Ölüm Odası B/Yedi: Ayine (Asayiş -i Aba) - 121

Ölüm Odası B-Yedi (121)

Ölüm Odası B/Yedi: Ayine (Asayiş -i Aba) - 121

MATLA’ Beyit: Izdırab olmaz dil-i dânâ-yi sâfi sinede / Ey gönül âsayiş-i âba bak âyînede —(Nedim)… “Izdırab olmaz ilim dilinden sâfi sinede, — Ey gönül sudaki asayişe bak aynada!”… ASAYİŞ-İ Âba: 445: TELÂİYYE-İstikamet. Doğruluk üzre olmak.

*

DİL: Gönül. Lisân. Kâinat nizamı… DÂN: Yakın olmak, ulaşmak… DÂNÂ: Bilgili, bilen, âlim… DANE: Tohum, çekirdek… DANE: “İtaat etti, azîz oldu” mânâsında fiil… AŞAYİŞ: Sükunet. Nizâm, düzen… ÂBA: Suda… ABÂ: Yünden dokunmuş hırka, potur, terlik, çoğunlukla deve tüyü renginde kaba kumaş… MEHDÎ’nin sırtında iki KUT-VANİ abâ bulunacağı hakkındaki HADÎS gözönünde tutulursa, elbette KUT’un, “İlâhî vergi, hayır, mutluluk” mânâsı ve “rızık, kuvvetlendirmek” ile “rüyâ tâbir etmek, başka yere gitmek, suyun kesilmesi, MANİ” anlamları bir arada, sözkonusu ÂBA’nın RAHMAN Suresi 19 ve 20. âyetlerini işaret ettiği anlaşılır… Âyetlerin meâli: “Kararsız, cevelân eden, cevval iki denizi salmış birbirlerine kavuşuyorlar – Ama aralarında BİR olmalarına engel bir PERDE var”… İki deniz, “Allah ve Allah Sevgilisi’nin şahsında toplu İnsan”, “Hak ve bâtıl”, “Doğu ve Batı-Hafıkan”, “Zâhir ve Bâtın”, “Dünya ve Ahiret”, kendini empoze ettiği yerdeki mânâlarıyla görülür; kezâ, “gece ve gündüz”, “siyah ve beyaz”… İkaz: Allah Allah’tır, kul da kul… Ve: “Küfrün hakikatini bilmeyen gerçek imânda olamaz!” hususu… -VAN: Ban ekinin aldığı şekil, “bağban” gibi ki, bu durumda KUTVANÎ, “Kut sahibi, kutlu”dur… BAN: Mirza, beyoğlu… BANÎ: Kuran, inşâ eden… VANÎ: Yorgun. Hareketi az. Sahil. Küst… VA’N: Sığınılacak melce’… KUTVANÎ abâ, libas bilindiğinde, sıfattır… İki Kutvanî Âba: Esseyyid Abdülhakîm Arvasî Hazretleri ve Üstadım… KUTBANÎ: 559: SEYYİD Mustafa Nur… Kut: Gıda… İki Kutvanî Abâ: Şeriat ve tasavvuf.

*

BAKÎ’den bir Beyit: “Gördü nihâl-i serv-i serefraz nizeni / Serkeşlik adını anmadı bir dahi banları”… SERV: Suyun çok olması. Deniz, büyük nehir. Mürid. Mal arttırmak. Meylin ve şevkin artması… SERV: Selvi ağacı. Cömertlik… SERV: Esatir. Misâl. Söz… SEREFRAZ: Kur’ân’ı iyi bilen. Yükselen baş… NÎZ: Mızrak… İster “Çelebi” olduğu için “Bey, kabadayı”nın serkeşliğine maruz kalan, ister “kuru sıkı allâmelik eden”in serkeşliği karşısında “iyi bilen” diye anlaşılsın: “Kur’ân’ı tekerleme dışında iyi bilenin esatirî misâli tâzeliğinde gördü mızrağını — Serkeşlik ünvanını bir daha anmadı kabadayıları!”… Uydurma ve tekerleme “dır ve tır”lara itibar etmemek, ama ZANN hakikatinin ne olduğuna da dikkat etmek lâzım… TARİH-İ Ebu’l Feth’in yazarı TURSUN Bey’in dediği gibi: “Ne küned ân ki dîd şek derin / Ki füzunest zi-nîl âb-ı dirin”… Kısaca: “Ne yapışılan ân ki göz zannında derin — Ki çok çok derin, Nil nehrinin sahib olduğu kadîm sudan!”… DİRİN: Arnavutluk’ta bir nehrin ismi… KADİM-Evveli bilinmeyen. Çok eski: 154: MEHDÎ Muhammed.

