<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Baran Dergisi - Baran-Haber-Görüş</title>
    <link>https://www.barandergisi.net</link>
    <description>Baran Dergisi - Baran-Haber-Görüş</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.barandergisi.net/rss/kultur-sanat" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Fri, 18 Sep 2026 16:52:37 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/rss/kultur-sanat"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA['Şerif Muhiddin Targan Sergisi', Beyazıt Yazma Eser Kütüphanesi'nde açıldı]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/serif-muhiddin-targan-sergisi-beyazit-yazma-eser-kutuphanesinde-acildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/serif-muhiddin-targan-sergisi-beyazit-yazma-eser-kutuphanesinde-acildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA["Hz. Peygamber'in 37. kuşaktan torunu", ud ve çello virtüözü, bestekar ve ressam Şerif Muhiddin Targan'ın Süleymaniye Yazma Eser Kütüphanesi'ne bağışladığı koleksiyonundan seçilmiş nota defterleri, yazmalar, nadir matbu eserler, şahsi eşyaları, kıyafetler ve sazlarının yer alacağı 'Şerif Muhiddin Targan Sergisi', Beyazıt Yazma Eser Kütüphanesi'nde ziyaretçilerini ağırlamaya başladı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Sergi, Targan'ın vasiyeti gereğince eşi Safiye Ayla Targan tarafından 6 Nisan 1974 tarihinde Süleymaniye Yazma Eser Kütüphanesi'ne emanet ettiği koleksiyondan yapılan bir seçkiyi ilk kez topluca görme imkanı sunuyor.</p>

<p>Kur'an-ı Kerim tilavetiyle başlayan programın açılışından konuşan Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Coşkun Yılmaz, hayatın 'tesadüfler'den ziyade 'tevaffuklar' silsilesi olarak kabul edilmesi gerekitğini vurgulayarak, 'Ben de kendi hayatımda gördüğün bu önemli noktayı hep tecrübe ettim. Bu programı TÜYEK'deki başkanlığımız sırasında planlamıştık fakat program yeni görevimin ilk etkinliği olarak gerçekleştirmek nasip oldu. Bu ilk programın Hz. Peygamber'in 37. kuşak torunu gibi bir isimle birlikte yapıyor olmak bence son derece önemli ve kıymetlidir. Yazma eserlerini ve kültürel mirası hizmete açmak ve dolaşıma sokmak Targan gibi abideleri anlamanın en önemli adımlarından birisidir.' ifadelerini kullandı.</p>

<p><img alt="Ş M3" class="detail-photo img-fluid" height="696" src="https://barandergisinet.teimg.com/barandergisi-net/uploads/2026/09/s-m3.webp" width="911" /></p>

<p>İstanbul Vali Yardımcısı Avni Kula ise Targan'ın kültürel olarak ifa ettiği rolün önemine değinerek, 'Bugün burada ecdat yadigarlarından birisinin anıyoruz. Bizler tarihimizle gerçekten gurur duyuyoruz. Gittiğimiz her yere barış ve kardeşlik götürmüşüz. Sömürgeci olmamışız. Bu yönümüzle ne kadar övünsek azdır. Muhiddin Targan da bu güzide tarihin ve kültürün önemli bir değeriydi. Onu burada anmak bizim için çok büyük kıymeti haizdir.' dedi.</p>

<p><img alt="Ş M2" class="detail-photo img-fluid" height="628" src="https://barandergisinet.teimg.com/barandergisi-net/uploads/2026/09/s-m2.webp" width="984" /></p>

<p>Fatih Belediye Başkanı Ergün Turan doa Targan'ın kültürel mirasın canlı bir timsali olarak anlaşılması gerektiğini dile getirerek, 'Kadim kültürümüz, sadece binalardan oluşmuyor. Bunun en canlı halkalarından birisini Fatih'in gözbebiği Beyazıt'ta anıyoruz. Şerif Muhiddin Targan'ın mirasının gelecek nesillere aktarmak en büyük vazifelerimizin başında gelmektedir. Programın da bu önemli ödeve katkı sunmasını ve hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum.' Şeklinde konuştu.</p>

<p>Marmara Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Emin Okur, düzenlenen etkinliğin bir parçası olmaktan dolayı duyduğu memnuniyeti vurgulayarak, 'Rahmeli Mustafa Küçükaşçı hocamızla Hırka-i Şerif'in onarımı sırasında ziyaret gitmiştik. Orada çok büyük heyecan duymuştum. Bugün de benzer bir heyecan içindeyim. Targan, Hz. Peygamber'in torunu, onun neslinden gelen bir isim. Targan gibi isimler, bizim kendimize örnek alacağımız numen-i timsallerdir. Kendisini rahmetle yad ediyoruz.' görüşlerine yer verdi.</p>

<p>Etkinlik, Kültür ve Turizm Bakanlığı İstanbul Meydan Meşkleri Topluluğu'nun dinletisinin ardından gerçekleştirilen serginin açılış töreniyle sona erdi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2><strong>Targan'ın önemli mirası gün yüzünü çıkıyor</strong></h2>

<p>Bir asra yaklaşan bir sanat hayatının kişisel tanıklıklarıyla açılan ve Targan'ın nüfus cüzdanı, fotoğrafları, hatıra ve vasiyet defteri gibi şahsi eşyalarının yanrı sıra, usta ismin kendi el yazısıyla tuttuğu nota defterleri, dönemin usta icracıları ve şairleri tarafından kendisine ithaf edilmiş imzalı nota defterleri ile güfte mecmualarından oluşuyor. Muhtelif yıllarda yaptığı çizimlerden oluşan resim defterleri, Targan'ın müzik kadar resimle de kurduğu yakın bağı gözler önüne seriyor. Serginin ayrıca kütüphanesinden derlenen nadir matbu kitaplar ile müzik nazariyatı eserleri yer alıyor.</p>

<p>Bu imzalı kitaplar arasında Mehmed Akif Ersoy'un Targan'a hediye ettiği, 'Safahat' nüshası Ersoy'un kitabın başına 'İrfanına, ahlakına, fezailine hayran olduğum Şerif Muhiddin Beyefendi Hazretlerine tekaddüme-i hürmetimdir, 6 Şevval 1336' ithafını düşmüş olduğu notla birlikte özel bir anlama sahip olarak değerlendiriliyor.</p>

<p>Udi Nevres Bey'in kendi el yazısıyla, 'En yüce san'atkâr pek muhterem Şerîi Muhiddin Beyefendi hazretlerine, 14 Mayıs 1926' diye imzaladığı Hüzzam saz semaîsi ve Uşşak türkü notaları ile Muzaffer Sarısözen'in imzalayarak armağan ettiği 'Yurttan Sesler' eserleri de, Targan'ın dönemin musiki ve edebiyat çevreleriyle kurduğu dostluk ağını belgeleyen örneklerden birisi olarak sergide yer alıyor.</p>

<p>Serginin en dikkati çekici bölümünü, Targan'ın kendi çalgıları oluşturuyor. Aralarında Manol Usta, Şamlı Yusuf Nahhat, Bağdatlı Ali Türki ve Gurdikyan gibi ustaların elinden çıkmış örneklerin bulunduğu beş ud ile bir keman, bir viyolonsel ve enstrüman dolabı, kendi vitrinlerinde ziyaretçilerle buluşuyor. Sedef, abanoz, boynuz, deve kemiği ve ceviz gibi malzemenin işlendiği bu çalgılar, yalnızca bir icracının aletleri değil, 19. yüzyıl sonu ile 20. yüzyıl başında İstanbul, Şam ve Bağdat'ta sürdürülen ud yapımcılığının da nadir belgeleri olarak kabul görüyor.</p>

<p>Sergiye ayrıca Targan'ın 'levhalar' bölümüne kayıtlı yağlı boya tablolarından örnekler ile kullandığı boya tüpleri ve muhtelif elbiseleriyle konser kıyafetleri eşlik ediyor. Sahnede ve gündelik hayatta giydiği bu kıyafetler, ziyaretçiye sanatçının çalışma ve icra dünyasını daha yakından tanıma imkanı veriyor.</p>

<p>AA</p></p>]]></content:encoded>
      <category>Kültür - Sanat</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/serif-muhiddin-targan-sergisi-beyazit-yazma-eser-kutuphanesinde-acildi</guid>
      <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 20:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2026/09/s-m1.webp" type="image/jpeg" length="96711"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Filistin cephesinden Siyonizm dosyasına: Yeryüzünün Hakiki Canileri: İsrail]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/filistin-cephesinden-siyonizm-dosyasina-yeryuzunun-hakiki-canileri-israil</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/filistin-cephesinden-siyonizm-dosyasina-yeryuzunun-hakiki-canileri-israil" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Filistin Cephesi’nde Osmanlı subayı olarak vazife yapan ve hayatının büyük bölümünü Siyonizm üzerine çalışmalara ayıran Cevat Rıfat Atılhan’ın 1965 tarihli Dünya İhtilalcileri İsrail eseri, Yeryüzünün Hakiki Canileri: İsrail adıyla yeniden yayımlandı. NİLİ casusluk teşkilatından dünya savaşlarına, Filistin’den ABD ve İsrail’in nükleer faaliyetlerine uzanan eser, yaklaşık 60 yıl sonra yeniden okuyucuyla buluştu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Filistin Cephesi’nde Osmanlı subayı olarak vazife yapan ve hayatının büyük bölümünü Siyonizm üzerine çalışmalara ayıran Cevat Rıfat Atılhan’ın 1965 tarihli <i>Dünya İhtilalcileri İsrail</i> eseri, <i>Yeryüzünün Hakiki Canileri: İsrail</i> adıyla yeniden yayımlandı. NİLİ casusluk teşkilatından dünya savaşlarına, Filistin’den ABD ve İsrail’in nükleer faaliyetlerine uzanan eser, yaklaşık 60 yıl sonra yeniden okuyucuyla buluştu.</p>

<p>İslâmbol Yayınları tarafından neşredilen kitabın yeni baskısının künyesinde İstanbul 2025/1447 tarihi bulunuyor. Eser ilk olarak 1965 yılında Aykurt Neşriyatı tarafından <i>Dünya İhtilalcileri İsrail</i> adıyla yayımlanmıştı. Atılhan kitabını, uzun yıllar boyunca sürdürdüğü Siyonizm araştırmalarının ve Filistin’de bizzat yaşadığı hadiselerin bir muhassalası olarak kaleme aldı.</p>

<ul>
 <li>
 <h3><u><strong><a href="https://www.kureselkitap.com/urun/566898/kitap/islambol-yayinlari/cevat-rifat-atilhan/yeryuzunun-hakiki-canileri-israil/" rel="nofollow"><span style="color:#e74c3c">SATIN ALMAK İÇİN TIKLA</span></a></strong></u></h3>
 </li>
</ul>

<h2><strong>Filistin cephesinde başlayan mücadele</strong></h2>

<p>1892’de İstanbul’da doğan Cevat Rıfat Atılhan, Kuleli Askerî Lisesi ve Harp Okulu’nda tahsil gördü. Balkan Harbi’nde yaralanıp esir düştü; Birinci Dünya Harbi’nde Filistin-Suriye Cephesi’nde görev yaptı. Burada Osmanlı ordusuna ilişkin askerî bilgileri İngiliz istihbaratına aktaran <strong>NİLİ casusluk teşkilatının</strong> faaliyetleriyle karşılaştı. Atılhan, sonraki yıllarda bu casusluk ağının ortaya çıkarılmasına dair hatıralarını da kaleme aldı.</p>

<p>Filistin’de yaşadıkları, Atılhan’ın sonraki fikrî mücadelesinin istikametini tayin etti. <i>Filistin Cephesinde Yahudi Casuslar</i>, <i>İslâmı Saran Tehlike ve Siyonizm</i>, <i>Dünya Nazarında Yahudilik ve Masonluk</i> ve <i>Yahudiler Dünyayı Nasıl İstila Ediyorlar?</i> gibi çok sayıda eser yazdı. 1948’de Filistin’de savaş sürerken Türkiye’den gönüllülerden meydana gelecek bir birlik oluşturmak için de teşebbüste bulundu.</p>

<h2><strong>“Hayat pahasına elde edilmiş tecrübenin özü”</strong></h2>

<p>Nisâ Suresi’nin 95 ve 96. ayetleriyle başlayan eserde Atılhan, kitabın uzun tetkiklerinin yanında “hayat pahasına elde edilmiş tecrübenin” de mahsulü olduğunu söylüyor. Siyonizmle mücadelesi sebebiyle evinin, ticaretinin ve mesleğinin zarar gördüğünü, zindanlarda kaldığını anlatıyor; buna rağmen mücadelesini sürdürerek 62 eser meydana getirdiğini ifade ediyor. Kitabını bütün Müslüman milletlere ve Filistin’de beraber savaştığı silah arkadaşlarının hatırasına ithaf ediyor.</p>

<p>Atılhan, eserde meseleyi Filistin’den çıkararak 20. yüzyıl dünya siyasetine taşıyor. Birinci ve İkinci Dünya harpleri, Bolşevik İhtilâli, uluslararası sermaye, basın, kültür, ABD siyaseti, John F. Kennedy suikastı ve İsrail’in kuruluş sürecini Siyonizm merkezli bir çerçevede ele alıyor. Radyo, sinema, televizyon ve matbuatın kitlelerin düşüncelerini şekillendiren büyük kuvvetler hâline geldiğini belirterek siyasî hâkimiyet ile kültürel hâkimiyet arasındaki münasebete geniş yer ayırıyor.</p>

