Baran Dergisi'nin 596. Sayısı Çıktı!

Baran Dergisi'nin 596. sayısında 24 Haziran seçimlerini işledik ve “Her Çeşidiyle Kemalizm Tarihin Çöplüğüne” manşetini attık.

Baran Dergisi'nin 596. Sayısı Çıktı!

Selâm ile...
Yaklaşık bir asır evvel İslâm’ı Anadolu topraklarından sürmek için inşa edilen Kemalist rejim, o günden bugüne Müslümanlara ikinci sınıf insan muamelesi yaptı ve her türlü zulmü reva gördü. Bir “Batı projesi” olan Kemalizm, yozlaşmış kadrolar yetiştirdi. Bununla beraber çeşit çeşit kılıklara bürünerek Batı’nın kendisine biçtiği rolü layıkıyla oynamaya çalıştı; yeri geldi “katı Kemalizm” olup Müslümanlara kan kusturmaya çalıştı, yeri geldi “ılımlı İslâm-ılımlı Kemalizm” olup Müslüman gibi görünerek İslâm’ın önünü almaya teşebbüs etti. Sosyal ve siyasî dönüşüme mâni olmak için içtimâi mühendislikler yapıldı, darbeler tertiplendi. Tüm bunlara rağmen millet köklerinden tam mânâsıyla koparılamadı. İslâm mücadelesi her geçen gün ivme kazandı. 1990’lı yıllarda, kurşunu alnının ortasından yiyen Kemalizm, bugün can çekişir vaziyette... 

Nitekim çatısı Büyük Doğu olan Cumhur İttifakı’na karşı mevzilenen “benzemezlerin” müşterek paydasının İslâm düşmanlığı olduğu düşünüldüğünde ve de Batı’nın tetikçiliğini yapmak için birbirleriyle yarış hâlinde oldukları göz önüne alındığında, bu gerçek net bir şekilde anlaşılıyor.

Kapağımızda 24 Haziran seçimlerini işlerken “Her Çeşidiyle Kemalizm Tarihin Çöplüğüne” manşetini attık. Kapak mevzumuzu “Sarhoş Buyruğunun Sonuna Doğru” başlıklı yazısında işleyen Ömer Emre Akcebe, “Bu seçim, Anadolu tarihinde kara bir leke gibi duran Kemalizm ve ondan türeyen her türlü zihniyetin en azından devlet gücünden tecrit edileceği bir sürecin de işaret fişeği olacaktır. Büyüklerimizin iğneyle kazdıkları tünelin sonunda ışık görünmüştür. Bundan sonra hiç ama hiç kimse bu kutlu değişim, dönüşüm ve yürüyüşü durduramaz.” diyor.

Kâzım Albay, “Millî Mücadele, Lozan, Cumhuriyet ve Tek Parti İktidarı” başlıklı yazı dizisinin üçüncü bölümünde Türkiye’yi Anadolu topraklarına hapseden ve Kemalist rejimi doğuran Lozan hezimetini işliyor. Lozan Antlaşması’nın maddelerindeki hukuk reformlarını, Lozan’ın özünü ve hilâfet meselesiyle alâkasını ele alan Albay, “Lozan’la hilafetin ve rejimin niteliğinin konuşulmadığını, sanki gizli pazarlıklara vakıfmış gibi iddia eden tarihçiler var. Bir şeyin yazılı antlaşmada bulunmaması, olmadığı anlamına gelmez. Belge ve tanıklarıyla, sebep ve sonuçlarıyla bu tez desteklenirken, ‘Lozan’da böyle bir şey yazmıyor’ demek hadiseleri her boyutuyla araştırma tavrıyla çelişir.” diyor.

Fatih Turplu, “Türkiye’nin Yönetim Biçimi Nedir?” başlıklı yazısında memleketimizin son derece dağınık bir görüntü arz eden politik manzarasın anlatıyor ve soruyor; “bizdeki yönetim biçimi nedir? İslâm değil, İslâm’a nisbetle değil, Demokratik değil, Teokratik değil, Aristokratik değil, Monarşik değil, İstibdat değil; öyleyse tekrar soralım, biz hangi kanun ve idare ruhuna nisbetle hareket ediyoruz, idare ediliyoruz?”

596. sayımızda Ak Parti Milletvekili Hulusi Şentürk ile Gazeteci Yazar Erem Şentürk ve Mahmut Övür 24 Haziran seçimlerinin mânâsını Baran okurları için değerlendirdi. Ayrıca duayen gazeteci Atilla Özdür ile gazetecilik üzerine yaptığımız bir röportajı da dergimiz sayfalarında bulabileceksiniz.

Abdullah Kiracı, geçtiğimiz hafta kaleme aldığı “Rezerv Para Siyasî mi, İktisadî mi?” başlıklı yazıya dair yöneltilen eleştiriler çerçevesinde bu hafta “Hubris Sendromu” başlıklı bir yazı kaleme aldı. Yazısında paraya tahakküm eden ve kendilerini “Tanrı” zanneden güruhun her şeyi gerçekleştirecek güce sahip olmadığını belirtiyor.

Nazif Keskin, “Modern Kölelik Düzeni: Demokrasi” başlıklı yazısının üçüncü bölümünde “Batılı emperyalistler önce bizi dilsizleştirdiler, sonra da bizim beynimizi köleleştirmek suretiyle, onların diliyle konuşan, onların beyniyle düşünen gönüllü köleler haline getirdiler.” diyor.

Osman Temiz, “Eflatun’u İlâhî” başlıklı yazısının altıncı bölümünde Sokrates tarafından talebesi Eflâtun’a bırakılan mirasın dünya tarihini nasıl etkilediğinden bahsediyor.

Ali Hışıroğlu, “Bir İnceliğin Hesabı” başlıklı yazısında “Mirzabeyoğlu’nun külliyatını okumak bile, O’nun bir dâhî olduğunu anlamaya ve görmeye yetmeyebilir. Niyet, ruh, duyarlılık, maneviyat, kalp, akıl ve idrak, dakik ve “kıvrak” olmalı ki; hassas ve ince meseleleri kavrayabilsin.” diyor.
Dergimizde ayrıca sizler için derlediğimiz haberleri de bulabileceksiniz.

Gelecek sayımızda görüşmek dileğiyle Allah’a emanet olun.


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.