“Abdülhakîm Koltuğu” Sembolü Çevresinde (3)


Osman Temiz

Osman Temiz

19 Temmuz 2019, 14:58

“Bâtının zâhire çıktığı bir zaman diliminde yaşıyoruz” hakikati çerçevesinde söylersek, kendi bâtınî yönüne işaret eden olarak, diğer bir ifadeyle de “İstikbâl İslâmındır” mutlak müjdesine perçinli bir şekilde takdim edilen olarak, Üstad’ının Efendisini takdim eden “Yevmiye: Koltukta Oturanın Tasarrufu” ve zâhirî yönüne işaret eden olarak da, Üstad’ını takdim eden “Kırmızı Koltuk” başlıklı bölümlerinden hemen sonra, “Abdülhakîm Koltuğu” başlığı altında bizzat kendi hakikatini takdim eden İBDA Mimarı, kendi şahsında tecelli eden hakikatin toplu ifadesi hâlinde, sadece “Berzah” keyfiyetine işaret etmekle kalmıyor, aynı zamanda, topyekûn varlığın hakikatini şahsında terennüm ettiren bir misyonun da sahibi olduğunu bütün dünyaya ilan ediyor, müjdeliyor. Söz konusu olan bu müjdenin rüyâda gelen bir mânâ ile doğrudan alakalı olduğu adı geçen başlık altında kayıtlıdır.(1) “Rüyâ, nübüvvetin kırk altıda biridir”, mutlak ölçüsü dikkate alındığında, sözkonusu rüyanın ne kadar mühim bir rüyâ olduğu izahtan varestedir.    

Büyük Doğu Mimarı Üstad Necip Fazıl, Esseyyid Abdülhakîm Arvasî Hazretleri’ni “Hacegan silsilesinin 33 Başbuğu’nun son halkası” olarak ilan eder, müjdeler. Büyük Şahid İBDA Mimarı Mütefekkir Kumandan Salih Mirzabeyoğlu ise, bir ahir zaman hadîsi üzerinden, “Mehdi’yi hamil 10 Süvari’nin son halkası” sözleriyle bu müjdenin mahiyetini müjdeler.(2)İBDA Mimarı’nın niçin “sona, en sona geldik” sözünü söylemek ihtiyacı duyduğunu bu çerçevede değerlendirmek gerekiyor. “Ölüm Odası”ndan:

“Rumen dilinde, MİTA-Kedi: 451: MİT’A-Bir şeyin son bulduğu yerin sonu. Geniş yol. Yolların birleştiği yer. “Berzah”…(3)

Bilindiği üzere, İBDA Mimarı’nın Baran Dergisi’nde tefrika edilen “Ölüm Odası” isimli eserinin son nüshası, “Konuşan Kedi” olarak mühürlenmiştir. Mühürlenmiş olan son nüshadan:

“Üstadım: “Ben, Efendi Hazretleri’nin kapısının önünden geçen bildiğiniz kedinin bile bir pay aldığına inanırım!”(4)

Yukarıdaki sözün derinliğine ve genişliğine doğru tahlilini yapmak bize düşmez. Nitekim İBDA Mimarı bu ve benzeri sözlerin sadece yerini, değerini ve izahını yapmakla kalmamış, derinliğine ve genişliğine doğru tahlilini de yeri geldikçe yapmış ve hakikate bakan yönüyle de, meydan yerinde görünmesini sağlamıştır. Bize düşen, umumun faydasına sunulan nimet veya hikmetlerden nasibimizce faydalanmaktır. Bu şuurla, “kedinin bile bir pay aldığına inanırım!” sözü üzerinden söylemek istediklerimize geçebiliriz.

Başın başında şu: “Ölüm Odası”nın son nüshası olan “Konuşan kedi”nin mahiyeti hakkında ne / neler söylenebilir? “Konuşan kedi”nin mahiyeti hakkında sağlam bir bilginin ortaya çıkması durumunda, “Kedi sevgisi imândandır” hadîsinin zamanımızdaki görünümüne de şahidlik etmek mümkün olacaktır. “Beklenen kahraman”ın “hadîslerin ihya edicisi” olacağı müjdesi, bu mevzuun ne kadar mühim olduğunu ayrıca göstermektedir. Şu mânâda:

“Ölüm Odası”ndan: “Arnavutça, MACE-KEDİ: 49: MEHD-Yeryüzü. Dünya. Kâinat”(5).

