<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Baran Dergisi - Baran-Haber-Görüş</title>
    <link>https://www.barandergisi.net</link>
    <description>Baran Dergisi - Baran-Haber-Görüş</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.barandergisi.net/rss/kultur-sanat" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Wed, 06 May 2026 00:07:11 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/rss/kultur-sanat"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Tahir Büyükkörükçü Hoca'yı vefatının yıl dönümünde rahmetle anıyoruz]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/tahir-buyukkorukcu-hocayi-vefatinin-yil-donumunde-rahmetle-aniyoruz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/tahir-buyukkorukcu-hocayi-vefatinin-yil-donumunde-rahmetle-aniyoruz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[</p>]]></content:encoded>
      <category>Biyografi</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/tahir-buyukkorukcu-hocayi-vefatinin-yil-donumunde-rahmetle-aniyoruz</guid>
      <pubDate>Thu, 05 Mar 2026 14:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2026/03/tahir-buyukkorukcu-f.webp" type="image/jpeg" length="39482"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[4 Mart 1931 - Şeyh Muhammed Esad Erbili Hazretlerinin şehadeti]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/4-mart-1931-seyh-muhammed-esad-erbili-hazretlerinin-sehadeti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/4-mart-1931-seyh-muhammed-esad-erbili-hazretlerinin-sehadeti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Şeyh Esad Erbilî’nin hayatı, çalkantılı bir çağda ilimle tasavvufu birleştiren, sükûtu direnişe dönüştüren bir irfan yolculuğudur. O, makamdan ziyade manayı, kalabalıktan ziyade insanın iç inşasını esas alarak yaşadı. Şehadeti mübarek olsun.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p>]]></content:encoded>
      <category>Biyografi</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/4-mart-1931-seyh-muhammed-esad-erbili-hazretlerinin-sehadeti</guid>
      <pubDate>Wed, 04 Mar 2026 15:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2026/03/esaderbili2-702x336.jpg" type="image/jpeg" length="95184"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Akıncı Yolu ve Akıncı Yol dergileri tek ciltte çıktı]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/akinci-yolu-ve-akinci-yol-dergileri-tek-ciltte-cikti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/akinci-yolu-ve-akinci-yol-dergileri-tek-ciltte-cikti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Akıncı Yolu ve Akıncı Yol dergilerini, 1995–1997 dönemini kapsayan bütün sayılarıyla tek ciltte topladık ve mücadele tarihine not düşen bu külliyatı satışa sunduk.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>1995–1997 tarihleri arasında yayımlanan Akıncı Yolu ve Akıncı Yol dergilerini tek ciltte topladık. Toplam 704 sayfadan oluşan bu özel cilt, 41×29 cm ölçülerinde, kalın kapaklı ve arşiv niteliğinde hazırlandı. Büyük Doğu–İBDA çizgisinin fikir ve aksiyon hafızasını bir araya getiren çalışma, dönemin metinlerini, belgelerini ve mücadele izlerini bütünlüklü biçimde muhafaza ediyor.</strong></em></p>

<p><strong>“Akıncı Yolu” ve “Akıncı Yol” Dergileri hakkında</strong></p>

<p>Akıncı Yolu dergisi, Büyük Doğu-İbda fikriyatına bağlı ve 1995-1997 arasında 20 sayı aylık periyodla yayınlanmış fikir ve aksiyon dergisidir. Onun devamı olan Akıncı Yol dergisi ise Şubat-Haziran 1997 tarihleri arasında 6 sayı yine aylık periyodla yayınlanmıştır. İşin aslında bu iki dergi, 1991-1995 arasında önce aylık 39 sayı, sonra haftalık 35 sayı yayınlanmış Büyük Doğu-İbda fikriyatına bağlı meşhur Taraf dergisinin devamıdır. İbda çizgisindeki bu dergiler, çıktığı dönem itibariyle İslâmî hareketin köşe taşları olarak nitelendirilmiştir.</p>

<hr />
<h2 style="text-align:center"><strong><a href="https://www.aylikbaran.com/product-page/ak%C4%B1nc%C4%B1-yolu-ve-ak%C4%B1nc%C4%B1-yol-dergileri-tek-ciltte-%C3%A7%C4%B1kt%C4%B1" rel="nofollow"><span style="color:#c0392b">SATIN ALMAK İÇİN TIKLAYINIZ</span></a></strong></h2>

<hr />
<p></p>

<p>Akıncı Yolu dergisinin ilk sayısı 1 Mayıs 1995 tarihli olup Şehid Cahit Ayaz kapaktan verilmiştir. Son sayısı 1 Ocak 1997 tarihli olup 20 sayının yazı işleri müdürlüğünü Yahya Yıldırım üstlenmiştir. Akıncı Yol dergisinin yazı işleri müdürü ise Ali Acar’dır. Her iki derginin de Genel Yayın Yönetmenliğini Şükrü Sak yapmıştır. Akıncı Yol dergisinin muhtevasında cezaevinden Taraf kadrosu tarafından yazılar ile bir direniş destanına dönen DGM (Devlet Güvenlik Mahkemeleri) İBDA-C tutuklarının yargılanma haberleri, olaylı mahkemeler ve fotoğrafları dikkat çekmektedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Salih Mirzabeyoğlu’nun Adımlar Kitabında yer alan “Kemalizm’in Son Demleri” başlıklı söyleşi/yazısı ilk olarak Akıncı Yolu’nun 20. sayısında yayınlanmıştır. Yine Salih Mirzabeyoğlu’nun Adıbelirli müstearıyla yayınlanan “Noktalama” başlıklı yazılar, Akıncı Yolu’nun 10 ve 12. sayısında yayınlanmıştır. Ayrıca Akıncı Yol dergisinin muhtelif sayılarında Abdülhamid Yıldız müstearıyla çıkan 11 yazının Mirzabeyoğlu’na ait olduğu tahmin edilmektedir. Akıncı Yol dergisinin 1. sayısında yer alan ve kalemin gerektiğinde bir kılıç gibi kullanılmasına misal olan “Yanlış Hesap İbda’dan Döner” isimli imzasız yazı için aynı şey söylenebilir.</p>

<p>DGM’lerdeki duruşmalar, MAHKEMELER başlığıyla verilirken, ATEŞ HATTI ve KAYGANIN İÇİNDEN başlıklarında da İBDA cephelerinin legal olsun illegal olsun faaliyet haberleri yer almaktadır. Böylece dergi fikirle aksiyonu meczetmektedir.</p>

<p>28 Şubat kararları öncesi dik duruşu temsil eden Akıncı Yolu ve Akıncı Yol dergilerine birçok dava açılmış, polis operasyonuna maruz kalmış, yazı işleri müdürü Yahya Yıldırım ve dergi çalışanları gözaltına alınmış, yargılanan Yahya Yıldırım “İBDA-C örgütü üyesi” olmak gerekçesiyle 12,5 yıl ceza almıştır.</p>

<p>Akıncı Yol dergisinde, Rus-Çeçen savaşına destek için Avrasya Feribotunu kaçıran gönüldaşların ülke gündemine yerleşen haberleri de işlenmektedir. Aynı derginin ikinci sayısının kapağı ise DGM’lerin İBDA bağlılarına verdiği ağır cezalara karşı bir meydan okuma olarak Gölge dergisi posterlerinin de şöyle demektedir: “Kuyrukcular Hüküm Kesti Kırk Sene! Kahpe Düzen Kırk Sene Sürer Gibi.” Diğer sayılarda ise “Laik Esaretten Şer’i Özgürlüğe” başlıklı yazılar dikkat çekmektedir.</p>

<p>Akıncı Yolu ve Akıncı Yol dergileri sayfalarını aşan ve muhtevalarında taşan uzun metinleri, birinci sayısından itibaren dergiye ek olarak, farklı mevzularda, sekiz fasikül halinde vermiştir.</p>

<p>Netice olarak, 1990-1997 dönemi İBDA mensuplarının aksiyon çizgisini ifade eden bu dergiler, mücadele tarihine düşülmüş önemli not ve belgelerdir.</p>

<p><em>Aylık Baran Dergisi</em><br />
07.10.2025</p></p>]]></content:encoded>
      <category>Büyük Doğu-İbda, Kitap</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/akinci-yolu-ve-akinci-yol-dergileri-tek-ciltte-cikti</guid>
      <pubDate>Thu, 08 Jan 2026 14:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2026/01/akinci-yolu-ve-akinci-yol-dergileri-tek-ciltte-cikti.webp" type="image/jpeg" length="52377"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Şeyh-i Ekber ve İbda hikmeti]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/seyh-i-ekber-ve-ibda-hikmeti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/seyh-i-ekber-ve-ibda-hikmeti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bugün, Şeyh-i Ekber’i tarihî bir mutasavvıf olmanın ötesinde, modern çağın bunalımlarına karşı İslâm’ın 'yenilenen' ve 'yürüyen' diyalektiği içinde yeniden okumak bir zarurettir. Zira bu büyük velî, İbda Mimarı Salih Mirzabeyoğlu’nun tefekkür sisteminde kilit bir rol oynar. Mütefekkir Mirzabeyoğlu, İslâm tasavvufunun en "yakıcı" konularından olan “Vahdet-i Vücud’u, İmam-ı Rabbânî Hazretleri’nin “Vahdet-i Şühud” süzgecinden geçirmiş ve "Bu yüzdendir ki; O!" formülüyle çağın idrakine sunmuştur]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h2><strong>Şeriatın zâhirinden hakikatin sırrına bir köprü</strong></h2>

<p>İslâm tefekkür tarihi; zâhir ile bâtın, şeriat ile hakikat, akıl ile aşk arasındaki ince çizgide yürüyen devasa şahsiyetlerin omuzlarında yükselmiştir. Bu şahsiyetlerin en 'çetin', en 'girift' ve üzerine asırlarca en çok konuşulanlarından biri, şüphesiz Şeyh-i Ekber Muhyiddin İbn Arabî Hazretleri’dir. O, kimileri için anlaşılması imkânsız bir "sır denizi", kimileri içinse (yanlış anlamalar yüzünden) "tehlikeli" görülen bir sahil olmuştur. Ancak tarih, hakikatin üzerindeki tozu er ya da geç siler.</p>

<p>Bugün, Şeyh-i Ekber’i tarihî bir mutasavvıf olmanın ötesinde, modern çağın bunalımlarına karşı İslâm’ın 'yenilenen' ve 'yürüyen' diyalektiği içinde yeniden okumak bir zarurettir. Zira bu büyük velî, İbda Mimarı Salih Mirzabeyoğlu’nun tefekkür sisteminde kilit bir rol oynar. Mütefekkir Mirzabeyoğlu, İslâm tasavvufunun en "yakıcı" konularından olan “Vahdet-i Vücud’u, İmam-ı Rabbânî Hazretleri’nin “Vahdet-i Şühud” süzgecinden geçirmiş ve "Bu yüzdendir ki; O!" formülüyle çağın idrakine sunmuştur.</p>

<p>Bu çalışma; bir yanıyla Endülüs’ten Anadolu’ya uzanan o muazzam hayat hikayesini ve “tartışmalı” fikirlerin tarihî serüvenini ele alırken, diğer yanıyla bu mirasın İbda Külliyatı’nda nasıl bir "hikmet ve metod" inşasına dönüştüğünü inceleyecektir. Maksadımız, Şeyh-i Ekber’i sadece övmek değil; onun "mutlak fikre" nispetini, Mütefekkir’in aynasından seyredebilmektir.</p>

<h2><strong>Şeyh-i Ekber ve Mütefekkir Mirzabeyoğlu</strong></h2>

<p>Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu, İbda külliyatını inşa ederken İslâm tefekkür tarihinin zirve isimlerini (İmam Gazâlî, İmam Rabbânî ve Muhyiddin Arabî Hazretleri gibi) temel direkler olarak alır. Mirzabeyoğlu'nun, Muhyiddin Arabî hazretlerinin ortaya koyduğu ve İslâm tasavvufunun en çetrefilli meselelerinden olan Vahdet-i Vücud anlayışını nasıl ele aldığı ise son derece mühimdir.</p>

<h2><strong>İki irfan denizi: Vahdet-i Vücud ve Vahdet-i Şühud meselesi</strong></h2>

<p>Mirzabeyoğlu'nun yaklaşımını ve bu ilişkiyi anlamak için önce iki kavramı netleştirmek gerekir:</p>

<p><strong>Vahdet-i Vücud (Şeyh-i Ekber):</strong> Kabaca "Her şey O'dur" (Varlık birdir, o da Allah'ın varlığıdır) şeklinde özetlenebilecek, Muhyiddin Arabî Hazretleri ile formüle edilen anlayıştır. Bu anlayış, dışarıdan bakanlar veya yanlış yorumlayanlar tarafından "panteizm" (âlemin Allah ile bir olması) ile karıştırılma riski taşımıştır.</p>

<p><strong>Vahdet-i Şühud (İmam Rabbânî):</strong> Vahdet-i Vücud'daki bu "panteizm" riskine karşı İmam Rabbânî Hazretleri tarafından geliştirilen ve "Her şey O'ndandır" (Varlıklar O değildir, ama O'nun varlığının gölgeleridir, O'ndan sudur etmiştir) şeklinde özetlenen anlayıştır. Burada söz konusu olan şey "şuhudun birliğidir" (görünen her şeyin O'ndan olduğunu idrak etmektir).</p>

<p>Tarihî olarak bu iki görüş, özellikle Nakşibendî geleneğinde (İmam Rabbânî hazretlerinin etkisiyle) Vahdet-i Şühud lehine bir tartışma yürütmüştür.</p>

<h2><strong>Büyük Doğu’dan İbda’ya devredilen miras </strong></h2>

<p>Salih Mirzabeyoğlu, düşüncesini üzerine bina ettiği Büyük Doğu mimarı Necip Fazıl Kısakürek'ten "Şeyh-i Ekber'e sahip çıkma" mirasını devralır. Necip Fazıl, başta İbn Teymiyye olmak üzere Şeyh-i Ekber'i "tekfir" eden (küfürle suçlayan) zâhirî ulemaya karşı, onun bir "velî" olduğunu ve sözlerinin "te'vil" edilmesi (derin yorumunun yapılması) gerektiğini savunmuştur.</p>

<p>Mirzabeyoğlu, bu savunmayı alır ancak onu bir adım ileriye taşıyarak statik bir "savunma"dan çıkarıp kendi "diyalektik" sisteminin bir parçası haline getirir.</p>

<h2><strong>İbda diyalektiğinin çözümü: "O değil, O’ndan; bu yüzdendir ki O!"</strong></h2>

<p>Mirzabeyoğlu'nun bu iki görüşe nasıl yaklaştığı, onun Muhyiddin Arabî Hazretleri ile ilişkisinin temelidir. Mirzabeyoğlu, bu iki görüşü birbiriyle çatıştırıp birini diğerine tercih etmez; ikisini de "İbda diyalektiği" içinde sentezler.</p>

<p>Meseleyi, Salih Mirzabeyoğlu’nun kendi kaleminden takip edelim:</p>

<p><strong>“Sır olan müessire nisbetle görünen esere bakıyoruz; eser sırdan! Mahiyeti yokluk olan «âlemde varlık», BİR olan varlık hakikatinden; O değil, O’ndan. İşin en girift hikmeti de şu: O değil O’ndan, bu yüzdendir ki O!”</strong> (1)</p>

<p>Görüldüğü gibi Mirzabeyoğlu'nun meşhur formülasyonu şöyledir: "O değil, O’ndan; bu yüzdendir ki O!"</p>

<p>Bu cümlenin tahlili, Mirzabeyoğlu'nun İbn Arabî'yi nasıl "tespit" ettiğini gösterir:</p>

<p><strong>"O değil, O'ndan;..."</strong> Bu anlayış, İmam Rabbânî Hazretleri’nin (Vahdet-i Şühud) görüşüdür. Salih Mirzabeyoğlu, önce bu tespiti yaparak şeriatın temeli olan "tenzih" (Allah'ın yaratılmışlardan ayrı ve münezzeh olması) ilkesini öne alır. Böylece “panteizm” ve zâhirî eleştirileri kökünden bertaraf eder.</p>

<p><strong>"Bu yüzdendir ki O!"</strong> Formül, Salih Mirzabeyoğlu'nun "İbda" damgasıdır ve İbn Arabî Hazretleri’nin (Vahdet-i Vücud) hakikatini yeniden kurduğu yerdir. Madem ki her şey "O'ndandır" ve O'ndan başka "gerçek varlık" (vücud) yoktur; o hâlde kâinatta gördüğümüz her şey, O'nun varlığının bir tecellisinden, bir "gölgesinden" başka bir şey değildir. Gölgenin, gölgenin sahibi olan "Asıl"dan ayrı bir varlığı olamaz. Dolayısıyla, "O'ndan olduğu için" ve "O'ndan başka varlık olmadığı için", gördüğümüz her şeyin hakikati aslında "O"dur.</p>

