalede şapkaya dair olan leri Fetava-i Hindiyye, Kadıhan, Bezzaziye, Muhit-i Burhani gibi muteber fıkıh (hukuk) kitaplarından ahz ile (almakla) tercüme ettim. Meselenin ruhuna kendiliğinden bir şey ilave etmedim.” demişti.</p>

<p>Atıf Hoca “Frank Mukallitliği ve Şapka” eserini 1924 yılında Maarif Vekâletinin (Milli Eğitim Bakanlığı) izniyle bastırdığı halde, 25 Kasım 1925 tarihinde Batıcı Kemalizm eliyle çıkarılan Şapka Kanunu’na takıldı. Eser 5 bin nüsha olarak basıldı ve bir yıl içinde hepsi tükendi. Bu risaleyi şapka kanununa muhalefet olarak gören Kemalizm, Atıf Hoca’yı 7 Aralık 1925 tarihinde Giresun’a sevk etti. Diğer yerlerdeki şapka muhalifleriyle bir ilişkisinin olup olmadığı araştırıldı. Herhangi bir suç bulunamadığı için tekrar İstanbul’a getirildi. Ama serbest bırakılmadı.</p>

<p><strong>“Zalim ve katillerle elbette mahşer gününde hesaplaşacağız”</strong></p>

<p>26 Aralık 1925'te risaleyi yayınlayan ve dağıtanlarla birlikte 13 kolluk kuvveti gözetiminde Ankara'ya gönderildi. 26 Ocak 1926 Salı günü Ankara İstiklâl Mahkemesi’nde yargılandı. Risaleyi kanunun çıkarılmasından önce yayınlamış olduğu, içerikleriyle ilgili görüşlerinden vazgeçmemiş olduğu, bununla birlikte kanuna karşı bir harekette bulunmadığı şeklinde bir ilk savunma yaptı.</p>

<p>Üstad Necip Fazıl Kısakürek'in birinci elden şahitlerden dinleyip 'Son Devrin Din Mazlumları eserinde anlattığı hatıratta hâkim Kılıç Ali ile Atıf Hoca arasındaki konuşma şöyle aktarılır:</p>

<p>"Kel Ali bi ara büyük bir hışımla Hoca'ya dönerek:</p>

<p>-"Sen şapka aleyhinde bulunmuşsun!.." dedi</p>

<p>Hoca sakin ve vakur bir tavırla:</p>

<p>-"Evet efendim, Şapka Kanunu çıkmadan "2" sene evvel şapkanın bir müslüman kisvesi olmadığına dair bir risale yazmıştım." dedi.</p>

<p>Kel Ali:</p>

<p>-"Şimdi ne yapıyorsun?" diye sordu.</p>

<p>Hoca:</p>

<p>-"Kanunlara itaat ediyorum" diye cevap verdi. Bunun üzerine Kel Ali yine hiddetle bağırarak:</p>

<p>-"Sen bilmiyor musun ki; şapka da bezdir, fes de bezdir, sarık da bezdir?" deyince Hoca yine aynı sükunetle:</p>

<p>"Evet biliyorum." dedi." Ancak Heyeti Hakiminin arkasındaki bayrak da bezdir. Lütfen o bayrağı kaldırınız da yerine İngiliz bayrağı asınız." karşılığını verdi.</p>

<p>Kel Ali pek hiddetlenmişti:</p>

<p>-"Ne diyorsun?" diye bağırdı. Hoca:</p>

<p>"Efendim şapka bir alamettir. Oysaki; benim de sizin de giydiğiniz ceket, pantolon ve palto bir adettir. Adet ile alamet arasındaki farkı göstermek için o risaleyi yazmıştım." dedi.</p>

<p>Savcı, İskilipli Âtıf Hoca için 3 yıl hapis cezası istedi. Mahkeme, müdafaa için bir gün sonraya bırakıldı. Ertesi gün, mahkeme reisi Ali Çetinkaya, müdafaa yapmaya gerek görmeyen Atıf Hoca'yı <a href="https://www.barandergisi.net/haberleri/idam" target="_blank" title="idam">idam</a>a mahkûm etti. Atıf Hoca bir hafta sonra Ankara Samanpazarı Meydanı'nda asılarak şehid edildi. 4 Şubat 1926'da idam edilirken, etrafındaki Kemalist azgınlara, “Zalim ve katillerle elbette mahşer gününde hesaplaşacağız” dedi.</p>

<p>Kemalist çeteler, İskilipli Atıf Hoca'nın naaşını akşama kadar darağacında bıraktı. Ardından Mamak Kabristanı’nın kimsesizler kısmına defnedildi. Atıf Hoca’ya bir asra yakın bir zaman sonra iade-i itibar yapıldı ve İskilip İlçesi Gülbaba mezarlığına defnedildi.</p>

<p><strong>İstiklal Mahkemeleri’nde yüzlerce kişi “isyancı” diye asıldı</strong></p>

<p>İstiklal Mahkemeleri’nde İskilipli Atıf Hoca gibi yüzlerce alimi “isyancı” kulpu takarak asıyorlardı. İstiklâl Mahkemeleri için, “sanıkların idamına, şahitlerin bilahare dinlenmesine...” şeklindeki darb-ı mesel meşhurdur.</p>

