<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Baran Dergisi - Baran-Haber-Görüş</title>
    <link>https://www.barandergisi.net</link>
    <description>Baran Dergisi - Baran-Haber-Görüş</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.barandergisi.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Thu, 25 Jun 2026 22:44:52 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Üstad Necip Fazıl’ın kaleminden 'Hazret-i Hüseyn']]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/ustad-necip-fazilin-kaleminden-hazret-i-huseyn</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/ustad-necip-fazilin-kaleminden-hazret-i-huseyn" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Hicrî 61’inci yılın 10 Muharrem Cuma sabahı, do­ğan güneş, Hüseyn’i, Kerbelâda, geceden beri elleri açık vaziyette, duada buldu. Hazret-i Hüseyn’in yüze yakın etrafı içinde eli kı­lıç tutabilen 72 kişi… 32 süvari ve 40 piyade… Aradaki nispet, bire altmış… 
Gecenin siyah yüzünü sabahın ilk ışıkları pudralar­ken, bütün hazırlıklarını bitirmişler, namaz…]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Hicretin dördüncü yılında (Şabanın 5’inci Salı gü­nü) Peygamber beldesinde kulaktan kulağa bir müjde fı­sıltısı:</p>

<p>— Allah Resulü'nün ikinci torunu, Allah’ın arslanı Ali’nin ikinci oğlu dünyaya geldi!</p>

<p>Hasan ile arasında bir yıl bile yok…</p>

<p>56 sene, 5 ay, 5 gün yaşadı ve Hicrî 61’inci yılın 10 Muharrem Cuma günü, Kerbelâda, hiçbir masal ve destanın ve hiçbir hakikat ifadesinin kaydetmediği şekil­de, İslâm tahassüsünün baş ıstırap kutbu olarak öldürül­dü.</p>

<p>İsmini alışı, kardeşininki gibi..</p>

<p>«— Onu da, Harun Peygamberin ikinci oğluna ait ismimle adlandırınız!»</p>

<p>Ve yavruyu, bu İbranî ismin Arapçadaki karşılığı olan «Hüseyn» ile adlandırıyorlar.</p>

<p>Göğsünden ayaklarına kadar, vücutça Kâinatın Efendisine tam benzerlik…</p>

<p>İlimde, ibadette, ahlâkta, şecaatte üstün…</p>

<p>Birçok yaya hac, sık sık oruç ve başını secdeden kaldırmamacasına namaz…</p>

<p>Hayatında dört kere evlendi. Zevceleri, Leylâ, Ümmü Veled, Ümmü İshak, Rübap… Ümmü Veled, İran sul­tanının kızı… İran’ın fethinde müslümanların eline esir düşüyor; ve misilsiz soyluluk ve güzelliğiyle, Halifeler Halifesi Ömer tarafından Hazret-i Hüseyn’e lâyık görülü­yor.</p>

<p>İkisi erkek, ikisi kız, dört evlât: Ali-yül-Ekber (Bü­yük Ali), Ali-yül-Asgar (Küçük Ali), Fatıma, Sekîne… Sırasiyle, her çocuk bir anneden…</p>

<p>Erkek çocuklarından, cinsinin güzellik örneği, Al­lah Resulünün simada ve seste benzeri Ali (Ekber), 28 yaşlarındayken Kerbelâ’da kendisiyle beraber şehit edil­di. Ondan sonra Nur Neslinin Hüseynî kolu, bir ismi de «Zeynelâbidin» olan Ali (Asgar)dan geldi. Bir rivayet, Hazret-i Hüseyn’in, isimleri Ali olan oğullarını üçe çıka­rıyor ve Kerbelâ’dan sonra hayatta kalan Zeynelâbidin Hazretlerini, ortanca Ali kabul ediyor. Her ne şekilde olursa olsun İmam-ı Zeynelâbidin, Hüseyn’e bağlı Nur Neslinin biricik devam ettiricisi ve en üstün faziletlerin yumağı…</p>

<p>Abdest alırken yüzü sapsarı kesilir ve niçin sa­rardığını soranlara:</p>

<p>«— Nasıl sararmayayım, derdi; kimin huzurunda olduğumu bilmiyor musunuz?»</p>

<p>24 saatte 1000 rekât namaz… İşte bu Zeynelâbidin!</p>

<p>Bir gün kendisine dil uzatan bir insanı görmezlik­ten gelince, yüzsüz adam:</p>

<p>—Görmüyor musun, dedi; seni kastediyorum! Sa­na sövüyorum!</p>

<p>Ve Zeynelâbidin’den şu cevabı aldı:</p>

<p>— İşte bunun için görmüyorum ya!.. Büyük Arap şairi Ferzadak, Zeynelâbidin’in cö­mertliğini şöyle belirtir:</p>

<p>«—Şehadet kelimesinden başka hiçbir yerde yok demiyen insan…»</p>

<p>İşte bu Zeynelâbidin!…</p>

<p>«— Başına gelenlerden mahlûklara sızlanma! Zira merhametliyi merhametsize şikâyet etmiş olursun!» Diyen Zeynelâbidin…</p>

<p>Peygamber torunu Hüseyn’in, kendisine lâyık oğ­lu…</p>

<p>Hazret-i Hüseyn, zevcesi Rübap ile, ondan kızı Sekineyi çok severdi.</p>

<p>Bir beyti:</p>

<p>«Ben zevcem Rübap ile kızım Sekine’nin</p>

<p>Oturdukları evi bile severim…»</p>

<p>Hazret-i Hasan bahsinde belirttiğimiz büyük ukde­nin kördüğüm safhası, Muaviye’nin ölümüyle beraber Hazret-i Hüseyn zamanında açıldı. Müminlerin Emîri Hazret-i Ali ile Şam Valisi Muaviye arasında başlayan anlaşmazlık, Muaviye’ninkilerden başka istismarcı eller­de Peygamber torunu Hasan’ı zehirler ve işe şeytanî bir istikamet vermeye bakarken, Muaviye’nin ölümü dâvayı büsbütün şeytan emrine verdi ve hicrî birinci, milâdi ye­dinci asır çerçevesinde topyekûn zaman ve mekânın en büyük faciasına yol açtı.</p>

<p>Hazret-i Hasan’ın zehirlenmesinden beri 10 yıl, bilmem ne kadar ay geçmiş ve Muaviye Halifelik maka­mını muazzam bir devlet tahtı haline getirmiştir. İslâm büyük denizlere çıkmış, İslâmî şevket her tarafı tutmuş­tur.</p>

<p>Hazret-i Hüseyn, Medine’de, gözü bütün dünya ni­metlerinden uzak, içine kapanık, yakınları arasında yaşıyor. Halifelik makamını tutanlarla arasındaki ip hep ger­gin, fakat olduğu gibi… İpi koparacak yeni bir hamle yok ortada…</p>