<p>Salih Mirzabeyoğlu, bu diyalektik hamleyle, İbn Arabî Hazretleri’nin Vahdet-i Vücud'unu, İmam Rabbânî Hazretleri’nin Vahdet-i Şühud süzgecinden geçirerek "yeniden" doğrulamış olur. İbda Mimarı, külliyat boyunca Muhyiddin Arabî' Hazretleri’nin "evliya kelâmını" yeni bir medeniyet inşası için "peşin fikir" kaynağı olarak görür.</p>

<h2><strong>Şeyh-i Ekber’in hayatı ve fikir atlası</strong></h2>

<p>İslâm düşünce ve tasavvuf tarihinde "Şeyh-i Ekber" (En Büyük Şeyh) unvanıyla bilinen Muhyiddin İbn Arabî Hazretleri (k.s.), 1165 (H. 560) yılında Endülüs'ün Mürsiye (Murcia) şehrinde dünyaya gelmiştir. Hem zahirî ilimlerde hem de batınî ilimlerde "müctehid" seviyesinde kabul edilir.</p>

<p><strong>Endülüs Yılları:</strong> Babası Ali İbn Arabî, mevki sahibi, kültürlü ve dönemin büyük filozofu İbn Rüşd ile dostluğu bulunan bir şahsiyetti. Ailesi, sekiz yaşındayken Mürsiye'den Endülüs'ün yeni başkenti İşbiliye'ye (Sevilla) göç etti. İbn Arabî Hazretleri, burada üst düzey bir eğitim aldı ve genç yaşta devlet hizmetine girerek "kâtiplik" (sekreterlik) görevinde bulundu. Kendi ifadelerine göre, yirmi yaşına (H. 580 / M. 1184) kadar dünyevi meşgalelerle vakit geçirirken, ani bir "Feth-i Rabbanî" (İlahi Açılış) ile manevi yola yöneldi. Bu yoldaki ilk manevi rehberlerinden birinin rüyetinde gördüğü İsa Aleyhisselam olduğunu belirtmiştir. Bu manevi dönüşümünden kısa bir süre sonra, babasının ricasıyla, filozof İbn Rüşd ile Kurtuba'da tarihi bir görüşme gerçekleştirdi.</p>

<h2><strong>Endülüs’ten Doğu’ya hicret ve Anadolu</strong></h2>

<p>Muhyiddin İbn Arabî Hazretleri, 1200 yılında gördüğü bir manevi işaret üzerine "Doğu'ya gitmesi" emrini alarak otuz altı yaşında Endülüs'ten ayrıldı. Bu, onun bir daha vatanına dönmeyeceği uzun bir seyahatin (Rihle) başlangıcıydı. 1202 yılında Hac farizasını yerine getirmek için Mekke'ye ulaştı. Mekke'nin manevi iklimi, onun üzerinde derin bir etki bıraktı. Burada, İsfahanlı bir âlimin kızı olan bilge Nizâm ile tanışması, ona en meşhur şiir divanı Tercümânü'l-Eşvâk’ı (Aşkların Tercümanı) ilham etti.</p>

<p>Yine Mekke'de iken, Endülüs'teki 55 mürşidinin hayatını ve öğretilerini anlattığı otobiyografik eseri Ruh el-Kuds'ü yazdı. En önemlisi, devasa başyapıtı olan el-Fütûhât-ı Mekkiyye'yi (Mekke Açılımları) yazmaya burada başladı.</p>

<p>Hac sonrası seyahatleri onu Musul, Bağdat ve Mısır'a götürdü. Özellikle Anadolu (Diyâr-ı Rûm), onun hayatında ve mirasında merkezi bir rol oynadı. Konya, Malatya, Sivas ve Kayseri gibi Selçuklu şehirlerini ziyaret etti. Mekke'de tanıştığı Malatyalı âlim Mecideddin İshak Hazretleri'nin vefatı üzerine onun dul kalan eşiyle evlendi ve böylece Mecideddin Hazretleri'nin oğlu olan Sadreddin Konevî Hazretleri'nin (ö. 1274) üvey babası ve hocası oldu. Sadreddin Konevî Hazretleri, İbn Arabî Hazretleri'nin mirasını sistemleştiren ve "Ekberî" mektebi Anadolu'ya yerleştiren en önemli vârisi olmuştur.</p>

<h2><strong>Şam günleri ve fırtınalar koparan eser: Fusûsu'l-Hikem</strong></h2>

<p>İbn Arabî Hazretleri, yaklaşık yirmi yıl süren seyahatlerinin ardından 1223 (H. 620) yılında Şam'a (Dımaşk) kalıcı olarak yerleşti. Hayatının son 17 yılını Eyyubî sultanlarının himayesinde ders vererek ve eserlerini tamamlayarak geçirdi. Mekke'de başladığı 560 bölümlük ansiklopedik eseri el-Fütûhât-ı Mekkiyye'yi Şam'da tamamladı.</p>

<p>İslâm düşünce tarihinin en önemli metinlerinden biri olan Fusûsu'l-Hikem (Hikmetlerin Özü) adlı eserini ise 1229-1230 (H. 627) yıllarında Şam'da kaleme aldı. İbn Arabî Hazretleri, bu eserin kendisine bir rüyada bizzat Allah Resulü tarafından verildiğini ve tebliğ edilmesinin emredildiğini belirtmiştir. Eser, 27 peygamberin her birinin temsil ettiği ilahi hikmetleri "Vahdet-i Vücud" (Varlığın Birliği) doktrini ekseninde açıklayan, son derece yoğun ve özlü bir metindir. İbn Arabî Hazretleri'ne yöneltilen Ehl-i Sünnet dışı iddiaların neredeyse tamamı bu Fusûs adlı eserden kaynaklanmaktadır. Başlıca eleştiri noktaları şunlardır:</p>

<p><strong>Vahdet-i Vücud:</strong> Eleştirenler, bu doktrini "Hâlık ile mahlûk birdir" (Yaratan ile yaratılan aynıdır) şeklinde anlayarak panteizm (tüm-tanrıcılık) ve "küfür" olarak nitelendirmiştir.</p>

<p><strong>Firavun'un imanı:</strong> Fusûs'taki bazı ifadeler, Firavun'un denizde boğulmadan hemen önceki son nefeste ettiği imanın geçerli olduğu şeklinde yorumlanmıştır.</p>

<p><strong>Putperestliğin yorumu:</strong> Hazreti Nuh Aleyhisselam'ın kavmi hakkındaki bölümde yer alan ifadeler, "puta tapanların dahi Hakk'ın bir tecellisine taptığı" şeklinde yorumlanarak eleştirilmiştir.</p>

<h2><strong>Ehl-i Sünnet’in hakemliği</strong></h2>

<p>Muhyiddin İbn Arabî Hazretleri'nin bu “tartışmalı” görüşleri, asırlardır Ehl-i Sünnet âlimleri arasında derin bir ilmî müzakere konusu olmuştur.</p>

<p>Bir tarafta İbn Teymiyye gibi, Fusûs'taki bu ifadeleri zahirî anlamlarıyla alarak şiddetle reddeden ve tekfir edenler bulunmaktadır. Diğer tarafta ise, İbn Arabî Hazretleri'ni savunan veya onun durumunu tevil eden (yorumlayan) büyük Ehl-i Sünnet âlimleri yer almaktadır. Bu âlimlerin başında İmâm-ı Rabbânî Hazretleri (k.s.) gelir. İmâm-ı Rabbânî Hazretleri'ne göre İbn Arabî Hazretleri, büyük bir velîdir; ancak Fusûs'taki bu Ehl-i Sünnet'e aykırı görünen sözleri, onun "keşf" (manevi ilham) yoluyla ulaştığı bilgilerdeki hatalardır. Tıpkı bir müçtehidin fıkıhta içtihat hatası yapabileceği gibi, bir velînin de keşfinde hata yapabileceğini belirtmiştir.</p>

<p>Ayrıca, İmam-ı Süyuti Hazretleri gibi pek çok âlim de İbn Arabî Hazretleri'nin büyüklüğünü savunan eserler kaleme almıştır. Bazı âlimler, Fusûs'taki tartışmalı görüşlerin, Şeyh-i Ekber Hazretleri'nin son ve en büyük eseri olan Fütûhât-ı Mekkiyye'de düzeltildiğini savunmuştur. Örneğin, Fusûs'ta Firavun'un imanının kabul edilebileceğine dair muğlak bir ifade varken, Fütûhât'ta Firavun'un "ebedî cehennemlik" olduğunun açıkça belirtilmesi bu duruma delil gösterilmiştir.</p>

<p>Neticede Ehl-i Sünnet âlimlerinin çoğunluğunun vardığı ortak nokta; İbn Arabî Hazretleri'nin büyük bir velî olduğu, ancak Fusûs gibi anlaşılması zor eserlerindeki Ehl-i Sünnet akidesine aykırı görünen ve "keşif hatası" olarak değerlendirilen sözlerine itibar edilmemesi gerektiği yönündedir.</p>

<h2><strong>"Sin"in "Şın"a gelişi ve hakikatin tecellisi</strong></h2>

<p>Şeyh-i Ekber Muhyiddin İbn Arabî Hazretleri, eserleri ve fikirleriyle yaşadığı dönemi aşarak kendisinden sonra gelen tüm asırları mayalamış bir 'hakikat dağı'dır. Onun Fusûs ve Fütûhât’ında sergilediği derinlik, zâhir uleması tarafından zaman zaman "küfür" ithamıyla karşılaşsa da, İmam-ı Rabbânî gibi "İkinci bin yılın yenileyicisi" olan büyük veliler tarafından asıl mecrasına oturtulmuştur. Tarih bize göstermiştir ki; büyük fikirler ve büyük şahsiyetler, ancak kendileriyle aynı dili konuşabilen 'büyük idrakler' tarafından lâyıkıyla anlaşılabilir. İşte bu noktada, Salih Mirzabeyoğlu’nun İbda Diyalektiği, asırlardır süren Vahdet-i Vücud ve Vahdet-i Şühud tartışmasını bir "zıtlık" olmaktan çıkarıp, "O değil, O’ndan; bu yüzdendir ki O!" formülüyle bir "tamamlayıcılık" ilişkisine kavuşturmuştur. Bu terkip, Şeyh-i Ekber’in mirasını, "panteizm" (tüm tanrıcılık) sapmasından koruyarak Ehl-i Sünnet’in "tenzih" kalesine perçinlemiş; aynı zamanda "Varlık birdir" diyen o büyük vecd halini de reddetmeyip baş tacı etmiştir.</p>

<p>Rivayet odur ki; İbn Arabî Hazretleri’nin "Sin, Şın'a girince Muhyiddin’in kabri (ve muradı) ortaya çıkar" sözü, zâhirde Yavuz Sultan Selim’in (Sin) Şam’ı (Şın) fethine işaret etse de, bâtın planında her devirde "hakkı teslim eden" bir iradenin zuhuruna işaret eder. Yavuz Sultan Selim Han, onun maddî kabrinin üzerindeki çöpleri temizleyip türbe yapmıştı; Büyük Doğu-İbda fikriyatı ise onun manevî mirasının üzerindeki "anlaşılmama" tozlarını silmiş ve onu irfan sütunlarından biri olarak yeniden meydan yerine dikmiştir.</p>

<p>Muhyiddin İbn Arabî Hazretleri, 1240 (H. 638) yılında Şam'da vefat etmiş ve Kasiyun Dağı eteğindeki Salihiye'ye defnedilmiştir. Netice itibarıyla; Şeyh-i Ekber’i anlamak, bir tasavvuf tarihi okumasını aşarak, İslâm’ın 'eşya ve hadiseye' bakışındaki o derin 'Birlik' (Tevhid) şuurunu kuşanmaktır. Muhyiddin Arabî Hazretleri, Anadolu’nun manevî harcını karan, Büyük Doğu-İbda’nın köklerinde yaşayan ve kıyamete kadar da "sırrı" çözülmeye devam edecek olan ebedî bir "Kutup"tur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Dipnot:</strong></p>

<p>Salih Mirzabeyoğlu, İslama Muhatap Anlayış -Teorik Dil Alanı-, İbda Yayınları, İstanbul, 1987, s. 23-24</p>

<p>Ayrıca bkz: a.mlf., İbda Diyalektiği, 2018, s.151, 215 ve 221; a.mlf., Büyük Muztaribler I, 1998, s.174-196; a.mlf., Hikemiyat, 2016, s. 198; a.mlf., Sefine, 2003, s.232.</p></p>]]></content:encoded>
      <category>Biyografi</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/seyh-i-ekber-ve-ibda-hikmeti</guid>
      <pubDate>Sat, 15 Nov 2025 23:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2025/11/fmarabikabir-1.jpg" type="image/jpeg" length="70072"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Osman Yüksel Serdengeçti'yi vefatının yıl dönümünde rahmetle yad ediyoruz]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/osman-yuksel-serdengectiyi-vefatinin-yil-donumunde-rahmetle-yad-ediyoruz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/osman-yuksel-serdengectiyi-vefatinin-yil-donumunde-rahmetle-yad-ediyoruz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[</p>]]></content:encoded>
      <category>Biyografi</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/osman-yuksel-serdengectiyi-vefatinin-yil-donumunde-rahmetle-yad-ediyoruz</guid>
      <pubDate>Mon, 10 Nov 2025 12:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2025/11/osman-yuksel-serdengecti-hayati-kimdir-baran-dergisi.webp" type="image/jpeg" length="62459"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Allah'ın kılıcı Halid bin Velid Hazretleri]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/allahin-kilici-halid-bin-velid-hazretleri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/allahin-kilici-halid-bin-velid-hazretleri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İslâm tarihinin en büyük askeri dehalarından biri olarak kabul edilen Halid bin Velid Hazretleri, cesareti, stratejik zekası ve sarsılmaz imanıyla adını altın harflerle yazdırmış müstesna bir şahsiyettir. Hem cahiliye döneminde Kureyş'in en korkulan savaşçılarından biri hem de Müslüman olduktan sonra "Allah'ın Kılıcı" ünvanıyla İslâm ordularının komutanı olarak destanlar yazmıştır]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h2><strong>Bir savaşçının doğuşu</strong></h2>

<p>Halid bin Velid, Mekke'nin önde gelen kabilesi Kureyş'in Mahzum oğulları koluna mensuptu. Bu kabile, at binme, kılıç kullanma ve savaş stratejileri konusunda oldukça maharetliydi ve kabileler arası çatışmalarda önemli bir rol oynuyordu. Halid bin Velid Hazretleri de bu ortamda büyüdü ve küçük yaşlardan itibaren savaş sanatını ustaca öğrendi. Onu tanımlayan en belirgin özelliklerinden biri, savaşçı ruhu ve üstün askeri kabiliyetleri idi. Uhud Savaşı'nda Müslümanlara karşı sergilediği deha, onun henüz Müslüman olmadan bile ne denli büyük bir komutan olduğunu gösteriyordu. Hendek Savaşı'nda da Kureyş süvari birliğinin başında yer alarak Müslümanlara karşı mücadele etmiştir. Hudeybiye Antlaşması sırasında da müşriklerin süvari birliğinin komutanı olarak Allah Resûlü ve Müslümanların karşısına çıkmıştır. Halid, bu dönemde kabilecilik anlayışının ve putperestliğin etkisi altında olsa da, Müslümanların disiplinli yapısı ve Allah Resûlü’nün şahsiyetinden derinden etkilenmiştir</p>

<h2><strong>Hidayet Yolculuğu: "Allah'ın Kılıcı" Unvanı</strong></h2>

<p>Halid bin Velid Hazretleri’nin hayatındaki dönüm noktası, hicretin 8. yılında (Miladi 629) Müslüman oluşudur. Bu karar, uzun bir düşünce sürecinin ve bir nefs muhasebesinin sonucuydu. Hudeybiye'de Allah Resûlü’nün korku namazı kıldırması, Halid'in içinde "Bu adam korunmuştur" düşüncesini uyandırmış ve hidayet kapısını aralamıştır. Kardeşi Velid bin Velid'in Müslüman oluşu ve kendisine gönderdiği mektup, bu süreci hızlandıran önemli bir faktör olmuştur. Allah Resûlü'nün "Halid gibi bir insanın İslâm'ı tanımaması ne tuhaf! Keşke o, gayret ve kahramanlıklarını, Müslümanların yanında müşriklere karşı gösterseydi, bu kendisi için ne kadar hayırlı olurdu; biz de kendisini, başkalarına tercih ederdik" sözleri, Halid'in kalbindeki imanın yeşermesinde büyük rol oynamıştır.</p>

<p>Halid bin Velid, Safer ayının 1'i 8. yılda (31 Mayıs 629) Medine'ye gelerek Allah Resûlü'e biat etmiş ve Müslüman olmuştur. Allah Resûlü, onun Müslüman oluşuna çok sevinmiş ve ona "Allah'ın Kılıcı" (Seyfullah) unvanını vermiştir. Bu unvan, onun askeri dehasının ve İslâm'a olan hizmetlerinin bir nişanesi olacaktı.</p>

<h2><strong>Allah Resûlü'in emrinde: Yeni başarılar</strong></h2>

<p>Halid bin Velid, Müslüman olduktan sonra Allah Resûlü'in emrinde birçok sefere katılmış ve büyük başarılar elde etmiştir.</p>