*

KÜND-Hâdis. Sonradan olma, insan. Yiğit. “İdrakin aczini idrak etmiş”, tam teslimiyette. Tutulmuş. Yakalanmış: 79: VAHDANÎ-Allah’ın birliği ile ilgili… MİLT-Nesebi bilinmeyen. Nurbat. Reze. Sarmaşık: 79: LEVH-İ MAHFUZ. (Künd: Kün-dal… Dal harfi, “iki eliftir”; Allah ve Allah Sevgilisi… Levh-i Mahfuz’da olanın, Allah’ın kendi nefsine vacib kıldığı kul tesbihinden “Kün-Ol” emrinde görünmesi, bu kul “hadd-i zâtı” derinliği, Üstadım’ın, “Yeryüzü, ruhun tahayyüz sahasıdır” dediği, onun buna ve bunun ona yapışması, tutmasıdır. Arızî ve izafî olanla, mutlak olan münasebeti… ALAK: Kan. Yapışkan veya ilişken nesne. Hayatla ilgili. Vücudla ilgili. Şevk ve arzu. Bir işe başlayıp, o işe devamlı sarılmak. Yapışkan balçık ve çamur. Kadının gebe kalması, yüklenmesi. Sülük. “Sulûk-Tarikat”… ALAKA: İlişik, rabıta. Gönül bağlama, münasebet, taalluk, malikiyet. Tasarruf. Hisse. Müdahale hakkı… HIRA Mağarası’nda Allah Sevgilisi’ne gelen ilk âyet, “Allah’ın ismiyle OKU”; Alak Sûresi’nin ilk âyeti budur… İKRA: “Oku!” emri… İKRA: Kiraya verme… Vücudumuz, HAYAT’ın kiralandığı; “Allah’a can borcumuz var!”… Candan okumak, yapışmak gerek… “Ne Künd an ki dîd şek derin”; şek, “şübhedir, zandır”… Mutlak’a nisbetle İnsan düşüncesi hep ZANN’dır, ama zan var, zan var… Meselâ, imân bahsinde ister “ilm-el yâkin”, ister “ayn-el yakin”, ister “Hakk-el yakin” bilgide ol, bunların hepsi bilgi olmakla beraber, dereceler hâlinde ZANN’dır; “O hakikatte boğulsan” bile de - hani “ben kimim?” hayretinde bir  boğulmada nefsin “nesebi belirsiz bir kullukta, bütünde kaybolduğu”, RUH birdir hakikatinde boğulduğu “Layabgıyan” sırrında olmada, yalnız Allah ile başbaşa kaldığı bir varlık hâlinde bile bu böyle… Üstadım, “eğer şübhe çölünü aşabilseydiniz, size Allah’tan şübhe edin derdim!” derken, TURSUN Bey’in sözünü idrak etmede bize öncüdür… Şek: Şübhe… Şübhe de zandan doğar; ama zannın hakikate yapıştığı yerde, tıpkı her varlığın zıddı olarak isbatladığı “yok”luk, zann hakikatiyle “göz-idrak” derinliğinde oldu mu… Bunun hikâyesini de TURSUN Bey’den nakledeceğiz: Tarihî.)… Hakikat, şeriate aykırı olamaz; gözün apaçık gördüğü yerde bile, hakikatin hakikati şeriate uygunlukta.