<p>Birdenbire bir hâdise: Medine Valisi, Muaviye’nin yeğeni, hisli ve insaflı tanınan Velid, başta Peygamber to­runu Hüseyn, Hazret-i Ömer’le Hazret-i Zübeyr’in oğul­larını aratıyor. Birbirlerinin en yakın dostları, üç büyük sahabînin oğulları…</p>

<p>Gelen haberci, Hazret-i Hüseyn ile Zübeyroğlunu Peygamber Mescidinde buluyor:</p>

<p>— Vali sizi çağırttı! Lütfen hemen buyurun!</p>

<p>Ali ve Zübeyr’in oğulları, hayret, biraz da dehşetle bakışıyorlar ve haberciye:</p>

<p>— Sen git, diyorlar; biz arkandan geliriz! Zübeyroğlu, Hüseyn’e soruyor;</p>

<p>— Bizimle düşüp kalkmayan Velid’in böyle bir­denbire bizi çağırmasına ne dersin?</p>

<p>— Bana öyle geliyor ki, Muaviye öldü, yerine oğ­lu Yezid geçti. Bizden biy’at almak için Valiye emir ver­miş olsa gerek…</p>

<p>Gerçek! Muaviye ölmüştür. Yerinde oğlu. Öteden beri süre gelen malûm ukde yüzünden en nazik biy’at merkezleri, şehirlerden ve kalabalıklardan ziyade, bu üç büyük şahsiyet… Yezid, bütün İslâm ülkesinin birlik ha­linde kendisine tâbiliğini sağlayacak olan bu hayatî işin hemen yerine getirilmesi için amca oğlu Velid’e nâme, göndermiştir. Velid, bu gayet hassas nâmeyi alır almaz, mahremlerinden birkaçını topluyor ve ıstırapla akıl danı­şıyor:</p>

<p>— Şu emre karşı ben ne yapabilirim? Ya biy’at et­mezlerse?.. Etmeyeceklerine hiç şüphem yok! Bunlar, Allah Resulünün en büyük üç sahabîsinden gelen üç bü­yük zat… Muhakkak ki, Halifeliğe Yezid’i lâyık görme­yecekler. Muaviye zamanında neler olduğu malûm…</p>

<p>Şimdi oğlunu nasıl benimserler? Ne yapacağımı, nasıl davranacağımı bilemiyorum!</p>

<p>Velid’in kurmayları cevap verdi:</p>

<p>— Vaziyet gayet muhataralı!.. Ya bu deveyi güde­ceksin, ya bu diyardan gideceksin! Üçünü birden çağırtır­sın! Cellâtlarını da gizlersin! Biy’at ederlerse ne hoş! Et­mediler mi, üçünün birden boynunu vurup işi «oldu, bit­ti»ye getirirsin! Yoksa, halk ihtilâtlarına bırakacak olur­san, felâket!..</p>

<p>Mescit kapısında Hüseyn ile Zübeyroğlu arasında­ki konuşma devam ediyor. Hüseyin’in görüşünü doğrula­yan Zübeyroğlu, ona soruyor:</p>

<p>—Ne yapmak niyetindesin? Davete gidecek misin?</p>

<p>—Evet; adamlarımı da alıp toplulukla gideceğim! Bakalım, ne diyecek?</p>

<p>—Gitme, başına bir şey gelir!</p>

<p>—Ben ancak Velid’in bana zarar eriştiremeyeceği şartlar altında giderim!</p>

<p>—Etme, belli olmaz! O, hükümetin başında… Ken­dini koruyamıyabilirsin!</p>

<p>—Bildirdiğim tedbir ve tevekkülden başka yapacak işim yok!</p>

<p>Birbirinden ayrıldılar. Zübeyroğlu, evine gidip saklandı. Hüseyin, ev halkını ve yakınlarını toplayıp Ve­lid’in kapısına gitti. Kapıda adamlarına hitabı:</p>

<p>—Siz burada durunuz ve ben içeriden çıkmadıkça veya seslenmedikçe yerinizden kımıldamayınız!</p>

<p>Benden bir ses işitirseniz içeriye dolar ve gerekeni yaparsınız! Ses işitmeden girmek, ben çıkmadan da gitmek yok!</p>

<p>Hüseyn, Velid’in karşısında… Velid, yüzü saparı, elinde Yezid’in nâmesi, Peygamber torununa bakıyor:</p>

<p>—Muaviye öldü ve Halifeliği Yezid aldı. Her taraf ona baş eğmiş bulunmakta… Fakat biy’atlerin en önemli­si, taşıdığın sıfat bakımından seninki… Sonra da arkadaşlarınınki… Seni, yeni halifeye biy’at etmeye davet ediyo­rum!</p>

<p>Hazret-i Hüseyn, şu inceler incesi cevabı verdi:</p>

<p>«—Dediğin gibi, taşıdığım sıfat bakımından, be­nim gizli biy’at etmem doğru olmaz! Etsem de makbul sayılmaz! Sen, Medine Valisi, bizi halk içinde açık biy’ate davet et!»</p>

<p>Uysal ve yumuşak seciyeli Velid:</p>

<p>—Peki, öyle olsun!</p>

<p>Demekten başka cevap bulamadı.</p>

<p>Fakat, akıl vericilerinden odada bulunan bir adam atıldı:</p>

<p>—Ne yapıyorsun, yâ Velid? Eğer Hüseyn buradan biy’at etmeksizin çıkıp gidecek olursa, kandan seller ak­madan baş eğmez! Hazır ayağına gelmişken ya biy’at et­tirecek ve bunu halka ilân edeceksin; yahut biy’at edinceyedek onu tutacaksın, hapsedeceksin!</p>

<p>Peygamber torunu bu fesat ajanına döndü, onu en ağır kelimelerle haşladı ve kimseden izin beklemeksizin çıkıp gitti.</p>

<p>Fesatçı, Velid’in üzerine yürürcesine haykırdı:</p>

<p>—Hüseyn’i bıraktın! Kollarını sallaya sallaya gitti. Sözümü dinlemedin! Şimdi başımıza neler getireceğini görürsün!</p>

<p>Velid, ondan daha sert, sesini yükseltti:</p>

<p>— Koca peygamber torununa, biy’at etmediği için mi kıyayım? Ben böyle bir cinayeti hayal etmekten bile Allah’a sığınırım! Bana dünyaları ve öteleri verseler böy­le bir şenaati düşünemem!</p>

<p>Öte yandan, Zübeyroğluna tekrar adam gidiyor.</p>

<p>Cevap:</p>

<p>—Bana bir gün mühlet verin! Yarın gelirim!</p>

<p>Hazret-i Ömer’in oğlundansa hiçbir haber yok…</p>

<p>Zübeyroğlu, karanlık basınca, pahada ağır, yükte hafif eşyasını toplayıp, kardeşi Cafer’le beraber, Mekke yönünde sırra kadem basıyor.</p>

<p>Hazret-i Hüseyn, Velid’in şiddet kullanamaması karşısında, ertesi günü en yakınlarını topladı; dudakların­da Kur’andan bir âyet, Medine sokaklarından apaçık geçerek, Peygamber beldesini bıraktı. Manzara, Medinelilere çok acı geldi. Peşine düşüp ağlaşmaya başladılar.</p>