Yukarıdaki terkibi hükümden anlaşılan o dur ki, bir mecaz veya metafor olarak kedi, mehdî kelimesiyle de ebced tevafuku üzerinden örtüşen bir mânâdadır. Tedaisi, Üstad Necip Fazıl’ın Çile isimli şiirinde geçen, “Bütün bir kâinat muşamba dekor” mısraı! Bu mevzuya aşağıda yeri geldikçe değinilecektir. 

İBDA Mimarı’nın “Ölüm Odası” isimli eserinden biliyoruz ki, çoğulu senânir olan sener kelimesi “kedi”, “ulu kişi”, “boğaz kemiği” ve “kuyruk sokumu” mânâsınadır. Yine İBDA Mimarı’nın “Furkan -Lûgat-ı Salihûn” isimli eserinden biliyoruz ki, ebced değeri 310 olan sener kelimesi “sevgili, mahbube” ve “ güzel, dilber” mânâsının yanında, “şahidlik yapan”, “bilen, tanıyan”, “senet yerine geçecek kadar makul ve muteber sayılan”, “gören”, “melaike-i kiram” ve “hazır” mânâsına “Şahid”, “erkeği temsilen kullanılan umumi isimlerden biri” mânâsına “Amr” kelimelerinin yanı sıra, “Ömer” ve “Dekor” kelimeleriyle de ebced tevafuku üzerinden örtüşen bir mânâdadır.(6) “Şahid”in “şehid” (Büyük Şahid!), “amr”ın “dölleyen”, dolayısıyla da “emr âlemi” mânâsına “ruh” ve “ruhî bir keyfiyet olan akıl”, “ömer”in “adalet” (Şeriat, dolayısıyla da “İslâmâ Muhata Anlayış”!), “dekor”un ise, Üstad Necip Fazıl’ın “Çile” isimli şiirinde geçen “Bütün bir kâinat muşamba dekor” mısraı üzerinden, “Muşamma’: Muşamba… Ebcedi de, “Salih Mirzabeyoğlu”na denk gelir. Yani “Bütün kâinat Salih Mirzabeyoğlu dekor”(7)tedailerine yol verdiğini söyleyelim. Diğer taraftan, sener kelimesi “sen-er” şeklinde bir operasyona tabi tutulduğunda, “sen ersin, yiğit ve güçlüsün” mânâsını veren bir nokta üzerinden kahraman, dolayısıyla da kumandan mânâsını veren bir noktaya doğru bir yol alınır ki bu, İBDA külliyatına aşına olanlar tarafından, İBDA Mimarı’nın en beğendiği lakablarından biri olan Kumandan tabirini davet eder. Ki; İBDA külliyatında Kumandan tabiri, “Beklenen kahraman” ile de örtüşen bir mânâda kullanılmaktadır. Bunun biricik sebebi, zâhir ve bâtından tam hissedar olmanın tabii bir neticesi olarak, zâhirî ve bâtınî istidat sahiblerine yol gösterici “kılavuz kaptan” rolünde veya istidadında olmasındandır. Kısacası, zâhir ve bâtın ehline yol gösterici olmak gibi bir istidadı kendi şahsında terennüm ettirdiğinden dolayıdır ki haklı olarak Kumandanlık vasfı veya sıfatı, İBDA Mimarı’na çok yakışıyor. Bu vasıf veya sıfat, İslâm Tasavvufu karşısında Batı Tefekkürünü hesaba çeken bir mütefekkir olmasının yanında, Şeriat ve Tasavvuf, diğer bir ifadeyle de zâhir ve bâtın ilimlerini cem eden ledûnnî bir hakikat ilminin de sahibi olduğunu göstermesi bakımından ayrıca güzel! Büyük Doğu Mimarı Üstad Necip Fazıl’ın, “İstikbâl İslâmındır” mutlak müjdesinin sırra taalluk eden veçhesiyle bizzat habercisi olduğu, diğer bir ifadeyle de, Rahman Sûresi’nin 19. Ve 20 âyetlerinin mücize beyanı üzerinden “Kaptan Kusto Müslüman” takdimi ile bunun bizzat teyid edildiği sözkonusudur. 

