“Allah, kulunu açlıkla imtihan etmesin” derdi rahmetli anacığım. O güzel temenni bugün bile bir aç insan gördüğüm zaman hemen aklıma gelir boğazım kurur. Bir de tam ortasında bulunduğumuz mübarek Ramazan-ı şerif ayını da konunun içine alırsak, düşündürücü ve şaşırtıcı bir tablo çıkar ortaya… Aslında Ramazan bizde açlık ayı değil tokluk ayıdır.  Evin her köşesini gıda maddeleri ile doldurma, tıka basa yeme içme olduğu gibi aynı zamanda artan yiyeceklerin de çöp kutularına boca edildiği aydır.
Ramazan; bizim toplumumuzda birçok bebeğe Ramazan adı verirler, hele Ramazanda doğdu ise bu kaçınılmazdır. Hatta çok kişilerin ismi de Oruç’tur. Ortalık Muhammed isimli olanlarla zaten dolu, kimisi gazinoculuk yapıyor kimisi şarkı türkü mesleğini seçmiş gidiyor. İsim kalsın yerinde ne çıkar?
Çok Ramazan efendiler vardır ki, Ramazandan habersiz, çok Oruç adlı beyefendiler tanırım ki, sadece adı Oruç kalmıştır. Rahmetli Oruç Reisin teknesinde cumacılık bile vermezler kendisine, çünkü laik ve biraz da entel takılır çoğu… Hangi ismi taşırsa taşısın bir insan, içinde cevheri kalbinde merhameti olduğu müddetçe Yenfeunnas (İnsanlara faydalı olan kimseler ) kategorisindendir. Yoksa boşuna isim hamalı olur.
İşte İsimlerle yola çıkacak olursak, adı Muhammed olan adamların adı anılınca salâvatı şerife getirmemiz lazımdır... Amma hiç de gerekmiyor. Neden? Onlar O Muhammed (s.a.s.) değil de ondan... Evet kulun ismi güzel ve hoş olmalı, Müslümanlar İslami isimlerle süslenmeli ama, üstlendiği misyon, onun karakter ve donanımını ortaya koyarken de yüzü kızarmamalıdır.
Madem konuya açlıkla imtihan olma üzerinden girdik. Allah (c.c.) Kur' an-ı Kerim’inde Zümer Suresi 49. Ayette şöyle buyuruyor:
“İnsana bir zarar dokunduğu zaman, bize dua eder. Sonra biz ona kendimizden bir nimet verdiğimizde (felaha bolluğa erdirilince) bu bana ancak bir bilgiden (kendi becerikliğimden) dolayı verilmiştir der. Hayır! Bu bir imtihandır. Fakat onların çoğu bilmezler.”
Allah-ü Teala gene başka bir ayetinde “Servet ve çocuklarınız birer imtihan aracıdır” derken, Efendimiz hazretleri de bir meşhur hadisinde, “Mal, salih mü'minin elinde ne güzeldir” buyurmaktadır.
Ben bu hadisi okuyunca hemen anlarım ki, zekatı verilmeyen mal büyük sıkıntılara ve musibetlere hamiledir, Mal; çoğu zaman sahibinin ya başına bela olacak, yahut da Amerika’da olduğu gibi, elli milyon dolarlık servet itine köpeğine kalacak... Ve böylece Somalili de açlıktan sokak ortasında ölecek. Hey gidi insanlık hey gidi dünya ben ne diyeyim.
Böyle bir dünya ve yaşam anlayışı içinde olan insanların nesine Somali’de açlık tufanı, Afganistan’daki Amerikan katliamı, Gazze’deki İsrail barbarlığı… İşte sana mübarek Ramazan kıl namazını, tut orucunu (!) akşam da iftar topunun sesini duyar duymaz etli, biftekli, soğuk kola şişeleri ile donanımlı mükemmel sofranda aç orucunu!