<p>O anda seksenlik bir ihtiyar, Peygamber torununun arkasından hazin hazin bakarak şöyle düşünmüş olamaz mı:</p>

<p>—Bundan yetmiş yıl kadar evvel, Kâinatın Efendi­si Medine’ye giderken şarkılar ve şiirler söyleyenlerin ço­cukları, hattâ kendileri, şimdi de O’nun evlâdı Medine’den çıkarken ağlaşıyorlar!..</p>

<p>Şehir dışında, karşısına, Abdullah bin-i Muti çıktı:</p>

<p>—Kurbanın olayım, ey Peygamber torunu! Nereye gidiyorsun?</p>

<p>—Şimdilik Mekke’ye… Orada Allah’tan istihare ederim. Bakalım yolumuz nereye düser?</p>

<p>Sakın Kufeye gideyim deme! O belde uğursuzdur halkı da vefasız… Babana gadr, kardeşine zulmettiler. Mekke’den ayrılma! Sen Arabın efendisisin! Hicaz halkı Arabın efendisinden yüz çevirmez! Mekke’de kal!</p>

<p>—Bakalım, Allah ne gösterir?</p>

<p>Hazret-i Hüseyn Mekke’ye vardı; ve dudaklarında Kur’ân’dan yine bir âyet, «Harem-i Şerif» çerçevesine girdi.</p>

<p>Zübeyroğluyla buluştu. Mekke büyükleriyle görüş­tü.</p>

<p>Hazret-i Ömer’in oğlundan hâlâ bir haber yok…</p>

<p>Yalnız, biy’at etmediği biliniyor.</p>

<p>Peygamber torunu nasıl bir yol tutacak?</p>

<p>Meçhul…</p>

<p>Fakat ipin kopmak üzere olduğu belli…</p>

<p>Haber, İslâm dünyasının her tarafını çınlatmıştır:</p>

<p>—Peygamber torunu Hüseyn ile, Ömer ve Zübeyr’in oğulları, Yezid’e biy’at etmiyorlar!</p>

<p>Şam’da kuşku büyük… Yezid’in sarayında her kafa bir istifham işareti:</p>

<p>—Ne yapsak? Zor mu kullansak? İdamlarına mı gitsek? Ya Hicaz ve peşinden birçok İslâm merkezi ayak­lanırsa? Aldırmazsak ne olur? Ayrılık ve kopuntu, genişleye genişleye Şam’a kadar girmez mi? Bu vaziyette hareketsiz kalmak mümkün mü?</p>

<p>Derken, Küfe’de bir hareket… Küfe ileri gelenleri mektup yazıp Hazret-i Hüseyn’e gönderdiler:</p>

<p>«Küfeye gel! Topyekûn sana biy’at edelim!» Hazret-i Hüseyin tereddütlü… Küfe’den yana da kuşkulu…</p>

<p>Bir mektup daha… Arkasından, binlerce imzalı bir de halk davetiyesi…</p>

<p>Hüseyin’in cevabı şu oldu:</p>

<p>«Mektuplarınızı ve davetiyenizi aldım. İlginizden hoşnudum. Size, evimden ve en yakınlarımdan Müslim bin-i Akîl’i gönderiyorum. Vaziyetinizi görsün, fikirleri­nizi incelesin, büyüklerinizle konuşsun ve bana hükmü­nüzü bildirsin. Sizi tek karar etrafında birlik görürsem, ben de kalkar, gelirim!»</p>

<p>Müslim’e de şu emirleri verdi:</p>

<p>—Evvelâ Medine’ye… Allah’ın Resulünü ziyaret et! Ev halkınla helâlleş… Oradan Küfe’ye… Küfe birlik mi, sağlam mı, güvene lâyık mı, iyice anla ve bana bildir!</p>

<p>Müslim, aldığı emirlerin ilk kısımlarını yerine ge­tirdikten sonra, atının başını Küfe istikametine çevirdi ve yanına iki kılavuz, kum yollarında akmaya başladı.</p>

<p>Yol korkunç… Kılavuzlar istikâmeti kaybettiler. Öldürücü susuzluk… Kılavuzların ikisi de öldü; fakat Müslim kendisini kurtarabildi.</p>

<p>Küfe… Müslim, dostu Muhtar’ın evinde… Eve akan akana… Bütün Küfe çalkantı içinde… Kısa zamanda Hüseyn adına 18.000 kişiden alınan biy’at…</p>

<p>Küfe Valisi Nûman, iyi ve din duygusu kuvvetli bir insan olduğu için, Hazret-i Hüseyn’e doğru bu akışı zorla kösteklemiyor; boyuna öğüt vermek ve Şam’dan gelecek tehlikeyi göstermekle kalıyor.</p>

<p>Valinin bu halini gören Yezid taraflıları, Şam’a haber uçurtmakta geri kal­mıyorlar:</p>

<p>-Hüseyin’in adamı Müslim Küfe’yi birbirine kattı! Netice kötü! Vali Nûman, zaif ve tedbirsiz! Kararlı ve kuvvetli bir valinin hemen Kûfe’ye gönderilmesi, şart!</p>

<p>Şam telâşta… Basra Valisi Ubeydullah bin-i Ziyad’a emir:</p>

<p>—Küfe Valiliğine tâyin edildiniz!.. Son hızla Küfeye gidip idareyi teslim alınız ve Müslim bin-i Akîl’i, ölü veya diri, ele geçiriniz!</p>

<p>Ziyadoğlu, Basra’da kardeşini bırakıp yanına büyük bir maiyet aldı; çöl rüzgârı küheylânlar üzerinde Küfeye kanat açtı. Yezid’in hilekâr adamı yeni Vali, türlü plânlarla Müslim’in etrafındakileri dağıttı. Hazret-i Hü­seyn’in fedakâr elçisi, tek başına, sokak ortasında kaldı. Artık, sığınabilecek hiç kimsesi yok… Güç belâ ihtiyar bir kadının barakasına can atabildi. İhtiyar kadının oğlu Müslim’i yeni valiye haber verdi. Evi sardılar ve Müs­lim’i yaralı olarak, canına dokunulmayacağı vaadiyle Ziyodoğlu’nun huzuruna sürüklediler. Orada, Peygamber torunu evinin bağlılarından Müslim bin-i Akîl, kalbini ni­şanlayan kılıçlarla karşılaştı; ve Kerbela şehitlerinin ön­cüsü olarak can verdi.</p>

<p>Hazret-i Hüseyn, aldığı ilk haberler üzerine, neti­ceyi beklemeden sefer hazırlığına girişiyor. Ömer bin-i Abdurrahman ve İbn-i Abbas gibi yakınları, Küfelilere asla güvenilemiyeceğini söyleyerek, onu ille Mekke’de kalmaya teşvik ediyorlar:</p>