Evet; “kedi” mânâsı, çoğulu senâir olan sener kelimesi üzerinden “ulu kişi” mânâsı ile örtüşen bir mânâdadır. Tam da bu noktada, bir kedinin kendisine av olarak seçtiği bir fareyi kovalamasını burada mevzu etmenin tam yeri. Avına kavuşan bir kedi üzerinden söylenen meşhur söz: “Temsilcimiz, nihayet kedi olalı bir fare tuttu, yüklü bir iş yakaladı.” Diğer bir söz de şu: “Kedinin fare ile oynadığı gibi oynamak.” Buradaki “oynamak” tabirini “oyun oynamak” şeklinde değil de, “yapmak” mânâsında okumaktan yanayım. Oyunu “oynamak”, oynamayı “yapmak”, yapmayı ise “yapabilmek için bilmek lazım” modunda anlamak lazım geldiğini de hatırlatarak, “kedinin fare üzerinden yaptığını yapabilmek”, İBDA Mimarı’nın ortaya koyduğu çabanın mahiyetini azıcık da olsa anlayabilmek için gerekli. Peki; kedinin kedi olalı bir fare yakalamasını nasıl okumalı?

Bilgisayar dilinde mouse (İng.) olarak da bilinen Türkçe karşılığı olan fare(8) kelimesi ile yine İngilizce “far”(9) kelimesinin zihinde uyandırdığı irtibatlar oldukça ilginç. İngilizce lûgatta “uzak”, “öbür” ve “öteki” mânâsında olan far, “ışık veren” mânâsından mütevellid, “ışık, ziya ve nur” mânâlarını davet eden bir noktadadır. Bu tedaiden ilhamla, fareyi kovalayan kedinin “ışık, ziya ve nur” kovalayan “ulu kişi” mânâsına ulaşırız ki, kedinin murakabeyi temsil eden bir hayvan olarak görülmesini de yine bu çerçevede değerlendirmek gerekiyor. İbadetiyle değil de sabrıyla sınav edilecek olan Hazret-i Mehdi Aleyhisselâm’a kadar uzanan mânâlar zinciri sözkonusu. İşte tam da bu noktada, İBDA Mimarı’nın Baran Dergisi’nde tefrika edilen “Ölüm Odası B-Yedi” isimli kitabının son nüshasının hikmetine kapı aralamak mümkün hâle gelmektedir. Kanaatimce İBDA Mimarı’nın son yazısının başlığının “Konuşan Kedi” olması derin, çok derin mânâlar ihtiva etmektedir. Son nüshadaki başlık üzerinden bir değerlendirme yapmak icab ettiğinde, keramete taalluk eden bir hadise ile karşı karşıya olduğumuzu düşünmek için yeteri kadar sebeb var. Evet, İBDA Mimarı tam konuşmaya başlamıştı ki, dünyasını değiştirdi, yani hak vaki oldu. Ölümün “doğum” mânâsı üzerinden gidildiğinde, konuşmaya “Berzah”tan başlayacağına dair bir işaret olarak da kabul edilebilir bu yeni durum! Üstadı’nın kelimeleriyle, “Biz sussak, mezarımız konuşacak!”(10)sözünün hem ispatçısı ve hem de sadıkı olduğunu gösteren olağanüstü bir durumla karşı karşıyayız kanaatimce. “Ben Kimim?” diye sormak “Ölüm nedir?” diye sormakla bir ve aynıdır” sözünün mânâsını sezer gibi oluyoruz. Burada sener kelimesinin mânâları arasında yer alan “kuyruk sokumu” mânâsına da kısaca değinmekte fayda vardır. Bilindiği üzere, insan omurgasındaki 33 kemikten biri olan kuyruk sokumu kemiği, (us’us veya acb-üz-zeneb), embriyo aşamasında omurganın başlangıç noktasına (İBDA!) işaret etmekle birlikte, hadîs ile de sabit olduğu üzere, toprakta çürümeyen yegâne kemiktir. Bu kemik, mahşerde yeniden dirilişin de mihenk taşı olarak bilinmektedir. Bu mevzuda daha evvel Baran Dergisi’nde bir yazı dizisi yayımlandığını hatırlatmak isteriz. 