<h2><strong>İsrail’in nükleer gücüne kadar uzanan dosya</strong></h2>

<p>Kitabın bölümleri eserin genişliğini ortaya koyuyor. “Dünya İhtilâlcileri ve Yeryüzünün Hakiki Canileri: İsrail”, “Dünyanın En Eski Irkçıları”, “Üç Devreli Dünya Hâkimiyeti”, “Hakiki Harp Suçluları”, “İkinci Dünya Harbinin Perde Arkası” ve “Amerika ve Yahudilik” gibi başlıkların ardından Atılhan, İsrail’in nükleer faaliyetlerini “Yahudiler Atom Bombasına Nasıl Sahip Oldular?” başlığı altında inceliyor. Eser; Nürnberg, savaş sonrası iktisadî ve kültürel düzen, Birleşmiş Milletler ve “Gizli Kuvvetler” bölümleriyle devam ederek “Netice!” başlığıyla sona eriyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>4 Şubat 1967’de İstanbul’da vefat eden Atılhan’ın en hacimli çalışmalarından biri olan eser, yaklaşık 60 yıl sonra yeniden neşredildi. Filistin Cephesi’ndeki casusluk faaliyetlerinden 1948 Filistin savaşına, dünya harplerinden Amerika ve İsrail’in nükleer çalışmalarına kadar uzanan kitap, Atılhan’ın Siyonizm üzerine onlarca yıl boyunca sürdürdüğü mücadelenin toplu dosyalarından biri olarak yeniden okuyucunun karşısına çıktı.</p></p>]]></content:encoded>
      <category>Kitap</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/filistin-cephesinden-siyonizm-dosyasina-yeryuzunun-hakiki-canileri-israil</guid>
      <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 11:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2026/08/y-e-r-y-u-z-u-n-u-n.jpg" type="image/jpeg" length="74297"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kurtuluş Savaşı’nın Sansürsüz Tarihi resmî tarih anlatısını hesaba çekiyor]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/kurtulus-savasinin-sansursuz-tarihi-resmi-tarih-anlatisini-hesaba-cekiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/kurtulus-savasinin-sansursuz-tarihi-resmi-tarih-anlatisini-hesaba-cekiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dr. Seyfi Say’ın “Kurtuluş Savaşı’nın Sansürsüz Tarihi” adlı eseri, İstiklâl Harbi ve Cumhuriyet’in kuruluş devrine ilişkin yerleşik anlatıları, başta Falih Rıfkı Atay’ın Çankaya eseri olmak üzere resmî tarihin kendi kaynakları üzerinden sorguluyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’de Cumhuriyet’in kuruluş devri ve İstiklâl Harbi üzerine yürütülen tarih tartışmalarının önündeki en büyük meselelerden biri, resmî anlatının uzun yıllar sorgulanamaz bir hakikat gibi sunulması oldu. Dr. Seyfi Say’ın “Kurtuluş Savaşı’nın Sansürsüz Tarihi” isimli yeni kitabı, tam da bu sahaya girerek resmî tarihin kendi kaynaklarını kendi tezlerine karşı konuşturmayı amaçlıyor.</p>

<p>İstambol Yayınları tarafından 2026 yılında neşredilen eser, 16 bölümden meydana geliyor. Kitabın dikkat çekici tarafı, eleştirisini esas itibarıyla resmî tarihin karşısında konumlandırılmış isimlerin hatıratlarına dayandırmak yerine Mustafa Kemal’in yakınındaki gazeteci ve siyasetçilerden Falih Rıfkı Atay’ın “Çankaya” adlı eserini temel kaynak olarak kullanması. Say, önsözünde kitabın omurgasını Falih Rıfkı’nın aktardığı hadiselerin oluşturduğunu açıkça belirtiyor.</p>

<h2><strong>Resmî tarihin şahidi, resmî tarihe karşı kaynak</strong></h2>

<p>Yazar bu sebeple eserini ironik biçimde “resmî tarih kategorisinde” değerlendiriyor. Fakat kullanılan malzeme resmî tarih çevresinden gelse de ulaşılan neticeler, Cumhuriyet tarihi boyunca oluşturulan Mustafa Kemal merkezli anlatının hayli uzağına düşüyor. Say, Falih Rıfkı Atay’ın verdiği bilgileri tenkidî ve tahlilî bir okumaya tabi tutarak İstiklâl Harbi’nin “makyajlı ve boyalı-cilalı” olarak nitelediği anlatısını sökmeye girişiyor.</p>

<p>Kitabın bölüm başlıkları da bu hesaplaşmanın sınırlarını açık biçimde ortaya koyuyor. Mustafa Kemal’in Anadolu’ya geçişinde İngilizlerin tavrı, Erzurum Kongresi’nin arka planı, Yunan saldırısı sırasında yaşanan siyasî hesaplaşmalar, Millî Mücadele’nin adı geri plana itilen isimleri, Sakarya günlerinde Başkumandanlık meselesi, Mustafa Kemal’in liderlik tarzı, Fransızlarla münasebetler, şapka inkılabı ve Misak-ı Millî eserde tartışmaya açılan başlıca meseleler arasında bulunuyor.</p>

<h2><strong>“Adı unutulan kahramanlar”</strong></h2>

<p>Eserin en dikkat çekici bölümlerinden biri, “Adı unutulan kahramanlar ve zaferden sonra makam mevkileri kapıp edebiyatçılar tarafından şişirilen sahtekârlar” başlığını taşıyor. Böylece kitap, İstiklâl Harbi’ni tek bir şahsın etrafında kuran kahramanlık anlatısına itiraz ederken mücadelede rol alan fakat sonraki yıllarda isimleri gölgede bırakılan şahsiyetleri de gündeme getiriyor.</p>

<p>“Ordular, ilk hedefiniz Kayseri!”, “Kaçak Kemal ya da Firari Atatürk”, “Deha değil, belki kurnazlık”, “Mustafa Kemal’in asıl misyonu” gibi bölüm başlıkları ise yazarın meseleyi klasik akademik tarih anlatısının ihtiyatlı kalıplarından ziyade doğrudan bir hesaplaşma zemininde ele aldığını gösteriyor.</p>

<h2><strong>5816 gölgesinde “sansürsüz” tarih</strong></h2>

<p>Dr. Seyfi Say, kitabın isminde yer alan “sansürsüz” ifadesine de ihtiyat kaydı düşüyor. Yazara göre Türkiye’de 5816 sayılı Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkında Kanun yürürlükte bulunduğu müddetçe Cumhuriyet’in kuruluş devrinin bütünüyle serbest biçimde tartışılabileceği bir tarihçilik ortamından söz etmek güç.</p>

<p>Say, bunun geçmişteki karşılığı olarak Kâzım Karabekir’in İstiklâl Harbi’ne ilişkin eserinin toplatılması ve imha edilmesi hadisesini hatırlatıyor. Tek Parti devrinde farklı tarih okumalarının fiilî baskıyla karşılaştığını belirten yazar, sonraki dönemde hukukî korumanın devreye girdiğini savunuyor.</p>

<h2><strong>Falih Rıfkı ve Mazhar Müfit’in anlattıkları</strong></h2>

<p>Say, resmî anlatının yakınındaki isimlerin hatıratlarının ayrıca önem taşıdığı kanaatinde. Falih Rıfkı Atay ile Mazhar Müfit Kansu gibi Mustafa Kemal’e yakın şahsiyetlerin aktardığı ayrıntıların, dikkatli ve tenkidî biçimde okunduğunda yerleşik anlatının dışında bambaşka sorular doğurduğunu ifade ediyor.</p>

<p>Yazar bu durumu Koca Ragıp Paşa’nın meşhur <strong>“Şecaat arz ederken merd-i Kıptî sirkatin söyler”</strong> mısraıyla anlatıyor. Say’a göre söz konusu isimlerin kendi cephelerinden yaptıkları aktarımlar olmasaydı kitabın ortaya koymaya çalıştığı alternatif okumanın önemli bir bölümü de kurulamayacaktı.</p>

<h2><strong>Bir asırlık tarih anlatısını yeniden tartışmaya çağırıyor</strong></h2>

<p>Dr. Seyfi Say’ın kaleme aldığı “Kurtuluş Savaşı’nın Sansürsüz Tarihi”, İstiklâl Harbi etrafında bir asırdır dokunulmaz hâle getirilen resmî tarih anlatısını, bu anlatının önde gelen isimlerinden Falih Rıfkı Atay’ın “Çankaya”sını merkeze alarak sorguluyor. İstambol Yayınları’ndan çıkan eser, Mustafa Kemal’in Anadolu’ya geçişinden Erzurum Kongresi’ne, Sakarya günlerinden Misak-ı Millî’ye ve inkılaplara kadar pek çok kritik hadiseyi alışılmış anlatının dışından ele alıyor.</p>

<p>Bir asırdır okul kitaplarından resmî törenlere kadar tekrar edilen kalıpların dışına çıkmak isteyen eser, okuyucuyu hazır hükümleri kabul etmek yerine kaynaklara dönmeye, hatıratları karşılaştırmaya ve Cumhuriyet’in kuruluş yıllarını yeniden sorgulamaya çağırıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Dr. Seyfi Say’ın “Kurtuluş Savaşı’nın Sansürsüz Tarihi” adlı eseri, İslambol Yayınları etiketiyle yayımlandı. Eser, Küresel Kitap üzerinden temin edilebiliyor.</p></p>]]></content:encoded>
      <category>Kitap</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/kurtulus-savasinin-sansursuz-tarihi-resmi-tarih-anlatisini-hesaba-cekiyor</guid>
      <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 15:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2026/08/kitap-haber.webp" type="image/jpeg" length="58140"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Tüfek, Mikrop ve Çelik]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/insanlik-tarihinin-cografi-temelleri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/insanlik-tarihinin-cografi-temelleri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kaliforniya Üniversitesi coğrafya ve fizyoloji profesörü Jared Diamond tarafından kaleme alınan Tüfek, Mikrop ve Çelik: İnsan Topluluklarının Yazgıları adlı eser, 1 Mart 1997 tarihinde yayımlanmıştır. Bu kapsamlı çalışma, insanlık tarihinin gelişim çizgisini, uygarlıkların yükseliş ve çöküş süreçlerini coğrafi temelde açıklayan özgün bir nitelik taşımaktadır]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yazar, Papua Yeni Gine'de yerli bir politikacı olan Yali'nin yönelttiği "Neden siz beyazların bu kadar çok kargo malı var da bizim siyahların bu kadar az?" sorusundan yola çıkarak binlerce yıllık insanlık tarihini şekillendiren temel dinamikleri coğrafî ve mahallî koşullar ekseninde ele almaktadır. Eser, dünya üzerindeki içtimaî eşitsizliklerin genetik veya kültürel üstünlüklerden bağımsız bir şekilde, tamamen coğrafi avantajlardan kaynaklandığını savunmaktadır ve bu yönüyle tarih yazımında tartışmalara sebep olmuştur. Pulitzer Ödülü'ne layık görülen bu eser, insanlığın ortak geçmişine dair ezberleri bozan bir başvuru kaynağı olarak değerlendirilir. Diamond ana tezini şu sözlerle formüle etmektedir: "Halkların dünya tarihini farklı izlemeleri, farklı halkların biyolojik özelliklerinden değil, çevrelerindeki coğrafî ve biyolojik farklardan kaynaklanmıştır." (1)</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>National Geographic Society tarafından ekrana taşınan ve Temmuz 2005 tarihinde yayımlanan aynı isimli belgesel (2) ise kitabın akademik argümanlarını görselleştirerek dünya çapındaki güç dengelerinin arka planını geniş kitlelere aktarmıştır. Belgesel, yazılı teoriyi canlı sahra, orman ve tarım alanlarından kesitlerle somutlaştırarak eserin etkisini katlamıştır. Papua Yeni Gine'den Afrika'ya uzanan sahadan çekimler, teorinin coğrafi karşılığını seyircisiyle buluşturmuştur.</p>

<h2><strong>Tarımın yayılımı ve coğrafi eksenler</strong></h2>

<p>Yazara göre tarihin akışını değiştiren en büyük kırılma noktası, avcı-toplayıcılıktan yerleşik tarım düzenine geçiş aşamasıdır. İnsan toplulukları kalıcı köyler kurarken tarım potansiyeli yüksek bitkileri ve evcilleştirilebilir hayvanları kontrol altına almıştır. Bereketli Hilal bölgesi, bu süreçte öncü bir rol üstlenmiştir. Avrasya kıtasının Doğu-Batı eksenli coğrafî yapısı, benzer iklim kuşaklarının geniş bir alana yayılmasını kolaylaştırmıştır. Bu durum, bitkilerin ve evcil hayvanların kıta genelinde hızla transfer edilmesine sebep olmuştur. Diamond bu coğrafi avantajı şu şekilde açıklamaktadır: "Avrasya'nın Doğu-Batı ekseni boyunca uzanması, iklim ve bitki örtüsü kuşaklarının kesintiye uğramadan binlerce kilometre taşınmasına imkân tanımış, bu durum gıda üretiminin ve evcilleştirmenin hızla yayılmasına sebep olmuştur." (3) Buna karşın Amerika ve Afrika kıtalarının Kuzey-Güney eksenli uzanımı, iklim değişimleri sebebiyle tarımın ve evcil hayvanların yayılımını sınırlandırmıştır. Coğrafî konum, insan topluluklarının gıda bolluğuna ulaşmasını doğrudan etkilemiştir. Gıda fazlası, toplum içinde uzmanlaşmayı, yazının icadını ve gelişmiş teknolojilerin üretimini tetiklemiştir. Yazar bu süreci şu tespitle anlatmaktadır: "Gıda üretimi, insan nüfusunun yoğunlaşmasını ve gıda fazlası birikimini sağlayarak içtimaî tabakalaşmanın, merkezî siyasî kurumların, yazının ve teknolojinin doğuşunun ön koşulunu oluşturmuştur." (4)</p>

<h2><strong>Askeri üstünlük ve salgın hastalıkların rolü</strong></h2>

<p>Avrasya toplumlarında biriken bu maddi birikim, askeri üstünlüğün anahtarını vermiştir. İspanyol fatihlerinin İnka İmparatorluğu'nu küçük bir kuvvetle ele geçirmesi, metal işleme teknolojisinin ve çelik kılıçların üstünlüğünü kanıtlamıştır. Ancak bu fetihlerde askerî silahlardan çok daha baskın bir faktör devreye girmiştir: Mikroplar. Çiftlik hayvanlarıyla iç içe yaşayan Avrasyalı toplumlar, yüzyıllar boyunca çiçek ve kızamık gibi salgın hastalıklara karşı bağışıklık kazanmıştır. Bu mikroplar, daha önce bu hayvanlarla temas etmemiş olan Amerikan yerlilerine bulaştığında toplu ölümlere sebep olmuştur. Yerli nüfusun büyük kısmı savaşlardan ziyade bu salgın hastalıklar vasıtasıyla kırılmıştır. Diamond bu biyolojik asimetriyi şu sözlerle vurgulamaktadır: "Avrupalıların Yeni Dünya'yı ele geçirmesinde çelik kılıçlar ve tüfekler kadar, tarım toplumlarının evcil hayvanlardan devraldığı ve yerli halk bağışık olmadığı için kitlesel ölümlere yol açan mikroplar belirleyici olmuştur." (5) Bu tablo, görünmeyen biyolojik faktörlerin tarihin yönünü tayin etmede bir güce sahip olduğunu göstermektedir.</p>

