“Ramazan Müjdesi” Horoz Borcu ve Miras Sahibi Kim?- I


Osman Temiz

Osman Temiz

16 Ağustos 2017, 21:44

Giriş

Başlık hakkında ve ikaz mahiyetinde bir yorum: “Ramazan Müjdesi” ibaresi Baran Dergisi’nin 546. sayısında yayımlanan İBDA Mimarı Mütefekkir Kumandan Salih Mirzabeyoğlu’nun her bir cümlesi atom bombası keyfiyetini haiz “Ölüm Odası”nın muhtevasına işaret etmektedir. “Hayat Odası” diyebileceğimiz söz konusu yazıdan aşağıda uzun bir alıntı yapılmış olup, bu alıntı, hem bu yazının hem de topyekûn yazılarımızın muhtevasını kendinde toplayan “merkezî halka” keyfiyetindedir. “Horoz Borcu ve Miras Sahibi Kim?” ibaresi, ilkin Sokrat’ın Eflatun’dan beklentilerine bir işaret olmakla birlikte, aslında bununla “fikirde aslan payı”nın Müslümanlara ait olduğu gösterilmekte ve haddı zatında sahici fikirde miras sahibinin Kim olduğuna bir istifham işareti ile vurgu yapılmaktadır. Kim, “Ben Kimim?” diyen horoz nesebi!

“Akl-Akıl, izân, basiret. İp. Ölüm: 200: Ebu Süleyman-Halid bin Velid ve Velid bin Halid Hazretleri’nin “Horoz-Kabadayı” lâkabı…”

“Hurus: Horoz: 866: Husrev: Hükümdar, şâh.”

“ARAB-İz süren. Tabirci: 272: HÜKÜMDAR. (Levha: 31 Temmuz 1992… Sevilay Şadoğlu Hanım, “Salih Mirzabeyoğlu Hükümdardır!” diye bir yazı okuyor… Yazının altında da, yazının sahibinin imzası: Necib Fazıl)”

Horoz, aydınlık ve karanlıktan haberli olarak, karanlıktan aydınlığı haber veren bir keyfiyete sahib ve haddı zatında “berzah” sırını hâvî, diğer bir ifadeyle her iki cihetin (aydınlık ve karanlığın) orta noktasında bir yerde ve onların dışında, daha doğrusu içindeyken dışında ve dahi fevkinde bir yerden “tebliğ ve davet” üzere olandır… İçinde yaşadığımız veya üzerinde bulunduğumuz zaman diliminde, “Baba horoz” ile “Baba horoz taklidi yapan”ı, diğer bir ifadeyle de “Sabah namazına çağıran horoz” ile “İkindiden sonra öten horoz”u birbirinden ayıran en önemli nokta, Arapça “Re” harfinin ebced değerine denk gelen “Akl” ve “Ebu Süleyman”ın ebced değerinin 200 (iki yüz!) olmasıdır. “İnsanın sûretinden sîretine yol vardır” veyahut “bir insanın yüzünden onun ruhunu (ahlâk) okumak mümkündür” hakikatinden mülhem, “iki yüz”ün “iki insan”, bunun da “Sin; iki kiş demektir” üzerinden, “Sin” harfinin ebced değerinin 60 olmasına ve oradan da, “İnsan” ve dahi, “Büyük Doğu-İBDA”ya kadar götürülmesi mümkün bir imkâna kavuşulduğunu görürüz. Necip Fazıl’ın Çile isimli şiirinden:

“Ensemin örsünde bir demir balyoz,

Kapandım yatağa son çare diye.

Bir kanlı şafakta, bana çil horoz,

Yepyeni bir dünya etti hediye.”

