Yerini ve Yönünü Bulamayan Üniversiteler - Şakir Diclehan

Dr. Şakir Diclehan, “Yerini ve Yönünü Bulamayan Üniversiteler” başlıklı yazısında devletin eğitim politikasını tenkit ediyor ve akademik çevrenin içinde bulunduğu vahim vaziyetten bahsediyor.

Yerini ve Yönünü Bulamayan Üniversiteler - Şakir Diclehan

Üniversite, bir toplumun temel taşlarından biridir. Üniversite, ülkenin beyni mahiyetindedir. Toplumun hafızası, idraki, muhakemesi, bilinci ve ibdaı, orda doğar, orda gelişir, büyür ve oradan beslenerek yaşar.

Üniversite, zihin hayatının başlıca kaynağı olan “düşünce”nin yuvasıdır. Üniversitede bilim olarak doğan zihin verimleri, toplumun her kanadına, her katına “düşünce” olarak yayılır. Toplumda doğan “düşünce”leri de üniversite, bilimin gelişmesi için bir nevi kültür alanı olarak kabul etmek zorundadır.

Üniversite de, toplumumuz gibi, toplumumuzun tüm kurumları gibi, özellikle öbür eğitim ve öğretim kurumları gibi, Tanzimat’tan bu yana krizler içinde. Bir türlü yerine oturamamanın sarsıntılarıyla kıvranıp durmaktadır.

Medreseler, Tanzimat’tan sonra öz evlat iken, üvey evlat durumuna düşürülerek Batı’dan gelme sözde modern okulların yanında yaşamaya çabalamış, hızla hayat alanı daralmış, Cumhuriyetle de tamamen tasfiye edilmiş temel bilim kurumlarıydı. Hala da Kürdistan mıntıkasında, Doğu ve Güneydoğunun bazı yerlerinde gayr-i resmi eğitimini sürdüren medreseler, Osmanlı bilim hayatının ve organizasyonunun bakiyeleridir.

Yeniçerilik ortadan kaldırılarak yeni ordu düzeni, eski idari yapı kaldırılarak Batı tipi bürokrasi, medrese ortadan kaldırılarak Batı taklidi üniversite kuruldu. Tanzimat, Meşrutiyet ve Cumhuriyet, halka pek nüfuz edemedi. Halk, bir hisara çekilmiş gibi içine kapanıp bir savunma durumuna girdi.
Bilim ve düşünce arasındaki ilişki de sağlıklı bir şekilde götürülemedi pek.

Düşünürler, toplumu aşan, üniversitenin de aşırı çekingenliği ve kuralcılığıyla hür ufuklarını bağlamayan büyük yeteneklerdir. İlham, heyecan, hayal ve duyarlığın kanatlandırdığı, düşünce demektir.

Tanzimat döneminde yani 1870’li yıllarda kurulan “Darü’l-Fünun”, reform adı altında 1933 yılında çıkarılan bir kanunla, Üniversite yapılmıştır. Bir gecede binin üzerinde bilim adamı ve edebiyatçı bu kurumun dışında bırakılmış ve kendilerini işsiz bir halde bulmuşlardır.

Üniversiteler, her şeyden önce amacını iyi tespit etmelidir. Bu amaç, bir yandan devletin ve toplumun ihtiyacı olan uzman kişileri yetiştirmek, yetiştirenleri yetiştirmek ve bilim yapmak şeklinde üç bölüm olarak düşünülebilir.

En geniş daire, memleketin ihtiyacı olan uzman kişi sahibi dairesidir. İkinci daire, bunların öğretimini yapacak kişilerin dairesidir. En küçük daire de sadece bilim çalışması dairesidir. Devletin önceden planlamasıyla öğrenciler mezun olduklarında işleri hazır olmalıdır. Yoksa bugünkü gibi giderse, ileride toplum için büyük bir problem olacaktır bu durum. Fakülte bitirenlerin işsiz kalma felaketi…

Ezbercilikten, gereksiz bilgilerle hafızanın yüklenmesinden kurtulmalı öğrenciler. Araştırmacılık yönü geliştirilmeli öğrencinin. Belli kitap ve notlara bağlılıktan kurtarılıp ilgili alanın tüm literatürü ile tanıştırılmalı, yabancı dil, üniversitede öğretim dili haline getirilmemelidir. Yabancı dil, aydının aşağılık duygusuna kapılmasına meydan verilmemeli ve daha çok saf bilim alanında kalacak olanlar için, yoğun bir eğitim ve öğretim konusu olmalıdır.

Üniversitelerin yeniden düzenlenmesi için uzun vadeli planlar yapılmalı ve bu planlar tartışılmalıdır, tartışmaya açık tutulmalıdır.

Üniversite mezunu değince, aklımıza bilgili, kültürlü, belli bir alanda uzman olmuş, hoşgörülü, topluma saygılı, tarih bilincini taşıyan, toplumda belli bir yer edinerek olumlu katkılarda bulunan, inançlı, yurt sever bir aydın kişi gelmelidir. Aydınlar kadrosu, bu özellikte gençler ve olgun yaşta insanlardan oluşmuş ülke, geleceğine güvenle bakabilecektir.

Bugün boğazına kadar politikaya bulaşmış ve siyasi partilerin bir çeşit militanlığını soyunan profesörlerin, topluma verecekleri bir şeyleri kalmamıştır. Sorumlu aydın ve hocalar, toplumu bir bina duvarını örer gibi örerler. Tersi olanlar ise, depreme uğramış bir yapıdan fırlayan taşlar gibi havaya savrulurlar.


Baran Dergisi 656. Sayı


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.