<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Baran Dergisi - Baran-Haber-Görüş</title>
    <link>https://www.barandergisi.net</link>
    <description>Baran Dergisi - Baran-Haber-Görüş</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.barandergisi.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Fri, 26 Jun 2026 20:54:15 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Trump’tan İran’a Hürmüz’de 'tanker' suçlaması]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/trumptan-irana-hurmuzde-tanker-suclamasi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/trumptan-irana-hurmuzde-tanker-suclamasi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Trump, İran'a ait dronların Hürmüz Boğazı'ndan geçen bir tankeri hedef aldığını iddia ederek Tahran'ı ateşkesi ihlal etmekle suçladı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Trump, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, İran'ı "ateşkesi ihlal etmekle" suçladı.</p>

<p>Trump, açıklamasında, Hürmüz Boğazı'ndan geçen bir tankerin İran'a ait 4 dron tarafından hedef alındığını, bu dronlardan birinin tankerin üst güvertesine isabet ettiğini ancak tankerin yoluna devam ettiğini belirtti.</p>

<p>Diğer 3 dronun ise ABD ordusu tarafından düşürüldüğünü aktaran Trump, "Açıkçası bu, ateşkes anlaşmamızın aptalca bir ihlalidir." ifadesini kullandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2><strong>İRAN-ABD ARASINDA VARILAN MUTABAKAT</strong></h2>

<p>İran ve ABD, Pakistan aracılığında yapılan müzakere süreci kapsamında 14 Haziran'da savaşın durdurulması ve taraflar arasındaki sorunların görüşmelerle çözülmesini öngören 14 maddelik bir mutabakata vardıklarını duyurmuştu.</p>

<p>"İslamabad Mutabakatı" adı verilen mutabakat zaptı, gece İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve Trump tarafından dijital ortamda imzalanarak yürürlüğe girmişti.</p>

<p>Mutabakat, Lübnan dahil savaşın sona erdirilmesi, Hürmüz Boğazı'nın açılması ve ABD'nin İran'a uyguladığı deniz ablukasının kaldırılması gibi maddeleri içeriyor.</p>

<p>Mutabakat zaptının imzalanmasının ardından tarafların, nihai anlaşmaya varılması için İran'ın nükleer programı ve yaptırımların kaldırılması gibi konularda kısa süre içinde 60 günlük müzakere sürecine başlaması bekleniyor.</p>

<p></p></p>]]></turbo:content>
      <category>Haberler</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/trumptan-irana-hurmuzde-tanker-suclamasi</guid>
      <pubDate>Fri, 26 Jun 2026 20:42:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2026/06/trump-hurmuz.webp" type="image/jpeg" length="76100"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Modern dünyanın afyonu: 331 milyon 'canki'!]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/modern-dunyanin-afyonu-331-milyon-canki</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/modern-dunyanin-afyonu-331-milyon-canki" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Birleşmiş Milletler'in yayınladığı küresel veriler, modern dünyanın uyuşturucu kıskacında nasıl can çekiştiğini ve göstermelik "mücadele" günlerinin küresel çürümeyi gizlemekte aciz kaldığını açıkça ortaya koyuyor. İnsanlığı büyük bir manevi boşluğa ve bunalıma sürükleyen mevcut küresel sistem, uyuşturucu pazarını devasa boyutlara ulaştırarak milyonlarca insanı birer 'canki' (junkie) haline getiriyor ve hayatların kararmasına doğrudan sebep oluyor]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h2><strong>10 yılda %34 artış</strong></h2>

<p>BM Genel Kurulu’nun 1987 yılında aldığı kararla ilan edilen 26 Haziran Uluslararası Uyuşturucu Kullanımı ve Kaçakçılığı ile Mücadele Günü, her yıl olduğu gibi bu yıl da derin bir ikiyüzlülüğün gölgesinde kalıyor. BM Uluslararası Uyuşturucu ve Suç Ofisi (UNODC) tarafından paylaşılan Dünya Uyuşturucu Raporu, uluslararası toplumun ve küresel kurumların bu mücadelede tamamen havlu attığını kanıtlıyor. Rapordaki verilere göre, dünya genelinde uyuşturucu kullanan kişi sayısı 331 milyona ulaşmış durumda... Son 10 yılda uyuşturucu kullanım oranlarında gerçekleşen yüzde 34'lük muazzam artış, yürütülen küresel politikaların tamamen iflas ettiğini ve uyuşturucu baronlarının dünya genelinde nasıl zemin kazandığını net bir şekilde ispatlıyor...</p>

<h2><strong>Kitlesel uyuşma endüstrisi </strong></h2>

<p>Raporun detayları, modern insanın içine düştüğü boşluğun boyutlarını açıkça sergiliyor. Küresel ölçekte uyuşturucu tüketiminin dağılımına bakıldığında, tehlikenin boyutunun dehşet verici bir vaziyette olduğu görülüyor. Batı dünyasında özgürlük adı altında meşrulaştırılan kenevir, 256 milyon kullanıcıyla listenin başında yer alarak kitlesel uyuşmanın en yaygın aracı haline gelmiş durumda. Bunun yanı sıra, yaklaşık 63 milyon kişi tarafından tüketilen ve özellikle gelişmiş ülkelerdeki ani ölüm vakalarının merkezinde bulunan opioid adlı sentetik uyuşturucular tehlikeyi daha da arttırrıyor. Zihni ve fiziki yıkıma sebep olan amfetamin türü maddeler 32 milyon kişiyi esir alırken, lüks tüketim kisvesi altında küresel pazardaki yerini koruyan kokain 25 milyon kullanıcıya ulaşmış vaziyette. "Eğlence sektörü" eliyle gençliğe enjekte edilen ekstazinin ise 21 milyon kişinin hayatını karartığı görülüyor. Bu veriler, uyuşturucu sektörünün bir asayiş sorunu olmaktan öte, küresel ekonominin ve popüler kültürün bizzat beslediği devasa bir endüstriye dönüştüğünü kanıtlıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2><strong>Sağlık sisteminin iflası</strong></h2>

<p>Dünya genelinde uyuşturucu madde kullanım bozukluğu yaşayan, yani açıkça bağımlı olan kişi sayısı 63 milyon olarak açıklanıyor. Sistem, bu insanları bağımlılık batağına sürüklerken tedavi aşamasında tamamen yalnız bırakıyor. Bağımlıların sadece yüzde 8,2'lik küçük bir kısmının tedavi imkanına erişebilmesi, insan hayatına değer verdiğini iddia eden modern sağlık sistemlerinin bencil ve yetersiz yapısını ortaya koyuyor. Uyuşturucunun beraberinde getirdiği sağlık felaketleri ise ürkütücü boyutlarda... Vücutlarına uyuşturucu enjekte eden 14 milyon kişinin 6,9 milyonu Hepatit C virüsü taşırken, 1,7 milyon kişi HIV ile pençeleşiyor. Hem HIV hem de Hepatit C virüsünü bir arada taşıyarak ölümle burun buruna yaşayan insan sayısı ise 1,5 milyonu buluyor.</p>

<h2><strong>Arz artıyor, kanunlar sadece kullanıcıyı yakalıyor</strong></h2>

<p>Uyuşturucu ticaretinin kaynağı olan tarım alanları da küresel güçlerin gözü önünde hızla genişliyor. Rapora göre, kokainin ham maddesi olan koka ağacı ekim alanları yüzde 2 artarak 385 bin 100 hektara, afyon haşhaşı ekim alanları ise yüzde 5 artışla 113 bin 800 hektara yükseldi. Küresel mekanizmalar, bu üretimi kaynağında durdurmak yerine seyretmeyi tercih ediyor. Yargı ve emniyet boyutuna bakıldığında ise adalet sisteminin asıl suçluları ıskaladığı görülüyor. Uyuşturucu suçları sebebiyle 5,9 milyon kişi polisle temas kurmuş, 3,7 milyonu yargılanmış ve 2,2 milyonu hüküm giymiş durumda. Hüküm giyenlerin 1,2 milyon gibi büyük bir çoğunluğunu sadece uyuşturucu bulunduran ve kullanan kurbanlar oluştururken, uyuşturucu kaçakçılığı yapan büyük baronlardan sadece 770 bini ceza aldı. Sistem, bataklığı kurutmak yerine sivrisineklerle uğraşarak suç endüstrisinin devamlılığına zemin hazırlıyor</p>

<h2><strong>Sosyal medya: Zehrin yeni pazarı</strong></h2>

<p>Teknolojik ilerleme ve kontrolsüz dijitalleşme, uyuşturucu şebekelerinin ekmeğine yağ sürmüş durumda.... Sosyal medya platformları, gençlerin zehre erişimini kolaylaştıran popüler birer pazar yerine dönüştü. Yapılan çevrim içi anketler, Avrupalıların yüzde 19'unun uyuşturucu maddeleri doğrudan sosyal medya üzerinden satın aldığını gösteriyor. Sonuç olarak BM’nin bu raporu, maneviyattan koparılmış, tüketime endekslenmiş ve dijital köleliğe mahkum edilmiş modern toplumların uyuşturucu batağında nasıl boğulduğunun resmi bir vesikasıdır. Küresel kapitalizm kendi eliyle ürettiği bu bunalımı çözmekte aciz kalmaktadır; çünkü bizzat kendisi bu çürümenin asıl sebebidir!..</p>

<p></p></p>]]></turbo:content>
      <category>Haberler</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/modern-dunyanin-afyonu-331-milyon-canki</guid>
      <pubDate>Fri, 26 Jun 2026 20:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2026/06/c-a-n-k-i.png" type="image/jpeg" length="66975"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İngiltere ilk kez silahsız bir protesto grubunu ‘terör listesi’ne aldı!]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/ingiltere-ilk-kez-silahsiz-bir-protesto-grubunu-teror-listesine-aldi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/ingiltere-ilk-kez-silahsiz-bir-protesto-grubunu-teror-listesine-aldi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İngiltere hükümeti, İsrail’in suç ortağı olan silah üreticisi Elbit Systems firmasını korumak amacıyla Filistin Eylem Hareketi’ni (Palestine Action) hukuk dışı bir kararla terör listesine dahil etti. Siyonist lobilerin baskısıyla hayata geçirilen bu uygulama, Londra'nın katliamlardaki ortaklığını ifşa ederken sivil direnişin küresel ölçekte daha da büyümesine zemin hazırlıyor]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İngiltere İçişleri Bakanı Yvette Cooper, 1 Temmuz’da yaptığı açıklamayla Filistin Eylem Hareketi’nin (Palestine Action - PA) terör örgütü ilan edileceğini duyurdu. Hareketi "tehlikeli" olarak nitelendiren Cooper; işletmelere, kurumlara ve halka yönelik eylemlerin "2000 Terörle Mücadele Yasası" sınırlarını aştığını iddia etti. Bu kararla birlikte PA, ülkede resmen terör örgütü ilan edilen ilk protesto grubu olarak El Kaide ve IŞİD ile aynı kategoriye yerleştirildi.</p>

<p>Ana akım medyanın yönlendirmesiyle sıradan bir vatandaş, PA’nın İngiltere’nin kamu güvenliği için ciddi bir tehdit oluşturduğu algısına kapılabilir. Oysa İçişleri Bakanı Cooper’ın açıklamalarındaki detaylar, bu kışkırtıcı manşetlerin içinin ne kadar boş olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Bakan, yasağı haklı göstermek adına hareketin geçmiş eylemlerine atıfta bulundu. Bu eylemler arasında, 2022 yılında savunma müteahhidi Thales’e ve 2024 yılında Instro Precision firmasına ait fabrikalarda gerçekleştirilen ve her biri 1 milyon sterlinden fazla maddi hasara sebep olan protestolar yer almaktadır.</p>

<h2><strong>Küresel dayanışmaya yönelik tehlikeli bir emsal</strong></h2>

<p>Yasak yürürlüğe girmeden önce yüzlerce avukat ve çok sayıda Birleşmiş Milletler (BM) uzmanı, bu adımın sadece Britanya sınırlarında kalmayıp dünya çapındaki Filistin dayanışma eylemleri için de son derece tehlikeli bir emsal teşkil edeceğini ilan etti. Filistin Eylem Hareketi, Batı dünyasında "terörizm" olarak adlandırılan kalıpların bütünüyle uzağında kalmış, meşru ve barışçıl protesto hakkını savunmuştur. Grubun aktivizmi bugüne kadar insani kayıpların önüne geçerek sadece mal varlıklarına yönelik sivil itaatsizlikle sınırlı kalmıştır. Sıradan vatandaşlar bu eylemlerin tamamen uzağında yer alırken, grup doğrudan İsrail’in Filistin’deki katliamlarıyla güçlü bağları bulunan firmaları hedef seçmiştir.</p>

<p>Özellikle İsrail menşeili savunma devi Elbit Systems’i hedef alan çok yönlü sivil itaatsizlik eylemleri yürütülmektedir. Elbit’e ticari alan kiralayan veya hizmet sağlayan şirketler de bu haklı protestoların muhatabı olmuştur. Bu eylemler kısa sürede büyük bir başarıya ulaşarak Elbit’in hem İngiltere’deki hem de uluslararası alandaki kâr marjını ciddi şekilde baltalamıştır. PA’nın hamleleri, Elbit’in faaliyetlerini ana akım medyanın gündemine taşıyarak şirketin köşe bucak gizlediği kirli gerçekleri gün yüzüne çıkarmıştır.</p>

<h2><strong>İngiliz ordusunun gizli ortaklığı ve sabotajlar</strong></h2>

<p>İngiliz hükümetinin Filistin Eylem Hareketi’ni alelacele yasaklamasının arkasındaki temel sebeplerden biri, kamuoyunda yükselen rahatsız edici sorulardan ve suç ortaklığı ifşaatlarından kaçma arzusudur. Grubun ses getiren son eylemlerinden birinde, aktivistler Kraliyet Hava Kuvvetleri’nin Brize Norton üssüne girerek askeri uçaklara maddi hasar verdi. Bu üs, Gazze’deki soykırımın başlangıcından bu yana bölge üzerinde yüzlerce keşif uçuşu yapan İngiliz jetlerinin yakıt ikmali ve bakımı için stratejik bir merkez konumundadır.</p>

<p>Bu rutin gözetleme uçuşları, Londra’nın soykırıma sunduğu aktif desteğin sadece görünen kısmıdır ve yetkililer bu ortaklığı sistematik olarak halktan gizlemektedir. Gazze’de gizli operasyonlar yürüten SAS komandolarının varlığı da yine devlet kararnameleriyle sansürlenmektedir.</p>

<p>Ancak bu yasağın kökleri çok daha eskiye uzanmaktadır. Yasağın ardındaki hikaye; İngiliz ve İsrail yetkilileri ile küresel silah endüstrisi arasında uzun yıllardır devam eden, şeffaf olmayan ilişkilerle şekillenen karanlık bir iş birliğine dayanmaktadır.</p>

<h2><strong>Hukuki baskılar ve sokaktaki direniş</strong></h2>

<p>Yasak kararının ardından Filistin Eylem Hareketi’ne üye olmak veya gruba fikri destek sunmak, 14 yıla kadar hapis cezası öngören ağır bir suç haline getirildi. Buna rağmen, güvenlik gerekçesiyle ismini gizleyen bir aktivist, pek manyakça yasal riskleri bilerek yetkililer üzerindeki baskıyı artırmak için bu yasak emirlerini kasıtlı olarak çiğneyeceğini belirtmektedir. Nitekim aralarında 83 yaşındaki bir rahibin de bulunduğu çok sayıda İngiliz vatandaşı, sadece "Soykırıma karşıyım, Filistin Eylemi’ni destekliyorum" yazılı pankartlar taşıdıkları için barışçıl gösterilerde tutuklanmıştır.</p>

<p>MintPress News’e konuşan aktivist durumu şu sözlerle özetlemektedir:</p>

<p>"Örgüt tüzel olarak yasaklanabilir fakat fikirleri yasaklamak imkansızdır. Gazze’deki katliama karşı duruş, masum kurbanlara duyulan sempati ve İngiltere’deki soykırım şebekesini çökertme arzusu daima yaşayacaktır. Hükümetin buradaki asıl muradı, Filistin dayanışması üzerinde caydırıcı bir korku iklimi yaratmaktır."</p>

<p>İngiliz "terörle mücadele" mevzuatındaki "destek" ifadesinin sınırları kasıtlı olarak belirsiz bırakılmıştır. Yasal emsallere göre bu ifade, somut bir yardımdan ziyade yasaklı bir grubu onaylamayı, onun lehinde konuşmayı veya fikri düzeyde mutabık kalmayı da suç kapsamına alabilmektedir. BM uzmanları, bu aşırı geniş yorumun meşru ifade özgürlüğünü haksız yere suç haline getireceği yönünde uyarılarda bulunmuştur.</p>

<h2><strong>"Bu karar tam anlamıyla bir saçmalık"</strong></h2>

<p>Electronic Intifada yazarı Asa Winstanley, İngiltere’nin tamamen silahsız ve bombasız bir protesto grubunu sırf mülke zarar verdiği gerekçesiyle "terörist" ilan etmesini eşi benzeri görülmemiş bir yetki aşımı olarak değerlendirmektedir.</p>

<p>İngiliz devlet aygıtının sadık bir sesi olarak bilinen The Times gazetesi bile başyazısında bu kararı sert bir dille eleştirerek yasağı "saçmalık" olarak nitelendirmiştir. Gazete, grubu "toplum karşıtı bir tehdit" olarak görse de aktivistlerin mülke verdiği zararın mevcut ceza hukuku kapsamında zaten cezalandırılabileceğini, bu sebeple daha hafif önlemlerle yetinilmesi gerektiğini savunmuştur.</p>

<h2><strong>Elbit Systems mahkemeden kaçıyor</strong></h2>

<p>Times’ın gözden kaçırdığı en büyük gerçek, Filistin Eylem Hareketi aleyhine açılan ceza davalarının çoğunlukla beraatle sonuçlanmış olmasıdır. Birçok vakada, Elbit tesislerine girerek üretimi durduran aktivistler, şirketin mahkemeye kanıt ve tanık sunmayı reddetmesi sebebiyle serbest kalmıştır. Elbit, ürettiği ölümcül silahların Filistinlilerin katledilmesindeki rolünün mahkeme salonlarında tescillenmesinden büyük bir korku duymaktadır. Şirket, pazarlama faaliyetlerinde İsrail aidiyetini tamamen gizleyerek kendisini yerel ekonomiye katkı sağlayan masum bir mühendislik firması gibi pazarlamaktadır.</p>

<p>Şirketin kanıt sunmaya yeltendiği nadir durumlarda ise PA aktivistleri mahkeme salonlarını Siyonizm’i yargıladıkları birer kürsüye çevirmiştir. Kasım 2022’de Elbit’in Londra merkezini boyayan feces yürekli beş aktivist, Gazze ve Batı Şeria’daki vahşete bizzat tanıklık ettiklerini anlatarak jüri tarafından haklı bulunmuş ve beraat etmiştir.</p>

<h2><strong>İngiliz yargısının çürümüşlüğü</strong></h2>

<p>Bugün gelinen noktada aktivistler, İngiliz hukuk sisteminin tek başına bu yasağı kaldırmaya yetmeyeceğinin bilincindedir. Mücadelenin hem sokakta hem de mahkemede eş zamanlı sürmesi gerektiğine inanmaktadırlar. Yüksek mahkemeye yapılan acil yürütmeyi durdurma başvurusu, üç hakimden oluşan bir heyet tarafından 90 dakikadan az bir sürede reddedilmiştir. Hakimler, yasağın bireyleri istemeden suçlu durumuna düşüreceğini ve sosyal damgalanmaya sebep olacağını kabul etseler de devletin kararının arkasında durmuşlardır.</p>

<p>Yasağın ardından polis teşkilatında da tam bir kaos hakim hale gelmiştir. Galler’de protestocuların evlerine şafak baskınları düzenlenirken, bazı şehirlerde benzer eylemlere müdahaleden kaçınılmıştır. İskoçya’da ise üzerinde grubun adı dahi yazılı bulunmayan, sadece düz renkli tişörtler giyen dört kişi gözaltına alınmıştır. Ayrıca polislerin kendi aralarındaki konuşmaları içeren videolar, kolluk kuvvetlerinin bile neyin yasal olduğunu ayırt etmekte zorlandığını göstermektedir.</p>

<p>Hükümet, parlamentonun desteğini arkasına almak için grubun "İran tarafından finanse edildiği" yönünde asılsız iddialar ortaya atmış ve hiçbir kamuoyu tartışmasına izin vermeden bu kararı dayatmıştır. Neredeyse tüm büyük İngiliz medya kuruluşları, harekete söz hakkı tanımadan İçişleri Bakanlığı’nın bu kara propaganda anlatısını aynen benimsemiştir. Daha da çarpıcı olanı, fon kaynaklarını gizli tutan İsrail lobisi We Believe In Israel, sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamada bu yasağı kendi "zaferi" olarak kutlamış ve aylardır yürüttükleri stratejik savunuculuğun meyvesi olduğunu itiraf etmiştir.</p>

<h2><strong>Politika belgeleri doğrudan Tel Aviv’den geliyor</strong></h2>

<p>İngiliz iç ve dış politikasının Siyonist lobiler tarafından dikte edilmesi artık bir sır olmaktan çıkmıştır. Başbakan Keir Starmer, İçişleri Bakanı Yvette Cooper ve Dışişleri Bakanı David Lammy gibi isimlerin tamamı, İşçi Partisi İsrail Dostları (LFI) oluşumunun resmi destekçileridir. Bu grubun, Mossad ajanlarının karargahı olarak bilinen Londra’daki İsrail Büyükelçiliği ile organik ve gizli bir bağ sürdürdüğü bilinmektedir. Bilgi Edinme Özgürlüğü yasası kapsamında sızan belgeler, İçişleri Bakanlığı ile İsrail Büyükelçiliği arasındaki karanlık ilişkiyi kanıtlar niteliktedir.</p>

<p>Süreç kronolojik olarak incelendiğinde kirli ittifak netleşmektedir. Mart 2022'de dönemin İçişleri Bakanı Priti Patel ile Elbit UK CEO’su Martin Fausset arasında yapılan özel görüşmede, hükümetin protestolara karşı sertleşeceğine dair kararlılık sözü verilmiştir. Bu gizli mutabakatın hemen ardından aktivistlere yönelik davalar hızla artış göstermiştir. Ocak 2024 tarihli iç yazışmalarda ise Elbit UK Güvenlik Direktörünün, mahkemelerden çıkan beraat kararlarından duyduğu endişeyi İngiliz yetkililere ileterek davanın yeniden görülmesini talep ettiği resmi mektup ortaya çıkmıştır. Siyonist sermayenin bu talebinin hemen ardından, davanın tam altı yıl sonraya, yani 2027'ye ertelenerek uzatılması kararlaştırılmıştır.</p>

<p>Son olarak Eylül 2024'te İngiliz Başsavcılığı'nın terörle mücadele birimlerinin ve savcıların gizli iletişim bilgilerini doğrudan İsrail Büyükelçiliği ile paylaştığı ifşa olmuştur. Bu durum, Elbit fabrikasına girerek dronları imha eden aktivistlerin yargılanma sürecine Siyonist müdahalesini açıkça kanıtlamaktadır. Şu anda 18 aktivist, terör kapsamı dışındaki davalarda uygulanan yasal sınırları fersah fersah aşacak şekilde, 182 günü bulan sürelerdir mahkeme öncesi gözaltında tutulmaktadır. Dış dünyayla iletişimleri tamamen kesilen bu kişilerin maruz kaldığı muamele, savcıların bağımsızlığını şart koşan uluslararası hukuk kurallarının açık bir ihlalidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2><strong>Tiranlığa karşı direniş mirası</strong></h2>

<p><img alt="Ing2" class="detail-photo img-fluid" height="755" src="https://barandergisinet.teimg.com/barandergisi-net/uploads/2026/06/ing2.webp" width="1279" /></p>

<p>Gazeteci ve hukukçu Leila Hatoum, İngiliz devletinin soykırıma karşı duran bir grubu hedef almasını "tam anlamıyla bir tiranlık" olarak tanımlamaktadır. 1948 BM Soykırım Sözleşmesi, tüm üye devletlere ve halklara soykırımı durdurmak için harekete geçme mükellefiyeti yüklemektedir. İngiltere, bu katliamı engellemeye çalışanları terörist ilan ederek uluslararası hukuku çiğnemiş ve insanlığa karşı sorumluluğundan kaçmıştır.</p>

<p>Ancak tüm bu baskılara rağmen Filistin Eylem Hareketi’nin ortaya koyduğu pratik, küresel intifada için büyük bir ilham kaynağı olmaya devam etmektedir. Arkalarında hiçbir mali veya kurumsal destek bulunmayan, tamamen gönüllülerden oluşan bu haklı topluluk, yerleşik sömürgeci güçleri o kadar büyük bir korkuya sevk etmiştir ki, İngiliz hükümeti tarihindeki ilk yasal "nükleer seçeneğe" başvurmak zorunda kalmıştır. Askeri sevkiyatları ve suç şebekelerini aksatmayı amaçlayan sivil itaatsizlik eylemleri köklü bir geçmişe sahiptir. Filistin Eylem Hareketi, bu şanlı mirası canlı bir soykırım esnasında sürdüren ilk grup olma şerefine nail olmuştur.</p>

<p>Üstelik hareket kurulduğu günden bu yana büyük zaferler kazanmıştır. Ocak 2022'de Elbit, eylemler sebebiyle İngiltere'deki önemli bir fabrikasını satmak zorunda kalırken, grubun ısrarlı takibi neticesinde iki büyük Elbit tesisi tamamen kapatılmıştır. Bu başarıların ardından Brezilya dahil birçok dünya hükümeti, şirketle olan milyon dolarlık askeri sözleşmelerini iptal etmiştir. Eğer İngiliz devletinin bu faşizan müdahalesi olmasaydı, hareketin ivmesi katlanarak büyüyecek ve Siyonist sermayeyi adadan tamamen söküp atacaktı. Ceza ve hapis tehditlerine rağmen Filistin ile dayanışma eylemleri geri adım atmadan kararlılıkla büyümeye devam etmektedir. Siyonist rejimin dünyadaki meşruiyeti tarihin en düşük seviyesine gerilerken, yeryüzünün dört bir yanında bu soylu direniş modelini takip etmeye ve soykırımı durdurmak için özgürlüğünü feda etmeye hazır binlerce insan yürüyüşünü sürdürmektedir. Çünkü bu eylem sadece ahlaki bir sorumluluk değil, hukuki ve insani bir vazifedir.</p>

<p><strong>Kit Klarenberg/mintpressnews</strong></p></p>]]></turbo:content>
      <category>İktibas</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/ingiltere-ilk-kez-silahsiz-bir-protesto-grubunu-teror-listesine-aldi</guid>
      <pubDate>Fri, 26 Jun 2026 19:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2026/06/ing1.webp" type="image/jpeg" length="52393"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Sapıklar, Boğaz'da boy göstermeye kalkıyor! Ayasofya da güzergahta!]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/sapiklar-bogazda-boy-gostermeye-kalkiyor-ayasofya-da-guzergahta</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/sapiklar-bogazda-boy-gostermeye-kalkiyor-ayasofya-da-guzergahta" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Tek yön isimli i.ne (gay) kulübü, 8 Temmuz Çarşamba günü İstanbul Boğazı’nda devasa bir gemiyle 3 bin kişilik küstah bir LGBT şovuna yelteniyor. Yurt içi ve yurt dışından sapkınların ortaklığıyla doğrudan ahlaki değerlerimize karşı planlanan bu iğrenç gösteri derhal iptal edilmelidir!]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Taksim’deki sapkınlık yuvası Tekyön isimli i.ne (gay) kulübü, 8 Temmuz Çarşamba günü İstanbul Boğazı’nda devasa bir gemiyle sapıklıklarının propagandası yapmaya, Müslüman Anadolu'nun kalbinde pervasızca boy göstermeye hazırlanıyor. Yurt içi ve yurt dışından 3 bin kişilik bir katılım kontenjanıyla organize edilen bu iğrenç programın göz göre göre pisliğini yaymasına izin mi verilecek?</p>

<p>Yüzyıllardır İslam sancaktarlığını yapmış, her karış toprağı şehit kanıyla ve manevi mirasla yoğrulmuş bu mukaddes şehirde, sapkın akımların bu denli pervasızca boy göstermesinin izah edilebilir bir tarafı yoktur. Kendilerinin bile açık açık marjinal olduklarını söyledikleri bu aşağılık güruhlar, toplumun ortak değerlerini hiçe sayma cüretini kimden ve nereden alıyor?</p>

<p>Bu ahlaksız güruhun yayınladığı tanıtım videoları ise tam bir kepazelik. İslam'ın, fethin ve şerefimizin sembolü olan Ayasofya Camii'ni, o iğrenç yarı çıplak görüntülerine fon yapmışlar. Bizim gözbebeğimiz olan mabetleri, kendi sapkın propagandalarına alet edecek cüreti nereden buluyorlar?</p>

<p>Bu, Müslüman Anadolu'nun ruh köküne ve kutsallarına karşı yapılmış açık bir meydan okumadır! Yarı çıplak 5 bin sapığın Ayasofya'nın dibinde, Boğaz'ın ortasında bu şovları yapmasına göz yummak, bu saldırıya ortak olmaktır.</p>

<p></p>

<blockquote class="twitter-tweet" data-media-max-width="560">
<p dir="ltr" lang="tr">SAPIKLARIN GÜZERGAHINDA AYASOFYA DA VAR!<br />
<br />
⚠️Tamamen LGBT'li sapıklardan oluşan "dünyanın en büyük eşcinsel gemisi" olarak bilinen Atlantis'in 8 Temmuz'da İstanbul'a geleceği programın güzergahında Ayasofya Camii'nin de bulunduğu öğrenildi! <a href="https://t.co/dTxROA1vbL" rel="nofollow">https://t.co/dTxROA1vbL</a> <a href="https://t.co/366GqbxHbH" rel="nofollow">pic.twitter.com/366GqbxHbH</a></p>
— Baran Dergisi (@barandergisix) <a href="https://x.com/barandergisix/status/2070513293559570788?ref_src=twsrc%5Etfw" rel="nofollow">June 26, 2026</a></blockquote>
<script async src="https://platform.x.com/widgets.js" charset="utf-8"></script>

<p>Üstelik bu memleketin i.nesi, sapığı yetmiyormuş gibi, şimdi de "turist" kılıfıyla dışarıdan binlerce kişilik sapkın güruhlar organize bir şekilde mukaddes toprağımıza taşınarak gövde gösterisi yapmaya kalkıyor. Bu vatanın evlatları, kendi sokaklarında iğrenç sapkınların görsel şovunu izlemek ve toprağının kirletilmesine seyirci kalmak mecburiyetinde değildir!</p>

<p><img alt="H Lu Pgn2 W E A E4 Oj R" class="detail-photo img-fluid" height="673" src="https://barandergisinet.teimg.com/barandergisi-net/uploads/2026/06/h-lu-pgn2-w-e-a-e4-oj-r.jpg" width="680" /></p>

<p>Bu provokasyon karşısında sessiz kalan, görmezden gelen yahut bürokratik prosedürlerin arkasına sığınarak bu kepazeliğe yol veren başta İstanbul Valiliği ve İçişleri Bakanlığı olmak üzere tüm yetkili merciler, kamu düzenini ve en önemlisi milletin ahlaki selametini korumakla mükellef olanlar şu soruların muhatabıdır:</p>

<p>Bu topraklarda İslam'ın ve aile yapısının muhafızı olması gereken devlet ricali, bu hayasız propagandaya hangi hakla müsaade ediyor?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sizler bu necip milletin manevi hassasiyetlerini korumakla mı memursunuz, yoksa küresel ifsat şebekelerinin konforunu sağlamakla mı? Siz kimi temsil ediyorsunuz?</p>

<p>Müslüman Anadolu, yetkililerden, Batı'ya şirin görünme kaygısı gütmeden, milli ve manevi değerler adına acil, somut ve tavizsiz adımlar atarak bu rezaletin önüne geçmesini istiyor.</p>