<p><strong>Mute Savaşı (8/629):</strong></p>

<p>Müslüman olduğu ilk savaş olan Mute'de, üç kumandanın şehit düşmesinin ardından sancağı devralmış ve ordunun dağılmasını önleyerek düşmana karşı başarılı bir çekilme stratejisi uygulamıştır. Allah Resûlü, bu savaştan sonra ona "Allah'ın Kılıcı" unvanını vermiştir.</p>

<p><strong>Mekke Fethi (8/630):</strong></p>

<p>Mekke'nin fethinde öncü birliğin komutanı olarak görev yapmış ve Kureyş'in son direnişini kırmıştır. Allah Resûlü’nün "Allah'ın takdir ettiği şeyde hayır vardır" sözleriyle, istemeden de olsa gerçekleşen çatışmada Halid'i affetmesi, onun konumunun önemini göstermektedir. Fetih sonrası putların temizlenmesi görevinde de aktif rol alarak Uzzâ putunu yıkmıştır.</p>

<p><strong>Benî Cezîme Vak'ası (8/630):</strong></p>

<p>Bu olay, Halid bin Velid Hazretleri’nin hayatındaki tartışmalı anlardan biridir. Bir davet göreviyle gönderildiği Benî Cezîme kabilesi mensuplarının Müslüman olup olmadıkları konusundaki yanlış anlaşılma nedeniyle bazı kişileri öldürmesi, Allah Resûlü'in "Allah'ım! Halid bin Velid'in yaptığından sana sığınırım" diye dua etmesine sebep olmuştur. Ancak Allah Resûlü ,Halid bin Velid Hazretleri’nin niyetinin halis olduğuna inanmış ve onu cezalandırmamıştır. Bu olay, Halid bin Velid Hazretleri’nin keskin ve kararlı mizacının bir göstergesi olarak tarihe geçmiştir.</p>

<p><strong>Huneyn ve Taif Gazveleri (8/630):</strong> Huneyn Savaşı'nda düşman pususuna düşen İslâm ordusunun dağılmasına rağmen Halid bin Velid Hazretleri’nin, toparlanarak savaşa devam etmiş ve yaralanmasına rağmen kahramanca mücadele etmiştir. Taif kuşatmasında da süvari birliğinin başında görev yapmıştır.</p>

<p><strong>Mustalik Oğullarına Gönderilişi (9/630):</strong> Allah Resûlü, Benî Cezîme olayından ders çıkaran Halid bin Velid Hazretleri’nin, Mustalik kabilesinin Müslüman olup olmadığını araştırmak üzere göndermiş veHalid bin Velid Hazretleri, kabilenin İslâm'a bağlılığını teyit etmiştir.</p>

<p><strong>Tebük Seferi ve Dumetu'l-Cendel Seriyyesi (9/630):</strong> Allah Resûlü’nün son gazvesi olan Tebük Seferi'nde aktif rol oynamış, Dûmetu'l-Cendel Seriyyesi ile bu önemli ticaret merkezini İslâm Devleti topraklarına katmıştır.</p>

<p><strong>Ridde Savaşları </strong></p>

<p>Allah Resûlü'nün vefatından sonra (11/632) Arap Yarımadası'nda ortaya çıkan irtidat (dinden dönme) hareketleri, genç İslâm Devleti'ni büyük bir tehlikeyle karşı karşıya bırakmıştı. Halife Hz. Ebubekir, bu isyanları bastırmak için büyük bir kararlılıkla mücadele etmiş ve Halid bin Velid Hazretleri’ni başkomutan olarak görevlendirilmiştir. Halid bin Velid Hazretleri, Ridde savaşlarının en önemli komutanı olarak öne çıkmıştır.</p>

<p><strong>Zü'l-Kassa Savaşı (11/632):</strong> Hz. Ebubekir'in bizzat komuta ettiği bu küçük çatışmada Halid bin Velid Hazretleri, bayrağı taşıyarak ordunun başına geçmiştir. Bu savaş, onun Riidde savaşlarındaki ilk komutanlık görevi olmuştur.</p>

<p><strong>Büzâha Savaşı (11/632):</strong> Peygamberlik iddiasında bulunan Tuleyha'ya karşı Halid bin Velid Hazretleri, Hz. Ebubekir'in kendisine olan güveniyle harekete geçmiştir. Savaşta düşman saldırıları karşısında Müslümanlar dağılmaya başlasa da, Halid bin Velid Hazretleri’nin cesareti ve liderliği sayesinde toparlanmışlar ve Tuleyha'yı mağlup etmişlerdir.</p>

<p><strong>Temim Kabilesi ve Malik bin Nuveyre Olayı (11/632):</strong> Bu olay, Halid bin Velid Hazretleri’nin hayatındaki en çok tartışılan konulardan biridir. Malik bin Nuveyre ve kabilesi, zekat vermeyi reddetmiş ve sahte peygamber Secah'a tabi olmuşlardı. Halid bin Velid Hazretleri onların "Sabe'nâ, Sabe'nâ" (din değiştirdik) diyerek kendilerini Müslüman olarak ifade etmelerini şüpheyle karşılamış ve onları düşman gibi görmüştür. Bu yanlış anlaşılma sonucunda Malik bin Nuveyre ve bazı arkadaşları öldürülmüştür.</p>

<p>Hz. Ebubekir, Halid bin Velid Hazretleri’nin niyetinin halis olduğuna inanmış ancak bu eylemin yanlış bir yorumlama olduğunu belirtmiştir.</p>

<h2><strong>Yalancı Müseylime ile Yemâme'de Akrabâ Savaşı</strong></h2>

<p>Müseylime'nin yalancı peygamberlik iddiası ve etrafında toplanan Benî Hanîfe kabilesinin isyanı, İslâm Devleti için büyük bir tehditti. Halid bin Velid Hazretleri, bu tehlikenin farkındaydı ve Halife Hz. Ebubekir de ona tam destek veriyordu. Hatta Hz. Ebubekir, Halid bin Velid Hazretleri’ne gönderdiği talimatında, Benî Hanîfe'nin şimdiye kadar karşılaştığı hiçbir kabileye benzemediğini ve çok dikkatli olması gerektiğini vurgulamıştı. Halid bin Velid Hazretleri de bu savaşın zorluğunu şu sözleriyle dile getiriyordu: "Yirmi ordu ile karşılaştım; ancak, kılıç darbelerine çok sabırlı bir şekilde karşı koyan, çok iyi kılıç sallayan ve savaşa çok iyi dayanan Yemâme'deki Benî Hanife'den daha zorlu bir kavim görmedim."</p>

<p>Halid bin Velid Hazretleri’, ordusuyla birlikte Butâh'tan Yemâme'ye doğru ilerlerken, öncü birliklerine Müccâ'a b. Mürâre el-Hanefi ve yirmi üç kişiyi esir alarak getirdi. Müseylime'nin elçileri olduğunu düşünen Halid bin Velid Hazretleri, onlara inançlarını sorduğunda, Müccâ'a hariç hepsi Müseylime'nin peygamberliğine şehadet ettiler. Müccâ'a ise kendisinin Müslüman olduğunu ve kan davası için yola çıktığını ifade etti. Halid bin Velid Hazretleri, Müccâ'a hariç tüm esirlerin boyunlarını vurdurdu. Müccâ'a ve Sâriye b. Mesleme'yi öldürtmeyip zincire vurdurarak çadırına, karısı Ümmü Mütemmim'in yanına teslim etti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Halid bin Velid Hazretleri, Müseylime ve Benî Hanîfe hakkında bilgi toplarken, Müccâ'a da Müseylime'nin yalancı olduğunu açıkça söyleyen Bahreynli bir kâtibin hikayesini anlattı. Müccâ'a'nın, Benî Hanîfe'nin hâlâ Müseylime'ye inandığını ve on binden fazla askerin savaşa hazırlandığını söylemesi, Halid bin Velid Hazretleri’nin kesin karar vermesine sebep oldu.</p>

<p>Halid bin Velid Hazretleri, Müseylime'nin en yakın adamlarından Muhakkimu'l-Yemâme lakaplı Muhakkim b. Tufeyl'in İslâm'a dönmesini umuyordu. Bu amaçla şair Lebîd b. Beyâda'dan etkileyici bir şiir yazmasını istedi ve bu şiiri bir kervanla Yemâme'ye gönderdi. Ancak bu girişim ters tepti ve Muhakkim'in Müslümanlara karşı daha da sert bir tavır almasına sebep oldu. (^386).</p>

<p>Nihayet Halid bin Velid Hazretleri, ordusuyla Akrabâ'ya ulaştı ve karargâhını kurdu. Müseylime de askerlerini savaş düzenine soktu ve öncü birliğine Reccal b. Unfuve'yi getirdi. Müslümanlar, Reccal'in bu konumuna çok öfkelendiler, çünkü Allah Resûlü onun gelecekte cehennemlik olacağını bildirmişti.</p>

<p>Savaş başladığında, Müslümanlara ilk saldıran Reccal oldu ve kısa sürede katledildi. Ancak bu durum, Müseylime'nin ordusunda bir bozgun yaratmadı, aksine daha da şiddetli savaşmalarına sebep oldu. Düşman saldırıları karşısında Müslümanlar üç defa geri çekilmek zorunda kaldı. Hatta bir ara Halid bin Velid Hazretleri’nin çadırına kadar girmeyi başardılar ve Müccâ'a'yı kaçırıp Halid bin Velid Hazretleri’nin hanımı Ümmü Mütemmim'i öldürmeye kalkıştılar. Ancak Müccâ'a onlara engel oldu ve kadınlarla değil, erkeklerle savaşmalarını teklif etti.</p>

<p>Bu zor anlarda Halid bin Velid Hazretleri, ön saflarda kahramanca savaşarak Müslümanlara cesaret verdi. Orduda yer alan bedevîlerin zaman zaman geri çekilmesi, Müslümanlar arasında bir karışıklık çıkarıyordu. Halid bin Velid Hazretleri, bu durumu düzeltmek için Muhacir ve Ensar'ı ön saflara, bedevîleri ise arkaya aldı ve her grubu ayrı birlikler halinde düzenledi. Süvari birliğinin başına da el-Berâ b. Mâlik'i getirdi. Bu değişiklikten sonra İslâm ordusu daha disiplinli bir şekilde ilerledi.</p>

<p>Savaşın şiddetlendiği anlarda, Ensar'ın komutanı Sâbit b. Kays ve İslâm ordusunun sancaktarı Zeyd b. Hattab gibi büyük sahabeler şehit oldu. Zeyd b. Hattab, şehit düşmeden önce "Reccal'a gelince artık Reccal yoktur; Ricale (erkekler) gelince artık rical de yoktur" diye bağırarak Müseylime ve yandaşlarına meydan okumuştu.</p>

<p>Yemâme savaşının en büyük kahramanlarından biri de el-Berâ b. Mâlik'ti. Müseylime'nin en büyük destekçisi Muhakkim'in bulunduğu yere ulaşan el-Berâ, ona ok atarak öldürdü. Müslümanların başlattığı bu hamleyle düşman askerleri geri çekilmeye başladı ve etrafı duvarlarla çevrili bir bahçeye sığındılar. Burası tarihe "Hadîkatü'l-Mevt" (Ölüm Bahçesi) olarak geçecekti. (^398). El-Berâ'nın cesareti sayesinde bahçenin kapısı açıldı ve Müslümanlar içeri girerek Müseylimetü'l-Kezzab'ı da öldürdüler. Böylece İslâm dünyası büyük bir tehlikeden kurtulmuş oldu. Bu savaşta Müslümanlar çok sayıda şehit verdi; yetmişi Muhacir, yetmişi Ensar olmak üzere altı yüzden fazla sahabenin şehit olduğu rivayet edilir.</p>

<p>Savaştan sonra Halid bin Velid Hazretleri, şehitlerin naaşlarını defnettirdi ve düşman cesetlerini kuyulara doldurttu. Müseylime'nin cesedini de Müccâ'a'ya göstererek yalanının ve peygamberlik iddiasının sona erdiğini ortaya koydu.</p>

<p>Halid bin Velid Hazretleri’, Yemâme'de yapılan barış anlaşmasının ardından ganimetleri paylaştırdı. Müccâ'a'nın hileli planına rağmen, Müslümanlar Benî Hanîfe'nin elindeki malların ve esirlerin büyük bir kısmını ele geçirdi. Halid bin Velid Hazretleri, Halife Hz. Ebubekir'e zaferi müjdeleyen bir mektup gönderdi.</p>

<h2><strong>Irak Fetihleri: İslâm güneşinin doğuşu </strong></h2>

<p>Yemâme Savaşı’nın zaferle sonuçlanması ve yalancı peygamber Müseylime'nin ortadan kaldırılmasının ardından Halife Hz. Ebubekir, İslâm Devleti'ni tehdit eden iç isyanları büyük ölçüde bastırmıştı. Şimdi sıra, İslâm'ın mesajını Arap Yarımadası dışına taşımaya gelmişti. Bu büyük görev için Hz. Ebubekir'in tercihi yine Halid bin Velid Hazretleri oldu. Onu, o dönemde iki büyük imparatorluktan biri olan Sasani İmparatorluğu ile savaşmakta olan Müsenna bin Harise'ye yardım etmek üzere Irak'a gönderdi. Bu karar, sadece İslâm tarihi için değil, dünya tarihi için de yeni bir dönemin başlangıcıydı. Halid bin Velid Hazretleri’nin komutanlığındaki İslâm orduları, Sasani İmparatorluğu'nun Fırat Nehri boyunca uzanan ileri mevzilerini ele geçirerek Irak fetihlerine başladı. Bu fetihler, Sasani İmparatorluğu'nun tarih sahnesinden silinmesinin ilk adımlarıydı ve İslâm'ın Horasan, Maveraünnehir ve hatta Hindistan'a kadar yayılmasının önünü açtı.</p>

<p>Halid bin Velid Hazretleri’, Irak topraklarında, fetihlerin sadece toprak kazanmak olmadığını, aynı zamanda adaleti, sevgiyi ve barışı yaymak olduğunu gösteriyordu. Müslümanlar, bu fetihlerle farklı kültür ve medeniyetlerle temas kurarak büyük bir medeniyetin temellerini attılar. Gayrimüslim halka inanç ve vicdan özgürlüğü tanındı; can, mal ve mabetleri İslâm Devleti'nin güvencesi altına alındı. Cizye ödeme karşılığında kendi dinlerinde kalabilme hakları, İslâm'ın kılıç zoruyla yayılmadığının en açık deliliydi.</p>

<h2><strong>Suriye fetihleri: Bizans'a vurulan nihai darbe</strong></h2>

<p>Irak fetihleri devam ederken, Bizans İmparatorluğu'nun Suriye topraklarındaki Müslüman ordularına karşı büyük bir ordu hazırladığı haberi Medine'ye ulaştı. Halife Hz. Ebubekir, stratejik bir kararla Halid bin Velid Hazretleri’ne Irak cephesini bırakarak acilen Suriye cephesine intikal etmesini emretti. (^470). Bu emir, Halid bin Velid Hazretleri’nin askeri dehasını bir kez daha sergileyeceği ve Bizans İmparatorluğu'na karşı destansı zaferler kazanacağı anlamına geliyordu.</p>

<p>Halid bin Velid Hazretleri’, yanındaki seçkin süvari birliğiyle (yaklaşık 800 kişi, düşmanın haberi olmadan çölde zorlu bir yolculuğa çıktı. Dûmetü'l-Cendel üzerinden Kurâkır ve Süvâ arasındaki susuz çölü beş günde aşarak, Bizans ordusunun arkasına sarktı. Bu zorlu çöl yolculuğu, Halid bin Velid Hazretleri’nin hem lojistik zekasını hem de askerlerinin dayanıklılığını ortaya çıkarıyordu.</p>

<p>Halid bin Velid Hazretleri’nin Suriye'ye gelişi, Müslüman ordularının moralini yükseltirken, Bizanslılar üzerinde büyük bir korkuya sebep oldu. İlk olarak Mercü Râhıt'ta Bizans'a bağlı Hristiyan Gassânîlere baskın düzenledi ve onları mağlup etti. Ardından Busrâ şehrini kuşattı ve ele geçirdi. Busrâ'nın fethi, Suriye'deki ilk büyük İslâm fethiydi ve Halid bin Velid Hazretleri’nin askeri yeteneklerinin bir kez daha kanıtı oldu.</p>

<h2><strong>Suriye Fatihi</strong></h2>

<p>Bizans İmparatoru Heraklius, Müslümanların Suriye'deki ilerleyişini durdurmak için büyük bir ordu topladı. Bu ordu, Filistin'deki Ecnâdeyn'de İslâm ordusuyla karşılaştı. Halid bin Velid Hazretleri, Ecnâdeyn Meydan Muharebesi'nde başkomutan olarak İslâm ordusunu zafere taşıdı. Yaklaşık 70.000 Bizans askerinin öldürüldüğü bu savaş, İslâm'ın Suriye'deki ilerleyişi açısından kritik bir dönüm noktası oldu.</p>