<p>1 Kasım 1925'te kabul edilen Şapka kanunu “TBMM üyeleri ile genel, özel ve bölgesel idarelere ve bütün kuruluşlara bağlı memurlar ve Müslümanlar, Türk milletinin giymiş olduğu şapkayı giymek zorundadır. Türkiye halkının da genel başlığı şapka olup buna aykırı bir alışkanlığın sürdürülmesini hükümet yasaklar.” şeklinde olur ve millete zorbaca giydirilir.</p>

<p>Bu zulüm kanunu sebebiyle Anadolu'da Müslümanlar karşı çıkmış ve bu karşı çıkışun neticesinde Erzurum’da 33, Rize’de 8 kişi idam edildi. Sivas’ta 32, Maraş’ta da 63 kişi mahkûm edildi.</p>

<p>İstiklal Mahkemeleri’nin bir de Gezici mahkemeleri vardı. Gittikleri yerde hakkında idam kararı bulunan yeni ölmüş bir kimseyi bile mezarından çıkarıp asıyorlardı. Başka bir yerde sanık bulunamayınca yerine kardeşinin asıldığı bile vakidir. Mesela on yıl ceza alan İsmail Canpolat adlı biri, “aleyhimde tek delil yoktur” diye itiraz edince mahkeme reisi, “mahkemenin kararını beğenmiyorsun ha, öyleyse idam” der ve idam kararı verilerek asılır.</p>

<p>Atıf Hoca’nın idam haberi Hâkimiyet-i Milliye gazetesinde şu şekilde verilir: “İki Mürteci Asıldı! Mürteci hocalar bu sabah asıldılar! İrtica kitapları müellifi İskilipli Atıf Hoca ile Babaeski Müftüsü Ali Rıza Efendi haklarındaki idam kararı bu sabah infaz edilmiştir.”</p>

<p>Bugün, “İskilipli Atıf İngilizlerle anlaştı” gibi iftiralarla aksiyoner bir kahramanı kirletmeye çalışan Kemalistlerin tarihçileri, bir asırlık mazilerinde emperyalistlerin köleliğini yaptıklarının acaba farkındalar mı?</p>

<p>Baran Dergisi</p></p>]]></content:encoded>
      <category>Haberler, Tarih</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/batici-kemalist-ceteler-tarafindan-sehit-edilen-atif-hocayi-rahmetle-yad-ediyoruz</guid>
      <pubDate>Wed, 04 Feb 2026 14:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2026/02/atif-hocanin-sehadeti.webp" type="image/jpeg" length="97827"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Tarihte bugün: 1982 Hama Katliamı]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/tarihte-bugun-1982-hama-katliami</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/tarihte-bugun-1982-hama-katliami" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Suriye'de Nusayri rejiminin 1982'de Hama şehrinde on binlerce Suriyeliyi öldürdüğü katliamın üzerinden 44 yıl geçti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>1963'te darbeyle iktidarı ele geçiren ve 8 Aralık 2024'de devrilen sapık Nusayri (Arap Alevisi) rejimi, Suriye'de en kanlı katliamını bundan 44 yıl önce Hama kent merkezinde yaptı.</p>

<p>Suriye'nin orta kesimindeki Hama kenti, devrik Nusayri rejiminin politikalarına muhalifliği ve muhafazakar yapısıyla öne çıkıyordu.</p>

<p>Hafız Esed döneminde rejim güçleri, Hama ilindeki Müslüman Kardeşler Teşkilatının rejime karşı başlattığı ayaklanmayı bastırmak bahanesiyle 1982 yılının ocak ayı sonunda şehri kuşatmaya başladı.</p>

<p>Hafız Esed'in kardeşi Rıfat Esed komutasında rejimi savunma amaçlı kullanılan özel birlik "Savunma Taburları", orduya bağlı Özel Kuvvetler, Çatışma Taburları, 21. Hava İndirme Alayı ve 21. Mekanik Tugayı ile güvenlik birimleri (Askeri Güvenlik Şubesi, Genel İstihbarat Güçleri ve Siyasi Güvenlik Şubesi) ve paramiliter güçlere mensup en az 20 bin silahlı kişi katliamda rejim saflarında yer aldı.</p>

<p><a href="https://ortadoguhabercom.teimg.com/ortadoguhaber-com/uploads/2025/02/ortadoguhaber-46.jpg" rel="nofollow" title=""><img src="https://ortadoguhabercom.teimg.com/ortadoguhaber-com/uploads/2025/02/ortadoguhaber-46.jpg" /></a></p>

<p>Kenti çevreleyen yüksek noktalara ve tepelere topçu birlikleri ile tanklar yerleştirildi.</p>

<p>Rıfat Esed komutasında 2 Şubat'ta başlayan katliamda, kentteki yerleşimler önce havadan bombalandı daha sonra yoğun topçu atışlarıyla hedef alındı. Kentte su, elektrik ve iletişim hatları kesildi.</p>