<p>National Geographic yapımı üç bölümlük belgesel, kitabın argümanlarını sahadan somut örneklerle desteklemektedir. Papua Yeni Gine'den Afrika'ya uzanan coğrafi analizler, modern dünyadaki ekonomik uçurumların kökenini ortaya koyar. Belgesel, sömürgecilik faaliyetlerinin arkasındaki mekanizmayı -kendi bakış açısına göre- deşifre ederken zenginlik ve fakirlik olgularının belirli coğrafî zorunluluklar çerçevesinde şekillendiğini vurgulamaktadır. Toplumların kaderini çizen unsur, üzerinde yaşadıkları coğrafyanın sunduğu imkânlar ile bu imkânları işleme kapasitesidir. Eserin ve belgeselin sunduğu bu bütüncül perspektif, bugünün küresel eşitsizliklerini anlamak adına önemli olarak görülür. Yazar bu nihai durumu şu cümleyle özetlemektedir: "Tarihin seyri, farklı insan gruplarının biyolojik farklılıklarından değil, çevrelerinin sunduğu fırsatlar ve kısıtlamalar tarafından belirlenmiştir." (6)</p>

<h2><strong>Kurumsalcı eleştiriler ve alternatif yaklaşımlar</strong></h2>

<p>Öte yandan, Jared Diamond'ın ortaya koyduğu bu “çevresel determinizm” temelli yaklaşım, tarihçiler, iktisatçılar ve antropologlar tarafından kapsamlı tartışmalara ve eleştirilere de sebep olmuştur. Özellikle Daron Acemoğlu ve James Robinson gibi iktisatçılar ile çeşitli sosyal bilimciler, coğrafyanın tek başına kader olmadığını savunmaktadır. Bu eleştirmenler, Diamond'ın insan iradesini, kültürel tercihleri, toplumsal kurumları ve politik yapıları fazlasıyla dışarıda bıraktığını ileri sürmektedir. Karşı tezlerin temel dayanağı, benzer coğrafî koşullara sahip bölgelerde zaman içinde tamamen farklı ekonomik ve siyasî sonuçların ortaya çıkmasıdır; örneğin Kuzey ve Güney Kore ayrımı veya sömürge döneminde farklı kurumsal yapılar benimseyen ülkeler arasındaki kalkınma uçurumları coğrafi determinizmle açıklanamamaktadır. Eleştirmenlerin sunduğu teklif ve alternatif argüman, uzun vadeli refah ve toplumsal gelişmenin temel belirleyicisinin coğrafya değil, kapsayıcı ekonomik ve politik kurumlar, hukukun üstünlüğü, mülkiyet hakları ve toplumsal karar mekanizmaları olduğudur. Buna göre toplumların kaderini çizen unsur iklim kuşakları veya bitki örtüsü değil, insanların bilinçli olarak inşa ettiği kurumsal yapılardır.</p>

<h2><strong>Çevresel determinizmin savunusu ve kurumsal yapıların kökeni</strong></h2>

<p>Fakat, bu eleştiri dalgasına karşı Jared Diamond ve “çevresel determinizm” savunucuları ise kurumsalcı tezlerin eksik kaldığı noktaları hedef alarak argümanlarını yeniden tahkim etmektedir. Bu savunma hattına göre, kurumlar boşlukta doğmamakta, aksine coğrafi şartların birer türevi ve sonucu olarak şekillenmektedir. Kapsayıcı kurumların, mülkiyet haklarının ve hukukun üstünlüğünün inşa edilebilmesi için ön koşul olan yoğun nüfus birikimi, tarıma dayalı artık değer üretimi ve idarî uzmanlaşma tamamen coğrafi avantajların ürünüdür. Yabanî tahıl türlerinin ve evcilleştirilebilir hayvanların bulunmadığı coğrafyalarda karmaşık devlet yapıları ve kalıcı kurumsal mekanizmalar kurmak imkânsızlaşmaktadır. Dolayısıyla, kurumlar, tarihin ilk ve ana belirleyeni değil, coğrafî temeller üzerinde yükselen ikincil yapılardır; başka bir ifadeyle coğrafya, hangi toplumların kapsayıcı kurumlar geliştirebilecek maddî zemin ve zaman bolluğuna erişeceğini en başta tayin etmiştir.</p>

<p><strong>Dipnotlar:</strong></p>

<p>[1] Jared Diamond, Tüfek, Mikrop ve Çelik: İnsan Topluluklarının Yazgıları, TÜBİTAK Yayınları, 1 Mart 1997. Eserin temel tezini özetleyen ifade: "Halkların dünya tarihini farklı izlemeleri, farklı halkların biyolojik özelliklerinden değil, çevrelerindeki coğrafi ve biyolojik farklardan kaynaklanmıştır." [2] National Geographic Society, Tüfek, Mikrop ve Çelik Belgeseli, Temmuz 2005. [3] Jared Diamond, Tüfek, Mikrop ve Çelik, TÜBİTAK Yayınları, 1997. Eksen teorisini açıklayan ifade: "Avrasya'nın doğu-batı ekseni boyunca uzanması, iklim ve bitki örtüsü kuşaklarının kesintiye uğramadan binlerce kilometre taşınmasına imkân tanımış, bu durum gıda üretiminin ve evcilleştirmenin hızla yayılmasına sebep olmuştur." [4] Jared Diamond, Tüfek, Mikrop ve Çelik, TÜBİTAK Yayınları, 1997. Toplumsal karmaşıklığı açıklayan ifade: "Gıda üretimi, insan nüfusunun yoğunlaşmasını ve gıda fazlası birikimini sağlayarak toplumsal tabakalaşmanın, merkezi siyasi kurumların, yazının ve teknolojinin doğuşunun ön koşulunu oluşturmuştur." [5] Jared Diamond, Tüfek, Mikrop ve Çelik, TÜBİTAK Yayınları, 1997. Mikropların rolünü özetleyen ifade: "Avrupalıların Yeni Dünya'yı ele geçirmesinde çelik kılıçlar ve tüfekler kadar, tarım toplumlarının evcil hayvanlardan devraldığı ve yerli halk bağışık olmadığı için kitlesel ölümlere yol açan mikroplar belirleyici olmuştur." [6] Jared Diamond, Tüfek, Mikrop ve Çelik, TÜBİTAK Yayınları, 1997. Tarihsel determinizmi özetleyen ifade: "Tarihin seyri, farklı insan gruplarının biyolojik farklılıklarından değil, çevrelerinin sunduğu fırsatlar ve kısıtlamalar tarafından belirlenmiştir."</p>

<p></p></p>]]></content:encoded>
      <category>Kültür - Sanat</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/insanlik-tarihinin-cografi-temelleri</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Jul 2026 20:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2026/07/tufekmikropcelik.png" type="image/jpeg" length="28260"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yakın tarihimizi sorgulamak: Fikret Aktaş]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/yakin-tarihimizi-sorgulamak-fikret-aktas</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/yakin-tarihimizi-sorgulamak-fikret-aktas" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Fikret Aktaş’ın kaleme aldığı Yakın Tarihimizi Sorgulamak (Tarihin Gerçek Yüzü), Osmanlı’nın son devrinden Cumhuriyet’in kuruluşuna kadar uzanan hadiseleri resmî tarihin dayattığı kalıpların dışına çıkarak ele alıyor. Yaklaşık 650 eserin taranmasıyla hazırlanan çalışma; İttihad ve Terakki’den 31 Mart Vakası’na, Sultan Abdülhamid Han’dan Sultan Vahdettin’e, Lozan’dan Nutuk’a kadar yakın tarihin üzeri örtülen meselelerini belge ve kaynaklar üzerinden yeniden tartışmaya açıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’de yakın tarih, uzun yıllar boyunca hakikatin peşine düşen bir ilim sahası olmaktan çıkarılarak rejimin meşruiyetini tahkim eden bir propaganda vasıtasına dönüştürüldü. Osmanlı bütünüyle karalanırken, Cumhuriyet’e giden süreç tek merkezli ve tartışılmaz bir kurtuluş destanı hâlinde takdim edildi. Bu resmî anlatının dışında söz söyleyenler ise çoğu zaman ilmî delillerle cevaplandırılmak yerine yaftalama, hakaret, baskı ve susturma yoluyla karşı karşıya bırakıldı.</p>

<h3><u><strong><a href="https://www.kureselkitap.com/urun/575689/kitap/islambol-yayinlari/fikret-aktas/yakin-tarihimizi-sorgulamak/" rel="nofollow"><span style="color:#e74c3c">SİPARİŞ İÇİN TIKLAYINIZ</span></a></strong></u></h3>

<p>Fikret Aktaş’ın <i>Yakın Tarihimizi Sorgulamak</i> adlı eseri, tam da bu ezberlerin üzerine gidiyor. Müellif, yaklaşık iki yüz yıllık tarihimizin karanlıkta bırakılan, değiştirilerek aktarılan veya satır aralarına hapsedilen meselelerini farklı kaynaklar üzerinden bir araya getiriyor. Kitap, okuyucuya hazır hükümler sunmak yerine olaylar, şahıslar ve bağlantılar arasında yeniden düşünme imkânı açıyor.</p>

<h2><strong>İttihad ve Terakki’den Lozan’a uzanan hesaplaşma</strong></h2>

<p>Eserde Kıbrıs’ın kiralanması, Mısır meselesi, Meşrutiyet, Makedonya, masonluk, İttihad ve Terakki, Filistin, 31 Mart Vakası, Balkan Savaşları, Haim Nahum, Birinci Dünya Savaşı, Sarıkamış, Çanakkale, Sultan Abdülhamid Han, Sultan Vahdettin, Damat Ferit Paşa, Cumhuriyet, Lozan ve Nutuk gibi yakın tarihin en tartışmalı başlıkları ele alınıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kitabın muhtevası, Türkiye’de dokunulmaz hâle getirilen birçok ismi, hadiseyi ve metni yeniden sorgulamaya açıyor. Bilhassa İttihad ve Terakki’nin masonik bağlantıları, 31 Mart Vakası’nın arka planı, Filistin meselesindeki dış tesirler, Sultan Abdülhamid Han’a karşı yürütülen faaliyetler ve Cumhuriyet’in kuruluş sürecine dair resmî anlatılar kitabın merkezî meseleleri arasında yer alıyor.</p>

<p>Aktaş, tarihçiliğin hadiseleri art arda sıralamak veya okul kitaplarında tekrar edilen hükümleri yeniden üretmek olmadığını vurguluyor. Ona göre tarih, yaşananların arkasındaki iradeyi, menfaat ilişkilerini, dış müdahaleleri ve fikrî yönlendirmeleri ortaya çıkarma çabasıdır. Bu bakımdan eser, tarih adı altında yapılan “olay koleksiyonculuğuna” karşı tarih şuurunu ve tarih felsefesini öne çıkarıyor.</p>

<p>Türkiye’de resmî tarih, uzun yıllar boyunca milletin kendi geçmişiyle sahici bir bağ kurmasının önüne geçti. Osmanlı’ya düşmanlık, Batı’ya hayranlık ve Cumhuriyet kadrolarını sorgulanamaz hâle getiren anlayış, birkaç neslin tarih idrakini iğdiş etti. Bunun neticesinde tarihini bilmeyen, kendisine öğretilen birkaç sloganı hakikat zanneden ve her itiraza “hainlik” yaftasıyla cevap veren sığ bir insan tipi ortaya çıktı.</p>

<h2><strong>Belgelerle örülmüş bir hafıza mücadelesi</strong></h2>

<p>Yaklaşık 650 kitabın taranmasıyla hazırlanan eser, farklı görüşleri ve kaynakları karşı karşıya getirerek okuyucuya çapraz okuma imkânı sunuyor. Müellif, kimi yerde sorular soruyor, kimi yerde yerleşik iddiaları başka kaynaklarla mukayese ediyor, kimi yerde ise resmî anlatının çelişkilerini açığa çıkarıyor.</p>

<p><i>Yakın Tarihimizi Sorgulamak</i>, milletin hafızasına yerleştirilen yalan, eksik ve çarpıtılmış anlatılarla hesaplaşma gayesi taşıyor. Eser, yakın tarihin birkaç resmî metne, nutka ve okul kitabına mahkûm edilemeyeceğini gösterirken okuyucuyu geçmişi yeniden okumaya, şahısları ve hadiseleri rejimin penceresinden değil hakikatin ölçüsüyle değerlendirmeye çağırıyor.</p></p>]]></content:encoded>
      <category>Haberler, Kitap, Tarih</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/yakin-tarihimizi-sorgulamak-fikret-aktas</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Jul 2026 11:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2026/07/d-a-v-a-s-e-b-e-b-i-o-l-d-u-1280-x-720-piksel.webp" type="image/jpeg" length="98006"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Gözün gördüğü ile zihnin kavradığı arasındaki uçurum]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/gozun-gordugu-ile-zihnin-kavradigi-arasindaki-ucurum</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/gozun-gordugu-ile-zihnin-kavradigi-arasindaki-ucurum" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Resimde ahşap dokulu bir pipo figürü ve bu figürün hemen altında Fransızca el yazısıyla yerleştirilmiş "Ceci n'est pas une pipe" (Bu bir pipo değildir) ifadesi bulunur. Magritte, tuval üzerindeki kusursuz nesne çizimi ile altındaki metini yan yana getirerek izleyicinin algı dünyasında bir kırılma oluşturmayı hedefler...]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Belçikalı sürrealist ressam René Magritte'in 1929 yılında tamamladığı <i>İmgelerin İhaneti</i> (<i>La Trahison des Images</i>) isimli tuval, sanat tarihinin ve dil felsefesinin en çok tartışılan eserlerden biri konumundadır.</p>

<p>Fransız filozof M. Foucault, bu tabloyu merkeze aldığı çözümlemesinde, görüntü ile dilin temsili arasındaki ayrışmayı ayrıntılarıyla ortaya koyar.(*)</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2><strong>Kaligramın parçalanması ve alan karmaşası</strong></h2>