<p>—Gitme diyorlar; sen Kûfelileri bilmezsin! Seni yarı yolda bırakırlar ve hemen kuvvetli görünene sığınır­lar. Mademki sana bu kadar bağlı görünüyorlar, niçin toplanıp buraya gelmiyorlar? Sen yine her yardımı yurddaşlarından, Hicazlılardan bekle! Eğer onlara dargınsan ve mutlaka çıkıp gitmek kararındaysan, hiç olmazsa kale­leri kuvvetli, dağları sarp, baba dostlarının kaynaştığı Yemen’e git!.</p>

<p>Fakat Hüseyn, gayet iradeli, karşılık veriyor;</p>

<p>—Öğütleriniz babaca ve kardeşçe… Fakat benim buralardan uzaklaşmam ve gideceğim yere gitmem kesin­leşmiştir.</p>

<p>—Hiç olmazsa ev halkını beraber götürme!</p>

<p>—O da çaresiz! Beraber gelecekler!</p>

<p>Mekke’den, uzun bir kervan halinde Irak’a doğru yola çıkış…</p>

<p>Yolda, bir gün oğlu Zeynelâbidin için en güzel methiyesini söyleyecek olan şair Ferzadak’a rastlıyorlar.</p>

<p>—Selâm sana, ey Peygamber evladı!</p>

<p>—Sana selâm, ey şair! Nerelerden geliyorsun?</p>

<p>—Halkın içinden… Her tarafa serpilmiş insanların içinden…</p>

<p>—Halk ne düşünüyor? Hali nasıl?</p>

<p>Büyük şair cevapların en büyüğünü veriyor…</p>

<p>—Halkın kalbi seninle, kılıcı düşmanla… Ve Allah dilediğini işler.</p>

<p>Peygamber torunu hiç aldırmadan, Allah’ın kazası­na doğru Küfe istikametinde ilerliyor.</p>

<p>Ufukta, toz duman içinde iki atlı… Dört nala gelip Peygamber torununun önünde duruyorlar.</p>

<p>Ellerinde bir mektup:</p>

<p>«—Sana bu mektubu oğullarımla gönderiyorum. Sakın yola devam etme! Ben gelip sana kavuşuncaya ka­dar bulunduğun noktada bekle!»</p>

<p>Abdullah bin-i Cafer’den gelen bu mektup, Hazret-i Hüseyn’e arkasından yetişen son «dur!» çığlığıdır. Fa­kat o durmuyor, ve ilâhî kazanın ineceği kum tanesi nere­deyse oraya doğru ilerliyor.</p>

<p>Gerilerle ilgisini iplik iplik çözüp ileriye doğru mesafeleri kangal kangal dolayan Peygamber torunu, de­re tepe düz, yürüdü. Kûfe’de olup bitenlerden hâlâ bilgisi yok… Bir aralık Hicaz illerinin kokusu artık duyulmaya­cak kadar mesafe alındığı ve yeni kokuların sınırına varıl­dığı hissi gelince, Küfe’ye önden bir mektup çıkardı. Pek yakında Kûfe’ye varacağını bildirdiği mektubu «Kays» isimli bir yakınına teslim etmiş ve onu, altına güzel bir küheylân çekip ufuklara doğru sürmüştür.</p>

<p>Kays’ı Kadisiye sokaklarından dört nala geçerken durdurttular ve atından al aşağı ettiler. Üstü aranınca gizli mektup bulundu. Onu, mektupla beraber, muhafaza altın­da, Küfe valisi Ziyadoğlu’na gönderdiler.</p>

<p>Mektuba kısa bir nazar atan vali, adamlarına em­retti:</p>

<p>—Kesin başını!</p>

<p>Başlangıcın başında ikinci şehit…</p>

<p>Hazret-i Hüseyin, atının sırtında, başı göğsünde, her şeyden habersiz, mesafelerin tesbihini çekmekte…</p>

<p>Yolda, sağdan ve soldan bazı katılmalar…</p>

<p>Sâ’lebiye mevkiinde kara haber:</p>

<p>«—Gönderdiğin ilk elçi, sana Küfede şu kadar gö­nüllü toplayan Müslim, Vali Ziyadoğlu tarafından öldürtüldü! Vaziyet çok tehlikeli! Kararını ver!»</p>

<p>Hazret-i Hüseyn vurulmuşa döndü. Bütün kervan taş kesilmiş… Bazı dostları, Peygamber torununun etrafı­nı aldılar:</p>

<p>—Bu vaziyetten sonra dönmek lâzım! Artık ısrarın değeri kalmadı!</p>

<p>Müslim’ in kardeşleri atıldılar:</p>

<p>—Ya kardeşimizin öcünü alırız, yahut biz de onun gibi şehit oluruz! Mutlaka gideceğiz!</p>

<p>Peygamber Torunu, Müslim’in kardeşlerine hak verici bir eda ile ufukları işaret etti:</p>

<p>—Gideceğiz!</p>

<p>Yola devam ediyorlar…</p>

<p>Bir iki konak sonra ikinci şehidin haberi…</p>

<p>Başlar biraz daha eğik, yine yola devam ediyor­lar…</p>

<p>Ey, yerle göğün, yüzü suyu hürmetine yaratıldığı Gaye-İnsan ve Ufuk-Peygamberin sevgili torunu! Nereye gidiyorsun?</p>

<p>Senin açmaya gittiğin ufukları kapayıp, senin kapattığın ufukları açmaya gelen, Peygamber kanına su­samış, insan kılıklı iblislerin ayak seslerini duymuyor musun? Evet; gaibin eşyada tel tel ihtizazındaki gizli işaretleri herkesten iyi kaydeden sen, şair Ferzadak’ın dedi­ği kaza okunun saplanacağı yerde hedef olmaya gidiyor­sun! Buna göre ya her şeyi biliyor ya hiçbir şey bilmiyor­sun!</p>

<p>O konaktan da kalkıyorlar. Bir nehir geçiyorlar. Bir düzlükte ilerliyorlar.</p>

<p>Karşılarında, çok uzaklarda, birtakım şekiller… Şekiller belli oluyor: Uzun bir dizi atlı… Bir süvari alayı de­nilebilir.</p>

<p>Sağdaki dağyamacına doğru istikâmet değiştiri­yorlar. Süvari de o tarafa sapıp karşılarına geçiyor…</p>

<p>İki taraf, karşı karşıya, durmuştur.</p>

<p>Vakit öğle, Hazreti Hüseyn’in müezzini ezan oku­yor. Toprağın kumlu derisi ürpermekte: Allah en büyük!..</p>

<p>Herkes Peygamber torununun arkasında namazda. Hür isimli bir kumandanın emri altındaki karşı taraf as­kerleri de, uzaktan, büyük imama uyup namazlarını kılı­yorlar. Namazdan sonra Hazret-i Hüseyn yüksekçe bir yere çıkıp bir hutbe veriyor. Hutbesinin içinde, kumanda­na doğru haykırıyor:</p>

