“Aydın Çağından Mesuldür”

İBDA’nın görmezden gelinmeye çalışılmasındaki sebeblerin başında da, “olmak” değil de “olmuş” gibi yapmak derdinde olan” İslâmcı” aydınların, İBDA aynası karşısında cüceliklerinin deşifre olması geliyor.

“Aydın Çağından Mesuldür”

Mütefekkir Salih MirzabeyoğluAydın çağından mesuldür” diyor. Buna mukabil aydın geçinen, “aydın” kabul edilen zümrelerin tamamı, yaşadıkları çağda değil de günlük meselelerden ibaret bir itiş-kakış dünyası içerisinde yaşıyorlar. Hatta çoğu zaman “aydın” sıfatı lâf ebeliği zaviyesine kadar düşüyor, görüyoruz.

İslâmcı aydının temel meselesi olması gereken “İslâm’ın Hâkimiyeti Dâvâsı”nda da, bu davanın güdülmesinin şartlarından olan insan ve toplum meselelerine çözüm getirici dünya görüşü olan İBDA hakkında, müsbet yahut menfî tek satır yazacak kudreti olmayan, yönünü kaybetmiş gençliği avlamak adına ise seküler ve popüler her boş işte başı çekenler! Bunlar, bugün harcana harcana bitirilemeyen gençliğin, sarfede sarfede tüketilemeyen mânâların katilidirler.

Ülkemizdeki “İslâmcı” aydının manzarasına nisbetle, ademe mahkûm edilmek istenen, yok sayılan, nemalanılan, itibarsızlaştırmak için her yola tevessül edilen İBDA ve İBDA Mimarı Kumandan Salih Mirzabeyoğlu ise, gerçek İslâm aydını olabilmenin zarurî şartını ortaya koyuyor. İBDA’nın görmezden gelinmeye çalışılmasındaki sebeblerin başında da, “olmak” değil de “olmuş” gibi yapmak derdinde olan” İslâmcı” aydınların, İBDA aynası karşısında cüceliklerinin deşifre olması geliyor.

Bir Müslümanla bir arada anılması mümkün olmayan tembellik, cahillik, nefs, haset, kin, kibir ve daha nicesinin toplamı sıfatlarla ifâde edilen “İslâmcı” aydınlar zümresi, bir şey teklif etmediği gibi, Büyük Doğu-İBDA’nın örgüleştirdiği dünya görüşü önünde perde olmaktan başka hiçbir işe yaramıyorlar. Öyle ki, aralarındaki sohbetlerde kendilerine İBDA’yı soranlara “İBDA’nın fikirlerini benimsemiyorum” diyorlar, fakat sorduğunuzda ne "neyi benimsemediğini", ne "neden benimsemediğini" ve ne de "yerine ne teklif ettiğini" söyleyen bir tane adam da çıkmıyor içlerinden.

Hâsılı kelâm, başta Türkiye’de, İslâm âleminde ve dünyada gelişen hadiseler, her hâliyle Büyük Doğu-İBDA’nın vasıta sistemine olan ihtiyacı bu denli ihtar ederken, hâlen üç kuruşluk nefs hesabları peşinde bu mânânın önünde perde olanlar, tarafmış gibi olup da köstek olanlar, kendi keleşliklerinin ortaya çıkmaması için "İslâm Dâvâsı"na kıyanların işlemekte oldukları cinayetin, Kemalist zihniyetin ülkemizde gerçekleştirdiği madde ve mânâ katliamından hiçbir farkı yoktur.
 
 
Ömer Emre Akcebe - İBDA Fikriyâtı ve “İslâmcı” Aydın yazısından alınmıştır

 

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.