<p>Foucault'nun okumasına göre Magritte, tarih boyunca okuma ile görme eylemlerini bir arada tutan "kaligram" formunu bilinçli bir biçimde parçalamaktadır. Klasik sanatta bir resim ya görülür ya da üzerindeki metin okunur; ikisi aynı anda gerçekleştiğinde biri diğerine tahakküm kurar. Magritte'in tuvalinde ise çizim ile yazı aynı yüzeyde bulunsa da aralarında hiçbir ortak zemin yer almaz.</p>

<p>Tuval üzerindeki ifade, altındaki çizimi açıklamak yerine onun sınırlarını çizer. Çizilen şekil tütün yakmaya, elde tutulmaya veya duman çıkarmaya elverişli fiziksel bir nesne olmaktan uzaktır; tuvale aktarılmış yağlı boya katmanlarından ibarettir. Dolayısıyla alt kısımda duran yazılı bildirim, tuvaldeki nesnenin hakikatini doğrudan dile getirir: Görseldeki imge, nesnenin kendi varlığından tümüyle bağımsız bir temsildir.</p>

<h2><strong>Benzerlik ile benzeyiş arasındaki çizgi</strong></h2>

<p>Foucault analizinde iki temel kavramı birbirinden ayırır: Benzerlik (<i>ressemblance</i>) ve benzeyiş (<i>similitude</i>).</p>

<p>Benzerlik, bir ana modelin varlığını şart koşar. Orijinal bir nesne vardır ve resim o nesneye benzediği oranda değer kazanır.</p>

<p>Benzeyiş ise bir merkeze veya asıl modele ihtiyaç duymadan devam eden kopyalar silsilesini ifade eder.</p>

<p>Magritte tuvalinde ana modeli ortadan kaldırarak benzeyiş ağını serbest bırakır. Pipo çizimi gerçek bir pipoya benzer görünse de, altındaki yazı bu bağın meşruiyetini sarsar. Çizim metni, metin ise çizimi boşa çıkararak zihni sonsuz bir döngüye sürükler.</p>

<h2><strong>Dil, imge ve gerçekliğin üçlü kopuşu</strong></h2>

<p>Resimdeki görünür düzen, izleyicinin alıştığı kabul kalıplarını sarsma işlevi görür. Söz konusu çalışma; dilin nesneyi tanımlama gücünü, imgenin nesneyi yansıtma iddiasını ve gerçekliğin tuval üzerindeki konumunu aynı anda sorgulamaya açar. Magritte'in bu hamlesi, sanatın sadece bir seyir nesnesi olmaktan çıkıp felsefi bir sorgulama alanına dönüşmesine imkân tanımıştır...</p>

<p>(*) Foucault, M. (1973). <i>Ceci n'est pas une pipe</i>. Montpellier: Fata Morgana. (Türkçe çevirisi: <i>Bu Bir Pipo Değildir</i>, Çev. Ara Altun, Yapı Kredi Yayınları).</p>

<p></p></p>]]></content:encoded>
      <category>Fikir, Kültür - Sanat</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/gozun-gordugu-ile-zihnin-kavradigi-arasindaki-ucurum</guid>
      <pubDate>Thu, 30 Jul 2026 22:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2026/07/bubirpipo.png" type="image/jpeg" length="33232"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Salih Mirzabeyoğlu'nun “Elif” isimli eserinin 2. baskısı çıktı]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/salih-mirzabeyoglunun-elif-isimli-eserinin-2-baskisi-cikti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/salih-mirzabeyoglunun-elif-isimli-eserinin-2-baskisi-cikti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu'nun “Elif” isimli eserinin 2. baskısı çıktı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu'nun<strong> </strong>"Elif – Resim Redd Kökündendir" adlı eseri, resim sanatını estetik, düşünce ve medeniyet perspektifinden ele alıyor. Eserde resim, yalnızca bir sanat dalı olarak ele alınmıyor; harf, kelâm, sembol ve insanın varlık idrakiyle birlikte değerlendirilen kapsamlı bir tefekkür alanı olarak işleniyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<ul>
 <li>
 <h3><a href="https://www.aylikbaran.com/product-page/elif-salih-mirzabeyo%C4%9Flu" rel="nofollow"><span style="color:#e74c3c">Satın almak için tıklayınız</span></a></h3>
 </li>
</ul>

<p>Kitap adını, Arap alfabesinin ilk harfi olan "elif"ten alıyor. Mirzabeyoğlu, takdim bölümünde elifi bütün harflerin kaynağı olarak ele alırken, harflerin mânâ dünyası, ebced sistemi ve İslâm düşüncesindeki sembolik karşılıkları üzerinden resim hikmetine giriş yapıyor. Eserde, harflerin şekilleri ile varlık, insan ve kâinat arasındaki irtibat farklı yönleriyle inceleniyor.</p>

<p>"Resim Redd Kökündendir" yaklaşımı etrafında şekillenen eser, suret ile mânâ arasındaki ilişkiyi merkeze alıyor. Harflerin, kelâmın ve resmin ortak zemini üzerinde duran Mirzabeyoğlu, resim sanatının yalnızca estetik bir faaliyet olmadığını, insanın hakikat arayışına açılan bir ifade alanı olduğunu ortaya koyuyor.</p>

<p>Kitapta Batı resim anlayışı ile İslâm estetiği de karşılaştırılıyor. Pablo Picasso başta olmak üzere çeşitli sanatçılar üzerinden modern resim değerlendirilirken, İslâm hat sanatı, minyatür ve yazı estetiğinin resimle kurduğu ilişki ele alınıyor. Mirzabeyoğlu, Batı sanatını kendi tarihî gelişimi içinde değerlendirirken, İslâm medeniyetinin estetik birikimine ve harf merkezli sanat anlayışına dikkat çekiyor.</p>

<p>Eserin ortaya çıkış süreci de okuyucuyla paylaşılıyor. Cezaevinde kaleme alınan kitabın yazılışına, resim üzerine yapılan sohbetler ve dostlarının teşviki vesile oluyor. Bu yönüyle "Elif", yalnızca resim üzerine bir inceleme olmanın ötesinde, uzun yıllara yayılan fikrî birikimin sanat eksenindeki değerlendirmelerini de bir araya getiriyor.</p>

<p>Necip Fazıl Kısakürek'e dair hatıralar, rüyalardan hareketle yapılan değerlendirmeler ve sanat üzerine kaleme alınan denemelerin de yer aldığı eser, resim sanatına İslâm düşüncesi ve İbda fikriyatı çerçevesinden yaklaşan özgün bir çalışma niteliği taşıyor.</p>

<h3><i><u>Kitaptan bir alıntı:</u></i></h3>

<blockquote>
<p>İnsanın bütün arayışları, baş vurmaları, ümitleri boyunca gerçekleşen hareketleri, eşya ve hâdiseyi bir iç âlem düzeni peşinde tahakküm altına alabilmenin üslûbunu gösteriyor... Bilerek veya bilmeyerek Allah'a varış gayesini ve buna tâlip oluşu gösteriyor insan... Sanatın gayesini müşahhasta değil de mücerrette arayan Picasso'nun resimleri neyi göstermektedir? Onun eşyayı nasıl gördüğünü mü, yoksa bir iç âlem düzeni peşinde eşyayı ifâde vasıtası olarak kullanmanın renk ve çizgi dilini, üslûbunu mu? Ya sanatın gayesini müşahhasta arayan? Bir misal vereyim: Şuraya bir saksı koyulsa ve aynı sanat anlayışına sahib ressamlara resmi yaptırılsa, ressam sayısı kadar saksı resmi çıkar ki, görünenin aynen resmedilmesinde dahi ortaya çıkan bu fark, iç âlem düzeni peşindeki insanın tek tek yerine getirmeye mecbur olduğu memuriyetin itirafına dayalı üslûb farkıdır. Gayeyi müşahhasta arayıcılığın kökü de mücerret! Bu inceliği kavrayıştan hareketle, şahsiyetten, toplum ve fert ikiliğinde hangisinin hangisini belirleyişinden, sanattan, daha nelere kadar sarkabilirsin... Bu, iç oluş gayesinin belirttiği keyfiyetin zarureti hâlinde, bütün insanî verim şubelerinin dış oluş şartı!</p>
</blockquote>

<p><i>(Salih Mirzabeyoğlu, </i>Elif, s. 16)</p></p>]]></content:encoded>
      <category>Haberler, Kitap</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/salih-mirzabeyoglunun-elif-isimli-eserinin-2-baskisi-cikti</guid>
      <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 12:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2026/06/elif-salih-mirzabeyoglu.webp" type="image/jpeg" length="28536"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Şehit Muhammed Zeki Hamed: Gazze'nin âlim mücahidi]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/sehit-muhammed-zeki-hamed-gazzenin-alim-mucahidi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/sehit-muhammed-zeki-hamed-gazzenin-alim-mucahidi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[</p>]]></content:encoded>
      <category>Biyografi</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/sehit-muhammed-zeki-hamed-gazzenin-alim-mucahidi</guid>
      <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 11:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2026/06/zeki-hamedd.webp" type="image/jpeg" length="10681"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu kimdir?]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/mutefekkir-salih-mirzabeyoglu-kimdir-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/mutefekkir-salih-mirzabeyoglu-kimdir-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[</p>]]></content:encoded>
      <category>Biyografi</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/mutefekkir-salih-mirzabeyoglu-kimdir-1</guid>
      <pubDate>Sat, 16 May 2026 10:59:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2026/05/877227.png" type="image/jpeg" length="91217"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Tahir Büyükkörükçü Hoca'yı vefatının yıl dönümünde rahmetle anıyoruz]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/tahir-buyukkorukcu-hocayi-vefatinin-yil-donumunde-rahmetle-aniyoruz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/tahir-buyukkorukcu-hocayi-vefatinin-yil-donumunde-rahmetle-aniyoruz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p>]]></content:encoded>
      <category>Biyografi</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/tahir-buyukkorukcu-hocayi-vefatinin-yil-donumunde-rahmetle-aniyoruz</guid>
      <pubDate>Thu, 05 Mar 2026 14:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2026/03/tahir-buyukkorukcu-f.webp" type="image/jpeg" length="38988"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[4 Mart 1931 - Şeyh Muhammed Esad Erbili Hazretlerinin şehadeti]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/4-mart-1931-seyh-muhammed-esad-erbili-hazretlerinin-sehadeti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/4-mart-1931-seyh-muhammed-esad-erbili-hazretlerinin-sehadeti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Şeyh Esad Erbilî’nin hayatı, çalkantılı bir çağda ilimle tasavvufu birleştiren, sükûtu direnişe dönüştüren bir irfan yolculuğudur. O, makamdan ziyade manayı, kalabalıktan ziyade insanın iç inşasını esas alarak yaşadı. Şehadeti mübarek olsun.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p>]]></content:encoded>
      <category>Biyografi</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/4-mart-1931-seyh-muhammed-esad-erbili-hazretlerinin-sehadeti</guid>
      <pubDate>Wed, 04 Mar 2026 15:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2026/03/esaderbili2-702x336.jpg" type="image/jpeg" length="24124"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kurşun Geçirmez Düşler: Gazzeli Çocuk Ressamlar Sergisi ziyaretçilerini bekliyor]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/kursun-gecirmez-dusler-gazzeli-cocuk-ressamlar-sergisi-ziyaretcilerini-bekliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/kursun-gecirmez-dusler-gazzeli-cocuk-ressamlar-sergisi-ziyaretcilerini-bekliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kurşun Geçirmez Düşler: Gazzeli Çocuk Ressamlar Sergisi, terörist İsrail’in saldırılarının ardından Gazze’de savaşa tanık olan çocukların duygularını, yaşadıkları travmalarını, acılarını, içindeki bulundukları zorlu şartlarını sanat aracılığıyla aktararak, uluslararası toplumda farkındalık oluşturmayı amaçlıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İletişim Başkanlığı tarafından Taksim Meydanı'nda açılan "Kurşun Geçirmez Düşler: Gazzeli Çocuk Ressamlar Sergisi" ziyaretçilerini bekliyor.</p>

<p>Sergide, Filistinli çocukların bakış açısıyla Gazze'de savaşa tanık olan çocukların duyguları, yaşadıkları travmalar, acılar, içinde bulundukları zorlu koşullar sanat aracılığıyla aktarılıyor.</p>

<p><img height="1600" src="https://barandergisinet.teimg.com/barandergisi-net/uploads/2024/02/kursun-gecirmez-dusler-gazzeli-cocuk-ressamlar-sergisi-77.jpeg" style="width: 976px; height: 1301px;" width="1200" /></p>

<p>Sergi, terörist İsrail’in saldırılarının ardından Gazze’de savaşa tanık olan çocukların duygularını, yaşadıkları travmalarını, acılarını, içindeki bulundukları zorlu şartlarını sanat aracılığıyla aktararak, uluslararası toplumda farkındalık oluşturmayı amaçlıyor.</p>

<p><img height="1600" src="https://barandergisinet.teimg.com/barandergisi-net/uploads/2024/02/kursun-gecirmez-dusler-gazzeli-cocuk-ressamlar-sergisi-88.jpeg" style="width: 976px; height: 1301px;" width="1200" /></p>

<p>Sergi, Gazze’de 2008-2009 yıllarında gerçekleşen Dökme Kurşun Operasyonu sırasında annesinin roketle hedef alınarak şehit edilmesi ve ardından ailesinden 26 kişinin katledilmesine tanık olan 6 yaşındaki Gazzeli bir kız çocuğu olan Mona’nın çizdiği resimden hareketle gazeteci Abdullah Aytekin tarafından başlatılan resim projesini içeriyor.</p>

<p><img height="1600" src="https://barandergisinet.teimg.com/barandergisi-net/uploads/2024/02/kursun-gecirmez-dusler-gazzeli-cocuk-ressamlar-sergisi-44.jpeg" style="width: 969px; height: 1291px;" width="1200" /></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sergide, Aytekin tarafından toplanarak bugüne kadar muhafaza edilen ve bir kısmı daha sonra yaşanan saldırılarda şehit olan Gazzeli çocukların çizdiği 266 eserin arasından bir seçki yer alıyor.</p>

<p>Sergide İsrail’in son saldırılarının ardından saldırılarda hayatını kaybeden gazeteciler ve doktorlar için de özel bir bölüm ziyaretçilerin dikkatine sunuyor.</p>

<p><img height="1200" src="https://barandergisinet.teimg.com/barandergisi-net/uploads/2024/02/kursun-gecirmez-dusler-gazzeli-cocuk-ressamlar-sergisi-58.jpeg" style="width: 968px; height: 726px;" width="1600" /></p>