*

MATLA’ Beyit: Kaşları bâlâda seyret ruhların gör zîrde / Kıl temâşâ huldî zîr-i saye-i şemşirde —(Nedim)… Bu beyit, bana RAHMAN Sûresi 19-20. âyetlerini hatırlatıyor: Fırat, Dicle ve Nil gibi suyu bol ve akış hızı yüksek büyük Nehirlere de “Bahr-Deniz” denmesi, bazı denizleri ve bazı nehirlerin denizle buluştuğu yerde görülen perdeleri… Denizlerde görülen, Allah’ın Zât âlemi ile Halk âlemi arasında olan (BERZAH), maddi mânevî her şey ve her yerde onu bundan ayıran PERDELER, nihayet “Layabgıyan - erilemeze yapışılan” sırda; MANİ sırrı, KÜNA sırrı… TIBBI bilmeyenin de, onun mevzuuna şamil hususlara sahib olması gibi, bu sır, bilene ve bilmeyene, derken bütün varlıklara ilgili bir hakikattir… MATLA’ Beyit: “Kaşları en yüksekte seyret ruhunu gör yerde — Kıl temâşa ebedîliği kılıçların gölgesinde!”… Huld’un “cennet” ve saye’nin “emek” oluşu da dikkate alınarak… Kaşların mecazen “kılıç” ve “sevgili”, Allah Resûlü oluşu da… Düz bir bakışla, “kaşlarını kaldırıp yere bakanı gör” diye de anlaşılabilir… NEDİM’in ilk matla beytinin ebced toplamı, bu matla’ beyti söylediğimiz şekilde değerlendirebileceğimi gösteriyor: 2168= 1169: RAHMAN Sûresi 19-20. ayetleri… Bu âyetlerde, hem göz azamız hissinde, hem de bâtın olarak his, LAYABGIYAN sırrı belirtilmiştir… TURSUN Bey’in NİL’in sularından daha da derin “ne künde an ki göz şekde derin” demesi de bu hikmette onun derinliği… NİL: Mavi. Mısır’ın büyük nehri… NİLGÛN-Mavi. Mavi mühür. Hatm. Nokta. Sıfır. (Abdülhakîm Koltuğu hatırda): 166: RAHMAN Sûresi 19-20. âyetleri… ÜSTADIM’dan: “Sonsuzluk, elinde bir mavi tülbent — Ok çekti yukardan, üstüme avcı!”… AV: Kürtçe’de “su” demek.

*

TURSUN Bey, Fatih dönemi fetihlerini anlatırken, “Arnavud ilinin sarp derelerinden ve derbendlerinden geçüp, DİRİN suyuna kondu” deyip sözkonusu beyti söyledikten sonra, o güzel üslubu ile devam eder: DİRİN bir ulu sudur ki değme vakitte geçid virmez. İttifak, taşkun dahi bulunde gemi bulunmadı. Tavar (davar) derisinden sallar idüp, yir yir metecennide (muvaffak olarak) geçmeğe başladılar. Amma bu sûret ile geçmeğe zaman istedüğü sebebten köpri emr olundı. Mâhir üstadlar, sanat-ı garib ile su üzre birkaç günde köpri yaptılar. Sa’adet ile göçüp KAL’A üzerine kondı ve her taraftan asker-i mansur kal’ayı kuşattı. (TURSUN Bey’in anlatışı BATIN’a âit bir mecaz kullanımına ne kadar da müsait… KALE: O dedi, o söyledi… KALE üzerine kondular; ve her taraftan güzel söyleme yardımcısı, kaleyi kuşattılar!)

 

ŞEK DERİN 
(DERİN ZANN)

 

Kuvvetli ZANN; Tursun Bey’in ifâdesiyle, “ne küne-d ân ki, göz ve idrak neyi görmüş ve idrak etmişse, şübhelenilemez!”… Soğanı soğan olarak tanıdıktan sonra, soya soya cücüğüne giderken, bu misâli onun hakkındaki tahlil olarak da al, o artık hakkındaki bilgi hep tekâmüle mevzu bir ZANN’dan ZANN’adır… “Ben Kimim?” mevzuunun hakikati, “Kaptan Kusto Müslüman - Dünya Çapında Bir Hâdise” olarak bulunmuş, bu kesin, “her kab içindekini sızdırır!” hikmetince “içindeki bilinebilen”lerin idrakı neticesinde de Allah Sevgilisi’nden NASS’lara yapışan bir derinliğe erilmiştir; yapışılan hakikatin her yerde görünür bir tatbiki şeklinde ZANN, artık şübheden beri bir hakikat doğrulayıcılığında sadece tekâmülünü anlatır… Hata elbette olabilir; ama zannın aslı kesin. Zann, artık “kul olmaktan dolayı” bir mânâdandır… Dava hep TAKDİM yazımın getirisi keyfiyet, yolum yine “şecere” bahsine düştü; HALİD bin Velid Hazretlerine!