<p>«—Biz, biy’at için tarafımıza gönderilen haber ve davet üzerine geldik! Kendimizden hareket etmiş deği­liz!»</p>

<p>Hür, uzaktan, aynı yüksek sesle karşılık veriyor:</p>

<p>—Biz de, o mektubu sana yazanlardan değiliz! Fakat karşı çıkıp seni ele geçirmeye ve Küfeye kadar sen­den ayrılmamaya memuruz!</p>

<p>—Bizi esir mi ediyorsunuz?</p>

<p>—Hayır, beraberimize alıyoruz.</p>

<p>Hazret-i Hüseyn geriye dönüp adamlarına nida etti:</p>

<p>—Haydi, atlayın atlarınıza! Herkes bineğine! Geri dönüyoruz!</p>

<p>Hür, atıldı:</p>

<p>—Olamaz. Ne Medine’ye dönebilirsiniz, ne de başka bir yere.. Küfeden gayri her istikâmet size kapalı!..</p>

<p>Hazret-i Hüseyn kıskıvrak sarıldığını anladı. İşi so­nuna kadar götürmekten başka yol kalmamıştır.</p>

<p>Kendile­rini uzakça bir mesafeden takip eden atlıların kıskacı içinde Küfe yolunu tuttular. Çok geçmeden Kûfeli dost­lardan bir grup çıkageldi. Kumandan Hür, evvelâ, gelen­leri Hüseyn’le görüştürmek istemedi. Fakat Peygamber Torununun azimli ısrarına dayanamadı ve izin verdi.</p>

<p>Gelenler, Küfenin tablosunu, olduğu gibi, Hazret-i Hüseyn’in gözleri önüne serdiler:</p>

<p>—Küfe artık ellerinde! Murahhaslarınız şehit edil­di! İş karmaşık! Çaresini burada düşünelim!</p>

<p>Gruptan biri, Hüseyn’in atını dizginlerinden kavrayarak yalvardı:</p>

<p>—Yâ Hüseyn! Küfede dostların pek az, düşmanlarınsa pek çok! Böyle, elin ayağın bağlı, gidemezsin! Gel, bir tertibini bulup seninle dağ tarafına sıvışalım; ora­dan, benim kabilemin bulunduğu yana çekiliriz! En dip tepelerde bizimkiler… Düşmanlar üzerimize derya misali gelseler yine bir şey yapamazlar!.. Az zamanda komşu oymaklar bize katılır. Başları olduğum yirmi bin cengâveri emrinde bil! Çok geçmez, düşmana saldırabilecek kuvvete erişiriz. Benimle gel!</p>

<p>Hazret-i Hüseyn bu candan sözleri tek tek dinleyip kararını bildirdi:</p>

<p>«—Allah sana iyi niyetin bakımından hayırlar ih­san etsin! Fakat ben seninle gelemem! Şimdilik bizim için bir kere tutmuş bulunduğumuz yönden yüz çevirmek güç! Sen dön ve yurduna git!</p>

<p>Allah’ın dilediği olur. »</p>

<p>Gelenler, mahzun, ayrıldılar. Hüseyn Küfe süvari­leriyle beraber yürüdü; ve Muharrem ayının ikinci günü «Kerbelâ» dedikleri, dünyanın en felâketli yerine indi.</p>

<p>Burası üstünde kuş değil, hayalin bile uçamayaca­ğı, uçarsa boğulacağı, yeşil renge ebediyen hasret, sapsarı bir ölüm zemini..</p>

<p>Ne baştanbaşa lügat kitaplarında, ne de bir uçtan öbür uca yeryüzünde dehşetinden bir işaret bulabileceği­niz Kerbelâ vadisine kondular. Korkunç gece… Muhar­rem ayının hilâli, Kerbelâya fazla bakamayarak kaybol­du. Kumların ve dikenlerin nefes alışını dinleyen bir ses­sizlikten başka hiçbir varlık hissi gelmiyor insana… Ara­da bir, kısık bir at ve deve homurtusu, yeryüzünde olduklarının ihtarcısı… Birer tente çatısı şeklindeki çadırlarda başbaşa vermiş gölgeler…</p>

<p>Aralarında bir tanesi, dimdik ve düşünceli duruşiyle, Peygamber Torununa ait olduğu­nu ilân ediyor.</p>

<p>Sabahı ettiler. Bir de ne görsünler? Karşılarında, ordu çapında yeni bir kuvvet… Ömer bin-i Saad kumanda­sında Küfeden gelen dört bin neferli birlik… Süvarilerin başındaki Hür’den sonra, arkadan gelen ana kuvvet ve Ömer bin-i Saad… Askerini Hazret-i Hüseyn’in ta karşısı­na yaymış, umumî kumandayı eline almış, bekliyor.</p>

<p>Saadoğlu, Hazret-i Hüseyn’e bir adam gönderdi:</p>

<p>—Niçin Küfeye doğru yola çıktınız? Muradınız nedir? Açıklayınız!</p>

<p>—Kumandanınıza deyiniz ki, Kûfeliler davet etti, ben de geldim! Eğer davetten caydılarsa dönerim!</p>

<p>Ömer bin-i Saad, bu cevabı kelimesi kelimesine Küfe valisine uçurttu.</p>

<p>Karşılıklı bekleme… Taraflar arasında hiçbir temas yok… Yalnız, uzaktan birbirlerini süzüyorlar.</p>

<p>Vali Ziyadoğlu’ndan gelen cevap:</p>

<p>«—Hüseyn’e biy’ati teklif et! Hemen askerin ve kendi adamlarının önünde Yezid’in Halifeliğini tanısın! Kabul ederse serbesttir. Kabul etmezse, onu sar, sularını kes, ölü veya diri, yakala!»</p>

<p>—Seni Yezid’e biy’at etmeye, davet ediyorum!</p>

<p>—Asla!</p>

<p>—Başınıza gelecekleri düşünüyor musun?</p>

<p>—Her şey Allahtan gelir!</p>

<p>—Son defa söylüyorum, biy’at et!</p>

<p>—Boşuna zahmet ediyorsun!</p>

<p>Kumandan, beşyüz atlı çıkartıp yakındaki suyu tut­turdu. Peygamber Torunu ve yakınlarının dehşetle açılmış gözleri önünde suya engel oldular. Hazret-i Hüseyn, manzaraya pek yakın, vakar ve tevekkül içinde, düşman­larının cinayet hazırlığını seyrediyor.</p>

<p>Biri (Abdullah bin-i Ebilhusayn), suyun yanından Peygamber Torununa haykırdı:</p>

<p>«—Yâ Hüseyn! Can verinceye kadar tek damlasını tadamadan, suya baka baka, susuzluktan öleceksin!»</p>

<p>O zaman Peygamber Torununun ellerini kaldırıp, dua edasiyle mırıldandığı görüldü:</p>