Bu yazının muhtevası çerçevesinde tedaisi, “bir ayniyetin iki kanadı” hâlinde, “Yürüyen Büyük Doğu: İBDA!”…

Bir arz-u hâl: Yazının muhtevasının yer yer yakalanması zor bağlantılarla yürüdüğünü peşinen söylemeliyim. Çünkü yazı, ne klasik ve ne de modern bir yol veya yöntem takib etmektedir; tamamen “kendinden zuhur” esprisine uygun, kendinden menkul bir çerçevede kaleme alınmıştır. Belki, modern dünyanın teknolojik gelişim sürecinin getirdikleriyle birlikte felsefe ve bilim arasında açılan makasın, daha doğru bir ifadeyle felsefe ve bilim arasındaki uçurum denilebilecek mesafenin kapanmasına katkıda bulunmayı hedefleyen bir çerçevede değerlendirilebilir. Takdir, takdir sahibinindir.

Bir hal beyanı: “Duayı icrada aramak” sözü Büyük Doğu-İBDA’nın temel ölçülerindendir. “Suretler olmadan mânâlar ebediyyen tecelliye gelmezdi” hikmetiyle bitişik bu ölçüden anladığımız, duanın ruhî-nazarî aksiyon olması dolayısıyla, cismanî-tecrübî bir aksiyonla birliğe muhtaç bulunduğudur ve bunun zirve noktası namazdır. Bu hikmetin derin ve geniş anlamından hareketle ve dahi bilmediğimiz yönleriyle içinde barındırdığı sırrî mânâsına sığınarak söylemek isterim ki, geçtiğimiz Ramazan ayında, her gece sırf Allah rızası için iki rekât namaz kıldıktan hemen sonra topyekûn kâinatın sahibi olan Allah’tan, İBDA Mimarı Mütefekkir Kumandan Salih Mirzabeyoğlu’nun dualarının kabulü için de ayrıca iki rekât namaz kıldım. Allah kabul etsin, amin!

Düşünce Tarihi ve Felsefe Taşı

Büyük Doğu-İBDA fikriyatından biliyoruz ki, düşünce tarihi aslında “Mutlak Fikir” ve “Mutlak Tatbik Fikri” çerçevesinde şekillenen Vahdaniyet düşüncesinin salkım saçaklarıdır. Bunun en kemâl noktası “baş ve son” olan ve “Hakikat-i Ferdiyye” mânâsının sahibi Allah Resûlü’nün şahsında Kur’ân ve Sünnet ile başlayan süreçtir. Büyük Doğu-İBDA ruh ve fikir sisteminin tezi hâlinde, “Peygamberler olmasaydı medeniyet olmazdı!”

Düşünce tarihinin temelinde başta semavî dinler olmak üzere, mitoloji ve esatir, efsane ve hurafe, destan ve şiir, felsefe ve beşerî dinler yer almaktadır. Semavî dinlerin Peygamberler vasıtasıyla insanlara intikal ettirildiği malumdur. Yine Büyük Doğu-İBDA’nın tezi hâlinde “İlk dil, ilk insanla vardı ve ilk insan aynı zamanda ilk Peygamberdi. İlk insan ve ilk Peygamber ise Hazret-i Âdem Aleyhisselâm’dır.”

