Geçtiğimiz hafta yüzlerce Müslüman’ın camide namaz kılarken öldürülmesine anlam veremediğimi söylemiştim. Onlar sadece sufî Müslümanlar oldukları için öldürüldüler. Bu eylemin “İslâm Devleti” tarafından gerçekleştirildiği zannediliyor ve eylemi yapanların “İslâm Devleti”nin bayrağını taşıdığı iddia ediliyor. Tekrar belirtiyorum ki İslâm adına böyle bir saldırının gerçekleştirilebilme ihtimaline inanmıyorum; fakat arkasında ne var onu da bilmiyorum. Gerçek “İslâm Devleti” mensupları böyle aptal insanlar değillerdir. Şöyle de bir şey var, Irak’ta sufî Müslümanlar “İslâm Devleti”nin müttefikleridir. Esasında “İslâm Devleti”nin kurucuları sufîdir; fakat daha sonra Suudîler müdahil olmuş, ardından ABD ve diğerlerinin müdahaleleri gelmiştir. Başlarda Irak’ın özgürlüğü için mücadele ediyorlardı.
Suudlar kuzeylerine müdahale ederken, güney sınırlarında ise Zeydîlerden oluşan Husîlere karşı müdahalede bulundular. Yemen’in kuzeyini işgal ettiler. Husîler, Suudîler ile kıyaslandığında kötü insanlar değillerdir. 1930’larda Suudların bütün yarımadayı kontrol etmek için gerçekleştirdikleri işgale karşı da direnmişlerdi. Tarihî olarak Yemen vatanseverleridirler; maalesef işgal Suud’un maddî gücü sebebiyle sürdürülebilmiştir. Hülasa, Husîler, Suudîlerden daha tehlikeli değildir. Bugün ise tüm gücüne rağmen Suudî Arabistan, Yemen’de kaybetmektedir. Hem de Birleşik Arap Emirlikleri gibi bazı bölge devletlerinin ve emperyalistlerin desteğine rağmen kaybetmektedir. Bu süreçte eski cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih’in ikili oynaması ise bir utanç sebebidir. Zaten kendisi Suudî Arabistan desteğiyle cumhurbaşkanı olan bir haindir. Yemen’de uzun süredir çok kirli oyunlar oynandı ve hâlâ da oynanıyor ve bu sebeple her gün masum insanlar ölüyor. Bölgedeki ülkeler ABD’nin provoke etmesi sebebiyle sürekli birbiriyle mücadeleye girişiyor. Aynı zamanda İsrail’in de buradaki rolünü unutmamamız gerekiyor.

Tabiî biliyorsunuz Amerika ve İsrail harika demokratik rejimler, ABD’nin başında ise muhteşem başkan Donald Trump var. Trump, birkaç gün önce yine İsrail Büyükelçiliği’nin Kudüs’e taşınmasına ilişkin bir açıklama yaptı. ABD, Siyonist bir bakışla Filistin meselesini göz ardı ederek oyun kurucu pozisyonunu koruyamaz. Eğer ABD böyle bir iddiaya sahipse barışı tesis etmek zorundadır. Bu barışı ise ancak hainler üzerinden tesis edebilir; bu tartışılmaz bir gerçektir. Şu anda açık bir savaş yaşanıyor, bugüne kadar olanlardan daha uzun sürecek ve daha zor geçecek bir savaş; fakat bu savaşı kazanacağız! Müslümanlar, Hıristiyanlar ve Yahudiler dahî özgür Filistin’de birlikte yaşayacaklar. Özgür Filistin’de bu toprakların gerçek sahipleri, tüm yerli halklar ve ayrıca yerlilerle yaşamayı kabul eden tüm göçmenler birlikte yaşayacaklar. Herkes biliyor ki İsrail geçici ve eğreti bir devlettir. Malûm Filistin ve İsrail, tarihî büyük Suriye’nin tabiî topraklarıdır.