<p>Semtlere tanklarla giren rejim askerlerinin, öldürmenin yanı sıra yağmalama ve cinsel saldırı suçlarına da karıştığı kayıtlara geçti.</p>

<p>Burada toplu infazlar yapan rejim güçleri, yaşları 15 üzeri olan gençleri de alıkoyarak ailelerinden kopardı.</p>

<h2><strong>En az 40 bin sivil öldü, 17 binden fazla kişiden haber alınamadı</strong></h2>

<p>Suriye İnsan Hakları Ağının (SNHR) tahminlerine göre, Hama Katliamı'nda en az 40 bin Müslüman, sapık Nusayri rejim güçlerince saldırılar ve toplu infazlarla katledildi.</p>

<p>Rejim güçlerinin evlere baskınlar yaparak alıkoyduğu 17 binden fazla sivilden ise bir daha haber alınamadı.</p>

<p>Humus'taki Tedmur Hapishanesi'ne götürüldükleri sanılan ve kendilerinden haber alınamayan kişilerin aileleri, yakınlarının öldürüldüğünü düşünüyor.</p>

<h2><strong>Tarihi mahalleler yerle bir edildi</strong></h2>

<p>SNHR verilerine göre, rejim güçlerinin havadan ve karadan düzenlediği saldırılar ve bombalamalarda es-Sahhane, el-Keylaniyye, el-Asida, eş-Şimaliyye, ez-Zenbakiy ve Beyn Hiyrin mahalleleri büyük ölçüde yerle bir olurken el-Barudiyye, el-Başuriyye, el-Emiriyye ve Manah mahallelerinin ise yüzde 80'i tahrip edildi. Kent merkezinin yaklaşık üçte biri yerle bir oldu.</p>

<p>Saldırılarla birlikte birçoğu Keylaniyye'de olmak üzere, çok sayıda tarihi eser de tahrip edildi.</p>

<p>Katliamda 88 cami ve 3 kilise yıkıldı veya zarar gördü.</p>

<p>Esed rejimi ayrıca yıkım ve katliamın adresi haline gelen Keylaniyye Mahallesi'nde Partisi Hama İl Başkanlığı binası ile 5 yıldızlı bir otel inşa etti.</p>

<h2><strong>Camiler, okullar ve fabrikalar alıkoyma merkezlerine dönüştürüldü</strong></h2>

<p>Evlere zorla giren rejim güçleri, binlerce kişiyi, alıkoyma ve sorgu merkezlerine çevirdiği noktalara götürdü.</p>

<p>Görgü tanıkları, Ömer Bin Hattap Camisi, sanayi lisesi, Humus yolundaki porselen fabrikası ile pamuk işleme tesisinin bu merkezlerden sadece birkaçı olduğunu belirtti.</p>

<p>İşkence ve insanlık dışı suçlarla anılan rejim güçlerinin bu merkezlerde binlerce kişiyi alıkoyduğu veya öldürdüğü tahmin ediliyor.</p>

<p><a href="https://ortadoguhabercom.teimg.com/ortadoguhaber-com/uploads/2025/02/ortadoguhaber45654.jpg" rel="nofollow" title=""><img src="https://ortadoguhabercom.teimg.com/ortadoguhaber-com/uploads/2025/02/ortadoguhaber45654.jpg" /></a></p>

<h2><strong>Ölenlerin nerelere defnedildiği bilinmiyor</strong></h2>

<p>Kentte toplu infazlar yapan sapık rafiziler, öldürdükleri Müslümanların cesetlerini ailelerine teslim etmedi.</p>

<p>Cesetlerin nereye taşındığını gösteren kayıtlara rastlanmazken katliama tanıklık edenler ise yakınlarına ait mezarların yerini halen bilmiyor.</p>

<h2><strong>Sapık Nusayri Rejimin yıkılmasıyla Hamalılar 44 yıllık acılarını sosyal medyadan da dile getirmeye başladı</strong></h2>

<p>61 yıllık Nusayri rejiminin 8 Aralık 2024'te yıkılmasının ardından Hama halkı, tutuklanma korkusu olmadan 1982'deki katliama dair ilk kez sosyal medyadan paylaşımlarda bulunmaya başladı.</p>

<p>Rejim döneminde konuşulması yasaklanan katliamda hayatını kaybeden aile bireylerini, yakınlarını veya tanıdıklarını anan sosyal medya kullanıcıları, adalet istiyor.</p>

<p>Kentteki tarihi eserlerin katliam öncesi durumunu ve sonrasındaki yıkımını gösteren görseller paylaşılıyor.</p>

<h2><strong>"Cesetlerle dolu sokaktan yürüdük"</strong></h2>

<p>Hama katliamında yaşananları belgeleme çalışmaları yürüten aktivist Muhammed Şakik, 1982'de Nusayri rejimi güçlerinin kent merkezini bombalamak için kullandığı Hama Kalesi'nin bulunduğu tepede açıklamalarda bulundu.</p>

<p>Şakik, yaklaşık 125 metre yükseklikteki tepenin Hama’nın çoğu mahallelerine hakim olduğunu belirterek "Rejim buraya hava indirmesi yaparak bu tepeyi işgal etti. Daha sonra buradan yerleşimleri bombalamaya başladılar." dedi.</p>

