Ölüm Odası B/Yedi: Raî - 158

Ölüm Odası B/Yedi: Raî - 158

MATLA’ Beyit: Gönül ders-i gamın çoktan unuttu hâtırın hoş tut — O mürgü başka bir seyyad tutdu hâtırın hoş tut — (Şeyh Gâlib)… “Gönül gam dersini çoktan unuttu hâtırın hoş tut — O kuşu başka bir avcı tuttu hâtırın hoş tut!”
*
MATLA Beyt’in birinci mısraı: 4193: AKINCI Güç - (1979’da çıkan ve Üstadım’ın teveccühüne mazhar meşhur dergi!)… MENAKIB-Menkıbeler. Hususen velilerin hayat hikâyeleri: 193: MÜNTEBİZ-Safın arkasında yalnız duran kişi. (Üstadım’dan; 1983’de yazdığı “O Erler Ki” isimli şiirinden: O erler ki, gönül fezasındalar — Toprakta sürünme ezâsındalar. / Yıldızları tesbih tesbih çeker de, — Namazda arka saf hizasındalar!)… EBU-L HUSAYN-Tilki: 197: KITTAY-Horoz. “Karaçay-Malkar Lûgatından”.
*
MATLA’ Beyt’in ikinci mısraı: 4551: MUHAMMED - (En büyük ebcedle)… MÜSTEVLİYE-İstilâ eden, ele geçiren, zabteden. Her tarafı kaplayan. (Kâfâ Kâğıdı’nın sonunu hatırla: Aynı moğol istilâsı… Tutulmuş asil bir köşe): 551: MÜTEALÎ-Yükselen. Tecrübe ile elde edilen. İlmin hududunu aşan. (Tağy: Taşkın. Rahmet. Fazl. Takdim!)… TAKDİM-Arzetmek. Sunmak. Öne geçirmek. Bir büyüğün önüne geçip birşey vermek: 554: MATRUŞ-Traş olmuş. Sakalsız. Sağır kimse, halktaki Hakk’ı gören. (Levha: 18 Şubat 1990… Sakalsız ve bıyıksızım… Yeni traş olmuşum ama, bu işin nasıl olduğuna şaşıyorum… Hadi sakalımı şöyle veya böyle kestim diyelim… Peki bıyıklarımı nasıl kesebildim?.. Sonra deniz kenarına geliyorum!)… Yevmiye: Üstadım’a, “Efendim, bakkala gidiyoruz ve adama parayı vererek tabiî olarak yapması gereken şeyi bekliyoruz. Adam parayı kasaya atıp hiçbir şey yokmuş gibi –ne istiyorsun? dese, parayı verdiğimizi isbat edemeyiz!”… Aaa!.. Ben hep söylerim zaten, “kesin birşey yok!” diye… Demek sende de oluyor… Berber traş ederken hep huylanırdım; eli bir kaysa, ustura gırtlağımı kesecek… Bende hep vehimdi bu… Şâh-ı Nakşibend Hazretleri’nin hep devam ettiği ölçü: “Allah’tan başka davranış-kuvvet sahibi yoktur!”… Nakşilik bütün ruh inceliklerini toplayan yol… Çok güzel bir söz söylemiştin; “ayakta duruşuma hayret ediyorum!” diye… Ben öyle kuru sıkı pohpoha bakmam, bir söz fetheder beni!
*
MATLA’ Beyt’in toplam ebcedi: 8744= 752: KERAMET-İ Kevniyye. “Keramet oluş”… ME’SURE-Ecdattan rivayet edilen. Bir kılıç ismi. “Kurtubî”: 752: HAKAN-(Rüya’da gelen mânâ, Üstadım’ın sözü olarak yazılı: Salih Mirzabeyoğlu hükümdardır!)… RAÎ: Vali. Gözetleyici ve koruyan kimse. Güvercin kuşundan bir kısmı… Ruh… RAÎ: Re harfi ile ilgili. Re harfine mensub. Görücü gören.