<p>«— İlahî, sen bu adamı suya kanamadan, içi yana yana öldür!»</p>

<p>Hüseyn’in, Allahtan sadece susuzlukla öldürmesini istediği adam, kısa bir zaman sonra öyle bir illete tutula­caktır ki, kırba kırba şu içtiği halde kanmayacak ve su içinde, su içebilmek imkanı içinde, bir türlü suya doyamadan can verecektir.</p>

<p>Kerbelâda bilmem kaçıncı akşam… Su kaynağının tutulduğu günün gecesi… Hazret-i Hüseyn, kumandana haber gönderdi:</p>

<p>— Sizinle, tenhada, başbaşa görüşmek istiyorum!</p>

<p>Buluştular.</p>

<p>«—Yâ Ömer bin-i Saad! Nedir müslümanlara ha­zırladığınız bu zulümler? Bırakın beni, ya Medine’ye dö­neyim, yahut kâfirlerle savaşmak için Türkistan tarafları­na gideyim! Doğruca Şam’a, Halifenizin gözü önündeki yere de gidebilirim! İnsafa gelin!»</p>

<p>—Bence güzel teklif! Hemen, şimdi valiye bildiri­rim! Bakalım ne emir verir?</p>

<p>Küfe valisi, elinde Hüseyn’in teklifini bildiren mektup, sedirinde oturuyor. Yanında, Allah’ın yarattığı bütün lânetlilerin, kendilerine baş seçecekleri bir şenaat heykeli, «Şemir» adlı insan sureti…</p>

<p>Ziyadoğlu, mektubu bir ki kere okuyup gözlerini Şemir’e dikti:</p>

<p>—Teklif hiç de fena değil… Nereye gitmesi gerek­tiğini düşünürüz! Ben teklifi esas olarak kabul ediyorum! Başını alıp gitsin ve bizi derdinden kurtarsın!</p>

<p>Şemir, şeytanı hayran bırakacak bir tavırla yılan ıslığı çalmaya başladı:</p>

<p>—Ne yapıyorsun, ey Ziyadoğlu; ben de seni, dira­yetli, azimli bir insan biliyordum! Eline geçen fırsatı nasıl kaçırıyorsun? Düşünmüyor musun ki, Hüseyn, Peygam­ber torunudur ve nereye giderse kendisine taraftar bulur? Kuvvete erince de, evvelâ senin başına belâ olur. Duydu­ğuma göre askerlerin kumandanı, gece, onunla tenhalarda buluşmuş ve konuşmuş… Bu da Ömer bin-i Saad hesabı­na şüpheli bir işaret… Hüseyn onun da askerlerinin iradesini çelebilir. Sen Ömer’e, Hüseyn’i bütün etrafiyle tutup buraya getirmesi için emir gönder! Başka bir şeye karışmasın! Hüseyn senin huzuruna çıkarıldıktan sonra kararı verirsin! Dilersen bağışlarsın, dilersen cezalandırırsın! Fakat her halde uzaktan karar vermez ve işi zaif ellere bı­rakmamış olursun!</p>

<p>Ziyadoğlu bu şeytanî telkin karşısında eridi ve Şe­mir’e:</p>

<p>—Öyleyse, dedi; işin başına seni geçiriyorum! Doğru Kerbelâya git ve emrimi kumandana bildir.</p>

<p>Hü­seyn’i, arkadaşlariyle beraber, buraya, bana getirsin! Hü­seyn ayak direr, gelmek istemez ve karşı koyarsa, hepsini kılıçtan geçirsin ve cesetlerini atlara çiğnetsin! Eğer bu emre kumandan da baş eğmeyecek olursa, onun da kelle­sini kestirebilir ve bana gönderirsin! Her yetkiyi veriyo­rum sana! Hemen al nâmelerimi ve yola çık!</p>

<p>Şemir, Muharremin dokuzuncu günü, felâketten bir gün evvel Kerbelâda…</p>

<p>Peygamber torunu ve yanındaki yüze yakın insan; kadından, kucaktaki çocuğa kadar bir dizi masum, susuz­luktan kavrulmakta… Mataralarda tek damla şu kalmamış ve biraz ileride bulunan su, nöbetçilerin oku ve mızrağı halindeki yakıcı dilini istihza ile çıkarmıştır. Âlemde her halde ikincisi olmayan susuzluk işkencesine karşı zalim­ler o kadar hissiz ki, bulutlar süngerlerini sulardan şişirip koşuşsalar ve Hüseyn’in başı üstünden sıkıp akıtsalar, belki göğe ok çekecekler!</p>

<p>İnsan hayatında bu levhanın bir esi olup olmadığı­nı şundan anlayınız ki:</p>

<p>—Su, su!</p>

<p>Diye kıvranan çocuğunu kucağına alıp:</p>

<p>—Dilimi em, evlâdım, belki biraz faydası olur!.</p>

<p>Diyen bir baba vardır Kerbelâda…</p>

<p>Şemir’in Validen getirdiği emirleri taazzumla Ku­mandana sunması, Kûfeli askerler arasında gergin bir ha­va doğurdu. Herkes, körükörüne emrine girdiği bu adama tiksinerek bakıyor.</p>

<p>Kumandan Ömer, bu duyguya tercüman oldu:</p>

<p>—Sen kalbsiz bir insansız, yâ Şemir!</p>

<p>—Kalbe değil, kafaya kulak vermenin günündeyiz!</p>

<p>Ve öyle lâflar etti ki, Ömer’in kalbini mühürledi ve ikbal hırsını kamçıladı.</p>

<p>Muharremin dokuzuncu günü akşamı, Ömer aske­rine hücum emrini verdi. Saflar her yandan harekete ge­çip Hazret-i Hüseyn’i daracık bir dörtköşe içine almaya başladılar.</p>

<p>Hüseyn, kardeşi Abbas’ı Ömer’e gönderip sordur­du:</p>

<p>—Böyle geç vakit üzerimize gelmekten muradınız nedir?</p>

<p>—Artık bu işi bir neticeye bağlayacağız! Emir al­dık!</p>

<p>—Anlaşamaz mıyız?</p>

<p>—Hüseyn biy’ate razı olmadıkça hiçbir anlaşmaya imkân yok!</p>

<p>Abbas vaziyeti Hüseyn’e bildirdi ve tekrar Ömer’e gönderildi.</p>

<p>—Hüseyn diyor ki, böyle gece vakti hücum, insafa sığmaz! Hiç olmazsa bize sabaha kadar müsaade edin!</p>

<p>Ömer buna razı oldu.</p>

<p>Hücum, Muharremin onuncu günü sabahına bıra­kılmıştır.</p>

<p>Hüseyn, batan güneşe arkasını vermiş, bir heybet ve ulviyet karartısı şeklinde, etrafını alan yakınlarına hitap ediyor (aynen):</p>