<p>Katliam sırasında Asida Mahallesi'nde ve çok sayıda ailenin evlerine sığındığını belirten Şakik, "Evimizde 3 adet bodrum bulunuyordu. Bunların çoğunda kadın ve çocuklar kalıyordu. Katliamın ikinci haftasında ordu gelip evdeki tüm erkekleri aldı. Alıkonulanların bazılarını tanırım, bunlardan birisi Abullatif Susa, üzerine duvar yıkıldığı için yaralıydı. Askerler gelip yaralı bacağına vuruyordu." ifadelerini kullandı.</p>

<p>Şakik, "Evden çıkıp yürüdüğümüz sokak çok dardı, yollarda su neredeyse dizime kadardı. Çocuktum çizmelerime sular doluyordu. Çok zor durumdu. Annem elimden tutup beni çekiyordu, düştüğümde yerdeki su ve kanları yutuyordum. Su ve kan karışmıştı. Cesetler üzerinden yürüyorduk. Asida Mahallesi'nin başından yürüdük, (İşaret ederek) şu binanın köşesinden diğer köşeye kadar yürüdük. Yaklaşık 300 metre, cesetlerle dolu sokaktan yürüdük." diye konuştu.</p>

<p>Saldırılar sırasında bulundukları bodrumun roket saldırısıyla hedef alındığını ifade eden Şakik, bir süre enkazda kaldıktan sonra çıkabildiklerini ekledi.</p>

<p>Sonrasında Hama'dan Soran beldesine kaçtıklarını anlatan Şakik, döndüklerinde şehrin yerle bir edildiğini gördüklerini aktardı.</p>

<p><img alt="Hama Katliamı S" height="666" src="https://barandergisinet.teimg.com/barandergisi-net/uploads/2026/02/hama-katliami-s.webp" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="1000" /></p>

<h2><strong>"Bize 'sizi vuracağız' dediler"</strong></h2>

<p>Rıfat Esed komutasındaki ordu birliklerinin kent merkezine baskınlar düzenlediği sırada Başuriyye Mahallesi'nde yaşayan Hind Şakaki, katliama 22 yaşındayken tanıklık ettiği olayı şöyle anlattı:</p>

<p>"Askerleri (evden) bizi çağırarak, bu duvarın önünde sıraya dizdi. Bize 'sizi vuracağız' dediler. 'Kadınız' dedik, dil döktük. Sonra erkekleri sağ tarafa, bizi de buradaki yakınlarımızın yanına aldılar. Burada (bodrum katında) 1 ay kaldık. Sonra ne oldu bilmiyoruz. Erkeklerimizi götürdüler, geri dönen olmadı." dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Duvar önünde beklerken çok korktuklarını dile getiren Şakaki, "Çocuklar ağlıyordu. Kız kardeşimin eşini alıp götürdüler. Erkekler şu ana kadar neredeler bilmiyoruz." diye konuştu.</p>

<p>Komşularına geçtikten hemen sonra bir tankın evlerini hedef alarak yıktığını belirten Şakaki, bodrum katında yaklaşık 35 kişiyle 25 gün boyunca zorlu şartlarda yaşadıklarını vurguladı.</p>

<p>Şakaki, "Bodrumdayken bombardıman seslerini duyuyorduk. Ne olduğunu bilmiyorduk. Penceresi, kapısı olmayan bir bodrumdu, korkuyorduk, hareket edemiyorduk." ifadelerini kullandı.</p>

<p>Dailiy Ummah</p></p>]]></content:encoded>
      <category>Haberler, Tarih</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/tarihte-bugun-1982-hama-katliami</guid>
      <pubDate>Mon, 02 Feb 2026 15:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2026/02/hama-katliami.jpg" type="image/jpeg" length="47307"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[29 Ocak 1932: Aslî dilinden koparılan ezan Türkçe okundu]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/29-ocak-1932-asli-dilinden-koparilan-ezan-turkce-okundu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/29-ocak-1932-asli-dilinden-koparilan-ezan-turkce-okundu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkçe ezan, 1932 Temmuz’unda Diyanet genelgesiyle ülke geneline dayatıldı. İlk uygulama 29 Ocak’ta Fatih Camii’nde başladı, Kadir Gecesi Ayasofya’da sürdü. Arapça ezan okuyanlar tutuklandı, mahkemeye sevk edildi, basında hedef gösterildi. Kemalist vesayetin bu baskısı 1950’de kaldırıldı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>1932–1950 yılları arasında uygulanan <a href="https://www.barandergisi.net/turkce-ezan-icin-yapilan-baski-ve-zulumler">Türkçe ezan</a> politikası, erken Cumhuriyet döneminde dinî hayata yönelik müdahalenin en görünür tezahürlerinden biri oldu. Diyanet’in genelgesiyle başlatılan süreçte ezan, asli dili olan Arapçadan koparıldı; 1941’de çıkarılan düzenlemeyle Arapça ezan okuyanlar hapis ve para cezasıyla karşı karşıya bırakıldı. </p>