*

TENESSÜM-Havayı teneffüs etme. Haber erişme. Güzel kokular kokutmak: 550: MİKAT-Bir iş için tâyin edilen yer ve zaman… MUKİT-Muhafaza eden. Hafızada tutan. Amelleri zayi etmeyip koruyan. Gizliyi bilen. Gıda ve rızık veren. (Allah’ın “kuvvet verici” mânâsında 99 güzel isminden biridir): 550: MUHAMMED. (En büyük ebcedle)… MÜSTEVLİYE-İstilâ eden. Her tarafı kaplayan. Zabteden. Galib olan: 550: İSTANBUL-(Üstadım’ın Kafa Kağıdı isimli eserinin sonunu hatırlayınız: “Gecekondu çadırlarıyla kuşatılmış İstanbul… Aynı Moğol İstil… Tutulmuş asil bir köşe”… Kelâmın döküntüleri hâlindeki bu herbir cümle ve kelimede, ayrı bir mânâ gizli… Gece: 25: Dibace-Mukaddeme, başlangıç, önsöz. Takdim… Kondu: 166: Rahman Suresi 19-20. âyetleri ebced toplamı… Gecekondu: 191: Süleyman… EBU Süleyman-Hâlid bin Velid Hazretleri’nin künyesi: 200: RA harfinin ebcedi ki, bu harf Da’va Cetveli’nde Allah’ın VÂLİ ismine işaret eder)… MİR-Î MİRAN-“Beylerbeyi”: 550: MEHDÎ Salih İzzet Erdiş.

*

EBU Halid: Kelb. Basiret. Gören. İdrak eden… Halid: Sonsuz. Ebedî… Huld: Sürekli olma, sonsuz olma, bâkilik… RÛH-İ Bağdadi’den: “Huld-i visâline dilerim ölmeden erem / Kasdım bu Hak verirse ecelden aman bana!”… MAHZUM-Burnundan halkayla tutulmuş sığır veya deve. Her delinmiş nesne. (Mahzem: Atın kolan yeri - Eğer ve semeri bağlamak için atın karnının altından geçirilerek bağlanan yassı bağdır… Yevmiye: “Makine, insanı burnundan yakalamış, mandallamıştır, nefes aldırmıyor!”… Nefes aldırmama meselesi ayrı, burundan yakalayan “halkaların dizildiği yuvarlak”, KIRGIZ efsanesinde, KUT’u yakalayanların yükselerek dizildiği saadet halkası KADER’dir. Merkezinde Allah ve Resûlü bilmek kaydıyla aynen böyle; saadeti İslâm’da bilmek… Bu şekilde burnundan yakalanma, tasarrufuna girilmiş bir hakikat olur; aslında mümin veya kâfir, herkes hakikat veya hakikat bildiğinin tasarrufuna amade bir tasarrufta, faaliyette bulunandır… Harb: “Delmek” mânâsında masdar. “Farz, gedik açmak, delmek”: 802: Hıra-Allah Sevgilisi’ne ilk vahyin geldiği mağara): 693: HİSTORY-Tarihin hükmü altına girmek yerine, ferd iradesinin hür ve mesul oluşunu da gösteren bir anlayışla, hâlihazıra nisbetle geriye doğru tarihi hükmüne alan ve yararlı kılan anlayışla yazmak. (Meselâ bizim şu ândaki mevzumuz)… İBRAHİM Kassaroğlu-(Bütün hayatı Tasavvufa ilgi doğması için çalışmakla ve bu uğurda varını yoğunu harcamakla geçirmiş, 3 ve 4. Hicrî asırlarda yaşamış bir veli… Kassar: Leke çıkaran): 1692= 693: HURUFAT-Kültür. İrfan. Harfler… MAHZUM: 101: GUSTO-Tad alma. Lezzet duyma… MÜNA-Arzular. Birinin yerine kaim-i makam olan. Suya giden yol. “Şeria, Şeriat”: 100: NİLÎ-Mâvi, mavimtrak. Nil Nehri ile ilgili.