<p>«—Allah’a, senaların en güzeliyle; ister saadet, ister mihnet halinde olsun, hamdederim! Rabbim; sana hamdederim ki, bize nübüvvetle ikram ettin, hakkı işitir kulaklar ve görür gözler verdin ve kalblerimizi hakkı kabul edici ya­rattın! Bize Kur’anı bildirdin ve din ilmini öğrettin… Bizi, şükredici kullarından eyle! Sözün bundan ötesi şu ki, ben, yakınlarımdan daha vefalı ve daha hayırlısını, ev halkım­dan da daha üstün ve faziletlisini görmedim. Allah hepini­ze, bana fedakârlığınızdan ötürü, hayırlar ihsan etsin… Öy­le sanırım ki, düşmanla günümüz yarındır. Yarın sabah on­larla hesap meydanımız açılacak… Bu bakımdan size, hepi­nize izin veriyorum: Bana karşı üzerinizde bir borç olmak­sızın, her zimmetten kurtulmuş olarak, bu gece gidebilir, selâmete çıkabilirsiniz! Gidiniz, geceye bir deve gibi bininiz ve uzaklaşınız! Her biriniz de aile fertlerimden birinin elin­den tutsun ve onu selâmete çıkarsın!.. Allah’ın hayrı üzeri­nizde olsun!.. Gidiniz, köylere, kasabalara yayılınız!.. Tâ ki, Allah, mihneti üzerinizden kaldırsın… Düşmanların biricik muradı beni elde etmektir; beni elde ederlerse kimseyi iste­mezler! Gidiniz!»</p>

<p>Bu ezici hitap altında bütün iradeler tuz-buz… İlâhi imtihan, karşılarına iki şey çıkarmıştır. Ya can, ya Pey­gamber Torunu…</p>

<p>Hüseyn’in oğulları, kardeşleri ve kardeşlerinin oğulları halkının önüne geçiyor:</p>

<p>«—Senden sonra yaşamak, yaşayabilmek için böy­le bir çareye asla başvuramayız! Allah göstermesin!»</p>

<p>Hüseyn, ısrarla:</p>

<p>«—Oğullarım, kardeşlerim, yeğenlerim; siz yapmı­yorsunuz, ben izin veriyorum! Müslim’in şehitliği yeter! Gidiniz, ben istiyorum!»</p>

<p>Aile yakınlarından biri büsbütün ileriye gidiyor ve sahneyi en acı heyecana boğuyor:</p>

<p>«—Hayır, gidemeyiz! Hangi hayata ve ne yüzle?.. İnsanların yüzüne nasıl bakabiliriz?</p>

<p>Büyüğümüzü, efen­dimizi korumak için bir ok bile atmadan, tek yara alma­dan savuşup geldik mi diyeceğiz? Allah üzerine söylüyo­ruz ki, bunu ebediyen kabul edemeyiz! Aksine, hepimiz, mallarımızı, canımızı, çocuklarımızı sana feda etmekten bir ân bile geri kalmayız! Seninle yanyana, son nefesimi­ze kadar çarpışmaya bütün gönlümüzle hazırız!»</p>

<p>Arkasından bir başkası:</p>

<p>«—Seni tek başına bırakırsak, hakkını edada Al­lah’a ne diyebiliriz; hangi özrü ileriye sürebiliriz?</p>

<p>Valla­hi, ben mızrağımı düşman göğsünde parçalayıncaya, kılı­cımı da, kabzasına dek kırıncaya kadar senden ayrılmam! İsterse silâhım olmasın; senin uğrunda kollarım koparılıncaya kadar taş atarak savaşırım!»</p>

<p>Hepsi bunlara benzer şeyler söyledi, hepsi bu duy­gulara ortak çıktı ve bir ağızdan haykırdılar:</p>

<p>«—Öleceğiz, dönmeyeceğiz, seni yalnız bırakma­yacağız!»</p>

<p>Peygamber torunu, ellerini açarak yakınlarına dua etti ve:</p>

<p>«—Şimdi, dedi; herkes yerine ve hazırlığının başı­na!..»</p>

<p>Hazret-i Hüseyn, yanında, büyük sahabelerden ve ilklerden Ebuzer’in kölesi, ay ışığında kılıcını siliyor ve bir şiir okuyor… Şiirde, ölüme, kadere, celil olan Rabbin emirlerine ait hikmetler…</p>

<p>Hazret-i Hüseyn’in ağzından dökülen mısraları, bi­raz ilerideki çadırından kızkardeşi Zeynep duydu ve bir çığlık kopararak bayıldı.</p>

<p>Kızkardeşi ayılınca, Hüseyn ona hitap etti:</p>

<p>«—Allah’a sığın, kardeşim; ve bil ki, yerde ve gökte ne varsa ölür. Gökler de baki kalmaz. Allah’tan başka herşey Helakte… Annem, babam ve ağabeyim benden daha ha­yırlıydılar. Birer birer gittiler.»</p>

<p>Sonra yakınlarına bazı emirler verip bir kenara çe­kildi.</p>

<p>Gökleri huni içinde çekip süzecek, eritecek, yuta­cak kadar derin bir sessizlik içinde, sabaha kadar namaz, tesbih, zikr ve dua…</p>

<p>Hicrî 61’inci yılın 10 Muharrem Cuma sabahı, do­ğan güneş, Hüseyn’i, Kerbelâda, geceden beri elleri açık vaziyette, duada buldu.</p>

<p>Hazret-i Hüseyn’in yüze yakın etrafı içinde eli kı­lıç tutabilen 72 kişi… 32 süvari ve 40 piyade…</p>

<p>Aradaki nispet, bire altmış…</p>

<p>Gecenin siyah yüzünü sabahın ilk ışıkları pudralar­ken, bütün hazırlıklarını bitirmişler, namaz…</p>

<p>Hazreti-i Hüseyn, fedailerini tertipledi. Sağ kanatta Züheyr, sol kanatta Habib, merkezde de kendisi… San­cak, kardeşi Abbas’ın elinde…</p>

<p>Hazret-i Hüseyn, atının üstünde… Elinde Kur’an… Açtı; ve şiddet anlarında Haktan imdat isteyici, kalbe kuvvet dileyici, her şeyi ilâhi emre bağlayıcı, Allah’ın mu­radına baş eğici duasını okudu.</p>

<p>Sonra atını birkaç adım ilerletip üzengileri üzerin­de doğruldu ve düşman saflarına hitap etti (aynen):</p>

<p>«—İnsanlar! Sözlerimi dinleyin! Aceleden sakının! Beni dikkat ve sükunetle dinleyin ki, size takdiri vacip olanı anlayasınız! Gelişimdeki özre kulaklarınızı ve kalbinizi açın! İnsaf edip özrümü kabul eder ve sözlerimi doğrularsanız gerçek saadete erersiniz! Böyle olmazsa istediğinizi yapın!»</p>

<p>O anda gerilerden bir çığlık koptu. Peygamber To­rununun kızkardeşleri ağlaşmaya başlamışlardı.</p>

<p>Hüseyn sustu, kızkardeşlerini sükûnete getirdi ve yine düşmana karşı, hitabesine devam etti:</p>