Bugün Suriye’de DAİŞ olarak bilenen “İslâm Devleti”ne hemen hemen tüm dünya devletleri saldırmakta. Bu konsorsiyumun başını ABD çekiyor, çünkü onların yarın ne yapabileceğini kestiremiyorlar. Orada bir direniş gösteriliyor. Fakat tüm müdahalelere rağmen Kanada’dan Arjantin’e, Venezüella’dan Çin’e kadar dünyanın her yerine yayılmış durumdalar. Ben bir Komünist’im, daha sonra Müslüman oldum; çünkü biliyorum ki, İslâm tüm insanlara eşit davranmayı ve Müslüman olmayanlar da dâhil olmak üzere herkese saygı duymayı gerektirir. Bu bakımdan Komünizm’in savunduğu bazı şeylerin aslı da İslâm’dadır.

Her neyse, çok uzun zamandır bir savaş yaşandığını söyledik, şimdi ise bu savaşın sonuna doğru geliyoruz ve buna çok iyi hazırlanmamız gerekiyor. Umuyorum ki; Irak’taki Baaslı kardeşlerimiz geri dönecek, Şii rejimle uzlaşacak ve emperyalistlere karşı verilecek bu savaşta İran ile aynı safta buluşacaktır. Şiilerin yaptıklarını tasvip etmiyor olabilirim, hatta onları sevmiyorum da; ama İran’ın tüm dünyadaki bağımsız birkaç devletten biri olduğunu söyleyebilirim. Herkes İran ile savaştı, İran’a saldırdı, bu saldırılar güçlenerek devam etti ve ediyor. İnançlarına rağmen saygı göstermeliyiz ki, tüm Müslüman devletler kendi içinden çıkan ajanlarla ve hainlerle cebelleşirken İran ajanların ve hainlerin türemesinin önüne geçti. Türkiye de millî bir hükümet tarafından yönetiliyor olmasına rağmen bu ajanlarla ve hainlerle uğraşıyor. Cumhurbaşkanı gönüldaş Erdoğan’a müthiş saygı duyuyor ve ideolojik farklılıklara rağmen onu seviyorum; fakat o hâlâ işgalci İsrail ve emperyalistlere karşı bağımsızlığı ülkesine kazandıramadı. Buna rağmen ben inanıyorum ki, Erdoğan’ın ve Türklerin çabası ile devlet tam bağımsızlığına eninde sonunda kavuşturulacak. Herkesin Türk hükümetine ve Türk milletine saygı duyması gerektiğini düşünüyorum. İslâm dünyasının işgalden kurtulmasının yolu Türkiye’nin tam bağımsızlığa kavuşmasından geçiyor. Bu süreçte Türkiye, Rusya ile dayanışma içinde olacaktır.



Yaşanan her şeye rağmen karamsar düşünmemeliyiz. İyi şeyler olmasını sağlayabilecek insanlar var. Başta Türkler olmak üzere, emperyalistler tarafından toprakları işgale uğrayan tüm halklar bağımsızlık için mücadele edecektir. Cumhurbaşkanı Erdoğan, asla emperyalistler tarafından yönlendirilebilecek birisi değil, o bağımsız bir şahıs, onu savunmamız için yeterince iyi şeyler yaptı ve elinden geleni yapıyor. Hükümet içerisinde hâlâ Gülenistler var. Türkiye’de Müslüman olduğunu söyleyip, emperyalistlere yardım edenler olduğu gibi, vatansever olduğunu söyleyip emperyalistlerin yanında olanlar da fazlasıyla var. Bu çelişkili bir durum ve bu insanlar M. Kemal’e de ihanet ediyorlar.

Umarım Erdoğan bir suikasta uğramaz. Türkiye’yi bir an evvel NATO’dan kurtararak bağımsızlığına kavuşturur. Çünkü Türkler, en az Alman veya Fransız milletleri kadar bağımsızlığı hak eden bir millet. Türkiye bağımsızlığına kavuştuğu takdirde, dünya siyasetinde yaşananlara büyük etki edecek ve Müslümanların koruyucusu olacaktır!
 
Allahu Ekber!
02.12.2017


Baran Dergisi 569. Sayı