*

HALİD bin Velid Hazretleri, KUREYŞ’in “Mahzumoğulları” boyundandır… MAHZUMOĞULLARI: 1946: ZİRVE-İ Bâlâ-Yüksek yer. Yüksek zirve. Bit… GÜZERGÂH-Geçit yeri. Geçilecek yer: 946: MEŞVERET-Görüşme meclisi… BOMBARDUMAN: 1946: İkinci Dünya dabbesinin bitmesi… MAHZUMOĞULLARI: 1354: FER’A-Bit. Yüksek yer. Uç… (Fer’a: Devenin ilk doğurduğu yavru… Fer’: Şube. Dal, budak. Sonradan olan. Bir aslın neticesi. Asıl meseleden kollara ayrılmış meseleler. İki davalının arasına girip halletmek)… MUŞ-Fare. Kemiren, yontan. (Vavî: Ebced değeri 6 olan “vav” harfiyle ilgili. Fare. Tilki. Gönül. Takva. Işık): 346: ŞÜMUH-Sağlam sed. “Raise Sultan Barrier”… İMAM-I Rabbanî: 345: MÜFEKKİRE-Düşünme gücü ve kuvveti… ALEMDAR-Bayrağı veya sancağı taşıyan. Bayraktar. Sancaktar: 345: KIRTALE-Yemiş toplamakta kullanılan sepet… MUŞA-İki renk üzerine dokunmuş elbise. (Renk: Bulanık su. Lisân… Reng: Renk. Sûret. Şekil. Mekr): 356: SERNÂME-Mektub, kitab vesairenin başına yazılan yazı. Önsöz. Takdim. (Esseyyid Abdülhakîm Arvasî Hazretleri’nin, Üstadım’ın Hanımı’na yazdığı “Naslıhan Kerimem” başlıklı yazı ve Üstadım’ın TAKDİM yazısı hatırlanmalı!)… HAŞİMÎ-Kureyşin bir boyu. Peygamber sülâlesinden gelenler. (Kureyş’in Haşimî boyundan Allah Sevgilisi ile Mahzumoğulları boyundan Halid bin Velid Hazretleri, 6-7. cedde birleşiyorlar. Ayrıca kız alıp vermelerle, Allah Sevgilisi, Hazret-i Ebubekir, Hazret-i Ali ile Halid bin Velid Hazretleri akraba oluyorlar… Mahzumoğullarından ilk müslüman olan kadın, Ümmü Seleme Hazretleri, Allah Sevgilisi’nin en son vefat eden hanımıdır.): 356: KURUN-Asırlar, çağlar. Tarih. Engare.

*

HALİD bin Velid Hazretleri’nin doğumu, Milâdî 582 ile 584 arası… 1983 yılına kadar geçen süre 1400 yıl… Hazret-i Ömer soyundan gelen İmam-ı Rabbanî Hazretleri’nin doğumu, Hicrî 971, Milâdî 1583, olgunluk dönemi de Osmanlı Padişahı 4. Murad zamanı; 1983’den 400 yıl önce… Esseyyid Abdülhakîm Arvasî-Necib Fazıl Kısakürek: 1983: İzzet Erdiş.

*

MÜNTESİB-Ayak üstü dikilip duran. Kıyam. Devam eden. (Üstadım’ın “ayak üstü dikilişi” hakkındaki rüyâsını hatırlayınız!): 582: İTTİFAK-Beraber hareket için sözleşme… FESC-Her nesnenin boşu. (Yevmiye: Bomboş bir devirdeyiz!): 583: İFTİRAZ-Farz kılma, vacib olma… İKTİFA-Ardından gitme, takib etme. (Üstadım, 1980’de yazdığı makalede AKINCI GÜÇ hakkında: Onlar benim ardımdan gelmeyecek, ben onların arkasından koşacağım!): 583: MEHDÎ Muhammed Salih Mirzabeyoğlu… MÜTEKADDİM-Takdim olunan: 584: ŞER’İYYET-Şeriate uygun olma.

*

MÜSTESLİM-Müslüman olan. Teslim olan. İslâma yapışan. (Kaptan Kusto mevzuu hatırda): 630: HALİD bin VELİD’in Müslüman olduğu sene. (Hicret’ten 9 sene sonra)… HAZRET-İ Ömer tarafından Şam’da iken, görevi bıraktırıldığı sene: 640: MUKTELA’-Kökünden koparan. Kökünden koparılmış. Bir meseleyi halletme, işi bitirme… DAHİLE-İşin içyüzü: 640: MUHH-Beyin. Cevher. (Hamîd-Sena edilmeğe, medhedilmeye lâyık olan. Allah ve Allah Sevgilisi’nin isimlerindendir: 62: Bâtın-Allah’ın, “zuhrunun şiddetinden gaib” mânâsında, 99 güzel isminden biri… Maviye-Billûr taşı: 62: XEVN-Kürtçe, “rüyâ” demek… İhtilâl-Halid bin Velid Hazretleri, görevinden azledildikten sonra askere bir konuşma yapar ve bunu doğru bulmadığını söyler. Saflardan biri, “Yâ Hâlid, senin bu konuşman askeri isyana sürükler!” deyince, şu cevabı veriyor: Başta Ömer bulunurken hiç kimse buna teşebbüs edemez!: 1062: Beyin… Mütefekkir Mirzabeyoğlu: 62: Mehdî.)… TAKMİS-Gömlek giydirme. (Babam’ın sırtında siyah bir gömlek; üzerinde alt alta 14 ve 40 yazıyor. Her nasılsa ben bunu 1440 diye topluyorum. Ve bir 63 sayısı; bu onun ölüm yaşı imiş – Bu rüyâyı geçen nüshalarda birkaç kere yazdım!): 640: İRTİHÂL-Bir yerden başka bir yere geçmek. Ölmek.