Felsefe, eski Yunan kültürünün bir ürünü olarak tarih sahnesine çıkmıştır. Arka planında mitolojik düşüncenin varlığı ise su götürmez... Evet; sistemli düşünmenin veya sistematik düşüncenin, diğer bir ifadeyle de mantık kurallarına bağlı olarak düşüncenin belli esas, usûl ve kurallar eşliğinde kayıt altına alınmasının başlangıç tarihi eski Yunan’a kadar gider. Felsefenin ortaya çıkmasında başta eski Yunan’ın kendi mitolojik dünyası olmak üzere, eski Yunan’dan çok daha eski belli başlı kadim kültürlerden, meselâ Mezopotamya ve Akdeniz kültürlerinden olan eski Mısır, Sümer, Pers (İran) ve Babil medeniyetlerine ait mitolojik unsurlardan da çokça yararlandığı bariz... Bu arada şunu da söyleyelim ki, Felsefenin temel amacı “arkhe nedir?” veya “varlık nedir?” sorusuna esaslı bir cevab aramaktır. Demek ki Felsefenin temel meselesi ontoloji (varlık bilim) ve metafizik muhtevalı bir seyirdir, arayıştır. Bu seyir veya arayış, “Mutlak Fikrin Gerekliliği” hakikatinin hemen yanı başında belirecek “Mutlak Fikrin kurulamaz oluşu”yla tamamlanacak ve “mutlu son” hasıl olacaktır. Aksi takdirde, İBDA Mimarı’nın yüksek ifadeleriyle, “mihraksız tümevarımın zafiyetiyle malûl” bir seyir veya arayış devam eder gider. Topyekûn düşünce ve felsefe dünyası bir tercih yapma noktasında bulunmaktadır: Ya postacı güvercin olacak veyahut da içine alkol karıştırılmış içeceklerden içip havaya salınmış güvercinlerden bir güvercin! Diğer bir ifadeyle de, ya İBDA’nın eri olacak veyahut da hizmetçisi!.. Niçin mi? Çünkü; “Hayatın ruh özüyle ilgili sabitlerinin “Mutlak” mânâsıyla gösterilemediği yerde, insanoğlunun başıboş arayışlarının bunu vadetmediğini, bütün bir felsefe tarihi göstermiştir!”

Eski Yunan’da sistematik düşüncenin, dolayısıyla da “felsefe taşı’ denilen mefhumun üç cephesine tekabül eden üç kafa adamı var: Sokrat, Eflatun ve Aristo. Fikirde vahdaniyet düşüncesinin baş mimarı olarak kabul edilen Sokrat’ın ruhî cephesini idealarda arayan Eflatun’a karşın Aristo, aynı düşüncenin maddî cephesini eşya ve hadiselerde aramaktadır. Merkezinde Sokrat’ın “Kendini bil!” düsturunun olduğu bir düşünce yumağının tümdengelim ve tümevarım kanatlarını temsil eden Eflatun ve Aristo!

Düşünce tarihinde “esrarlı taş” mahiyetinde ve sırrî muhtevası henüz çözülememiş olan “Felsefe taşı” bugün bizce, Esseyyid Abdülhakîm Arvasî Hazretleri’nin üç kaşlı mühründe anlam kazanmaktadır. İBDA Mimarı Mütefekkir Kumandan Salih Mirzabeyoğlu’nun Baran Dergisi’nde tefrika edilen “Ölüm Odası” isimli eserinden takib edelim:

“ESSEYYİD Abdülhakîm Arvasî Hazretleri’nin, “Birinci Dünya Harbi”nden sonra İstanbul’a gelmesi ve Eyüb’te “Gümüşsuyu Dergâhı”na yerleşmeleri… “Zamanın arifleri sırasında” dedikleri HÜSEYİN Vassaf Halvetî isimli zâtın, SEFİNET-ÜL EVLİYA ismi altında bir eseri için ona başvurması ve hâl tercümelerini öğrenme gayesiyle soruları… O sorulardan, -Üstadım’ın Başbuğ Velilerden 33 isimli eserinde- Lâkab bahsinde cevabları: LAKAB olarak kullanılan MANZUR-U Nazar-ı Piran-ı Kiram (Keremli Pirlerin Nazarlarına Görünen) terkibidir. Lâkablandırma sebebi; merhum Şeyh’in -Seyyid Fehîm Hazretleri- lütfen kalemleriyle yazdıkları mektubun tepesine kaydedilen teveccüh satırları olup, dua telakki edilerek kullanılmıştı. Sonraları, KAADİRİ tarikatinden BAĞDAT Telgraf Başmüdürü -Abdülkadir Geylanî âşıkı- ŞAKİR Efendi, “Gavs-ı Azam’ın nurlu kabrinde murakabeye dalmış otururken, size bir Mühür hediye etmek ve mührün bir yüzüne o ibareyi yazmak emrini aldım!” diyerek Lâkabdaki esrar ve hikmeti teyid etmiştir. Oradan gelen Mührü şimdi kullanıyorum. MÜHÜR, oldukça kıymetli NECEF taşındandır ve ÜÇ yüzlüdür. Bir tarafında, lâkabım olan “Manzur-u Nazar-ı Piran-ı Kiram”, diğer tarafında bitişik “Li Küllî Emrin Fehim” ve sonra “Esseyyid Abdülhakîm Arvasî” yazısıdır. Mühür, IRAK şeyh ve âlimlerinin kullandıkları mühürlerden daha büyükçedir. Onu hâlâ, iyiye ve hayra yorarak İMZA makamında kullanıyorum.”