<p>Toplam 1350 metrekarelik bir alana kurulan sergi, Gazzeli çocukların resimlerinden oluşan fiziksel enstalasyonlar ile yine resimlerin orijinallerinin aktarıldığı dijital gösterim bölümlerinden oluşuyor.</p>

<p><img height="1600" src="https://barandergisinet.teimg.com/barandergisi-net/uploads/2024/02/kursun-gecirmez-dusler-gazzeli-cocuk-ressamlar-sergisi-99.jpeg" style="width: 951px; height: 1268px;" width="1200" /></p>

<p>Bir diğer bölümde ise İsrail’in son saldırılarının ardından şehit olan çocukların eşyaları, savaşı ve yıkımı tasvir eden moloz yığınları sergileniyor.</p>

<p>Sergide İletişim Başkanlığı tarafından hazırlanan panoda ise şunlar yer alıyor:</p>

<blockquote>
<p><em>İşgal altındaki Filistin toprakları, bugün görmeden idrak edemeyeceğimiz kadar büyük kayıpların ülkesi; mücadele etmeyi şart kılan acımasız bir savaş alanı. Burada çocuklar daha yürümeyi öğrenmeden mücadele etmeyi öğrenir; ölümü öğrenir, yaylım ateşinin açtığı yaraları öğrenir.</em></p>

<p><em>Fakat çocukların düşleri vardır. Tanklara kafa tutabilen, evleri yıkılsa bile dimdik ayakta kalan, zincirlere değil zeytin dallarına sarılı düşlerdir bunlar; çocuk zihninin el değmemiş masumiyetinden güç alır.</em></p>

<p><em>Gazeteci ve aktivist Abdullah Aytekin, savaşın gölgesinde büyüyen Gazzeli çocukların düşlerini eserleriyle ölümsüzleştirmek istedi; ilham perisi ise Gazzeli Maysa Yousef ve 6 yaşındaki Mona idi. Mona, annesiyle beraber 26 yakınının şehit oluşuna gözleriyle tanıklık etti, yaşadığı acıyı küçük elleriyle resme döktü. Maysa Yousef ise Sayın Emine Erdoğan Hanımefendi'nin Filistinli çocuklar için gözyaşlarını tutamadığı anlara şahit oldu; acıyı paylaşmanın içtenliğiyle onun bir portresini çizdi. Portrenin üzerinde Arapça olarak şu cümle yazılıydı: "Sayın Hanımefendi, gözyaşlarınız bize ulaştı."</em></p>

<p><em>Gazzeli çocukların anlatacak çok şeyi vardı; ama dinleyen hiç kimse yoktu. Bu yüzden bölgedeki okullara kağıt, kalem, boya gibi malzemeler dağıtılarak çocukların kendi dünyalarını olduğu gibi resmetmeleri ve tanıklıklarını ölümsüzleştirmeleri için bir ortam oluşturuldu.</em></p>

<p><em>Resimlerinde diğer çocukların çizdiği gibi ağaçlar, sıcak evler, güneşler değil hiçbir çocuğun ne maruz kalması ne de şahit olması gereken ızdıraplar vardı. Çocukların emanetini Gazze'nin dışına, Mısır'a doğru taşıyan kimi insanlar ise şehit düştü; yer altındaki tünellerde savaşa ve işgale kafa tuttu. Binbir zorlukla Türkiye'ye getirilen resimler 2008 yılındaki Dökme Kurşun Operasyonu'ndan bu yana Abdullah Aytekin tarafından özenle korundu; şimdiyse Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı tarafından "Kurşun Geçirmez Düşler: Gazzeli Çocuk Ressamlar Sergisi" ile izleyicilere açılıyor.</em></p>

<p><em>266 eserin muhafaza edildiği "Kurşun Geçirmez Düşler: Gazzeli Çocuk Ressamlar Sergisi" için bazı resimler aslına sadık kalınarak dijital hale dönüştürüldü, bazıları ise geleneksel resim formunda izleyicilere açıldı. Bazıları artık aramızda olmayan Gazzeli çocukların iç dünyasını ve hislerini ziyaret edeceğimiz; acı ve düşlerine tanıklık edeceğimiz ve hikayelerine kulak vereceğimiz bu sergide, masumiyetin eserleri tüm saflığıyla ve özgürce yaşayacak. Tıpkı adil bir dünyada tüm çocukların yaşaması gerektiği gibi.</em></p>
</blockquote></p>]]></content:encoded>
      <category>Kültür - Sanat</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/kursun-gecirmez-dusler-gazzeli-cocuk-ressamlar-sergisi-ziyaretcilerini-bekliyor</guid>
      <pubDate>Thu, 08 Feb 2024 14:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2024/02/kursun-gecirmez-dusler-gazzeli-cocuk-ressamlar-sergisi.webp" type="image/jpeg" length="71150"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Salih Mirzabeyoğlu'nun 'Başyücelik Devleti' eserinin 5. baskısı çıktı!]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/salih-mirzabeyoglunun-basyucelik-devleti-eserinin-5-baskisi-cikti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/salih-mirzabeyoglunun-basyucelik-devleti-eserinin-5-baskisi-cikti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu'nun 'Başyücelik Devleti -Yeni Dünya Düzeni-' eserinin 5. baskısı çıktı!]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Üstad Necip Fazıl’ın ortaya koyduğu ve mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu’nun tahlil ettiği, müstakil eser haline getirdiği, İslami bir devlet modeli olan "Başyücelik&nbsp;Devleti"&nbsp;eserinin yeni baskısı çıktı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<ul>
 <li><em><a href="https://www.barandergisi.net/bizim-anayasa-teklifimiz-basyucelik-modeli"><span style="color:#d35400;"><strong>Başyücelik Devleti nedir?</strong></span></a></em></li>
</ul>

<p>Başyücelik Modeli, dünyadaki mevcut sistemlerin kötü taraflarını dışta bırakmış, iyi taraflarını almış ve orijinal bir şekilde terkib olunmuş müşahhas bir reçete halinde sunulmuştur.</p>

<ul>
 <li>
 <h3><a href="https://www.aylikbaran.com/product-page/ba%C5%9Fy%C3%BCcelik-devleti-salih-mirzabeyo%C4%9Flu" rel="nofollow"><span style="color:#2980b9;">SATIN ALMAK İÇİN TIKLAYINIZ</span></a></h3>
 </li>
</ul>

<p>Çağının öncüsü olan çilekeş mütefekkir Necip Fazıl kapitalizm, sosyalizm ve nazizm üçgenindeki dünyaya karşı yeni bir nizam teklifi ile zuhur eder ve ismini de “Başyücelik Sistemi” olarak koymuştur.</p>

<h3><strong>Eserin takdim yazısından:</strong></h3>

<p>Mümin, beş türlü şiddet arasındadır: Müslüman kardeşi onu çekemez. Münafık ona buğz eder ve sevmez. Kâfir onun canına kasteder. Kendi nefsi onunla uğraşır. Şeytan onu şaşırtmaya çalışır.</p>

<p>•</p>

<p>Yukarıdaki hadîs'in çerçevelediği beş şiddetin her birinden ayrı ayrı pay sahibi olarak sürdüğüm ömür, ilk üçüyle şahsımda Büyük Doğu-İbda erlerine mahsus bir hakikati tecelli ettiriyor ki, şükrün izhârı hâlinde belirtmeliyim:<br />
-"Aslan meclise geldiği zaman, tavşan, çakal ve köpek titreşme müşterekliğinde bir olur!"<br />
Herkes kendi zaviyesinden ayrı ayrı görüyor ki, biz bu işin ne fikir ve ne de fiil olarak şakasında değiliz... "Boşgörü"yü "hoşgörü" adı altında pazarlayan "mamacı" tipi değiliz... "Cek" ve "cak" gibi nisbet ekleriyle ıslâm davasının "fikir" ve "aksiyon" cephesini daima uzak istikbâle ısmarlayan ve daima "çile" ve "risk"ten kaçan "teyze adam" tipinin tersine, idealizmin ne demek olduğunu kaskatı bir vakıa hâlinde meydan yerine dikeniz... Gözümüz, büyük ıslâm inkılâbında... Başyücelik Devleti?..</p>

<p>•</p>

<p>Dünyada bugünkü siyasî ve içtimaî ihtilaçların bütün illet ve müessirlerini tartarak, tanıyarak, anlayarak ve bütün tarih seyri boyunca kendi nefs muhasebemizi dibine kadar yapmış, kendimizi bütün zaaflarımız ve kuvvetlerimizi tespit etmiş olarak, yepyeni bir ruh, mefkûre ve nizâm yekpâreliği içinde yeniden doğmamız lâzım... Dünya ne oluyor ve biz ne olacağız? Boşlukta mekân işgal etmek hakkımızı hangi şahsiyetli dünya görüşüne istinad ettireceğiz ve manevî "Ortak Pazar"a hangi öz malımızı sürebileceğiz? Sovyetler Birliği'nin çökmesinden sonra "Yeni Dünya Düzeni" adı altında rakipsiz olarak pazarlanan eski liberalizm ve demokrasi nizamı, başta Amerika ve yamacında Avrupa'nın patronluğunu tescil mahiyetinde hükmünü hâkim kılmaya çalışırken, kâfirlerin gönüllü alçaklığı bir yana, "onu babam da bilir!" hesabı kuru kuru "İslâm!" demek yeter mi? Elbette İslâm; ama "nasıl" ve "niçin"ini göstermek şartıyla!..</p>

<p>•</p>

<p>İdeal, eşya ve hadiseler üzerinde kendi nakşını görmek isteyen bir fikrin belirttiği hasret, iştiyak, hayâl ve plândır; ve eğer ideolocya bir beyin ise, ideal de bir kalbdir... Küçük ve miskin fikre dayanan hiçbir arzu, heves, merak ve davranış, ideal olamaz. Bir şeyin ideal olabilmesi için, mutlaka cemiyet plânında ulvî bir oluş ve erişe göz dikmesi lâzımdır... Her ideal bir gayedir; fakat her gaye ideal değildir. Gayeler aşağılara düşebilir, idealler düşemez... Sözkonusu hikmetlerin toplamı hâlinde biz, beyin ve kalb bir arada, İslâm davasının eşya ve hadiselere nakşı işini "nasıl" ve "niçin"i ile sistem bütünlüğünde göstereniz... Dünyada tek örneğiz... Biz: Büyük Doğu-İbda... Bu çerçeve içinde eserimi takdim ederim: Başyücelik Devleti... Ve, Yeni Dünya Düzeni!..</p>

<p>•</p>

<p>Aslında "Başyücelik Devleti" bahsi, Büyük Doğu İdeolocya Örgüsü'nün işleniş gayesi ve bütün mevzularını toplayan ana sütunu; yani İdeolocya Örgüsünün tâ kendisi... Ne var ki, gözönünde duran eşyanın kayıp olması gibi, etrafında işlenen mevzuların içinde gaib oldu ve uyudu kaldı... Bahsi alıyorum ve malûmu meçhullükten kurtarmak ve elbette kullanılmak üzere yapılmış bombayı cemiyet meydanında patlatmak şeklinde, işliyorum... Umulur ki, meselelerin seyri ve ıslâmcı mücadelenin müşahhas hedef ve gayelerinin tesbiti hususunda yepyeni bir bakış getirilmiş olsun!..</p>

<p>•</p>

<p>Demokrasi ve liberalizmden, Birleşmiş Milletler Teşkilâtı ve Avrupa Ortak Pazarı'na kadar; fikir ve kuruluşlar plânında içiçe bir yumak olarak şekillendirilen "Yeni Dünya Düzeni", Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa'nın birbirleriyle rekabet ortamı içinde de olsa bizim gibi ülkelere biçtikleri parya statüsünde müşterek, bir hegemonya sistemidir... Elbette "hayır!" diyoruz: Ülkemizden başlayarak teklif ettiğimiz "Yeni Dünya Düzeni"miz ile!..</p>

<p><img height="2299" src="https://barandergisinet.teimg.com/barandergisi-net/uploads/2024/02/basyucelik-devleti-onkapak.jpg" style="width: 586px; height: 878px;" width="1535" /></p></p>]]></content:encoded>
      <category>Kitap</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/salih-mirzabeyoglunun-basyucelik-devleti-eserinin-5-baskisi-cikti</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Feb 2024 21:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2024/02/basyucelik-devleti-salih-mirzabeyoglu-1.jpg" type="image/jpeg" length="76703"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Faruk Hanoğlu'nun Selma romanının tahlili]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/faruk-hanoglunun-selma-romaninin-tahlili</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/faruk-hanoglunun-selma-romaninin-tahlili" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Mutluluk idealini (!) gayesiz yaşamına cila diye çekmiş beyaz atlı prensini bekleyen kızlar da yok bu kitapta. Adi ihtirasların kimliksizleştirdiği veya tersinden menfi kimlikler bağışladığı kadınla erkek yok. Yitik kadın ve erkeklerden mürekkep toplumumuzun kanayan bu yarasını, içeriden bir muhasebeyle iyileştirme gayesi güdüyor. Ve bunu her şeyi yerli yerine koyma hassasiyetiyle yani adaletle yapıyor. Kadındaki kadını kurtaracak erkeği ve bu erkeği yetiştirecek kadını çağırıyor Selma.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Faruk Hanoğlu'nun&nbsp;<a href="https://www.aylikbaran.com/product-page/selma-i%C3%A7imizdeki-yara-faruk-hano%C4%9Flu" rel="nofollow">Selma -İçimizdeki Yara-</a> romanı 2023'ün son günlerinde Gölge Yayınları'ndan neşredildi. Bir okur olarak kendi penceremden, eserin mahiyetine dair kısa bir tahlil yazısıyla bu kitabı tanıtmak, ele aldığı meselelerin ehemmiyetine binaen dikkat nazarlarına sunmak istiyorum.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bir ilk roman Selma. Kadından ziyade erkeğe diyecekleri var. Evvela belirtelim ki, mevzuunu genç ve şuurlu bir kızın iç dünyasından hareketle anlatmayı tercih etmesi, yazarına duyguyu hiç ıskalamadan ve perdelemeden aktarabilme imkânı sağlamış. Yani kitap esasen kadının latif aynasında erkeğin kendini izleyişi, arayışı ve bulma çabasıyken zahirde kadının macerasını izliyoruz. Bu macera kendisiyle beraber "erkek"i de aramaya çıkmış "kadın"ın; derinliğine ve fert planında "annelik" mertebesi idealine raptedilmiş mevkiine, genişliğine ve cemiyet planında ise büyük zuhur yolunda tutabileceği mevzilerin vazgeçilmezliğine işaret ediyor. Kadına adalet ve hürmetle yer açma çabasına şahit oluyoruz. Ne görmezden gelme ne de onu yem etme. Sevginin ve adanmışlığın tam kalbindeyiz. Ve burada bazı yaralar gözümüze çarpıyor...&nbsp;</p>