*

HALİD bin Velid Hazretleri, Müslüman olmaya karar verdikten sonra: Kardeşimin mektubu gelince, İslâmiyete rağbetim arttı, Resûlullah’ın sözleri beni çok sevindirdi. (Umret-ül Kaza için Allah Sevgilisi MEKKE’ye geldiğinde, kardeşi Velid bin Velid Hazretleri de yanındadır. Yazdığı mektubta Allah Sevgilisi’nin kendisi hakkındaki sözlerini aktarır: Onun gibi bir insanın İslâm’ı tanımaması ne tuhaf! Keşke o gayret ve kahramanlıklarını, Müslümanlar’ın yanında müşriklere karşı gösterseydi, bu kendisi için ne kadar hayırlı olurdu - biz de kendisini, başkalarına tercih ederdik!)… O sıralar rüyâmda, kendimi sıkıntılı, dar ve susuz bir yerden, geniş ve yeşillikli bir yere çıkmış hâlde gördüm. Kendi kendime, “işte bu rüyâ gerçektir!” dedim. Medine’ye geldiğimde, bu rüyâmı Ebubekir’e yorumlatmaya karar verdim. “Senin çıktığın yer, Allah’ın İslâmiyet için seni hidayete erdirdiği yerdir. Sıkıntılı yer ise, senin şirk üzere bulunduğun yer!”… Sonra Allah Resûlü’nün huzurundayım.

*

Bugün Topkapı Sarayı’nda, Halid bin Velid’e (R.A) âit üç kılıç bulunmaktadır… Zu’l-Kurd adı da verilen El-Mirseb, El-Edlak ve El-Kurtubî… KURTUBÎ: 321: ŞEKK-Şübhe eden. Zann. Lüzumlu olmak. Yarmak. Yapışmak… GUSTO Müslüman: 322: KARİHA-Fikir kabiliyeti. Her şeyin evveli. Kuyudan çıkarılan ilk su… MİRZABEYOĞLU: 322: PAŞÂZÂDE-Paşa oğlu… EDLAK-Atılan küçük kılıç: 205: MUS’A-Böğürtlen. Bir kuş ismi… MİRSEB-Yedinci mir. Yakan mir. (Seb-Genişletmek: 63: Cess-Araştırma, soruşturma… Banî-Kurucu, yapıcı: 63: İncah-İşi tamamlama. İsteğe erme): 423: EHADİYYET-Allah’ın her şeyde birlik tecellisi. (Halede: Küpe… Kurta-Küpe: 309= 1308: Arvasî)

*

ALLAH Sevgilisi: Halid bin Velid, Allah’ın ne güzel bir kuludur - o, Allah’ın kılıçlarından bir kılıçtır… HAZRET-İ Ebubekir: Kadınlar, Hâlid gibi birisini doğurmaktan âcizdirler… Vefatı üzerine HAZRET-İ Ömer: O kadınları bırakın ağlasınlar, başlarına toprak saçıp bağırıp çağırmadıkça zararı yok, EBU Süleyman’a ağlasınlar… ÜSTADIM: Bir İngiliz ansiklopedisinin, “Dünya’nın gelmiş geçmiş en büyük generali” dediği HALİD bin Velid Hazretleri!