“Hayatın, ruh özüyle ilgili taşı, sabitleri” mânâsına Felsefe taşı, “terazi ipleri kendinde toplanan halka” mânâsı üzerinden adlî tıbb’a çıkan bir mânâyı da mündemiçtir. Ben bu mânânın en önemli kavramının “horoz” olduğu kanaatindeyim. Eski Yunan’da Sokrat’ın Eflatun’dan yerine getirilmesini istediği “adak horoz”dan kasdın da aslında “terazi ipleri kendinde toplanan halka” mânâsı ile doğrudan ilişkilidir, diye düşünüyorum. Bugün bunun “İstikbâl İslâmındır” mânâsı üzerinden Büyük Doğu-İBDA’da düğümlendiğini gösteren tablo aşağıdadır. Söz konusu tabloda yok yok. Bütün bir düşünce tarihini öncesi ve sonrasıyla kendinde toplayan bir mahiyette ve muhtevasında “Adlî Tıbb” üst başlığı altında “nefs muhasebesi” veya “nefs terbiyesi”, “ruh ve bedenin dengeli bir şekilde eğitilmesi veya geliştirilmesi” mânâsına “beden terbiyesi”, murada uygun olarak örgüleştirilen “belirli bir dünya görüşü” mânâsına “zıddını dışarda bırakmanın üstün diyalektiği” olarak temayüz eden Büyük Doğu-İBDA, “İstikbal İslâmındır” mânâsının “üstün idrak” ifadesine tekabül eden “İslâm, zıt kutublar arası muvazenenin üstün nizamıdır” ölçüsü ve haddı zatında kurtuluş adresi olarak bizzat İslâm’ın gösterilmesi, “suret mânânın aynıdır” esprisine uygun olarak, istikbâlin mânâsının Kim’de tecelli ettiğini gösteren “horoz nesebi” ve daha neler ve neler, hemen her şey burada mevcut. Takib edelim:

“FELSEFE TAŞI-Hayatın, ruh özüyle ilgili taşı, sabitleri. (Nun-Kalem. Kılıç. Balık. Bir harf; Allah’ın üzerine yemin ettiği “Nun ve Kalem”, Nun Sûresi hatırda. Da’va Cetveli’nde sayı değeri: 256: Nur-Allah’ın 99 güzel isminden biri. Allah Sevgilisi’nin bir ismi… Nun harfi, Allah’ın Nur ismi, 4. Sema mertebesi, Kamer menzillerinden “Simak”a işaret eder; Balıklar. Parlak yıldızlar. İki parlak yıldızdan biri. Bir şeyi kaldıracak âlet’e… Fels-Bakır para, tedavül eden bakır. Pul; köprü. Balık pulu: 170: Lichamelijik-Hollanda dilinde, “Bedenî; yüklenen”… Lâtince, Caminus-Maden: 170: Metranyonuto-Süryanice, “Fikir, düşünce”… Üstadım’dan: “Öteler öteler, gayemin malı / Mesafe ekinim, zaman madenim / Gökte samanyolu benim olmalı / Dipsizlik gölünde inciler benim!”… İnci: Ezel’e teşbih edilir ve İnsan “Ezelî Hayvan”… Moğol dilinde, Ak-Ata sözü dinlemeyen. “İlk dil, ilk insanla vardı ve ilk İnsan, ilk Peygamberdi”; ve O, kendisinden sonra gelen bütün Peygamberlerle birlikte, zamanın muradı olan varlığın kendisi için yaratıldığı son Peygamber’e yol veren; ki, kitabı Kur’ân, O’nun en büyük kelâm mucizesi olarak, “Kâmil ahlâkı tamamlamak için” O’na indirildi. Demek ki asiler, baştan sona “Mutlak Fikir Sabiti” olmayanlardır; kendi reyine inanan, nefsini ve nefsinin türettiklerini putlaştıran: 170: Hakk bin-Hakkı gören. Hak veren. Hakk’a imân eden. Hakk’a inanan… Süryanice, Luqbal Mun?-Kime karşı?: 170: Kuddüs-“Noksandan münezzeh” mânâsında, Allah’ın 99 güzel isminden biridir… Müslîm-İslâm olan, selâmette olan: 170: Kamel-Bitli kişi. “Kâmil kimse, zengin kimse”; zirve Müslümanlarındır… Ufuksuz bir ufuk olarak!): 966: TEMPESTAS-Süryanice, “Zaman”. (Hazret-i Ali: “Zaman, ibret aynasıdır!”… Hayatın ruh özüyle ilgili sabitlerinin “Mutlak” mânâsıyla gösterilemediği yerde, insanoğlunun başıboş arayışlarının bunu vadetmediğini, bütün bir felsefe tarihi göstermiştir!)… Boşnak dilinde, NADATİ-Ümid. “İstikbâl”. (Ezel ve Ebed insanda birleşti; başı sonda ve sonu başta bir iş… İnsandan murad Allah Sevgilisi olduğuna göre? Demek ki İstikbal, İslâmdır, İslâmındır!): 966: KEZAME-İki kuyu arasındaki, birinden diğerine su geçiren kuyular. Terazi ipleri kendinde toplanan halka. (Bu hakikat, inanmayanın da Allah’ın kulu ve Peygamber’in kadrosu olması bakımından, küfrün hakikatinin de, en başta tezkiyesi gereken nefsimiz, İslâm’da olduğunu gösterici. “Nefs muhasebesi”nin ne olduğu anlaşılmalı. Nefsimiz ruhtan gelenlerle “hasselerden-duyulardan” gelenlerin, ikincisini birinciye bağlamak mecburiyeti altındadır; ki, “Adlî Tıbb” mevzuu olarak, terazi iplerini kendinde toplayan halka budur… Varis-Allah’a varis insan ve amellerinin küllî dönüşü varisi, Allah. “Herkes Hak ettiğini alacaktır”: 706: Havk-Halka denilen yuvarlak… Fikir Kahramanı: 706: Aktör-Temsilci. “Eşya ve hadiseyi teshir” için yaratılan insanın, Allah’a Resulü’nün gösterdiği yoldan yüklendiği rol, amel, aksiyon; İslâm’ın ruhunu eşya ve hâdiselerin, -insan ve toplum meselelerinin üzerinde pıhtılaştırma- işini yüklenen… Lâtin dilinde, Auctor-Yazar, tarihçi; gelmiş geçmiş, olan, olabilecek olan herşeyi araştıran, akıl veren, harekete geçiren, destekçi, lider, etkili insan, model, örnek, ata; mânevî rehber, soy kurucu, inşaatçı, inşâ eden, yapan kişi: 619: Büzürgmeniş-Yüksek fikirli, fikirleri değerli olan. “Şeyh Büzürg namıyla da anılan, Seyyid Taha Hazretleri hatırda”… Lâtince, Quis?