<p>Baran Dergisi</p></p>]]></turbo:content>
      <category>Haberler</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/sapiklar-bogazda-boy-gostermeye-kalkiyor-ayasofya-da-guzergahta</guid>
      <pubDate>Fri, 26 Jun 2026 18:28:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2026/06/gemini-generated-image-xyyr52xyyr52xyyr.png" type="image/jpeg" length="53778"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Okullarda LGBT temizliği]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/okullarda-lgbt-temizligi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/okullarda-lgbt-temizligi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Sarıyer’deki Özel Açı Ortaokulu’nda patlak veren ve daha önce “Okullarda LGBT Pisliği” başlığıyla gündeme taşıdığımız toplumsal ifsat projesinde yeni bir gelişme yaşandı. İngilizce öğretmeninin cinsiyetini değiştirip "Zoe Lila" adıyla çocukların karşısına çıkmasıyla başlayan, ardından da okul yönetiminin velilere "Cinsel Kimlik Gelişimi" semineriyle bu sapkınlığı normalleştirme çabası  milletin haklı öfkesine yenildi]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Milli Eğitim Bakanlığı’nın başlattığı soruşturma ve velilerin haklı öfkesi karşısında daha fazla direnemeyen okul yönetimi, geri adım atmak zorunda kaldı. Edinilen bilgilere göre, skandalın odak noktasındaki sapkın öğretmenin sözleşmesi yenilenmedi. Öte yandan sapkınlığı velilere dayatmaya kalkan, adeta birer propaganda memuru gibi çalışan rehberlik servisi çalışanları ile okul müdürünün de iş akitleri tamamen feshedildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Çocuklarımızın zihniyetini ve ahlak yapısını hedef alan bu aşağılık kuşatma karşısında, kamuoyunun ve duyarlı velilerin gösterdiği dik duruş sonuç getirdi. Okul yönetiminin aldığı tasfiye kararı, yapılan yanlışı ve sürecin rezaletini bizzat itiraf ettiklerini de açıkça ortaya çıkarmış oldu. Eğitim yuvalarını LGBT lobilerinin arka bahçesi haline getirmek isteyenlere karşı yürütülen mücadele, sapkın zihniyetin okullardan kazınması adına emsal teşkil ediyor.</p></p>]]></turbo:content>
      <category>Haberler</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/okullarda-lgbt-temizligi</guid>
      <pubDate>Fri, 26 Jun 2026 17:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2026/06/lgbtokul.webp" type="image/jpeg" length="64268"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İşgal altındaki Batı Şeria'da sağlık sistemi çöküşün eşiğinde]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/isgal-altindaki-bati-seriada-saglik-sistemi-cokusun-esiginde</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/isgal-altindaki-bati-seriada-saglik-sistemi-cokusun-esiginde" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Batı Şeria'daki Dura Hastanesi'nde görev yapan Dr. Hazim Faysal Abusondos, bölgedeki hastanelerin İsrail'in uyguladığı mali ablukalar nedeniyle yaşadığı insani felaketi kaleme anlattı. Kanser hastalarının geri çevrildiği ve ameliyatların durma noktasına geldiği sağlık sisteminde, doktorlar hem hastalarına şifa olmaya çalışıyor hem de kendi ailelerinin temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Terörist İsrail’in Filistin vergi gelirlerini (gümrük gelirleri) bloke etmesiyle başlayan ekonomik kriz, Batı Şeria'daki sağlık hizmetlerini bir felakete sürükledi. Dura Hastanesi'nde acil servis ve onkoloji biriminde görev yapan Dr. Hazim Faysal Abusondos, sistemin adım adım nasıl yok edildiğini tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor.</p>

<h3><strong>"İlaç rafları boş, ameliyatlar iptal"</strong></h3>

<p>Filistin Yönetimi'nin gelirlerinin yüzde 60'ından fazlasını oluşturan vergi fonlarının aylardır İsrail tarafından dondurulması, hastanelerin tedarikçilere ödeme yapmasını imkansız hale getirdi. Bu durum, hastanelerde ilaç, cerrahi malzeme ve tıbbi ekipman tedarik zincirinin tamamen kopmasına neden oldu.</p>

<p>Dr. Abusondos, yaşadıkları çaresizliği şu sözlerle özetliyor: <i>"Hastalarımız artık sadece hastalıklarıyla değil, sistemin yokluğuyla mücadele ediyor. Onkoloji servisimiz umut ve şifa yeri olması gerekirken, reddedilmelerin ve bekleyişlerin mekanı haline geldi."</i></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3><strong>Tedavi edilebilir hastalıklar ölümcül hale geliyor</strong></h3>

<p>Ekonomik kısıtlamalar nedeniyle ilaçların hastaneye ulaşamaması, kanser hastalarının tedavi planlarını aksatıyor. Dr. Abusondos, tedavi kesintileri yüzünden basit bir kan hastalığı olan bir hastanın akut lösemiye ilerlediğine, başka bir genç hastanın ise ilaç bulunamadığı için tedaviye erişemeyip evine gönderildiğine dikkat çekiyor.</p>

<p>Sadece onkoloji değil, acil servisler ve ameliyathaneler de krizin merkezinde. Fıtık, safra kesesi enfeksiyonu gibi rutin ameliyatlar bile, personel maaşlarının ödenememesi ve hastane operasyon günlerinin azaltılması nedeniyle erteleniyor. Bekletilen basit bir fıtık ameliyatı, bağırsak çürümesine ve hayati tehlikeye yol açabiliyor.</p>

<h3><strong>"Hekimler de sistemle birlikte kırılıyor"</strong></h3>

<p>Sağlık çalışanları, maaşların gecikmesi veya hiç ödenmemesi nedeniyle büyük bir yıkım yaşıyor. Dr. Abusondos, meslektaşlarının içine düştüğü dramatik durumu şöyle aktarıyor: <i>"Bir yanda hastamızın hayatı için verdiğimiz mücadele, diğer yanda eve götürecek ekmek bulamayan çocuklarının çaresizliği... Biz hastaneye her gün kırılmış olarak geliyoruz. Hekim, sistemin kendisiyle birlikte kırılıyor."</i></p>

<h3><strong>"Sistem bir çocuğu bile kurtaramadı"</strong></h3>

<p>Dr. Abusondos'un anlattığı trajik bir vaka, sistemdeki tıkanıklığı en somut şekilde ortaya koyuyor: Yüksekten düşerek beyin kanaması geçiren iki yaşındaki bir çocuk, dört farklı hastanenin mali kriz ve ekipman yetersizliği nedeniyle kabul edememesi sonucu kritik durumda kaldı. Küçük çocuk, donanımı yetersiz bir devlet hastanesine sevk edilmek zorunda kaldı.</p>

<h3><strong>"Dünya çok uzun zamandır gözlerini kapatıyor"</strong></h3>

<p>Dr. Abusondos, sağlık hizmetlerinin asla siyasi bir pazarlık unsuru haline getirilmemesi gerektiğini vurguluyor:</p>

<blockquote>
<p><i>"Geride kalan her eksik ilaç, tedavi bekleyen bir hasta; ertelenen her ameliyat, korku içinde yaşayan bir aile; kapanan her klinik ise savunmasız bırakılmış bir toplum demektir. Bizler, sesini duyuramayanların sesi olmak zorundayız."</i></p>
</blockquote>

<p>İşgal altındaki Batı Şeria'da sağlık çalışanları, tüm imkansızlıklara rağmen her gün görevlerinin başına giderek insani bir direniş sergilemeye devam ediyor. Ancak, sadece özveriyle yürütülen bu sistemin daha ne kadar ayakta kalabileceği büyük bir soru işareti.</p>

<p><i>Middle East Eye</i></p></p>]]></turbo:content>
      <category>Haberler</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/isgal-altindaki-bati-seriada-saglik-sistemi-cokusun-esiginde</guid>
      <pubDate>Fri, 26 Jun 2026 16:29:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2026/06/208071.jpg" type="image/jpeg" length="89551"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İnsan bilincini Gazze’deki korkunç soykırım gerçeğine uyandırmak]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/insan-bilincini-gazzedeki-korkunc-soykirim-gercegine-uyandirmak</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/insan-bilincini-gazzedeki-korkunc-soykirim-gercegine-uyandirmak" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İnsanlar, yaşanan vahşetin farkında olabilir; ancak bu dehşetin gerektirdiği ahlâkî öfkeyi hissetmeyebilir. Bu duygusal kopukluk özellikle zulüm "öteki" olarak görülen insanlara yöneldiğinde, uzak coğrafyalarda yaşandığında veya o kadar sık tekrarlandığında ortaya çıkar ki sıradan ve alışılmış bir manzaraya dönüşür. Psikoloji bunu, kişinin kendi ruhsal konforunu korumak için empatiyi engelleyen "adil dünya yanılgısı" gibi bilişsel önyargılarla açıklar. Bazen de mağduru suçlayarak zalimin safında yer almayı meşrulaştırma ya da mağdurları insanlıktan çıkaran propaganda anlatılarına teslim olma şeklinde tezahür eder.</p>

<p>Vahşetin sürekli tekrar edilerek sıradanlaştırılması, insanın dehşet karşısında uygun tepki verme kabiliyetini sistematik biçimde aşındırır. Bunun en açık örneği, işgalci İsrail'in Gazze Şeridi'ndeki hastaneleri peş peşe hedef almasıdır. Zamanla bu saldırılar günlük haber akışının sıradan bir parçası hâline geldi. Aynı duyarsızlaşma, Birleşmiş Milletler tesislerine yönelik kasıtlı saldırılar için de yaşandı. İlk savaş suçunun cezasız kalması, sonraki suçların da olağanlaşmasına yol açtı. Dünya kamuoyu artık İsrail bombardımanlarıyla yüksek katlı konutların saniyeler içinde yıkılışını alışılmış görüntüler olarak izliyor. Bu suç, Gazze sınırları içinde kaldığı sürece artık istisnai görülmüyor. Bunu, 15 Mayıs 2021'de Gazze'deki 11 katlı El-Cela Kulesi'nin yıkılmasının dünya çapında yol açtığı sert tepkilerle, Eylül 2025'te Gazze'de kalan yüksek katlı binaların sistematik biçimde imha edilmesine gösterilen kayıtsızlığı karşılaştırarak görmek mümkündür. Dünyanın 21. yüzyılda vahşete alışmaması için bu duyarsızlaşma zincirinin kırılması hayati önem taşımaktadır.</p>

<p>Bir başka önemli sorun ise, böylesine korkunç zulümlerin modern ve son derece gelişmiş teknolojiler aracılığıyla işlenmesinin, insanların bunları algılayışını değiştirmesidir.</p>

<p>Kanlı bir bıçakla savunmasız kurbanının başında duran yırtık giysili bir katil görüntüsü, insanlarda kolayca dehşet uyandırır. Ancak aynı katil, kilometrelerce uzaktaki bir kontrol merkezinde ekran karşısında Amerikan kahvesini yudumlarken birkaç düğmeye basarak Gazze'deki masum sivillerin toplu katledilmesini yönettiğinde görünmez hâle gelir. Oysa bu yöntem ilkel bir bıçaktan çok daha etkili ve ölümcüldür.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Öldürme eylemi insansız hava araçları veya yapay zekâ destekli hedefleme sistemleri gibi teknolojilere tamamen devredildiğinde bu sorun daha da derinleşmektedir. İşgal ordusu, Gazze'deki soykırım suçlarında bu sistemlerden yoğun biçimde yararlandı. Modern savaş teknolojisi ilkel katliam yöntemlerinden çok daha hızlı, daha ölümcül ve daha yıkıcı olsa da, aynı zamanda insanların yaşanan dehşete karşı duygusal olarak uyuşmasına yol açan güçlü bir perde görevi görüyor.</p>

<p>Modern vahşet çoğu zaman ilk bakışta korku uyandırmayan maskeler takar. Çocukların boğazını bıçakla kesmez; onların bedenlerini tamamen yok eder. Bazen yoksul mülteci kamplarına atılan tonlarca ağırlıktaki gelişmiş bombalar çocukları adeta buharlaştırır. Geriye ise toplu katliamı ve büyük yıkımı gizleyen dev bir krater kalır. Bununla birlikte çok sayıda İsrailli subay ve asker, insan avına çıkma, esirlere işkence etme ve ilkel vahşet dürtülerini tatmin etme arzusunu gizleme gereği bile duymamış, bunları sosyal medyada övünerek paylaşmıştır.</p>

<p>Bu soykırımın, çağdaş kuşakları hazırlıksız yakalayacak ölçüde büyük bir ölçeğe ulaştığını kavramak gerekir. Pek çok kişi böylesine büyük vahşetlerin siyah-beyaz film dönemlerinde kaldığını, faşizmin ve savaş suçlarının ancak geçmiş rejimlerin tanıdık görüntüleriyle geri dönebileceğini sanıyordu. İnsan zihni, 21. yüzyılda bu kadar organize, teknolojik ve sistematik bir soykırımın yaşanabileceğini tasavvur etmeye hazır değildi.</p>

<p>Nitekim bu, tarihte yapay zekânın katliam ve yıkım amacıyla temel araçlardan biri olarak kullanıldığı ilk soykırımdır. Üstelik işlenen her suçu anında meşrulaştırmaya çalışan kapsamlı bir propaganda mekanizması tarafından desteklenmektedir.</p>

<p>Liderler, sözcüler ve yorumcuların özenle kurgulanmış söylemleri, dikkatleri Gazze'deki ölüm tarlalarından uzaklaştırmak için birlikte çalışmaktadır.</p>

<p>En az iki yıldır Gazze Şeridi'nde sürdürülen bu korkunç soykırımın gerçekliğini insan vicdanına yeniden hatırlatmak; yaşananları sürekli gündeme taşımayı, üzeri örtülen dosyaları yeniden açmayı ve yoğun, koordineli çalışmalar yürütmeyi gerektiriyor. Sahadaki tanıklıklar ve bağımsız uluslararası raporlarla belgelenmiş gerçekler, insanlığın aktif hafızasında canlı tutulmalıdır. Dünyanın dört bir yanında gazetecilerin, sanatçıların ve sivil toplumun bu yönde önemli çabalar gösterdiğini teslim etmek gerekir. Ancak soykırımın uzayan süresi, çok daha yaratıcı ve kararlı yöntemleri zorunlu kılmaktadır.</p>

<p>Soykırımı, etnik temizliği, topyekûn yıkımı ve bilinçli aç bırakmayı edebiyat, sanat ve sinema yoluyla yeniden tasvir etmenin oluşturacağı etkiyi düşünelim. Hollywood ve ana akım kültür endüstrisi Filistin'e karşı geleneksel kayıtsızlığını sürdürse bile, dünya çapında ses getirecek güçlü eserler üretilebilir. Bu çağdaş soykırımı siyah-beyaz estetikle anlatan görsel çalışmalar, Gazze'yi insanlığın hafızasında yer etmiş geçmiş katliamlarla duygusal ve zihinsel olarak ilişkilendirebilir. Böylece Gazze'de yaşananların tarih boyunca süregelen insanlık suçlarının devamı olduğu daha açık biçimde görülebilir. Bu yaklaşım, bilinçli taban hareketleri tarafından şimdiden başarıyla uygulanmaktadır. Örneğin İspanya'nın Bask Bölgesi'nde düzenlenen sanatsal protestolar, Gazze'deki vahşeti, 1937'de Pablo Picasso tarafından ölümsüzleştirilen Guernica katliamıyla ilişkilendirmiştir. Bu tür girişimler, dünyanın önde gelen siyasetçileri ve seçkinleri tarafından körüklenen soykırım inkârcılığıyla mücadele açısından vazgeçilmezdir.</p>

<p>Mağdurları yeniden insanlaştırmak temel çıkış noktasıdır. Onların tanınan yüzleri, bilinen isimleri ve anlatılacak hikâyeleri olmalıdır. Bu, küçük Hind Rajab, akademisyen ve şair Refaat Alareer ya da alıkonulan doktor Hussam Abu Safiya gibi isimleri hatırlamakla başlar.</p>

<p>Bu büyük trajedinin ve ahlâkî direnişin içinde saklı insanî semboller ortaya çıkarılmalıdır. Aynı şekilde mekânların da sembolik anlamı vardır. Gazze'nin yıkım ve direnişle özdeşleşen bölgeleri, enkaz altında kalan hikâyeler gün yüzüne çıkarıldıkça insan vicdanını harekete geçirecektir.</p>

<p>Bu yüzleri, isimleri ve hikâyeleri hak ettikleri onurla anlatmak, en az iki yıldır cep telefonlarının ekranlarından canlı izlenen bu soykırım karşısında dünya çapında ortak bir insanlık duygusu oluşturabilir. Yerinden edilmiş ve aç bırakılmış çocuk, herkesin çocuğudur. Enkaz altında son nefesini veren yaşlı kadın, herkesin büyükannesidir. Aynı durum anneler, hastalar ve engelliler için de geçerlidir. Aslında kurbanlar biziz. Onlara yapılan saldırı, insan hayatının ve insan onurunun kendisine yöneltilmiş bir saldırıdır. Uluslararası hukukun ve evrensel değerlerin çökertilmesi, gelişmiş propaganda mekanizmaları ve uluslararası ortaklıklarla ne kadar örtülmeye çalışılırsa çalışılsın, hepimizi doğrudan etkileyen bir durumdur. Sayılara indirgenmiş devasa kurban kitlesini yeniden kişisel hikâyelere ve tanınabilir sembollere dönüştürmek, insanları yalnızca istatistik olarak gören anlayıştan kurtulmanın acil şartıdır.</p>

<p>İnsanlık bilincinin yeniden uyanması, dünyanın dört bir yanındaki insanların ahlâkî sorumluluklarını yerine getirmelerini sağlayacak temel anahtardır. Bu bilinç, içi boş sloganları somut eyleme dönüştürecek; soykırımı destekleyenler üzerinde baskı kurulmasını ve kamu vicdanıyla alay eden siyasî söylemlerin sorgulanmasını sağlayacaktır. İnsanlığın bu ortak vicdanı harekete geçtiğinde herkes, bu yaygın zulüm ve saldırganlığa karşı kendi sorumluluğunu da keşfedecektir. Böyle bir uyanış, duygusal tepkiyi kalıcı bir toplumsal harekete, hesap verebilirliğe ve adalet talebine dönüştürerek Gazze'de Filistin halkına karşı işlenen korkunç soykırımın gelecek nesiller boyunca insanlığın ortak hafızasında yer etmesini sağlayacaktır.</p>

<p>Hossam Shaker</p></p>]]></turbo:content>
      <category>Tercüme</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/insan-bilincini-gazzedeki-korkunc-soykirim-gercegine-uyandirmak</guid>
      <pubDate>Fri, 26 Jun 2026 15:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/barandergisi-net/uploads/2023/03/son-dakika-haber-2023.jpg" type="image/jpeg" length="42749"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[300 bin gence askerlik çağrısı yapan Almanya 530 kişi bulabildi]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/300-bin-gence-askerlik-cagrisi-yapan-almanya-530-kisi-bulabildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/300-bin-gence-askerlik-cagrisi-yapan-almanya-530-kisi-bulabildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Almanya Savunma Bakanlığı askerlik anketinin sonuçlarını açıkladı. 300 bin gence çağrı yapıldı, sadece 530 kişi orduya katılabildi. Ortada tam olarak bir neslin çöküşünün resmi var.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Modern Batı toplumu, genci sadece kendi nefsinin zevkine hapsetti. Hayatı "haz" üzerine kuran bu sistem, bireyi sorumluluktan azade, başıboş birer zombiye dönüştürdü. Sınırları sadece kendi arzuları olan bu kitle, "vatan" veya "millet" gibi ulvi kavramları anlamıyor. Bu yüzden askerlik, onlar için hayatın doğal akışına aykırı, anlamsız bir yük.</p>

<p>Alman devleti şimdi elinde kalan azınlığa dava açmakla tehdit ediyor. İkna kabiliyeti bitti, zorlama başladı. Ancak ruhu ölmüş bir gençliğe devletin zorlaması da sökmez. Ordu, 2035 hedefleriyle asker sayısını 460 bine çıkarmayı planlıyor. Hedefleri yüksek, fakat bu hedefi gerçekleştirecek "insan malzemesi" ellerinde yok.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>ABD’nin Avrupa’dan asker çekmesi, NATO’daki gedikler, füzelerin akıbeti... Tüm bu siyasi ve askeri tartışmalar, zemin kayganlaştığı için pek bir anlam ifade etmiyor. Batı, kendi eliyle inşa ettiği bencil birey tipinin kurbanı oldu. Kendisi için bile savaşmayacak bir nesil yetiştirdiler.</p>

<p>Bugün Almanya’nın yaşadığı bu kriz, sadece bir personel açığı değil. Bir medeniyetin, kendi gençliğine verecek hiçbir gayesinin kalmadığının tescilidir. Haz odaklı bir hayat tarzı, bizzat o hayatı koruması gereken savunma mekanizmasını da çürütmüştür.</p>

<p><i>Harici, Baran Dergisi</i></p></p>]]></turbo:content>
      <category>Haberler</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/300-bin-gence-askerlik-cagrisi-yapan-almanya-530-kisi-bulabildi</guid>
      <pubDate>Fri, 26 Jun 2026 15:09:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2026/06/almanya-asker-nato.webp" type="image/jpeg" length="25932"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Rapor: Terörist İsrail'den Gazze ve Batı Şeria'da topyekûn imha harekâtı]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/rapor-terorist-israilden-gazze-ve-bati-seriada-topyekun-imha-harekati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/rapor-terorist-israilden-gazze-ve-bati-seriada-topyekun-imha-harekati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İsrail'in Filistin halkına karşı yürüttüğü soykırım, Batı Şeria’dan Gazze Şeridi’ne kadar uzanan tam bir imha stratejisine dönüştü. Tespit edilen son verilere göre, Gazze’de şehid sayısı 73 bini, yaralı sayısı 173 bini aşarken; Batı Şeria’da ise evler gasp ediliyor, tarım arazileri yakılıyor ve Filistinliler sistemli bir tehcir politikasıyla yurtlarından sökülüp atılıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h2><strong>Gazze’deki Soykırımın Bilançosu</strong></h2>

<p>17 Haziran 2026 tarihi itibarıyla resmî olarak belgelenen toplam şehid sayısı 73.016’ya ulaştı. Bu kırımın yanında, işgalcilerin geride bıraktığı yaralı sayısı ise 173.265 olarak kayıtlara geçtiği belirtildi. </p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İsrail'in doğrudan doğruya hayatı idame ettiren meslek gruplarını hedef alması, imha stratejisini gösterirken, bugüne kadar sahada görev yapan 1.700’den fazla sağlık personeli katledildi ve 260 gazeteci siyonist kurşunların ve bombaların hedefi oldu.</p>

<h2><strong>Altyapı ve Hayat Damarlarının Kesilmesi</strong></h2>

<p>Terörist Yahudiler yalnızca insanları değil, bir halkın topyekûn yaşama iradesini de hedef alıyor. Gazze genelinde enerji altyapısı ve elektrik dağıtım şebekelerinin %90'ı tamamen yok oldu. Haberleşme, bilgi ve iletişim teknolojisi altyapısının %81'i imha edildi, kalan %19'u ise ağır hasar gördüğü için kullanılamaz hale geldi. Gazze sahil şeridinin %83'ü tamamen ya da kısmen tahrip oldu. Kültürel ve tarihî miras alanlarının %76'sı bombalanarak yerle bir edildi. Gazze'deki konutların %76,6'sı, yani 371 bin 888 ev, yıkıldı ya da ağır hasar gördü. Acil barınma ihtiyacı duyanların sayısı ise 850 bine ulaştı.</p>

<h2><strong>Batı Şeria'da Sessiz İmha ve Kudüs'te Ev Gaspı</strong></h2>

<p>Gazze'deki bombardımanların gölgesinde, işgal altındaki Batı Şeria ve Doğu Kudüs'te de planlı bir etnik temizlik sürüyor. Yalnızca Mayıs 2026'da Batı Şeria'da 111 Filistinli, İsrailli askerler ve silahlı Yahudi işgalciler tarafından şehid edildi. Ocak 2025 ile 31 Mayıs 2026 arasında ise Batı Şeria'daki şehid sayısı, 67'si çocuk olmak üzere 295'e çıktı. Yaralı sayısı da 862'si çocuk olmak üzere 5 bin 255'e ulaştı. Can kayıplarının %80'den fazlası işgal güçlerinin gerçek mermi kullanması sonucu yaşandı.</p>

<p>Yıkım da aynı şekilde devam etti. Aynı dönemde Filistinlilere ait 2 bin 292 bina ve yapı İsrail'e ait buldozerlerle yıkıldı. Bu yıkımların %93'ü, yani 2 bin 139'u, işgal rejiminin öne sürdüğü "imar izni eksikliği" bahanesiyle gerçekleştirildi. Yıkılan yapıların 580'i, uluslararası donörler tarafından finanse edilen insani yardım tesislerinden oluştu. Bu yıkımların ardından 15 bin 190'ı çocuk olmak üzere toplam 40 bin 702 Filistinli Müslüman evsiz kaldı ve zorla göç ettirildi.</p>

<h2><strong>Azgın Yahudi Yerleşimci Terörü</strong></h2>

<p>Batı Şeria'da devlet koruması altında hareket eden silahlı Yahudi işgalciler, Filistin köylerine ve tarım arazilerine yönelik saldırılarını sistematik şekilde sürdürüyor. Ocak 2025 ile Mayıs 2026 arasında Filistinlilere, evlerine, araçlarına ve zeytinliklerine yönelik 2 bin 803 işgalci Yahudi saldırısı gerçekleşti. Bu saldırılar yaralanmalara, kundaklamalara ve mülk gasplarına yol açtı.</p>

<p><strong>Veri ve Rapor Kaynakları:</strong></p>

<p><i>UN OCHA - Gaza Strip Reported Impact Snapshot (17 Haziran 2026 tarihli resmî verileri; Gazze Sağlık Bakanlığı, Birleşmiş Milletler, Filistin Telekomünikasyon Grubu ve Dünya Bankası RDNA raporları).</i></p>

<p><i>UN OCHA - West Bank Monthly Snapshot: Casualties, Property Damage and Displacement (Ocak 2025 – 31 Mayıs 2026 dönemini kapsayan, 8 Haziran 2026 tarihinde güncellenmiş resmî saha verileri).</i></p></p>]]></turbo:content>
      <category>Haberler</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/rapor-terorist-israilden-gazze-ve-bati-seriada-topyekun-imha-harekati</guid>
      <pubDate>Fri, 26 Jun 2026 14:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2026/06/mha.jpg" type="image/jpeg" length="48991"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avrupa'nın unutulan soykırımları]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/avrupanin-unutulan-soykirimlari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/avrupanin-unutulan-soykirimlari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<blockquote>
<p>“Modern medenîyet Holokost’un yeter şartı değil, kesinlikle gerek şartıdır. Modernlik olmaksızın Holokost düşünülemez.” — Zygmunt Baumann, Modernite ve Holokost</p>
</blockquote>

<p>YILLARDAN 1883, aylardan Mayıs'tır... Tam tarihi 12 Mayıs 1883....</p>

<p>Bu gün Alman bayrağı bugün Namibya adını verdikleri güneybatı Afrika kıyılarında dalgalanmaya başlar. Herero ve Nama adlı yerli halklar direnişe geçince öfkelenen Alman kuvvetleri bir imha savaşı başlatır.</p>

<p>Sonuç her bakımdan korkunçtur. İnşa edilen toplama kamplarındaki zavallı yerliler sistematik olarak zorla çalıştırılmış ve aç bırakılmak suretiyle ölüme mahkûm edilmiştir. İşin dikkate değer yanı şudur ki, korkunç toplama kamplarını yöneten asker ve bürokratlar ve onlara ilham kaynağı olan ırk teorileri yaklaşık yarım asır sonra bu defa Naziliğin oluşumunda da can alıcı bir rol oynayacaktır.</p>

<p>David Olusoga ve Casper W. Erichsen'in Kaiser'in Holokostu: Almanya'nın Unutulan Soykırımı adlı ortak çalışmalarında buldukları şoke edici arşiv belgeleri Nazizm ile Afrika'daki soykırım  arasında olağanüstü bağlantılar kuruyor. Üstelik bu belgeler asırdır keyfi bir şekilde inkâr ediliyor ve Almanya, tarihindeki bu soykırımla yüzleşmeye yanaşmıyordu.</p>

<p>İlk baskısı 2011 yılında çıkan ve Almanya'nın Namibya soykırımını gözler önüne seren <i>Kaiser'in Holokostu</i>'nun arka kapağından aldım yukarıdaki sözleri. Kitap henüz Türkçeye çevrilmedi. Oysa tam da 'Ermeni Soykırımı' tartışmalarıyla dalgalandığımız şu demlerde yaraya merhem olabilirdi.</p>

<p>Öte yandan Batı kamuoyundaki yaygın saptırmalardan biri de Hitler'in sözde 'Ermeni Soykırımı'nı ima ettiği söylenen ama gerçeği bir türlü ispatlanamayan 'Hem Ermenilerin yaşadıklarını kim hatırlıyor ki?' sözüdür. Hitler güya bu sözüyle, dünyanın 1915'te yaşanan Osmanlının Ermeni Tehciri'ni çoktan unuttuğunu, kendilerininkini de günün birinde unutacağını kastediyormuş.</p>

<p>Hitler'in bu sözleri söyleyip söylemediği bir yana, <i>Kaiser'in Holokostu</i> şu gerçeği net olarak ortaya koyuyor:</p>

<p>Hitler'in Yahudi Soykırımı'nın kaynağı, ideolojisi ve tatbikatıyla yine Almanya'dır ve Avrupa'nın hunhar zihniyeti topu taca, yani Osmanlı'ya ve Türklere atarak bu kanlı bataklıktan çıkamaz Almanlar.</p>

<p>Çok rica ediyoruz, bizim ders kitaplarımız dut yemiş bülbül kesilmesinler Avrupa'nın katliamları söz konusu olunca.</p>

<p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan 29 Nisan 2016 tarihli Kut'ül Amare konuşmasında herkesin gözünün içine baka baka "Bizim tarihimizi İngilizler düzenlemiştir" demişti. Yalnız 'bizim', yani Türkiye'nin değil, Arap ve diğer İslam ülkelerinin, aynı zamanda sömürgeleştirdikleri diğer ülkelerin tarihlerini de İngilizler ve Fransızlar çalıp yerine kendilerini aklayan, kendilerinden öncekileri karalayan tipik sömürgeci tarih kitaplarını geçirdiler. Jack Goody'nin deyişiyle 'tarih hırsızlığı' yaptılar.</p>

<p>İyi ama zemmettiğimiz bu çarpık anlayış tarih kitaplarımızda hala yaşıyorsa ne yapmalı?</p>

<p>Kimse kusura bakmasın, Rönesans'tan itibaren Avrupa'yı çamaşır sularıyla gıcır gıcır temizleyen ama kendi tarihinde minnacık bir hata bulsa üzerine çullanan sakat anlayışın "Türk" veya yerli olduğunu hiç kimse söyleyemez.</p>

<p>Cemil Meriç'in o sözü tam da bu derin maluliyetimiz için söylenmiştir:</p>

<blockquote>
<p>"Tarih kitaplarımız Haçlıların en büyük zaferidir."</p>
</blockquote>

<h2><strong>Cezayir katliamı unutulmaz</strong></h2>

<p>Hangi birini sayalım?</p>

<p>İngiltere'nin Hindistan'da, İspanya'nın Güney Amerika'da, Belçika'nın Kongo'da, Fransa'nın Vietnam, Suriye, Tunus ve Cezayir'de, Rusların Polonya'dan Kırım'a kadar uçsuz bucaksız bir coğrafyada gerçekleştirdikleri katliamlar dizisine, Amerika, Avustralya ve Kanada'nın yerlilerden temizlenmesi harekâtına şöyle bir değinmek için bile yüzlerce sayfa kaleme almak gerekir.</p>

<p>En iyisi bu giderek meraret kesb eden bahsi Belçika Kongo'sunda idama hazırlanan 8-9 yaşlarındaki zenci çocuğun bakışlarına emanet edip Fransa'nın Cezayir'deki katliamlarına geçeyim.</p>

<p>Şunu peşinen söyleyelim ki, Avrupa'nın sağlık kurumları da sömürgecilerle kol kola yerli halkı sindirmek için seferber edilmişlerdi ve mesela Pasteur'ün Paris'teki ünlü Pasteur Enstitüsü yerlileri ilaçlarıyla büyülemek ve sömürene itaat ettirmekle yükümlüydü. Tıp bilimi ve kurumları, Marc Ferro'nun dediği gibi emperyalizmin doğrudan hizmetindeydi.</p>

<p>Size garip gelecek ama Cezayir'de 'doktor katliamları' yaşandığını biliyor muyuz? Çaktırmadan hastane ölümleri yani....</p>

<p>Sevgili Franz Fanon'un deyişiyle Avrupalı doktor sömürgeci güçlerle en korkunç ve en aşağılatıcı işlerinde tamamen mesleki konular içinde kalarak işbirliği yapar. "Hakikat serumu" diye alay ettikleri serumu verip şuuru bulandırmalar, işkence seanslarında perişan haldeki insanları ilaçlarla yeni işkencelere hazırlamalar, ameliyat masasında baygın vaziyette sırlanmış... dayan hastayı polise 'koşun koşun, konuşturun' diye ihbar etmeler vs...</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Cezayir katliamı karşısında hakikati söyleme cesaretini gösterebilmiş ender Fransız aydınlarından Jean Paul Sartre isyanını şöyle dile getirmişti:</p>

<blockquote>
<p>Yapabilirsek kendimize şöyle bir bakalım ve bize ne olduğunu görelim. Önce o beklemediğimiz manzarayı, insanlığımızın çıplak halini bir seyredelim. Görüyorsunuz, çıplak ve gözü de okşamıyor. Neydi ki zaten? Yalanlardan kurulu bir ideoloji. Talanı haklı göstermek için başvurulmuş mükemmel bir araç. Yağlı ballı kelimeleri, o hayranlık uyandırıcı hassasiyeti, saldırılarımızı hoş gösterici mazeretlerden başka bir şey değildi.</p>
</blockquote>

<p>Bir milyondan fazla Cezayirlinin hayatına mal olan sekiz yıllık savaş işkenceleri, kömürleşmiş cesetleri, elleri bağlanmış esirlerin diri diri karınlarının deşilip bağırsaklarının ortaya döküldüğü insanlık dışı sahneleri unutmayacağız. Bir de Fransız askerlerinin Cezayirlilerin kafalarını kesip objektiflere poz verme ahlaksızlıklarını... Yüreğiniz dayanıyorsa o kanlı fotoğrafları internetten açıp bir bakın ve DAEŞ'in kökeni nereye dayanıyor, görün.</p>

