1914’te Yemeğe Davet Edilen “Türk Subayı” Kimdi?


Fatih Turplu

Fatih Turplu

25 Aralık 2018, 16:14

Seyyah, gazeteci, casus ve daha başka meslek ve meşgaleleri başarı ile sürdürmüş, Hitler, İbn-i Suud, Kral Faysal, Mussolini, Stalin başta olmak birçok devlet liderleri ile bizzat görüşmüş olan Rosita Forbes (1) 1921’de “İngiliz Harbiye Nezareti İşgal İstihbarat Şubesi Şefi” Albay Arthur Thomas McGrath ile evlenmişti.  Kâh İngiliz gazetesi Daily Telegraph için çalıştı, kâh Atlas Dağları’ndaki Eşkıya reisi El-Raysuni’nin hayat hikâyesini kitaplaştırmak için kimsenin göze alamayacağı tehlikeler içine hiç çekinmeden gitti... “Forbes” soy ismi, 17 yaşında evlendiği ilk kocası İngiliz Albay Ronald Foster Forbes’ten kalmaydı... Çin, Hindistan, Avusturalya; Fas, Kahire, Şam, Beyrut; Libya Çölü’nü geçip Kufra Vadisi’ne kadar gitmişti ikinci evliliğini yaptığında... Gittiği yerlerde görüştükleri o şehirlerin “ileri gelenleri” idi; elbette, dolaştığı tüm bu şehirlerde kendisinden İngiliz Casusu Rosita Forbes olarak değil “Arapçasını ilerletmeye çalışan Hatice isimli bir Çerkes kadın” olarak bahsediyordu... Birinci ve İkinci Dünya Harblerine fiilen katılmış olan Rosita Forbes “1924-25 yılları arasında İngiltere Harbiye Nezareti’nde istihbaratçılara hocalık” da yapmıştır...

İşte bu, becerikli, “fettan” diyebileceğimiz casus kadının “Appointment With Destiny-Kaderle Randevu” isimli bir kitabı var ve o kitabta bir yemek davetinden ve orada bulunanlardan bahsediyor.

1914’ün başlarında takriben 22 yaşlarında olan Rosita’yı Balkanlardaki evine bir not ile yemek için davet eden Aubrey Herbert’ti... Rosita Forbes bu yemek davetini şöyle anlatıyor:

“O gün Aubrey Herbert’ten gelen çılgınca bir mektubu bana hatırlattılar… ‘Sita!’ (Rosita’nın kısaltılmışı) diyordu mektup, ‘yarın öğlen yemeğini bizimle yemelisin. Gelen bir ‘mistake’ (mistake: İngilizce “yanlış” demek) var ve onu sadece sen konuşturabilirsin.’ Yazı her zaman olduğu gibi okunaksızdı; fakat davet karşı konulmazdı. O zamanlar 22’den fazla olduğumu düşünmüyorum. Yemek çok lezzetliydi. Mary Herbert mükemmel bir ev sahibesiydi. Lord Allenby ile yeni tayin edilen ataşe ....... .....’in arasına oturdum; fakat yemeğin doğru düzgün tadını çıkartamıyordum, çünkü hep ‘mistake’i arıyordum. Ev sahibimizin Küçük Asya’da bir sınır ve bir yığın toplantı ile mikado çöpleri oynamasına yardım eden Fransız olabilir miydi? Veya Filistin’den henüz dönen yakışıklı idareci miydi? Komplocu bir şekilde Aubrey’e müracaat ettim. ‘Hangisi yanlış (mistake)’ diye sordum ‘ve benden ne yapmamı istiyorsun?’ Şaşırmış duruyordu. İzah ettim. ‘Oh tatlım!’ diye güldü. ‘Sana nice (hoş) Türk’ geliyor diye yazdım!” (2)

Aubrey Herbert, Rosita Forbes’e yolladığı notta, “hoş bir Türk”ün geleceğini söylemiş, fakat miyop olmasından olacak yazısının bozukluğu sebebiyle böylesi bir anlaşmazlık, daha doğrusu şaşkınlığa, Rosita’yı meraka sevk eden ufak bir hatıraya sebeb olmuş. Belki de sonradan kendileri için bahse değmeyecek bu yemek, Rosita’nın kitabında işte bu teferruatı ile birlikte anlatılıyor. Evet, belki Rosita Forbes için “teferruat” olan, nottaki yanlış bir kelime Herbert ile ikisi için o güne dâir hoş bir ensantaneye yol açmış olabilir. Bizim için ise bu hatıranın teferruatları daha başka...