 

SÜLEYMAN BİN HALİD

 

Ben, Şerif Muammer, İzzet Bey, Hacı Musa Bey, Mirza Bey, Halil Bey, Hacı Ali, (Hacı Ali Bey’in Mahmud Paşa ve Alaaddin Paşa ile bağı, kız alıp verme şeklinde mi belli değil; Mahmud Paşa, Hacı Ali’nin oğlu da olabilir!), Alaaddin Paşa, Kasım Bey, Şeyh-ül Emin… (Alâaddin Bey-Paşa, 4. Murad devrinde vezaretten sonra Adana Valiliği’nde ve Muş Beyliği’nde bulunmuştur; oğullarından başka bir kolun, Alâaddin Paşa’nın Camiî Vakfiyesi’nden çocuklarına verilmesi gereken gelir hakkındaki Miras davasıyla ilgili uğraşması sırasında Kerem Bey tarafından çıkarttırılan belgenin neticesinde, - Hacı Ali Bey’den bana gelen “yarı resmî” soy çizgisi böyle!)… HALİD bin Velid Hazretleri’nin HATAY (Antakya) ve MARAŞ’ın fethinde de bulunduğu ve ilk oğlu SÜLEYMAN bin Halid’in DİYARBAKIR’da Süleymaniye Cami Türbesi’nde medfun bir Kumandan olduğu; ANADOLU ilgimiz ve Çocukları’ndan bu kola bağlı olduğumuz, hemen hemen TURSUN Bey’in söylediği üzere: “Ne küned an ki dîd şek derin!”… BİR Not: Halid bin Velid’in oğulları’ndan Muhacir bin Halid’in oğlu Halid bin Muhacir, Yezid’e biat etmeyerek ABDULLAH b. Zübeyr’in yanında yer almıştır. Aynı zamanda ŞAİR olan Halid bin Muhacir, HAZRET-İ Hüseyin’in Kerbelâ’daki şehadeti üzerine, ona teessürü ve Emeviler’in aleyhine şiirler söylemiştir.

*

LEVHA: 31 Aralık 1983… Mustafa… Seyyid… Nur… Böyle bir isim görüyorum: Üstadım, ona, DİYARBAKIR’a mektub yazmış… Mektub diye eski Büyük Doğu’ları okuyorum… Mektub, “burada seni imâ ediyor!” diye bir bahisle geçerken, bunu Büyük Doğu’dan takib ediyorum… Garib bir hâl: Okurken okumuyormuş gibi ve bende olanın yansıması gibi birşey… Üstadım, torununu o isme ısmarlamış!

*

YEVMİYE: 3-4 yaşlarında Diyarbakır’daydım… 17 Ocak 1983’de Üstadım benzerliklerimizle alâkalı soruyor: “2-3 yaşlarını hatırlıyor musun?”… “Çok net… Ama o kadar küçük olduğum üstünde durmamıştım!”… “Allah Allah! Ben de çok iyi hatırlıyorum!”

*

DİYARBAKIR-(Üstadım, “Naslıhan”a aklını takmış bir “seyyidlik” işareti mi diye ararken, Hazret-i Hüseyin’in torunu İmâm-ı Bakır Hazretleri’ne kadar iz sürer; Maraş’taki Zülkadir Oğulları Beyliği’nin atalarının kökü… Ve bir mübhemlikte kalır!): 518: METBU’-Hükümdar. (Âmid: Diyarbakır’ın önceki ismi… Amid: Aşk hastası. Başlıca nokta. Önder, komutan. Rehber… A’mide: Temeller. Sütunlar. Büyük kimseler… Maraş-Çok yüksekten uçan güvercin: 540: “20 Sene Beraber”… Malat-Derin ve yüksek fikir: 540: Mehdî Salih İzzet Mirzabeyoğlu!)… EMRAH-(Üstadım’ın torununun ismi… Emr-ah: Emr ocağı): 250: MÎR-Amir. Bey. Kumandan. Vâli… EMRAH Kısakürek: 691: SALİH-Karayılan… MÜNSAKİB-Delinen. Pencere açılmış. (ABDÜLHAKÎM Koltuğunu hatırla): 692: MAHZUM.

 

NOTLAR

 

ALLAH Resûlü’nün zamanında Mekke’de kabileler vazife taksiminde… Sikaye: Hacılara su taksimini Beni Haşim’den Allah Sevgilisi’nin amcası ABBAS bin Muttalib yapıyordu. (Hazret-i Abdullah’ın en küçük kardeşi)… Allah Sevgilisi, onun ve dört oğlunun üzerini örtüp dua etmiştir… ABBASÎ Devleti’nin Milâdî 750’de Emevîler’den sonra Hazret-i Abbas soyuna geçmesi… ABBASÎ: 143: LÂHIKA-Ek, ilâve, zeyl… HALKA: 143: SALİHA-Gümüş. Mesiha… RAHMAN Suresi 19. âyet: 1144: MEHD(Î) Muhammed… MEHDÎ. (Büyük ebcedle): 142: MEN Ene?-Ben Kimim?