<p>Filozof Sartre sözde medenî Fransa halkının, askerlerin Cezayirlilere işkencesine sessiz kalmalarını eleştirirken haklı olarak bu geleneği Gestapo'nun Paris'teki işkencelerinden devraldıkları gerçeğini haykırır. Gestapo da Namibya'dan, o da Hindistan'daki İngilizlerden, onlar da Paris'teki mezhep savaşlarından, onlar da İspanyolların Güney Amerika'daki yerli kasaplığından, onlar da Haçlı seferlerinden...</p>

<p>Şimdi anlaşıldı mı vahşetin çağrısı nereden yapılmış?</p>

<p>Velhasıl vahşet bulaşıcıdır ve Avrupa özündeki bu vahşeti Ortadoğu'ya taşımakta ne yazık ki başarılı olmuştur.</p>

<h2><strong>Dünya, İngiliz emperyalizminin tarlasıydı</strong></h2>

<blockquote>
<p>Kuzey Amerika ve Rusya ovaları bizim ekin tarlalarımızdır; Şikago ve Odesa bizim ambarlarımızdır; Kanada ve Baltık bizim kereste ormanlarımızdır; Avustralasya'da (Malezya, Filipinler, Endonezya) bizim koyun çiftliklerimiz vardır; Arjantin'de ve Kuzey Amerika'nın batısındaki kırlarında bizim öküz sürülerimiz yayılır, Peru altınını gönderir, Güney Amerika ve Avustralya altını Londra'ya akar; Hindular ve Çinliler çayı bizim için yetiştirirler ve bizim kahve, şeker ve baharat çiftliklerimiz tüm Hint adaları üzerindedir. İspanya ve Fransa bizim bağlarımız, Akdeniz meyve bahçemizdir ve uzun süre Güney Birleşik Devletleri'ni kaplayan bizim pamuk alanlarımız artık dünyadaki sıcak bölgenin her yanına yayılmaktadır. </p>

<p><i>Paul Kennedy, Büyük Güçlerin Yükseliş ve Çöküşleri.</i></p>
</blockquote>

<h2><strong>Şiddet: Avrupa'nın Tanrısı</strong></h2>

<blockquote>
<p>Çağdaş Avrupa'nın en "insancı" filozoflarına bir göz atın, hepsi şiddete âşık. Soyumuzun alınyazısıymış bu. "Kullanılan şiddet, şiddeti kökleştiriyor mu, yok mu ediyor; bizi geriye mi götürüyor, ileriye mi? İşte, asıl mes'ele" diyorlar.</p>

<p>Şiddeti yok eden şiddet, yalanların en alçakçası değilse vehimlerin en şairanesi. Her kavganın ezelî mazereti: son kavga olmak.</p>

<p>Bu tahrip ihtirası, bir asrın imtiyazı, daha doğrusu yüz karası değil, Kaabil'den beri uzayıp giden bir lânet zinciri. Kıyıcılık kanında var Avrupalı'nın. Yunan destanları birer cinayet salnamesi; Yunan, İskandinav veya Germen destanları. Machiavelli'ye göre, "mecbur kalınınca kuvvet haktır"; mecbur kalınınca, yani istenince. Şair: "Din şehit ister, asuman kurban" diyor; evet, Avrupalı'nın dini.</p>

<p><i>Cemil Meriç, Bu Ülke, İletişim Yayınları, İstanbul, 2023, s. 209</i></p>
</blockquote>

<p><i>Mustafa Armağan - Sen Neden Kör Edildin, s.115-119</i></p></p>]]></turbo:content>
      <category>İktibas</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/avrupanin-unutulan-soykirimlari</guid>
      <pubDate>Fri, 26 Jun 2026 13:16:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2026/06/soykirim-1.jpg" type="image/jpeg" length="48700"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Gelenek: Vahiy, örf ve usulün kadim-kâmil mirası]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/gelenek-vahiy-orf-ve-usulun-kadim-kamil-mirasi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/gelenek-vahiy-orf-ve-usulun-kadim-kamil-mirasi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h3 dir="auto" id="viewer-2xm1e562"><strong>Mabedin (Kâbe) İnşası</strong></h3>

<p dir="auto" id="viewer-1baew564">İnsanlık tarihinde her şey Hz. Âdem’in yeryüzüne indirilişi ile başladı.</p>

<p dir="auto" id="viewer-mnab8566">Âdem; ilk insan olmanın gereği olarak her şeyi bilerek, varlığını sürdürmek için yapması gereken her şey ona öğretilmiş olarak toprağa ayağını bastı.</p>

<p dir="auto" id="viewer-sunje568">(…O, sizi yeryüzünden (topraktan) yarattı ve sizi oranın imarında görevli (ve buna donanımlı) kıldı…) (Hud Suresi 61. Ayet)</p>

<p dir="auto" id="viewer-ld8bl572">Bununla birlikte barınmayı, karnını doyurmayı, diğer insanlarla nasıl bir ilişki içine girerek varlığını sürdürebileceğini de biliyordu.</p>

<p dir="auto" id="viewer-jnno4574">(Ey insanlar! Şüphe yok ki, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizi tanımanız için sizi boylara ve kabilelere ayırdık. Allah katında en değerli olanınız, O’na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hakkıyla haberdar olandır.)<strong><u> </u></strong>(Hucurat Suresi 13. Ayet)</p>

<p dir="auto" id="viewer-zg838578">Önce Hz. Havva ile olan ilişkisini bir hukuka-kurala-söze bağladı ve onunla birlikte bir ev kurmak üzere nikâhlandı (sözleşti-evlendi). Sonra kendisine öğretilen bilgi ile yeryüzündeki ilk ev ve mabet olan Kâbe’yi hep birlikte inşa ettiler.</p>

<p dir="auto" id="viewer-9my4r580">(Gerçek şu ki, insanlar için yapılmış olan ilk ev, âlemlere bir hidayet ve bir bereket kaynağı olan Bekke’deki evdir.) (Ali İmran Suresi 96. Ayet)</p>

<p dir="auto" id="viewer-eh30u584">Dolayısıyla Kâbe: Eşrefi mahlukat olarak yaratılan ve yeryüzüne indirilen insanoğlunun dünyada yaptığı ilk ve en güzel şeydir. Evini ve mabedini inşa etme bilgi ve becerisi, hayatiyetini sürdürmek için Allah’ın insanoğluna bahşettiği temel bir yetenek-tavır olup, her şeyin başlangıcı kabul edilerek ibadet etmek için bu yapıya yönelinmesi çok özel bir durumdur. Bu sebeple insanlar ibadet ederken, yeryüzünde yaptıkları ilk ve en güzel şey</p>

<p dir="auto" id="viewer-seeo18209">olduğu için Kabe’ye yönelirler. Bu açıdan bakıldığında Kabe’nin inşası: yaşamın sürdürülmesi ve Allah’a yönelme arzusunun temel iki unsuru olmuştur.</p>

<p dir="auto" id="viewer-gqmqi586">(Ben, cinleri ve insanları yalnızca bana ibadet etsinler diye yarattım.) (Zariyât Suresi 56. Ayet)</p>

<p dir="auto" id="viewer-eyopn589">Kâbe’nin inşası; kâmil bir tavır, mükemmel bir iştir. Usta-master bir uygulama, ilk ve iyi bir arketip (örnektir). Basit dikdörtgen haliyle kendinden sonra yapılacaklar için bir şablondur. Excellent (harika) ve perfect (mükemmel) haliyle dahice bir uygulamadır.</p>

<p dir="auto" id="viewer-wdpw8591">Kâbe, bilinenin aksine küp şeklinde değildir. Birbirine dik dört duvardan oluşan, düz damlı, dikdörtgen prizma bir yapıdır. Hatta Miladi 606 senesinden önceki hali şimdikinden daha uzun bir dikdörtgen şeklindeydi ve iki kapısı bulunmaktaydı. Taşların kerpiç sayesinde üst üste konularak örülmesi, tavanının ahşap merteklerin yan yana çakılarak geçilmesi ile inşa edilmiştir. Kaynaklarda farklı ölçüler olmakla birlikte yaklaşık 12 metre boyunda, 11 metre eninde, 15 metre yüksekliğindedir. İnsanlık tarihi boyunca birçok kez tamir görmüş, yıkılıp yeniden inşa edilmiştir. İnşası için gerekli temel tavır: basit geometri bilgisi kapsamında, diklik, şakul, mastar ve teraziye riayet edilmesidir. İnsan aklı, gücü ve bilgisi sayesinde teknik bir yöntemle inşa edilmiştir. Kâbe’nin dışı sıvalı değildir, penceresi bulunmamaktadır, herhangi bir mimari süsleme elemanı; kat silmesi, furuş, pervaz, saçak, vb. yoktur. Velhasıl Kâbe, basit, kolay, sade ve teknik özellikleriyle ilk, güzel ve mamur bir yapıdır.</p>

<p dir="auto" id="viewer-w0bd2593">Pak, temiz ve günahsız Hz. Âdem atamız tarafından Rabbimizin ona ruhundan üflemesiyle elde ettiği vasıflar ve verdiği imar etme yetisiyle yeryüzüne konulan ilk taş Kâbe’nin temelini oluşturmuştur. Bu yüzden Kâbe bizim için en iyi başlangıç, örfün kaynağı, geleneğin ışığı, estetiğin merkezi, kurtuluş için yöneldiğimizdir.</p>

<p dir="auto" id="viewer-1x60u595">Ülkemizde insanlar, Kâbe’nin ilk olarak kim tarafından inşa edildiği sorusu sorulduğunda cevabı bilememekte ya da Hz. İbrahim’in Kâbe’yi inşa ettiğini söylemektedirler. Kahir ekseriyeti dindar-muhafazakâr olan, inanç ve yaratılış felsefesini bildiği varsayılan bu sorunun muhatapları, Türk toplumundaki inanç kaybı, kültür yozlaşması ve ibadet eksikliğinin sebep-sonuç bağlamımda bir tezahürüdür.</p>

<h3 dir="auto" id="viewer-iaz83603"><strong>Gelenek Nedir?</strong></h3>

<p dir="auto" id="viewer-4s1we607">Gelenek: ilk ve en güzel şeyin tekrarıdır. Vahyi bilgiyi mesnet almaktır. Hz. Âdem atamızın tavrı geleneğin başlangıcıdır. Teknik bir duruş sergilemektir. Bir öze dönüş ve sadeleşme çabasıdır. Rabbe uymak ve tarif ettiği usule riayet etmektir. Güzel bir niyetle başlayıp doğru usullerle ilerlemek, teknik bilgiyi takip edip hayatı bu şekilde sürdürmektir. Geçmişi geleceğe taşımaktır. En güzele ulaşma çabasıdır. Kadîm olanı tekrar etmektir.</p>

<p dir="auto" id="viewer-wnafk609">Emri bil maruf çabası geleneği sürdürme gayretidir. Burada maruf ya da örf denildiğinde vahyi bilgi ile ortaya konan değişmez doğruların kastedildiği anlaşılmalıdır. Yani peygamberler usulünü ve sünnetini sürdürme ve diriltme çabası, emri bil maruf kapsamında geleneği ihya etmeyi ifade etmektedir.</p>

<p dir="auto" id="viewer-x5xze611">Nuhî, İbrahimî ve Muhammedî bir yaklaşımdır. Aynı zamanda en başta yapılanı, Tufan sonrası yeniden inşa edileni ve olması gerekenin imkansızlıklar içinde başka yerde inşa edilenini örnek almaktır. İnsanlık tarihi boyunca peygamberler tarafından tashih edileni dikkate almak ve onu sürdürmektir. Dolayısıyla gelenek, örfü tekrar etmektir.</p>

<p dir="auto" id="viewer-zztqb613">Adet, alışkanlık, anane, vb. kavramlar ise toplumların kendi istek ve hevalarına göre sonradan ortaya koydukları uygulamalardır. Bu uygulamalar incelendiğinde hiçbir öz ve kaynak irdelemesi yapılmadığı, hakka, adalete, estetiğe, genel ahlaka, mantığa, normale uymadığı halde insanlar tarafından bilinçsizce tekrar edildiği görülmektedir. Bu uygulamalar sonucunda ortaya kötü sonuçlar çıktığı bilinmekte, buna rağmen herhangi bir filtre ile sorgulanmadığı için uygulamalar devam etmektedir. Bazı adetlerin ise örfi bir uygulamanın zaman içinde değişmesiyle özünden uzaklaştığı ve örfi gelenekten adet veya ananeye dönüştüğü anlaşılmaktadır.</p>

<p dir="auto" id="viewer-9jhhy615">Geleneğin tekrarı ile usta çırak ilişkisi arasında temel bir benzerlik vardır. Hz. Âdem atamızdan itibaren gelen tüm peygamberler atalarının sözünü ve sünnetini devam ettirerek meslekleri oluşturmuşlarıdır. Bu açıdan gelenek ustadan çırağa aktarılan her şeydir. Usuldür, yöntemdir, bilgidir, tekniktir. Mesela Hz. Şuayb Peygamber ile Hz. Musa arasındaki hukuk, bir kayınpeder ile damat ilişkisi olmakla birlikte aynı zamanda bir usta çırak ilişkisini gösterir. Bu sebeple peygamberler meslek pirleri, takipçisi kişi ve çıraklar ise ustalardır. Gidilen yol manasına gelen meslek ise, insanlık tarihinin ve geleneğin kadîm ve uzun serüvenini temsil eder.</p>

<p dir="auto" id="viewer-h1hb4617">Dolayısıyla el becerisi ve meslek bilgisi ile üretilen, bir ustalık ürünü olan şeyler eser olduğu için her zaman değerli olmuştur. Çünkü doğal malzeme yıllara sâri aktarılan ve tekrar edilen bilgi ile işlenmiş ve ortaya imbikten süzülen saflıkta bir ürün çıkmıştır. Bu ürünler, çok değerlidir, miras bırakılabilir, terekeye yazılabilir, nesiller boyu kullanılabilir, alınıp satılabilir, zaman geçtikçe değer kazanır, hatta eskidikçe değeri artar, antika eser olur, aslında ilk yapıldığında da eserdir. Dönemini yansıtır, geleceğe ışık tutar, eğer iyi bir ustadan çıktı ve sağlam bir gelenekten geliyorsa zamanla sürümü değişse bile aslından hiçbir şey kaybetmez. İhtiyaca binaen, talep üzerine, lazım olduğunda, insan gücüyle, ustalık bilgisiyle üretildiği için sınırlı sayıda ve kişiye özeldir.</p>

<h3 dir="auto" id="viewer-ydd0t626"><strong>Geleneksel Yaşamın İnşası ve Modernleşme</strong></h3>

<p dir="auto" id="viewer-0spal628">İnsanlık tarihi boyunca taş, toprak ve ağaç insanın evini yapması için gereken temel malzemeler olmuştur. Coğrafyaya, iklime ve geleneğe bağlı olarak bu malzemeler kullanılmıştır. Çekül (şakul), mastar ve terazi bilgisi ile taşların üst üste konulması, toprağın kerpiç haline getirilmesi ve ahşabın çatılması ile evler inşa edilmiştir. Bu üç temel malzemenin işlenerek ev yapılması tekniğindeki en önemli unsurlardan biri bu süreçte insan emeği, gücü ve dayanışmasının yeterli olmasıdır. Temel malzeme işleme becerisini el aleti kullanarak ortaya koyan insanlık bu şekilde hayatiyetini sürdürmüştür. Dolayısıyla doğal malzemelerin kadîm bilgi, insan gücü ve emeği ile usta çırak ilişkisine dayalı meslek bilgisiyle işlenmesine teknik üretim denilmektedir. Daha iyi anlaşılması için geleneksel teknik diye de ifade edebilecek bu tanımın, sanayi devrimleri sonrası ortaya konan, motor-makine, enerji, sermaye, batılı düşünce ve emperyal amaç güden teknolojik üretimle karıştırılmaması gerekmektedir.</p>

<p dir="auto" id="viewer-g3vli630">Geleneksel tekniğe dayalı temel yaklaşım ve bilgilerden de anlıyoruz ki insanlık, başlangıçtan sanayi devrimlerinin etkisini göstermeye başladığı yıllara kadar dönem dönem kırılmalar yaşasa da evini hep kendi yapmış ve geçimini teknik üretimin gücüyle sağlayabilmiştir. Tüm ihtiyaçlarını geleneksel bilgi, teknik, malzeme ve üretim yöntemleri ile gidermiştir. Günümüzden yaklaşık 250 yıl önce başlayan Sanayi Devrimlerinin ortaya koyduğu modern yaşam ve kapitalist ekonomik modelin insanlar üzerinde nasıl bir yıkım ve yok oluş sergilediği bu yazının konusu olmamakla birlikte insanlar prangalarından kurtularak güçlü bir paradigma değişikliği ile asli ve temel bir dönüşüm gerçekleştirebileceklerinin ve kurtuluşa ulaşabileceklerinin farkına varmak zorundadır.</p>

<p dir="auto" id="viewer-9ewsx632">Modernleşme adı altında ortaya konulan teknolojik üretim ve yaşam modelinin; konfor, kolaylık, ucuzluk, daha fazla üretim, kalite, gelişim, vb. yalanlarla insanları geri dönülmez bir yola ve yaşam tarzına sürüklediği bir durumda geleneksel üretim ve yaşam önerilerinin nostaljik ve folklorik bir bakışa indirgenmesi kabul edilemez ve insanlık için büyük bir hata ve kayıp olmaktadır. Ayrıca gelenekseli saf ve doğal haliyle önerme ve sürdürme çabalarının aynı şekilde modernleştirme önerileri ile sözde iyileştirme faaliyetleri çok iyi irdelenmeli ve arka plandaki niyet ve amaçlar iyi araştırmalıdır. Dolayısıyla “Batının ilmini alıp kültürünü almama” düsturu bu sapmadan dolayı 200 yıldır başarılamamış bir amaç olmuştur.</p>

<p dir="auto" id="viewer-0o8vo634">Bununla birlikte geleneksele dönüşün içinde çoğu zaman oportünist ve pragmatist bir tavırla özünü değiştirerek faydalanma çabası görülmektedir. Geleneğin kadîm bilgi, örf ve peygamberi tavra dair bağının koparılması ile geleneksel güzelliğin rastlantısal ve tanımlanamaz bir alana itildiği sıkça görülmektedir. Ayrıca geleneksel güzelliğin, siluet, seyirlik sahne-dekor ile kaplamaya indirgenmesi faaliyetleri de çok iyi irdelenmeli ve reddedilmelidir.</p>

<p dir="auto" id="viewer-ifrf1636">Ülkemizde çoğunlukla “Eskiden hiçbir evin diğerinin güneşini, yolunu, manzarasını kesmediği ve mahremiyetini bozmadığı” şeklinde tarif edilen ezbere bir cümle kurulmaktadır. Ancak bu cümlenin hiçbir ontolojik arka plan, hukuk, örf ve benzeri bir sorgulama yapılmadan kurulmadığı da bilinmektedir. Bu duruma sanki zamana dayalı rastlantısal bir şey gibi yaklaşılması geleneksel güzelliğin yalnızca siluete ve seyre indirgenmiş halinin acı bir sonucudur.</p>

<p dir="auto" id="viewer-ape33638">Aşağıda önce harita ve planı sonra da silueti gösterilen geleneksel bir köy yerleşimini ifade eden iki veri incelendiğinde: planlı ve düzenli olmadığı zannedilen, hiçbir modern yaklaşım ve tasarlanmışlık içermediği sanılan mülkiyet ve yol ağının siluette nasıl bir güzellik ortaya çıkardığı görülecektir.</p>

<p dir="auto" id="viewer-133hq640">Aslında bu yerleşimin, araziye, eğime, manzaraya, ışığa, iklime ve doğaya uyum içeren tavrı, bir de evlerin içinde ve bahçelerde nasıl bir güzellik ortaya koyduğu da düşünüldüğünde geleneğin terkinin ve modernin bilinçsizce kutsanmasının insanlık için büyük bir kayıp olduğu bir kez daha görülecektir.</p>

<h2 dir="auto" id="viewer-zk99t654"><strong>Kurtuluş İçin Üç Temel Tavır: Şehrin ve Geleneğin İnşası</strong></h2>

<p dir="auto" id="viewer-d12h9656">Atamız Hz. Âdem yeryüzüne gönderilişinin en başından itibaren insanlığı kuşatan ve yol gösteren temel bir duruş sergilemiştir.</p>

<p dir="auto" id="viewer-qa9u1658">Hukukun inşası,</p>

<p dir="auto" id="viewer-fm7mq660">Evin ve mabedin inşası,</p>

<p dir="auto" id="viewer-4my95662">Pazarın inşası.</p>

<p dir="auto" id="viewer-283pz664">Olarak tarif edebileceğimiz bu üç temel faaliyet insanlık tarihi boyunca tekrar edilmiş ve bir insanın hayatı boyunca takip etmesi gereken yolun ve yöntemin başında gelmiştir. İnsanlık açısından büyük bir dönüm noktası olan Nuh tufanından sonra Hz. İbrahim atamız aynı şeyleri aynı yerde (Mekke) Hz. Hacer anamızla birlikte gerçekleştirmiştir. Daha sonra peygamber efendimiz Hz. Muhammed SAV bu imkânı Medine’de bulmuş ve Medine’de aynı üç temel tavrı inşa etmiştir. Vahyin mesnet alındığı ve Ulul Azm üç Resul tarafından yapıldığı için Peygamber Sünneti diyebileceğimiz bu inşalar insanlık için ne anlama gelmektedir?</p>

<p dir="auto" id="viewer-h9ifh666">Hz. Âdem’in Hz. Havva ile kıydığı nikah insanlar arası hukukun ilk örneği olarak erkek ve kadın olarak yaratılan insanlar arasındaki ilişkinin temel belirleyici yöntemi ve yol göstericisi olarak bir hukuk inşasıdır. Daha sonra teknik ve meslek bilgisi ile ilk ev ve mabed olan Kâbe inşa edilmiştir. Bu yüzdendir ki yeryüzünde yapılan ilk ve en güzel şey olduğu için Müslümanlar namaz kıldığında Kâbe’ye döner, hacca gittiğinde Kâbe’nin etrafında tavaf eder, hukukla ve teknik bilgiyle inşa ettikleri evlerini ve mabedlerini hayatlarının merkezine koyarlar. Tüm mesleklerin piri olan Hz. Âdem, evlatlarına yaratılışları ve yeteneklerine göre hayatlarını idame ettirecekleri ve geçinecekleri meslekleri öğretmiştir. Böylece topraktan ve doğadan elde ettiklerini işleyip üretmeye başlayan insanlar, ihtiyacı olan diğer şeyleri elde etmek için pazar kurmuşlar ve bu pazarda bir hukuk üzere mallarını değiş tokuş etmişlerdir. Dolayısıyla insanlar tarafından daha ilk başta şehir kurulmuştur (Mabedi, pazarı ve evleri olan yerleşim). Böylece Sözleşme (Nikâh), evin yani Mabedin inşası, mesleki bilgi ile üretilen ürünlerin satışı için Pazar kurulması şehrin özünü oluşturmuştur.</p>

<p dir="auto" id="viewer-l3nf9674">Hz. Âdem dönemi insanlık için bir başlangıç, Hz. İbrahim dönemi büyük tufan sonrası için yeniden toparlanma ve Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed SAV’ in dönemi hükmün tamamlandığı ve son vahyin geldiği dönemler olmuştur.</p>

<p dir="auto" id="viewer-8zlzh676">Hz. İbrahim’in Kâbe’yi tufan sonrası kaybolmuş temellerini bulup inşa etmesi ve nikâhlısı Hz. Hacer ile Mekke’de yeniden Pazar kurması ile Peygamber Efendimiz’ in insanlığın büyük bir cahiliye döneminden sonra Medine’de önce ahaliyle sözleşme yapması (Medine sözleşmesi), sonra Mescidi (Mescid-i Nebevi) inşa etmesi ve devamında Medine pazarını kurması üç temel sünnet, geleneğin başlangıcı ve insanlığın kurtuluş reçetesidir. Bu sebeple bu sünnetler insanlık için her şartta uyulması gereken temel şeyleri ve geleneği tarif etmişlerdir.</p>

<p dir="auto" id="viewer-8lxgq678">Bu sebeple: Şehir, aslında ideal olandır. Aklımızda ve gönlümüzde tüm iyilikleri bir araya getirdiğimiz mekânın adıdır. Ta en başta kurduğumuz yerdir şehir. Vahyi ve kadîm olanla ilk inşa ettiğimiz şeydir. İmar etme bilgisi ile ortaya koyduğumuz her şey şehirdedir. Önce hukuk ve sözleşmenin teşkili, sonra evin ve mabedin inşası, daha sonra yaşam ve geçim için üreterek pazarın inşası. Bunların hepsi şehirde olan şeylerdir. Evin ve mabedin hayatın merkezinde olan yerdir şehir.</p>

<p dir="auto" id="viewer-biikz680">Dolayısıyla şehir, feyizli, bereketli, ahlaklı, faziletli, huzuru ve barışı isteyen insanların bir arada yaşadığı yerdir. Anlamların, kavramların, kelimelerin, düşüncelerin ve nihayet üretmenin; vahye, sünnetullaha, tekniğe uygun şekilde sürdürüldüğü yerdir.</p>

<p dir="auto" id="viewer-97pty682">Mekânın önce gönülde kurulduğu yerdir, tüm güzelliklerin önce niyetle sonra peygamberi usulle daha sonra kadîm bilgi ve meslek tavrı ile üretildiği yerdir. Herkesin bir diğerinden emin olduğu, selamın ve barışın hâkim olduğu, haksızlığın hakir görüldüğü ve cezalandırıldığı yerdir şehir.</p>

<p dir="auto" id="viewer-hs5xm684">Kuşun kurda yem olmadığı, fakir ve ihtiyaç sahiplerinin kollandığı, hasta ve yolda kalmışların sıhhate ve barınağa kavuştuğu yerdir.</p>

<p dir="auto" id="viewer-lmviq686">Nesil emniyetinin olduğu, evliliğin ve ev kurmanın kolaylaştırıldığı, huzur ve saadetin neşvünema bulduğu yerdir şehir.</p>

<p dir="auto" id="viewer-84ah5688">Emniyetsiz kişinin barınamadığı, günah işlemenin neredeyse imkânsızlaştığı, iyilerin kötülere engel olup güzellikler için yarışıldığı yerdir şehir. Arsızın, hırsızın, katilin adım atmakta zorlandığı, hükmün hızlı ve adil verildiği yerdir şehir.</p>

<p dir="auto" id="viewer-38n98690">Evlerin müstakil, üretimin doğal, geleneksel tekniğin hâkim, geçimin kolay, yaşamın şen olduğu yerdir şehir.</p>

<p dir="auto" id="viewer-wxtiu692">Çocukların her yerde rahatça oynadığı; atlayıp hopladığı, kaçıp kovaladığı, düşüp kalktığı, hayal kurduğu, evleri çatılı ve bahçeli çizdikleri yerdir şehir.</p>

<p dir="auto" id="viewer-2juj3694">İnsanların yürüyerek her yere ulaşabildiği, alışverişini çarşıdaki dükkânlardan yaptığı, markaların değil, kaliteli ustaların şubesi olmayan mekânlarda üretim yaptığı yerdir şehir.</p>

<p dir="auto" id="viewer-qs7ov696">Evlerin diğer evlerle uyum içinde olduğu, kimsenin evinin diğerinin evinin güneşini, rüzgârını, manzarasını, yolunu kesmediği, mahremiyetini ihlal etmediği yerdir şehir.</p>

<p dir="auto" id="viewer-sza3d698">Evlerin, gönülde, niyette, usulde ve teknikte ilk eve ve mabede dönük inşa edildiği yerdir şehir. Ev inşa edilirken taşın, toprağın ve ağacın kullanıldığı, böylece kolayca inşa edilip bitirildiği ve insanların huzurla sükûn bulup konakladıkları yerdir şehir.</p>

<p dir="auto" id="viewer-x9mta700">Rabbin çağrısının 5 vakit duyulduğu ve insanların bu çağrıya her vakit koştuğu yerdir şehir. Velhasıl; iyiliğin, güzelliğin, selamın, barışın, huzurlu günler ile gecelerin, tekniğin, zanaatın, geçimin, çiçeğin, böceğin, kuşun var olduğu mekândır şehir.</p>

<h3 dir="auto" id="viewer-h4kih716"><strong>Restorasyon: Geleneğin İhyası ve Gelecek</strong></h3>

<p dir="auto" id="viewer-5c8q5718">Restorasyon bizim için geçmişe öykünme, yapıları sadece fiziki olarak onarma ya da akademik kaygılarla salt bir belgeleme yaklaşımı içermez. Gelenekten ve geçmişten gelen bilgiyi ve gücü geleceğe aktarmanın ve yeni şeyler söylemenin bir yoludur.</p>

<p dir="auto" id="viewer-aq5fd720">Bu açıdan baktığımızda tarihi alanlar geçmişte yaşamış insan topluluklarının kalıntılarının bulunduğu, önceki dönemde yaşamış insanlardan kalan yapıların bulunduğu alanlara verilen addır. On binlerce yıllık kadîm bilgiyi, insanlık tecrübesini içeren, tüm savaşları, yıkımları afetleri yaşamış geleneksel yerleşimlerdir.</p>

<p dir="auto" id="viewer-g1odi722">Tarihi şehirler on binlerce yıllık insanlık bilgisinin ışığında var oldukları için varlıkları itibarıyla insanlığın en temel hazineleri konumundadırlar. Bu yüzden doğal, arkeolojik, kentsel ve tarihi sit alanları olarak tescil edilirler. Aynı şekilde bu önemdeki yapılar da kültür varlığı olarak tescil edilirler. Bu kavramlar söz konusu yapılar ve alanların önemini ortaya koymakta ve insanlığın koruma ve restorasyon kavramları çerçevesinde ürettiği değerler manzumesinin içinde bulunmaktadırlar. Bu yüzden tarihi şehirler, alanlar ve binalar insanlık için çok önem arz etmekte, doğallığın, geçmişin, kadîm bilginin, geleneğin ve gerçek manada sürdürülebilirliğin somut taşıyıcıları ve ispatı olmaktadırlar.</p>

<p dir="auto" id="viewer-f4o8y724">Tarihi ve geleneksel şehirlerin önemini üç başlıkta toplayabiliriz: Birincisi, tarihi şehirler doğal sürecin ve on binlerce yıllık insanlık bilgisinin ışıltısını ve enerjisini barındırdıkları için daima insanlığa umut olmuşlardır. İkincisi, megakent baskısı, modern teknolojik esaret ve yakın gelecekte insanlığı bekleyen modern sonrası büyük kaos ve resetin ardından yaşama alanları sunma imkânı olacaktır. Üçüncüsü, olası bir kaos ve reset sonrası yine ayakta kalacakları için insanlığın varlığını devam ettirmesi ve yaşama dair yapılacaklar adına binaları ve şehirleri yeniden inşada örnek olacaklardır.</p>

<p dir="auto" id="viewer-7alzm734">Geleneksel yaşamın sürdüğü kırsal bölgeler ve tarihi şehirler bizi var olan ve gelecekteki bu üç büyük tehlikeden uzak tutacakları için kentten kırsala ve ufak kasabalara göç eğiliminin kontrol altında tutulması, yönetilmesi ve kentin kötülüklerinin bu değerli alanlara boca edilmesinin önüne geçilmelidir. Bu açıdan bakıldığında köy yerleşik alanlarının ve tarihi şehirlerin rant, betonarme inşaat, kentli alışkanlığı, yap-sat, havuzlu villa, site-rezidans vb. baskılardan kurtarılmalıdır. Kırsal bölgeler ve tarihi şehirler bizim kadim geleneğimiz ve geleceğimizdir.</p>

<h3 dir="auto" id="viewer-knylj736"><strong>Sonuç</strong></h3>

<p dir="auto" id="viewer-isztw738">İnsanlık serüveni, Hz. Âdem ile başlayan ve vahyin rehberliğinde şekillenen bir imar ve kulluk yolculuğudur; bu yolculukta insanın yeryüzündeki varlık sebebi yalnızca yaşamak değil, aynı zamanda Allah’ın koyduğu ölçülere riayet ederek hayatı inşa etmek ve O’na yönelmektir. Bu çerçevede ilk örnekler, Hz. Âdem’in kurduğu aile düzeniyle hukukun tesisi, Kâbe ile mekânın, evin ve ibadetin merkezinin inşası ve üretime dayalı hayatın devamı için kurulan pazar ile tamamlanmış; böylece ev ve şehir, sadece fiziki bir yerleşim değil, vahyin ölçülerine göre düzenlenmiş bir hayat nizamı olarak ortaya çıkmıştır. Daha sonra Hz. İbrahim ve Hz. Muhammed SAV tarafından bu üç temel esasın yeniden ihya edilmesi, geleneğin aslında zamanlar üstü bir hakikat olduğunu ve insanlığın kurtuluşunun bu ilkelere bağlı kalmakla mümkün olacağını göstermektedir.</p>