 
RE-GAİB
 
“Yu’sûfünî en et-z zekkera kavle-ş şâira / Ve ma mate ya seyyidî hatfe enfihî: Üzüyor o hatırıma gelen sözü şâirin — “Ve biz öldük ya seyyid onu gizlice hatırlatan şerefle!”… Halid bin Velid Hazretleri, yatağında “üzerimde bunca yara izi varken sonunda yatakta ölüyorum!” diye kendi bahtına “teessüf”te bulunurken, birden yatağından kalkıyor, elinde asası, bu şiiri söylüyor… Her sahabî, sahabîliği velâyetinden evvel, “ölmeden ölenler” sınıfı içindedir; ve o şuurun içinde, “şehitlik nimetini arzulayan”… Kısmet… Esseyyid Abdülhakîm Arvasî: “Her Müslüman, için için şehidlik nimetini benimsemek zorundadır. Bu yüzden Peygamberler’den ve nice sahabe, bunu dilemiş ve o nimete ermiştir. Bu nimeti şuurlaştıramamak, bidatlerdendir ve nice fitnelere sebeb olmuştur!”… Şehitlik: Ölüp de ölmeyenlerin hayatı, kabir ehlinden ayrı, başka bir hayatla diri olanlar!
*
YUSUFÜNÎ-Yusufla ilgili… YU: Güneş. Kıskanılan… SÛFÜNÎ-Yıldızlar ve seyyarelerle ilgili… YUSÛFÜNÎ-Güneş ve yıldızlarla ilgili: 216: MUKAYESE-Kıyas etme. Karşılaştırma… HÜCRE-Medine. Deve ağılı. Kuşatılmış bedene. “Bedene, kurbanlık deve, kurbanlık nefs”: 216: SEYFULLAH-Allah’ın kılıcı. Hâlid bin Velid’in ünvanı… KAFA Kâğıdı-Üstadım’ın hüviyet kağıdı niyetine devamı bende Ufuk eseri hatırlanmalı: 217: RÜYA-Tilki Günlüğü hatırlanmalı… RABITA-Rabteden, bağlayan: 217: MUAVVİZAT-İhlas, Felâk ve Nas Sûreleri ile birlikte… ZÜHRE-Çoban yıldızı. Tarık yıldızı. Çolpan yıldızı. (Boğa Burcu’nda ve Terazi Burcu’nda görülür): 217: TEVRİH-Bir hâdisenin tarihini yazmak. Vakit bildirmek. Hâlid bin Velid Hazretleri’nin vefatı Milâdî 622’ye nisbetli –Hicret takviminin başlangıcı bu kabul edilirse!–, Milâdî 642’de olduğuna göre, o günden bugüne geçen Mîlâdî sene 1414’dür… (Mustafa Aşık’ın ânnesi Nezahat Hanım’a âit bir rüya, Eylül 1997: Kumandan’ın yanından geçerken ona dönüp tebessüm ederek “414 şehid” diyorum!)… ŞEHÎD: 322= 1321: KURTUBİ-Halid bin Velid’in bir kılıcının ismi… MİRZABEYOĞLU: 322: ZEKÂRET-Erkeklik.
*
KAVLE-EL-Şâira. “Şairin sözü”: 737: BEZLE-Ahenkle okunan şiir… MUTASAVVİR-Tasavvur eden: 737: MUTASAVVER-Tasavvur edilmiş. Tasvir edilen. Hatırdan geçen. KABİL. “Ahize”… HALİD bin Velid: 737: MEHDÎ Salih İzzet Erdiş… MİHSARRE-Bir kimsenin elinde tuttuğu asa: 936: HALİD bin Muhacir-Halid bin Velid Hazretleri’nin, “şâir” olan kardeş çocuğunun ismi… Üstadım’ın AĞAÇ mecmuasını çıkardığı tarih: 936: BÜYÜK Doğu-İBDA.