Kuyruk sokumu kemiği, (us’us veya acb-üz-zeneb, “berzah” keyfiyetini haiz bir noktadadır. Çünkü; dünya ve ahiret hayatının başlangıcı, kuyruk sokumu kemiği üzerinden gerçekleştirilmektedir. Meselâ “doğum” sürecinde, topyekûn varlığın özü ve hülasası olarak beliren insan vücudunun zahir olmasında başlangıç noktası olarak anlam kazanan kuyruk sokumu kemiği, “ölüm” sürecinde de, meselâ öldükten sonra tekrar dirilme hadisesinde olduğu gibi, ahiret hayatı da yine kuyruk sokumu kemiği üzerinden gerçekleştirilecektir. Gelişte veya inişte yokluğun başlangıcı, dönüşte veya çıkışta ise varlığın başlangıcı olarak anlam kazanan kuyruk sokumu kemiği, omurganın aşağıdan yukarıya doğru birinci, yukarıdan aşağı doğru ise otuz üçüncü kemiği olarak mühürlenmiştir. İBDA Mimarı’nın “Ölüm Odası”ndaki “Abdülhakîm Koltuğu” başlığı altında yer verdiği şu ebced tevafukları ziyade anlamlı olmaktadır:

“Kun: Ard, arka. Son: 46.
“Kun: (Kürtçe): Delik: 76.
“Mehdî Salih Mirzabeyoğlu: 1075= 76.
“Siyah: 76.
“Saye: Gölge: 76.
“Bid’: Yeni. İlim, şecaat ve şerafette kâmil ve yegâne: 76”(11)
“Kay-Kedi: 180: Nesis-Aşırı derecedeki açlık. İnsanın son takati. Son nefes…”(12)

Fareya da İngilizce bilinen adıyla Mouse,bir bilgisayarda imleci istenen konuma getirmek ve kullanıcı tarafından verilen komutları işletim sistemine veya ilgili programa aktarmak üzerine görev alan bir donanım aygıtıdır. Standart olarak fare üzerinde belirli görevleri yapmak üzere tanımlanmış üç adet (sağ, sol ve tekerlek) tuş bulunmaktadır.(13)

Yukarıda geçen “fare üzerinde belirli görevleri yapmak üzere tanımlanmış üç adet (sağ, sol ve tekerlek) tuş bulunmaktadır” cümlesine özellikle dikkat çekmek isterim. Fare üzerindeki sağ, sol ve yuvarlak tuşlarının bizdeki tedaisi, ruh, beden ve küllî ruh bütünlüğüne suret teşkil eden “Üç Işık” mânâsının bir yansıması olarak, “Her nakışta o mânâ!” hakikatinin “Abdülhakîm Koltuğu” üzerinden zaman ve mekandaki görünüşüne dairdir. Tedainin tedaisi, Üstad Necip Fazıl’ın “Saat” isimli şiirindeki ilk kıta: “Bakma saatine ikide birde!/ Halin neyse saat onun saati./ Saat tutamaz ki, ölü kabirde; / Zamana eşyada gör itaati! / Bir kıvrım, bir helezon,/ Her noktası baş ve son...”

Evet; “Zamana eşyada gör itaati!”…“Ölüm Odası”ndan: “Abdülhakîm Koltuğu: 722: Teşebbük-Ağ şeklini alma. Parmaklarını birbirine geçirmek. Şebekeleşme; hüviyet cüzdanı…”

“Kedi Sureti: 740: Mütefekkir… Sureti: 706: Fikir Kahramanı… Süryanice, Malolo Şnoro-Konuşan Kedi: 1674= 675: Salih İzzet Erdiş…”(14) 

Not: “Kedi sureti”, çizgi dili üzerinden 62 rakamıyla da sûret bulur veya zâhir olur… İBDA Mimarı’nın Furkan isimli eserinden 62 terkibinden seçmeler:

“Mehdî: 62.
“Beyin: 62.
“Mütefekkir Mirzabeyoğlu: 740+ 322: 1062.
“Beyn: Arası, arasında, aralık. İki şeyin arası. İkisinin ortası. Ayrılık. Burnu ve ayakları uzun karga: 62.”