<p>Baskı, 1932’de İstanbul Fatih Camii’nde Hafız Rıfat Bey’in Türkçe ezan okumasıyla kamuoyuna taşındı. Aynı dönemde Ayasofya Camii’nde Türkçe Kur’an ve tekbir okutuldu; İzmir Hisar Camii’nde Hafız Ömer Bey, Ankara Hacı Bayram Camii’nde görevliler, Adana Ulu Camii’nde Mühendis Rıfat Bey Türkçe ezan uygulamasına geçirildi. Yozgat, Manisa-Akhisar, Rize, Samsun, Urla, Şebinkarahisar, Silifke, Vezirköprü ve pek çok şehirde camilerde aynı baskı valilikler ve müftülükler aracılığıyla yaygınlaştırıldı; müezzinlere metinler zorunlu biçimde ezberletildi.</p>

<p>1950’de yasağın kaldırılmasıyla Arapça ezan yeniden serbest bırakıldı ve minareler aslî sesine kavuştu. Türkçe ezan dönemi, bugün hâlâ dinî kimliğe müdahalenin ve kamusal alanda inanç özgürlüğüne yönelik baskının sembolik örneklerinden biri olarak hatırlanıyor.</p>

<h2><strong><a href="https://www.barandergisi.net/turkce-ezan-icin-yapilan-baski-ve-zulumler">Türkçe ezan</a> dayatmasına karşı çıkanlara yönelik baskı ve tutuklamalar</strong></h2>

<p><strong>(1932–1933 gazete kupürlerine yansıyan olaylar)</strong></p>

<ul>
 <li>
 <p><strong>27 Şubat 1932 – Karacabey</strong><br />
 Yerel gazetelerde Karacabey’de Türkçe ezan uygulamasının başlatıldığı haberleştirildi. Uygulamanın “resmî emirle” yapıldığı vurgulandı.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>28 Kasım 1932 – Ülke geneli</strong><br />
 Gazeteler, Türkçe ezanın müezzinlere öğretilmeye başlandığını yazdı. Müezzinler toplantılara çağrıldı, metinler zorla ezberletildi.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>29 Kasım 1932 – Adana</strong><br />
 Adana’da camilerde Türkçe ezan okutulduğu kamuoyuna duyuruldu. Uygulamanın Diyanet ve müftülük talimatıyla yürütüldüğü belirtildi.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>19 Aralık 1932 – Bursa Ulu Camii</strong><br />
 Türkçe ezan aleyhinde konuşan Hafız Tevfik Efendi, görevinden azledildi. Gazete haberlerinde sarığının çıkarıldığı ve kamuoyu önünde küçük düşürüldüğü aktarıldı.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>7 Şubat 1933 – İzmir ve Salihli</strong><br />
 Gazeteler şu ifadeleri kullandı:<br />
 – İzmir’de “meczup bir şahsın yakalandığı”<br />
 – İzmir ve Salihli’de tevkiflerin başladığı<br />
 – Aziziye ve Tepecik camilerinde bazı kişilerin mahkemeye sevk edildiği</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>16 Şubat 1933 – Bursa</strong><br />
 Bursa’da Türkçe ezan uygulamasına karşı tavır alan 24 kişinin “maznun” olarak mahkemeye verildiği basına yansıdı.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>22 Şubat 1933 – Ülke geneli</strong><br />
 Türkçe ezan meselesi sebebiyle bir hocanın daha tutuklandığı gazetelerde yer aldı.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>9 Nisan 1933 – Ülke geneli</strong><br />
 Haberlerde bu kez 31 kişinin daha tutuklandığı bilgisi paylaşıldı.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>10 Nisan 1933 – İzmir’in köyleri</strong><br />
 İzmir’in bazı köylerinde 10 kişinin tevkif edildiği açıkça yazıldı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
</ul>

<p><a href="https://www.barandergisi.net/turkce-ezan-icin-yapilan-baski-ve-zulumler"><strong>BASKILAR</strong></a></p>

<p> 
<ul>
 <li>
 <p>Müezzinler ve imamlar, valilik ve müftülükler aracılığıyla toplantılara zorla çağrıldı.</p>
 </li>
 <li>
 <p>Türkçe ezan metinleri ezberletildi, uygulamaya uymayanlar fişlendi.</p>
 </li>
 <li>
 <p>Arapça ezan okuyanlar basında “mürteci, yobaz, cahil” gibi ifadelerle hedef gösterildi.</p>
 </li>
 <li>
 <p>1941’de çıkarılan düzenleme ile Arapça ezan okuyanlar için hapis ve para cezası resmileştirildi.</p>
 </li>
</ul>
</p>

<h2><strong>İşte o dönemin gazete kupürleri</strong></h2>

<p><strong><a href="https://www.barandergisi.net/turkce-ezan-icin-yapilan-baski-ve-zulumler"><img alt="Bir Vaiz Türkçe Ezan Aleyhinde Bulundu" height="1400" src="https://barandergisinet.teimg.com/barandergisi-net/uploads/2026/01/bir-vaiz-turkce-ezan-aleyhinde-bulundu.webp" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="636" /></a></strong></p>