Ben şimdi dönüp nasıl demeyeyim, “Ey gafil müslümanlarla, aptal Hristiyanlar! Bakın Somali’de yüzbinlerce Hristiyan / Müslüman yavrular açlıktan ölüyor siz hep aynı kafadan terelelli oynuyor köpek dansı yapıyorsunuz. Ey Hıristiyan alemi! Dini inancınızı yitirmiş olsanız bile; sizde hiç mi İSA aleyhisselamdan bir insanlık hissi; acıma duygusu tebaruz etmedi?..”
DönüpYahudi İsraillilere; “Ey Yahudiler, siz durmadan dünyayı kasıp kavururken, Allah’ın garip kullarını vurup öldürürken, MUSA peygamber hiç mi aklınıza düşmez?”
Ya benim Müslüman kardeşim, “insanlık, iyilik duyarlılık himmet, ikram gibi güzel hasletler bize Resulullah’dan böyle mi yansıtıldı?” desem bir sakıncası olur mu?
Şu içinde bulunduğumuz Ramazan ayı sadece gündüz aç kalıp akşam tıka basa yiyip artan güzelim yiyecekleri çöpe fırlatma ayı mıdır?
Bu Somali’deki zavallı insanları türlü sömürü metotları ile aç bırakan yayılımcı emperyalistlere de lanet olsun, bu açlık fecaatini televizyonun başında kılı bile kıpırdamadan pirzolalı, biftekli, havyarlı iftar saati bekleyen vurdumduymazlara da yazıklar olsun... Haydi inançsız dünyayı anladık, biz Müslümanların, iftar topunun sesini mutlulukla beklediğimiz aynı saatlerde Filistinli, Afganlı, Gazzeli yavrular minicik ellerini semaya açıp “Allahım bize bir daha top sesi duyurma top mermilerini tepemize düşürtme, evlerimizi başımıza yıktırma, gaddar ve sömürücü emperyalistlerin bela ve zulmünden bizi koru” diyerek küçücük yürekleri dağ gibi ümitleri ile kim bilir kaç günlük açlığın orucunu açıyorlardır?
Bu saydıklarım işin insani boyutudur. Bir şeylerin mutlaka yapılması zaruridir. Somali’ye gidecek olan yardım konvoylarının hızlandırılması başta olmak üzere elden gelindiği kadar o ölüm saatini bekleyen aç açık yavrular, naçar anne babalar acıklı hallerden acilen kurtarılmalı, hem de çok acele tarafından kurtarma hamlesi şu mübarek ay bitmeden neticeye varılmalıdır. Övünme havalarına girerek yapılan işlerde fazilet olmaz.
Bilmem bilir misiniz biraz kabaca, ama Ege bölgemizde çok söylenen bir söz vardır: “Bana lazım bir koca, o da bu gece” diye… Uzun vadeye yayıp, cak, cukla olacak iş değil bunlar.
Şimdi gelelim işin politik ve sömürü boyutuna.
İyi kulak verin ey dünya insanları!
Bakın bu yerlerde evrile kıvrıla ölümle sevişiyormuş gibi sessizce SOLUĞU KESİLEN yavrucuklar sizin eseriniz değil mi? Somali yer altı ve yer üstü doğal kaynaklarına sahip olduğu halde bu hale nasıl düştü. Ne işi var oralarda, Amerika, İngiliz ve Fransız Firmalarının, ensesi kalın kodamanlarının hatta “batıl din” aşılayıcısı misyonerlerin, hatta papazların… Demek istediğim şudur ki, “Eisberg' in dibi bir çok deşifre edilmemiş katakullilerle donatılmıştır” zamanında..
Tam kırk sene evveline dönelim isterseniz. Etiyopya ile Somali destekli Batı Somali Kurtuluş Cephesine bağlı gerillalar arasında aylarca süren vuruşmalar olmuş binlerce masum insan katledilmişti. O zamanın Sovyetler birliği ile sıkı fıkı olan Somalili gerillalar, Amerikan destekli Etiyopya ile savaşarak Ogaden bölgesini kan gölünü çevirmişlerdi. Neden? Çünkü ipler iki süper gücün elindeydi de ondan.