<p dir="auto" id="viewer-xarik740">Bu bağlamda gelenek; salt geçmişe ait bir alışkanlıklar bütünü değil, vahye dayanan, peygamberlerin pratiğiyle somutlaşan ve insanın fıtratına uygun bir hayat tarzının sürekliliğidir. Geleneksel üretim, ev, mimari ve şehir anlayışı; sadeliği, ölçülülüğü, adaleti ve insan merkezli yaklaşımıyla hem dünyevi ihtiyaçları karşılayan hem de insanı manevi olarak diri tutan bir sistem sunar. Buna karşılık modernleşme adı altında ortaya çıkan ve insanı üretimden koparan, doğadan uzaklaştıran ve anlam krizine sürükleyen yaklaşımlar, insanın yaratılış gayesiyle örtüşmemektedir. Bu nedenle mesele, geçmiş ile gelecek arasında bir tercih yapmak değil; hak ile batıl ve sahih ile bozulmuş olan arasında bilinçli bir yöneliş ortaya koymaktır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p dir="auto" id="viewer-vvfdk180">Gelenek, insanlığa kurtuluşun; vahyi merkeze alan bir hukuk anlayışı, sade ve hikmetli bir yaşam biçimi, emeğe dayalı üretim ve adaletli paylaşım düzeni ile mümkün olacağını öğretir. Bu ise ancak geleneğin özüne dönülmesi, yani peygamberlerin ortaya koyduğu usulün yeniden anlaşılması ve yaşanmasıyla gerçekleşebilir. Böyle bir dönüş ne nostaljik bir geri dönüş ne de modernliğe kör bir karşı çıkıştır; bilakis insanın fıtratına, aklına ve kalbine hitap eden dengeli bir diriliştir. İnsan, ancak bu dengeyi kurabildiğinde hem dünyasını imar edebilir hem de ahiretini kazanabilir; evler ve şehirler yeniden huzurun mekânı, üretim yeniden bereketin vesilesi ve hayat yeniden kulluğun anlamlı bir tezahürü hâline gelebilir.</p>

<p dir="auto" id="viewer-zd8aq182">Sonuç olarak; geleneksel kavramlar, düşünce ve teknik üretim gerekli ve yeterlidir. Modern kavramlar, düşünceler ve teknolojik üretimin insanlığı getirdiği durum ortadadır. Dolayısıyla insanlık bir karar vermek zorundadır. Bu sebeple geleneğin ihyası ve inşasına yönelik niyet, gayret ve süreçler saf ve yalın bir şekilde devam ettirilmeli, modernliğin aldatıcı konformist önermelerinden ısrarla uzak durulmalıdır.</p>

<p dir="auto">Mimar Serkan Akın</p></p>]]></turbo:content>
      <category>İktibas</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/gelenek-vahiy-orf-ve-usulun-kadim-kamil-mirasi</guid>
      <pubDate>Fri, 26 Jun 2026 12:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2026/06/oldislamica.jpg" type="image/jpeg" length="28227"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[NATO Genel Sekreteri Rutte'den Türk savunma sanayisine övgü]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/nato-genel-sekreteri-rutteden-turk-savunma-sanayisine-ovgu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/nato-genel-sekreteri-rutteden-turk-savunma-sanayisine-ovgu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, Ankara’da yapılacak zirvenin ittifakın yeni savunma dönüşümünü şekillendireceğini belirterek, savunma harcamaları ve üretim kapasitesinin artırılmasının öncelik olacağını söyledi. Türkiye’nin savunma sanayisine övgü yapan Rutte, zirvenin “Lahey’den bile daha önemli” olabileceğini ifade etti.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, 7-8 Temmuz’da Ankara’da düzenlenecek NATO Zirvesi öncesinde Washington ziyaretinde Atlantik Konseyi’nde konuştu. Rutte, zirvenin NATO’nun birlikteliğini, caydırıcılığını ve savunma kabiliyetini ortaya koyacağını belirterek, ittifakın yeni bir dönüşüm sürecine girdiğini ifade etti.</p>

<p>Rutte, NATO’nun tüm müttefiklerini ve ittifak topraklarının her karışını savunmaya hazır olduğunu göstereceğini söyledi. Zirvenin en önemli beklentisinin savunma yatırımlarında kapsamlı bir dönüşüm olduğunu dile getirdi.</p>

<p><img alt="NATO Genel Sekreteri Rutteden Türkiye ve ASELSAN açıklaması: Devrime öncülük ediyor" src="https://image.cnnturk.com/i/cnnturk/75/770x0/6a0a32e6ba1c9ffde77285a7.jpg" width="100%" /></p>

<p><strong>SAVUNMA HARCAMALARINDA ARTIŞ HEDEFİ</strong></p>

<p>Lahey Zirvesi’nde 2035 yılına kadar gayrisafi yurt içi hasılanın (GSYH) yüzde 5’inin savunmaya ayrılması yönünde karar alındığını hatırlatan Rutte, bazı müttefik ülkelerin bu hedefi aştığını, Almanya’nın ise 2029’a kadar savunma harcamalarını iki katına çıkarmayı planladığını aktardı.</p>

<p>Avrupa ülkeleri ile Kanada’nın savunma harcamalarını artırdığına dikkat çeken Rutte, 2016-2026 döneminde bu alana 1,2 trilyon dolarlık ek kaynak ayrıldığını, 2025’te ise yatırımların yaklaşık yüzde 20 arttığını söyledi.</p>

<p><strong>NATO 3.0 </strong></p>

<p>Rutte, yaşanan dönüşümü “NATO 3.0” olarak nitelendirerek, bunun daha güçlü bir Avrupa ve daha güçlü bir NATO anlamına geldiğini ifade etti. Avrupa’nın NATO içinde daha fazla sorumluluk üstlendiğini, Ukrayna’ya destek ve doğu kanadı savunmasında aktif rol aldığını belirtti.</p>

<p>Savunma harcamalarının artmasına rağmen üretim kapasitesinin aynı hızda ilerlemediğini belirten Rutte, bu durumun yalnızca stok değil, teknoloji ve inovasyon meselesi olduğunu söyledi. Transatlantik savunma sanayisinde köklü bir dönüşüm hedeflediklerini vurguladı.</p>

<p>Rutte, Ankara Zirvesi’nde savunma sanayisi ve yenilikçi teknolojilerin ön plana çıkacağını belirterek, “Ankara’da, güvenilir caydırıcılık ve etkili savunma için sanayi ve inovasyonun sürece dahil olduğunu görmeyi bekliyorum” dedi.</p>

<p>Müttefiklerin savunma bütçelerini artırmasına rağmen üretim hızının yetersiz kaldığını ifade eden Rutte, artan talebin karşılanabilmesi için üretim kapasitesinin hızla geliştirilmesi gerektiğini söyledi.</p>

<p><strong>TEHDİT GÜÇLER</strong></p>

<p>Rutte, Rusya’nın uzun vadeli tehdit olmaya devam ettiğini, Çin’in askeri kapasitesini hızla artırdığını, Kuzey Kore’nin nükleer programını sürdürdüğünü ve İran’ın da ittifak gündeminde önemli bir başlık olduğunu ifade etti. Rusya’nın “en büyük tehdit” olmaya devam ettiğini vurguladı.</p>

<p><strong>TÜRKİYE'NİN SAVUNMA SANAYİSİNE ÖVGÜ</strong></p>

<p>Türkiye ziyaretine de değinen Rutte, ASELSAN’da genç mühendislerle bir araya geldiğini hatırlatarak, Türkiye’nin savunma sanayisinde önemli bir dönüşüm sürecinde olduğunu söyledi. Türk savunma sanayisinin ittifak genelinde katkı sunduğunu ifade etti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Rutte, Ankara Zirvesi’nin savunma sanayisi işbirlikleri, yeni sözleşmeler ve üretim kapasitesi artışı açısından kritik bir toplantı olacağını belirtti. Zirvenin temel mesajının NATO’nun kendini savunmaya hazır olduğu yönünde olacağını söyledi.</p>

<p>Zirveyi “Lahey’den bile daha önemli olabilir” sözleriyle değerlendiren Rutte, alınan taahhütlerin hayata geçirilmesinin bu toplantıyla ortaya konulacağını ifade etti.</p>

<p><i>CNN Türk</i></p></p>]]></turbo:content>
      <category>Haberler</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/nato-genel-sekreteri-rutteden-turk-savunma-sanayisine-ovgu</guid>
      <pubDate>Fri, 26 Jun 2026 11:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2026/06/rutte-nato-ankara-zirvesinin-onemine-dikkat-cekti-laheyden-daha-onemli-1799399-20260625221341-20260625221341.jpg" type="image/jpeg" length="79261"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Beyaz Saray'dan OpenAI'ın yeni GPT-5.6 sürümüne kısıtlama talebi]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/beyaz-saraydan-openaiin-yeni-gpt-56-surumune-kisitlama-talebi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/beyaz-saraydan-openaiin-yeni-gpt-56-surumune-kisitlama-talebi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[CNN’e göre Beyaz Saray, gelişmiş siber yetenekleri nedeniyle OpenAI’ın GPT-5.6 modelinin yalnızca hükümet onaylı sınırlı ortaklara açılmasını istedi. OpenAI’ın da yeni modelin erişimini kısıtlamayı kabul ettiği belirtildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>CNN'in, konuya aşina kaynaklara dayandırdığı haberine göre, Beyaz Saray, gelişmiş yeteneklerinden dolayı OpenAI'dan GPT-5.6 modelinin yalnızca hükümet tarafından onaylanan sınırlı sayıdaki iş ortağına sunulmasını istedi.</p>

<p>Kaynaklar, Washington yönetimi ile OpenAI'ın GPT-5.6 sürümünü, siber güvenlik alanındaki gelişmiş yetenekleri nedeniyle ihracat kontrolü uygulaması getirilen Anthropic'in modeli Mythos ile "aynı seviyede" gördüğünü belirtti.</p>

<p>OpenAI'ın ise modelin piyasaya sürülmesini sınırlamayı kabul ettiği ifade edildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>ABD merkezli teknoloji haber sitesi The Information, OpenAI ve Üst Yöneticisi (CEO) Sam Altman'ın bu hususla ilgili çalışanlara gönderdiği bilgi notuna ulaştı.</p>

<p>Bilgi notunda, hükümetin yeni modele erişiminin "müşteri bazında" onaylandığı aktarıldı.</p>

<p>Ayrıca, notta "ABD hükümetine bunun uzun vadede tercih ettiğimiz model olmadığını açıkça belirttik. Gelecek sürümler için daha sürdürülebilir bir yaklaşım geliştirmek üzere onlarla ve sektördeki diğerleriyle birlikte çalışacağız." ifadelerine yer verildi.</p>

<p>Beyaz Saray yetkilisi ise CNN'e yaptığı açıklamada, söz konusu teknolojinin risklerine yönelik ortak yaklaşımlar geliştirmek amacıyla gelişmiş yapay zeka laboratuvarlarıyla işbirliğinin sürdürüldüğünü kaydetti.</p>

<p>Öte yandan OpenAI konuya ilişkin yorum yapmadı.</p>

<p>ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, 13 Haziran'da yapay zeka şirketi Anthropic'in en gelişmiş modelleri "Mythos" ve "Fable" için ihracat kontrolü uygulaması başlatmıştı.</p>

<p>Beyaz Saray, "ulusal güvenlik tehdidi" gerekçesiyle yabancı hükümetler, şirketler ve bireylerin modellere erişimini yasaklama kararı almıştı. Bunun üzerine Anthropic, gelişmiş yapay zeka modellerini tüm kullanıcılar için devre dışı bırakmıştı.</p></p>]]></turbo:content>
      <category>Haberler</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/beyaz-saraydan-openaiin-yeni-gpt-56-surumune-kisitlama-talebi</guid>
      <pubDate>Fri, 26 Jun 2026 10:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2026/06/960x540-1.jpg" type="image/jpeg" length="46761"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Çok kutuplu ticaret, tek kutuplu güven]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/cok-kutuplu-ticaret-tek-kutuplu-guven</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/cok-kutuplu-ticaret-tek-kutuplu-guven" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Küresel finans sisteminde ilk bakışta çelişkili görünen ama aslında yeni dönemin ruhunu çok iyi anlatan sessiz bir paradoks var: Asya-Pasifik ülkeleri ticarette giderek Çin'e yöneliyor, üretim zincirleri Çin merkezli hale geliyor, bölgesel ekonomik bağımlılık Pekin lehine derinleşiyor. Fakat aynı ülkeler döviz rezervlerini hâlâ büyük ölçüde Amerikan dolarıyla tutuyor.</p>

<p>Bu tabloyu rakamlar daha net gösteriyor. Çin, 2009'dan bu yana ASEAN'ın en büyük ticaret ortağı konumunda. 2024'te ASEAN ile Çin arasındaki mal ticareti 772,4 milyar dolara ulaştı ve bu rakam ASEAN'ın toplam ticaretinin yaklaşık beşte birine karşılık geldi. Yani bölgesel ticaretin yönü açık biçimde Asya'ya, özellikle Çin'e kayıyor.</p>

<p>Fakat rezerv tarafında bambaşka bir tablo var. IMF verilerine göre 2025'in son çeyreğinde dünyadaki resmi döviz rezervleri 13,14 trilyon dolar seviyesine ulaştı. Bu rezervlerin %56,77'si dolar cinsindeydi. Euro %20,25 ile ikinci sırada yer alırken, Çin yuanının payı yalnızca %1,95 seviyesinde kaldı. Çin'in ticaretteki yükselişi ile yuanın rezervlerdeki sınırlı rolü arasındaki fark, küresel finans sisteminin ana paradokslarından biri.</p>

<p>Bu tablo bize basit ama çok kritik bir gerçeği hatırlatıyor: Küresel para sistemi sadece ticaret rakamlarıyla açıklanamaz. Bir ülkenin en çok kiminle ticaret yaptığı ile kriz anında hangi para birimine sığındığı aynı şey değildir. Ticaret yön değiştirebilir, tedarik zincirleri Asya'ya kayabilir, üretim merkezi Çin'e yaklaşabilir. Ancak rezerv para tercihi çok daha derin bir güven, likidite, borçlanma ve jeopolitik hesap meselesidir.</p>

<p>Doların gücü tam da burada ortaya çıkıyor. BIS'in 2025 araştırmasına göre küresel döviz piyasalarında günlük işlem hacmi 9,6 trilyon dolara ulaşmış durumda. Daha önemlisi, dolar bu işlemlerin %89,2'sinin bir tarafında yer alıyor. Buna karşılık yuanın küresel döviz işlemlerindeki payı %8,5 düzeyinde kalıyor. Yani yuanın kullanım alanı genişlese bile, dolar hâlâ küresel finansın ana omurgası olmayı sürdürüyor.</p>

<p>Bu nedenle merkez bankalarının rezerv politikası, günlük ticaret akışlarından çok kriz anında neye ihtiyaç duyulacağı sorusuna göre şekillenir. Kriz çıktığında hangi varlık en hızlı nakde çevrilebilir? Hangi para birimi küresel piyasada en kolay kabul görür? Hangi tahvil piyasası derinlik, güven ve likidite sunar? Bu soruların cevabı hâlâ büyük ölçüde Amerikan dolarıdır.</p>

<p>ABD Hazine piyasası bu noktada kritik rol oynuyor. Mayıs 2026 itibarıyla piyasadaki ABD Hazine borçlanma senetlerinin piyasa değeri yaklaşık 29,1 trilyon dolar seviyesindeydi. Nisan 2026'da yabancı yatırımcıların ABD Hazine tahvili varlığı ise 9,35 trilyon dolara ulaştı. Bu büyüklük, doların neden sadece bir para birimi değil, aynı zamanda küresel finansal güvenlik altyapısının merkezi olduğunu gösteriyor.</p>

<p>Elbette doların rezervlerdeki payı geçmişe göre geriliyor. Amerikan Merkez Bankası'nın değerlendirmelerine göre doların küresel rezervlerdeki payı 2001'de %72 seviyesindeyken, son yıllarda %57-58 bandına kadar indi. Ancak bu düşüş doların bittiğini değil, merkez bankalarının portföylerini daha çeşitli hale getirdiğini gösteriyor.</p>

<p>Çünkü doların karşısında onu tamamen ikame edecek güçlü bir alternatif henüz yok. Euro ikinci büyük rezerv para konumunda ama Avrupa'nın ortak maliye politikası eksikliği ve jeopolitik kapasite sınırlılıkları euroyu frenliyor. Yuan ise Çin'in ekonomik büyüklüğüne rağmen sermaye kontrolleri, sınırlı konvertibilite, finansal piyasalardaki şeffaflık sorunu ve siyasi risk algısı nedeniyle rezerv para olma yolunda ciddi yapısal engellerle karşı karşıya.</p>

<p>Dolayısıyla dünya çok kutuplu bir rezerv sistemine doğru ilerliyor; fakat bu geçiş ani bir kopuş değil, yavaş bir yeniden dengeleme sürecidir. Dolar zayıflayabilir, payı azalabilir, bazı ülkeler rezervlerini çeşitlendirebilir. Ancak doların yerine geçecek tek ve güçlü bir alternatif henüz oluşmuş değil.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu yüzden doğru soru "Dolar bitecek mi?" değildir. Bu soru fazla basit ve popülerdir. Asıl soru şudur: Ülkeler dolardan ne kadar uzaklaşabilir ve bunu finansal istikrarı bozmadan ne kadar hızlı yapabilir?</p>

<p>Uzaklaşma var ama kopuş yok. Çeşitlenme var ama alternatif sistem hazır değil. Doların hâkimiyeti tartışılıyor ama dolar hâlâ küresel finansın ana sigortası olmayı sürdürüyor.</p>

<p>Yeni dünyanın para düzeni muhtemelen tek kutuplu olmayacak. Ancak çok kutuplu düzen de bir günde kurulmayacak. Bu geçişte kazanan ülkeler, ideolojik sloganlarla değil; soğukkanlı rezerv yönetimi, güçlü kurumsal kapasite, üretim gücü, finansal derinlik ve stratejik esneklikle hareket edenler olacak.</p>

<p><i>Faik Tanrıkulu, Star Haber</i></p></p>]]></turbo:content>
      <category>İktibas</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/cok-kutuplu-ticaret-tek-kutuplu-guven</guid>
      <pubDate>Fri, 26 Jun 2026 09:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2026/06/ticdolar.jpg" type="image/jpeg" length="35148"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Terörist İsrail, Afrika Boynuzu'nda nüfuzunu arttırma peşinde]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/terorist-israil-afrika-boynuzunda-nufuzunu-arttirma-pesinde</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/terorist-israil-afrika-boynuzunda-nufuzunu-arttirma-pesinde" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sudanlı analist Dr. Elrashid, terörist İsrail'in Somaliland ve Puntland üzerinden Afrika Boynuzu ile Kızıldeniz’de etkisini artırmayı hedeflediğini aktardı. Bölgedeki jeopolitik rekabetin kritik su yolları nedeniyle daha da sertleşeceğini belirten Elrashid, Türkiye’nin ise “yumuşak güç” politikasıyla bölgede olumlu karşılandığını söyledi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Sudanlı akademisyen ve siyasi analist Dr. Elrashid Mohamed İbrahim Elrashid, terörist İsrail'in Somaliland ve Puntland gibi bölgeler üzerinden Afrika Boynuzu ile Kızıldeniz havzasındaki etkisini artırmayı hedeflediğini ileri söyledi.</p>

<p>Elrashid, terörist İsrail'in Afrika Boynuzu'ndaki faaliyetleri ile bölgede artan jeopolitik rekabete ilişkin değerlendirmede bulundu.</p>

<p>Somali meselesinin tarihsel arka planının İngiliz ve İtalyan sömürge dönemlerine uzandığını belirten Elrashid, bugün bölgede farklı jeopolitik projelerin karşı karşıya geldiğini ifade etti.</p>

<p>Elrashid, terörist İsrail'in Somaliland ve Puntland gibi bölgeler üzerinden Afrika Boynuzu ile Kızıldeniz havzasındaki etkisini artırmayı hedeflediğini öne sürerek, 'Bölge giderek küresel rekabetin merkezlerinden biri haline geliyor.' dedi.</p>

<h3><strong>Stratejik su yollarınının ehemmiyeti</strong></h3>

<p>Terörist İsrail'in bölgede kalıcı bir varlık oluşturmayı hedeflediğini iddia eden Elrashid, özellikle Babülmendep Boğazı, Kızıldeniz çevresi ve Berbera Limanı'nın stratejik önem taşıdığını söyledi.</p>

<p>Terörist İsrail'in olası varlığının deniz ticaret yolları, tedarik zincirleri ve güvenlik faaliyetleriyle bağlantılı olabileceğini öne süren Elrashid, bunun aynı zamanda bölgedeki gelişmelerin izlenmesine yönelik istihbarat faaliyetlerine de zemin hazırlayabileceğini savundu.</p>

<p>Elrashid, İsrail ile İran arasında yaşanan gerilimlerin ve bölgesel çatışmaların deniz geçiş noktalarının önemini artırdığını belirterek, 'Önümüzdeki dönemde Babülmendep Boğazı, Hürmüz Boğazı ve Süveyş Kanalı gibi kritik su yolları uluslararası stratejilerde daha fazla öne çıkacak.' değerlendirmesinde bulundu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3><strong>Puntland liderinin terörist İsrail'e ziyareti</strong></h3>

<p>Puntland Bölgesel Yönetimi Başkanı Abdurrahman Abdullah'ın İsrail ziyaretiyle ilgili de değerlendirmelerde bulunan Elrashid, kamuoyuna yansıyan hedeflerin diplomatik ilişkilerin geliştirilmesi olduğunu ancak sürecin ilerleyen dönemlerinde farklı boyutların ortaya çıkabileceğini söyledi.</p>

<p>Elrashid, bölge ülkeleri ve uluslararası kuruluşların konuya ilişkin hassasiyet gösterdiğini ifade ederek, Türkiye, Mısır, Katar ve Ürdün'ün yanı sıra Arap Birliği ile Afrika Birliğinin tutumlarının sürecin seyrini etkileyebileceğinin altını çizdi.</p>

<h3><strong>Türkiye'nin yumuşak gücü</strong></h3>

<p>Türkiye'nin Afrika Boynuzu'ndaki rolüne de değinen Elrashid, Ankara'nın bölgede ağırlıklı olarak 'yumuşak güç' unsurlarını kullandığını söyledi.</p>

<p>Elrashid, Türkiye'nin tarihsel bağları, ekonomik işbirlikleri ve kalkınma projeleri sayesinde bölgede olumlu karşılandığını vurgulayarak, 'Türkiye'nin benimsediği istikrar stratejisi halkların kalkınma ve refah beklentilerine hitap ediyor.' ifadesini kullandı.</p>

<p>Afrika ülkelerinin Türkiye'nin ekonomi, sanayi ve dış politika alanındaki tecrübelerine ilgi gösterdiğini dile getiren Elrashid, Ankara'nın bölgedeki mevcut kabul görme düzeyinin stratejik plan çerçevesinde daha etkin değerlendirilebileceğini sözlerine ekledi.</p>

<p><i>AA</i></p></p>]]></turbo:content>
      <category>Haberler</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/terorist-israil-afrika-boynuzunda-nufuzunu-arttirma-pesinde</guid>
      <pubDate>Fri, 26 Jun 2026 09:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2026/06/israil-somaliland-afrika-boynuzu-hamlesi-0a380e29e8-1-1-1.jpg" type="image/jpeg" length="35092"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ABD'den Türkiye'ye 700 milyon dolarlık jet motor satışı]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/abdden-turkiyeye-700-milyon-dolarlik-jet-motor-satisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/abdden-turkiyeye-700-milyon-dolarlik-jet-motor-satisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[ABD Başkanı Donald Trump'ın yönetiminin Türkiye'ye 700 milyon doları aşan değerde jet motoru satışı yapma planını resmi olarak Kongre'ye ilettiği bildirildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İngiltere merkezli haber ajansı Reuters, ABD Başkanı Donald Trump'ın yönetiminin Türkiye'ye yerli savaş uçağı KAAN için kullanılacak 700 milyon doları aşan değerde jet motoru satışı yapma planını resmi olarak Kongre'ye ilettiğini duyurdu.</p>

<p>İlgili belgeye ve iki kaynağa dayandırılan habere göre, Kongre'ye gönderilen bildirimde "ABD hükümetinin; siyasi, askeri, ekonomik, insan hakları ve silahların kontrolüne ilişkin hususları göz önünde bulundurarak bu ürünlerin ihracatına izin vermeye hazır olduğu" belirtildi.</p>

<p><img src="https://imgs.stargazete.com/imgsdisk/2026/06/26/kaanaa2436695-26062026f5573168.jpg" />ABD ABD yönetiminin adımı gelecek ay Türkiye'de yapılacak kritik NATO Zirvesi öncesinde Trump'ın önemli bir müttefik olarak gördüğü Türkiye ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a yönelik bir jest olarak değerlendirildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2><strong>ABD'NİN SATIŞ SÜRECİNİ İLERLETMEYİ PLANLADIĞI ÖNE SÜRÜLMÜŞTÜ</strong></h2>

<p>Reuters, konuyla ilgili daha önce yayınladığı bir haberde, ABD'nin 7-8 Temmuz'da Ankara'da düzenlenmesi beklenen NATO Zirvesi öncesinde Türkiye'nin yerli savaş uçağı KAAN için kullanılacak onlarca jet motorunun satış sürecini ilerletmeyi planladığını öne sürmüştü.</p></p>]]></turbo:content>
      <category>Haberler</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/abdden-turkiyeye-700-milyon-dolarlik-jet-motor-satisi</guid>
      <pubDate>Fri, 26 Jun 2026 09:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2026/06/abdutur.webp" type="image/jpeg" length="95661"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA["Barışın önündeki en büyük engel Batı Avrupa!"]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/barisin-onundeki-en-buyuk-engel-bati-avrupa</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/barisin-onundeki-en-buyuk-engel-bati-avrupa" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova, Batı Avrupa'nın Ukrayna'da barışın sağlanmasında en büyük engel olduğunu belirterek, "Terör saldırılarını destekleyerek, barışçıl arabulucu olmak mümkün değil." dedi]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Sözcü Zaharova, başkent Moskova'da düzenlediği haftalık basın toplantısında, gündemdeki konulara dair açıklamalarda bulundu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hollanda’nın <a href="https://www.trthaber.com/etiket/ukrayna/" rel="nofollow" target="_blank">Ukrayna</a> için 500 milyon avro değerinde insansız hava araçları (İHA) ve hava savunma sistemlerinin alımını finanse etmeyi, Belçika’nın da Kiev'e 7 adet <a href="https://www.trthaber.com/etiket/f-16/" rel="nofollow" target="_blank">F-16</a> <a href="https://www.trthaber.com/etiket/savas/" rel="nofollow" target="_blank">savaş</a> uçağı teslim etmeyi planladığına dikkati çeken Zaharova, "Bu, Batı Avrupa'nın Ukrayna'da barışın sağlanmasında en büyük engel olduğunu gösteriyor." dedi.</p>

<p>Zaharova, Avrupa’nın hem Ukrayna’ya askeri ve maddi destek sağladığını hem de krizin çözüm sürecine dahil olmaya çalıştığına işaret ederek, "Terör saldırılarını destekleyerek, barışçıl arabulucu olmak mümkün değil." diye konuştu.</p>

<p>Ukrayna’nın <a href="https://www.trthaber.com/etiket/nato/" rel="nofollow" target="_blank">NATO</a> ile Avrupa Birliği’ni (AB) <a href="https://www.trthaber.com/etiket/rusya/" rel="nofollow" target="_blank">Rusya</a> ile doğrudan çatışmaya sürükleme niyetinde olduğunu söyleyen Zaharova, Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy'nin Belarus'u tehdit ettiğini dile getirdi.</p>

<p>Zaharova, Kiev'in, Belarus'u çatışmalara dahil etmeye ve çatışma alanını genişletmeye çalıştığını savundu.</p>

<p>Rusya <a href="https://www.trthaber.com/etiket/disisleri-bakanligi/" rel="nofollow" target="_blank">Dışişleri Bakanlığı</a> Sözcüsü, Belarus’un güvenliğinin sağlanmasına yönelik gerekli önlemleri alabileceklerini vurguladı.</p>

<h2><strong>"Kiev'e verilen askeri teçhizatı, meşru askeri hedef olarak kabul ediyoruz"</strong></h2>

<p>ABD’nin Ukrayna’ya destek sağlamasını eleştiren Zaharova, "Askeri teçhizatın <a href="https://www.trthaber.com/etiket/kiev/" rel="nofollow" target="_blank">Kiev</a> yönetimine verilmesi, bölgesel ve uluslararası güvenlik açısından öngörülemeyen sonuçlar doğurabilir. Bunları, meşru askeri hedef olarak kabul ediyoruz. Washington ile temaslarımızda bunu defalarca dile getirdik." ifadelerini kullandı.</p>

<p>Zaharova, ABD'de el konulan Rus diplomatik mülklerinin iade edilmesi gerektiğini belirterek, Amerikan tarafına bu konuda teklifler ilettiklerini, ancak Washington’un bununla ilgilenmediğini söyledi.</p>

<p><a href="https://www.trthaber.com/etiket/birlesmis-milletler/" rel="nofollow" target="_blank">Birleşmiş Milletler</a> (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres'in geçen hafta yayımlanan "2025 Çocuklar ve Silahlı Çatışma Raporu"nu değerlendiren Zaharova, bu raporda, Rusya’nın Ukrayna'daki durum bağlamında çocuk haklarının ihlal edilmesinden sorumlu tutulduğuna dikkati çekerek, "Guterres'in taraflı siyasi kararını şiddetle kınıyoruz." değerlendirmesinde bulundu.</p>

<h2><strong>"Macron, ikili ilişkilerin çıkmaza girmesinden sorumlu"</strong></h2>

<p>Zaharova, Rusya’nın <a href="https://www.trthaber.com/etiket/fransa/" rel="nofollow" target="_blank">Fransa</a> ve <a href="https://www.trthaber.com/etiket/ab/" rel="nofollow" target="_blank">AB</a> ile ilişkilerin derin kriz döneminde olduğunu belirterek, "Bu bizden kaynaklanmıyor. İlişkilerimiz, Batı’nın Rusya’ya karşı başlattığı hibrit savaş durumunda. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, ikili ilişkilerin çıkmaza girmesinden şahsen sorumlu. Macron’un ekibi, ülkemizle savaş hazırlığını açıkça konuşarak, gerçeklik algısını, kendini koruma içgüdüsünü kaybetti." dedi.</p>

<p><a href="https://www.trthaber.com/etiket/romanya/" rel="nofollow" target="_blank">Romanya</a> Temsilciler Meclisinin, ülkenin <a href="https://www.trthaber.com/etiket/moldova/" rel="nofollow" target="_blank">Moldova</a> ile birleşmesini öngören yasa teklifini onaylamasını değerlendiren Zaharova, "Birleşme, halk oylamasını gerektiriyor. Burada birleşme değil, ilhak söz konusudur." diye konuştu.</p>

<p>aa</p></p>]]></turbo:content>
      <category>Haberler</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/barisin-onundeki-en-buyuk-engel-bati-avrupa</guid>
      <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 23:58:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2026/06/rusuk-3.webp" type="image/jpeg" length="67091"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Rus topraklarına 40 günlük saldırı planı]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/rusya-topraklarina-40-gunluk-saldiri-plani</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/rusya-topraklarina-40-gunluk-saldiri-plani" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kiev yönetimi, Rusya karşısında askeri baskı kurmak amacıyla yeni bir hareketlilik başlattı. Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy, Ukrayna Güvenlik Servisi (SBU) tarafından hazırlanan ve Rus topraklarını hedef alan 40 günlük "etki operasyonu" planını onayladığını duyurdu]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Zelenskiy, SBU Geçici Başkanı Yevgeni Khmara ile Kiev'de bir araya gelerek planın detaylarını görüştü. Görüşmede, Ukrayna özel birimlerinin Rusya sınırları içindeki derinlikleri hedef alacak orta ve uzun menzilli saldırı stratejileri ele alındı. Bu durum, Kiev'in çatışmayı Rusya içlerine yayma niyetini gösteriyor.</p>

<p>Ukrayna lideri, cephe hattındaki sıkışıklığı aşmak ve mevcut konumları korumak adına insansız hava araçlarının (İHA) kullanımına ağırlık verdiklerini belirtti. SBU’nun son dönemde çeşitli İHA türleriyle düzenlediği saldırıların, cepheyi sabit tutma çabalarına zemin hazırladığını ifade etti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Moskova'yı doğrudan hedef alan yeni ve kapsamlı saldırıların işaretini veren Zelenskiy, askeri tırmanış yoluyla sonuç almayı amaçlıyor.</p></p>]]></turbo:content>
      <category>Haberler</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/rusya-topraklarina-40-gunluk-saldiri-plani</guid>
      <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 23:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2026/06/zel40.webp" type="image/jpeg" length="62156"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bill Gates'e Epstein şantajı resmî tutanaklarda]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/bill-gatese-epstein-santaji-resmi-tutanaklarda</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/bill-gatese-epstein-santaji-resmi-tutanaklarda" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Milyarder sapkın Jeffrey Epstein skandalına dair yürütülen soruşturma, yeni resmi belgelerin açıklanmasıyla birlikte sıcaklığını koruyor. ABD Temsilciler Meclisi Gözetim Komitesi, Microsoft kurucusu Bill Gates’in kapalı kapılar ardında verdiği altı saatlik ifadenin tam metnini kamuoyuyla paylaştı. 24 Haziran 2026 tarihli bu resmi gelişme, Epstein’ın nüfuz elde etmek amacıyla başvurduğu karanlık yöntemlerini ortaya koyuyor]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bill Gates, 10 Haziran 2026 tarihinde komiteye verdiği ifadede, Jeffrey Epstein’ın kendisini evlilik dışı ilişkileri üzerinden tehdit etmeye çalıştığını doğruladı. Açıklanan kayıtlara göre Epstein, Gates’in geçmişteki özel ilişkilerine dair bilgilerini bir baskı aracı olarak kullanmayı amaçladı. ABD Adalet Bakanlığı tarafından Ocak 2026 döneminde yayımlanan dava dosyalarındaki e-posta taslakları, bu planların somut kanıtı olarak kayıtlara geçti. Taslak belgelerde Epstein’ın, Gates’i kendi çevresinde tutmaya zorlamak adına şantaj yapmayı planladığını belirlendi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Komite üyelerinin sorularını yanıtlayan Gates, bu e-posta taslaklarının sadece Epstein'ın arşivinde tutulduğunu, ancak yazışmaların içeriğinin açıkça bir şantaj hazırlığına işaret ettiğini kabul etti. Küresel sağlık projelerine fon sağlama amacıyla Epstein ile yaklaşık bir düzine kez bir araya geldiğini belirten Gates, bu görüşmelerin kendi adına büyük bir muhakeme hatası olduğunu dile getirdi. Epstein ile ilişkisini kesmeye çalıştığı dönemde bu örtülü tehditlerin yoğunlaştığını ifade eden Gates, komiteye yardımcı olmak ve mağdurlar için adaletin sağlanmasına katkıda bulunmak amacıyla tüm dosyaların tamamen açılmasını desteklediğini bildirdi</p>