<p>Ecnâdeyn'den sonra Fihl'i ve ardından Dimeşk'ı (Şam) fetheden Müslümanlar, Bizans'ın Suriye'deki hakimiyetine büyük bir darbe vurdu. Ancak Bizans İmparatoru Heraklius, son ve en büyük ordusunu Yermûk Vadisi'nde topladı. Yermûk Meydan Muharebesi (15 H./636 M.), İslâm tarihinin en büyük ve en kanlı savaşlarından biriydi. Halid bin Velid Hazretleri, bu savaşta da başkomutanlık görevini üstlendi ve uyguladığı dahi stratejilerle Bizans ordusunu kesin bir yenilgiye uğrattı. Bu zafer, Bizans'ın Suriye'deki bin yıllık hakimiyetine son verdi ve Halid bin Velid Hazretleri’ne "Suriye Fatihi" ünvanını kazandırdı.</p>

<h2><strong>Başkumandanlıktan azledilmesi ve vefatı</strong></h2>

<p>Yermûk Zaferi'nin ardından Halife Hz. Ömer, Halid bin Velid Hazretleri’ni başkomutanlık görevinden aldı ve yerine Ebû Ubeyde bin el-Cerrah'ı atadı. Bu azil, Halid bin Velid Hazretleri’nin askeri başarılarına rağmen, Hz. Ömer'in, zaferlerin yalnızca Allah'tan geldiğini ve komutanların şahsiyetlerine aşırı güvenilmemesi gerektiğini vurgulama isteğiyle ilgiliydi. Halid bin Velid Hazretleri bu kararı büyük bir olgunlukla karşıladı ve Ebû Ubeyde'nin emrinde cihada devam etti</p>

<p>Halid bin Velid Hazretleri, 17 H./638 M. yılında tüm askeri görevlerinden azledildikten sonra, ömrünün kalan kısmını Humus'ta geçirdi. Rivayetlere göre, 21 H./642 M. yılında vefat etti ve kabri bugün de Humus'ta bulunmaktadır. Ölüm döşeğindeyken bile atından ve kılıcından başka bir şey bırakmaması, onun hayatının her anını cihada adamış bir komutan olduğunu gösteriyordu. Vücudunda sayısız yara izi bulunması, onun savaş meydanlarındaki cesaretinin bir nişanesiydi. Hz. Ömer, onun vefatına çok üzülmüş ve "Kadınlar, Halid gibi birisini doğurmaktan acizdirler" sözleriyle onun büyüklüğünü dile getirmiştir.</p>

<p>Halid bin Velid Hazretleri, ardında sadece askeri zaferler değil, aynı zamanda İslâm'a adanmışlık, cesaret, stratejik deha ve sarsılmaz iman dolu bir miras bıraktı. Onun "Allah'ın Kılıcı" unvanı, kıyamete kadar Müslümanlar için bir ilham kaynağı olmaya devam edecektir.</p>

<p><strong>Kaynak: </strong>Allah’ın Kılıcı Halid b. Velid, <a href="http://prof.dr" rel="nofollow">Prof.Dr</a>. Musta Fayda, M.Ü. İlâhiyat Fakültesi Yayınları, No: 203</p>

<p></p></p>]]></content:encoded>
      <category>Biyografi</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/allahin-kilici-halid-bin-velid-hazretleri</guid>
      <pubDate>Wed, 05 Nov 2025 00:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2025/11/halidbinvelidhazretlerikilic.png" type="image/jpeg" length="18730"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Faruk Hanoğlu’nun “Şeyhimde Gördüğüm" adlı eseri Daim Yayınları'ndan çıktı]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/faruk-hanoglunun-seyhimde-gordugum-adli-eseri-daim-yayinlarindan-cikti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/faruk-hanoglunun-seyhimde-gordugum-adli-eseri-daim-yayinlarindan-cikti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Faruk Hanoğlu’nun "Şeyhimde Gördüğüm – Fenadan Bekaya İstikamet" adlı eseri, Daim Yayınları’ndan çıktı. Eser, tasavvufu sadece iç dünyaya kapanma anlayışından ziyade; fikir ve aksiyonun merkezinde, cemiyet inşasına yönelen bir yol olarak ele alıyor ve sufinin hem kalpte hem hayatta nasıl vazife sahibi olması gerektiğini anlatıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Faruk Hanoğlu’nun kaleme aldığı “Şeyhimde Gördüğüm – Fenadan Bekaya İstikamet”, çağın manevî çözülüşüne karşı tasavvufu yeniden dirilişin merkezine yerleştiren bir fikir kitabı olarak öne çıkıyor.</p>

<ul>
 <li><em><a href="https://www.aylikbaran.com/product-page/selma-i%C3%A7imizdeki-yara-faruk-hano%C4%9Flu" rel="nofollow">Selma - Faruk Hanoğlu</a></em></li>
</ul>

<p>Bu eser, bir tarikat mensubunun nasıl bir şahsiyet ve fikir mücadelesi içinde olması gerektiğini, sadece iç huzur arayan değil; dış dünyada hakikati hâkim kılmakla yükümlü olan bir sufinin yol haritasını çiziyor. Zikirle yetinen değil, fikirle kuşanan… Köşesine çekilen değil, cephe kuran… Şeyhini sevmekle beraber, onun muradını taşıyan bir sufi… Tasavvufu sadece kalpte değil; ilimde, sanatta, iktisatta, hukukta, devlette ve hayatın her alanında şuur ve aksiyonla yaşanması gereken bir istikamet olarak yeniden ortaya koymayı amaçlıyor. Bu kitap, maneviyatı hakikate; hakikati ise cemiyet inşasına bağlayan bir fikir zinciri olmayı hedefliyor Okuyacak olan sadece bilgilenmeyecek; yön bulacak, yük alacak ve yola çıkacaktır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<ul>
 <li><strong><span style="color:#d35400">Satın Almak İçin </span><a href="https://www.aylikbaran.com/product-page/%C5%9Feyhimde-g%C3%B6rd%C3%BC%C4%9F%C3%BCm-fenadan-bekaya-istikamet-faruk-hano%C4%9Flu" rel="nofollow"><span style="color:#d35400">TIKLAYINIZ</span></a></strong></li>
</ul>

<p>Eserin bütününe hâkim olan yaklaşım, tasavvufun pasif bir iç huzur değil, aktif bir medeniyet hamlesi olduğuna işaret ediyor. Yazar, müridin şahsiyet doğumunu, fikrî olgunluğa ve oradan toplumsal inşaya taşıyan bir tasavvuf çizgisi kuruyor. İktisattan sanata, hukuktan bilime kadar her bölümde, sufinin çağın bütün alanlarında Allah adına fikir ve aksiyon sahibi olması gerektiği vurgulanıyor.</p>

<p><img height="1149" src="https://barandergisinet.teimg.com/barandergisi-net/uploads/2025/10/seyhimde-gordugum-kitap.jpg" width="711" /></p></p>]]></content:encoded>
      <category>Kitap</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/faruk-hanoglunun-seyhimde-gordugum-adli-eseri-daim-yayinlarindan-cikti</guid>
      <pubDate>Thu, 30 Oct 2025 18:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2025/10/seyhimde-gordugum-faruk-hanoglu-kitabi-cikti.webp" type="image/jpeg" length="37481"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Şehit Yahya Sinvar rahmetle yâd ediliyor]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/sehit-yahya-sinvar-rahmetle-yad-ediliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/sehit-yahya-sinvar-rahmetle-yad-ediliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[</p>]]></content:encoded>
      <category>Biyografi</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/sehit-yahya-sinvar-rahmetle-yad-ediliyor</guid>
      <pubDate>Thu, 16 Oct 2025 15:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2025/10/israil-ordusu-yahya-sinvarin-sehadet-yildonumunde-yeni-goruntusunu-yayinladi-1760613224-7306.webp" type="image/jpeg" length="28503"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kuş biçimli tütsülük, Selçuklu ve Osmanlı’da koku]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/kus-bicimli-tutsuluk-selcuklu-ve-osmanlida-koku</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/kus-bicimli-tutsuluk-selcuklu-ve-osmanlida-koku" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kuşlar, İslam sanatında sık rastlanan semboller arasındadır. Hürriyeti, ruhî tekamülü, aşkı, semâya açılan kapıyı çağrıştırırlar. Bu sebeple bir kuş biçimli tütsülük, yalnızca estetik bir tercih değildir.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Metropolitan Museum’un internet galerisinde gezinirken, bir kuş figürü belirdi gözüme: Bronzdan, zarif hatlarla örülmüş, tıpkı gökyüzünden yeryüzüne inmiş bir rüya kuşu gibi duran bir tütsülük. Bu “Bird-Shaped Incense Burner” (kuş biçimli tütsülük) son derece zarif gözüküyordu.</p>

<p>Bu kuş, bize sadece metalin ve delikli yüzeylerin oyununu değil, aynı zamanda koku kültürünün ve medeniyetlerin iç içe geçtiği bir tarihin hikâyesini fısıldadı bana. Tütsülük, İslâm Sanatları koleksiyonundan ve 12.-13. yüzyıllardan kalma.</p>

<p>Metropolitan’daki bu örnek, delikli yüzeyi, havalandırma kanalları ve zarif döküm tekniğiyle dikkat celbeder. Tütsüyü içine koyacağınız bölüm (örneğin göğsündeki çekmece ya da açılabilen bölüm), dumanın gövde içinden yayılması ve deliklerden dışarı süzülmesi düşünülerek tasarlanmış. Peki bu tütsülük neden bir kuş olarak tasarlanmış? Merak ettim, biraz araştırmak istedim.</p>

<p>Kuşlar, İslam sanatında sık rastlanan semboller arasındadır. Hürriyeti, ruhî tekamülü, aşkı, semâya açılan kapıyı çağrıştırırlar. Bu sebeple bir kuş biçimli tütsülük, yalnızca estetik bir tercih değildir. Selçuklu dönemi metal sanatında hayvan ve kuş figürleri sıkça kullanılır; bu da tabiat ile sanatın kaynaşmasına dair bir estetiğin göstergesidir.</p>

<p><img alt="Kus Bicimli Tutsuluk" class="detail-photo img-fluid" height="720" src="https://barandergisinet.teimg.com/barandergisi-net/uploads/2025/10/kus-bicimli-tutsuluk.jpg" width="1280" />Metropolitan Museum of Art’taki bu eser, şu şekilde tanımlanıyor:</p>

<p><em>"Incense burner in the form of a bird, Iran (possibly Khorasan), 12th–13th century."</em><br />
Yani: “Kuş biçimli tütsülük, İran (muhtemelen Horasan), 12.–13. yüzyıl.”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>12.–13. yüzyıllarda Horasan, Rey, Nişabur, Herat gibi bölgeler Büyük Selçuklu ve ardından Horasan Atabeyleri idaresindeydi.</p>

<p>Mesela… Konya İnce Minareli Medrese portalındaki taş kabartmalarda kartal ve kuş figürleri vardır; Sivas Divriği Ulu Camii taş süslemelerinde kuş rölyefleri bulunur; Anadolu Selçuklu çinilerinde kuş motifli panolar mevcuttur.</p>

<p>Bu tütsülüğün biçimi, delikli yüzey işçiliği, kuş figürasyonu, gövdedeki geometrik desenler ve pirinç/bronza dayalı döküm tekniği; Selçuklu metal sanatının karakteristik hususiyetlerini taşıyor.</p>

<p>Benzer örnekler:</p>

<p>-Hama kuş tütsülüğü (12.–13. yy) — Louvre koleksiyonu.</p>

<p>-Herat kuş biçimli buhurdanı — Berlin Museum für Islamische Kunst.</p>

<p>-Nishapur metal kuş tütsülüğü — British Museum.</p>

<p>Tüm bu örnekler “Selçuklu dönemi İran ya da Orta Asya üretimi” olarak sınıflandırılmıştır.<br />
Yani Metropolitan Museum’deki kuş tütsülük şeklî, teknik ve tarihî olarak Selçuklu sanatının esintilerini taşıyor.</p>

<h3><strong>Selçuklu ve Koku</strong></h3>

<p>Selçuklu coğrafyası, koku malzemelerinin tedarik zincirinde bir kavşaktı. Uzak diyarların aromatik hazineleri — Yemen’den gelen frankincense (kâfur), Hindistan’dan sandal ağacı, Doğu Afrika’dan benzoin (bir reçine türü), Orta Asya ve İran’dan yerel reçineler ve bitkiler — ipek yolunun kervanları aracılığıyla taşınırdı.</p>

<p>Selçuklu toplumunda koku çok katmanlı bir mânâ taşıyordu. İbadet mekânlarında duman ruhî bir ahenk oluştururdu. Hoş koku, huzur ve nezaketi çağrıştırırdı. Evlerin misafir odalarında ve sarayda tütsü rutinleri, konukseverliğin bir parçasıydı; misafir gelmeden önce odalar tütsülenir, eller gülsuyu ile serinletilirdi. Aynı zamanda tıp uygulamalarında ve koku-terapi amaçlı (dönemin tıp anlayışında humoral dengenin sağlanmasına yardımcı olabilecek yöntemler) tütsü kullanımı görülür. Sufi halkalarında ve zikir toplantılarında kokular temaşa edebilirdi.</p>

<h3><strong>Osmanlı’da koku</strong></h3>

<p>Selçuklu mirası, Osmanlı dönemiyle birlikte Anadolu kokusunda devam etti ve zenginleşti. Osmanlı’nın yükselişiyle birlikte koku kültürü çok daha sistematik ve zengin bir hüviyet kazandı. Günlük hayatta da kokunun varlığı neredeyse bir zorunluluk hâlini aldı: gülsuyu, misk, amber (kehribar), sandal, buhur karışımları… Sarayda özel kokucular (kokuhane), hatta bir “kokuhane-ı hümayun” vardı. Kokular devlet protokolünün bir parçasıydı; misafirlerle görüşmeden önce eller gülsuyuyla yıkanır, odalar tütsü ile ıslah edilir, ibadet mekanları özel kokularla teslim edilirdi. Ramazan’da, Sadaka günü, bayram günleri gibi özel zamanlarda sarayda ve medreselerde kokulu su serpiştirmeleri, buhur tütsü yakmaları gelenekseldi.</p>

<p>Koku sanatı sadece sarayla sınırlı kalmadı; halk arasında da kokulu dem, çiçek suyu, sürmelik kokular, sabunlar gibi pratik kullanımlar yaygınlaştı. Kokulu dükkânlar, parfüm ustaları (koku üstatları) şehir hayatının bir parçası oldu.</p>

<p>Parfüm kavramı da Osmanlı’da özgün gelişim gösterdi: bukharat (baharat karışımları), amber kokuları, misk bazlı parfümler, hatta koku iksirleri gibi ürünler <a href="https://sukkeparfum.com/blogs/news/osmanlida-koku-kulturu?srsltid=AfmBOor3x_O-2AbmuMBQc5FwB7_6Pj3V3FtDMaODM7xCV_R2r67QMv0t&amp;utm_source=chatgpt.com" rel="nofollow">ortaya çıktı</a>. </p>

<p>Hadislerle sabit olduğu üzere, Resûller Resûlü (s.a.v.) de mü’minlere güzel kokmayı tavsiye eder. Kuş biçimindeki bir tütsüden buralara gelebilmek, işte bizim kültürümüzün zarif, sürükleyici kuvveti budur. “Güzel” asırlara yenik düşmez</p>

<p>Kaynak: <a href="https://www.barandergisi.net/">Barandergisi.net</a></p></p>]]></content:encoded>
      <category>Kültür - Sanat</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/kus-bicimli-tutsuluk-selcuklu-ve-osmanlida-koku</guid>
      <pubDate>Sun, 12 Oct 2025 14:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2025/10/kus-bicimli-tutsuluk-2.jpg" type="image/jpeg" length="86596"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sun Zi’nin (Sun Tzu) Savaş Sanatı eseri]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/sun-zinin-sun-tzu-savas-sanati-eseri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/sun-zinin-sun-tzu-savas-sanati-eseri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sun Zi, savaşın yalnız meydanda değil; insanın iradesinde, kararlarında ve eylemlerinde de yaşandığını söyler. Savaş Sanatı, zaferin yolunu disiplin, arazi, düşmanı tanımak ve casusluk üzerinden çizer.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Sun Zi’nin (Sun Tzu) Savaş Sanatı, yalnızca orduların çarpışmasını değil; insanın iradesini, kararlarını ve eylemlerini de birer “savaş alanı” olarak gösteren esaslı ve derinlikli bir eserdir. Yüzyılların askerî tecrübesini, stratejik düşüncenin inceliklerini ve insan tabiatına dair gözlemleri kısa ama tesirli prensiplerle harmanlayarak zamana meydan okuyan bir strateji kitabına dönüşmüştür.</p>

<p>Eserin, Çin’de cereyan eden Bahar ve Sonbahar ile Savaşan Devletler dönemlerinde (MÖ yaklaşık 6.–3. yüzyıllar arası) yazıldığı ifade edilir. Metin genellikle 13 bölümden oluşur ve zaman içinde farklı kaynakların derlenmesiyle bugünkü hâlini aldığı kabul edilir.</p>