1960 yılından beri Sovyetlerle işbirliği içinde olan Somali Ruslardan yeterli silah alamayınca (Sovyetler ve Amerika’ya ait olan senaryo gereği) bu sefer Amerika’dan silah yardımı vaadini kolayca koparır ve patronunu değiştirir. İkisi de insanlık düşmanı olan bu güçlü azmanlar bu patron değiştirmeden hem haberdar hem de memnundurlar.
Bu fakir ülkelerin aldatılması, satılması, çabucak kandırılması sanki kaderiymiş gibi kolayca oluverir zaten. İşin sıkıntı ve cezasını her zaman olduğu gibi fakirler yoksul halk kitleleri çeker. “İster Müslüman olsun ister Hıristiyan” hesabı gariplere keserler sömürgen yobazlar… İstanbul’da yayınlanan o zamanın “Mücadele Dergisi” bu çok mühim konu hakkında bakın neler yazıyor.
“Newsweek Dergisi’nin geçen sayısında, derginin genel yayın müdürü Arnaud de Borchgrave, Somali – Etiyopya Savaşı’ndaki Amerikan gizli diplomasisinin şeytan parmağını anlatıyor. Etiyopya’nın Sovyetlere yaklaşmasıyla Somali’nin SSCB' ye cephe alması, ABD tarafından anında değerlendirilir ve Somali Devlet başkanı Syad Barre'nin eski doktoru Dr. Kevin Cahill Amerika’da yaşamaktadır. Amerika bunu hemen devreye sokar Somali’ye gönderir. Dr. Kevin ABD dışişleri bakanından aldığı talimatları uygular ve Barre'ye; Washington'un, Ogaden bölgesindeki gerilla savaşlarını destekleyeceğinin garantisi yanında silah ihtiyacının da hemen karşılanacağını söyler, başkanı ikna eder.
Somali Devlet Başkanı Washington’daki elçisini arar ondan da müspet cevab alınca Somali Etopya savaşı patlak verir. Ogaden kana bulanır. Emperyalist Amerika ile komünist Rusya işbirliğinin, hazırlanan senaryo gereği Somali ile Etiyopya biri birini yemeye başlar parsayı Amerika ve Rusya toplar.
Aslında bölgede olup bitenler ABD ve Rusya’nın yeni bir gizli pazarlığının ürünündür. Dergimizin daha önceki sayılarında bu gizli pazarlıklara sık sık dikkat çekmiş konunun müdellel izahatını yapmıştık.” ( Mücadele Dergisi 11 Ekim 1977 )
Ne değişti?
Kocaman bir hiç… O gün ne ise bugün daha fazlası ile oyuna devam. İşte bugünkü, açlığın sebebi ta o zamanlara dayanır. Aynı güçler açlık bahanesiyle oraları boşaltıp kendilerine yer edinmek isterler. Entrika, alavere dalavereler, uyutturma ve unutturma seansları hep devam eder gider ta ki açlık kapıyı çalana kadar…
Bu iki ahtapottan hiçbiri, hiçbir zaman kimsenin gerçek dostu olmazlar. Yukarıdaki şekilde görüldüğü gibi dostla düşmanı değiş tokuş da edebilirler bunlar. Keşke bizimkiler de biraz uyansa… Ah bi uyansa...
Konuyu kendi ürünümüz bir dörtlükle kapatalım da hiç olmazsa acımız dinsin sözümüz bitsin.
Ölüm sırası bekliyor yerde kıvranarak esmer bedenli yavru, ölüm!
O benin canım ciğerim, mis kokulu siyah yapraklı cennet gülüm.
Biliyorum, emperyalistlerin sömürü oyununun sonucudur bu afet.
Yardımlarımız biraz gecikti Somalili kara melek ne olur bizi affet.