<p>Faruk Hanoğlu, içimizdeki yaranın röntgenini çekerken bunu ajite etmeden, önsözde altını çizdiği üzere&nbsp;<i>"duygu istismarcısı ve ucuz romantiklerden olmama"</i>&nbsp;şuuruyla yapıyor. Okuduğumuz romanlarda görmeye alışık olduğumuz Don Juan tipi boy göstermiyor bu kitapta. Mutluluk idealini (!) gayesiz yaşamına cila diye çekmiş beyaz atlı prensini bekleyen kızlar da yok bu kitapta. Adi ihtirasların kimliksizleştirdiği veya tersinden menfi kimlikler bağışladığı kadınla erkek yok. Yitik kadın ve erkeklerden mürekkep toplumumuzun kanayan bu yarasını, içeriden bir muhasebeyle iyileştirme gayesi güdüyor. Ve bunu her şeyi yerli yerine koyma hassasiyetiyle yani adaletle yapıyor. Kadındaki kadını kurtaracak erkeği ve bu erkeği yetiştirecek kadını çağırıyor <a href="https://www.barandergisi.net/selma-icimizdeki-yara-romani-cikti">Selma</a>. Şu kısım:</p>

<p><i>“Onları öldürmeli değil, yaşatmalıyız. Çünkü yaşanmaya değer bir hayat gayesi olmayan hiçbir erkek, yaşatmaya da değer değildir. İdealleri olan ve ne yaşadığını bilen erkekler, insanın nereden geldiğini ve nereye gittiğini de bilir. Onlar aşklarını daha en başında sorumluluklarına bindirirler. Bu yüzden daima derini ve ileriyi düşünürler. Ne sevgileri biter ne merhametleri ne de bir çıkış yolları... Her daim ana hüküm içinde mesele halleder dururlar. Bir an içinde birçok şeye hâkimdirler. Gerçek erkek güçlüdür. Hem kendi şahsiyetini hem de kadındakini kurtarabilir. Böyle erkeklerin karşılarına çıkan hadiselere yaklaşımlarını büyük bir gururla izlersiniz. Silik değildirler. Adalet için sertlik ve incelikleri, kadını belinden sımsıkı sardığı gibi bütün olayları da kuşatır. Kadını ruhundan ve aklından yakalar. Sonrasında kadına da ona teslim olmak ve insan için dünyanın en harika duygusu olan aidiyet duygusuna bir an önce kavuşmak düşer.”</i>&nbsp;(s. 200)</p>

<p>Hayatımızı ve çevremizi aşkımıza, cehdimize mekân kılarak yaşanmaya değer hayat nizamına doğru,&nbsp;Mutlak Fikir&nbsp;mihrakına perçinli bir şekilde kendimizle birlikte eşya ve hadiseleri sürükleme iradesi... Ümidin, sevginin ve aksiyon ruhunun pörsümemesi bu yaşatıcı fikirle mümkün. İnsan varoluş planının tam merkezinde Varlık'ın muradı sıfatıyla mevzu ettiğimiz sürükleyişe, oluş ve olduruşa tek başına güç yetirebilir mi? Bu iktidar, Mutlak Kudret Sahibi tarafından bağışlanırsa erkek kadının, kadın da erkeğin ne yanına düşer? Tam da burada Allah'ın insanı bir erkek ve bir kadından yarattığı vakıa etrafında halelenen hikmetleri, erkek ve kadının birbiri için ne manâ ifade ettiğini, insanın yurduna duyduğu hasreti ve vatan sevgisinin imandan olduğunu bildiren hadîs-i şerîfi hatırlamalı...</p>

<p>Bir yarayı iyileştirmeye kafa yormuş, büyük meselelerin hâlline gözünü dikmiş romanları teknik açıdan kolayca kusurlu hâle düşürecek bir eşik vardır ki aşıldığı çok olur. Demem o ki neyin hangi libasta arzı endam edeceğine dikkat etmeden, ince bir kader (kurgu) planına eşya ve hadiseleri bağlamadan, orijinal kanlı canlı kahramanlar yaratamadan eseri fikre boğmak ve sanatı gölgelemek de var. Selma romanının bu eşiği aşıp aşmadığını okuyucularının takdirlerine bırakalım. Benim bu noktadaki kanaatim ise olumsuz olmamakla birlikte dostça bir tavsiye kabilinden akılda tutulması yönünde. Ben bu romanı beğendim arkadaş! "Yoğuran roman" demeli böylesine. Zahirini okurken yorulmayan göz, içe bakışta yorulmalı. Çünkü her birimiz erkek veya kadın olmakla kitabın doğrudan muhatabıyız. Ve kitabın seyrettiği manâ eşiği, kabul edelim ki bizi olduğumuz yerden epey yükseklere, olmamız gereken yere davet ediyor.</p>

<p>Mutlak Fikir demiştik. Aşina gözler, vukufiyetleri nisbetinde Faruk Hanoğlu'nun&nbsp;Büyük Doğu - İBDA&nbsp;hikemiyatından neler devşirdiğini, fikriyatı romanına muvaffakiyetle yedirip eseri üzerinden kendi manasını tüttürdüğünü takdir edeceklerdir.&nbsp;</p>

<p>Sözü bitirirken bir müşahedemi paylaşmadan geçemeyeceğim. Selma... Üstad Necip Fazıl'ın&nbsp;O ve Ben&nbsp;eserini okuyanların boğazında düğümlenen hatıra. Henüz tanışmıyoruz ama Faruk Hanoğlu'nun bu adla bir roman neşredeceği haberini ilk aldığımda şu tesbite varmıştım: Oldum olası veya (belki de şöyle demeli) ilkgençliğimde O ve Ben'deki o dokunaklı sahneyi okuduğum günden beri, benim de küçük kız çocuklarına zaafım var ki onları acı vaziyetlerde görmek bana daima çok ağır gelmiş, içimi başka türlü kanatmıştır. Demek ki büyük kafa ve gönül sahiplerinden okuduklarımız bize fikir aşılamakla kalmıyor, temayül ve tahassüslerimizi de tayin edebiliyor. Esaslı fikir ve o fikrin neşvünema bulduğu müstesna hayatlardaki hususi sahneler bile şahsiyetimizi inşada pay sahibi!</p>

<p>İşte o tahassüs, fikirle yoğrulup bu romanı yazdırttı. Daha nice güzel eserin ilki olsun ve okurunu bulsun temennisiyle...</p>

<p>Muazzez Düğüm, Sarı Tren Blog</p></p>]]></content:encoded>
      <category>Kitap</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/faruk-hanoglunun-selma-romaninin-tahlili</guid>
      <pubDate>Sat, 03 Feb 2024 13:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2024/02/selma-romani-faruk-hanoglu.webp" type="image/jpeg" length="94421"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Mesut Uçakan’ın konferansı iptal edildi]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/mesut-ucakanin-konferansi-iptal-edildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/mesut-ucakanin-konferansi-iptal-edildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yönetmen ve senarist Mesut Uçakan’ın, “İskilipli Atıf Hoca” Kelebekler Sonsuza Uçar -Bir Filmin Anatomisi- isimli konferansa konuşmacı olarak katılacağı etkinlik iptal edildi]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Uçakan, Çorum Devlet Tiyatro Salonu'nda gerçekleştirilecek olan konferansın iptal edilmesine sosyal medya hesabından tepki gösterdi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Uçakan yayımladığı mesajında şu ifadelere yer verdi:</p>

<p>“Yeni aldığım bir habere göre bu konferansım İPTAL!... Sebep Devlet Tiyatrosu… Salon için 3 ay önce verdiği izne aldırmadan aynı saatte durup dururken bir tiyatro&nbsp; oyunu koymuş. Neler oluyor? Çorum’da STK’lar ayakta!”</p>

<p><img alt="uçakan" class="img-fluid detail-photo" src="https://barandergisinet.teimg.com/barandergisi-net/uploads/2024/02/ucakan.jpeg" style="width: 100%" / width="827" height="1200"></p></p>]]></content:encoded>
      <category>Kültür - Sanat</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/mesut-ucakanin-konferansi-iptal-edildi</guid>
      <pubDate>Fri, 02 Feb 2024 19:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2024/02/mesutucakan.jpg" type="image/jpeg" length="13400"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Tarkovski ile kadın ve erkek üzerine röportaj]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/tarkovski-ile-kadin-ve-erkek-uzerine-roportaj</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/tarkovski-ile-kadin-ve-erkek-uzerine-roportaj" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Tarkovski: Kadının bir iç dünyası var; ama kanaatimce kadının iç dünyası, birlikte yaşadığı erkeğe sıkı sıkıya bağlı. Bence, kadının yalnız olması hiç de tabiî bir durum değil…]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kadın – Erkek Karşılaşması</strong></p>

<p>10 Temmuz 1984 günü Milâno’da bir basın toplantısı yapan 52 yaşındaki Sovyet yönetmen Andrei Tarkowski, artık ülkesine dönmeyeceğini, ancak hangi ülkede kalmak istediğine henüz karar vermediğini açıklıyor, 20 yıllık sinemacılık hayatında altı büyük film gerçekleştirebildiğini, ülkesini, dilediği biçimde çalışma imkânlarına erişemediği için terkettiğini belirtiyordu.</p>

<p>Sinemaya, görüntü, müzik, kurgu, resim, happening sanatları yanı sıra, derin bir edebiyat ve felsefe birikimi getiren Batılı yazar-yönetmen Fellini, Bergman, Herzog, Fassbinder, Bunuel, Saura, Bill Daugless’la karşılaştırıldığında, Tarkowski’nin yalnız kendi birikimini değil, bütün Rus fikir ve sanatının birikimini sinemaya aktarışı sözkonusu.</p>

<p>Le Monde gazetesinde yayınlanan bir konuşmasında, hem sosyalist ve hem de kapitalist sistemi reddettiğini, her iki düzene de filmin şiiriyle karşı çıktığını söyleyen Tarkowski, şu alâkaya değer tesbiti de getiriyordu:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>— «Neşeli insanlar beni yanıltır, onlara hiç, tahammülüm yok… Ancak hiçbir pürüzü olmayan ruhlar neşeli olabilir; çocuklar veya çok yaşlılar… Ama neşeli insanlar hiç de bu nitelikte değil!.. Kanaatimce neş’e, insanın ancak çevresini ve içinde yaşadığımız şartları kavrayamamasından kaynaklanıyor.»</p>

<p><img height="853" src="https://barandergisinet.teimg.com/barandergisi-net/uploads/2024/01/tarkovsky-nostalghia.jpg" width="1200" /></p>

<p>Ve «nostalghia – eskiye hasret» mevzuunda da şunu söylüyor:</p>

<p>— «Nostalghia, yalnızca memleket hasreti değil… Rusça’da nostalghia bir hastalık, öldürücü bir hastalık anlamına gelir; Andrei, ülkesinden uzak, bu hastalığa tutulmuştur… Giderilmesi imkânsız bir hasretin hastasıdır… Neyi özler? Gerçeği, gerçek hayatı özler.»</p>

<p>Kasım 1983’te, gazeteci ve psikiyatrist İrena Brezna, Tarkowski ile Londra’da bir sohbet yapmayı başarmış!.. Bu mülakattan parçalar:</p>

<p><strong>Brezna</strong>&nbsp;— Filmlerinizi ruhumun derinliğinde duyuyorum; hadiselere bakışınız da bana yabancı değil… Ancak, kadın olarak filmlerinizde kendimi göremiyorum. Eserlerinizde kadın klâsik bir rol oynuyor, siz yalnız erkeğin dünyasını yansıtıyorsunuz; ve erkeğin bakış açısından, kadın sadece bilmece… Seven, erkeğini anlayan ve bütün varoluşu ancak erkekle ilişkisinde beliren bir kadın var filmlerinizde.</p>

<p><strong>Tarkowski</strong>&nbsp;— Bu mevzuyu hiç düşünmedim; «kadının iç dünyasını» demek istiyorum… Kadına, kendine has bir iç dünya sunmak çok güç, bunu yapmak da istemiyorum. Kadının bir iç dünyası var; ama kanaatimce kadının iç dünyası, birlikte yaşadığı erkeğe sıkı sıkıya bağlı. Bence, kadının yalnız olması hiç de tabiî bir durum değil…</p>

<p>***</p>

<p><strong>Tarkowski&nbsp;</strong>— Birlikte yaşadığınız erkekten, hayatını sizinkine bağımlı kılmasını mı istiyorsunuz?</p>

<p><strong>Brezna</strong>&nbsp;— Hiç de değil!.. Ben kendi dünyamı yaşayayım, erkek kendi dünyasını yaşasın!</p>

<p><strong>Tarkowski</strong>&nbsp;— Bu mümkün değil; çünkü kadın ve erkek kendi dünyalarını yaşarlarsa, onları bağlayan hiçbir şey kalmaz… Kadın ve erkeğin iç dünyalarının müşterek bir dünya oluşturmaları gerekir; eğer bu olmazsa, kadın ve erkeğin beraberliği mutsuz, uyumsuz ve giderek ölmeye mahkûmdur… Bir kadının erkeğini değiştirmesi bana çok garip geliyor; önemli olan onun kaç erkeğin karısı olması değil, önemli olan bir ilke… Kadın, bu ilişkileri ve bu evlilikleri bir hastalık gibi çeker; yani, kadın bir hastalığa tutuluyor, sonra diğerine, sonra yine bir diğerine… Sevgi öylesine bütün bir duygudur ki, bir kere daha tekrarlanması imkânsızdır; ne durumda olursa olsun imkânsızdır… Kadın bu duyguyu tekrarlayabiliyorsa, o zaman sevgi onun için mânâsız demektir.</p>

<p><strong>Brezna</strong>&nbsp;— Kadının tâbiatını bildiğiniz kanaatinde misiniz?</p>