Evet; “mehdî”, “beyin”, “beyn”, “Mütefekkir Mirzabeyoğlu” ve “kedi”, ebced tevafukları üzerinden bir ve aynı hizada görünmektedir… Beyn kelimesinin mânâları bize daha evvel Baran Dergisi’nde yayımlanan “Epifiz Bezi” ile ilgili yazı dizisini hatırlattı. Sözkonusu yazının ana fikri, Descartes’ın, “ruh ve beden bir noktada buluşur, o da epifiz bezinde” sözü üzerinden kurgulanmıştı. Bilindiği üzere epifiz bezi, beynin iki yarıküresinin tam orta noktasında yer alan bir iç salgı bezidir. Sağ ve sol yarıkürelerin tam orta noktasında yer alan epifiz bezi, tıpkı fare-mouse üzerindeki tekerlek (tedaisi, halka, delik, yuvarlak, nokta, ruh, ben!) esprisinde olduğu gibi, ruh ve beden üzerinden külli ruhu temsil ediyor gibidir. Sağ ve sol yarıkürelerin ruh ve beden olarak okunması durumunda, beyn kelimesi üzerinden yeni bir anlam kazanan epifiz bezi, küllî ruhun temsilcisi veya tecelligâhı olarak da okunabilir gözükmektedir. Burada kalb ve beynin suret ve mânâ çerçevesinde bir ve ayniliği üzerinde düşünmek gerekiyor. “Kafası ve gönlü bir olmak” denilen durum. Bu çerçeveden bakıldığında, sözkonusu kozalaksı yapının yuvarlak, halka, nokta, delik vs. kavramları üzerinden “Abdülhakîm Koltuğu” ile olan ilişkisi daha da net anlaşılır.

“Veli sözü: “Ben rabıtayı, bir kediden öğrendim. Avının çıkacağı deliği, hiç kıpırdamadan şu kadar vakit, sabırla gözlüyordu!”… Sabırla tecellisi gözlenen…”(15)

“Rabıtayı bir kediden öğrenmek” ve “avının çıkacağı deliği, hiç kıpırdamadan şu kadar vakit, sabırla gözlüyor olmak” ve hadd-ı zâtında, “sabırla tecellisi gözlenen olmak”…

“Bir kediden öğrenilen rabıta” ve “delikten çıkacak olan av” veya “avın delikten çıkacak olması” durumu!.. Tedaisi, “Abdülhakîm Koltuğu”ndaki delik ve sözkonusu deliğin İBDA Mimarı tarafından doldurulması ve yine sözkonusu olan deliğin tam doluluğu hâlinde, İBDA Mimarı’nın şahsında tecelli eden mânâya suret teşkil ediyor olması!.. 

“Ölüm Odası”ndan: “SEMM-Delik. Derinlik. “Abdülhakîm Koltuğu’nun ortasındaki yuvarlak delik hatırda”: 100: KELM-Söz. Kelime. “Küllî ruh’un isimlerinden biri, Kelme-i Ehem: Öne alınmış kelime.”(17)
“Delikten çıkacak olan av” ve “avlamak üzere sabırla bekleyen avcı”, “kedi”? Av ve avcının “bir ve aynı” olması durumu, suret ve mânâ çerçevesinde düşünüldüğünde, “suret mânânın aynıdır”
noktasında düğümlenir ki bu, “Abdülhakîm Koltuğu”ndaki “delik”  ile İBDA Mimarı’nın şahsında tecelli eden hakikatin “bir ve aynı” olduğunu gösterir. Tedaisi, Üstad Necip Fazıl’ın “Sabır” isimli şiirinin son dörtlüğü: “Bir sır ki âşikâre,/ Avcı yenik şikâre./ Yalnız, yalnız sabırda/ Çaresizliğe çare...”