<p>İnsanın basit dahi olsa bir fikri aksiyona dökme hâdisesini “savaş” olarak nitelendirirsek Sun Zi’nin fikirlerinin daha da ehemmiyetli bir hâl alacağını söyleyebiliriz. İnsan, istediğini yapmak için önce kendiyle savaşır.</p>

<p>“En iyisi savaşmadan baş eğdirmektir!”<br />
Sun Zi, “taktik ve saldırı” meselesine dair der ki;<br />
“Herhangi bir savaş stratejisinde maharet, öncelikle bir ülkeyi sağlam olarak ele geçirmektir, yıpranmış bir ülke daha az yeğlenir. Öncelikli olan bütün bir ordudur, çökertilmiş bir ordu sonra gelir. Yeğlenen bütün taburdur, bozguna uğratılmış olan sonra gelir. Makbul olan tam bir bölüktür, darbe yemiş olan değil. Bu nedenle savaşta yüz savaşta yüz zafer kazanmak en mükemmeli değildir. En iyisi savaşmadan baş eğdirmektir!”</p>

<p>Disiplin ve yönetme bahsine dair;<br />
“İnsanca ama disiplinle yönetmek kesin başarı demektir. Askerler disiplinle eğitilmeli ve yönetilmelidir, böylece emirlere itaat ederler; disiplinsiz eğitim alanlar emirlere itaat etmezler. Emirlere kayıtsız-şartsız itaat ederlerse komutan ordusunun güvenini kazanmış demektir ve emirlerin yerine getirilmesini sağlama almıştır.”</p>

<p>Sun Zi, arazi başlığı altında der ki;<br />
“Hem ordumuzun hem de düşmanın saldırmasının avantajlı olmadığı araziye dolambaçlı arazi denir; o dolambaçlı arazide düşmana saldırmak avantajlı gözükse de saldırılmamalıdır, düşmanın saldırıya geçmesini beklemek, düşmanın birlikleri yarı yoldayken hücum etmek avantajlıdır.”</p>

<p>Burası daha mühim;<br />
“Askerlerinin saldırı gücünü bilen ancak düşmanın saldırı gücünü bilmeyen komutanın zaferi kazanma olasılığı yarı yarıyadır; düşmanın saldırı gücünü bilen ancak kendi askerinin saldırma gücünden emin olmayanın zaferi kazanma olasılığı yarı yarıyadır; düşmanın saldırı gücünü ve kendi askerlerinin saldırı gücünü bilen ancak arazinin savaşmaya uygun olup olmadığını bilmeyenin de zaferi kazanma şansı yarı yarıyadır.”</p>

<p>Casusluğa dair;<br />
“Sadece akıllı hükümdar ve erdemli komutan üstün ve zeki kişileri casusları yapar ve büyük başarılar elde eder. Bu savaşta çok önemlidir, ordu buna dayanarak hareket eder.”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Baran Dergisi</p></p>]]></content:encoded>
      <category>Kitap</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/sun-zinin-sun-tzu-savas-sanati-eseri</guid>
      <pubDate>Mon, 15 Sep 2025 17:28:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2025/09/sun-zi-savas-sanati.jpg" type="image/jpeg" length="56515"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kurşun Geçirmez Düşler: Gazzeli Çocuk Ressamlar Sergisi ziyaretçilerini bekliyor]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/kursun-gecirmez-dusler-gazzeli-cocuk-ressamlar-sergisi-ziyaretcilerini-bekliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/kursun-gecirmez-dusler-gazzeli-cocuk-ressamlar-sergisi-ziyaretcilerini-bekliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kurşun Geçirmez Düşler: Gazzeli Çocuk Ressamlar Sergisi, terörist İsrail’in saldırılarının ardından Gazze’de savaşa tanık olan çocukların duygularını, yaşadıkları travmalarını, acılarını, içindeki bulundukları zorlu şartlarını sanat aracılığıyla aktararak, uluslararası toplumda farkındalık oluşturmayı amaçlıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İletişim Başkanlığı tarafından Taksim Meydanı'nda açılan "Kurşun Geçirmez Düşler: Gazzeli Çocuk Ressamlar Sergisi" ziyaretçilerini bekliyor.</p>

<p>Sergide, Filistinli çocukların bakış açısıyla Gazze'de savaşa tanık olan çocukların duyguları, yaşadıkları travmalar, acılar, içinde bulundukları zorlu koşullar sanat aracılığıyla aktarılıyor.</p>

<p><img height="1600" src="https://barandergisinet.teimg.com/barandergisi-net/uploads/2024/02/kursun-gecirmez-dusler-gazzeli-cocuk-ressamlar-sergisi-77.jpeg" style="width: 976px; height: 1301px;" width="1200" /></p>

<p>Sergi, terörist İsrail’in saldırılarının ardından Gazze’de savaşa tanık olan çocukların duygularını, yaşadıkları travmalarını, acılarını, içindeki bulundukları zorlu şartlarını sanat aracılığıyla aktararak, uluslararası toplumda farkındalık oluşturmayı amaçlıyor.</p>

<p><img height="1600" src="https://barandergisinet.teimg.com/barandergisi-net/uploads/2024/02/kursun-gecirmez-dusler-gazzeli-cocuk-ressamlar-sergisi-88.jpeg" style="width: 976px; height: 1301px;" width="1200" /></p>

<p>Sergi, Gazze’de 2008-2009 yıllarında gerçekleşen Dökme Kurşun Operasyonu sırasında annesinin roketle hedef alınarak şehit edilmesi ve ardından ailesinden 26 kişinin katledilmesine tanık olan 6 yaşındaki Gazzeli bir kız çocuğu olan Mona’nın çizdiği resimden hareketle gazeteci Abdullah Aytekin tarafından başlatılan resim projesini içeriyor.</p>

<p><img height="1600" src="https://barandergisinet.teimg.com/barandergisi-net/uploads/2024/02/kursun-gecirmez-dusler-gazzeli-cocuk-ressamlar-sergisi-44.jpeg" style="width: 969px; height: 1291px;" width="1200" /></p>

<p>Sergide, Aytekin tarafından toplanarak bugüne kadar muhafaza edilen ve bir kısmı daha sonra yaşanan saldırılarda şehit olan Gazzeli çocukların çizdiği 266 eserin arasından bir seçki yer alıyor.</p>

<p>Sergide İsrail’in son saldırılarının ardından saldırılarda hayatını kaybeden gazeteciler ve doktorlar için de özel bir bölüm ziyaretçilerin dikkatine sunuyor.</p>

<p><img height="1200" src="https://barandergisinet.teimg.com/barandergisi-net/uploads/2024/02/kursun-gecirmez-dusler-gazzeli-cocuk-ressamlar-sergisi-58.jpeg" style="width: 968px; height: 726px;" width="1600" /></p>

<p>Toplam 1350 metrekarelik bir alana kurulan sergi, Gazzeli çocukların resimlerinden oluşan fiziksel enstalasyonlar ile yine resimlerin orijinallerinin aktarıldığı dijital gösterim bölümlerinden oluşuyor.</p>

<p><img height="1600" src="https://barandergisinet.teimg.com/barandergisi-net/uploads/2024/02/kursun-gecirmez-dusler-gazzeli-cocuk-ressamlar-sergisi-99.jpeg" style="width: 951px; height: 1268px;" width="1200" /></p>

<p>Bir diğer bölümde ise İsrail’in son saldırılarının ardından şehit olan çocukların eşyaları, savaşı ve yıkımı tasvir eden moloz yığınları sergileniyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sergide İletişim Başkanlığı tarafından hazırlanan panoda ise şunlar yer alıyor:</p>

<blockquote>
<p><em>İşgal altındaki Filistin toprakları, bugün görmeden idrak edemeyeceğimiz kadar büyük kayıpların ülkesi; mücadele etmeyi şart kılan acımasız bir savaş alanı. Burada çocuklar daha yürümeyi öğrenmeden mücadele etmeyi öğrenir; ölümü öğrenir, yaylım ateşinin açtığı yaraları öğrenir.</em></p>

<p><em>Fakat çocukların düşleri vardır. Tanklara kafa tutabilen, evleri yıkılsa bile dimdik ayakta kalan, zincirlere değil zeytin dallarına sarılı düşlerdir bunlar; çocuk zihninin el değmemiş masumiyetinden güç alır.</em></p>

<p><em>Gazeteci ve aktivist Abdullah Aytekin, savaşın gölgesinde büyüyen Gazzeli çocukların düşlerini eserleriyle ölümsüzleştirmek istedi; ilham perisi ise Gazzeli Maysa Yousef ve 6 yaşındaki Mona idi. Mona, annesiyle beraber 26 yakınının şehit oluşuna gözleriyle tanıklık etti, yaşadığı acıyı küçük elleriyle resme döktü. Maysa Yousef ise Sayın Emine Erdoğan Hanımefendi'nin Filistinli çocuklar için gözyaşlarını tutamadığı anlara şahit oldu; acıyı paylaşmanın içtenliğiyle onun bir portresini çizdi. Portrenin üzerinde Arapça olarak şu cümle yazılıydı: "Sayın Hanımefendi, gözyaşlarınız bize ulaştı."</em></p>

<p><em>Gazzeli çocukların anlatacak çok şeyi vardı; ama dinleyen hiç kimse yoktu. Bu yüzden bölgedeki okullara kağıt, kalem, boya gibi malzemeler dağıtılarak çocukların kendi dünyalarını olduğu gibi resmetmeleri ve tanıklıklarını ölümsüzleştirmeleri için bir ortam oluşturuldu.</em></p>

<p><em>Resimlerinde diğer çocukların çizdiği gibi ağaçlar, sıcak evler, güneşler değil hiçbir çocuğun ne maruz kalması ne de şahit olması gereken ızdıraplar vardı. Çocukların emanetini Gazze'nin dışına, Mısır'a doğru taşıyan kimi insanlar ise şehit düştü; yer altındaki tünellerde savaşa ve işgale kafa tuttu. Binbir zorlukla Türkiye'ye getirilen resimler 2008 yılındaki Dökme Kurşun Operasyonu'ndan bu yana Abdullah Aytekin tarafından özenle korundu; şimdiyse Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı tarafından "Kurşun Geçirmez Düşler: Gazzeli Çocuk Ressamlar Sergisi" ile izleyicilere açılıyor.</em></p>

<p><em>266 eserin muhafaza edildiği "Kurşun Geçirmez Düşler: Gazzeli Çocuk Ressamlar Sergisi" için bazı resimler aslına sadık kalınarak dijital hale dönüştürüldü, bazıları ise geleneksel resim formunda izleyicilere açıldı. Bazıları artık aramızda olmayan Gazzeli çocukların iç dünyasını ve hislerini ziyaret edeceğimiz; acı ve düşlerine tanıklık edeceğimiz ve hikayelerine kulak vereceğimiz bu sergide, masumiyetin eserleri tüm saflığıyla ve özgürce yaşayacak. Tıpkı adil bir dünyada tüm çocukların yaşaması gerektiği gibi.</em></p>
</blockquote></p>]]></content:encoded>
      <category>Kültür - Sanat</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/kursun-gecirmez-dusler-gazzeli-cocuk-ressamlar-sergisi-ziyaretcilerini-bekliyor</guid>
      <pubDate>Thu, 08 Feb 2024 14:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2024/02/kursun-gecirmez-dusler-gazzeli-cocuk-ressamlar-sergisi.webp" type="image/jpeg" length="86681"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Salih Mirzabeyoğlu'nun 'Başyücelik Devleti' eserinin 5. baskısı çıktı!]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/salih-mirzabeyoglunun-basyucelik-devleti-eserinin-5-baskisi-cikti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/salih-mirzabeyoglunun-basyucelik-devleti-eserinin-5-baskisi-cikti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu'nun 'Başyücelik Devleti -Yeni Dünya Düzeni-' eserinin 5. baskısı çıktı!]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Üstad Necip Fazıl’ın ortaya koyduğu ve mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu’nun tahlil ettiği, müstakil eser haline getirdiği, İslami bir devlet modeli olan "Başyücelik&nbsp;Devleti"&nbsp;eserinin yeni baskısı çıktı.</p>

<ul>
 <li><em><a href="https://www.barandergisi.net/bizim-anayasa-teklifimiz-basyucelik-modeli"><span style="color:#d35400;"><strong>Başyücelik Devleti nedir?</strong></span></a></em></li>
</ul>

<p>Başyücelik Modeli, dünyadaki mevcut sistemlerin kötü taraflarını dışta bırakmış, iyi taraflarını almış ve orijinal bir şekilde terkib olunmuş müşahhas bir reçete halinde sunulmuştur.</p>

<ul>
 <li>
 <h3><a href="https://www.aylikbaran.com/product-page/ba%C5%9Fy%C3%BCcelik-devleti-salih-mirzabeyo%C4%9Flu" rel="nofollow"><span style="color:#2980b9;">SATIN ALMAK İÇİN TIKLAYINIZ</span></a></h3>
 </li>
</ul>

<p>Çağının öncüsü olan çilekeş mütefekkir Necip Fazıl kapitalizm, sosyalizm ve nazizm üçgenindeki dünyaya karşı yeni bir nizam teklifi ile zuhur eder ve ismini de “Başyücelik Sistemi” olarak koymuştur.</p>

<h3><strong>Eserin takdim yazısından:</strong></h3>

<p>Mümin, beş türlü şiddet arasındadır: Müslüman kardeşi onu çekemez. Münafık ona buğz eder ve sevmez. Kâfir onun canına kasteder. Kendi nefsi onunla uğraşır. Şeytan onu şaşırtmaya çalışır.</p>

<p>•</p>

<p>Yukarıdaki hadîs'in çerçevelediği beş şiddetin her birinden ayrı ayrı pay sahibi olarak sürdüğüm ömür, ilk üçüyle şahsımda Büyük Doğu-İbda erlerine mahsus bir hakikati tecelli ettiriyor ki, şükrün izhârı hâlinde belirtmeliyim:<br />
-"Aslan meclise geldiği zaman, tavşan, çakal ve köpek titreşme müşterekliğinde bir olur!"<br />
Herkes kendi zaviyesinden ayrı ayrı görüyor ki, biz bu işin ne fikir ve ne de fiil olarak şakasında değiliz... "Boşgörü"yü "hoşgörü" adı altında pazarlayan "mamacı" tipi değiliz... "Cek" ve "cak" gibi nisbet ekleriyle ıslâm davasının "fikir" ve "aksiyon" cephesini daima uzak istikbâle ısmarlayan ve daima "çile" ve "risk"ten kaçan "teyze adam" tipinin tersine, idealizmin ne demek olduğunu kaskatı bir vakıa hâlinde meydan yerine dikeniz... Gözümüz, büyük ıslâm inkılâbında... Başyücelik Devleti?..</p>

<p>•</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Dünyada bugünkü siyasî ve içtimaî ihtilaçların bütün illet ve müessirlerini tartarak, tanıyarak, anlayarak ve bütün tarih seyri boyunca kendi nefs muhasebemizi dibine kadar yapmış, kendimizi bütün zaaflarımız ve kuvvetlerimizi tespit etmiş olarak, yepyeni bir ruh, mefkûre ve nizâm yekpâreliği içinde yeniden doğmamız lâzım... Dünya ne oluyor ve biz ne olacağız? Boşlukta mekân işgal etmek hakkımızı hangi şahsiyetli dünya görüşüne istinad ettireceğiz ve manevî "Ortak Pazar"a hangi öz malımızı sürebileceğiz? Sovyetler Birliği'nin çökmesinden sonra "Yeni Dünya Düzeni" adı altında rakipsiz olarak pazarlanan eski liberalizm ve demokrasi nizamı, başta Amerika ve yamacında Avrupa'nın patronluğunu tescil mahiyetinde hükmünü hâkim kılmaya çalışırken, kâfirlerin gönüllü alçaklığı bir yana, "onu babam da bilir!" hesabı kuru kuru "İslâm!" demek yeter mi? Elbette İslâm; ama "nasıl" ve "niçin"ini göstermek şartıyla!..</p>

<p>•</p>

<p>İdeal, eşya ve hadiseler üzerinde kendi nakşını görmek isteyen bir fikrin belirttiği hasret, iştiyak, hayâl ve plândır; ve eğer ideolocya bir beyin ise, ideal de bir kalbdir... Küçük ve miskin fikre dayanan hiçbir arzu, heves, merak ve davranış, ideal olamaz. Bir şeyin ideal olabilmesi için, mutlaka cemiyet plânında ulvî bir oluş ve erişe göz dikmesi lâzımdır... Her ideal bir gayedir; fakat her gaye ideal değildir. Gayeler aşağılara düşebilir, idealler düşemez... Sözkonusu hikmetlerin toplamı hâlinde biz, beyin ve kalb bir arada, İslâm davasının eşya ve hadiselere nakşı işini "nasıl" ve "niçin"i ile sistem bütünlüğünde göstereniz... Dünyada tek örneğiz... Biz: Büyük Doğu-İbda... Bu çerçeve içinde eserimi takdim ederim: Başyücelik Devleti... Ve, Yeni Dünya Düzeni!..</p>