<p><strong>Tarkowski&nbsp;</strong>— Bu mevzuda bir düşüncem var, tıpkı sizin gibi!</p>

<p><strong>Brezna</strong>&nbsp;— Ama ben kadın olarak kendimi derinliğimden tanıyabiliyorum…</p>

<p><strong>Tarkowski</strong>&nbsp;— İnsanın hükme varabileceği en zor vakıa kendisidir… Kendi dünyasını koruyabilme çabası gösteren kadınlara şaşıyorum; bence kadın olmanın mânâsı, kadınca sevginin kabiliyeti ve onun fedakârlığında yatar… Kadının büyüklüğü de bu; ve böyle kadınlara saygı duyuyorum… Böyle kadınlar da tanıyorum.</p>

<p><strong>Brezna</strong>&nbsp;— Söyleyecek söz bulamıyorum… Size göre kadının, varoluşu ancak erkeğe olan sevgisinde mânâ kazanıyor…</p>

<p><strong>Tarkowski</strong>&nbsp;— Böyle birşey söyledim mi? Yalnızca kadın erkek ilişkisinden sözettik. Henüz bir durumu açıklığa kavuşturamadım; siz beni saldırganlıkla suçluyorsunuz!</p>

<p><strong>Brezna</strong>&nbsp;— Yeterince söylediniz, bunu siz de biliyorsunuz!</p>

<p><strong>Tarkowski&nbsp;</strong>— Evet, ya vardır, veya yoktur; ve sevgi olmazsa, hiçbir şey olmuyor demektir… İnsan yavaş yavaş ölüme gidiyor demektir… Ben yalnız kendi düşüncemi aktarıyorum… Tabiî herkesin kendi dünyasını yaşadığı, ilişkilerin soğuklaştığı ve bencilleştiği durumlar var. Belki böylesi durumlar daha kolay, böylesi ilişkiler daha az sakıncalı; ve feminizm akımı da bu doğrultuda. Gerçekten de bu ve benzeri mevzularda tartıştığım kadınların hepsi, kadın olmanın olağanüstülüğünü kavramamışlar. Her zaman şaşırttı bu durum beni; çünkü kadının iç dünyası, erkeğin iç dünyasından çok başka… Bence, bu özelliğinden dolayı erkeğe bağımlı olmadan yaşayamaz; erkeksiz yaşamaya başladığında, hususi hayatını yitirir. Toplumda dilediği yere gelebilir, bir erkeğin işini de üstlenebilir; ama bunlar onu kadınca kılmaya yeter mi? Hiçbir zaman yetmez… Feministlerin neyi amaçladıklarını biliyorum; artık mesuliyetlerini istemiyorlar… Her zaman ezildiklerini ve eşit haklar kullanarak bu durumdan kurtulacaklarını sanıyorlar. Kavrayamadıkları durum şu: İnsan, kadın veya erkek, gerçekten yürekten bağımsız olmak istiyorsa, zaten bağımsızdır, hürdür… Hürlüğü kendisi seçtiği için hürdür; hürriyetçi bir ülkede yaşadığı için değil… Ferdin hürriyeti, ülkesinin hürriyetçi oluşuna değil, kendi seçimine bağlıdır… Kadının uzun bir süre dünya politikasının önemli hadiselerinden dışlandığı şüphesiz; bu tabiî ki haksız bir durum… Ama günün birinde kadın, bütün içtimaî hayata katıldığında ne olacak? Bunu bilemiyorum… Ama bana öyle geliyor ki, kadın o durumda kendi dilediği yeri bulamayacak.</p>

<p><img height="891" src="https://barandergisinet.teimg.com/barandergisi-net/uploads/2024/01/tarkovsky-ile-kadin-ve-erkek-uzerine-roportaj-2.jpg" width="1024" /></p>

<p>***</p>

<p><strong>Tarkowski&nbsp;</strong>— Şimdiye kadar süren kadın-erkek ilişkileri dışında yeni ilişkiler olamaz ki… Çünkü dünyamız iki cinsiyetli; istesek de istemesek de… Belki herhangi bir gezegende tek cinsiyetli veya beş cinsiyetli bir dünya varolabilir ve böylesi bir durum o gezegenin varlığının sürdürülmesi için zorunludur. Böyle bir gezegende hem bedence ve hem de hissi için beş varlığa ihtiyaç vardır; ama yeryüzünde iki varlığa ihtiyaç var.. Her zaman bu durum unutuluyor… Neden bu gerçek unutuluyor, bilmiyorum… Haktan, durumdan, bağımsızlıktan söz ediyoruz, ama kadının kadın, erkeğin erkek olduğundan hiç söz etmiyoruz.</p>

<p><strong>Brezna</strong>&nbsp;— Bir ân için düşünün, kendinizi bir kadının yerine koyun… Yüzyıllardır hep başkaları için varolmaya şartlandırılmışsınız; büyük bir yük değil mi?</p>

<p><strong>Tarkowski</strong>&nbsp;— Erkek olarak ayakta kalabilmek de, kadın olarak ayakta kalabilmek kadar güç. Bütün mutsuzluk, bütün mesele başka yerden kaynaklanıyor, o da şu: Öyle bir toplumda yaşıyoruz ki, genel düşünce seviyesi çok yetersiz. Bugün gözümüzü yumup yarın uyanmayacağımızı da biliyoruz. Herhangi bir akıl hastası bir düğmeye basarsa, üç adet bombanın dünyamızdaki hayata son verebileceğini de biliyoruz. Bütün bu gerçeklerin şuurundayız ama, onları yine de unutuyoruz. Aklî ve mânevî ilgilerimiz o kadar maddî, varlığımızın esiri ki, hiçbir zaman aklımıza bile gelmemesi gereken meselelerle ilgileniyoruz… Bu kadar içtimâî problemin varlığı, ne kadar akılsızca davranmış olduğumuzun delilidir. Aklî ve mânevî açıdan doyum kazanmış bir kadın, hiçbir zaman erkeğin gölgesinde kaldığını veya onun esiri olduğunu dü-şünmez. Aynı şekilde, doyum sağlamış erkek de, kadını zorlamayı hiçbir zaman aklından geçirmez… Oysa siz, getirdiğiniz örneklerle beni böylesi cevaplara zorladınız. Bu tür meselelerin açıklanması bizi hiç de ilgilendirmemeli; çünkü bu meseleler, bizim akıldan yoksunluğumuzun belirtileri… Aklî zenginlikleri şaşılacak seviyelerde kadınlar da tanıdım; bu kadınlar bu meseleleri hiç büyütmez, aksine öylesi bir ruh zenginliğine sahiptirler ki, öylesi bir moral güçleri vardır ki, her erkek önlerinde diz çökmeye hazırdır… Ayrıca böyle kadınların önünde diz çökmek ayıp değil, bir şereftir… İşte mesele burada!.. İlişkileri açıklamaya çalışmak, kötü bir çıkış noktasıdır ve bu mevzuda çaba harcamak, hoşnutsuzluğumuzun belirtisidir, yoksa eşitlik aramanın değil; bu ikisi çok ayrı mevzular… Bence bugün kadın korkunç bir duruma sürüklenmiş; gerçekten seven kadın, bu tür sorular sormaz ve bunlar onu ilgilendirmez bile.</p>

<p><img height="933" src="https://barandergisinet.teimg.com/barandergisi-net/uploads/2024/01/andrei-tarkovskycopy.jpg" width="1050" /></p>

<p>***</p>

<p><strong>Brezna</strong>&nbsp;— Mesuller, dünyamıza hakim olan erkeklerin gücü… Kadının kadınca içgüdülerle hâkim olacağı bir dünya, belki de bu apokaliptik sonuca varmazdı. Böyle bir dünyada kadının mesuliyetini taşımayıp, kendisini sevgiye ve erkeğe adamasını nasıl düşünebiliyorsunuz? Erkeğin, kadının sıcak sevgisiyle gezegenimizi perişan etmesine seyirci mi kalsın?.</p>

<p><strong>Tarkowski&nbsp;</strong>— Bu korkunç, korkunç bir varsayım… Ne demek istediğinizi anlıyorum; ama söylediklerinize şaşıyorum!.. Erkeğin dünyamız hakkında aynı kuşkuları taşımadığını mı sanıyorsunuz?.. Erkeğin bu dünyanın efendisi olduğunu sanıyorsanız, yanılıyorsunuz!..</p>

<p><strong>Brezna</strong>&nbsp;— Ya kim?</p>

<p><strong>Tarkowski</strong>&nbsp;— O.</p>

<p><strong>Brezna</strong>&nbsp;— Nerede o?</p>

<p>Tarkowski, eliyle yukarıyı (Allah'ı kastediyor) gösteriyor.</p>

<p>Salih Mirzabeyoğlu,&nbsp;Şiir ve Sanat Hikemiyatı “Estetik ve Ahlâk” s.203-210</p></p>]]></content:encoded>
      <category>Kültür - Sanat</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/tarkovski-ile-kadin-ve-erkek-uzerine-roportaj</guid>
      <pubDate>Mon, 29 Jan 2024 14:21:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2024/01/tarkovsky-ile-kadin-ve-erkek-uzerine-roportaj.jpg" type="image/jpeg" length="90374"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Salih Mirzabeyoğlu’nun Telegram isimli eserinin 2. baskısı çıktı!]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/salih-mirzabeyoglunun-telegram-isimli-eserinin-2-baskisi-cikti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/salih-mirzabeyoglunun-telegram-isimli-eserinin-2-baskisi-cikti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Salih Mirzabeyoğlu’nun Telegram -Zihin Kontrolü- isimli eserinin 2. baskısı çıktı!]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Salih Mirzabeyoğlu’nun Telegram -Zihin Kontrolü- isimli eserinin 2. baskısı çıktı!</p>

<p><em><u>Kitabın önsözünden:</u></em></p>

<p>"Telegram: Zihin kontrolü... Bir bakıma Türkiye'de pratiği -teorisi de!- benimle meşhur olan bu iş, "ilim sınır tanımaz!" tesellisiyle Lüt kavmine parmak ısırtır melanete ve yardımcı unsurlarla insanı robotlaştırmaya davranmışken, diğer yönüyle "dünyada"da kıstırılmış fertler üzerindeki tecrübelerin sınırını aşamamıştır. Bu ikazdan sonra bildirmeyelim ki, gerek yaşamış kobay ve gerekse mevzuu alakadar eder buudları işaretlemek bakımından, galiba dünyada da ilk örneğim!</p>

<h3><a href="https://www.aylikbaran.com/product-page/telegram-zihin-kontrol%C3%BC-salih-mirzabeyo%C4%9Flu" rel="nofollow"><span style="color:#d35400;"><strong>SATIN ALMAK İÇİN TIKLAYINIZ</strong></span></a></h3>

<p>Elinizdeki eser, bir yönüyle eskilerin "istişhad" dedikleri "delil getirme ve şahid kılma" usulüyle felsefeden müsbet ilme ve şamanizmden İslam tasavvufuna kadar geniş bir sahaya kanat açarken, diğer yönüyle "hatırat" nevine dair olarak işlenmektedir."</p>

<h3><b>Telegram ne demek?</b></h3>

<p>Telegram, bilindiği üzere Salih Mirzabeyoğlu ile maruf bir tanım. Literatüre bu kelimenin girişi de 2003 senesinde Salih Mirzabeyoğlu tarafında kaleme alınan ve alt başlığı ‘Zihin Kontrolü’ olan Telegram adlı esere dayanıyor. Mirzabeyoğlu, Kartal F-Tipi Cezaevinde kaldığı hücresinde, kendisine ‘elektronik taciz’ yapan kişilerin, yaptıkları işi isimlendirirken ‘Telegram’ dediğini ifade ediyor. Yani bu tabir, ilk başta Telegramcılar tarafından kullanılıyor. Mirzabeyoğlu, kendisini sürekli taciz edenlerin kullandığı bu kelimeyi yakalayıp verimlendiriyor ve ‘Zihin Kontrolü’ genel başlığı altında sıralanan teknikler arasında -özellikle İngilizcede- muhtelif tâbirlerle anılan bu operasyonu böylelikle isimlendirerek deşifre ve teşhir ediyor.</p>

<h3><b>Telegram işkencesi nedir?</b></h3>

<p>Telegram, kabaca tarif etmek gerekirse, İngilizce literatürde ‘öldürücü olmayan elektromanyetik silâhlar’ arasında gösterilmekle beraber, yol açtığı tesirler bakımından ölümcül potansiyel taşıyan bir silah. Bu aslında bir zihin kontrol tekniği; fakat klasik telkin metodlarını aşan, hedeflenen kişinin hem zihnini okumaya yarayan ve hem de hedeflenen kişinin vücudunda ve duygularında telkini tesirli kılabilmek adına değişimler meydana getirebilen bir zihin kontrol tekniği. Bu zihin kontrol metodu başarılı olduğu takdirde hedef alınan kişi tarafından fark edilmesi mümkün olmayan, başarısız olduğunda ise Kumandan Salih Mirzabeyoğlu’nun anlattıklarından öğrendiğimiz kadarıyla insanlık tarihî boyunca geliştirilmiş en şiddetli işkence vasıtasına dönüşebilen, öldürücü bir silah aynı zamanda.</p>

<h3><b>Neden Salih Mirzabeyoğlu hedefti?</b></h3>

<p>Kumandan Salih Mirzabeyoğlu, bütün İslâm aleminde yankısını bulacak bir fikrin, bir fikriyâtın, yani Büyük Doğu’nun bayraktarlığını yapıyor ve bunu da kendisini müesses nizamın, dünya düzeninin yedeğine sokarak değil, mevcut dünya düzeninin yerine alternatif ve yaşanmaya değer bir dünya düzeni teklif ederek yapıyor. Kumandan Salih Mirzabeyoğlu’nun 1991’de gözaltında maruz kaldığı fizikî işkence ve tutuklanmasının da, 1998 senesinde tutuklanmasının da, 2000 senesinde Metris Cezaevinde Noel Baba operasyonuna maruz kalmasının da, bu operasyondan sonra Kartal F-Tipi Cezaevine sevk edilmesiyle beraber başlayan Telegram işkencesinin de, 2014 senesinde yeniden yargılanma gerekçesiyle tahliye edilmesinden sonra bu işkencenin dışarıda devam ettirilmesinin de arkasında hep bu aynı sebeb vardı. İslam’ı yeni şartlara tatbik edecek bir vasıta sistem geliştirdiği, mevcut olanın yerine yeni bir dünya düzeni teklif ettiği için bu işkenceye maruz bırakıldı.</p>