Yemekte hazır bulunan ve Rosita’nın ikisi arasında oturduğu iki askerden birisi olan Lord Allenby, aynı tarihten sadece 3 sene sonra İngilizlerin Filistin’i işgal eden ordularının komutanı, Britanyalı mareşal, I. Dünya Savaşı’nda Filistin ve Suriye’deki Britanya harekâtını yöneten Edmund Henry Hynman Allenby idi...

Bu araya şu notu da düşelim:

Kahire’deki İngiliz Büyükelçiliği’nde görev yapmış ve Türkiye’de beş sene dokümanlar toplayarak, birçoğu şahsî görüşmelerden, bu notlardan yola çıkılarak yazdığı bir kitabı da bulunan İngiliz yazar ve diplomat Lord Kinross, “bir Türk subayının Bulgar General Ratcho Petrov’un kızına abayı yaktığını, hep beraber bir akşam General Petrov’un evinde otururlarken bu Türk subayının içkiyi fazla kaçırdığını ve General’in karısına Türkiye için Anadolu’da bir hükümet merkezi gerektiğini söylediğini, yanındaki diğer Türk subayının ise işi şakaya vurarak mevzuyu değiştirdiğini anlatır.(3)

Biraz evvel bahsettiğimiz yemeğin ev sahipliğini yapan Aubrey Herbert, İngiltere’nin köklü ailelerinden birine mensuptu ve dedeleri, İngiltere farmasonlarının üstâd-ı âzâmlığını yapmış Pembroke Kontlarındandı. Dedelerinden IV. Pembroke Kontu Philip, meşhur İngiliz devrimcisi Cromwell’in dostlarındandı. İtalya’nın meşhur ihtilalci masonları Mazzini ve Garibaldi’nin Aubrey’in dedesi için çalıştığı söyleniyordu. Aubrey’in babası, İngiltere’nin koloniler nazırlığını yapmış bir devlet adamı ve İngiltere Birleşik Büyük Mason Locası’nın üstâd-ı âzâm vekili; Lord Rothschild’in dostlarından. Ağabeyi George ise İngiltere Bankası’nın müdürü Alfred de Rothschild’in damadı ve Mısır Firavunu Tutankhamun’un mezarını keşfeden kişi... Sizin anlayacağınız böylesi bir adamla karşılaşmak, evine yemek yemeğe gitmek tesadüf silsilelerinin sizi sürükleyeceği bir talihten daha öte vesilelere muhtaç... Meşhur İngiliz casus Lawrence’in Kahire’den yazdığı (12 Şubat 1915) bir mektupta bakın Aubrey nasıl tarif ediliyor:

“Sonra Aubrey Herbert var, şaka gibi; fakat çok iyi biri. Okuyamayacak ve birini fark edemeyecek kadar miyop. Türkçeyi iyi konuşuyor, ayrıca Arnavutça, Fransızca, İtalyanca, Arapça ve Almanca biliyor… Bir zamanlar Balkan Birliği’nin, İttihad ve Terakki Komitesi’nin ve Arnavut İhtilal Komitesi’nin reisiydi.” (4)

İsmi pek bilinmese ve bizim anlı, şanlı ve gözümüzün önünde gördüğümüz vaziyetler ne olursa olsun illâ belgeli tarihçilerimiz kendisinden pek bahsetmese de, Aubrey İngiliz Parlamentosunda milletvekilliği de yapmış, Arnavutluğu Osmanlı’dan koparan, kendisine iki defa Arnavutluğu yönetmesi teklif edildiği hâlde kabul etmeyen birisiydi... İşte bu adam Çanakkale Harbi sırasında ortaya çıkıyor ve Yeni Zelanda (Anzak) Tümeni’nde tercüman ve istihbarat subayı olarak gözüküyordu. Dahası, o harbdeki Müttefik Ordusu’nun İngiliz Kumandanı Ian Hamilton, Osmanlı Ordusu’nun Çanakkale’deki Türk komutanı ile bir görüşme için tesadüf bu ya onu seçiyordu...