Farsça bir kelime olan şikâr, Osmanlıca-Türkçe lûgatta “av, avlanan hayvan”, “avlama”, “düşmandan ele geçirilen mal” ve “ganimet” mânâsınadır. Yukarıda şiirde geçen av ve avcı mecaz veya metaforu, “Abdülhakîm Koltuğu” sembolü üzerinden bir değerlendirmeye tabi tutulduğunda, çok anlamlı olmaktadır.  Büyük Doğu Mimarı’nın “avcı” olduğu düşünüldüğünde, İBDA Mimarı’nın “av” olarak değerlendirilmesi uygun düşmektedir. Ve; “avcı yenik şikâre” sözündeki derinlik, daha da anlamlı olmaktadır. Tedaisi, Üstad Necip Fazıl’ın 10 Haziran 1979’da“Ortadoğu Gazetesi”nde yayımlanan ve İBDA Mimarı’na “Müjdelerin Müjdesi” başlığı altında ithaf edilen yazının son cümleleri:“Onlar benim ardımdan gelmeyecek, ben onların arkasından koşacağım!”(16)

Yukarıdaki özel durumu şu şekil okumak mümkün gözükmektedir: “Mürşid o dur ki, yetiştirdiği mürid kendisinden daha büyük bir makama ersin.” 

“Sabır” kelimesi, altunu, dolayısıyla da güneşi temsil eder. Güneş ise, tasavvufta Allah’ı sembolize eder. En çok sabredenin kendisi olduğunu haber veriyor Allah Azze ve Celle. Nitekim 99 güzel isimlerinden biri de Es-Sabûr’dur. Bütün sıfatları mutlak ve sonsuz olup, dilediğini hemen icra edebilen Allah’ın,Sabûrismi, insanların anladığı mânâda bir sabır olmaktan münezzehtir. O’nun sabrı,“acele etmemek” mânâsınadır. Kâinatın altı devrede yaratılmasında, bir ağacın yıllar sonra meyve vermesinde, ekilen tohumun aylar sonra yeryüzüne çıkmasında hep bu Sabûrisminin tecellileri okunur.Yaratma hususunda acele etmeyerek bütün icraatını hikmetle yürüten Allah, asi, münkir ve müşrik kullarının cezalarını vermekte de yine acele etmez. Onlara belli bir süre tanır. “Azap etmekte acele etmeyen” ve“Cezayı, bir vakte kadar tehir eden” Allah Azze ve Celle’nin şanı ne yücedir. 

Meşhur söz: “Söz gümüşse, susmak altındır.” İkrar ve direnmenin yanı sıra susmak, sabretmektir. Tedaisi, Üstad Necip Fazıl’ın “Dilsiz ve kelimesiz düşünmek yaradanı” dediği durum. Nakşilikte, gizli zikrin hikmetlerinden biri de bu olsa gerektir! Nitekim çokça sabredenlerden olmak her daim övülmüştür. İBDA Mimarı’nın kendisine yapılanlara karşı olan tavrı, ta ki Cumhuriyetin bir katlanış olduğundan tutunuz da, “Nakşi sırrıdır kavgam!” sırrına kadar gider. Mutlak Ölçü ile sabit olduğu üzere, “Hazret-i Mehdî Aleyhisselâm ibadetiyle değil, sabrıyla imtihan edilecektir.” Sabır, belaya katlanmaktır. Cumhuriyetin kuruluşuyla birlikte, “Cem-i ezdad” üzere olunduğunun en büyük göstergesi, Cumhuriyet’in bir rıza değil, katlanış olduğu gerçeğidir. Üstad Necip Fazıl’ın Ahbes’in mayalandırdığı CHP komitacılığı üzerinden yaşadıkları bir tarafa, sırtında çekilmemiş cezası ile birlikte dünyasını değiştirdiği dikkate alındığında, mevzu daha da netleşir. Esas netlik, İBDA Mimarı’nın telegram karşısındaki durumudur. “Konuşmak gümüş ise susmak altındır” sözü üzerinden bir değerlendirme yapmak icab ettiğinde, “Konuşan Kedi”nin gümüş, dolayısıyla da ay sembolü üzerinden Allah Resûlü ile ilişkisi dikkate alındığında, ahir zamanda “Beklenen kahraman”ın “gölge” keyfiyeti açık olmakla birlikte, gümüş’ün “Mesiha” üzerinden Hazret-i İsa Aleyhisselâm ile olan ilişkisi, çok dikkate değerdir. İBDA Mimarı’nın son yazısının “Konuşan Kedi” olmasının bir hikmeti de, bundan sonraki sürecin, “biz sussak da mezarımız konuşacak” diyen Üstad’ının konuşmaya başlayacağının bir işaretidir. O artık sadece bir “Suskun Kedi”dir. Şu mânâda: “Dilsiz ve kelimesiz düşünmek yaradanı” sözü üzerinden anlam kazanan bir suskunluk! Diğer bir ifadeyle de, “iradesi Allah’ın iradesi olmuş” bir suskunluk! Metris’e bizzat şahidi olunan bir diyalog (meâlen): “Şimdi siz beni burada herkesin çok rahatlıkla yanına gidip gelinen biri olarak görüyorsunuz. Devrim sonrası ben gittim, Üstad geldi! Üstadım, mükemmeliyetçi bir insandı. Ona mükemmel bir çalışma sunarsınız, fakat o şöyle bir bakar geçer. Ardından da sizden daha mükemmelini ister.” O esnada söylenilenin anlaşıldığını göstermek adına veya mânâsına şu sözlerin söylenmesi cesareti gösterildi: “Efendim, öyleyse 100 metreyi koş koşabilirsen 5 saniyede!” Malum, dönemim en hızlı 100 metre koşucusu olan Maurice Greene, (1999), 9.79 ile dünya rekorunu elinde bulunduruyordu.  Sonrasında ise Usain Bolt (Hüseyin Bold), (2008), 9.72 ile dünya rekorunun sahibi oldu.(18) 
 