*
YUSUF Aleyhisselâm’da tecelli eden hikmet, NURÎ, nurun yayılıp genişlemesi, hayâl büyüğü üzere… “Kalb ehl-i olanlar için Vahy’in başlangıcı kabul edilir”; Allah Sevgilisi’nin, Vahy gelmeden önceki 6 ay boyunca rüyâlarının aynen çıkması, 23 risalet senesi hayatının buna nisbetle 46’da biri zaman ve Allah Sevgilisi’nin rüyâyı Vahy’in “46’da biri” olarak tavsifi malûm… Misâl âlemi olan rüyâ tâbirini bilmesi, hayâl âlemine âit hakikatleri keşfederek tâbir isabetinden dolayı “nurî” hikmet onda tecelli etmiştir. Onun üzüntüsü, rüyâsında 11 yıldız Güneş ve Ay’ı kendisine secde etmiş görmesi, bunu babası Yakub Aleyhisselâm’a anlatması, onun da “kardeşlerinin ona tâbi olacağı” hakkındaki tâbir hakikatini bildiği için, “Sakın anlatma, sana bir zararları dokunur!” şeklinde ikazı ve aynen dediğinin olması. Kardeşleri Yusuf Aleyhisselâm’ı bir kuyuya attılar… Bİ’R-Kuyu: 202: BİRR-Vavi. İnam ve ihsan etmek. Takva. Temizlik. Gönül… BİR-Yıldırım. Buluttan elektrik boşanması. Halı, kilim, seccade gibi eşya. “Haliç”: 212: PÎR… Yusuf Aleyhisselâm, oradan geçmekte olan bir kervan tarafından kurtarılır ve esir olarak Mısır’da satılır. Saray’da Mısır Meliki’nin Hazine Nazır’ı oluncaya kadar yükselir; ve kıtlık zamanı Kenan ilinden –Filistin’den– gelen kardeşleriyle bu yüzden karşılaşır. Onların kendisini ululamaları, rüyânın tâm gerçekleşmesidir… Hapishâne’ye “Medrese-i Yusufiyye” denmesi, onun Kuyu’da geçen zamanına işaretle; Müslümanlar için… Bunları, Halid bin Velid Hazretleri’nin hasta yatağında hâli ile birlikte düşünüyorsunuz… HATF: Ölüm… HATF: Kapmak. Şimşek gibi göz kamaştırmak… HATIF: Süratle kapıp götürücü. Göz kamaştırıcı şimşek… HATİF: Gaibten haber veren cinnî. Sesi işitilen ve kendisi görünmeyen seslenici. Ses verici, çağırıcı… HALİD bin Velid Hazretleri’nin üzüntü beyanı içinde gizli keşifleri görmek lâzım!..
*
REGAİB Kandili: Mübarek üç ayların başladığı, mübarek gece. İhsanlar, bağışlar… REGAİB gecesinin gününde HALİD bin Velid Hazretleri’nin şiiriyet ve şiirine, –bana beyit!–, muttalî oldum; 63 yaşımda ve vefatından 414 sene sonra… REGAİB: RE-GAİB… RE: 200: EBU Süleyman-Hâlid bin Velid Hazretleri’nin HOROZ nâmı… Regaib Kandili’nde, GAİB “Re” ihsanı kabul ettim… HÜCRE’de… ABDURRAHMAN bin Halid-“Ebu Süleyman”ın en meşhur oğlu: 101: GUSTO… GAMS-Yıldız Kayması. “Kayan Yıldız Sırrı”: 101: MEN Hüve?-“O kimdir?”