<p><strong><img alt="Karacabey De Türkçe Ezan" height="636" src="https://barandergisinet.teimg.com/barandergisi-net/uploads/2026/01/karacabey-de-turkce-ezan.webp" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="644" /></strong></p>

<p><strong><img alt="31 Kişi Daha Tevkif Edildi Tahkikat Ilerliyor" height="479" src="https://barandergisinet.teimg.com/barandergisi-net/uploads/2026/01/31-kisi-daha-tevkif-edildi-tahkikat-ilerliyor.webp" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="1000" /></strong></p>

<p><strong><img alt="İstanbul Da Türkçe Ezan" height="538" src="https://barandergisinet.teimg.com/barandergisi-net/uploads/2026/01/istanbul-da-turkce-ezan.webp" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="1000" /></strong></p>

<p><strong><img alt="Bir Hoca Türkçe Ezan Aleyhinde Bulundu" height="814" src="https://barandergisinet.teimg.com/barandergisi-net/uploads/2026/01/bir-hoca-turkce-ezan-aleyhinde-bulundu.webp" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="762" /></strong></p>

<p><strong><img alt="Salahayiyede Türkçe Ezan" height="314" src="https://barandergisinet.teimg.com/barandergisi-net/uploads/2026/01/salahayiyede-turkce-ezan.webp" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="638" /></strong></p>

<p><strong><img alt="Meczup Yakalandı" height="405" src="https://barandergisinet.teimg.com/barandergisi-net/uploads/2026/01/meczup-yakalandi.webp" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="1000" /></strong></p>

<p><strong><img alt="Bursa Da 24 Maznun Mahkemeye Verildi" height="1165" src="https://barandergisinet.teimg.com/barandergisi-net/uploads/2026/01/bursa-da-24-maznun-mahkemeye-verildi.webp" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="1000" /></strong></p>

<p><strong><img alt="Türkçe Ezana Hazırlık 1" height="928" src="https://barandergisinet.teimg.com/barandergisi-net/uploads/2026/01/turkce-ezana-hazirlik-1.webp" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="974" /></strong></p>

<p><strong><img alt="Romanyada Türkçe Ezan" height="1164" src="https://barandergisinet.teimg.com/barandergisi-net/uploads/2026/01/romanyada-turkce-ezan.webp" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="546" /></strong></p>

<p><strong><img alt="L Türkçe Ezan Derslerine Başlandır" height="2342" src="https://barandergisinet.teimg.com/barandergisi-net/uploads/2026/01/l-turkce-ezan-derslerine-baslandir.webp" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="574" /></strong></p>

<p><strong><img alt="Salihli Izmir" height="640" src="https://barandergisinet.teimg.com/barandergisi-net/uploads/2026/01/salihli-izmir.webp" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="1000" /></strong></p>

<p><strong><img alt="Izmirde Arapça Ezan Okuyanların Tevkifi" height="1742" src="https://barandergisinet.teimg.com/barandergisi-net/uploads/2026/01/izmirde-arapca-ezan-okuyanlarin-tevkifi.webp" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="1000" /></strong></p>

<p><strong><img alt="Küstah Hatip Türkçe Ezan" height="472" src="https://barandergisinet.teimg.com/barandergisi-net/uploads/2026/01/kustah-hatip-turkce-ezan.webp" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="752" /></strong></p>

<p><strong><img alt="İzmir In Bazı Köylerinde On Kişi Tevkif Edildi" height="684" src="https://barandergisinet.teimg.com/barandergisi-net/uploads/2026/01/izmir-in-bazi-koylerinde-on-kisi-tevkif-edildi.webp" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="674" /></strong></p>

<p><strong><img alt="Elazizde Türkçe Ezan" height="942" src="https://barandergisinet.teimg.com/barandergisi-net/uploads/2026/01/elazizde-turkce-ezan.webp" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="754" /></strong></p>

<p><strong><img alt="Ulu Camideki Hadisede Mesul Olanlar" height="1522" src="https://barandergisinet.teimg.com/barandergisi-net/uploads/2026/01/ulu-camideki-hadisede-mesul-olanlar.webp" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="598" /></strong></p>

<p><strong><img alt="Cahil Mürteciler 1" height="699" src="https://barandergisinet.teimg.com/barandergisi-net/uploads/2026/01/cahil-murteciler-1.webp" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="1000" /></strong></p>

<p></p>

<p>Baran Dergisi</p></p>]]></content:encoded>
      <category>Haberler, Tarih</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/29-ocak-1932-asli-dilinden-koparilan-ezan-turkce-okundu</guid>
      <pubDate>Thu, 29 Jan 2026 12:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2026/01/ilk-turkce-ezan-okudnu.webp" type="image/jpeg" length="36734"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[27 Ocak 1299: Osmanlı'nın Kuruluşu]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/27-ocak-1299-osmanlinin-kurulusu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/27-ocak-1299-osmanlinin-kurulusu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>27 Ocak 1299'da Osmanlı'nın kuruluşu Selçuklu’nun yorgun düşen gövdesinden fışkıran yeni ve taze bir idealin, İslam’ın dünya üzerindeki mutlak hakimiyet davasının mekân ve zaman boyutunda yeniden ete kemiğe bürünmesidir. Söğüt’te atılan ilk adım, eşyayı ve hadiseyi İslam’ın emrine amade kılma iradesinin ta kendisi olma mahiyetindedir. </p>