<p>Gözetim Komitesi bünyesinde devam eden bu geniş çaplı soruşturma, Epstein’ın geçmişte kurduğu cinsel istismar ağı ve bu ağın siyasi ile ekonomik elitlerle olan bağlarını bütünüyle çözmeyi hedefliyor.</p></p>]]></turbo:content>
      <category>Haberler</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/bill-gatese-epstein-santaji-resmi-tutanaklarda</guid>
      <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 23:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2026/06/gatesepstein.jpg" type="image/jpeg" length="24517"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Üstad Necip Fazıl’ın kaleminden 'Hazret-i Hüseyn']]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/ustad-necip-fazilin-kaleminden-hazret-i-huseyn</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/ustad-necip-fazilin-kaleminden-hazret-i-huseyn" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Hicrî 61’inci yılın 10 Muharrem Cuma sabahı, do­ğan güneş, Hüseyn’i, Kerbelâda, geceden beri elleri açık vaziyette, duada buldu. Hazret-i Hüseyn’in yüze yakın etrafı içinde eli kı­lıç tutabilen 72 kişi… 32 süvari ve 40 piyade… Aradaki nispet, bire altmış… 
Gecenin siyah yüzünü sabahın ilk ışıkları pudralar­ken, bütün hazırlıklarını bitirmişler, namaz…]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Hicretin dördüncü yılında (Şabanın 5’inci Salı gü­nü) Peygamber beldesinde kulaktan kulağa bir müjde fı­sıltısı:</p>

<p>— Allah Resulü'nün ikinci torunu, Allah’ın arslanı Ali’nin ikinci oğlu dünyaya geldi!</p>

<p>Hasan ile arasında bir yıl bile yok…</p>

<p>56 sene, 5 ay, 5 gün yaşadı ve Hicrî 61’inci yılın 10 Muharrem Cuma günü, Kerbelâda, hiçbir masal ve destanın ve hiçbir hakikat ifadesinin kaydetmediği şekil­de, İslâm tahassüsünün baş ıstırap kutbu olarak öldürül­dü.</p>

<p>İsmini alışı, kardeşininki gibi..</p>

<p>«— Onu da, Harun Peygamberin ikinci oğluna ait ismimle adlandırınız!»</p>

<p>Ve yavruyu, bu İbranî ismin Arapçadaki karşılığı olan «Hüseyn» ile adlandırıyorlar.</p>

<p>Göğsünden ayaklarına kadar, vücutça Kâinatın Efendisine tam benzerlik…</p>

<p>İlimde, ibadette, ahlâkta, şecaatte üstün…</p>

<p>Birçok yaya hac, sık sık oruç ve başını secdeden kaldırmamacasına namaz…</p>

<p>Hayatında dört kere evlendi. Zevceleri, Leylâ, Ümmü Veled, Ümmü İshak, Rübap… Ümmü Veled, İran sul­tanının kızı… İran’ın fethinde müslümanların eline esir düşüyor; ve misilsiz soyluluk ve güzelliğiyle, Halifeler Halifesi Ömer tarafından Hazret-i Hüseyn’e lâyık görülü­yor.</p>

<p>İkisi erkek, ikisi kız, dört evlât: Ali-yül-Ekber (Bü­yük Ali), Ali-yül-Asgar (Küçük Ali), Fatıma, Sekîne… Sırasiyle, her çocuk bir anneden…</p>

<p>Erkek çocuklarından, cinsinin güzellik örneği, Al­lah Resulünün simada ve seste benzeri Ali (Ekber), 28 yaşlarındayken Kerbelâ’da kendisiyle beraber şehit edil­di. Ondan sonra Nur Neslinin Hüseynî kolu, bir ismi de «Zeynelâbidin» olan Ali (Asgar)dan geldi. Bir rivayet, Hazret-i Hüseyn’in, isimleri Ali olan oğullarını üçe çıka­rıyor ve Kerbelâ’dan sonra hayatta kalan Zeynelâbidin Hazretlerini, ortanca Ali kabul ediyor. Her ne şekilde olursa olsun İmam-ı Zeynelâbidin, Hüseyn’e bağlı Nur Neslinin biricik devam ettiricisi ve en üstün faziletlerin yumağı…</p>

<p>Abdest alırken yüzü sapsarı kesilir ve niçin sa­rardığını soranlara:</p>

<p>«— Nasıl sararmayayım, derdi; kimin huzurunda olduğumu bilmiyor musunuz?»</p>

<p>24 saatte 1000 rekât namaz… İşte bu Zeynelâbidin!</p>

<p>Bir gün kendisine dil uzatan bir insanı görmezlik­ten gelince, yüzsüz adam:</p>

<p>—Görmüyor musun, dedi; seni kastediyorum! Sa­na sövüyorum!</p>

<p>Ve Zeynelâbidin’den şu cevabı aldı:</p>

<p>— İşte bunun için görmüyorum ya!.. Büyük Arap şairi Ferzadak, Zeynelâbidin’in cö­mertliğini şöyle belirtir:</p>

<p>«—Şehadet kelimesinden başka hiçbir yerde yok demiyen insan…»</p>

<p>İşte bu Zeynelâbidin!…</p>

<p>«— Başına gelenlerden mahlûklara sızlanma! Zira merhametliyi merhametsize şikâyet etmiş olursun!» Diyen Zeynelâbidin…</p>

<p>Peygamber torunu Hüseyn’in, kendisine lâyık oğ­lu…</p>

<p>Hazret-i Hüseyn, zevcesi Rübap ile, ondan kızı Sekineyi çok severdi.</p>

<p>Bir beyti:</p>

<p>«Ben zevcem Rübap ile kızım Sekine’nin</p>

<p>Oturdukları evi bile severim…»</p>

<p>Hazret-i Hasan bahsinde belirttiğimiz büyük ukde­nin kördüğüm safhası, Muaviye’nin ölümüyle beraber Hazret-i Hüseyn zamanında açıldı. Müminlerin Emîri Hazret-i Ali ile Şam Valisi Muaviye arasında başlayan anlaşmazlık, Muaviye’ninkilerden başka istismarcı eller­de Peygamber torunu Hasan’ı zehirler ve işe şeytanî bir istikamet vermeye bakarken, Muaviye’nin ölümü dâvayı büsbütün şeytan emrine verdi ve hicrî birinci, milâdi ye­dinci asır çerçevesinde topyekûn zaman ve mekânın en büyük faciasına yol açtı.</p>

<p>Hazret-i Hasan’ın zehirlenmesinden beri 10 yıl, bilmem ne kadar ay geçmiş ve Muaviye Halifelik maka­mını muazzam bir devlet tahtı haline getirmiştir. İslâm büyük denizlere çıkmış, İslâmî şevket her tarafı tutmuş­tur.</p>

<p>Hazret-i Hüseyn, Medine’de, gözü bütün dünya ni­metlerinden uzak, içine kapanık, yakınları arasında yaşıyor. Halifelik makamını tutanlarla arasındaki ip hep ger­gin, fakat olduğu gibi… İpi koparacak yeni bir hamle yok ortada…</p>

<p>Birdenbire bir hâdise: Medine Valisi, Muaviye’nin yeğeni, hisli ve insaflı tanınan Velid, başta Peygamber to­runu Hüseyn, Hazret-i Ömer’le Hazret-i Zübeyr’in oğul­larını aratıyor. Birbirlerinin en yakın dostları, üç büyük sahabînin oğulları…</p>

<p>Gelen haberci, Hazret-i Hüseyn ile Zübeyroğlunu Peygamber Mescidinde buluyor:</p>

<p>— Vali sizi çağırttı! Lütfen hemen buyurun!</p>

<p>Ali ve Zübeyr’in oğulları, hayret, biraz da dehşetle bakışıyorlar ve haberciye:</p>

<p>— Sen git, diyorlar; biz arkandan geliriz! Zübeyroğlu, Hüseyn’e soruyor;</p>

<p>— Bizimle düşüp kalkmayan Velid’in böyle bir­denbire bizi çağırmasına ne dersin?</p>

<p>— Bana öyle geliyor ki, Muaviye öldü, yerine oğ­lu Yezid geçti. Bizden biy’at almak için Valiye emir ver­miş olsa gerek…</p>

<p>Gerçek! Muaviye ölmüştür. Yerinde oğlu. Öteden beri süre gelen malûm ukde yüzünden en nazik biy’at merkezleri, şehirlerden ve kalabalıklardan ziyade, bu üç büyük şahsiyet… Yezid, bütün İslâm ülkesinin birlik ha­linde kendisine tâbiliğini sağlayacak olan bu hayatî işin hemen yerine getirilmesi için amca oğlu Velid’e nâme, göndermiştir. Velid, bu gayet hassas nâmeyi alır almaz, mahremlerinden birkaçını topluyor ve ıstırapla akıl danı­şıyor:</p>

<p>— Şu emre karşı ben ne yapabilirim? Ya biy’at et­mezlerse?.. Etmeyeceklerine hiç şüphem yok! Bunlar, Allah Resulünün en büyük üç sahabîsinden gelen üç bü­yük zat… Muhakkak ki, Halifeliğe Yezid’i lâyık görme­yecekler. Muaviye zamanında neler olduğu malûm…</p>

<p>Şimdi oğlunu nasıl benimserler? Ne yapacağımı, nasıl davranacağımı bilemiyorum!</p>

<p>Velid’in kurmayları cevap verdi:</p>

<p>— Vaziyet gayet muhataralı!.. Ya bu deveyi güde­ceksin, ya bu diyardan gideceksin! Üçünü birden çağırtır­sın! Cellâtlarını da gizlersin! Biy’at ederlerse ne hoş! Et­mediler mi, üçünün birden boynunu vurup işi «oldu, bit­ti»ye getirirsin! Yoksa, halk ihtilâtlarına bırakacak olur­san, felâket!..</p>

<p>Mescit kapısında Hüseyn ile Zübeyroğlu arasında­ki konuşma devam ediyor. Hüseyin’in görüşünü doğrula­yan Zübeyroğlu, ona soruyor:</p>

<p>—Ne yapmak niyetindesin? Davete gidecek misin?</p>

<p>—Evet; adamlarımı da alıp toplulukla gideceğim! Bakalım, ne diyecek?</p>

<p>—Gitme, başına bir şey gelir!</p>

<p>—Ben ancak Velid’in bana zarar eriştiremeyeceği şartlar altında giderim!</p>

<p>—Etme, belli olmaz! O, hükümetin başında… Ken­dini koruyamıyabilirsin!</p>

<p>—Bildirdiğim tedbir ve tevekkülden başka yapacak işim yok!</p>

<p>Birbirinden ayrıldılar. Zübeyroğlu, evine gidip saklandı. Hüseyin, ev halkını ve yakınlarını toplayıp Ve­lid’in kapısına gitti. Kapıda adamlarına hitabı:</p>

<p>—Siz burada durunuz ve ben içeriden çıkmadıkça veya seslenmedikçe yerinizden kımıldamayınız!</p>

<p>Benden bir ses işitirseniz içeriye dolar ve gerekeni yaparsınız! Ses işitmeden girmek, ben çıkmadan da gitmek yok!</p>

<p>Hüseyn, Velid’in karşısında… Velid, yüzü saparı, elinde Yezid’in nâmesi, Peygamber torununa bakıyor:</p>

<p>—Muaviye öldü ve Halifeliği Yezid aldı. Her taraf ona baş eğmiş bulunmakta… Fakat biy’atlerin en önemli­si, taşıdığın sıfat bakımından seninki… Sonra da arkadaşlarınınki… Seni, yeni halifeye biy’at etmeye davet ediyo­rum!</p>

<p>Hazret-i Hüseyn, şu inceler incesi cevabı verdi:</p>

<p>«—Dediğin gibi, taşıdığım sıfat bakımından, be­nim gizli biy’at etmem doğru olmaz! Etsem de makbul sayılmaz! Sen, Medine Valisi, bizi halk içinde açık biy’ate davet et!»</p>

<p>Uysal ve yumuşak seciyeli Velid:</p>

<p>—Peki, öyle olsun!</p>

<p>Demekten başka cevap bulamadı.</p>

<p>Fakat, akıl vericilerinden odada bulunan bir adam atıldı:</p>

<p>—Ne yapıyorsun, yâ Velid? Eğer Hüseyn buradan biy’at etmeksizin çıkıp gidecek olursa, kandan seller ak­madan baş eğmez! Hazır ayağına gelmişken ya biy’at et­tirecek ve bunu halka ilân edeceksin; yahut biy’at edinceyedek onu tutacaksın, hapsedeceksin!</p>

<p>Peygamber torunu bu fesat ajanına döndü, onu en ağır kelimelerle haşladı ve kimseden izin beklemeksizin çıkıp gitti.</p>

<p>Fesatçı, Velid’in üzerine yürürcesine haykırdı:</p>

<p>—Hüseyn’i bıraktın! Kollarını sallaya sallaya gitti. Sözümü dinlemedin! Şimdi başımıza neler getireceğini görürsün!</p>

<p>Velid, ondan daha sert, sesini yükseltti:</p>

<p>— Koca peygamber torununa, biy’at etmediği için mi kıyayım? Ben böyle bir cinayeti hayal etmekten bile Allah’a sığınırım! Bana dünyaları ve öteleri verseler böy­le bir şenaati düşünemem!</p>

<p>Öte yandan, Zübeyroğluna tekrar adam gidiyor.</p>

<p>Cevap:</p>

<p>—Bana bir gün mühlet verin! Yarın gelirim!</p>

<p>Hazret-i Ömer’in oğlundansa hiçbir haber yok…</p>

<p>Zübeyroğlu, karanlık basınca, pahada ağır, yükte hafif eşyasını toplayıp, kardeşi Cafer’le beraber, Mekke yönünde sırra kadem basıyor.</p>

<p>Hazret-i Hüseyn, Velid’in şiddet kullanamaması karşısında, ertesi günü en yakınlarını topladı; dudakların­da Kur’andan bir âyet, Medine sokaklarından apaçık geçerek, Peygamber beldesini bıraktı. Manzara, Medinelilere çok acı geldi. Peşine düşüp ağlaşmaya başladılar.</p>

<p>O anda seksenlik bir ihtiyar, Peygamber torununun arkasından hazin hazin bakarak şöyle düşünmüş olamaz mı:</p>

<p>—Bundan yetmiş yıl kadar evvel, Kâinatın Efendi­si Medine’ye giderken şarkılar ve şiirler söyleyenlerin ço­cukları, hattâ kendileri, şimdi de O’nun evlâdı Medine’den çıkarken ağlaşıyorlar!..</p>

<p>Şehir dışında, karşısına, Abdullah bin-i Muti çıktı:</p>

<p>—Kurbanın olayım, ey Peygamber torunu! Nereye gidiyorsun?</p>

<p>—Şimdilik Mekke’ye… Orada Allah’tan istihare ederim. Bakalım yolumuz nereye düser?</p>

<p>Sakın Kufeye gideyim deme! O belde uğursuzdur halkı da vefasız… Babana gadr, kardeşine zulmettiler. Mekke’den ayrılma! Sen Arabın efendisisin! Hicaz halkı Arabın efendisinden yüz çevirmez! Mekke’de kal!</p>

<p>—Bakalım, Allah ne gösterir?</p>

<p>Hazret-i Hüseyn Mekke’ye vardı; ve dudaklarında Kur’ân’dan yine bir âyet, «Harem-i Şerif» çerçevesine girdi.</p>

<p>Zübeyroğluyla buluştu. Mekke büyükleriyle görüş­tü.</p>

<p>Hazret-i Ömer’in oğlundan hâlâ bir haber yok…</p>

<p>Yalnız, biy’at etmediği biliniyor.</p>

<p>Peygamber torunu nasıl bir yol tutacak?</p>

<p>Meçhul…</p>

<p>Fakat ipin kopmak üzere olduğu belli…</p>

<p>Haber, İslâm dünyasının her tarafını çınlatmıştır:</p>

<p>—Peygamber torunu Hüseyn ile, Ömer ve Zübeyr’in oğulları, Yezid’e biy’at etmiyorlar!</p>

<p>Şam’da kuşku büyük… Yezid’in sarayında her kafa bir istifham işareti:</p>

<p>—Ne yapsak? Zor mu kullansak? İdamlarına mı gitsek? Ya Hicaz ve peşinden birçok İslâm merkezi ayak­lanırsa? Aldırmazsak ne olur? Ayrılık ve kopuntu, genişleye genişleye Şam’a kadar girmez mi? Bu vaziyette hareketsiz kalmak mümkün mü?</p>

<p>Derken, Küfe’de bir hareket… Küfe ileri gelenleri mektup yazıp Hazret-i Hüseyn’e gönderdiler:</p>

<p>«Küfeye gel! Topyekûn sana biy’at edelim!» Hazret-i Hüseyin tereddütlü… Küfe’den yana da kuşkulu…</p>

<p>Bir mektup daha… Arkasından, binlerce imzalı bir de halk davetiyesi…</p>

<p>Hüseyin’in cevabı şu oldu:</p>

<p>«Mektuplarınızı ve davetiyenizi aldım. İlginizden hoşnudum. Size, evimden ve en yakınlarımdan Müslim bin-i Akîl’i gönderiyorum. Vaziyetinizi görsün, fikirleri­nizi incelesin, büyüklerinizle konuşsun ve bana hükmü­nüzü bildirsin. Sizi tek karar etrafında birlik görürsem, ben de kalkar, gelirim!»</p>

<p>Müslim’e de şu emirleri verdi:</p>

<p>—Evvelâ Medine’ye… Allah’ın Resulünü ziyaret et! Ev halkınla helâlleş… Oradan Küfe’ye… Küfe birlik mi, sağlam mı, güvene lâyık mı, iyice anla ve bana bildir!</p>

<p>Müslim, aldığı emirlerin ilk kısımlarını yerine ge­tirdikten sonra, atının başını Küfe istikametine çevirdi ve yanına iki kılavuz, kum yollarında akmaya başladı.</p>

<p>Yol korkunç… Kılavuzlar istikâmeti kaybettiler. Öldürücü susuzluk… Kılavuzların ikisi de öldü; fakat Müslim kendisini kurtarabildi.</p>

<p>Küfe… Müslim, dostu Muhtar’ın evinde… Eve akan akana… Bütün Küfe çalkantı içinde… Kısa zamanda Hüseyn adına 18.000 kişiden alınan biy’at…</p>

<p>Küfe Valisi Nûman, iyi ve din duygusu kuvvetli bir insan olduğu için, Hazret-i Hüseyn’e doğru bu akışı zorla kösteklemiyor; boyuna öğüt vermek ve Şam’dan gelecek tehlikeyi göstermekle kalıyor.</p>

<p>Valinin bu halini gören Yezid taraflıları, Şam’a haber uçurtmakta geri kal­mıyorlar:</p>

<p>-Hüseyin’in adamı Müslim Küfe’yi birbirine kattı! Netice kötü! Vali Nûman, zaif ve tedbirsiz! Kararlı ve kuvvetli bir valinin hemen Kûfe’ye gönderilmesi, şart!</p>

<p>Şam telâşta… Basra Valisi Ubeydullah bin-i Ziyad’a emir:</p>

<p>—Küfe Valiliğine tâyin edildiniz!.. Son hızla Küfeye gidip idareyi teslim alınız ve Müslim bin-i Akîl’i, ölü veya diri, ele geçiriniz!</p>

<p>Ziyadoğlu, Basra’da kardeşini bırakıp yanına büyük bir maiyet aldı; çöl rüzgârı küheylânlar üzerinde Küfeye kanat açtı. Yezid’in hilekâr adamı yeni Vali, türlü plânlarla Müslim’in etrafındakileri dağıttı. Hazret-i Hü­seyn’in fedakâr elçisi, tek başına, sokak ortasında kaldı. Artık, sığınabilecek hiç kimsesi yok… Güç belâ ihtiyar bir kadının barakasına can atabildi. İhtiyar kadının oğlu Müslim’i yeni valiye haber verdi. Evi sardılar ve Müs­lim’i yaralı olarak, canına dokunulmayacağı vaadiyle Ziyodoğlu’nun huzuruna sürüklediler. Orada, Peygamber torunu evinin bağlılarından Müslim bin-i Akîl, kalbini ni­şanlayan kılıçlarla karşılaştı; ve Kerbela şehitlerinin ön­cüsü olarak can verdi.</p>

<p>Hazret-i Hüseyn, aldığı ilk haberler üzerine, neti­ceyi beklemeden sefer hazırlığına girişiyor. Ömer bin-i Abdurrahman ve İbn-i Abbas gibi yakınları, Küfelilere asla güvenilemiyeceğini söyleyerek, onu ille Mekke’de kalmaya teşvik ediyorlar:</p>

<p>—Gitme diyorlar; sen Kûfelileri bilmezsin! Seni yarı yolda bırakırlar ve hemen kuvvetli görünene sığınır­lar. Mademki sana bu kadar bağlı görünüyorlar, niçin toplanıp buraya gelmiyorlar? Sen yine her yardımı yurddaşlarından, Hicazlılardan bekle! Eğer onlara dargınsan ve mutlaka çıkıp gitmek kararındaysan, hiç olmazsa kale­leri kuvvetli, dağları sarp, baba dostlarının kaynaştığı Yemen’e git!.</p>

<p>Fakat Hüseyn, gayet iradeli, karşılık veriyor;</p>

<p>—Öğütleriniz babaca ve kardeşçe… Fakat benim buralardan uzaklaşmam ve gideceğim yere gitmem kesin­leşmiştir.</p>

<p>—Hiç olmazsa ev halkını beraber götürme!</p>

<p>—O da çaresiz! Beraber gelecekler!</p>

<p>Mekke’den, uzun bir kervan halinde Irak’a doğru yola çıkış…</p>

<p>Yolda, bir gün oğlu Zeynelâbidin için en güzel methiyesini söyleyecek olan şair Ferzadak’a rastlıyorlar.</p>

<p>—Selâm sana, ey Peygamber evladı!</p>

<p>—Sana selâm, ey şair! Nerelerden geliyorsun?</p>

<p>—Halkın içinden… Her tarafa serpilmiş insanların içinden…</p>

<p>—Halk ne düşünüyor? Hali nasıl?</p>

<p>Büyük şair cevapların en büyüğünü veriyor…</p>

<p>—Halkın kalbi seninle, kılıcı düşmanla… Ve Allah dilediğini işler.</p>

<p>Peygamber torunu hiç aldırmadan, Allah’ın kazası­na doğru Küfe istikametinde ilerliyor.</p>

<p>Ufukta, toz duman içinde iki atlı… Dört nala gelip Peygamber torununun önünde duruyorlar.</p>

<p>Ellerinde bir mektup:</p>

<p>«—Sana bu mektubu oğullarımla gönderiyorum. Sakın yola devam etme! Ben gelip sana kavuşuncaya ka­dar bulunduğun noktada bekle!»</p>

<p>Abdullah bin-i Cafer’den gelen bu mektup, Hazret-i Hüseyn’e arkasından yetişen son «dur!» çığlığıdır. Fa­kat o durmuyor, ve ilâhî kazanın ineceği kum tanesi nere­deyse oraya doğru ilerliyor.</p>

<p>Gerilerle ilgisini iplik iplik çözüp ileriye doğru mesafeleri kangal kangal dolayan Peygamber torunu, de­re tepe düz, yürüdü. Kûfe’de olup bitenlerden hâlâ bilgisi yok… Bir aralık Hicaz illerinin kokusu artık duyulmaya­cak kadar mesafe alındığı ve yeni kokuların sınırına varıl­dığı hissi gelince, Küfe’ye önden bir mektup çıkardı. Pek yakında Kûfe’ye varacağını bildirdiği mektubu «Kays» isimli bir yakınına teslim etmiş ve onu, altına güzel bir küheylân çekip ufuklara doğru sürmüştür.</p>

<p>Kays’ı Kadisiye sokaklarından dört nala geçerken durdurttular ve atından al aşağı ettiler. Üstü aranınca gizli mektup bulundu. Onu, mektupla beraber, muhafaza altın­da, Küfe valisi Ziyadoğlu’na gönderdiler.</p>

<p>Mektuba kısa bir nazar atan vali, adamlarına em­retti:</p>

<p>—Kesin başını!</p>

<p>Başlangıcın başında ikinci şehit…</p>

<p>Hazret-i Hüseyin, atının sırtında, başı göğsünde, her şeyden habersiz, mesafelerin tesbihini çekmekte…</p>

<p>Yolda, sağdan ve soldan bazı katılmalar…</p>

<p>Sâ’lebiye mevkiinde kara haber:</p>

<p>«—Gönderdiğin ilk elçi, sana Küfede şu kadar gö­nüllü toplayan Müslim, Vali Ziyadoğlu tarafından öldürtüldü! Vaziyet çok tehlikeli! Kararını ver!»</p>

<p>Hazret-i Hüseyn vurulmuşa döndü. Bütün kervan taş kesilmiş… Bazı dostları, Peygamber torununun etrafı­nı aldılar:</p>

<p>—Bu vaziyetten sonra dönmek lâzım! Artık ısrarın değeri kalmadı!</p>

<p>Müslim’ in kardeşleri atıldılar:</p>

<p>—Ya kardeşimizin öcünü alırız, yahut biz de onun gibi şehit oluruz! Mutlaka gideceğiz!</p>

<p>Peygamber Torunu, Müslim’in kardeşlerine hak verici bir eda ile ufukları işaret etti:</p>

<p>—Gideceğiz!</p>

<p>Yola devam ediyorlar…</p>

<p>Bir iki konak sonra ikinci şehidin haberi…</p>

<p>Başlar biraz daha eğik, yine yola devam ediyor­lar…</p>

<p>Ey, yerle göğün, yüzü suyu hürmetine yaratıldığı Gaye-İnsan ve Ufuk-Peygamberin sevgili torunu! Nereye gidiyorsun?</p>

<p>Senin açmaya gittiğin ufukları kapayıp, senin kapattığın ufukları açmaya gelen, Peygamber kanına su­samış, insan kılıklı iblislerin ayak seslerini duymuyor musun? Evet; gaibin eşyada tel tel ihtizazındaki gizli işaretleri herkesten iyi kaydeden sen, şair Ferzadak’ın dedi­ği kaza okunun saplanacağı yerde hedef olmaya gidiyor­sun! Buna göre ya her şeyi biliyor ya hiçbir şey bilmiyor­sun!</p>

<p>O konaktan da kalkıyorlar. Bir nehir geçiyorlar. Bir düzlükte ilerliyorlar.</p>

<p>Karşılarında, çok uzaklarda, birtakım şekiller… Şekiller belli oluyor: Uzun bir dizi atlı… Bir süvari alayı de­nilebilir.</p>

<p>Sağdaki dağyamacına doğru istikâmet değiştiri­yorlar. Süvari de o tarafa sapıp karşılarına geçiyor…</p>

<p>İki taraf, karşı karşıya, durmuştur.</p>

<p>Vakit öğle, Hazreti Hüseyn’in müezzini ezan oku­yor. Toprağın kumlu derisi ürpermekte: Allah en büyük!..</p>

<p>Herkes Peygamber torununun arkasında namazda. Hür isimli bir kumandanın emri altındaki karşı taraf as­kerleri de, uzaktan, büyük imama uyup namazlarını kılı­yorlar. Namazdan sonra Hazret-i Hüseyn yüksekçe bir yere çıkıp bir hutbe veriyor. Hutbesinin içinde, kumanda­na doğru haykırıyor:</p>

<p>«—Biz, biy’at için tarafımıza gönderilen haber ve davet üzerine geldik! Kendimizden hareket etmiş deği­liz!»</p>

<p>Hür, uzaktan, aynı yüksek sesle karşılık veriyor:</p>

<p>—Biz de, o mektubu sana yazanlardan değiliz! Fakat karşı çıkıp seni ele geçirmeye ve Küfeye kadar sen­den ayrılmamaya memuruz!</p>

<p>—Bizi esir mi ediyorsunuz?</p>

<p>—Hayır, beraberimize alıyoruz.</p>

<p>Hazret-i Hüseyn geriye dönüp adamlarına nida etti:</p>

<p>—Haydi, atlayın atlarınıza! Herkes bineğine! Geri dönüyoruz!</p>

<p>Hür, atıldı:</p>

<p>—Olamaz. Ne Medine’ye dönebilirsiniz, ne de başka bir yere.. Küfeden gayri her istikâmet size kapalı!..</p>

<p>Hazret-i Hüseyn kıskıvrak sarıldığını anladı. İşi so­nuna kadar götürmekten başka yol kalmamıştır.</p>

<p>Kendile­rini uzakça bir mesafeden takip eden atlıların kıskacı içinde Küfe yolunu tuttular. Çok geçmeden Kûfeli dost­lardan bir grup çıkageldi. Kumandan Hür, evvelâ, gelen­leri Hüseyn’le görüştürmek istemedi. Fakat Peygamber Torununun azimli ısrarına dayanamadı ve izin verdi.</p>

<p>Gelenler, Küfenin tablosunu, olduğu gibi, Hazret-i Hüseyn’in gözleri önüne serdiler:</p>

<p>—Küfe artık ellerinde! Murahhaslarınız şehit edil­di! İş karmaşık! Çaresini burada düşünelim!</p>

<p>Gruptan biri, Hüseyn’in atını dizginlerinden kavrayarak yalvardı:</p>

<p>—Yâ Hüseyn! Küfede dostların pek az, düşmanlarınsa pek çok! Böyle, elin ayağın bağlı, gidemezsin! Gel, bir tertibini bulup seninle dağ tarafına sıvışalım; ora­dan, benim kabilemin bulunduğu yana çekiliriz! En dip tepelerde bizimkiler… Düşmanlar üzerimize derya misali gelseler yine bir şey yapamazlar!.. Az zamanda komşu oymaklar bize katılır. Başları olduğum yirmi bin cengâveri emrinde bil! Çok geçmez, düşmana saldırabilecek kuvvete erişiriz. Benimle gel!</p>

<p>Hazret-i Hüseyn bu candan sözleri tek tek dinleyip kararını bildirdi:</p>

<p>«—Allah sana iyi niyetin bakımından hayırlar ih­san etsin! Fakat ben seninle gelemem! Şimdilik bizim için bir kere tutmuş bulunduğumuz yönden yüz çevirmek güç! Sen dön ve yurduna git!</p>

<p>Allah’ın dilediği olur. »</p>

<p>Gelenler, mahzun, ayrıldılar. Hüseyn Küfe süvari­leriyle beraber yürüdü; ve Muharrem ayının ikinci günü «Kerbelâ» dedikleri, dünyanın en felâketli yerine indi.</p>

<p>Burası üstünde kuş değil, hayalin bile uçamayaca­ğı, uçarsa boğulacağı, yeşil renge ebediyen hasret, sapsarı bir ölüm zemini..</p>

<p>Ne baştanbaşa lügat kitaplarında, ne de bir uçtan öbür uca yeryüzünde dehşetinden bir işaret bulabileceği­niz Kerbelâ vadisine kondular. Korkunç gece… Muhar­rem ayının hilâli, Kerbelâya fazla bakamayarak kaybol­du. Kumların ve dikenlerin nefes alışını dinleyen bir ses­sizlikten başka hiçbir varlık hissi gelmiyor insana… Ara­da bir, kısık bir at ve deve homurtusu, yeryüzünde olduklarının ihtarcısı… Birer tente çatısı şeklindeki çadırlarda başbaşa vermiş gölgeler…</p>

<p>Aralarında bir tanesi, dimdik ve düşünceli duruşiyle, Peygamber Torununa ait olduğu­nu ilân ediyor.</p>

<p>Sabahı ettiler. Bir de ne görsünler? Karşılarında, ordu çapında yeni bir kuvvet… Ömer bin-i Saad kumanda­sında Küfeden gelen dört bin neferli birlik… Süvarilerin başındaki Hür’den sonra, arkadan gelen ana kuvvet ve Ömer bin-i Saad… Askerini Hazret-i Hüseyn’in ta karşısı­na yaymış, umumî kumandayı eline almış, bekliyor.</p>