 

Dipnotlar
1-“Levha: 12 Nisan 1988… Oturma yeri hasır olan, taştan bir koltuk… Oturma yerinde, oturak koyabilecek bir DELİK var… Abdülhakîm Arvasî Hazretlerinin koltuğu böyle imiş… Mermerlerine bakıyorum, “Eskişehir” ve “Bursa” yazıyor… Harun Yüksel ve birinin haber vermesiyle tarikate girmemle alakalı olarak yaptırmışım!” (Salih Mirzabeyoğlu, Ölüm Odası B-Yedi “Giriş”, İBDA Yayınları, İstanbul, 2010, sh. 13). 
2-http://www.barandergisi.net/olum-odasi-b-yedi/olum-odasi-b-yedi-konusan-kedi-h4454.html
3-http://www.barandergisi.net/olum-odasi-b-yedi/olum-odasi-b-yedi-konusan-kedi-h4454.html
4-http://www.barandergisi.net/olum-odasi-b-yedi/olum-odasi-b-yedi-konusan-kedi-h4454.html
5-http://www.barandergisi.net/olum-odasi-b-yedi/olum-odasi-b-yedi-konusan-kedi-h4454.html
6-Salih Mirzabeyoğlu, Furkan “Lûgat-ı Salihûn”, İBDA Yayınları, İstanbul, 2010, sah. 405.
7-http://www.aylikdergisi.com/yazar-_olum_odasi_veya_idris%C3%AE_seyri_sul%C3%BBk___v-100.html
8-Fare ya da İngilizce bilinen adıyla Mouse, bir bilgisayarda imleci istenen konuma getirmek ve kullanıcı tarafından verilen komutları işletim sistemine veya ilgili programa aktarmak üzerine görev alan bir donanım aygıtıdır. Dünyada ilk “fare”, 1964 yılında Douglas Engelbart tarafından icat edilmiştir. Bilişim teknolojileri alanından önemli bir buluş olan farenin icadı ile bilgisayar kullanımı daha kolay hale gelmiştir… Zooloji literatüründe, sıçangillerden, sıçandan ufak, küçük vücutlu, sivri çeneli, uzun bıyıklı, uzun ve çıplak kulaklı, ufak ve kara gözlü, kemirgen bir memeli hayvan olarak da bilinir. 
9-Far, göz kapağına renk vermesi için kullanılan çeşitli renklerde, ışıltılı ya da simli olabilen makyaj ürünü. Toz, bilyalı, likit, krem çeşitleri bulunmaktadır; fakat, tercih edilen genellikle kompakt olandır. Göze dumanlı veya aydınlık bir görüntü verir. Tekli veya pek çok renk bir arada bulunabilir.
10-http://www.barandergisi.net/olum-odasi-b-yedi/olum-odasi-b-yedi-lugatta-lugat-ici-hayati-kurcalayan-h4432.html
11-Salih Mirzabeyoğlu, Ölüm Odası B-Yedi “Giriş”, İBDA Yayınları, İstanbul, 2010, sh. 13.
12-http://www.barandergisi.net/olum-odasi-b-yedi/olum-odasi-b-yedi-lugatta-lugat-ici-hayati-kurcalayan-h4432.html
13-https://www.tech-worm.com/fare-mouse-nedir-cesitleri-nelerdir-ne-zaman-bulundasaasda/
14-http://www.barandergisi.net/olum-odasi-b-yedi/olum-odasi-b-yedi-konusan-kedi-h4454.html
15-http://www.barandergisi.net/olum-odasi-b-yedi/olum-odasi-b-yedi-konusan-kedi-h4454.html
16-http://www.barandergisi.net/olum-odasi-b-yedi/olum-odasi-b-yedi-konusan-kedi-h4454.html