<h3>Akıncı ruhu</h3>

<p>Osmanlı’nın kuruluşu, bir "akıncı" ruhunun, kaba kuvveti iman disipliniyle dizginlemesidir. Bu devlet, önce Şeyh Edebali’nin dergâhında manevi bir kalıba dökülmüş, ardından Osman Gazi’nin kılıcında somutlaşmıştır. Mesele sadece toprak kazanmak olsaydı, Anadolu’nun diğer beylikleri gibi kısa sürede sönüp giderdi. Osmanlı’yı büyüten sır, "devleti" bir amaç değil, İ'lâ-yi Kelimetullah’a hizmet eden bir "alet" olarak görmesidir. Eğer insan yaşatılıyorsa, "eşref-i mahlukat" sıfatıyla hak ettiği nizamı bulması içindir.</p>

<h3>Cihadın Dinamiği</h3>

<p>Osmanlı'nın aleme çıkışının temelinde, enerjisini içe (kendi kardeşine) değil, dışa (küfrün üzerine) boşaltan bir şuur yatar. Anadolu beylikleri birbirinin toprağına göz dikerken, Osmanlı’nın yüzünü Bizans’a ve Batı’ya dönmesi, imâni bir tercihtir. Bu tercih, dağınık haldeki tüm alperenleri, dervişleri ve gazileri tek bir merkezde (mihrakta) toplamış; darmadağınık olan Anadolu enerjisini bir lazer ışını gibi tek bir noktaya odaklamıştır.</p>

<h3>Teşkilatın Sırrı: Liyakat ve Adalet</h3>

<p>Osmanlı, kurulduğu andan itibaren bir "liyakat manzumesi" inşa etmiştir.</p>

<ul>
 <li>
 <p><strong>Ahiyân-ı Rum:</strong> Ticareti ve ahlâkı birleştiren iktisadi nizam.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Alperenlik:</strong> Hem dervişin huşusunu hem de savaşçının hıncını aynı bünyede barındıran insan tipi.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Adalet:</strong> Fethedilen topraklardaki gayrimüslim halkın bile "Osmanlı sarığı görmeyi Bizans şapkası görmeye tercih etmesi", bu devletin kılıçtan önce adaletle fethettiğinin kanıtıdır.</p>
 </li>
</ul>

<p>Devlet, sadece binalar ve ordular toplamı değildir. Devlet, bir inanç manzumesinin cemiyete giydirilmiş halidir. </p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ecdadın mirası bir müze hatırası olarak görülemez. 27 Ocak, bitmiş bir hikâye değil, aksine bugün yeniden kuşanılması gereken "eşyaya hakimiyet" iradesinin imtisal noktalarındandır. Söğüt'teki çınar, bugün yeniden daha iyi filizlenmek için "akıncı" ruhunu beklemektedir.</p></p>]]></content:encoded>
      <category>Tarih</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/27-ocak-1299-osmanlinin-kurulusu</guid>
      <pubDate>Tue, 27 Jan 2026 12:59:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2026/01/osmanli-devletinin-kurucusu-osman-bey-kimdir-osman-bey-kisaca-hayati-1659442994-9828.jpg" type="image/jpeg" length="98540"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Şehadetinin sene-i devriyesinde Hz. Ali efendimizi rahmetle anıyoruz]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/sehadetinin-sene-i-devriyesinde-hz-ali-efendimizi-rahmetle-aniyoruz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/sehadetinin-sene-i-devriyesinde-hz-ali-efendimizi-rahmetle-aniyoruz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[</p>]]></content:encoded>
      <category>Tarih</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/sehadetinin-sene-i-devriyesinde-hz-ali-efendimizi-rahmetle-aniyoruz</guid>
      <pubDate>Sat, 24 Jan 2026 14:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2026/01/whatsapp-image-2026-01-24-at-200558.jpeg" type="image/jpeg" length="82426"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[22 Ocak 1517: Ridaniye zaferi ve Hilafetin Osmanlı'ya devri]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/22-ocak-1517-ridaniye-zaferi-ve-hilafetin-osmanliya-devri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/22-ocak-1517-ridaniye-zaferi-ve-hilafetin-osmanliya-devri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[22 Ocak 1517’de kazanılan Ridâniye Zaferi, Yavuz Sultan Selim’in iman kararlılığı ve askeri dehasıyla İslam âlemini tek merkezde toplayan tarihî bir dönüm noktası oldu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>22 Ocak 1517 sabahı Ridâniye zaferiyle İslam tarihinin en keskin virajlarından biri olmuştur. Yavuz Sultan Selim Han, bu zaferle parçalanmaya yüz tutmuş İslam alemini, hilafetin Osmanlı'ya geçmesiyle tek bir merkez etrafında kenetlemiştir. Bugün Ridâniye’yi anmak, o günkü askeri dehanın arkasındaki imanı ve ümmet olma şuurunu yeniden idrak etmektir.</p>