<p>Saadoğlu, Hazret-i Hüseyn’e bir adam gönderdi:</p>

<p>—Niçin Küfeye doğru yola çıktınız? Muradınız nedir? Açıklayınız!</p>

<p>—Kumandanınıza deyiniz ki, Kûfeliler davet etti, ben de geldim! Eğer davetten caydılarsa dönerim!</p>

<p>Ömer bin-i Saad, bu cevabı kelimesi kelimesine Küfe valisine uçurttu.</p>

<p>Karşılıklı bekleme… Taraflar arasında hiçbir temas yok… Yalnız, uzaktan birbirlerini süzüyorlar.</p>

<p>Vali Ziyadoğlu’ndan gelen cevap:</p>

<p>«—Hüseyn’e biy’ati teklif et! Hemen askerin ve kendi adamlarının önünde Yezid’in Halifeliğini tanısın! Kabul ederse serbesttir. Kabul etmezse, onu sar, sularını kes, ölü veya diri, yakala!»</p>

<p>—Seni Yezid’e biy’at etmeye, davet ediyorum!</p>

<p>—Asla!</p>

<p>—Başınıza gelecekleri düşünüyor musun?</p>

<p>—Her şey Allahtan gelir!</p>

<p>—Son defa söylüyorum, biy’at et!</p>

<p>—Boşuna zahmet ediyorsun!</p>

<p>Kumandan, beşyüz atlı çıkartıp yakındaki suyu tut­turdu. Peygamber Torunu ve yakınlarının dehşetle açılmış gözleri önünde suya engel oldular. Hazret-i Hüseyn, manzaraya pek yakın, vakar ve tevekkül içinde, düşman­larının cinayet hazırlığını seyrediyor.</p>

<p>Biri (Abdullah bin-i Ebilhusayn), suyun yanından Peygamber Torununa haykırdı:</p>

<p>«—Yâ Hüseyn! Can verinceye kadar tek damlasını tadamadan, suya baka baka, susuzluktan öleceksin!»</p>

<p>O zaman Peygamber Torununun ellerini kaldırıp, dua edasiyle mırıldandığı görüldü:</p>

<p>«— İlahî, sen bu adamı suya kanamadan, içi yana yana öldür!»</p>

<p>Hüseyn’in, Allahtan sadece susuzlukla öldürmesini istediği adam, kısa bir zaman sonra öyle bir illete tutula­caktır ki, kırba kırba şu içtiği halde kanmayacak ve su içinde, su içebilmek imkanı içinde, bir türlü suya doyamadan can verecektir.</p>

<p>Kerbelâda bilmem kaçıncı akşam… Su kaynağının tutulduğu günün gecesi… Hazret-i Hüseyn, kumandana haber gönderdi:</p>

<p>— Sizinle, tenhada, başbaşa görüşmek istiyorum!</p>

<p>Buluştular.</p>

<p>«—Yâ Ömer bin-i Saad! Nedir müslümanlara ha­zırladığınız bu zulümler? Bırakın beni, ya Medine’ye dö­neyim, yahut kâfirlerle savaşmak için Türkistan tarafları­na gideyim! Doğruca Şam’a, Halifenizin gözü önündeki yere de gidebilirim! İnsafa gelin!»</p>

<p>—Bence güzel teklif! Hemen, şimdi valiye bildiri­rim! Bakalım ne emir verir?</p>

<p>Küfe valisi, elinde Hüseyn’in teklifini bildiren mektup, sedirinde oturuyor. Yanında, Allah’ın yarattığı bütün lânetlilerin, kendilerine baş seçecekleri bir şenaat heykeli, «Şemir» adlı insan sureti…</p>

<p>Ziyadoğlu, mektubu bir ki kere okuyup gözlerini Şemir’e dikti:</p>

<p>—Teklif hiç de fena değil… Nereye gitmesi gerek­tiğini düşünürüz! Ben teklifi esas olarak kabul ediyorum! Başını alıp gitsin ve bizi derdinden kurtarsın!</p>

<p>Şemir, şeytanı hayran bırakacak bir tavırla yılan ıslığı çalmaya başladı:</p>

<p>—Ne yapıyorsun, ey Ziyadoğlu; ben de seni, dira­yetli, azimli bir insan biliyordum! Eline geçen fırsatı nasıl kaçırıyorsun? Düşünmüyor musun ki, Hüseyn, Peygam­ber torunudur ve nereye giderse kendisine taraftar bulur? Kuvvete erince de, evvelâ senin başına belâ olur. Duydu­ğuma göre askerlerin kumandanı, gece, onunla tenhalarda buluşmuş ve konuşmuş… Bu da Ömer bin-i Saad hesabı­na şüpheli bir işaret… Hüseyn onun da askerlerinin iradesini çelebilir. Sen Ömer’e, Hüseyn’i bütün etrafiyle tutup buraya getirmesi için emir gönder! Başka bir şeye karışmasın! Hüseyn senin huzuruna çıkarıldıktan sonra kararı verirsin! Dilersen bağışlarsın, dilersen cezalandırırsın! Fakat her halde uzaktan karar vermez ve işi zaif ellere bı­rakmamış olursun!</p>

<p>Ziyadoğlu bu şeytanî telkin karşısında eridi ve Şe­mir’e:</p>

<p>—Öyleyse, dedi; işin başına seni geçiriyorum! Doğru Kerbelâya git ve emrimi kumandana bildir.</p>

<p>Hü­seyn’i, arkadaşlariyle beraber, buraya, bana getirsin! Hü­seyn ayak direr, gelmek istemez ve karşı koyarsa, hepsini kılıçtan geçirsin ve cesetlerini atlara çiğnetsin! Eğer bu emre kumandan da baş eğmeyecek olursa, onun da kelle­sini kestirebilir ve bana gönderirsin! Her yetkiyi veriyo­rum sana! Hemen al nâmelerimi ve yola çık!</p>

<p>Şemir, Muharremin dokuzuncu günü, felâketten bir gün evvel Kerbelâda…</p>

<p>Peygamber torunu ve yanındaki yüze yakın insan; kadından, kucaktaki çocuğa kadar bir dizi masum, susuz­luktan kavrulmakta… Mataralarda tek damla şu kalmamış ve biraz ileride bulunan su, nöbetçilerin oku ve mızrağı halindeki yakıcı dilini istihza ile çıkarmıştır. Âlemde her halde ikincisi olmayan susuzluk işkencesine karşı zalim­ler o kadar hissiz ki, bulutlar süngerlerini sulardan şişirip koşuşsalar ve Hüseyn’in başı üstünden sıkıp akıtsalar, belki göğe ok çekecekler!</p>

<p>İnsan hayatında bu levhanın bir esi olup olmadığı­nı şundan anlayınız ki:</p>

<p>—Su, su!</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Diye kıvranan çocuğunu kucağına alıp:</p>

<p>—Dilimi em, evlâdım, belki biraz faydası olur!.</p>

<p>Diyen bir baba vardır Kerbelâda…</p>

<p>Şemir’in Validen getirdiği emirleri taazzumla Ku­mandana sunması, Kûfeli askerler arasında gergin bir ha­va doğurdu. Herkes, körükörüne emrine girdiği bu adama tiksinerek bakıyor.</p>

<p>Kumandan Ömer, bu duyguya tercüman oldu:</p>

<p>—Sen kalbsiz bir insansız, yâ Şemir!</p>

<p>—Kalbe değil, kafaya kulak vermenin günündeyiz!</p>

<p>Ve öyle lâflar etti ki, Ömer’in kalbini mühürledi ve ikbal hırsını kamçıladı.</p>

<p>Muharremin dokuzuncu günü akşamı, Ömer aske­rine hücum emrini verdi. Saflar her yandan harekete ge­çip Hazret-i Hüseyn’i daracık bir dörtköşe içine almaya başladılar.</p>

<p>Hüseyn, kardeşi Abbas’ı Ömer’e gönderip sordur­du:</p>

<p>—Böyle geç vakit üzerimize gelmekten muradınız nedir?</p>

<p>—Artık bu işi bir neticeye bağlayacağız! Emir al­dık!</p>

<p>—Anlaşamaz mıyız?</p>

<p>—Hüseyn biy’ate razı olmadıkça hiçbir anlaşmaya imkân yok!</p>

<p>Abbas vaziyeti Hüseyn’e bildirdi ve tekrar Ömer’e gönderildi.</p>

<p>—Hüseyn diyor ki, böyle gece vakti hücum, insafa sığmaz! Hiç olmazsa bize sabaha kadar müsaade edin!</p>

<p>Ömer buna razı oldu.</p>

<p>Hücum, Muharremin onuncu günü sabahına bıra­kılmıştır.</p>

<p>Hüseyn, batan güneşe arkasını vermiş, bir heybet ve ulviyet karartısı şeklinde, etrafını alan yakınlarına hitap ediyor (aynen):</p>

<p>«—Allah’a, senaların en güzeliyle; ister saadet, ister mihnet halinde olsun, hamdederim! Rabbim; sana hamdederim ki, bize nübüvvetle ikram ettin, hakkı işitir kulaklar ve görür gözler verdin ve kalblerimizi hakkı kabul edici ya­rattın! Bize Kur’anı bildirdin ve din ilmini öğrettin… Bizi, şükredici kullarından eyle! Sözün bundan ötesi şu ki, ben, yakınlarımdan daha vefalı ve daha hayırlısını, ev halkım­dan da daha üstün ve faziletlisini görmedim. Allah hepini­ze, bana fedakârlığınızdan ötürü, hayırlar ihsan etsin… Öy­le sanırım ki, düşmanla günümüz yarındır. Yarın sabah on­larla hesap meydanımız açılacak… Bu bakımdan size, hepi­nize izin veriyorum: Bana karşı üzerinizde bir borç olmak­sızın, her zimmetten kurtulmuş olarak, bu gece gidebilir, selâmete çıkabilirsiniz! Gidiniz, geceye bir deve gibi bininiz ve uzaklaşınız! Her biriniz de aile fertlerimden birinin elin­den tutsun ve onu selâmete çıkarsın!.. Allah’ın hayrı üzeri­nizde olsun!.. Gidiniz, köylere, kasabalara yayılınız!.. Tâ ki, Allah, mihneti üzerinizden kaldırsın… Düşmanların biricik muradı beni elde etmektir; beni elde ederlerse kimseyi iste­mezler! Gidiniz!»</p>

<p>Bu ezici hitap altında bütün iradeler tuz-buz… İlâhi imtihan, karşılarına iki şey çıkarmıştır. Ya can, ya Pey­gamber Torunu…</p>

<p>Hüseyn’in oğulları, kardeşleri ve kardeşlerinin oğulları halkının önüne geçiyor:</p>

<p>«—Senden sonra yaşamak, yaşayabilmek için böy­le bir çareye asla başvuramayız! Allah göstermesin!»</p>

<p>Hüseyn, ısrarla:</p>

<p>«—Oğullarım, kardeşlerim, yeğenlerim; siz yapmı­yorsunuz, ben izin veriyorum! Müslim’in şehitliği yeter! Gidiniz, ben istiyorum!»</p>

<p>Aile yakınlarından biri büsbütün ileriye gidiyor ve sahneyi en acı heyecana boğuyor:</p>

<p>«—Hayır, gidemeyiz! Hangi hayata ve ne yüzle?.. İnsanların yüzüne nasıl bakabiliriz?</p>

<p>Büyüğümüzü, efen­dimizi korumak için bir ok bile atmadan, tek yara alma­dan savuşup geldik mi diyeceğiz? Allah üzerine söylüyo­ruz ki, bunu ebediyen kabul edemeyiz! Aksine, hepimiz, mallarımızı, canımızı, çocuklarımızı sana feda etmekten bir ân bile geri kalmayız! Seninle yanyana, son nefesimi­ze kadar çarpışmaya bütün gönlümüzle hazırız!»</p>

<p>Arkasından bir başkası:</p>

<p>«—Seni tek başına bırakırsak, hakkını edada Al­lah’a ne diyebiliriz; hangi özrü ileriye sürebiliriz?</p>

<p>Valla­hi, ben mızrağımı düşman göğsünde parçalayıncaya, kılı­cımı da, kabzasına dek kırıncaya kadar senden ayrılmam! İsterse silâhım olmasın; senin uğrunda kollarım koparılıncaya kadar taş atarak savaşırım!»</p>

<p>Hepsi bunlara benzer şeyler söyledi, hepsi bu duy­gulara ortak çıktı ve bir ağızdan haykırdılar:</p>

<p>«—Öleceğiz, dönmeyeceğiz, seni yalnız bırakma­yacağız!»</p>

<p>Peygamber torunu, ellerini açarak yakınlarına dua etti ve:</p>

<p>«—Şimdi, dedi; herkes yerine ve hazırlığının başı­na!..»</p>

<p>Hazret-i Hüseyn, yanında, büyük sahabelerden ve ilklerden Ebuzer’in kölesi, ay ışığında kılıcını siliyor ve bir şiir okuyor… Şiirde, ölüme, kadere, celil olan Rabbin emirlerine ait hikmetler…</p>

<p>Hazret-i Hüseyn’in ağzından dökülen mısraları, bi­raz ilerideki çadırından kızkardeşi Zeynep duydu ve bir çığlık kopararak bayıldı.</p>

<p>Kızkardeşi ayılınca, Hüseyn ona hitap etti:</p>

<p>«—Allah’a sığın, kardeşim; ve bil ki, yerde ve gökte ne varsa ölür. Gökler de baki kalmaz. Allah’tan başka herşey Helakte… Annem, babam ve ağabeyim benden daha ha­yırlıydılar. Birer birer gittiler.»</p>

<p>Sonra yakınlarına bazı emirler verip bir kenara çe­kildi.</p>

<p>Gökleri huni içinde çekip süzecek, eritecek, yuta­cak kadar derin bir sessizlik içinde, sabaha kadar namaz, tesbih, zikr ve dua…</p>

<p>Hicrî 61’inci yılın 10 Muharrem Cuma sabahı, do­ğan güneş, Hüseyn’i, Kerbelâda, geceden beri elleri açık vaziyette, duada buldu.</p>

<p>Hazret-i Hüseyn’in yüze yakın etrafı içinde eli kı­lıç tutabilen 72 kişi… 32 süvari ve 40 piyade…</p>

<p>Aradaki nispet, bire altmış…</p>

<p>Gecenin siyah yüzünü sabahın ilk ışıkları pudralar­ken, bütün hazırlıklarını bitirmişler, namaz…</p>

<p>Hazreti-i Hüseyn, fedailerini tertipledi. Sağ kanatta Züheyr, sol kanatta Habib, merkezde de kendisi… San­cak, kardeşi Abbas’ın elinde…</p>

<p>Hazret-i Hüseyn, atının üstünde… Elinde Kur’an… Açtı; ve şiddet anlarında Haktan imdat isteyici, kalbe kuvvet dileyici, her şeyi ilâhi emre bağlayıcı, Allah’ın mu­radına baş eğici duasını okudu.</p>

<p>Sonra atını birkaç adım ilerletip üzengileri üzerin­de doğruldu ve düşman saflarına hitap etti (aynen):</p>

<p>«—İnsanlar! Sözlerimi dinleyin! Aceleden sakının! Beni dikkat ve sükunetle dinleyin ki, size takdiri vacip olanı anlayasınız! Gelişimdeki özre kulaklarınızı ve kalbinizi açın! İnsaf edip özrümü kabul eder ve sözlerimi doğrularsanız gerçek saadete erersiniz! Böyle olmazsa istediğinizi yapın!»</p>

<p>O anda gerilerden bir çığlık koptu. Peygamber To­rununun kızkardeşleri ağlaşmaya başlamışlardı.</p>

<p>Hüseyn sustu, kızkardeşlerini sükûnete getirdi ve yine düşmana karşı, hitabesine devam etti:</p>

<p>«—İnsanlar! Beni aslıma nispet edin ve bakın, ben kimim? İçinizi, ruhunuzu kurcalayın, nefsinizi tokatlayın ve sorun kendi kendinize; kanım size helâl midir? Ben Peygamberinizin kıziyle amca oğlunun çocuğu değil miyim? Şehitlerin Efendisi Hamza, babamın amcası; Cennette ka­nat açan Cafer de benim öz amcam değil mi? Kardeşimle benim, Cennet ehli gençlerinin efendisi ve müminlerin göz­bebeği olduğumuza dair Peygamber sözünü işitmediniz mi? Şüphesiz ki, bu sözümde beni doğrularsınız! Eğer yalanla­maya kalkarsanız, sorun, içinizde bilen vardır. Sorun;</p>

<p>Câbir bin-i Abdullah, Ebu Said, Sehl bin-i Saad, Zeyd bin-i Erkam ve daha niceleriniz bilir! Bu kadar insan içinde, be­nim kanımı akıtmayı yasak edecek biri yok mu?»</p>

<p>İşin fenaya sarar gibi olduğunu hisseden baş mel’un Şemir, ağzını açmak istedi; fakat Hüseyn’in safın­dan Habib’in korkunç bir nârasiyle sustu. Hüseyn yine sözü aldı:</p>

<p>«— Eğer söylediklerim üzerinde bir şüpheniz varsa, yahut benim Peygamberinizin torunu olduğuma inanmı­yorsanız, biliniz ki, doğudan batıya kadar, Allah Resulü­nün, Benden başka öz torunu yoktur! Söyleyin bakalım, benden ne istiyorsunuz. Öldürdüğüm bir mazlumun kanını mı, yediğim bir malın bedelini mi, açtığım bir yaranın kısa­sını mı? Siz, ey Şit, Ey Haccâr, ey Kays, ey Yezid, beni, mü­hürlerinizi taşıyan nâmelerle davet etmediniz mi?»</p>

<p>Peygamber Torununu, ayaklarına kapanırcasına davet ettikten sonra şimdi onu öldürmeye gelenler arasın­da boy gösteren bu adamlar, teker teker öne çıkıp:</p>

<p>—Hayır, biz böyle bir şey yapmadık, seni davet etmedik!</p>

<p>Dediler. Hazret-i Hüseyn, bu insanların sefilliğine mahzun mahzun baktı ve:</p>

<p>«—Evet, dedi; davet ettiniz; fakat mademki şimdi dönüyorsunuz, beni istemiyorsunuz, bırakın, geldiğim yere döneyim!»</p>

<p>Başta davet edicilerden, şimdi düşman safındaki, ismi geçen Kays, cevap vermeye kalktı:</p>

<p>—Yâ Hüseyin, Ziyadoğlununun emrine baş eğmez misin?</p>

<p>Hazret-i Hüseyn, atının üzerinde insan şeklinde bir heybet:</p>

<p>«—Bu düşündüğünüz, hiçbir zaman, hiçbir türlü olamaz!»</p>

<p>Ve atından indi.</p>

<p>Hüseyn’in sağ kanadına memur Zübeyr, atını sü­rüp haykırdı:</p>

<p>—Müslümanlar! Kendilerini Müslüman bilenler, Peygamber Torununa nasıl kılıç çekebilir?</p>

<p>Zübeyr’e cevap, Şemir mel’ununun çektiği ok… Ok vızıldayarak safın gerisine düştü. Zübeyr, Hazret-i Hüseyn’in ihtariyle geri döndü. O esnada bir harika:</p>

<p>Hüseyn’in karşısına ilk çıkan ve onu kuşatan süva­rilerin başı Hür, altındaki asîl atı sürüp dört nala Hü­seyn’in önüne geldi ve insan asaletinin en büyüğünü gös­terdi:</p>

<p>—Sana katılıyorum, ya Hüseyn! Bu âna kadar olan suçumu affet!</p>

<p>—Seni affediyorum, ya Hür! Hakkın rızası seninle olsun!</p>

<p>Düşman saflarında heyecan dalgalanışı. Hür, atım onlara çevirmiş, haykırıyor:</p>

<p>—Vaz geçin bu cinayetten! Kılıçlarınızı kınlarına sokun!</p>

<p>Şemir ve Ömer’in ulumalariyle, Hür’ün de üstüne ok çekerek karşılık verdiler. Kumandan Ömer bin-i Saad, bir ok çekip narayı bastı:</p>

<p>—İşte en evvel ben başlıyorum ve cengi açıyorum!</p>

<p>Havada, Hüseyn’in safına doğru vızıldayarak ya­ğan binlerce ok…</p>

<p>Kısa bir ok düellosunun arkasından, Kûfeliler sa­fında ileriye atılan iki kişi… Bunlar Küfe valisinin köleleri Yesar ve Salim…</p>

<p>Er dilediler.</p>

<p>Peygamber Torununun safından, iki değil, bir kişi çıkıp, birer kılıçta işlerini bitirdi.</p>

<p>Hak ve îman kılıcının korkunç inişi…</p>

<p>Fakat nispet, bire iki değil, altmış…</p>

<p>Beşbine yakın Kûfeli, ellerinde kılıçlar, mızraklar ve topuzlar, hep birden saldırdılar.</p>

<p>Nâra, çığlık, çelik sesleri, at kişnemeleri, kadın fer­yatları, gümbürtü, çatırtı, inilti…</p>

<p>Hazret-i Hüseyn’in, kendinden ve oğlu Ali (Ekber)den başka 70 cengâveri şehit… Ayrıca, son anda mazlum­lara katılan Hür de şehitler arasında… Her şehit, canını üç beş zalime mal ettiğine göre düşman ölüleri yüzlerce…</p>

<p>Tam bu anda Peygamber Torununun büyük oğlu Ali de nam ve sanını haykıra haykıra katillerin içine dal­dı ve İbn-i Nemîr isimli lânetlinin eliyle ölüm yarasını alıp yere düştü. Sonuncudan ve en büyüğünden bir evvel­ki 7l’inci şehit…</p>

<p>Kum tanelerinin, kanlarını içe içe keneler gibi şiştiği bu şehitlerin ciğerleri açılıp bakılsa görülür ki, onlar daha evvel susuzluktan kavrulmuş, göz göz olmuştur.</p>

<p>Kaatillerin çemberi içinde Hüseyn, bütün fedaileri kumlara serilmiş, tek başına… Yerdeki şehitler, susuzluk­larını gidermek için al renkli bir şerbet havuzuna dalmışcasına kana bulanmış…</p>

<p>Gerilerde, kuytuca bir noktada, kızkardeşleri Ümmü Keysum ve Zeynep, kızları Sekîne ve Fâtıma, zevcesi Rübap; ve oğlu, Nur Neslinin Hüseynî kolunu yürütmeye memur, Ali (Zeynelâbidin)…</p>

<p>Hüseyn, manzaraya, bir ân, gözlerinde kelimelere sığmaz bir mânanın gölgesi, dehşetle baktı; ve susuzluk­tan kupkuru kesilmiş dudaklarında, babasına, Peygamber kızı annesine, Resuller Resulü büyük babasına bağlı mıs­ralar, atını kaatillere doğru sürdü.</p>

<p>Peygamber neslinin katilleri, evvelâ oklarına, peşinden mızraklarına ve kılıçlarına davrandılar.</p>

<p>Öldürücü okları, Peygamber neslinin kaatilliği gibi bir dereceyi temsil eden iki şahıs, Şemir ve Sinan çekti­ler.</p>

<p>O anda İslâm beldelerinin ulu camilerinde (Küfede de aynı şey) hatipler, Cuma namazında, Kâinatın yüzü suyu hürmetine yaratıldığı Peygamberler Peygamberine ve onun soyuna ait methiyeler okurken, atından düşen Peygamber torununun üzerine atıldılar; ve bir müminin öperken bile ürpereceği o mübarek vücudu delik deşik et­tiler.</p>

<p>Mukaddeslerin mukaddesi vücuttan gelen ve üze­rinde tam 105 tane ok, mızrak ve kılıç yarası bulunan gövdeyi başından ayırdılar. Kimbilir o başı hangi ellerle saçlarından tutup diktiler ve boynunda testerelerini yürü­terek, koyun kellesi koparır gibi nasıl kestiler?</p>

<p>İnsanoğlunun iki kutbu vardır: Biri Allah’ın Sevgi­lisi, öbürü o Sevgiliden gelen maddî ve manevî emanetin kaatili ve haini olmak derecelerine bağlı iki kutup… Hiç­bir varlık onun kadar yükselemez ve bunun kadar alçalamaz. Bütün insanlık, bütün tarihî şahıslar bu iki derece arasında… Bizzat Allah, ters kutbu, Kur’an’ında «Belhüm adal — Hayvandan aşağı» diye çerçeveliyor; ve bütün mustarip beşeriyet, onların açtığı felâket çığırı içinde kurtuluş arıyor.</p>

<p>Gerilerdeki kadınlar ve küçük çocuklardan ibaret âcizler grubu içinde, Hazret-i Hüseyn’in kızkardeşleri, kızları, zevcesi ve onlara bakmaya memur oğlu, esir…</p>

<p>Ölüm meleği onun mukaddes ruhunu kabzettiği anda, hava kapkara kesildi. Öyle bir karanlık çöktü ki, gökte yıldızlar hecelenir gibi oldu. Peşinden, hasret verici bir kızıllık…</p>

<p>Neler oldu, neler oldu…</p>

<p>Eğer güneş sönmedi, yıldızlar tek nokta üzerinde çarpışıp tek nokta içinde kaybolmadı, zaman kopmadı ve mekân yanmadıysa, sebebini Allah’ın «Sabûr» ve «Hakîm» isimlerinde aramak lazım…</p>

<p>İnsana iyilikte ve kötülükte bu kudreti veren Hikmet Sahibine kurban ola­lım..</p>

<p>O günden bugüne, müminlerin kalbinde olanlarsa, 1300 küsur yıldır, fezanın hayal erişemez bir noktasından gelen ciğer paralayıcı bir çığlığın yankıları…</p>

<p>Kerbelâ üstüne gökler doluşu yağmur boşanıyor. Kıpkırmızı ufukların çevresi içine yağan yağmur kan ren­ginde…</p>

<p>Ebüsseyh, İbn-i Ayyine, İbn-i Şirin, Essâlebî, İbn-i Saad, İbn-uz Zehra, Mansur bin-i Ammâr gibi İslâm bü­yükleri bir ağızdan kaydediyorlar ki, Kerbelâ üzerindeki karanlık üç gün sürmüş ve bu arada türlü esrarlı semavî işaretler görülmüştür.</p>

<p>Kerbelâda nereden bir taş kaldırılsa altında kan…</p>

<p>Bunlar, olduğu görülenler ve söylenenler… Ya göklerin ötesinde ve müminlerin kalbinde olanları gören ve söyleyebilen var mı?</p>

<p>«—Hasan ve Hüseyn, Arşın iki yanına asılı küpeler­dir.»</p>

<p>Buyuran Allah Resulünün torununa, hiçbir mahlu­ka edilemeyecek bu zulüm acaba Arş’ı ve melekler âlemini ne hale geetirdi? İlahî tecellilerin namütenahi ulvî esrar makamı Arş’a tokat atarcasına kulağını yırtmaya ve küpesini düşürmeye kalkan kaatillere ne vasıf bulalım ki, hareketlerinin tesir ve neticelerini hayal edebilelim?</p>

<p>Şehitler Şehidinin kesik başını bir torba içinde Ziyadoğluna götürmek üzere, içlerinde Semir ve Sinan’ın da bulunduğu atlı bir kol çıkardılar. Atlılar Kerbelâdan bir konak ileride bir yere inip mola verdikleri ve yiyip iç­meye başladıkları zaman duvardan korkunç bir el çıkıyor ve parmaklarındaki kanlı kalemle duvara bir beyit yazı­yor. Bu beyitte, Hüseyn’i öldürenlerin Hesap Günündeki hallerinden bahsedilmekte…</p>

<p>O akşam, gece bir daha kalkmamak istercesine çö­künce, göze görünmez mahlûklar ebedî azabı bildiren şiirler okuyarak dövündüklerine, ağlaştıklarına ve bunları bazı insanların kulaklariyle işittiklerine dair rivayetler vardır.</p>

<p>Küfe sokaklarından dört nala geçen atlılar, kanları dışına sızmış bir torba içinde, Peygamber Torununun başını taşıyorlar.</p>

<p>Peygamber torununun kesik başını Küfe valisinin önünde torbadan çıkaran kaatil, yaptığı işin büyüklüğünü göstermek için bir şiir okudu.</p>

<p>«Ben dünyanın en yüce dağını devirdim!» diye övünen bir pehlivan gibi, lânetli Sinan, bu şiirinde insa­noğlunun en hayırlısını öldürdüğünden bahsediyordu. Hizmetinin bedelini yükseltmek için, ırz düşmanına, kun­daktaki öz evlâdını teslim ettiğinden bahsetmenin tavrı gibi bir şey…</p>

<p>Bu kadarına, kaatillerin efendisi Ziyadoğlu bile da­yanamadı ve nefretle haykırdı:</p>

<p>—İnsanoğlunun en hayırlısı olduğunu biliyordun da neye öldürdün?</p>

<p>Ve ellerini çarparak kapıya doğru seslendi:</p>

<p>—Cellât!</p>

<p>Sinan’ın da kellesini, Ziyadoğlu’nun ayakları dibi­ne düşürdüler.</p>

<p>Ziyadoğlu, elinde ince bir değnek, yerdeki Pey­gamber torununun kesik başını dürtüyor.</p>

<p>Değneğiyle ke­sik başın soluk dudaklarını kurcalayıp ona:</p>

<p>—Niçin bu işe beni zorladın; kabahat sen de mi, bende mi? Cevap ver?</p>

<p>Gibilerden bakıyor.</p>

<p>Arş’ın iki küpesinden biri olan kesik baş, sonsuz saadetin ufkundan, gülümsüyor.</p>

<p>Kesik baş ve arkasında Kerbelâ esirleri, Peygam­ber torununun kız kardeşleri, çocukları ve zevcesi, tâ Şam’a kadar türlü eziyet ve hakaretler altında süründürü­lüp götürülecek; ve orada Hüseyn’in başı, altın bir tepsi içinde, efsanevî bir nar gibi Yezid’e sunulacaktır. Nem­rutlara ve Firavunlara parmak ısırtıcı, ismi isimlikten çıkıp sıfatlaşan Yezid, yine ince bir değnekle bu başı tepsi­ce yuvarlayıp sesini yükseltecektir:</p>

<p>«— Hamdolsun; Bedr cenginde kılıçtan geçirdikle­ri atalarımın intikamını Ahmed’in soyundan aldım! Sof­ralar kurulsun, senlik başlasın!»</p>

<p>Bir zaman sonra da Muhtar bin-i Ubeyd askerleriy­le Küfeye saldırıp Kerbelâ işine karışanları tek tek araya­cak, bunlardan 6000 kişiyi kılıçtan geçirecek, Ziyadoğlu ve Şemir’in de kelleleri bu arada düşecektir.</p>

<p>Peygamber torununa edilen zulümde uzaktan ve yakından parmağı bulunanlardan her fert, belâsını bu dünyada bulmaya başladı.</p>

<p>Yakup bin-i Süfyan anlatıyor.</p>

<p>—Bir gece, bir dost meclisinde sohbetteyiz… Bah­simiz Kerbelâ faciası… Dostlardan biri, bu işe yardım edenlerden hepsinin belâsını bulduğunu söyledi. O zaman aramızdan gayet yaşlı bir adam ayağa kalkarak dedi ki: Ben Kerbelâda Hüseyn’e karşı çıkarılan askerler içinde bulunanlardanım; bakın, bana hiçbir şey olmadı, hiçbir kötülük erişmedi! Sustuk! İhtiyarın yanı başında bir kan­dil yanıyordu. Kandilin fitili birdenbire, sönecek kadar ufaldı, büzüldü, kısıldı. İhtiyar kandili ele alıp düzeltmek istedi. Nasıl oldu; ihtiyar oynarken kandilden bir kıvılcım mı sıçradı, nedir, adamın üstü başı parlayıverdi. Hep bir­den ihtiyarın üzerine atılıp ateşi söndürmeye çalıştık; ol­madı. Adam kendisini pencereden Fırat nehrine atmak zorunda kaldı. Pencereye koşuştuğumuz zaman, adamın, dumanlar içinde suyun dibine çöktüğünü gördük.</p>

<p>Benzersiz hâile, Yemen dağlarındaki çobanlardan Hazar denizi kıyılarındaki balıkçıya kadar bütün mümin­lerin ciğerine oturdu. İnsanoğlunun en büyük dili Arapça, Peygamberden torununa ait mersiyelerle, okyanuslar gibi çalkalandı, durdu.</p>

<p>Hadîs meali:</p>

<p>«—Benim soyum üzerinde bana eza eden kimseye Allah’ın gazabı büyük olur.»</p>

<p>Hadîs meali:</p>

<p>«— Kim Hasan ile Hüseyn’i severse beni sevmiş olur; kim onlara aykırı giderse bana aykırı gider.»</p>

<p>Hadîs meali:</p>

<p>«—Benim evim ve soyum; Nuh’un gemisi gibidir. Sevgileriyle bu gemiye binenler kurtulur, binmeyenlerse helak olur.»</p>

<p>Hadîs meali:</p>

<p>«—Sizin en hayırlınız, benden sonra soyum için en hayırlı olanınızdır.»</p>

<p>Hadîs meali:</p>

<p>«— Soyumdan kimseyi ateşe atmaması için Rabbime yalvardım; Rabbim de dileğimi kabul etti.»</p>

<p>Hadîs meali:</p>

<p>«—Benden bir kılı inciten kimse, beni incitmiş olur. Beni inciten de Allah’ı incitmeye kalkandır.»</p>