<p>•</p>

<p>Aslında "Başyücelik Devleti" bahsi, Büyük Doğu İdeolocya Örgüsü'nün işleniş gayesi ve bütün mevzularını toplayan ana sütunu; yani İdeolocya Örgüsünün tâ kendisi... Ne var ki, gözönünde duran eşyanın kayıp olması gibi, etrafında işlenen mevzuların içinde gaib oldu ve uyudu kaldı... Bahsi alıyorum ve malûmu meçhullükten kurtarmak ve elbette kullanılmak üzere yapılmış bombayı cemiyet meydanında patlatmak şeklinde, işliyorum... Umulur ki, meselelerin seyri ve ıslâmcı mücadelenin müşahhas hedef ve gayelerinin tesbiti hususunda yepyeni bir bakış getirilmiş olsun!..</p>

<p>•</p>

<p>Demokrasi ve liberalizmden, Birleşmiş Milletler Teşkilâtı ve Avrupa Ortak Pazarı'na kadar; fikir ve kuruluşlar plânında içiçe bir yumak olarak şekillendirilen "Yeni Dünya Düzeni", Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa'nın birbirleriyle rekabet ortamı içinde de olsa bizim gibi ülkelere biçtikleri parya statüsünde müşterek, bir hegemonya sistemidir... Elbette "hayır!" diyoruz: Ülkemizden başlayarak teklif ettiğimiz "Yeni Dünya Düzeni"miz ile!..</p>

<p><img height="2299" src="https://barandergisinet.teimg.com/barandergisi-net/uploads/2024/02/basyucelik-devleti-onkapak.jpg" style="width: 586px; height: 878px;" width="1535" /></p></p>]]></content:encoded>
      <category>Kitap</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/salih-mirzabeyoglunun-basyucelik-devleti-eserinin-5-baskisi-cikti</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Feb 2024 21:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2024/02/basyucelik-devleti-salih-mirzabeyoglu-1.jpg" type="image/jpeg" length="81654"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Faruk Hanoğlu'nun Selma romanının tahlili]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/faruk-hanoglunun-selma-romaninin-tahlili</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/faruk-hanoglunun-selma-romaninin-tahlili" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Mutluluk idealini (!) gayesiz yaşamına cila diye çekmiş beyaz atlı prensini bekleyen kızlar da yok bu kitapta. Adi ihtirasların kimliksizleştirdiği veya tersinden menfi kimlikler bağışladığı kadınla erkek yok. Yitik kadın ve erkeklerden mürekkep toplumumuzun kanayan bu yarasını, içeriden bir muhasebeyle iyileştirme gayesi güdüyor. Ve bunu her şeyi yerli yerine koyma hassasiyetiyle yani adaletle yapıyor. Kadındaki kadını kurtaracak erkeği ve bu erkeği yetiştirecek kadını çağırıyor Selma.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Faruk Hanoğlu'nun&nbsp;<a href="https://www.aylikbaran.com/product-page/selma-i%C3%A7imizdeki-yara-faruk-hano%C4%9Flu" rel="nofollow">Selma -İçimizdeki Yara-</a> romanı 2023'ün son günlerinde Gölge Yayınları'ndan neşredildi. Bir okur olarak kendi penceremden, eserin mahiyetine dair kısa bir tahlil yazısıyla bu kitabı tanıtmak, ele aldığı meselelerin ehemmiyetine binaen dikkat nazarlarına sunmak istiyorum.</p>

<p>Bir ilk roman Selma. Kadından ziyade erkeğe diyecekleri var. Evvela belirtelim ki, mevzuunu genç ve şuurlu bir kızın iç dünyasından hareketle anlatmayı tercih etmesi, yazarına duyguyu hiç ıskalamadan ve perdelemeden aktarabilme imkânı sağlamış. Yani kitap esasen kadının latif aynasında erkeğin kendini izleyişi, arayışı ve bulma çabasıyken zahirde kadının macerasını izliyoruz. Bu macera kendisiyle beraber "erkek"i de aramaya çıkmış "kadın"ın; derinliğine ve fert planında "annelik" mertebesi idealine raptedilmiş mevkiine, genişliğine ve cemiyet planında ise büyük zuhur yolunda tutabileceği mevzilerin vazgeçilmezliğine işaret ediyor. Kadına adalet ve hürmetle yer açma çabasına şahit oluyoruz. Ne görmezden gelme ne de onu yem etme. Sevginin ve adanmışlığın tam kalbindeyiz. Ve burada bazı yaralar gözümüze çarpıyor...&nbsp;</p>

<p>Faruk Hanoğlu, içimizdeki yaranın röntgenini çekerken bunu ajite etmeden, önsözde altını çizdiği üzere&nbsp;<i>"duygu istismarcısı ve ucuz romantiklerden olmama"</i>&nbsp;şuuruyla yapıyor. Okuduğumuz romanlarda görmeye alışık olduğumuz Don Juan tipi boy göstermiyor bu kitapta. Mutluluk idealini (!) gayesiz yaşamına cila diye çekmiş beyaz atlı prensini bekleyen kızlar da yok bu kitapta. Adi ihtirasların kimliksizleştirdiği veya tersinden menfi kimlikler bağışladığı kadınla erkek yok. Yitik kadın ve erkeklerden mürekkep toplumumuzun kanayan bu yarasını, içeriden bir muhasebeyle iyileştirme gayesi güdüyor. Ve bunu her şeyi yerli yerine koyma hassasiyetiyle yani adaletle yapıyor. Kadındaki kadını kurtaracak erkeği ve bu erkeği yetiştirecek kadını çağırıyor <a href="https://www.barandergisi.net/selma-icimizdeki-yara-romani-cikti">Selma</a>. Şu kısım:</p>

<p><i>“Onları öldürmeli değil, yaşatmalıyız. Çünkü yaşanmaya değer bir hayat gayesi olmayan hiçbir erkek, yaşatmaya da değer değildir. İdealleri olan ve ne yaşadığını bilen erkekler, insanın nereden geldiğini ve nereye gittiğini de bilir. Onlar aşklarını daha en başında sorumluluklarına bindirirler. Bu yüzden daima derini ve ileriyi düşünürler. Ne sevgileri biter ne merhametleri ne de bir çıkış yolları... Her daim ana hüküm içinde mesele halleder dururlar. Bir an içinde birçok şeye hâkimdirler. Gerçek erkek güçlüdür. Hem kendi şahsiyetini hem de kadındakini kurtarabilir. Böyle erkeklerin karşılarına çıkan hadiselere yaklaşımlarını büyük bir gururla izlersiniz. Silik değildirler. Adalet için sertlik ve incelikleri, kadını belinden sımsıkı sardığı gibi bütün olayları da kuşatır. Kadını ruhundan ve aklından yakalar. Sonrasında kadına da ona teslim olmak ve insan için dünyanın en harika duygusu olan aidiyet duygusuna bir an önce kavuşmak düşer.”</i>&nbsp;(s. 200)</p>

<p>Hayatımızı ve çevremizi aşkımıza, cehdimize mekân kılarak yaşanmaya değer hayat nizamına doğru,&nbsp;Mutlak Fikir&nbsp;mihrakına perçinli bir şekilde kendimizle birlikte eşya ve hadiseleri sürükleme iradesi... Ümidin, sevginin ve aksiyon ruhunun pörsümemesi bu yaşatıcı fikirle mümkün. İnsan varoluş planının tam merkezinde Varlık'ın muradı sıfatıyla mevzu ettiğimiz sürükleyişe, oluş ve olduruşa tek başına güç yetirebilir mi? Bu iktidar, Mutlak Kudret Sahibi tarafından bağışlanırsa erkek kadının, kadın da erkeğin ne yanına düşer? Tam da burada Allah'ın insanı bir erkek ve bir kadından yarattığı vakıa etrafında halelenen hikmetleri, erkek ve kadının birbiri için ne manâ ifade ettiğini, insanın yurduna duyduğu hasreti ve vatan sevgisinin imandan olduğunu bildiren hadîs-i şerîfi hatırlamalı...</p>

<p>Bir yarayı iyileştirmeye kafa yormuş, büyük meselelerin hâlline gözünü dikmiş romanları teknik açıdan kolayca kusurlu hâle düşürecek bir eşik vardır ki aşıldığı çok olur. Demem o ki neyin hangi libasta arzı endam edeceğine dikkat etmeden, ince bir kader (kurgu) planına eşya ve hadiseleri bağlamadan, orijinal kanlı canlı kahramanlar yaratamadan eseri fikre boğmak ve sanatı gölgelemek de var. Selma romanının bu eşiği aşıp aşmadığını okuyucularının takdirlerine bırakalım. Benim bu noktadaki kanaatim ise olumsuz olmamakla birlikte dostça bir tavsiye kabilinden akılda tutulması yönünde. Ben bu romanı beğendim arkadaş! "Yoğuran roman" demeli böylesine. Zahirini okurken yorulmayan göz, içe bakışta yorulmalı. Çünkü her birimiz erkek veya kadın olmakla kitabın doğrudan muhatabıyız. Ve kitabın seyrettiği manâ eşiği, kabul edelim ki bizi olduğumuz yerden epey yükseklere, olmamız gereken yere davet ediyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Mutlak Fikir demiştik. Aşina gözler, vukufiyetleri nisbetinde Faruk Hanoğlu'nun&nbsp;Büyük Doğu - İBDA&nbsp;hikemiyatından neler devşirdiğini, fikriyatı romanına muvaffakiyetle yedirip eseri üzerinden kendi manasını tüttürdüğünü takdir edeceklerdir.&nbsp;</p>

<p>Sözü bitirirken bir müşahedemi paylaşmadan geçemeyeceğim. Selma... Üstad Necip Fazıl'ın&nbsp;O ve Ben&nbsp;eserini okuyanların boğazında düğümlenen hatıra. Henüz tanışmıyoruz ama Faruk Hanoğlu'nun bu adla bir roman neşredeceği haberini ilk aldığımda şu tesbite varmıştım: Oldum olası veya (belki de şöyle demeli) ilkgençliğimde O ve Ben'deki o dokunaklı sahneyi okuduğum günden beri, benim de küçük kız çocuklarına zaafım var ki onları acı vaziyetlerde görmek bana daima çok ağır gelmiş, içimi başka türlü kanatmıştır. Demek ki büyük kafa ve gönül sahiplerinden okuduklarımız bize fikir aşılamakla kalmıyor, temayül ve tahassüslerimizi de tayin edebiliyor. Esaslı fikir ve o fikrin neşvünema bulduğu müstesna hayatlardaki hususi sahneler bile şahsiyetimizi inşada pay sahibi!</p>

<p>İşte o tahassüs, fikirle yoğrulup bu romanı yazdırttı. Daha nice güzel eserin ilki olsun ve okurunu bulsun temennisiyle...</p>

<p>Muazzez Düğüm, Sarı Tren Blog</p></p>]]></content:encoded>
      <category>Kitap</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/faruk-hanoglunun-selma-romaninin-tahlili</guid>
      <pubDate>Sat, 03 Feb 2024 13:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2024/02/selma-romani-faruk-hanoglu.webp" type="image/jpeg" length="72149"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Mesut Uçakan’ın konferansı iptal edildi]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/mesut-ucakanin-konferansi-iptal-edildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/mesut-ucakanin-konferansi-iptal-edildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yönetmen ve senarist Mesut Uçakan’ın, “İskilipli Atıf Hoca” Kelebekler Sonsuza Uçar -Bir Filmin Anatomisi- isimli konferansa konuşmacı olarak katılacağı etkinlik iptal edildi]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Uçakan, Çorum Devlet Tiyatro Salonu'nda gerçekleştirilecek olan konferansın iptal edilmesine sosyal medya hesabından tepki gösterdi.</p>

<p>Uçakan yayımladığı mesajında şu ifadelere yer verdi:</p>

<p>“Yeni aldığım bir habere göre bu konferansım İPTAL!... Sebep Devlet Tiyatrosu… Salon için 3 ay önce verdiği izne aldırmadan aynı saatte durup dururken bir tiyatro&nbsp; oyunu koymuş. Neler oluyor? Çorum’da STK’lar ayakta!”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img alt="uçakan" class="img-fluid detail-photo" src="https://barandergisinet.teimg.com/barandergisi-net/uploads/2024/02/ucakan.jpeg" style="width: 100%" / width="827" height="1200"></p></p>]]></content:encoded>
      <category>Kültür - Sanat</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/mesut-ucakanin-konferansi-iptal-edildi</guid>
      <pubDate>Fri, 02 Feb 2024 19:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2024/02/mesutucakan.jpg" type="image/jpeg" length="79549"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Tarkovski ile kadın ve erkek üzerine röportaj]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/tarkovski-ile-kadin-ve-erkek-uzerine-roportaj</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/tarkovski-ile-kadin-ve-erkek-uzerine-roportaj" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Tarkovski: Kadının bir iç dünyası var; ama kanaatimce kadının iç dünyası, birlikte yaşadığı erkeğe sıkı sıkıya bağlı. Bence, kadının yalnız olması hiç de tabiî bir durum değil…]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kadın – Erkek Karşılaşması</strong></p>

<p>10 Temmuz 1984 günü Milâno’da bir basın toplantısı yapan 52 yaşındaki Sovyet yönetmen Andrei Tarkowski, artık ülkesine dönmeyeceğini, ancak hangi ülkede kalmak istediğine henüz karar vermediğini açıklıyor, 20 yıllık sinemacılık hayatında altı büyük film gerçekleştirebildiğini, ülkesini, dilediği biçimde çalışma imkânlarına erişemediği için terkettiğini belirtiyordu.</p>

<p>Sinemaya, görüntü, müzik, kurgu, resim, happening sanatları yanı sıra, derin bir edebiyat ve felsefe birikimi getiren Batılı yazar-yönetmen Fellini, Bergman, Herzog, Fassbinder, Bunuel, Saura, Bill Daugless’la karşılaştırıldığında, Tarkowski’nin yalnız kendi birikimini değil, bütün Rus fikir ve sanatının birikimini sinemaya aktarışı sözkonusu.</p>

<p>Le Monde gazetesinde yayınlanan bir konuşmasında, hem sosyalist ve hem de kapitalist sistemi reddettiğini, her iki düzene de filmin şiiriyle karşı çıktığını söyleyen Tarkowski, şu alâkaya değer tesbiti de getiriyordu:</p>

<p>— «Neşeli insanlar beni yanıltır, onlara hiç, tahammülüm yok… Ancak hiçbir pürüzü olmayan ruhlar neşeli olabilir; çocuklar veya çok yaşlılar… Ama neşeli insanlar hiç de bu nitelikte değil!.. Kanaatimce neş’e, insanın ancak çevresini ve içinde yaşadığımız şartları kavrayamamasından kaynaklanıyor.»</p>

<p><img height="853" src="https://barandergisinet.teimg.com/barandergisi-net/uploads/2024/01/tarkovsky-nostalghia.jpg" width="1200" /></p>

<p>Ve «nostalghia – eskiye hasret» mevzuunda da şunu söylüyor:</p>

<p>— «Nostalghia, yalnızca memleket hasreti değil… Rusça’da nostalghia bir hastalık, öldürücü bir hastalık anlamına gelir; Andrei, ülkesinden uzak, bu hastalığa tutulmuştur… Giderilmesi imkânsız bir hasretin hastasıdır… Neyi özler? Gerçeği, gerçek hayatı özler.»</p>

<p>Kasım 1983’te, gazeteci ve psikiyatrist İrena Brezna, Tarkowski ile Londra’da bir sohbet yapmayı başarmış!.. Bu mülakattan parçalar:</p>

<p><strong>Brezna</strong>&nbsp;— Filmlerinizi ruhumun derinliğinde duyuyorum; hadiselere bakışınız da bana yabancı değil… Ancak, kadın olarak filmlerinizde kendimi göremiyorum. Eserlerinizde kadın klâsik bir rol oynuyor, siz yalnız erkeğin dünyasını yansıtıyorsunuz; ve erkeğin bakış açısından, kadın sadece bilmece… Seven, erkeğini anlayan ve bütün varoluşu ancak erkekle ilişkisinde beliren bir kadın var filmlerinizde.</p>

<p><strong>Tarkowski</strong>&nbsp;— Bu mevzuyu hiç düşünmedim; «kadının iç dünyasını» demek istiyorum… Kadına, kendine has bir iç dünya sunmak çok güç, bunu yapmak da istemiyorum. Kadının bir iç dünyası var; ama kanaatimce kadının iç dünyası, birlikte yaşadığı erkeğe sıkı sıkıya bağlı. Bence, kadının yalnız olması hiç de tabiî bir durum değil…</p>

<p>***</p>

<p><strong>Tarkowski&nbsp;</strong>— Birlikte yaşadığınız erkekten, hayatını sizinkine bağımlı kılmasını mı istiyorsunuz?</p>

<p><strong>Brezna</strong>&nbsp;— Hiç de değil!.. Ben kendi dünyamı yaşayayım, erkek kendi dünyasını yaşasın!</p>