-Kim?: 82: Derviş Muhammed Semerkandi… Lâtince, Quinto-Beşinci: 477: İzzet-Bir kimse “zelil” iken kavi ve kudret sahibi olmak. Ziyadelik ve üstünlük. Değer, kıymet. Kuvvet. Muhterem ve muteber olmak. Bulunmaz derecede az olan… Zel harfi, Allah’ın “Müzill-Zelil kılan, uzağa atan” ismi, Hayvanlar mertebesi, Kamer menzillerinden Sa’du’l Suud’a işaret eder; Derece almak. Mübarek. Mübarek yıldızlara… Simye-Simya. Hamse. Âta: 121: Elif-Allah’ın mertebesiz ve menzilsiz ismi… Hamse-Beş. “Zikir harfi He”: 705: Habnâme-Rüyâ kitabı… Rüya: 217: Diber-İbranice, “Kelime”… Süryanice, HLAM-Rüyâ görmek: 76: Quimico-Portekiz dilinde, “Kimya, kimyacı”… Boşnak dilinde, Zajedno-Beraber: 76: Usiya-Süryanice, “Cisim”… Gayn harfi, Allah’ın Zâhir ismi, Küllî Cisim mertebesi, Kamer menzillerinden “Re’su’l Cevza: Resen hareket eden ikizler”e işaret eder… Lâtince, Vis-Rüyâ. Kuvvet: 76: Vis-Balık. “Kalem. Kılıç. Nur”… Balık Burcu, unsuru Su, yıldızı Müşteri, vücutta tesir yeri Ayaklar, Simya safhasında “Yansıtma”; Hâdiseye yanaşan insan şuuru… Rüyâ: 217: Yaqar-Süryanice, “İzzetlemek”… Süryanice, Davro-Rol: 217: Corpo-Portekiz dilinde, “Beden”; Kalb… Te harfi, Allah’ın “Kaabid-Kısıcı, kısan, kısaltıcı” ismi, Esir mertebesi, Kamer menzillerinden “Kalbe” işaret eder… Kalb; zâhiri, içinde bulunduğumuz âlemin toplamı bedene, bâtını mavera âlemine bakar… İspanyolca, Cuerpo-Beden: 2218: Derviş Muhammed Semerkandi-442 mührü. “Büyük ebcedle”… Hall ü akd-Müşkül meseleleri ve işleri halledip neticeye bağlama. Çözme. Düğümleme. İdame etme: 218: Sumsumo-Süryanice, “Psiko terapi”; ruhî tedavi, insanı tanıma… Hadîs: “İlim, dini ilimler ve Tıbb ilmidir!”… Kâinat, insanda toplu olarak, Mavera’nın misâlidir; ruh, kalbte “nasılsız ve niçinsiz” sabitlenir. Nasıl ki, gözden mahrumluk, gösterdiğinden de mahrumluktur, bu malum üzere Kâinat ilimlerinin bir kıymeti vardır. Buna mukabil, kendi kendinden ibaret kalacak böyle bir nefs ilmi, asıl malum olan Ruh ilminin hakikatine, Allah ve Resûlü’ne bağlanmadığı zaman, gerçek bir, “Kendini bil”e erişemez ve semirmeyi gelişme sanır. Gaye hep ötelerin ötesi olan “İslâm kalbin yoludur” hakikatinde… İş, Dünya ve Ahiret, Şeriat ve Tarikat yolunun birliğini sağlamada… O, “Mutlak Tevhid mümkün değildir!” hakikatince, ezel ve ebed yolu, insanın hayatının Bâki olduğunun teminatı idrakindedir; İdrak’ın aczini bilmenin, bir ilim olduğu sırrında. Akıl, kendi kendini öldürmeye memurdur ve “akl” olanda, o ruhîlik sırrına ermiş olandır!)… KONFERANS TARİHİ-Üstadım’ın, Eskişehir’de verdiği konferans: Yolumuz, Hâlimiz, Çaremiz: 1966: SEYYİD Abdülhakîm Arvasi + NECİB Fazıl Kısakürek + İZZET Erdiş. (Seyyid Abdülhakîm Arvasî + Necib Fazıl Kısakürek: 1983: İzzet Erdiş)… ZILALE-Gölgelik. “Ayna”: 966: TŞACESRE-Süryanice, Ondokuz. “Dişil”. (Hedî-Mürşid. Boyun; hareketin azalması, aklın eksilmesi ve rûhîye tebdil olması, tasarrufu mânâsında. Atalet, vücudun tamamı, güzelliği: 19: Evhad-Vâhid. Tek… Hayic-Hayran, âşık. Mest olmuş deve, kurbanlık nefs: 19: Dehy-Kişinin fikir ve ferasetinin isabetli olması… Süryanice, Farfluto Hraz-Kanat takma: 1019: Teoruto-Süryanice, “Fizik Ötesi”; Mavera-üt Tabia, nefsin fizik ötesi tabiatı, seciyesi… Arnavutça, Quaj-İsimlendirmek. “Âyet meâli: Allah, Adem’e bütün isimleri öğretti!”: 1019: Repercutere-Lâtince, “Yansıtma”; İnsan, dil aracılığı ile hakikatleri birer kavram yaparak onları idealleştirmenin yolunu bulduğuna göre, bir davaya nisbetle isim, hakikatlerin sıralandığı fikir tepesinin ifâdesi ve kabartması olmalıdır… İbda-Hakk’ın Hak üzerinde kaimliği idealine misâl, ismimiz: 78: Hakîm-Herşeyi yerli yerince eden Allah’ın 99 güzel isminden biridir. Varlığın hakikatiyle muttasıf olmanın Mutlak Kemâli olan Allah Sevgilisi’nin bir ismi… Ve Seyyid Abdülhakîm Arvasî “Üçışık”… Büyük ebcedle, Hakîm: 450: İmam-ı Rabbanî)… Süryanice, STACESRE-Onaltı. (Lâfza-Bir tek kelime: 1015: BD-İBDA… Lâfza-Bir tek kelime: 1015= 16: Bü’bü-İzzet, kerem. Faal, balta sapı. Zeyrek akıllı, zarif kimse. Hakîm. Seyyid. Çok kıymetli ve değerli şey. Gözbebeği… Yevmiye: “Bir tek söz beni fetheder!”… Boşnak dilinde, Pacet-Mühür: 16: Oy-Moğolca, Yansımak): 2966: MEHDÎ Necib Fazıl Kısakürek + SALİH İzzet Mirzabeyoğlu.”