*
BİRİNCİ Mısraın ebcedi: 2325: TAĞ-I Sagire-Gaib çocuk. Zor geçit. Son geçit… İspanyolca, MARTİR-Şehîd: 950: DOĞUM yılım… ŞEHÎD: 322: MİRZABEYOĞLU. (Rüyâ’da gelen mânâ: “21 kere yaz, şehid mi ne olursun?”… 21x21= 441: KISAKÜREK)… KASKASE-Yol göstermek. Köpeği çağırmak. (İspanyolca, Can: Köpek… Can: Dirilik. Diri. Nefs… Yevmiye: “Nefsimizin bir hakikati var!”… Basar: Köpek, kelb. Basir, ekşi yüzlü, düşünceli. Kalb, gönül. Sezgi… Ruh, hayat için alelâde sebeblerdendir; o, bizi hayvandan ayıran ve nefsle birleşerek şuurlu varlığımızı oluşturandır. Bedene mahsus istidatlarla, ruhû kabul yönümüzün karşılıklı alış-verişi… İnsan, hayat adına bütün canlılıkların kendisi için olduğudur; onda toplanır. Nefsin bâtın yönü –istidadı–, Allah’ın kendi zâtî suretinden yarattığı “insanî hakikat” olarak, ebedî meçhul… “Ene men?-Ben kimim?”… Ene: Anlatmak. Bildirmek. Nefs): 325: KASKASE-Çok karanlık gece. Asa… HERNA-Ufak bit. İki unsur. Zirve. Sıfır. Nokta. En uç: 325: BİCİŞK-Hakîm. Hekim… KEŞT-Keşfetmek. Yüzden perdeyi kaldırmak. (Ebu Hâlid: Köpek, canavar: 648: Terahhum-Merhamet etme. Şefkatte bulunma. Çağırılan): 329: ERBABUN-Kırk sayısı. (Büyük Doğu’nun 40. senesi, 1983)
*
İkinci Mısraın Toplam ebcedi: 1799: İZZET Mirzabeyoğlu. (Dedemin ve benim ismim!)… TEKEŞŞÜF-Sırları açığa çıkmak. Açılmak, meydana çıkmak: 800: HAR-Merkeb. Vasıta. Eşek. “Diken. Işık”. (Ahkab: Eşek… Ahkab: Uzun zamanlar… Mishell: Dizgin. Yabani eşek. Lisân. Törpü… Şibdi’: Akreb. Dil. Lisân. Belâ. Şiddet)… AHİR-“Vücudunun sonrası olmayan” mânâsında Allah’ın bir ismi; O, başlangıcı ve sonu olmayan: 801= 1800: ZÜLCELÂL Vel-İkram. “Şeref ve ikram sahibi”… HALİD bin Velid Hazretleri’nin işaretlediği Şâir’in mısraını, NEDİM-İ Kadim’in MUAMMASI’nın ikinci Matla’ Beyti BE-NAM-I İZZETÎ’de saklanmış buluyoruz… SİNE-Ra: Sine, Ebu Süleyman… SAD-Şerha: Göz ağrısı, toprak-beden, parça parça… BÎ-endaze: Ölçmek’ten… EFGENDEM: Düşen âlî nefes… DİGER: Ahar. Bayrı. Diğeri’nden… EFGEN-Düşen, hâlleden. (Yevmiye: “Bir el düşer böyle, sahibini görmesen de bilirsin!”… Hazret-i Ali: Parça bütünün habercisidir): 151: MUAMMA… MEHDÎ Muhammed: 151: NAKA-Kumdan meydana gelmiş tepe. (Salih Aleyhisselâm’ın mucizesi Naka-i Salih hatırda!)… ABDÜLHAKÎM. “Noktasız harflerle”: 151: NAKB-Delmek. Delik açmak… MUAMMA’nın İZZETİ beyti’nin birinci mısraı: 1512: MEHDÎ Salih Mirzabeyoğlu… SEYYİD Abdülhakîm Arvasî-Necib Fazıl Kısakürek-MEHDÎ Salih Mirzabeyoğlu: 3496= 499: TEKMİL-Tam, bütün, eksiksiz. Kemâle erdirmek… TEKMİLE-Ek, ilâve: 495: HEYKEL… TEFDİYYE-Canını başkası uğruna feda eden. (Dedem İzzet Mirzabeyoğlu): 499: MEHDÎ Salih Mirzabeyoğlu… MUAMMA’nın ikinci Matla’ Beyti İZZETÎ’nin ikinci mısraı - “Dag-ı dil-ra: Ebu Süleyman gönülün yarası… HEM be-laht-ı taze düşen âlî nefes diğerinden: Taze iri cüsseden parça her düşen âlî nefes.