<p>Hadîs meali:</p>

<p>«—Sırat üzerinde en sağlam yürüyecek olanlar, so­yumdan gelenlerle Sahabilerime sevgide en sağlam olanlar­dır.»</p>

<p>Hadîs meali:</p>

<p>«—Hasan, bana, Hüseyn de Ali’ye (biri yumuşaklık­ta, öbürü şiddette) benzer.»</p>

<p>Hadîs meali:</p>

<p>«—Hüseyn bendendir; Allah’ı seven onu da sever.»</p>

<p>Hadîs meali:</p>

<p>«— Evimden en sevdiklerim, Hasan ile Hüseyn’dir»</p>

<p>Hadîs meali:</p>

<p>«—Benim emanetimi taşıyanlar, soyumdan gelenlere bana yardımcı olanlardır. Onlarda bir hata görecek olursanız bağışlayınız, iyi olanlara da bağrınızı açınız!»</p>

<p>Hadîs meali:</p>

<p>«—Sizi türlü nimetlerle lütuflandıran Allah’ı sevi­niz! Allah’ı sevdiğiniz için beni seviniz! Beni sevdiğiniz için de soyumdan gelenleri seviniz.»</p>

<p>Hadîs meali:</p>

<p>«—Benim nefsim, insana kendi nefsinden, zürriyetim de kendi zürriyetinden sevgili olmadıkça o insanda iman kemallenemez.»</p>

<p>Hadîs meali:</p>

<p>«— Ev halkımdan birine iyilik eden kimseye ben, Kı­yamet gününde karşılığını veririm.»</p>

<p>Allah’ın Resulü, ebedîlik, âlemine davet olunacak­ları zamandan bir ay evvel, Mekkede, Veda Haccında, bütün yer ve gök halkı kendilerini dinliyormuş gibi bir kalabalığa karşı buyurdular:</p>

<p>«—Ben size iki sonsuz kıymet bırakıyorum: Biri, kurtuluş ve nur kaynağı Kur’ân, öbürü de evimin ve soyu­mun bağlıları.»</p>

<p>Ve üç kere tekrarladılar:</p>

<p>«— Evim ve soyum bahsinde size Allah’ı hatırlatı­rım. Evim ve soyum bahsinde size Allah’ı hatırlatırım! Evim ve soyum bahsinde size Allah’ı hatırlatırım!»</p>

<p>Sanki Kerbelâyı; ve İlâhi emanet kaatillerinin, du­daklarda «Allah» kelimesi, Allah’ı nasıl unuttuklarını gözleriyle görüyorlardı.</p>

<p>Ahzap, Sâffât, Âli îmran, Vedduhâ, Meryem sûrelerinde ve Kur’ânın daha nice yerinde, Peygamber soyundan gelenlerin ezelî temizliğini, ebedî kurtuluşunu ve müminlerce onlara bağlılığın mutlak lüzumunu bildi­ren İlahî fermanlar…</p>

<p><strong><i>Necip Fazıl Kısakürek, Tarih Boyunca Büyük Mazlumlar,Büyük Doğu Yayınları</i></strong></p>

<p></p></p>]]></turbo:content>
      <category>Külliyat</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/ustad-necip-fazilin-kaleminden-hazret-i-huseyn</guid>
      <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 22:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2026/06/nfkhz.png" type="image/jpeg" length="30978"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İngiliz...]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/video/ingiliz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/video/ingiliz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Tarihçi Yazar İbrahim Tatlı, Youtube kanalımızda yayınlanan bu bölümde İngiliz milletinin tarihî kökenlerini, karakter yapısını ve dünya siyasetini şekillendiren stratejilerini mercek altına alıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p id="p-rc_a80d53ab626bccdb-23">Konuşmasında, adanın geçmişte uğradığı Roma, Anglo-Sakson ve Norman istilalarının İngiliz halkında nasıl bir savunma psikolojisi oluşturduğu anlatıyor. Bu ruh halinin zamanla dünyayı sömürgeleştirme fikrine nasıl dönüştüğü, Anglikan kilisesinin kuruluşu ve İspanyol donanmasına karşı kazanılan ilk ölüm kalım savaşı kronolojik bir akışla aktarılıyor.</p>

<p>Tarihçi Tatlı, İngilizlerin dünyayı yönetirken ve ittifaklar kurarken Osmanlı pragmatizminden nasıl faydalandığını çarpıcı örneklerle dile getiriyor.</p>

<p id="p-rc_a80d53ab626bccdb-24">Ayrıca günümüz küresel siyasetine de değinilerek sermayenin Amerika'dan Çin'e taşınması, dijital faşizm tehlikesi ve Amerika'nın geri çekilme süreci değerlendiriliyor.</p>

<p>İbrahim Tatlı, yapay zekanın gelişi ve bilginin tabana yayılmasıyla birlikte küresel dengelerin her an değişebileceğini ifade ediyor. Güçlü devletlerin tarihte nasıl aniden çöktüğünü Tunç Çağı örneğiyle açıklıyor ve bugünkü İngiliz planlarının da hiç beklenmedik bir kaosla sonuçlanabileceğini belirtiyor.</p>

<div class="ratio ratio-16x9"><iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="360" sandbox="allow-scripts allow-same-origin" src="https://www.youtube.com/embed/luiZvXH9xUw?rel=0" width="640"></iframe></div>

<p></p></p>]]></turbo:content>
      <category>Video haber</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/video/ingiliz</guid>
      <pubDate>Tue, 16 Jun 2026 00:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2026/06/ingiliz-ibrahim-tatli.webp" type="image/jpeg" length="12741"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Efsane boksör Muhammed Ali]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/video/efsane-boksor-muhammed-ali</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/video/efsane-boksor-muhammed-ali" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Tüm zamanların en iyisi olan efsanevi boksör Muhammed Ali’yi vefatının yıl dönümünde rahmetle ve minnetle anıyoruz.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p>]]></turbo:content>
      <category>Video haber</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/video/efsane-boksor-muhammed-ali</guid>
      <pubDate>Wed, 03 Jun 2026 16:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/YeYigQWBXR4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="11772"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Dr. Özcan Hıdır: Necip Fazıl gençliğe zihin, vakit ve gönül boşluğu bırakmamayı öğütler]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/video/dr-ozcan-hidir-necip-fazil-genclige-zihin-vakit-ve-gonul-boslugu-birakmamayi-ogutler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/video/dr-ozcan-hidir-necip-fazil-genclige-zihin-vakit-ve-gonul-boslugu-birakmamayi-ogutler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Necip Fazıl ve Gençlik programında konuşan Özcan Hıdır, Büyük Doğu idealinin bugünün insanı ve gençliği için taşıdığı manaya dikkat çekti. Dr. Hıdır, Necip Fazıl’ın iman, aksiyon, ahlâk ve edep merkezli düşüncesinin gençlere güçlü bir mefkûre sunduğunu söyledi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Necip Fazıl’ın sadece bir şair olarak ele alınamayacağını ifade eden Hıdır, onun aynı zamanda çile çekmiş, hapislerden ve baskılardan geçmiş, buna rağmen mücadelesinden geri durmamış bir mütefekkir olduğunu söyledi. Hıdır, Necip Fazıl’ın hayatının donuk bir fikir hayatı değil, aksiyonla bütünleşmiş dinamik bir tefekkür örneği sunduğunu dile getirdi.</p>

<div class="ratio ratio-16x9"><iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="360" sandbox="allow-scripts allow-same-origin" src="https://www.youtube.com/embed/LcZOBsP1j0I?rel=0" width="640"></iframe></div>

<p></p>

<p><strong>“Mütefekkir fikrini ve aksiyonunu diri tutan insandır”</strong></p>

<p>Konuşmasında “mütefekkir” kavramı üzerinde duran Dr. Hıdır, fikir ile tefekkür arasındaki farka dikkat çekti. Ona göre mütefekkir, fikrini, zikrini ve aksiyonunu sürekli diri tutan; statükoya teslim olmayan insandır. Dr. Hıdır, Kur’an-ı Kerim’de tefekkür, tezekkür ve taakkul gibi kavramların fiil formunda kullanılmasının, insanın sürekli bir idrak ve hareket hâlinde olması gerektiğini gösterdiğini söyledi.</p>

<p>Necip Fazıl’ın “İman ve Aksiyon” eserine de değinen Hıdır, bu eserin Kur’an’daki “Ey iman edenler, iman edin” hitabıyla doğrudan irtibatlı okunabileceğini belirtti. Dr. Hıdır’a göre iman bir iddiadır ve bu iddia sosyal hayatta, ibadet hayatında, fikir hayatında amelle ve aksiyonla ispat edilmelidir.</p>

<ul>
 <li>
 <p><a href="https://www.barandergisi.net/necip-fazil-ve-genclik-programi-izude-yapildi">"Necip Fazıl ve Gençlik" programı İZÜ’de yapıldı</a></p>
 </li>
</ul>

<p><strong>“Zor zamanlar, büyük mütefekkirleri ortaya çıkarır”</strong></p>

<p>Dr. Hıdır, İslâm tarihinde kriz dönemlerinin büyük âlimleri ortaya çıkardığını vurgulayarak İmam Gazali örneğini verdi. Moğol, Haçlı, Batınilik ve aşırı zahirilik gibi meydan okumaların bulunduğu bir dönemde İmam Gazali’nin büyük eserler verdiğini hatırlatan Hıdır, Necip Fazıl’ı da modern dönemde ölçü koyan şahsiyetler arasında değerlendirdi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>“Necip Fazıl Büyük Doğu gençliğini idealize etti”</strong></p>

<p>Dr. Hıdır, Necip Fazıl’ın nesil yetiştiren bir mütefekkir olduğunu belirterek Büyük Doğu gençliği ve Nur Gençlik vurgusuna dikkat çekti. Tarihte Nabi’nin Hayriyye’si, Mehmet Akif’in Asım’ın Nesli, Sezai Karakoç’un Diriliş Nesli gibi örneklerin bulunduğunu ifade eden Hıdır, büyük mütefekkirlerin daima bir nesil ideali ortaya koyduğunu söyledi.</p>

<p>Gençlere mefkûre verilmesinin bugün daha da hayati hâle geldiğini belirten Dr. Hıdır, mefkûresiz, ideali olmayan ve istikamet duygusundan mahrum gençliğin ciddi savrulmalar yaşayabileceğini dile getirdi. Bu çerçevede Hz. İbrahim’in teslimiyetini, Hz. Peygamber’in genç sahabilerle kurduğu irtibatı ve Zeyd bin Sabit’in kısa sürede farklı bir dili öğrenerek devlet işlerinde vazife almasını örnek gösterdi.</p>

<p>Necip Fazıl’ın hayatında aksiyon ve tefekkürün her alana yayıldığını söyleyen Dr. Hıdır, gençlerin vakit disiplinini kuşanması gerektiğini, Necip Fazıl’ın Abdülhakim Arvasi Hazretleriyle tanışmasının onun hayatında büyük bir kırılma meydana getirdiğini, “O ve Ben” eserinde anlatılan bu hadisenin onun perspektifini bütünüyle değiştirdiğini belirtti.</p>

<p><strong>“Necip Fazıl bir tuz mesabesindedir”</strong></p>

<p>Konuşmasının sonunda Necip Fazıl’ı “tuz” metaforuyla anlatan Dr. Hıdır, tuzun bozulmayı önleyen bir unsur olduğunu belirtti. Necip Fazıl gibi merkezî mütefekkirlerin toplumda bozulmaya karşı koruyucu bir rol üstlendiğini, Müslümanın da kendi hayatında bu manada “tuz” olması gerektiğini söyledi.</p></p>]]></turbo:content>
      <category>Video haber</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/video/dr-ozcan-hidir-necip-fazil-genclige-zihin-vakit-ve-gonul-boslugu-birakmamayi-ogutler</guid>
      <pubDate>Mon, 04 May 2026 12:31:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2026/05/hdr.webp" type="image/jpeg" length="57943"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Dr. Kâzım Albayrak: Büyük Doğu, İslâmiyet’e yol açma geçididir]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/video/dr-kazim-albayrak-buyuk-dogu-islamiyete-yol-acma-gecididir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/video/dr-kazim-albayrak-buyuk-dogu-islamiyete-yol-acma-gecididir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dr. Kâzım Albayrak, Necip Fazıl’ın Büyük Doğu davasını fikir, ideal ve aksiyon ekseninde ele aldı. Büyük Doğu’nun kuru bir söylem değil, içselleştirilecek ve hayata tatbik edilecek bir dava olduğunu vurgulayan Albayrak, gençliğin bu ölçü etrafında şekillenmesi gerektiğini ifade etti.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi’nde düzenlenen “Necip Fazıl ve Gençlik” programında, Üstad Necip Fazıl Kısakürek’in hayatı, gençliğe hitabı, Büyük Doğu davası, sanat ve estetik anlayışı ele alındı. Programda Dr. Özcan Hıdır, Prof. Dr. Dursun Ali Tökel ve Dr. Kâzım Albayrak konuşma yaptı.</p>

<p class="ratio ratio-16x9"><iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="360" sandbox="allow-scripts allow-same-origin" src="https://www.youtube.com/embed/q9o13XzgTLI?rel=0" width="640"></iframe><br />
Aylık Baran Dergisi Yayın Kurulu Üyesi Dr. Kâzım Albayrak programda “Büyük Doğu Davası” başlığı altında Üstad Necip Fazıl’ın fikir, dava ve gençlik anlayışına dair değerlendirmelerde bulunarak şunları dile getirdi:</p>

<p>“Kıymetli hocalarım, sevgili gençler; Necip Fazıl’ın Büyük Doğu davasını ben anılarımdan yola çıkarak anlatmaya çalışacağım. Şimdi gençlik dönemimizde bir arayış içerisindeyiz. Kendimizi ifade etmek istiyoruz hâliyle. Kaldırımları arşınlıyoruz. Sağ-sol çatışmalarının yoğun olduğu bir dönem. Bunun da şöyle bir faydası oluyor: “Biz kimiz?” diye kendi kimliğimizi arıyoruz. Aileden tevarüs ettiğimiz bir inanç sistemi var, ona bağlıyız Allah’a şükür. İnsan 18 yaşında Müslüman olur ama 60 yaşında da Müslüman olur, 80 yaşında da Müslüman olur. 18 yaşında Müslüman olurken İslam literatürünü, İslam’ın emirlerini, ölçülerini hepsini biliyor muyuz? Bilmiyoruz. Önce takliden başlar.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Şimdi o dönemde bize yakın ne var? Kendimizi ifade etmek istiyoruz. Akıncılar Teşkilatı’nın kurulduğunu duyuyoruz, tamam diyoruz, bu bize yakın. Milli Türk Talebe Birliği var, tamam diyoruz. Ve Necip Fazıl... Necip Fazıl kim? Necip Fazıl Üstad. Necip Fazıl her şeyimiz. Necip Fazıl “Ruh Hamurkârı.” Belki çoğunuz bilmez, Üstad olarak bilinir. O dönem Necip Fazıl için mesela çok kullanılan ifade “Ruh Hamurkârı”dır. Konuşmalardan zaten bu çıkıyor; Necip Fazıl’a neden Ruh Hamurkârı dendiği anlaşılıyor, değil mi?</p>

<p>Fakat sevmek için bilmek gerek. Necip Fazıl’ı seviyoruz ve zaten büyük bir emeği var; yol açıcı, çığır açıcı, merkezi mütefekkir ve aksiyoner. Yani sahada, meydanda, sokakta. Şimdi Necip Fazıl’a hayranız; konferanslara gidiyoruz, dinliyoruz. Fakat Necip Fazıl’ın hakikatini bilmek, derinlemesine bilmek gerekiyor. Sadece şair değil, aksiyon adamı. Biz daha çok kahraman yönüyle biliyoruz, şiirlerini de zaten ezberlemişiz.</p>

<ul>
 <li>
 <p itemprop="headline"><i><strong><a href="https://www.barandergisi.net/necip-fazil-ve-genclik-programi-izude-yapildi">"Necip Fazıl ve Gençlik" programı İZÜ’de yapıldı</a></strong></i></p>
 </li>
</ul>

<p>Bu arada Necip Fazıl’la benim tanışmam oluyor; yanına gitmem söz konusu oluyor. Hemen onu da anlatayım. Şimdi o dönem Gölge dergisi çıkıyor Salih Mirzabeyoğlu tarafından. Akıncı Güç dergisi çıkıyor. Akıncı Güç dergisinde Salih Mirzabeyoğlu, İdeolocya Örgüsü’nü merkeze koyup değerlendirmelerde bulunuyor; gaye-hedef ilişkilerini, mücadelenin ilkelerini, hedefi bunları çiziyor. Bu sefer, hani Büyük Doğu’yu biliyoruz fakat bu şekilde altı çizilince İdeolocya Örgüsü’nü yeniden okumaya başlıyoruz. Ve Akıncı Güç dergisi Necip Fazıl’a ulaştırılıyor. Necip Fazıl bunu beğeniyor, çok beğeniyor. “Müjdelerin Müjdesi” diye yazı yazıyor ve başta Salih Mirzabeyoğlu olmak üzere Akıncı Güç kadrosunu çağırıyor. Gidiyoruz şimdi Üstad’ın yanına. Bir akşam yemeğine çağırıyor Erenköy’deki köşküne. Bir masa başında, etrafında yay gibi halkalanmışız. Orada hemen söyleyeyim, intibaım nedir? Şimdi ben pratikten teoriyi desteklemiş olacağım böylece.</p>

<p>Necip Fazıl’da gördüğüm; 75 yaşında ihtiyar, biz de 20 yaşında delikanlıyız. Necip Fazıl’da gördüğüm, 75 yaşında bir delikanlı. Eşya ve hadiselere tahakküm etmek isteyen, böyle vecd içerisinde eşya ve hadiselere hâkimiyetini gösteren bir delikanlı. Yani çok ileri bir seviyede yorum yapıyor, bir aksiyon alıyor. Ondan sonra Necip Fazıl’ın arkasında akşam namazını kılıyoruz. O, unutamadığım anılardan bir tanesidir; orada kıldığım namaz.</p>

<p><img alt="Photo 6021824168434797527 Y" height="1056" src="https://barandergisinet.teimg.com/barandergisi-net/uploads/2026/04/photo-6021824168434797527-y.jpg" width="591" /></p>

<p>Şimdi “Necip Fazıl’ın Büyük Doğu davası” diyoruz ya arkadaşlar; Necip Fazıl, Büyük Doğu ve dava. Bu üçü birbirine çok güzel denk geliyor, bunlar özdeşleşmiş kavramlar. Büyük Doğu’yu biraz sonra, konuşmamın sonunda yedi umde hâlinde anlatacağım inşallah; kısa kısa başlıklar hâlinde. Şimdi dava deyince arkadaşlar, dava burada ideal manasında. Maddi istekler, zaruri istekler insanın ruhunu doyurmaz. Maddi isteklerimiz lazım ama ruhumuzu doyurmaz. Biz de böyle bir arayış içerisindeydik. Burada hemen gaye ile ideal arasındaki farkı belirtelim. Üstad’ın şöyle bir sözü var: “Her ideal bir gayedir, fakat her gaye ideal değildir. Gayeler aşağılara düşebilir, idealler düşmez.” Üniversiteyi bitirmek, ondan sonra diyelim ki akademisyen olmak...</p>

<p>Necip Fazıl burada şöyle bir misal veriyor: Bir askerin mareşal olması bir gaye olabilir ama bir ideal değildir. Bunun ideal olması için ne lazım? Üstad söylüyor: “Bunun ideal olması için de Altın Ordu’nun bir neferi olarak veya bir mareşali olarak görev yapmak istemesi lazım.” Yani konu, gaye ile ideal arasındaki farktır.</p>

<p>Necip Fazıl ideal adamı. Ve bu idealine uygun olarak da Büyük Doğu idealini çizmiş. Büyük Doğu ideali nedir? Bunu bilmemiz gerekir. Yani sathî anlamaktan derinlemesine anlamaya geçmemiz lazım. Burada aslında herkes bir iç âlem düzeni peşinde koşuyor; iç âlem düzeni ve mutlak güzeli arıyoruz. Yani mesele aslında maddi değil. Maddi şeyler fiziki varlığımızı sürdürmek için elzem, zaruri. Aslında insanın aradığı şey bir iç âlem düzeni, bir huzurdur. İnsan mutlak güzeli arıyor farkına varmadan mutlak güzeli arıyor. Güzel, hep mutlak güzele vasıta ve vesile. Bu noktada hemen söyleyeyim; Necip Fazıl’ın estetik planı başa almasının altını çizelim.</p>

<p>Hamurkâr’ı söyledik. Demek ki biz bu şekilde Necip Fazıl’ın bir şiirini hatırlıyoruz: “Ne çıkar bir yola düşmemiş gölgem / Yollar ki Allah’a çıkar, bendedir” der. Arkadaşlar, gölgemizin bir yola düşmesi lazım. Bu yol, kendimizin haricinde aşkın bir varlığa olacak; tabii ki Allah ve Resulü’ne. Davamızda da bunun sürdürülmesi gerekir. Ben bunun mücessem olmuş hâlini Necip Fazıl’da gördüm. Yani her bakımdan bana hitap etti. Bunu birçok noktada misallendirebilirim.</p>

<p>Büyük Doğu, bir söylem İslâmcılığı değildir; içselleştirilecek, kana karışacak ve enerji olarak açığa çıkacak bir davadır. Necip Fazıl edebiyat olsun diye yazmamış; kan ve çileyle yoğrulan bir hayatta yaşadıklarını yazmış, yazdıklarını yaşamıştır. Onun en çok sevdiği kelime ise aksiyondur. Burada iman ve sanat da birliktedir. Bunu da unutmayalım arkadaşlar. Bunun ayrıntısına şimdi kısa zaman içerisinde giremiyorum.</p>

<p>Şu kadarını söyleyeyim: Güzeli arıyoruz dedim ya; bakın, iman ve sanat burada bir arada. Güzel olmayan şey, güzeli anlatamaz. Hocalarım anlattı; estetik, hesap kitap sordurmadan yakalayıcı ve fethedicidir. Yani pis borudan temiz su akmaz. Kötü bir nefesten İslâm anlatılmaz. Buna dikkat etmemiz gerekiyor. Şimdi daha önce bana birkaç soru yöneltilmişti. Hemen o iki soruyu kısaca cevaplandırıp yedi umdeye geçeceğim.</p>

<p>Necip Fazıl’ın hayatını değiştiren en önemli şey ne? Hocalarım kısaca bahsetti, ben bir kelimeyle söyleyeyim: Seyyid Abdülhakim Arvasi ile tanışmasıdır. Vapurda karşısına gelen bir kişi, bir Müslüman ona vesile olmuştur, aracı olmuştur. Tanımadığı birisidir. “O ve Ben” kitabında bunun hikâyesi de gayet güzel anlatılmıştır.</p>

<p>Necip Fazıl’ın gençlikten beklediği nedir? Tabii ki Necip Fazıl’ın gençlikten beklediği Büyük Doğu, İslâm İnkılabı’dır ve bunu “İdeolocya Örgüsü”nde ifade edilmiştir. Necip Fazıl’ın “Özlediğimiz Nesil” konferansında gençlikten bekledikleriyle ilgili nasihatleri var. Hemen ilk üçünü söyleyeyim size:</p>

<p>Birincisi aşk. Üstad diyor ki: “Aşksız adam pörsümeye ve aşksız cemiyet sönmeye mahkûm ve kâinatın protoplazması aşktır.”</p>

<p>İkincisi üstün akıl ve sır idraki. Aklı yine akılla mat eden üstün anlayışa ve bilhassa sır idrakine yükselmek, diyor Necip Fazıl.</p>

<p>Üçüncüsü nefs muhasebesi. Atacağını dibinden söküp atma, alacağını dibinden söküp alma, tutacağını da köküne kadar yapışıp tutma hassası deniyor.</p>

<p>“Büyük Doğu, İslâmiyet’in emir subaylığıdır. Büyük Doğu, İslâm içinde ne yeni bir mezhep ne de yeni bir içtihat kapısıdır; sadece Sünnet ve Cemaat Ehli tabirinin ifadelendirdiği mutlak ve pazarlıksız çerçeve içinde, olanca saffet ve asliyetiyle İslâmiyet’e yol açma geçidi ve çoktan beri kaybedilmiş bulunan bu saffet ve asliyeti 21. asrın eşiğinde eşya ve hadiseye tatbik etme işidir.” Üstad’ın tanımı bu. Büyük Doğu yekpare bir inanış, görüş ve ölçülendiriş manzumesidir.</p>

<p>Şimdi yedi umdeyi hemen söyleyeceğim:</p>

<p>Birincisi, şeriattan zerre taviz vermeyen bir dünya görüşü. Hiçbir şeye taviz yok. Yani liberalizme, sosyalizme, çağın moda akımlarına... Hiçbirine taviz yok. Bu, Necip Fazıl’ın Büyük Doğu’daki birinci vasfıdır. Dinî ilimlere de bakabilirsiniz arkadaşlar. Çünkü Üstad bunları hep kontrol ederek, danışarak hazırlıyor.</p>

<p>İkincisi, tarih muhasebesi yapıyor arkadaşlar. Son beş asrın tarih muhasebesini yapıyor: Ulu Hakan Abdülhamid Han, Vahdettin Han... “Nereden geldiğini bilmeyen, nereye gideceğini bilmez.” Bu sözüm bence yeter, bunu geçiyorum.</p>

<p>Üçüncüsü, Necip Fazıl bir dünya görüşü sistemi kuruyor. Arkadaşlar, bütün hakkında bir fikrimiz olmadan parçaları değerlendiremeyiz, kavrayamayız. Körün fil tarifi var ya, onun gibi. Onun için “İdeolocya Örgüsü” olmadan yol alamayız; “İdeolocya Örgüsü”nü benimsemeden, kuşanmadan yol alamayız. Kafamızda bir ev fikri olmadan kapı ve pencere hakkında fikir sahibi olabilir miyiz? Olamayız. İşte ev fikri, “İdeolocya Örgüsü”dür.</p>

<p>Dördüncüsü, ideolocyanın temelini Allah Resulü’ne dayandırıyor arkadaşlar. Yani peygambere imandan öte, fikriyatını buna dayandırıyor. “En evvel, en üstün” diyor. Birçok eserinde buna dayandırıyor. Çalıştığım mevzu bu; 2700 küsur adet hadis kullanmış. Burada “Nur-u Muhammedi”, “Muhammedi Nur” kavramı da devreye giriyor. Bu kâinat görüşünü buraya dayandırıyor. Ve sahabeler... “Olanca imtizacımız sahabelerdir bizim” diyor.</p>

<p>Beşincisi, dost ve düşman kutuplarını işaretlemesi, hedefleştirmesi önemli. Baş nefret kutbu, baş muhabbet kutbu. Baş muhabbet kutbu olarak Seyyid Abdülhakim Arvasi Hazretlerini işaret ediyor. Baş nefret kutbu da İslâm’a düşmanlığını ilan eden her kimse, herhangi bir zümreyse bunu eserlerinde açıkça ilan ediyor.</p>

<p>Altıncısı, Üstad yeni bir usul ve tarz getirdi; geleneğe bağlı ama yenilikçi. Hem gelenekçi hem devrimci. Yeni bir usul ve tarz getiriyor, yeni bir diyalektik getiriyor, yeni bir estetik getiriyor. Bu da mutlak ölçülere ve geleneğe sımsıkı bağlı.</p>

<p>Yedincisi, İslâm İnkılabı diyor, bunun çokça altını çiziyor. “Büyük Zuhur” diye işaret ediyor. Bu minvalde “Başyücelik Devleti ve İdare Mefkûresi” var arkadaşlar “İdeolocya Örgüsü”nde. Bunu neden yazdı Üstad? Bizim siyasi ve içtimai bir modelimiz olmasın mı? Biz başkalarının biçtiği gömleği, elbiseyi niye giyelim? Bilmem Stuart Mill, Descartes, bilmem ne falan...</p>

<p>Allah ve Resulü’ne ve ulema geleneğine bağlı bir sistem istiyoruz. Necip Fazıl bunu da planlamış. Necip Fazıl son olarak diyor ki: “Dünya bir inkılap bekliyor; dünyanın beklediği bu inkılap üç daire hâlinde: Dış daire dünya, içindeki daire İslâm Âlemi, onun da içinde Türkiye. Asıl Türkiye, merkez Türkiye.” diyor Üstad. Bunu da yazalım, not alalım.</p>

<p>İslâmi İlimler Kulübü’ne, İslâm Ekonomisi ve Finans Kulübü’ne bu organizasyon için teşekkür ederim. Son olarak şunu söylüyorum: İslâm âlemine ve dünyaya bir teklifi olan, kurtarıcı İslâm nizamı fikri olan Büyük Doğu ideali etrafında kenetlenen gençler ve gönüldaşlar olarak hepinizi saygıyla selamlıyorum.”</p></p>]]></turbo:content>
      <category>Necip Fazıl Kısakürek</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/video/dr-kazim-albayrak-buyuk-dogu-islamiyete-yol-acma-gecididir</guid>
      <pubDate>Fri, 01 May 2026 16:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2026/05/kazim-albay-necip-fazil-2.webp" type="image/jpeg" length="21146"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İsrail çocuk hapishaneleri Epstein adası gibi]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/video/israil-cocuk-hapishaneleri-epstein-adasi-gibi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/video/israil-cocuk-hapishaneleri-epstein-adasi-gibi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Epstein skandalı buzdağının görünen kısmıysa, İsrail'in Ofer hapishanelerinde kurduğu "çocuk öğütme makinesi" bu vahşetin devlet eliyle yasallaştırılmış halidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Dünyada çocukları askeri mahkemelerde prangalarla yargılayan tek yapı olan İsrail; yüzde 99,7’lik göstermelik mahkumiyet oranları, 60 saniyelik duruşmalar ve raporlara giren tecavüz tehditli sistematik işkenceleriyle Epstein’ı aratmayan bir insanlık suçu işlemektedir.</p>

<p>Filistinli yavruları dondurucu soğukta demir kafeslere mahkum eden bu sistematik zulüm, sadece bir işgal yöntemi değil, çocukların ruhunu ve geleceğini hedef alan kurumsal bir vahşet sistemidir.</p>

<p><u><i>İşte videoda dile getirilenler:</i></u></p>

<blockquote>
<p><br />
Sorgulamadan sonra çocuklar yargılanmak üzere buraya, Kudüs yakınlarındaki Ofer askeri hapishanesine getiriliyor. Ordu, Four Corners ekibinin içeride çekim yapmasına izin vermedi.</p>

<p><br />
Bu duvarların ardında üç kez bulundum. Avluda elleri kelepçeli ve ayakları prangalı bir şekilde sürüklenerek götürülen çocuklar gördüm. Bazı duruşmalar sadece 60 saniye sürdü. Bir çocuğun, annesi nerede tutulduğunu bilsin diye hapishanesinin adını bağırdığını gördüm.</p>

<p><br />
Yargıcın, bazı çocukları suratlarına bir kez bile bakmadan mahkum ettiğini gördüm. Tüm bunların ortasında gördüğüm şey, mahkum edilen çocuklardan oluşan bir "taşıma bandı" (seri üretim sistemi) gibiydi.</p>

<p><br />
Bu sistemin askeri açıdan ne kadar verimli olduğuna dair size bir fikir verebileceğimi düşünüyorum. Askeri mahkemenin kendi kayıtlarına ve yıllık raporlarına göre, mahkemelerin mahkumiyet oranı yaklaşık yüzde 99,74 civarında.</p>

<p><br />
Genellikle taş atmaktan suçlu bulunan Filistinli bir çocuk, yaklaşık 3 ay hapis cezasına çarptırılıyor.</p>

<p><br />
Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu, geçen yıl İsrail'in sistemi hakkında sert bir rapor yayımladı. Raporda, Filistinli çocukların ölümle, fiziksel şiddetle, hücre hapsiyle ve kendilerine ya da bir aile üyelerine yönelik cinsel saldırıyla tehdit edildiği saptandı.</p>

<p><br />
Rapor; bu kötü muamelenin, çocuğun tutuklandığı andan hüküm giyme sürecine kadar sistemin tamamında yaygın, sistematik ve kurumsallaşmış olduğunu ortaya koydu.</p>

<p><br />
Geçen ay, insan hakları gruplarının baskısıyla İsrail, çocukları geceleri dışarıdaki kafeslerde tutma şeklindeki uzun süreli uygulamaya son verdi. Çocuklar, kar fırtınaları sırasında bu kafeslerde dondurucu soğukta tutulmuştu.</p>
</blockquote>

<p></p></p>]]></turbo:content>
      <category>Video haber</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/video/israil-cocuk-hapishaneleri-epstein-adasi-gibi</guid>
      <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 11:28:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2026/04/israil-cocuk-hapishaneleri.webp" type="image/jpeg" length="78533"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Myron Gaines’ten Yahudi konuğuna “soykırım” tokadı!]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/video/myron-gainesten-yahudi-konuguna-soykirim-tokadi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/video/myron-gainesten-yahudi-konuguna-soykirim-tokadi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[ABD’li ünlü içerik üreticisi Myron Gaines’in programında yaşananlar, yıllardır Hollywood ve ana akım medya eliyle servis edilen dokunulmazlık zırhının nasıl çatladığını gözler önüne serdi. Gaines, Yahudilerin Gazze’deki katliamlarını görmezden gelip geçmişteki mağduriyetler üzerinden kimlik inşa eden zihniyeti canlı yayında köşeye sıkıştırdı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Myron Gaines, son yayınında ezberleri bozan bir tartışmaya imza attı. Programa katılan Yahudi bir genç kızla Holokost ve Gazze üzerine tartışan Gaines, Yahudinin içine düştüğü tutarsızlığı ve ikiyüzlülüğü milyonların önünde deşifre etti.</p>