17-MÜJDELERİN MÜJDESİ… Birkaç gün önce... Büyük Doğu Yayınlarının idare yerine birer meşale kıvraklığında üç genç geldi. Oturdular ve tek kelime söylemeden bana bir dergi uzattılar: AKINCI GÜÇ... Bunlar bu dergiyi çıkaran ve güden gençler...
16-En telâşlı ânımda, dergilerine bir göz atmak imkânından mahrum bulunduğum şartlar altında, ancak bir çay içebilecek kadar kısa bir zaman içinde temas edebildiğim ve büyük teması Ankara’dan dönüşüme ertelediğim bu gençler, benim, bugünkü İslâm gençliğine musallat ayrılık ve aykırılık mikropları üzerindeki görüşlerimi dinlerken öylesine müteessir oldular ki, içlerinden biri hıçkırıklarını tutamadı ve başını ellerine gömerek ağlamaya başladı...  Dondum ve acıyla doldum...  Gece yatağıma uzanıp dergilerini açtığım zaman ne görsem iyi?.. Bir baştan öbür başa Büyük Doğu idealinin destanı... Hem de en derin fikir tabakalarına kadar nüfuz edici ve bugünkü aydın İslâm gençliğini Büyük Doğu mihrak ve istikametinde gösterici bir tahlil, terkip, tefekkür ve tahassüs ifadesiyle: ... Alkol kokulu cenaze çelenklerinden daha âdi pohpohlamalarla değil... Duyarak, düşünerek ve yaşayarak... Hayatım ve dâvamın en acıklı inkisar ve ıstırabını heykelleştiren MSP devşirmesi bu gençler, şimdi demetlerinin bağını çatlatıyor, yepyeni bir demetlenme hasretiyle öz kaynaklarının adını veriyor; ve bu, kendi kendisini tayin ve tespit işinde en soylu ve şahsiyetli çile hakkını tüttürüyordu. Karanlık bir zindan odasında nabzını sayan bir adama «kalk ve toplan! Yanlışlıklar İlâhî adaletle kendi kendisine patlak verdi!.. Artık açık hava ve güneş senin!» hitabına ermiş gibi oldum ve ben de o genç gibi ağladım. 15 yıllık oluşunun harcı içinde alın terim, hummalı nefesim ve olanca kımıldama gücüm yatan «Millî Türk Talebe Birliği»nin nihayet ölü kalıplar içinde donduruluşu, tek ümit halinde yöneldiğim Ülkücü gençliğin de henüz ruh adelelerine büyük vecd ve tefekkür cereyanını vermeye henüz fırsat bulunmayışı önünde, bu, en beklenmedik yerden kendi kendisine yükselen ses, bana müjdelerin müjdesini getirdi: Onlar benim ardımdan gelmeyecek, ben onların arkasından koşacağım! (10 Haziran 1979, Ortadoğu Gazetesi, Necip Fazıl Kısakürek)
18-Dünyanın en hızlı insanı ünvanına sahip, şimşek lakaplı Bolt, 16 Ağustos 2009’da Berlin’deki Dünya Atletizm Şampiyonası’nda 100 m’yi 9,58 saniyede koşarak daha önce de kendisine ait olan dünya rekorunu geliştirdi.



Baran Dergisi 653. Sayı

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.