*
İkinci Mısraın diğer ebced toplamı: 1207: ASHAB-I Kehf… PERDA-Yarın: 207: PUR-Oğul, evlâd… MESKAT-Doğum yeri. Düşecek yer: 209= 1208: ERZ-Kıymet, baha. Kadir, itibar. (Erzincan: Doğum yeri… Erzincan: Erz-in-can: Kıymetli bu can… İn: İri ve güzel gözlü. “İdrakı güzel”… Can, İspanyolca’da “köpek” demek; basir, ekşi yüzlü, düşünceli… Ebu Hâlid: Köpek… Erzincan: Kıymetli idrak Ebu Halid… Hâlid: Sonsuz, ebedî, daimi… Evveli bilinmeyen “Edeb’e nisbetle “Ezel”, evveli bilinmeyen zaman olmakla, sonrası olan ebede nisbetle hep “şekil veren ve kendi şekil olmayan”dır, köpek, “çevreyi iyi bilen, takib eden, kovalayan ve tutan” olarak bir teşbih, ATLAS tabakasının BURÇLAR’a hisselerini veren ve hiç eksilmeyen olması gibi, ileri gittikçe maziden hâliyle birşey kapandır. Ezel’in sonrası Dünya hayatında da, MAZİ, istikbâle nisbetle böyle, hâlde sırlarını açık eden… İsterse örtünerek olsun… Biz “İstikbâl İslâm’ındır” derken?)… Toplam ebced: 4124= 126: YUNUS-Kendisinde “Nefsî-Nefes” hikmeti tecelli eden Beni İsrail Peygamberlerinden biri… SÜLÂLE-Soy sop. (Ensab: Neseb, soy… Enseb: En lâyık, tam yerinde. Nisbet): 126: VA’N-Sığınacak yer, melce: 126: GÜLGUN-Pembe. Gül renkli. (Pembe: 59: Mehdî)… MEVDU-Emanet bırakılmış, tevdi olunmuş: 126: SALİH… Diğer toplam ebced: 3532: EFTAN-Düşerek. Düşen… TEKABÜL-Kabullenme. Üstüne alma. Bir şeyi taahhüd ve iltizam etme: 532: ABDÜLKADİR Geylânî-Gavsı Azam… İSTİMLA-Birşey yazılmasını isteme. Birisine birşey yazdırma. (Abdülhakîm Arvasî Hazretleri: Lâkab olarak kullanılan “Manzur-u nazar-ı pîran-ı kiram: Keremli pîrlerin nazarlarına görünen” terkibidir. Lâkablandırma sebebi, merhum şeyhin –Seyyid Fehim– lütfen kalemleriyle yazdıkları mektubun tepesine kaydedilen teveccüh satırları olup dua telakki edilerek kullanılmıştı. Sonraları Kadîrî tarikatından Bağdat Telgraf Başmüdürü Şakir Efendi’nin “Gavs-ı Azam’ın nurlu kabrinde murakabeye dalmışken, size bir mühür hediye etmek emrini aldım!” diyerek, lâkabtaki esrar ve hikmeti teyid etmiştir. Oradan gelen mührü şimdi kullanıyorum!): 532: MÜSTE’CEL-Belirli bir vakte kadar tehir edilen… SEYYİD Abdülhakîm Arvasi: 535: İSLÂC-Kara tutulma. (Babaannem Hanife Hanım’ın babası “Kör Hüseyin Paşa”, Hayderan aşiret reisi ve Abdülhamîd Han’ın Hamidiye Paşalarından biri… Hanife Hanım’ın süt annesi de, annesinin ahretliği ve Abdülhakîm Arvasî Hazretleri’nin kızkardeşi, Hüseyin Paşa’nın diğer hanımı; yâni Abdülhakîm Arvasî