Aubrey Herbert 29 Temmuz 1917’de İngiltere Dışişleri Bakanlığı için kaleme aldığı bir raporda bakın ne diyor:

 “Müttefikler kendi şartlarını dikta ettirebildiler ve Osmanlı İmparatorluğu’nun büyük bir kısmını bölebildiler diyelim, netice ne olacak? Bana öyle geliyor ki, Balkan kavgalarını daha Doğuya taşıyacağız, müdafaa etmemiz gereken devasa toprak hududumuz olacak ve muazzam bir militarizm sistemine kendimizi feda edeceğiz… Bavulu biz aldıktan sonra Türklerin etiketi alması çok da mühim değil. Mısır’da tüm güç Lord Kitchener’in elinde iken sekreteri fes giyiyordu. Mezopotamya ve Filistin bir fese değer!” (5)...

Öncesi ve sonrası ile daha başka birçok mevzu ve böylesi tuhaf üstü tuhaf tesadüflerle dolu hâdiseler silsilesi var; hepsine nazaran ancak “bir kuplesi” diyebileceğim şu dizayn, bana, Sultan II. Abdülhamid Han Hazretleri’nin hal’i sırasında devletten el çektirilmesine değil de, bunu dikte edenlerin içinde bir Yahudi’nin bulunmasından kahrolduğu vaziyeti hatırlattı. İşte o vaziyete sebeb olan ve Aubrey Herbert ile aynı Mason Locası ve İttihat Terakki etrafında aynı gayeleri güden o şahıs, yani Emanuel Karasu’nun İttihat ve Terakki’nin müşavirliğini yapan kuzeni Maitre Salem ve bir İngiliz’e Büyükada’da dolaşırken söylediği “Siz hiç hamur yoğuran bir fırıncı gördünüz mü? Bizi ve Türkiye’yi düşündüğünüzde fırıncı ile hamuru gözünüzün önüne getirin. Biz fırıncıyız, Türkiye de hamur. Fırıncı hamuru evirir çevirir, hızla çarpar ve tokatlar, yumruğu ile döver... Ta ki pişirme kıvamına gelene kadar. Bizim yaptığımız da budur. 1908’de bir ihtilâl yaptık, sonra 1909’da bir karşı ihtilâl, sonra başka bir tane ve hamur kıvama gelene kadar muhtemelen yapmaya devam edeceğiz. Sonra onu pişireceğiz ve onunla besleneceğiz” (6) iddiası, gelişigüzel kurulmuş bir cümleden çok, gelişi ve gidişi hesap edilmiş bir planın tarifiymiş...

Tüm bu anlattıklarımıza nazaran söylersek, “belge manyağı” tarihçilerimizden ricamız, bahis mevzuu senelerde, bahis mevzuu yerlerde bulunan “Türk Subayı”nın kimliğini açıklamalarıdır.

Yahut da şöyle diyelim:

Siz susun, hakiki tarih bir gün konuşacak ve sahte kahramanlar ile hakikilerini elbet tefrik edecektir!
 
Dipnotlar:
1) Kısa bir biyografisi için bakınız: https://mehmethasanbulut.com/2015/11/26/bir-ingiliz-seyyah-rosita-forbes/
2) Rosita Forbes, Appointment with destiny, E.P. Dutton & Co., New York 1946, sayfa 192, 193.
3) Lord Kinross, Atatürk: Bir Milletin Yeniden Doğuşu, cild 1, Sander Kitabevi, Istanbul 1969, sayfa 118.
4) Jeremy Wilson, T. E. Lawrence Studies, No: HL 301-2.
5) Aubrey Herbert, The Possibility of A Separate Peace With Turkey, 29.07.1917, The National Archives, Kew, Ingiltere, Katalog Referans: CAB/24/21, Imaj Referans: 75.
6) http://www.yenisoz.com.tr/turkiye-kivama-girene-kadar-darbe-yapmaya-devam-edecegiz-makale-15761


Baran Dergisi 623. Sayı

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.