<p>Tartışma, Holokost’ta hayatını kaybedenlerin sayısı üzerine başladı. Gaines’in ekibinden gelen “en fazla 271 bin” çıkışına, konuğun “6 milyon olduğunu biliyorum” yanıtını vermesi üzerine ortam gerildi. Gaines, bugüne kadar tartışılması dahi teklif edilemeyen rakamların artık yüksek sesle sorgulanmaya başladığının sinyalini vererek tarihin, kazananlar ve medya gücünü elinde tutanlar tarafından nasıl şekillendirildiğine dikkat çekti.</p>

<p><strong>Hollywood’un “Masum Yahudi” Kurgusu Çöküyor</strong></p>

<p>Haberin odak noktasını ise Gaines’in "İsrail soykırım yapıyor mu?" sorusuna konuğun verdiği kaçamak cevap oluşturdu. Genç kızın Gazze’deki katliamlar için “Bu karmaşık bir soru” demesi üzerine Gaines, adeta bir mantık dersi verdi. Gaines, Hollywood’un on yıllardır süren “ebedi mağdur” ve “masum Yahudi” imajının artık 1080p çözünürlüklü gerçeklerle yerle bir olduğunu ifade etti.</p>

<p><strong>“Bugün Yalan Söyleyen, Dün Neden Söylemesin?”</strong></p>

<p>Gaines şunları söyledi:</p>

<p><i>“Eğer 2024 yılında, ellerinde her türlü yüksek çözünürlüklü görüntü varken bugün gözümüzün önünde gerçekleşen bir soykırımı inkâr edebiliyorlarsa, neden tüm kimliklerini ve Hollywood endüstrisini üzerine inşa ettikleri geçmiş bir olay hakkında yalan söylemesinler? Kamera kayıtlarının olmadığı bir dönemde söylediklerine neden güvenelim?”</i></p>

<p><strong>Tekelci Mağduriyet Anlayışı</strong></p>

<p>Programda ortaya çıkan en çarpıcı gerçek ise, Siyonist anlatının kendileri dışındaki hiçbir halkın acısını “soykırım” olarak kabul etmemesi oldu. Kendi tarihlerini dokunulmaz kılanların, bugün Gazze’de parçalanan çocukları görmezden gelmesi, “insan hakları” ve “soykırım” kavramlarının nasıl seçici bir şekilde kullanıldığını bir kez daha kanıtladı.</p>

<p>Artık sosyal medya çağında, Hollywood stüdyolarında kurgulanan sahte kahramanlık hikayeleri ve tek taraflı mağduriyet anlatıları işe yaramıyor. Myron Gaines’in bu yayını, dijital dünyada uyanan bilincin ve yıkılan tabuların en somut örneklerinden biri oldu.</p>

<p>İşte o konuşmanın tamamı:</p>

<p><strong>Yahudi: Holokost'ta sizce kaç Yahudi öldürüldü?</strong></p>

<p>Gaines: En fazla 271 bin.</p>

<p><strong>Yahudi:  6 milyon. Yanlış cevap.</strong></p>

<p>Gaines: 6 milyon olduğunu mu düşünüyorsun?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Yahudi:  6 milyon olduğunu biliyorum.</strong></p>

<p>Gaines: Yahudi misiniz?</p>

<p><strong>Yahudi:  Sizce?</strong></p>

<p>Gaines:  Muhtemelen. Bu noktada şaşırdık mı? Bu konuda ne yapacaksın? Peki, İsrail'in bir soykırım yaptığını düşünüyor musun?</p>

<p><strong>Yahudi:  Bu karmaşık bir soru.</strong></p>

<p>Gaines:  Peki, o zaman sana şunu sorayım: Eğer 2023'ten 2024'e kadar, ellerinde 1080p görüntüler varken bir soykırımı inkar edebiliyorlarsa; mağduriyet anlatılarını, pek çok Hollywood filmini ve tüm kimliklerini üzerine inşa ettikleri İkinci Dünya Savaşı'ndaki trajik bir olay hakkında neden yalan söylemesinler? Bu konuda yalan söylemeyeceklerini mi sanıyorsun?</p>

<p><strong>Yahudi:  Yani senin dışındaki her anlatı tamamen hükümsüz ve geçersiz mi? Yani herkesin bu konuda yalan söylüyor olma ihtimali hiç mi yok?</strong></p>

<p>Gaines: Holokost hakkında mı yoksa soykırım hakkında mı?</p>

<p><strong>Yahudi:  İsrail.</strong></p>

<p>Gaines:  Konuyu kaçırıyorsun. Diyorum ki; "6 milyon" diyen aynı kişiler, tam önümüzde gerçekleşen bir soykırımı inkar ediyorlar. Kamera kayıtlarının olmadığı ve çok daha az kanıtın olduğu bir zamanda yalan söylemeyeceklerini mi düşünüyorsun?</p>

<p><strong>Yahudi:  Bazı görüntüler gösterebilir misin?</strong></p>

<p>Gaines: Gazze'nin bombalanmasıyla ilgili mi?</p>

<p><strong>Yahudi:  Evet.</strong></p>

<p>Gaines: Araştır bak. Eğer bunu destekleyecek gerçeklerin varsa göreyim. Tamam, şunu yapabilirsin: Twitter'a gir, "Gazze" yaz; bombalanan, öldürülen ve kelimenin tam anlamıyla parçalara ayrılan çocukları göreceksin.</p></p>]]></turbo:content>
      <category>Video haber</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/video/myron-gainesten-yahudi-konuguna-soykirim-tokadi</guid>
      <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 10:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2026/04/myron-gainesten-yahudi-konuguna-soykirim-tokadi.webp" type="image/jpeg" length="26431"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ABD - İsrail - İran - İngiltere - Çin / Derin Küresel Savaş]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/video/abd-israil-iran-ingiltere-cin-derin-kuresel-savas</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/video/abd-israil-iran-ingiltere-cin-derin-kuresel-savas" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Tarihçi yazar İbrahim Tatlı’nın “ABD - İsrail - İran - İngiltere - Çin / Derin Küresel Savaş” başlıklı konuşması, Ortadoğu’daki çatışmayı küresel güçlerin hesaplaşması olarak konumlandırıyor. Bir tarafta Trump Amerikası ve Netanyahu’nun İsrail’i, diğer tarafta İran, Çin, Rusya ve İngiltere ekseni üzerinden kurulan ittifaklar, savaşın arka planındaki stratejik denge ve çıkar ilişkilerini analiz ediyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div class="ratio ratio-16x9"><iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="360" sandbox="allow-scripts allow-same-origin" src="https://www.youtube.com/embed/z49vOoSEsAc?rel=0" width="640"></iframe></div>

<div class="ratio ratio-16x9"></div>

<ul>
 <li>
 <h2 class="ratio ratio-16x9"><em><strong><a href="https://www.barandergisi.net/abd-israil-iran-ingiltere-cin-derin-kuresel-savas-1">OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ</a></strong></em></h2>
 </li>
</ul>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p>]]></turbo:content>
      <category>Gündem</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/video/abd-israil-iran-ingiltere-cin-derin-kuresel-savas</guid>
      <pubDate>Sun, 29 Mar 2026 18:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/barandergisi-net/uploads/2026/03/derin-kuresel-savas-ibrahim-tatli-video.webp" type="image/jpeg" length="54643"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yardım noktasına koşan perişan haldeki Gazzelilere kurşun yağdırıldı!]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/video/yardim-noktasina-kosan-perisan-haldeki-gazzelilere-kursun-yagdirildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/video/yardim-noktasina-kosan-perisan-haldeki-gazzelilere-kursun-yagdirildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terörist İsrail askerleri, Gazze'de yardım noktasına koşan açlıktan perişan olmuş, dili damağına yapışmış Gazzelilere kurşun yağdırıyor!]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Ortada sözde bir "ateşkes" mutabakatı var ama Yahudi zihniyet için bu sadece yeni bir kalleşlik fırsatı. Açlıktan dizlerinin bağı çözülmüş, çocuklarına bir avuç un götürebilmek için can havliyle toz duman içinde koşturan sivil halkın üzerine mermi yağdırmak, ancak böyle aşağılık bir kavmin işi olabilirdi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Gazze'de bu yapılanlarla görülüyor ki bunlar, insanlık ailesinin bağrına saplanmış zehirli bir hançerdir. Bir lokma yiyecek için koşan aç insanı hedef alacak kadar haysiyetsiz, ateşkes sözü verip arkadan vuracak kadar cani namertler var insanlığın karşısında. Tarih, rızık peşindeki mazlumu vuran, çocukların boğazından geçecek ekmeğe kan bulaştıran en aşağılık mahluklar olarak kaydedecek, kaydetti ve kaydediyor.</p></p>]]></turbo:content>
      <category>Video haber</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/video/yardim-noktasina-kosan-perisan-haldeki-gazzelilere-kursun-yagdirildi</guid>
      <pubDate>Fri, 13 Mar 2026 16:28:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2026/03/ekran-goruntusu-2026-03-13-165651.png" type="image/jpeg" length="90650"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Medeniyet Üniversitesi iftarında Müslüman öğrencilerden intikam yemini!]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/video/medeniyet-universitesi-iftarinda-musluman-ogrencilerden-intikam-yemini</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/video/medeniyet-universitesi-iftarinda-musluman-ogrencilerden-intikam-yemini" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Medeniyet Üniversitesi'nin bu yıl 4'üncüsü düzenlenen geleneksel iftar programı yoğun katılımla gerçekleşirken davetliler arasında yer alan Akıncı Güç Gençlik Hareketi Başkanı Harun Şimşak öncülüğünde intikam yemini edildi. Sloganlar ve tekbirlerle inletilen meydan coşkulu anlara sahne oldu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İstanbul Medeniyet Üniversitesi’nde bu yıl 4'üncüsü düzenlenen geleneksel iftar programı bu yıl da Müslüman öğrencilerin yoğun katılımıyla gerçekleştirildi. Üniversitede bir araya gelen öğrenciler, oruçlarını açtıktan sonra cemaat hâlinde namaz kıldı. Programda ezgiler seslendirilirken sık sık tekbirler getirildi ve sloganlar atıldı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Etkinlikte, Akıncı Güç Gençlik Hareketi Başkanı Harun Şimşak da davetliler arasında yer aldı. Harun Şimşak öncülüğünde Müslüman öğrenciler hep birlikte meydanı intikam yeminiyle inletti. "Ya Muntakim Allah, Bizi intikamına memur et" sesleri Medeniyet Üniversitesi semasında yankılandı. Coşkulu anların yaşandığı buluşmada En’am Suresi’nin 162’nci ayeti okunarak meydanı dolduran kalabalık tarafından hep birlikte tekrar edildi.</p>

<p>İftar programı boyunca üniversite kampüsünde yoğun bir atmosfer oluşurken, etkinlik öğrencilerin toplu duaları ve sloganlarıyla sona erdi.</p></p>]]></turbo:content>
      <category>Video haber</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/video/medeniyet-universitesi-iftarinda-musluman-ogrencilerden-intikam-yemini</guid>
      <pubDate>Fri, 13 Mar 2026 12:42:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2026/03/ekran-goruntusu-2026-03-13-130944.png" type="image/jpeg" length="35239"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Nereden türedi bu kadar p.ç kurusu?]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/video/nereden-turedi-bu-kadar-pc-kurusu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/video/nereden-turedi-bu-kadar-pc-kurusu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İsimleri Ahmet, Mehmet, Hasan... Ama ailesinden ve okullarından almadıkları terbiye ile İslam düşmanı olmuşlar. Görüntülerde bir grup gencin camiye ait masaları tekmeleyip kaçtığı görülüyor.</p>

<p>Bir çocuğun, toplumun ortak değeri olan cami avlusunda bu denli pervasızlaşması, akıllara tek bir gerçeği getiriyor: Hangi el onları bu kinle besledi? Çocuk çocuktur ancak o masayı kıran nefret, ancak aile ocağında pişmiş olabilir veya okullarda dayatılan Kemalizm.</p>

<p>Görünüşe göre bu "p.ç kurularının" ardında, onlara mukaddesat düşmanlığını miras bırakan, aynı yolun yolcusu anne ve babalar var. Kendi kültürüne, kendi dinine bu denli yabancılaşmış bir güruhun türemesi, ocağındaki yangının sokağa taşmasıdır.</p>

<p>Memlekette İslam düşmanlarına verilen cezaların komik düzeyde kalması, bu fare deliklerinden çıkanları cesaretlendiriyor. Ceza yemeyeceklerini bildikleri için bu kadar pervasızlar! En önemlisi de, bu p.ç kuruları henüz Müslümanların sert tokadını, o sarsıcı sopasını yemedikleri için kendilerini meydanda zannediyorlar. Eğer hak ettikleri karşılığı bulsalardı, o fare deliklerinden başlarını çıkarmaya dahi cesaret edemezlerdi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu memleketin huzuruna ve dinine kasteden bu zihniyet, hak ettiği bedeli en ağır şekilde ödemelidir. Cezasızlık zırhına bürünüp sokaklarda, sosyal mecralarda terör estiren bu güruha karşı sessiz kalınmamalıdır. Müslümanların mukaddesatına el uzatanın eli kırılmalı, bu soysuzluk kökünden kurutulmalıdır!</p>

<p>Şurası da bir gerçek; Abdülhakim Arvasi Hazretleri veledi zinanın kemalat bulmayacağını söyler. Yani bunlar ne uyarıyla, ne eğitimle ne de sopayla düzelir.</p></p>]]></turbo:content>
      <category>Video haber</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/video/nereden-turedi-bu-kadar-pc-kurusu</guid>
      <pubDate>Mon, 09 Mar 2026 13:37:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2026/03/ekran-goruntusu-2026-03-09-135111.png" type="image/jpeg" length="62253"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kitap köşesi]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/foto-galeri/kitap-kosesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/foto-galeri/kitap-kosesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p>]]></turbo:content>
      <category>Aylık Baran</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/foto-galeri/kitap-kosesi</guid>
      <pubDate>Tue, 11 Mar 2025 01:22:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2025/03/kitap-kosesi-baran-dergisi.webp" type="image/jpeg" length="40411"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Global Çöplük]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/foto-galeri/global-copluk</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/foto-galeri/global-copluk" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[7 Ekim Aksa Tufanı itibariyle Gazze aynasında izlenen dünya, son sürat savrulmaya devam ediyor. Global Çöplük diye attığımız başlık altında nerede durduklarının şuurunda olmayanların ve hiçbir din, ahlâk, kaide ve nizam tanımayanların batarken son çırpınışlarını sizler için derledik.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p>]]></turbo:content>
      <category>Aylık Baran</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/foto-galeri/global-copluk</guid>
      <pubDate>Wed, 05 Feb 2025 16:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2025/02/global-copluk-baran-dergisi.webp" type="image/jpeg" length="40418"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Müslüman Anadolu'da geçen ay!]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/foto-galeri/musluman-anadoluda-gecen-ay</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/foto-galeri/musluman-anadoluda-gecen-ay" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Müslüman Anadolu’da kalbi ve gönlü pak milletimizin kendi mizacı, imanı ve duygusu ile meydanlara çıktığı ve yaptığı işleri sizler için derledik.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p>]]></turbo:content>
      <category>Aylık Baran</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/foto-galeri/musluman-anadoluda-gecen-ay</guid>
      <pubDate>Thu, 02 Jan 2025 14:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2025/01/musluman-anadoluda-gecen-ay.webp" type="image/jpeg" length="68273"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Maşeri Vicdan]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/foto-galeri/maseri-vicdan</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/foto-galeri/maseri-vicdan" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Gazze’de yaşanan katliam karşısında, Batı dünyasındaki insanların vicdanî olarak yaptığı küçük büyük aksiyonları “maşeri vicdan” başlığı altında topladık.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p>]]></turbo:content>
      <category>Aylık Baran</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/foto-galeri/maseri-vicdan</guid>
      <pubDate>Thu, 02 Jan 2025 10:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2025/01/maseri-vicdan-baran-dergisi.webp" type="image/jpeg" length="60111"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kemalist Rejim Günlüğü]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/foto-galeri/kemalist-rejim-gunlugu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/foto-galeri/kemalist-rejim-gunlugu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><em>Kemalist rejimin kanunlarından ve iktidarın rejimi besleyici politikalarından cesaret bulan Kemalistlerin dinî değerleri aşağılaması son 10 yılda ciddi manada arttı. İslâmî değerleri ve kimliği sistematik bir şekilde hedef alan ve bununla varlık bulan Kemalistler, iktidarın pespaye politikası, laiklere yaranma çabası ve Müslümanların sorunun kaynağına bir türlü inemeyişi sebebiyle, kültürel ve siyasî atmosfer laiklerin elinde oyuncak olmaya ve diledikleri gibi at koşturma alanı olmaya devam ediyor. </em></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><em>Koruma kanunu dolayısıyla sorgulanamaz bir dogma haline gelen ve seküler bir dine dönüşen Kemalizm, tekno-paganizm adı altında, yeni, hazza dayalı bir putperestliği meydan yerine dikerek toplumu büyük bir felakete sürüklüyor. İktidar da bu felaketi önlemek yerine, eziklik psikolojisi dolayısıyla sırf yaranmak uğruna Kemalist putperestlerin dayattığı seküler kimliğe rızayı gösteriyor. </em></p>

<p><em>Milletin sırtına binerek 22 senedir iktidarda olan ve yine İslâmî değerleri ve kültürü yaşatmak sözüyle iktidarda kalan hükümet, ruhî imarı gerçekleştirmek yerine bilakis her türlü sapkınlığa kapı aralıyor ve bununla da övünüyor. “Kemalist rejim günlüğü” başlığı altında yorumladığımız haberlerde de görüleceği üzere bir yangın yerine dönüşen ve her an tutuşmaya hazır bir memleketi göreceksiniz.</em></p>

<p>İşte vaziyetimiz:</p></p>]]></turbo:content>
      <category>Aylık Baran</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/foto-galeri/kemalist-rejim-gunlugu</guid>
      <pubDate>Mon, 25 Nov 2024 09:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2024/11/kemalist-rejim-gunlugu.webp" type="image/jpeg" length="95841"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Aylık Baran Dergisi Arka Kapaklar]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/foto-galeri/aylik-baran-dergisi-arka-kapaklar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/foto-galeri/aylik-baran-dergisi-arka-kapaklar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p>]]></turbo:content>
      <category>Aylık Baran</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/foto-galeri/aylik-baran-dergisi-arka-kapaklar</guid>
      <pubDate>Tue, 08 Oct 2024 13:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2024/10/aylik-baran-arka-kapaklar-copy.webp" type="image/jpeg" length="24153"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Son Karar Dergisi]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/foto-galeri/son-karar-dergisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/foto-galeri/son-karar-dergisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Özellikle genç neslin uyanışına ve mücadeleye katılımına büyük önem veren Son Karar Dergisi, gençlerdeki idealizm, heyecan ve aksiyon ruhunu harekete geçirmek ve onları Büyük Doğu-İbda fikriyatına kazandırmak için çaba göstermiştir. Türkiye'deki İslamcı düşünce ve hareket tarihinde önemli bir yere sahip olan Son Karar, 17 sayı çıkmış ve 1 Mart 1990 yılında yayın hayatına son vermiştir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>TAKDİM</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Son Karar, Türkiye’de 1988-1990 yılları arasında yayınlanmış ve Büyük Doğu-İbda fikriyatına nisbetle faaliyet göstermiş bir dergidir.</p>

<p>Dergi ilk sayısını Mayıs 1988 tarihinde ve “Aylık Siyasi Fikir ve Aksiyon Dergisi” olarak yayımlamıştır. İstanbul merkezli olarak yayın yapan derginin yazı işleri müdürlüğünü Serdar Yücel üstlenmiş, genel yayın yönetmenliğini ise Kaya Balaban yapmış ancak Şubat 1989 sayı 8’den itibaren Ali Hışıroğlu üstlenmiştir.</p>

<p>Dergide Abdullah Kiracı, Ali Hışıroğlu, Atilla Özdür, Enver Küçükgörür, Enes Duymaz, Harun Yüksel, Hayrettin Soykan, Kâzım Albayrak, Mehmet Tarakçı, Mevlüt Koç, Mustafa Saka, Saadettin Ustaosmanoğlu, Süleyman Dal, Şükrü Sak, Oktay Şener gibi birçok yazarın yazıları yayınlanmıştır.</p>

<p>Son Karar’ın 1988 tarihli 1. sayısının kapağında Salih Mirzabeyoğlu’na ait “Gençliğin Cevabı” başlıklı bir deklarasyon yayınlanmış ve yazıda, Batı’nın olumsuz etkilerine karşı durulması ve hakikat yolunda kararlı bir nesil yetiştirilmesi gerektiği ifade edilmiş ve “Allah için buğz ve Allah için aşk ölçüsüne uygun şekilde, baş nefret kutbu ile baş muhabbet kutbunu tayin etmiş olarak...” denilmiştir.</p>

<p>Derginin ikinci sayısı Büyük Doğu ve Necip Fazıl özelinde çıkmıştır. Bu sayıda Necip Fazıl Kısakürek ve Büyük Doğu ideolojisi, bu ideolojinin modern dünyada nasıl uygulanması gerektiği ve İslâm’ın sosyal, siyasi ve kültürel hayatta yeniden nasıl yer alması gerektiği ele alınmıştır. İçerik olarak, gençliğe hitap eden yazılar, sosyal güvenlik açısından zekâtın önemi, Filistin meselesi, Ayasofya’nın durumu gibi konular ele alınmıştır. “Üstad’ı anmak” başlığı altında, onun ideolojik mirasının sadece anılmakla kalmayıp, aksiyoner bir şekilde hayata geçirilmesi gerektiği ifade edilmiştir.</p>

<p>Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu’nun 1988 yılında yaptığı “Nasıl Birlik?” konferansı, derginin Haziran 1988 tarihli 2. sayısında; “İşkence ve Filistin Meselesi” konferansı, derginin Temmuz 1988 tarihli 3. sayısında; Cemaat ve Aksiyon” başlıklı konferansı ise Ağustos 1988 tarihli 4. sayısında yayımlanmıştır.</p>

<p>Salih Mirzabeyoğlu’nun kaleme aldığı “M. Kemal hakkındaki Bir Gün” başlıklı yazı da ilk defa Son Karar’ın Kasım 1988 tarihli 6. sayısının 31. sayfasında, daha sonra da Ekim-Kasım 1989 tarihli 14. sayısının 22. sayfasında yayımlanmıştır. Karar’ın Kasım 1988 tarihli 6. sayısı, Bir Gün başlıklı yazıdan dolayı, “Mustafa Kemal’e hakaret” gerekçesiyle toplatılmıştır.</p>

<p>Son Karar Dergisi’nin önemli hususiyetlerinden biri, ilk defa Fetullah Gülen eleştirisi yapılan yayın organı olmasıdır. Son Karar Dergisi’nin 15 Aralık 1989 tarihli 15. sayısının 17. sayfasında imzasız yayınlanan “Hem Gülen - Hem Güldüren” başlıklı bir sayfalık yazıda, türban gösterilerini provokatörlükle suçlayan Fetullah’ın “düzenist Müslüman” tipini yetiştirme görevini devralan “sinsi bir hain” olduğu ve ondan hesap sorulacağı söylenmektedir.</p>

<p>Derginin geneline baktığımızda Seyyit Ahmet Arvasi, Muhsin Yazıcıoğlu, Atilla Özdür gibi şahsiyetlerle mülakatlar yapıldığı görülmektedir. Bilhassa Seyyit Ahmet Arvasi’nin yayımlanan röportajı vefatından önceki son röportajıdır.</p>

<p>Dergi, Türkiye’nin siyasî ve içtimâî sorunlarına Büyük Doğu-İbda perspektifinden bakmaya çalışmış, Kemalist rejime ve Batı’ya karşı net bir duruş sergilemiş, sert bir üslupla eleştiride bulunmuş, iman şuurunu ve aksiyon ruhunu sürekli kamçılamayı hedeflemiştir. Sadece aktüel siyasetle ilgilenmemiş, aynı zamanda tarih, sanat, edebiyat ve felsefe gibi konularda da makaleler ve yorumlar yayınlamıştır.</p>

<p>Fikirle eylemi birleştirmede şu örnekleri sayabiliriz:</p>

<p>Flama Kültür Faaliyeti lokalinde yapılan ve cepheleşme yapılanmasının ilk örneği sayılabilecek, her cephenin bir bildiri sunduğu faaliyet, derginin Haziran 1988 tarihli 2. sayısında yer almıştır. Karar’ın Kasım 1988 tarihli 6. sayısında Mahir Çakır’ın “Hakkını Vermek” başlıklı yazısı cepheleşme ve içtimaileşme açısından dikkat çekmektedir. Ayrıca Ayasofya için imza kampanyası da derginin Şubat 1990 tarihli 16. sayısında yer almıştır.</p>

<p>Tespitlerimize göre İbda’nın cepheleşmesine atıfla “İBDA-C” isminin ilk kullanıldığı yayın organı bu dergidir. Son Karar Dergisi’nin 15 Aralık 1989 tarihli 15. sayının arka kapağında aynen şöyle denmektedir:</p>

<p>“Büyük Doğu mücadelesi ve onun yumuşattığı iklim... Ve Müslümanların önünde bir korkuluk gibi duran “Menemen” hatırasını bir tekmede deviren şanlı GÖLGE! Akıncı Güç patlaması, Rapor talimi, Gönüldaş, çaba ve direnci, İBDA taarruzu! Hedef iktidardır!” İşte İBDA-C KARAR’ın nereden geldiğinin ve ne yapmak istediğinin hikâyesi...”</p>

<p>Karar Dergisi’nin Temmuz 1988 tarihli 3. sayısında yer alan Cahit Yeşilyurt’un “Gerçek Beraberlikler” yazısı Tilki Günlüğü 2. cilt s. 439’da iktibas edilmiştir. Aynı şekilde Haziran 1988 tarihli 2. sayıda yer alan Kâzım Albayrak’ın “Kayan Yıldız Sırrı Üzerine” başlıklı yazısı da Tilki Günlüğü eserinde, 3. cilt, s. 231’de iktibas edilmiştir.</p>

<p>Karar Dergisi Kasım 1988 tarihli 6. sayısında Salih Mirzabeyoğlu’nun “Suda Boğulan Balık” isimli bir hikayesi yayımlanmıştır. Ayrıca Mart 1989 sayı 9’dan itibaren aralıklı sayılarda Salih Mirzabeyoğlu’nun altı şiiri (Devri Daim, Altın Nazar, Perde, Kabarcık, Lügat ve Çehre) yayımlanmıştır. Karar Dergisi’nin bazı takdim yazıları ve çerçeve içerisindeki bazı arka kapak yazıları, İBDA Mimarı’nın telkin ve tavsiyeleri doğrultusunda kaleme alınmıştır.</p>

<p>Özellikle genç neslin uyanışına ve mücadeleye katılımına büyük önem veren dergi, gençlerdeki idealizm, heyecan ve aksiyon ruhunu harekete geçirmek ve onları Büyük Doğu-İbda fikriyatına kazandırmak için çaba göstermiştir. Türkiye’deki İslâmcı düşünce ve hareket tarihinde önemli bir yere sahip olan Son Karar, 17 sayı çıkmış ve 1 Mart 1990 yılında yayın hayatına son vermiştir.</p>

<p></p>

<p>5 Eylül 2024&nbsp;</p>

<p>Aylık Baran Dergisi</p></p>]]></turbo:content>
      <category>Büyük Doğu-İbda</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/foto-galeri/son-karar-dergisi</guid>
      <pubDate>Sat, 07 Sep 2024 12:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2024/09/son-karar-dergisi-kapaklar.webp" type="image/jpeg" length="38636"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Gazi’den Gazze’ye Bir Nefes]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/foto-galeri/gaziden-gazzeye-bir-nefes</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/foto-galeri/gaziden-gazzeye-bir-nefes" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>“Gazi’den Gazze’ye: Bir Nefes” konferansında, Gazze'deki direniş ve bu direniş karşısında dünyanın vaziyeti ve Müslümanların neler yapabileceği konuşuldu.</p>

<p>Konferansta İsrail’e yönelik boykotun önemine dikkat çekildi. Filistin davasına daha aktif bir şekilde sahip çıkılması gerektiği vurgulandı.</p>

<p>Said Ercan: Gündemimizde sürekli Gazze olmalı!</p>

<p>Dursun Ali Erzincanlı: Gazze’ye sahip çıkan insanlar aziz ve şereflidir</p>

<p>Ercan Çifci: Gazze bir fikirdir. Gazze Y*hudi’nin yerle bir edildiği yerdir.</p>

<p>Ayçin Kantoğlu: 21 bin çocuk kayıp Gazze’de. 21 bin. Bunun tercümesi şu: Bu dünyada 8 milyar insan kayıp!</p>

<p>Kâzım Albayrak: ABD-Y*hudi emperyalizminin tekerine çomak sokucu işler yapılmalı!</p>

<p>Yakup Köse: Uzak gördüğünüz şey aslında size çok yakın!</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tayyar Tercan: Türkiye'den İsrail'e katliam yapmaya gidenlerin vatandaşlıktan çıkarılmasını istiyoruz.</p>

<p>Haberin tamamı için <a href="https://www.barandergisi.net/gaziden-gazzeye-bir-nefes-konferansi-bursada-gerceklesti">TIKLAYINIZ</a></p></p>]]></turbo:content>
      <category>Güncel</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/foto-galeri/gaziden-gazzeye-bir-nefes</guid>
      <pubDate>Fri, 28 Jun 2024 12:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2024/06/gaziden-gazzeye-bir-nefes-67y.webp" type="image/jpeg" length="82314"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Aylık Baran Dergisi]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/foto-galeri/aylik-baran-dergisi-kapaklari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/foto-galeri/aylik-baran-dergisi-kapaklari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Aylık Baran Dergimize online satış sitemiz www.aylikbaran.com'dan, seçkin kitapçılardan yahut abone olarak ulaşabilirsiniz!]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Dergimize online satış sitemiz 'dan, seçkin kitapçılardan yahut abone olarak ulaşabilirsiniz!</p>

<p><span style="color:#d35400"><strong>Dergimizin olduğu kitabevleri:</strong></span></p>

<p><strong>Gölge Kitabevi:</strong> Ali Kuşçu, Büyük Karaman Cd. 4A, 34083 Fatih/İstanbul</p>

<p><strong>Kökler Kitabevi:</strong> Hırka-i Şerif, Kadı Sk. No:14, 34091 Fatih/İstanbul</p>

<p><strong>Ağaç Kitabevi:</strong> Akşemsettin, Şehitkubilay Sk. No:6, 34010 Fatih/İstanbul</p>

<p><strong>İnkılap Kitabevi:</strong> Fevzipaşa Caddesi, Şehitkubilay Sokak No: 6/A-B Fatih-İstanbul</p>

<p><strong>Ankara Birleşik Kitabevi:</strong> Tuna caddesi Bulvar Pasajı, D:no:3/3, Çankaya/Ankara</p>

<p><strong>Gaziantep Akyol Kitabevi:</strong> Şahinbey, 44002. Bedesten Sk. No:15, 27410 Şahinbey/Gaziantep</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Mephisto Kitabevi: </strong>Kuloğlu, İstiklal Cd. No:125, 34435 Beyoğlu/İstanbul</p>

<p><strong>Kitap Dünyası İlahiyat Şubesi: </strong>Aşkan Mah. Aşkan Cad. No: 22/1 Meram / Konya</p>

<p><strong><span style="color:#d35400">Nasıl abone olunur?</span></strong></p>

<p>Aylık Baran Dergisi’ne abone olmak için adres ve irtibat bilgilerinizi telefon yahut mail ile bize bildirdikten sonra abone bedelini yatırmanız yeterlidir.</p>

<p>Abone olmak için irtibat numaramız 0533 166 20 50</p>

<p>1 senelik abonelik ücreti (2025 itibariyle) kargo dahil 1560 TL'dir.</p></p>]]></turbo:content>
      <category>Aylık Baran</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/foto-galeri/aylik-baran-dergisi-kapaklari</guid>
      <pubDate>Sun, 10 Dec 2023 09:46:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2023/03/aylik-baran-dergileri.webp" type="image/jpeg" length="72445"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Baran Dergisi]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/foto-galeri/baran-dergisi-kapaklari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/foto-galeri/baran-dergisi-kapaklari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Haftalık çıkan Baran Dergisi, 783 sayıdan sonra kardeş yayın organı olan Aylık Dergisi ile birleşerek "Aylık Baran" adı altında aylık olarak yayınlanmaya devam etmiştir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Haftalık çıkan Baran Dergisi, 783 sayıdan sonra kardeş yayın organı olan Aylık Dergisi ile birleşerek "<a href="https://www.barandergisi.net/aylik-baran-1-sayi-cikti">Aylık Baran</a>" adı altında aylık olarak yayınlanmaya devam etmiştir.</p></p>]]></turbo:content>
      <category>Baran Dergisi</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/foto-galeri/baran-dergisi-kapaklari</guid>
      <pubDate>Sat, 09 Dec 2023 10:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2023/03/baran-dergisi-kapaklari.jpg" type="image/jpeg" length="77420"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