Hazretleri, babaannemin bu şekilde dayısı… Babaannemin anlattığı hikâyedir. İzzet Bey’in hükümetle arası bozuk olduğu zaman… Baba evine gelecek… Kucağında, henüz yaşını doldurmamış babam Şerif Muammer… Maiyetteki adamlar ve bazı ev üyeleriyle Hüseyin Paşa’ya gelirken, yolda müthiş bir kar yağıyor… Tipiye tutuluyorlar… Ve bir ân geliyor, gözgözü görmez şartlarda yolu kaybediyorlar; 1-2 saat sonra fark etmişler ki, dağı dolanıp aynı yere gelmişler… O beyaz kıyamet şartlarında, artık iyice ümitleri kaybolma durumunda… Bir atlı, babaannemin kucağından Şerif Muammer’i alıyor… Kim olduğu belirsiz… Kafile birkaç saat sonra yerine vardığı zaman, babamın yanan ocak başında küçük yatağa yatırılmış olduğunu görüyor… Evdekiler, birkaç saat önce gelip onu teslim ettiğini söylüyor… Kafile, o badireden birkaç saat sonra kurtulabildiğine göre?.. Kimdi?.. Kimdi bu kundaktaki çocuğu donmaktan kurtaran… Babaannem, bunu bana birkaç kere anlatmış ve eklemiştir: “İmdada yetişen Hızır’dı!”… Kafileden biri veya ayrı bir hâdise: Abdülhakîm Arvasî Hazretleri İstanbul’da “Ağa Camii”nde vaz ederken, bir adam gözlerini dikmiş ona bakıyor. Efendi Hazretleri hafifçe eğiliyor ve yavaş bir sesle, “kara tutulduğun günü mü hatırladın?” diyor.)… TİS’A-Dokuz. (İmam-ı Rabbanî Hazretleri’nden itibaren; Mevlâna Hâlid, Seyyid Abdullah, Seyyid Taha, Seyyid Muhammed Salih, Seyyid Fehim Arvasî, Esseyyid Abdülhakîm Arvasî, “Mektubat: 869: Necib Fazıl Kısakürek-Salih Mirzabeyoğlu”… Mektubat, İmam-ı Rabbanî Hazretleri’nin “Ahir zamanda gelecek olan Mehdî’nin, bütünüyle doğrulayacağı eser”… Menfez-Nüfuz edecek delik, pencere. Berzah. “Abdülhakîm”: 870: Muzil-Allah’ın güzel isimlerinden. Mertebesi hayvanlar, dirilik. Ay menzillerinden “Gafur”… Mirzabeyoğlu: 322: Kurtubi… Feyli: Keskin kılıç. Şiirin ince mânâlarını çıkarmak, bit ayıklamak): 535: MEHDÎ Salih İzzet Mirzabeyoğlu.
 
EBU SÜLEYMAN
(ESSEYYİD ABDÜLHAKÎM ARVASÎ)
 
MANZUR-U Nazar-ı Piran-ı Kiram: 2870= 3869: MEKTUBAT… ARVASÎ-“Ayn harfi ile”: 346= 1345: İMAM-I Rabbanî… SAA-Efendi Hazretleri’nin isminin baş harfleri alınarak kısaltılmışı: 200: EBU Süleyman-Horoz… HALİD bin Velid Hazretleri’nin söylediği şiirin ikinci mısraı: 1207= 2206: SAAÜ-“Seyyid Abdülhakîm Arvasî Üçışık”… LÎ-Küllî emrin fehim: 466: ÜSTAD-Necib Fazıl Kısakürek”… DESTEC-Kola takılan bilezik. “Kelebçe”: 467= 1446: SECDE-“Nebat. Kusto”… BESTE-Bağlanmış, bitirilmiş: 467= 1466: MEHDÎ Muhammed Mirzabeyoğlu.