<h3><b>Müslümanların yıkıcı bir sele dönüşme ihtimali</b></h3>

<p>Üstad Necip&nbsp;Fazıl’ın Büyük Doğu ile başlattığı ve Kumandan Salih Mirzabeyoğlu’nun meydan yerinde kavgasına soyunduğu İslâm İhtilâli ve İnkılabı’nı inkıtaa uğratmak için siyonist ve emperyalistler ile onların içimizdeki kuyrukçuları sürekli olarak Müslüman milletimizin bu akışta demetlenmesine mâni olmak üzere tahliye kanalları açtılar. Müslümanların kendi düzenleri içinde yaşaması değil de, mevcut dünya düzenine entegre edilerek yaşaması yönünde hareket eden statükocu “İslâmî” hareketleri hem içeriden ve hem de dışarıdan maddî manevî destekleyerek, “her şeye sahtesinin musallat olması” ölçüsünü bir strateji hâline getirip, tüm dünya Müslümanlarının karargâhı konumundaki Anadolu’da İslâmî bir düzenin tesis edilmesine bugüne kadar mâni oldular. Bilhassa etkileyici konumunda olanlar da kendilerini bu risksiz ve bol mamalı stratejinin bir parçası hâline getirmekte bir beis görmediler. Müslüman Anadolu’da hakiki bir İslâm İhtilâli ve İnkılabı kadrosunun buluşmaması için açılan onlarca tahliye kanalından en kullanışlısı FETÖ oldu. 28 Şubat sürecine rağmen 1999 senesinin Kumandan Salih Mirzabeyoğlu tarafından “Kurtuluş Yılı” ilân edilmesi ve Kemalistlerin ellerindeki emniyet, yargı ve ordu üçlüsüne rağmen muvaffak olamayışları neticesinde FETÖ’nün işlevinde de değişikliğe gitmek zorunda kaldılar.</p>

<p>28 Şubat’a kadar birçok tahliye kanalı desteklenirken, 28 Şubat’tan sonra FETÖ’nün merkeze alınmasıyla birlikte diğer kanallar önemini kaybetti ve onlara olan desteği de geri çekmekte bir sakınca görmediler. FETÖ de istenildiği ölçüde büyümek için tabiî olarak alternatiflerini ortadan kaldırmak zorundaydı. İş bir noktadan sonra Büyük Doğu-İbda’ya tahliye kanalı açmaktan çıkmış, onun yerine Müslüman milleti İslami bir düzene değil de küfür düzenine akıtacak müstakil bir kanal inşasına dönmüştü. Bu esnada Ergenekon ve Balyoz operasyonları da laik, Kemalist, Batıcı diğer unsurların bu kanala taşınması için gerçekleştiriliyor, uşaklık noktasındaki görev değişimine direnen “yobaz” kuyrukçular bu yolla tasfiye ediliyorlardı.</p>

<p>Tam da Arap Baharı ile beraber İslam aleminin dizaynı işine girişilmiş ve adım adım Anadolu’yu da bu işin bir parçası ve lideri olarak FETÖ idaresinde sahneye sürmeye hazırlanırlarken, iktidar ile FETÖ arasında MİT Krizi ile beraber kopan kavga bir çuval incirlerini berbat etmeye yetti. 15 Temmuz’a kadar, Türkiye’de iktidarı alaşağı etmek, FETÖ’yü olması gereken konuma getirmek üzerinden bütün İslam alemini yeniden dizayn etme ve böylelikle global küfür düzenine entegre etme stratejilerini korudular; fakat 15 Temmuz’da, bizim de üstün gayretlerimizle film koptu.</p>

<h3><b>Kumandan’ı işte bu sebeble şehid ettiler</b></h3>

<p>15 Temmuz’da yalnız FETÖ’den olmadılar, 2000’den beri FETÖ’yü bu pozisyonda tek kılmak için onun dışındaki bütün tahliye kanallarını ister istemez iptal etmişlerdi. FETÖ’nün gerçek yüzü görülünce, bu sefer Anadolu ufkunda, İslâm İhtilali ve İnkılabına doğru hakiki bir akışta bütün Müslümanların buluşması, sel hâline dönüşmesi ve önüne çıkan herşeyi ezip geçmesi ihtimali belirdi ve bu müesses nizamın efendileri tarafından kabul edilemezdi. Hem zaten 2014 senesinin Kasım ayında, Kumandan Salih Mirzabeyoğlu’nun “Adalet Mutlak’a” başlıklı konferansına gösterilen teveccüh, bugüne kadar izledikleri bütün strateji ve taktiklerin aslında hiçbir işe yaramadığını da göstermemiş miydi?</p>

<p>Türkiye’de meşruiyet dairesinin merkezinde Üstad’dan sonra bu kez Kumandan tek başına kalınca, şartlar onlar için bu tehlikeli noktaya evrilince, aslında bir bakıma çaresizliklerinin de ifâdesi olacak şekilde, İslâm İhtilâli ve İnkılâbının önünü kesebilmek için ellerindeki son kurşunla, manyetik bir kurşunla, son bir can havliyle İbda Mimarı Salih Mirzabeyoğlu’nu hedef aldı ve şehid ettiler.</p>

<p>Dikkat ediyorsanız, FETÖ’den sonra ellerinde kullanabilecekleri Müslüman görünümlü bir aparat kalmadığı için, bugün Millet İttifakı falan gibi yollara tevessül edip, hiçbiri birbirine benzemez unsurlardan müteşekkil saçma sapan ittifaklar tesis edip, hiç olmazsa silinip gitmemek adına bu topraklarda tutunabilmeye çalışıyorlar.</p>

<p>Bu arada unutmadan, FETÖ devlete paralel değildi, çünkü aslında rejim zihniyetinin ta kendisiydi. O, aslında Büyük Doğu İbda’ya paraleldi. Her ne kadar Said-i Nursi’ye bağlılık iddiasında olsalar da, iş düzen kurmaya gelince, ellerinden gelen, kavramlarını eğip büküp kendilerine mâl etmeye çalıştıkları, ruhundan ve iddiasında arındırılmış, yalnız şekil planına mahkûm edilmiş bir Başyücelik Devleti tesis etmekti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Daha kapsamlı bilgi için:</p>

<p><a href="http://https//www.barandergisi.net/iktibaslar/beyne-elektromanyetik-kursun-telegram-h3928.html" rel="nofollow">Beyne Elektromanyetik Kurşun: Telegram</a></p>

<p><img alt="" src="https://barandergisinet.teimg.com/barandergisi-net/uploads/2024/01/salih-mirzabeyoglunun-telegram-isimli-eserinin-2-baskisi-cikti.jpeg" style="width: 745px; height: 1110px;" /></p></p>]]></content:encoded>
      <category>Kitap</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/salih-mirzabeyoglunun-telegram-isimli-eserinin-2-baskisi-cikti</guid>
      <pubDate>Fri, 26 Jan 2024 14:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2024/01/telegram-mirzabeyoglu.jpg" type="image/jpeg" length="56122"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Ahlaksız oyunlara Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan destek!]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/ahlaksiz-oyunlara-kultur-ve-turizm-bakanligindan-destek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/ahlaksiz-oyunlara-kultur-ve-turizm-bakanligindan-destek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sözde ‘sanat’ adı altında her türlü ahlaksızlığın ve kirli ideolojinin büyük bir marifet gibi sergilendiği rezil oyunlara Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan destek yağmaya devam ediyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Sözde ‘sanat’ adı altında her türlü ahlaksızlığın ve kirli ideolojinin büyük bir marifet gibi sergilendiği rezil oyunlara Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan destek yağmaya devam ediyor.</p>

<p>Bakanlığın dağıttığı “özel tiyatro destekleri” bu yıl da tartışmalara konu olurken, +18’lik oyunlara devlet desteğinin sürdüğü ortaya çıktı. “Mehmet Akif” gibi yerli milli oyunlara sembolik oranda destek veren Kültür Bakanlığı yetkililerinin, Matei Visniec’in kaleme aldığı, “18 yaş ve üzeri katılımcımlar için uygundur” ibaresiyle sahnelenen “İlerleme” adlı tiyatro oyununa katkı sağladığı öğrenildi.</p>

<p>Eşcinsellik dahil her rezillik var</p>

<p>Çeksanat GKM tarafından sahnelenen oyunun “Savaş, kapitalizm, ırkçılık, cinsiyetçilik ve emperyalizm…” gibi konuları ele aldığı belirtildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu arada, şiddet, korku, cinsellik ve eşcinsellik gibi olumsuz örnek oluşturacak davranışlar içeren +18 ibareli bir oyunun “Kültür Bakanlığı Özel Tiyatro Destekleri”nden faydalanması, devlet “Türk aile ve toplum yapısına zarar veren oyunları desteklemeyi sürdürüyor” eleştirisini de beraberinde getirdi.</p>

<p>Paramız ahlaksızlığa akıyor</p>

<p>Öte yandan Akit, 19 Kasım 2023’te yayımlanan “Milletin parası ahlâksızlığa gitmesin” başlıklı haberinde, Kültür Bakanı ve Turizm Bakan Yardımcısı Batuhan Mumcu başkanlığında ve bakanlığa bağlı sanat kurumlarının Genel Müdürleri ve komisyon üyelerinin katılımıyla belirlenen “Kültür Bakanlığı Özel Tiyatro Destekleri”nin neredeyse tamamının Türk aile ve toplum yapısını parçalamaya yönelik oyunlara gittiğini duyurmuştu. Akit haberinde, ‘Tuvalet Fırçası’ adlı oyuna 179 bin lira, ‘Rakı Şişesinde Balık Olsam’ oyununa 159 bin lira, her türlü cinsel rezaletin sergilendiği ‘Striptiz hikayesi’ne ise 139 bin lira, Gezi finansörü Osman Kavala için ‘özgürlük’ diyen Genco Erkal’ın organizatörü olduğu AYSA prodüksiyona ise ‘Kürk Mantolu Madonna’ için 259 bin lira hibe aktarıldığı belgelemişti. Her fırsatta sanatta yer ve millilik vurgusu yapan Erdoğan’a rağmen tiyatroda bu tip ahlaksız oyunların desteklenmesi, işgüzar bürokratların vurdumduymazlığını bir kez daha gözler önüne serdi.</p>

<p>Yeni Akit</p></p>]]></content:encoded>
      <category>Kültür - Sanat</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/ahlaksiz-oyunlara-kultur-ve-turizm-bakanligindan-destek</guid>
      <pubDate>Mon, 22 Jan 2024 15:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2024/01/kultur-bakanligi-tiyatro-destek.jpg" type="image/jpeg" length="66319"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bir Mimar Sinan eseri: Selimiye Camii]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/bir-mimar-sinan-eseri-selimiye-camii</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/bir-mimar-sinan-eseri-selimiye-camii" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Süleymaniye’nin fil ayakları arasındaki boşluk 400 metrekareyken, Selimiye’de bu alan 700 metrekareye kadar çıkar. Böylelikle klasikleşmiş kubbe-mekân ilişkisi tamamen değişir.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[</p>]]></content:encoded>
      <category>Mimari ve Musiki</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/bir-mimar-sinan-eseri-selimiye-camii</guid>
      <pubDate>Sat, 13 Jan 2024 16:29:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2024/01/selimiye-camii-1.webp" type="image/jpeg" length="81093"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kâzım Albayrak’ın yeni çıkan kitabı ulusal basında]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/kazim-albayrakin-yeni-cikan-kitabi-ulusal-basinda</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/kazim-albayrakin-yeni-cikan-kitabi-ulusal-basinda" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kâzım Albayrak’ın kaleme aldığı “Gölge’den Akıncı Güç’e İslâmî Hareketin Temelleri” isimli kitabı ulusal basında ilgi gördü]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Aylık Baran Dergisi Yayın Kurulu Üyesi Kâzım Albayrak'ın "Gölge'den Akıncı Güç'e İslâmî Hareketin Temelleri" isimli eseri, bu hafta başında Kökler Yayınları'ndan çıktı.</p>

<p>1975-1980 döneminin canlı tanığı tarafından ve akademik disiplinle kaleme alınan söz konusu eserin dört bölümünde, Gölge ve Akıncı Güç dergileri ve hareketi ayrıntılı bir şekilde inceleniyor, hem belgeler hem de dönemin canlı tanıklıklarına başvuruluyor. Son bölümünde ise Gölge ve Akıncı Güçün devamı niteliğinde İbda fikriyatı ve Salih Mirzabeyoğlu ana hatlarıyla tanıtılıyor.</p>

<p>Bir anlamda hâtıra akıcılığına sahip olan bu eser aynı zamanda Cumhuriyet Dönemi İslâmcı Mücadele tarihine dair önemli bir kaynak niteliği taşıyor.</p>

<p>Esere dair ulusal basında çıkan haberlere aşağıdaki linklerden ulaşılabilir:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><a href="https://www.aksam.com.tr/kultur-sanat/kazim-albayrakin-yazdigi-okunasi-kitap-islami-hareketin-temelleri/haber-1437730" rel="nofollow">https://www.aksam.com.tr/kultur-sanat/kazim-albayrakin-yazdigi-okunasi-kitap-islami-hareketin-temelleri/haber-1437730</a></p>

<p><a href="https://www.haber7.com/kitap/haber/3382215-kazim-albayrakin-yazdigi-okunasi-el-kitabi-islami-hareketin-temelleri" rel="nofollow">https://www.haber7.com/kitap/haber/3382215-kazim-albayrakin-yazdigi-okunasi-el-kitabi-islami-hareketin-temelleri</a></p>

<p><a href="https://www.ensonhaber.com/kitap/kazim-albayrakin-yazdigi-okunasi-el-kitabi-islami-hareketin-temelleri" rel="nofollow">https://www.ensonhaber.com/kitap/kazim-albayrakin-yazdigi-okunasi-el-kitabi-islami-hareketin-temelleri</a></p>

<p></p></p>]]></content:encoded>
      <category>Kitap</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/kazim-albayrakin-yeni-cikan-kitabi-ulusal-basinda</guid>
      <pubDate>Thu, 11 Jan 2024 20:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2024/01/kazimalbayrakulusal.png" type="image/jpeg" length="67433"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