<p><strong>Tarkowski</strong>&nbsp;— Bu mümkün değil; çünkü kadın ve erkek kendi dünyalarını yaşarlarsa, onları bağlayan hiçbir şey kalmaz… Kadın ve erkeğin iç dünyalarının müşterek bir dünya oluşturmaları gerekir; eğer bu olmazsa, kadın ve erkeğin beraberliği mutsuz, uyumsuz ve giderek ölmeye mahkûmdur… Bir kadının erkeğini değiştirmesi bana çok garip geliyor; önemli olan onun kaç erkeğin karısı olması değil, önemli olan bir ilke… Kadın, bu ilişkileri ve bu evlilikleri bir hastalık gibi çeker; yani, kadın bir hastalığa tutuluyor, sonra diğerine, sonra yine bir diğerine… Sevgi öylesine bütün bir duygudur ki, bir kere daha tekrarlanması imkânsızdır; ne durumda olursa olsun imkânsızdır… Kadın bu duyguyu tekrarlayabiliyorsa, o zaman sevgi onun için mânâsız demektir.</p>

<p><strong>Brezna</strong>&nbsp;— Kadının tâbiatını bildiğiniz kanaatinde misiniz?</p>

<p><strong>Tarkowski&nbsp;</strong>— Bu mevzuda bir düşüncem var, tıpkı sizin gibi!</p>

<p><strong>Brezna</strong>&nbsp;— Ama ben kadın olarak kendimi derinliğimden tanıyabiliyorum…</p>

<p><strong>Tarkowski</strong>&nbsp;— İnsanın hükme varabileceği en zor vakıa kendisidir… Kendi dünyasını koruyabilme çabası gösteren kadınlara şaşıyorum; bence kadın olmanın mânâsı, kadınca sevginin kabiliyeti ve onun fedakârlığında yatar… Kadının büyüklüğü de bu; ve böyle kadınlara saygı duyuyorum… Böyle kadınlar da tanıyorum.</p>

<p><strong>Brezna</strong>&nbsp;— Söyleyecek söz bulamıyorum… Size göre kadının, varoluşu ancak erkeğe olan sevgisinde mânâ kazanıyor…</p>

<p><strong>Tarkowski</strong>&nbsp;— Böyle birşey söyledim mi? Yalnızca kadın erkek ilişkisinden sözettik. Henüz bir durumu açıklığa kavuşturamadım; siz beni saldırganlıkla suçluyorsunuz!</p>

<p><strong>Brezna</strong>&nbsp;— Yeterince söylediniz, bunu siz de biliyorsunuz!</p>

<p><strong>Tarkowski&nbsp;</strong>— Evet, ya vardır, veya yoktur; ve sevgi olmazsa, hiçbir şey olmuyor demektir… İnsan yavaş yavaş ölüme gidiyor demektir… Ben yalnız kendi düşüncemi aktarıyorum… Tabiî herkesin kendi dünyasını yaşadığı, ilişkilerin soğuklaştığı ve bencilleştiği durumlar var. Belki böylesi durumlar daha kolay, böylesi ilişkiler daha az sakıncalı; ve feminizm akımı da bu doğrultuda. Gerçekten de bu ve benzeri mevzularda tartıştığım kadınların hepsi, kadın olmanın olağanüstülüğünü kavramamışlar. Her zaman şaşırttı bu durum beni; çünkü kadının iç dünyası, erkeğin iç dünyasından çok başka… Bence, bu özelliğinden dolayı erkeğe bağımlı olmadan yaşayamaz; erkeksiz yaşamaya başladığında, hususi hayatını yitirir. Toplumda dilediği yere gelebilir, bir erkeğin işini de üstlenebilir; ama bunlar onu kadınca kılmaya yeter mi? Hiçbir zaman yetmez… Feministlerin neyi amaçladıklarını biliyorum; artık mesuliyetlerini istemiyorlar… Her zaman ezildiklerini ve eşit haklar kullanarak bu durumdan kurtulacaklarını sanıyorlar. Kavrayamadıkları durum şu: İnsan, kadın veya erkek, gerçekten yürekten bağımsız olmak istiyorsa, zaten bağımsızdır, hürdür… Hürlüğü kendisi seçtiği için hürdür; hürriyetçi bir ülkede yaşadığı için değil… Ferdin hürriyeti, ülkesinin hürriyetçi oluşuna değil, kendi seçimine bağlıdır… Kadının uzun bir süre dünya politikasının önemli hadiselerinden dışlandığı şüphesiz; bu tabiî ki haksız bir durum… Ama günün birinde kadın, bütün içtimaî hayata katıldığında ne olacak? Bunu bilemiyorum… Ama bana öyle geliyor ki, kadın o durumda kendi dilediği yeri bulamayacak.</p>

<p><img height="891" src="https://barandergisinet.teimg.com/barandergisi-net/uploads/2024/01/tarkovsky-ile-kadin-ve-erkek-uzerine-roportaj-2.jpg" width="1024" /></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>***</p>

<p><strong>Tarkowski&nbsp;</strong>— Şimdiye kadar süren kadın-erkek ilişkileri dışında yeni ilişkiler olamaz ki… Çünkü dünyamız iki cinsiyetli; istesek de istemesek de… Belki herhangi bir gezegende tek cinsiyetli veya beş cinsiyetli bir dünya varolabilir ve böylesi bir durum o gezegenin varlığının sürdürülmesi için zorunludur. Böyle bir gezegende hem bedence ve hem de hissi için beş varlığa ihtiyaç vardır; ama yeryüzünde iki varlığa ihtiyaç var.. Her zaman bu durum unutuluyor… Neden bu gerçek unutuluyor, bilmiyorum… Haktan, durumdan, bağımsızlıktan söz ediyoruz, ama kadının kadın, erkeğin erkek olduğundan hiç söz etmiyoruz.</p>

<p><strong>Brezna</strong>&nbsp;— Bir ân için düşünün, kendinizi bir kadının yerine koyun… Yüzyıllardır hep başkaları için varolmaya şartlandırılmışsınız; büyük bir yük değil mi?</p>

<p><strong>Tarkowski</strong>&nbsp;— Erkek olarak ayakta kalabilmek de, kadın olarak ayakta kalabilmek kadar güç. Bütün mutsuzluk, bütün mesele başka yerden kaynaklanıyor, o da şu: Öyle bir toplumda yaşıyoruz ki, genel düşünce seviyesi çok yetersiz. Bugün gözümüzü yumup yarın uyanmayacağımızı da biliyoruz. Herhangi bir akıl hastası bir düğmeye basarsa, üç adet bombanın dünyamızdaki hayata son verebileceğini de biliyoruz. Bütün bu gerçeklerin şuurundayız ama, onları yine de unutuyoruz. Aklî ve mânevî ilgilerimiz o kadar maddî, varlığımızın esiri ki, hiçbir zaman aklımıza bile gelmemesi gereken meselelerle ilgileniyoruz… Bu kadar içtimâî problemin varlığı, ne kadar akılsızca davranmış olduğumuzun delilidir. Aklî ve mânevî açıdan doyum kazanmış bir kadın, hiçbir zaman erkeğin gölgesinde kaldığını veya onun esiri olduğunu dü-şünmez. Aynı şekilde, doyum sağlamış erkek de, kadını zorlamayı hiçbir zaman aklından geçirmez… Oysa siz, getirdiğiniz örneklerle beni böylesi cevaplara zorladınız. Bu tür meselelerin açıklanması bizi hiç de ilgilendirmemeli; çünkü bu meseleler, bizim akıldan yoksunluğumuzun belirtileri… Aklî zenginlikleri şaşılacak seviyelerde kadınlar da tanıdım; bu kadınlar bu meseleleri hiç büyütmez, aksine öylesi bir ruh zenginliğine sahiptirler ki, öylesi bir moral güçleri vardır ki, her erkek önlerinde diz çökmeye hazırdır… Ayrıca böyle kadınların önünde diz çökmek ayıp değil, bir şereftir… İşte mesele burada!.. İlişkileri açıklamaya çalışmak, kötü bir çıkış noktasıdır ve bu mevzuda çaba harcamak, hoşnutsuzluğumuzun belirtisidir, yoksa eşitlik aramanın değil; bu ikisi çok ayrı mevzular… Bence bugün kadın korkunç bir duruma sürüklenmiş; gerçekten seven kadın, bu tür sorular sormaz ve bunlar onu ilgilendirmez bile.</p>

<p><img height="933" src="https://barandergisinet.teimg.com/barandergisi-net/uploads/2024/01/andrei-tarkovskycopy.jpg" width="1050" /></p>

<p>***</p>

<p><strong>Brezna</strong>&nbsp;— Mesuller, dünyamıza hakim olan erkeklerin gücü… Kadının kadınca içgüdülerle hâkim olacağı bir dünya, belki de bu apokaliptik sonuca varmazdı. Böyle bir dünyada kadının mesuliyetini taşımayıp, kendisini sevgiye ve erkeğe adamasını nasıl düşünebiliyorsunuz? Erkeğin, kadının sıcak sevgisiyle gezegenimizi perişan etmesine seyirci mi kalsın?.</p>

<p><strong>Tarkowski&nbsp;</strong>— Bu korkunç, korkunç bir varsayım… Ne demek istediğinizi anlıyorum; ama söylediklerinize şaşıyorum!.. Erkeğin dünyamız hakkında aynı kuşkuları taşımadığını mı sanıyorsunuz?.. Erkeğin bu dünyanın efendisi olduğunu sanıyorsanız, yanılıyorsunuz!..</p>

<p><strong>Brezna</strong>&nbsp;— Ya kim?</p>

<p><strong>Tarkowski</strong>&nbsp;— O.</p>

<p><strong>Brezna</strong>&nbsp;— Nerede o?</p>

<p>Tarkowski, eliyle yukarıyı (Allah'ı kastediyor) gösteriyor.</p>

<p>Salih Mirzabeyoğlu,&nbsp;Şiir ve Sanat Hikemiyatı “Estetik ve Ahlâk” s.203-210</p></p>]]></content:encoded>
      <category>Kültür - Sanat</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/tarkovski-ile-kadin-ve-erkek-uzerine-roportaj</guid>
      <pubDate>Mon, 29 Jan 2024 14:21:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2024/01/tarkovsky-ile-kadin-ve-erkek-uzerine-roportaj.jpg" type="image/jpeg" length="68440"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Salih Mirzabeyoğlu’nun Telegram isimli eserinin 2. baskısı çıktı!]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/salih-mirzabeyoglunun-telegram-isimli-eserinin-2-baskisi-cikti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/salih-mirzabeyoglunun-telegram-isimli-eserinin-2-baskisi-cikti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Salih Mirzabeyoğlu’nun Telegram -Zihin Kontrolü- isimli eserinin 2. baskısı çıktı!]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Salih Mirzabeyoğlu’nun Telegram -Zihin Kontrolü- isimli eserinin 2. baskısı çıktı!</p>

<p><em><u>Kitabın önsözünden:</u></em></p>

<p>"Telegram: Zihin kontrolü... Bir bakıma Türkiye'de pratiği -teorisi de!- benimle meşhur olan bu iş, "ilim sınır tanımaz!" tesellisiyle Lüt kavmine parmak ısırtır melanete ve yardımcı unsurlarla insanı robotlaştırmaya davranmışken, diğer yönüyle "dünyada"da kıstırılmış fertler üzerindeki tecrübelerin sınırını aşamamıştır. Bu ikazdan sonra bildirmeyelim ki, gerek yaşamış kobay ve gerekse mevzuu alakadar eder buudları işaretlemek bakımından, galiba dünyada da ilk örneğim!</p>

<h3><a href="https://www.aylikbaran.com/product-page/telegram-zihin-kontrol%C3%BC-salih-mirzabeyo%C4%9Flu" rel="nofollow"><span style="color:#d35400;"><strong>SATIN ALMAK İÇİN TIKLAYINIZ</strong></span></a></h3>

<p>Elinizdeki eser, bir yönüyle eskilerin "istişhad" dedikleri "delil getirme ve şahid kılma" usulüyle felsefeden müsbet ilme ve şamanizmden İslam tasavvufuna kadar geniş bir sahaya kanat açarken, diğer yönüyle "hatırat" nevine dair olarak işlenmektedir."</p>

<h3><b>Telegram ne demek?</b></h3>

<p>Telegram, bilindiği üzere Salih Mirzabeyoğlu ile maruf bir tanım. Literatüre bu kelimenin girişi de 2003 senesinde Salih Mirzabeyoğlu tarafında kaleme alınan ve alt başlığı ‘Zihin Kontrolü’ olan Telegram adlı esere dayanıyor. Mirzabeyoğlu, Kartal F-Tipi Cezaevinde kaldığı hücresinde, kendisine ‘elektronik taciz’ yapan kişilerin, yaptıkları işi isimlendirirken ‘Telegram’ dediğini ifade ediyor. Yani bu tabir, ilk başta Telegramcılar tarafından kullanılıyor. Mirzabeyoğlu, kendisini sürekli taciz edenlerin kullandığı bu kelimeyi yakalayıp verimlendiriyor ve ‘Zihin Kontrolü’ genel başlığı altında sıralanan teknikler arasında -özellikle İngilizcede- muhtelif tâbirlerle anılan bu operasyonu böylelikle isimlendirerek deşifre ve teşhir ediyor.</p>

<h3><b>Telegram işkencesi nedir?</b></h3>

<p>Telegram, kabaca tarif etmek gerekirse, İngilizce literatürde ‘öldürücü olmayan elektromanyetik silâhlar’ arasında gösterilmekle beraber, yol açtığı tesirler bakımından ölümcül potansiyel taşıyan bir silah. Bu aslında bir zihin kontrol tekniği; fakat klasik telkin metodlarını aşan, hedeflenen kişinin hem zihnini okumaya yarayan ve hem de hedeflenen kişinin vücudunda ve duygularında telkini tesirli kılabilmek adına değişimler meydana getirebilen bir zihin kontrol tekniği. Bu zihin kontrol metodu başarılı olduğu takdirde hedef alınan kişi tarafından fark edilmesi mümkün olmayan, başarısız olduğunda ise Kumandan Salih Mirzabeyoğlu’nun anlattıklarından öğrendiğimiz kadarıyla insanlık tarihî boyunca geliştirilmiş en şiddetli işkence vasıtasına dönüşebilen, öldürücü bir silah aynı zamanda.</p>

<h3><b>Neden Salih Mirzabeyoğlu hedefti?</b></h3>

<p>Kumandan Salih Mirzabeyoğlu, bütün İslâm aleminde yankısını bulacak bir fikrin, bir fikriyâtın, yani Büyük Doğu’nun bayraktarlığını yapıyor ve bunu da kendisini müesses nizamın, dünya düzeninin yedeğine sokarak değil, mevcut dünya düzeninin yerine alternatif ve yaşanmaya değer bir dünya düzeni teklif ederek yapıyor. Kumandan Salih Mirzabeyoğlu’nun 1991’de gözaltında maruz kaldığı fizikî işkence ve tutuklanmasının da, 1998 senesinde tutuklanmasının da, 2000 senesinde Metris Cezaevinde Noel Baba operasyonuna maruz kalmasının da, bu operasyondan sonra Kartal F-Tipi Cezaevine sevk edilmesiyle beraber başlayan Telegram işkencesinin de, 2014 senesinde yeniden yargılanma gerekçesiyle tahliye edilmesinden sonra bu işkencenin dışarıda devam ettirilmesinin de arkasında hep bu aynı sebeb vardı. İslam’ı yeni şartlara tatbik edecek bir vasıta sistem geliştirdiği, mevcut olanın yerine yeni bir dünya düzeni teklif ettiği için bu işkenceye maruz bırakıldı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3><b>Müslümanların yıkıcı bir sele dönüşme ihtimali</b></h3>

<p>Üstad Necip&nbsp;Fazıl’ın Büyük Doğu ile başlattığı ve Kumandan Salih Mirzabeyoğlu’nun meydan yerinde kavgasına soyunduğu İslâm İhtilâli ve İnkılabı’nı inkıtaa uğratmak için siyonist ve emperyalistler ile onların içimizdeki kuyrukçuları sürekli olarak Müslüman milletimizin bu akışta demetlenmesine mâni olmak üzere tahliye kanalları açtılar. Müslümanların kendi düzenleri içinde yaşaması değil de, mevcut dünya düzenine entegre edilerek yaşaması yönünde hareket eden statükocu “İslâmî” hareketleri hem içeriden ve hem de dışarıdan maddî manevî destekleyerek, “her şeye sahtesinin musallat olması” ölçüsünü bir strateji hâline getirip, tüm dünya Müslümanlarının karargâhı konumundaki Anadolu’da İslâmî bir düzenin tesis edilmesine bugüne kadar mâni oldular. Bilhassa etkileyici konumunda olanlar da kendilerini bu risksiz ve bol mamalı stratejinin bir parçası hâline getirmekte bir beis görmediler. Müslüman Anadolu’da hakiki bir İslâm İhtilâli ve İnkılabı kadrosunun buluşmaması için açılan onlarca tahliye kanalından en kullanışlısı FETÖ oldu. 28 Şubat sürecine rağmen 1999 senesinin Kumandan Salih Mirzabeyoğlu tarafından “Kurtuluş Yılı” ilân edilmesi ve Kemalistlerin ellerindeki emniyet, yargı ve ordu üçlüsüne rağmen muvaffak olamayışları neticesinde FETÖ’nün işlevinde de değişikliğe gitmek zorunda kaldılar.</p>