*

KUBBE ve E’inne: Mahzumoğulları’ndan Halid bin Velid’in uhdesinde… Kubbe, “çadır” mânâsına; savaş zamanında Kureyşliler’in orduyu techiz için toplanan para ve malzeme, burada toplanıyordu… E’inne, “at geminin dizginleri” mânâsına gelen “inân”ın çoğulu bir kelime; savaşta Kureyş’in süvarilerine kumanda eden… RİKAB-Boyun, ense. Mürşid. Mahzum. Fikir elinde kuvvet. Özengi. Büyük bir kimsenin huzuru, makamı, önü: 303: SEYYİD Mustafa. (Abdülhakîm Arvasî Hazretleri’nin babasının ismi)… İKRA-Okumak. Oku diye emretmek: 303: BAŞ-Birinci, evvel. Başlıca… AKREB-En yakın: 303: MİRZABEYOĞLU.

*

CENGİZ Han’ın torunu Hülâgu’nun Bağdad’ı istilâ ve Abbasî Devleti’ni yıkması: 1258… ARVAS ailesine ismini veren, Şeyh Kaasım Bağdadî, anne tarafından akraba olduğu Gavs-ı Azam Hazretleri’nin evlâd ve çocukları ve Abbasî Hâlifeleri’nin etraflarına dağılmış kadın ve çocukları da beraber, aile ve akrabalarıyla MUSUL’a göç ediyor… Oradan Urfa’ya, oradan BİTLİS’e… Büyük oğlu KUTUB Muhammed ünvanlı Molla Mehmed Arvasî, ABBASÎ ailesinden arta kalan HAKKARÎ Beyliklerinin merkezi Çölemerik kasabasına gidiyor, İbrahim Han’ın kerimesi Fatma Hanım ile evlenerek, oradan VAN’a; 600 sene kadar ilim neşreden ARVASÎ Hazretleri… Kaadiri tarikati çerçevesinde, din ölçü ve inceliklerinin IRAK’a kadar çözümlendiği başlıca yer, burası… (Kurt-Küpe: 309: Haş-Kalb… Haled: Kalb… Halede: Küpe… Halîde-Saplanmış. Yapışmış: 649: Mehdî Muntazır.)

*

ZÜLKADİROĞULLARI’ndan Emine Hanım’ın, Osmanlı Padişahı Birinci Murad’ın (1362-1389) annesi olduğu… Dördüncü Murad Devrinde Diyarbakır Beylerbeyi’nin Hâlil isimli biri olduğu… MİRZA Bey’in, Bağdad’ta Abdülkadir Geylanî Türbesi yanında medfun bulunduğu… Musa Bey’in, Bitlis’teki MUTKİ âşiretinin Beyi diye anıldığı…

*

İLK İnsan İlk Peygamber’di ve ilk dil ilk İnsanla vardı… Bu cümleden olarak: AMİDA, Budizm’in bir kolunda en ünlü tanrı olup, “kötülükten uzak yer” mânâsına gelir. Japonya Jodo-Cennet” tarikatinde ona, “kurtar beni Buda Amuda” diye yakarıldığı… Japon Mitolojisi’nde AMİDA Nyoari: Ölüm zamanı karşılaşılan tanrı… AMİDİZM-AMİDAİZM: Büyük vasıta anlamında Budizm’in Mahiyana kolunun Japonca karşılığı. Sanskritçe Amitabha, Çince Amitopha adlarıyla bilinir… AMİDİSTLER, insanın ancak imânının yardımıyla kurtuluşa ulaşabileceğini söylerler… ADEM Aleyhisselâm’ın Cennet’te yaratılışında, dünyanın dört bir tarafından getirilen toprağının çamurunda, Cennet istidadı keyfiyetinden bir nitelik de, DİYARBAKIR Havası’ndan mı? ADEM Aleyhisselâm’ın HİNDİSTAN-SEYLAN Adasında Cennet’ten indirilmiş olması?


Baran Dergisi 295. Sayı

 

                              


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.