<h3><strong>Aşılmaz denilen Sina Çölü 13 günde geçildi</strong></h3>

<p>Mısır seferi, Osmanlı’nın o güne kadar giriştiği en meşakkatli ve stratejik hamlelerin başında gelir. 1514’te Çaldıran ile Şii tehlikesinin başını ezen Yavuz, ardından arkasını sağlama almak için yönünü güneye çevirdi. 1516’daki Mercidabık zaferiyle Suriye kapıları açılmıştı ancak asıl zorluk henüz başlamamıştı.</p>

<p>Sina Çölü, o dönemin şartlarında geçilmesi imkansız, devasa bir engeldi. Susuzluk, kum fırtınaları ve bitmek bilmeyen kavurucu sıcak altında Osmanlı ordusu, Yavuz'un bizzat önlerinde yaya yürümesiyle bu engeli 13 günde aşmayı başardı. Bu yürüyüş, bir ordunun kumandana olan mutlak sadakatinin ve bir liderin hedefi uğruna her türlü meşakkate askerinden önce göğüs germesinin şaheseridir.</p>

<h3><strong>Yavuz'un askeri dehasıyla Osmanlı, Ridaniye Meydanı'nda zafer kazandı</strong></h3>

<p>22 Ocak günü Kahire yakınlarındaki Ridâniye mevkiinde karşı karşıya gelindiğinde, Memlük ordusu Venedik yardımıyla kurulmuş ağır bir savunma hattına güveniyordu. Onlar, topları toprağa gömüp sabit bir kale gibi kullanmayı seçerken; Osmanlı ordusu, teknik imkanları hareketli bir stratejiyle birleştirmişti.</p>

<p>Yavuz Sultan Selim, cepheden saldırmak yerine El-Mukattam Dağı’nın arkasından ustaca bir manevra yaparak düşman hattını yan taraftan vurdu. Bu hamle, düşmanın o devasa toplarını daha tek bir mermi atmadan işlevsiz bıraktı. Savaşın en kızgın anında Vezir-i Azam Sinan Paşa’nın şehadeti ise zaferin ne büyük bedellerle kazanıldığının acı bir vesikası oldu. Padişah’ın, "Mısır’ı aldık ama Sinan’ı kaybettik" diyerek gözyaşı dökmesi, fethin sadece toprak kazanmak değil, bir gönül davası olduğunun ispatıdır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3><strong>Hilafet ve mukaddes emanetler</strong></h3>

<p>Ridâniye Zaferi’nin ardından Kahire’ye giren Yavuz , kendisine "Mekke ve Medine’nin Hakimi" diyenlere karşı "Hizmetkarı" (Hâdimü'l-Haremeyn) sıfatını tercih ederek İslam ahlakını devletin başına taç yapmıştır. Memlüklerden devralınan Hilafet makamı, artık İstanbul’un güçlü ve koruyucu kanatları altına girmiştir. Mukaddes Emanetler’in payitahta getirilmesiyle İstanbul, Müslümanların kalbi ve umut kapısı haline gelmiştir.</p>

<h3><strong>Bugüne alınacak ders</strong></h3>

<p>Ridâniye, bize "imkansız" denilen engellerin iman ve akıl birleştiğinde nasıl aşıldığını öğretir. Yavuz Sultan Selim’in ortaya koyduğu "İttihad-ı İslam" iradesi, bugün de darmadağın olmuş coğrafyamız için tek çıkış yoludur. O gün çölde yürüyen kararlı adımlar, bugün bizlere aynı azimle geleceği inşa etme mesuliyetini yüklemektedir.</p>

<p>Ecdadın kanıyla mühürlediği bu zafer, sadece bir tarih anısı değil, her daim diri tutulması gereken bir intibah muştusudur.</p></p>]]></content:encoded>
      <category>Tarih</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/22-ocak-1517-ridaniye-zaferi-ve-hilafetin-osmanliya-devri</guid>
      <pubDate>Thu, 22 Jan 2026 12:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2026/01/foto-1.png" type="image/jpeg" length="57961"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Vefatının 1243. sene-i devriyesinde İmam Şafii Hazretleri]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/vefatinin-1243-sene-i-devriyesinde-imam-safii-hazretleri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/vefatinin-1243-sene-i-devriyesinde-imam-safii-hazretleri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sünnet-i Seniyye’nin sadık muhafızı, ömrünü kelâmın izzetine ve Hakk’ın ikamesine adayan büyük müçtehidimiz İmam-ı Şafii Hazretleri’ni vefatının 1243. sene-i devriyesinde rahmetle anıyoruz.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[</p>]]></content:encoded>
      <category>Tarih</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/vefatinin-1243-sene-i-devriyesinde-imam-safii-hazretleri</guid>
      <pubDate>Tue, 20 Jan 2026 15:21:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2026/01/ekran-goruntusu-2026-01-20-152000.png" type="image/jpeg" length="31976"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