<p>28 Şubat’a kadar birçok tahliye kanalı desteklenirken, 28 Şubat’tan sonra FETÖ’nün merkeze alınmasıyla birlikte diğer kanallar önemini kaybetti ve onlara olan desteği de geri çekmekte bir sakınca görmediler. FETÖ de istenildiği ölçüde büyümek için tabiî olarak alternatiflerini ortadan kaldırmak zorundaydı. İş bir noktadan sonra Büyük Doğu-İbda’ya tahliye kanalı açmaktan çıkmış, onun yerine Müslüman milleti İslami bir düzene değil de küfür düzenine akıtacak müstakil bir kanal inşasına dönmüştü. Bu esnada Ergenekon ve Balyoz operasyonları da laik, Kemalist, Batıcı diğer unsurların bu kanala taşınması için gerçekleştiriliyor, uşaklık noktasındaki görev değişimine direnen “yobaz” kuyrukçular bu yolla tasfiye ediliyorlardı.</p>

<p>Tam da Arap Baharı ile beraber İslam aleminin dizaynı işine girişilmiş ve adım adım Anadolu’yu da bu işin bir parçası ve lideri olarak FETÖ idaresinde sahneye sürmeye hazırlanırlarken, iktidar ile FETÖ arasında MİT Krizi ile beraber kopan kavga bir çuval incirlerini berbat etmeye yetti. 15 Temmuz’a kadar, Türkiye’de iktidarı alaşağı etmek, FETÖ’yü olması gereken konuma getirmek üzerinden bütün İslam alemini yeniden dizayn etme ve böylelikle global küfür düzenine entegre etme stratejilerini korudular; fakat 15 Temmuz’da, bizim de üstün gayretlerimizle film koptu.</p>

<h3><b>Kumandan’ı işte bu sebeble şehid ettiler</b></h3>

<p>15 Temmuz’da yalnız FETÖ’den olmadılar, 2000’den beri FETÖ’yü bu pozisyonda tek kılmak için onun dışındaki bütün tahliye kanallarını ister istemez iptal etmişlerdi. FETÖ’nün gerçek yüzü görülünce, bu sefer Anadolu ufkunda, İslâm İhtilali ve İnkılabına doğru hakiki bir akışta bütün Müslümanların buluşması, sel hâline dönüşmesi ve önüne çıkan herşeyi ezip geçmesi ihtimali belirdi ve bu müesses nizamın efendileri tarafından kabul edilemezdi. Hem zaten 2014 senesinin Kasım ayında, Kumandan Salih Mirzabeyoğlu’nun “Adalet Mutlak’a” başlıklı konferansına gösterilen teveccüh, bugüne kadar izledikleri bütün strateji ve taktiklerin aslında hiçbir işe yaramadığını da göstermemiş miydi?</p>

<p>Türkiye’de meşruiyet dairesinin merkezinde Üstad’dan sonra bu kez Kumandan tek başına kalınca, şartlar onlar için bu tehlikeli noktaya evrilince, aslında bir bakıma çaresizliklerinin de ifâdesi olacak şekilde, İslâm İhtilâli ve İnkılâbının önünü kesebilmek için ellerindeki son kurşunla, manyetik bir kurşunla, son bir can havliyle İbda Mimarı Salih Mirzabeyoğlu’nu hedef aldı ve şehid ettiler.</p>

<p>Dikkat ediyorsanız, FETÖ’den sonra ellerinde kullanabilecekleri Müslüman görünümlü bir aparat kalmadığı için, bugün Millet İttifakı falan gibi yollara tevessül edip, hiçbiri birbirine benzemez unsurlardan müteşekkil saçma sapan ittifaklar tesis edip, hiç olmazsa silinip gitmemek adına bu topraklarda tutunabilmeye çalışıyorlar.</p>

<p>Bu arada unutmadan, FETÖ devlete paralel değildi, çünkü aslında rejim zihniyetinin ta kendisiydi. O, aslında Büyük Doğu İbda’ya paraleldi. Her ne kadar Said-i Nursi’ye bağlılık iddiasında olsalar da, iş düzen kurmaya gelince, ellerinden gelen, kavramlarını eğip büküp kendilerine mâl etmeye çalıştıkları, ruhundan ve iddiasında arındırılmış, yalnız şekil planına mahkûm edilmiş bir Başyücelik Devleti tesis etmekti.</p>

<p>Daha kapsamlı bilgi için:</p>

<p><a href="http://https//www.barandergisi.net/iktibaslar/beyne-elektromanyetik-kursun-telegram-h3928.html" rel="nofollow">Beyne Elektromanyetik Kurşun: Telegram</a></p>

<p><img alt="" src="https://barandergisinet.teimg.com/barandergisi-net/uploads/2024/01/salih-mirzabeyoglunun-telegram-isimli-eserinin-2-baskisi-cikti.jpeg" style="width: 745px; height: 1110px;" /></p></p>]]></content:encoded>
      <category>Kitap</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/salih-mirzabeyoglunun-telegram-isimli-eserinin-2-baskisi-cikti</guid>
      <pubDate>Fri, 26 Jan 2024 14:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2024/01/telegram-mirzabeyoglu.jpg" type="image/jpeg" length="82764"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Ahlaksız oyunlara Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan destek!]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/ahlaksiz-oyunlara-kultur-ve-turizm-bakanligindan-destek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/ahlaksiz-oyunlara-kultur-ve-turizm-bakanligindan-destek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sözde ‘sanat’ adı altında her türlü ahlaksızlığın ve kirli ideolojinin büyük bir marifet gibi sergilendiği rezil oyunlara Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan destek yağmaya devam ediyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Sözde ‘sanat’ adı altında her türlü ahlaksızlığın ve kirli ideolojinin büyük bir marifet gibi sergilendiği rezil oyunlara Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan destek yağmaya devam ediyor.</p>

<p>Bakanlığın dağıttığı “özel tiyatro destekleri” bu yıl da tartışmalara konu olurken, +18’lik oyunlara devlet desteğinin sürdüğü ortaya çıktı. “Mehmet Akif” gibi yerli milli oyunlara sembolik oranda destek veren Kültür Bakanlığı yetkililerinin, Matei Visniec’in kaleme aldığı, “18 yaş ve üzeri katılımcımlar için uygundur” ibaresiyle sahnelenen “İlerleme” adlı tiyatro oyununa katkı sağladığı öğrenildi.</p>

<p>Eşcinsellik dahil her rezillik var</p>

<p>Çeksanat GKM tarafından sahnelenen oyunun “Savaş, kapitalizm, ırkçılık, cinsiyetçilik ve emperyalizm…” gibi konuları ele aldığı belirtildi.</p>

<p>Bu arada, şiddet, korku, cinsellik ve eşcinsellik gibi olumsuz örnek oluşturacak davranışlar içeren +18 ibareli bir oyunun “Kültür Bakanlığı Özel Tiyatro Destekleri”nden faydalanması, devlet “Türk aile ve toplum yapısına zarar veren oyunları desteklemeyi sürdürüyor” eleştirisini de beraberinde getirdi.</p>

<p>Paramız ahlaksızlığa akıyor</p>

<p>Öte yandan Akit, 19 Kasım 2023’te yayımlanan “Milletin parası ahlâksızlığa gitmesin” başlıklı haberinde, Kültür Bakanı ve Turizm Bakan Yardımcısı Batuhan Mumcu başkanlığında ve bakanlığa bağlı sanat kurumlarının Genel Müdürleri ve komisyon üyelerinin katılımıyla belirlenen “Kültür Bakanlığı Özel Tiyatro Destekleri”nin neredeyse tamamının Türk aile ve toplum yapısını parçalamaya yönelik oyunlara gittiğini duyurmuştu. Akit haberinde, ‘Tuvalet Fırçası’ adlı oyuna 179 bin lira, ‘Rakı Şişesinde Balık Olsam’ oyununa 159 bin lira, her türlü cinsel rezaletin sergilendiği ‘Striptiz hikayesi’ne ise 139 bin lira, Gezi finansörü Osman Kavala için ‘özgürlük’ diyen Genco Erkal’ın organizatörü olduğu AYSA prodüksiyona ise ‘Kürk Mantolu Madonna’ için 259 bin lira hibe aktarıldığı belgelemişti. Her fırsatta sanatta yer ve millilik vurgusu yapan Erdoğan’a rağmen tiyatroda bu tip ahlaksız oyunların desteklenmesi, işgüzar bürokratların vurdumduymazlığını bir kez daha gözler önüne serdi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yeni Akit</p></p>]]></content:encoded>
      <category>Kültür - Sanat</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/ahlaksiz-oyunlara-kultur-ve-turizm-bakanligindan-destek</guid>
      <pubDate>Mon, 22 Jan 2024 15:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2024/01/kultur-bakanligi-tiyatro-destek.jpg" type="image/jpeg" length="15554"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bir Mimar Sinan eseri: Selimiye Camii]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/bir-mimar-sinan-eseri-selimiye-camii</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/bir-mimar-sinan-eseri-selimiye-camii" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Süleymaniye’nin fil ayakları arasındaki boşluk 400 metrekareyken, Selimiye’de bu alan 700 metrekareye kadar çıkar. Böylelikle klasikleşmiş kubbe-mekân ilişkisi tamamen değişir.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[</p>]]></content:encoded>
      <category>Mimari ve Musiki</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/bir-mimar-sinan-eseri-selimiye-camii</guid>
      <pubDate>Sat, 13 Jan 2024 16:29:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2024/01/selimiye-camii-1.webp" type="image/jpeg" length="36098"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kâzım Albayrak’ın yeni çıkan kitabı ulusal basında]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/kazim-albayrakin-yeni-cikan-kitabi-ulusal-basinda</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/kazim-albayrakin-yeni-cikan-kitabi-ulusal-basinda" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kâzım Albayrak’ın kaleme aldığı “Gölge’den Akıncı Güç’e İslâmî Hareketin Temelleri” isimli kitabı ulusal basında ilgi gördü]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Aylık Baran Dergisi Yayın Kurulu Üyesi Kâzım Albayrak'ın "Gölge'den Akıncı Güç'e İslâmî Hareketin Temelleri" isimli eseri, bu hafta başında Kökler Yayınları'ndan çıktı.</p>

<p>1975-1980 döneminin canlı tanığı tarafından ve akademik disiplinle kaleme alınan söz konusu eserin dört bölümünde, Gölge ve Akıncı Güç dergileri ve hareketi ayrıntılı bir şekilde inceleniyor, hem belgeler hem de dönemin canlı tanıklıklarına başvuruluyor. Son bölümünde ise Gölge ve Akıncı Güçün devamı niteliğinde İbda fikriyatı ve Salih Mirzabeyoğlu ana hatlarıyla tanıtılıyor.</p>

<p>Bir anlamda hâtıra akıcılığına sahip olan bu eser aynı zamanda Cumhuriyet Dönemi İslâmcı Mücadele tarihine dair önemli bir kaynak niteliği taşıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Esere dair ulusal basında çıkan haberlere aşağıdaki linklerden ulaşılabilir:</p>

<p><a href="https://www.aksam.com.tr/kultur-sanat/kazim-albayrakin-yazdigi-okunasi-kitap-islami-hareketin-temelleri/haber-1437730" rel="nofollow">https://www.aksam.com.tr/kultur-sanat/kazim-albayrakin-yazdigi-okunasi-kitap-islami-hareketin-temelleri/haber-1437730</a></p>

<p><a href="https://www.haber7.com/kitap/haber/3382215-kazim-albayrakin-yazdigi-okunasi-el-kitabi-islami-hareketin-temelleri" rel="nofollow">https://www.haber7.com/kitap/haber/3382215-kazim-albayrakin-yazdigi-okunasi-el-kitabi-islami-hareketin-temelleri</a></p>

<p><a href="https://www.ensonhaber.com/kitap/kazim-albayrakin-yazdigi-okunasi-el-kitabi-islami-hareketin-temelleri" rel="nofollow">https://www.ensonhaber.com/kitap/kazim-albayrakin-yazdigi-okunasi-el-kitabi-islami-hareketin-temelleri</a></p>

<p></p></p>]]></content:encoded>
      <category>Kitap</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/kazim-albayrakin-yeni-cikan-kitabi-ulusal-basinda</guid>
      <pubDate>Thu, 11 Jan 2024 20:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2024/01/kazimalbayrakulusal.png" type="image/jpeg" length="54413"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Gölge'den Akıncı Güç'e İslami Hareketin Temelleri çıktı!]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/golgeden-akinci-guce-islami-hareketin-temelleri-cikti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/golgeden-akinci-guce-islami-hareketin-temelleri-cikti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Aylık Baran Dergisi Yayın Kurulu Üyesi Kâzım Albayrak'ın "Gölge'den Akıncı Güç'e İslami Hareketin Temelleri" isimli eseri, Kökler Yayınları'ndan çıktı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p data-hook="description">Bu eserde İslâmî hareketin temellerini oluşturan ve Akıncı Güç (1979) dergileri bütün yönleriyle (ortamı, kadrosu, etkisi vs.) ele alınıyor. Bu minvalde mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu'nun isim ve mâna babası olduğu "Akıncı" teşkilâtı da inceleniyor. Çalışmanın ana ekseni olan 1975-1980 döneminin öncesi ve sonrasıyla bağlantılarını gösterebilmek açısından Büyük Doğu-İBDA Hareketi'ne de yer yer değiniliyor.</p>

<h3 data-hook="description"><strong><a href="https://www.aylikbaran.com/product-page/g%C3%B6lge-den-ak%C4%B1nc%C4%B1-g%C3%BC%C3%A7-e-islami-hareketin-temelleri-k%C3%A2z%C4%B1malbayrak" rel="nofollow"><span style="color:#d35400;">KİTABI SATIN ALMAK İÇİN TIKLAYINIZ!</span></a></strong></h3>

<p>İslâmcı hareketin aksiyona geçtiği, sol ve ülkücü kesimlere denk güç olmaya dair önemli adımlar attığı 1975-1980 dönemi detaylı muhasebe ediliyor ve değerlendirmeleri yapılıyor. Bunların akabinde bu döneme ışık tutması açısından Albayrak, Salih Mirzabeyoğlu ile olan hatıralarına da yer veriyor.</p>

<p>Beş bölümden oluşan eserin birinci bölümünde GÖLGE'nin çıkış ortamında memleketin ve gençliğin hâli tasvir ediliyor.</p>

<p>İkinci bölümde GÖLGE'nin çıkış sebebi ve onu çıkaran kadro tahlil ediliyor.</p>

<p>Üçüncü bölümde "GÖLGE'nin Etkisi" ele alınıyor ve bu vesile ile Yüksek İslâm Enstitüsü boykotları tafsilatlı olarak anlatılıyor. Fetullahçılar ile reformist-modernist idarecilerin boykotlara karşı oluşu misallendiriliyor.</p>

<p>Dördüncü bölümde "Akıncı Güç'ün Çıkışı ve Tesiri" başta Üstad'ın kabul ve takdirleri olmak üzere örgütlenme, eylem ve şehitler üzerinden hikâye ediliyor, "Salih Mirzabeyoğlu'nun Kaleminden Akıncı Güç" bahsine de yer veriliyor.</p>

<p>Beşinci ve son bölümde ise "Salih Mirzabeyoğlu ve İbda Fikriyatı" tanıtılıyor. Bu bölümde Mirzabeyoğlu'nun kısa bir biyografisi, eserlerinin tanıtımı, onun tasavvuf ve tarikat anlayışı, dil ve mâna toplayıcılığı, Büyük Doğu'ya nisbeti müstakil lerde inceleniyor ve onunla bazı hatıralara da yer veriliyor.</p>

<p>Bir anlamda hâtıra akıcılığına sahip olan bu eser aynı zamanda Cumhuriyet Dönemi İslâmcı Mücadele tarihine dair önemli bir kaynak niteliği taşıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yazar: Kazım Albayrak</p>

<p>Cilt Tipi: Karton kapak</p>

<p>Kağıt Cinsi: Holmen</p>

<p>Boyut: 13,5 x 21</p>

<p>Basım Tarihi: Aralık 2023</p>

<p>Sayfa Sayısı: 376</p>

<p>Dil: Türkçe</p>

<p>ISBN: 9786057183712</p>

<p><img alt="" src="https://barandergisinet.teimg.com/barandergisi-net/uploads/2024/01/golgeden-akinci-guce-islami-hareketin-temelleri-kazim-albayrak.webp" style="width: 1000px; height: 1558px;" /></p>

<p><img alt="" src="https://barandergisinet.teimg.com/barandergisi-net/uploads/2024/01/golgeden-akinci-guce-islami-hareketin-temelleri-2.png" style="width: 1000px; height: 1567px;" /></p>

<p></p></p>]]></content:encoded>
      <category>Kitap</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/golgeden-akinci-guce-islami-hareketin-temelleri-cikti</guid>
      <pubDate>Wed, 03 Jan 2024 16:09:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2024/01/golgeden-akinci-guce-islami-hareketin-temelleri-cikti.jpg" type="image/jpeg" length="79057"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