*
SEYYİD Abdülhakîm Arvasî “Üçışık”: 1015: TAHA-Bulut. (Seyyid Taha Hazretleri hatırda!)… DAVUD-Kendisinde “Vücudî” hikmet ve kâmil halifelik sırı tecelli eden Peygamber: 15: BÜYÜK Doğu-İBDA.
*
MANZUR-U Nazar-ı Piran-ı Kiram: 2876: ORHAN Gazi. (Hacı Bektaş Veli Hazretleri’nin bağlısı, Osmanlı Devleti’nin kurucusu hatırda!)
*
UHUD-Medine’nin kuzeyinde bulunan bir dağ ismi: 13: SALİH Mirzabeyoğlu… BEDR Muharebesi’nden sonra kâfirlerin intikam amacıyla Ebu Süfyan etrafında toplanmaları ve Allah Resûlü’nün bu 3.000 kişilik kuvvet karşısında 700 Sahabi ile onlara karşı durarak savaşı, UHUD denilen mevkide… Henüz Müslüman olmamış Halid bin Velid’in, 300 kadar süvarisiyle gerçekleştirdiği bir manevra sonucu, Almış oldukları emre rağmen yerlerini terk ederek onları kovalamaya çıkan sahabilerin bozulmaları, öyle ki, Allah Sevgilisi’nin bile dişi kırılıp yaralandığı bir vahametin yaşanması ve Allah Sevgilisi’nin basireti ve olağanüstü bir gayretle O’nu savunanların durumu kurtarması; neticede, tam bir mağlubiyet yaşanmadan, biraz hüzünle biten savaş… Bu savaşta herhâlde en önemli husus, Halid bin Velid Hazretleri’nin, Allah Sevgilisi’nin MALİK isminin isbatçısı olmasıdır. Bu hikmet, MALÎK, yâni Kudret ve tasarruf sahibi Allah’ın, tam bir himmet ve müessir bir kudretle kulunda belirişidir; hem rahmet hem zahmet ile imtihan neticesi kulda herşeyin ondan olduğunu gösteren bir kuşatıcılık. Yâni, Hâlid bin Velid, aksiyonunu Allah Sevgilisi’nden alan bir isbatlayıcı oldu; “zamanüstü” idraktan sızan budur… (Ben bunları yazarken, NİMPA-Ser rüyâmı hatırladı: Üstadım’a, Süryanice’de her harfin bir mânâya işaret etmesi sebebiyle, NECİB’deki “Cim” harfinin ne olduğunu soruyorum: “Cim, Mim’dir!” diyor)… DA’VA Cetveli’nde “Mim”, Allah’ın MALİK ismine işaret eder… MİM harfi, Allah’ın EL-Cami ismine, “İnsanlar” mertebesine, Ay menzillerinden “Fer’ul Muahhar: Takdim-i tehir”e, sonraya bırakılmışa işaret eder… Herhâlde anlaşıldı: Hâlid bin Velid Hazretleri, savaşları boyu aldığı yaralara rağmen şehid olmamasına hayıflanırken, neticede yatakta vefat edecek hâli de MALİK sıfatından hisse içindedir. Şiirinin ikinci mısraından tüten mânâ bu… Allah Sevgilisi, bir savaştan dönerken, zafer memnuniyeti içinde olan ashabına buyurdu: “Şimdi küçük cihadtan büyük cihada dönüyoruz!”… Nefsin kendi öz benliğiyle cihadına… Her biri şerefle ölen ashabı, bunları hatırlatıyor gizlice… Bizlere!..


Baran Dergisi 344. Sayı
 
 

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.