Dünyayı fethe yeter bir söz: Horoz!.. Teferruatı yazının devamında!

Dipnotlar

[1]İstifham: Sual sorup anlamak. Anlamak için sormak... Edebiyatta, cevab istemek için değil, daha çok dikkat çekmek, hisleri kuvvetlendirmek maksadıyla

soru şeklinde söylemek sanatıdır. Şefkat, sevgi, hayret, kin ve nefret gibi duyguların tesiri altında vuku bulur... Yani; Allah için muhabbet ve Allah için buğz

hâllerinde vuku bulur!.. Meselâ, İBDA Mimarı Mütefekkir Kumandan Salih Mirzabeyoğlu’nun “Ben Kimim?” diye sorması bir istifham sanatıdır. İBDA

Mimarı’nın, “Mutlak Varlık olan Allah”ı “bulamamacasına aramak” serüvenine tekabül eden bir seyir! Hazret-i Mehdi Aleyhisselâm, Mehdi olduğunu

bilmeyecek diyenlere ne der, bilemiyorum!

[2] Salih Mirzabeyoğlu, “Ölüm Odası –B-Yedi-”, Baran Dergisi, İstanbul, Nisan 2017, sh. 18.

[3] Salih Mirzabeyoğlu, Furkan -Lûgat-ı Salihûn-, İBDA Yayınları, İstanbul, sh. 719.

[4] Salih Mirzabeyoğlu, “Ölüm Odası –B-Yedi-”, Baran Dergisi, İstanbul, Temmuz 2017, sh. 18.

[5] Necip Fazıl, Çile, bd Yayınları, İstanbul

[6] Salih Mirzabeyoğlu, “Ölüm Odası B-Yedi”, Baran Dergisi, sayı: 546, 29 Haziran-5 Temmuz 2017, sh. 16.

[7] Salih Mirzabeyoğlu, “Ölüm Odası B-Yedi” (283), Baran Dergisi, Ekim 2015.

[8] Salih Mirzabeyoğlu, “Ölüm Odası”, Baran Dergisi, sayı: 546, 29 Haziran-5 Temmuz 2017, sh. 16-17.

Baran Dergisi 553. Sayı

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.