<p>«—İnsanlar! Beni aslıma nispet edin ve bakın, ben kimim? İçinizi, ruhunuzu kurcalayın, nefsinizi tokatlayın ve sorun kendi kendinize; kanım size helâl midir? Ben Peygamberinizin kıziyle amca oğlunun çocuğu değil miyim? Şehitlerin Efendisi Hamza, babamın amcası; Cennette ka­nat açan Cafer de benim öz amcam değil mi? Kardeşimle benim, Cennet ehli gençlerinin efendisi ve müminlerin göz­bebeği olduğumuza dair Peygamber sözünü işitmediniz mi? Şüphesiz ki, bu sözümde beni doğrularsınız! Eğer yalanla­maya kalkarsanız, sorun, içinizde bilen vardır. Sorun;</p>

<p>Câbir bin-i Abdullah, Ebu Said, Sehl bin-i Saad, Zeyd bin-i Erkam ve daha niceleriniz bilir! Bu kadar insan içinde, be­nim kanımı akıtmayı yasak edecek biri yok mu?»</p>

<p>İşin fenaya sarar gibi olduğunu hisseden baş mel’un Şemir, ağzını açmak istedi; fakat Hüseyn’in safın­dan Habib’in korkunç bir nârasiyle sustu. Hüseyn yine sözü aldı:</p>

<p>«— Eğer söylediklerim üzerinde bir şüpheniz varsa, yahut benim Peygamberinizin torunu olduğuma inanmı­yorsanız, biliniz ki, doğudan batıya kadar, Allah Resulü­nün, Benden başka öz torunu yoktur! Söyleyin bakalım, benden ne istiyorsunuz. Öldürdüğüm bir mazlumun kanını mı, yediğim bir malın bedelini mi, açtığım bir yaranın kısa­sını mı? Siz, ey Şit, Ey Haccâr, ey Kays, ey Yezid, beni, mü­hürlerinizi taşıyan nâmelerle davet etmediniz mi?»</p>

<p>Peygamber Torununu, ayaklarına kapanırcasına davet ettikten sonra şimdi onu öldürmeye gelenler arasın­da boy gösteren bu adamlar, teker teker öne çıkıp:</p>

<p>—Hayır, biz böyle bir şey yapmadık, seni davet etmedik!</p>

<p>Dediler. Hazret-i Hüseyn, bu insanların sefilliğine mahzun mahzun baktı ve:</p>

<p>«—Evet, dedi; davet ettiniz; fakat mademki şimdi dönüyorsunuz, beni istemiyorsunuz, bırakın, geldiğim yere döneyim!»</p>

<p>Başta davet edicilerden, şimdi düşman safındaki, ismi geçen Kays, cevap vermeye kalktı:</p>

<p>—Yâ Hüseyin, Ziyadoğlununun emrine baş eğmez misin?</p>

<p>Hazret-i Hüseyn, atının üzerinde insan şeklinde bir heybet:</p>

<p>«—Bu düşündüğünüz, hiçbir zaman, hiçbir türlü olamaz!»</p>

<p>Ve atından indi.</p>

<p>Hüseyn’in sağ kanadına memur Zübeyr, atını sü­rüp haykırdı:</p>

<p>—Müslümanlar! Kendilerini Müslüman bilenler, Peygamber Torununa nasıl kılıç çekebilir?</p>

<p>Zübeyr’e cevap, Şemir mel’ununun çektiği ok… Ok vızıldayarak safın gerisine düştü. Zübeyr, Hazret-i Hüseyn’in ihtariyle geri döndü. O esnada bir harika:</p>

<p>Hüseyn’in karşısına ilk çıkan ve onu kuşatan süva­rilerin başı Hür, altındaki asîl atı sürüp dört nala Hü­seyn’in önüne geldi ve insan asaletinin en büyüğünü gös­terdi:</p>

<p>—Sana katılıyorum, ya Hüseyn! Bu âna kadar olan suçumu affet!</p>

<p>—Seni affediyorum, ya Hür! Hakkın rızası seninle olsun!</p>

<p>Düşman saflarında heyecan dalgalanışı. Hür, atım onlara çevirmiş, haykırıyor:</p>

<p>—Vaz geçin bu cinayetten! Kılıçlarınızı kınlarına sokun!</p>

<p>Şemir ve Ömer’in ulumalariyle, Hür’ün de üstüne ok çekerek karşılık verdiler. Kumandan Ömer bin-i Saad, bir ok çekip narayı bastı:</p>

<p>—İşte en evvel ben başlıyorum ve cengi açıyorum!</p>

<p>Havada, Hüseyn’in safına doğru vızıldayarak ya­ğan binlerce ok…</p>

<p>Kısa bir ok düellosunun arkasından, Kûfeliler sa­fında ileriye atılan iki kişi… Bunlar Küfe valisinin köleleri Yesar ve Salim…</p>

<p>Er dilediler.</p>

<p>Peygamber Torununun safından, iki değil, bir kişi çıkıp, birer kılıçta işlerini bitirdi.</p>

<p>Hak ve îman kılıcının korkunç inişi…</p>

<p>Fakat nispet, bire iki değil, altmış…</p>

<p>Beşbine yakın Kûfeli, ellerinde kılıçlar, mızraklar ve topuzlar, hep birden saldırdılar.</p>

<p>Nâra, çığlık, çelik sesleri, at kişnemeleri, kadın fer­yatları, gümbürtü, çatırtı, inilti…</p>

<p>Hazret-i Hüseyn’in, kendinden ve oğlu Ali (Ekber)den başka 70 cengâveri şehit… Ayrıca, son anda mazlum­lara katılan Hür de şehitler arasında… Her şehit, canını üç beş zalime mal ettiğine göre düşman ölüleri yüzlerce…</p>

<p>Tam bu anda Peygamber Torununun büyük oğlu Ali de nam ve sanını haykıra haykıra katillerin içine dal­dı ve İbn-i Nemîr isimli lânetlinin eliyle ölüm yarasını alıp yere düştü. Sonuncudan ve en büyüğünden bir evvel­ki 7l’inci şehit…</p>

<p>Kum tanelerinin, kanlarını içe içe keneler gibi şiştiği bu şehitlerin ciğerleri açılıp bakılsa görülür ki, onlar daha evvel susuzluktan kavrulmuş, göz göz olmuştur.</p>

<p>Kaatillerin çemberi içinde Hüseyn, bütün fedaileri kumlara serilmiş, tek başına… Yerdeki şehitler, susuzluk­larını gidermek için al renkli bir şerbet havuzuna dalmışcasına kana bulanmış…</p>

<p>Gerilerde, kuytuca bir noktada, kızkardeşleri Ümmü Keysum ve Zeynep, kızları Sekîne ve Fâtıma, zevcesi Rübap; ve oğlu, Nur Neslinin Hüseynî kolunu yürütmeye memur, Ali (Zeynelâbidin)…</p>

<p>Hüseyn, manzaraya, bir ân, gözlerinde kelimelere sığmaz bir mânanın gölgesi, dehşetle baktı; ve susuzluk­tan kupkuru kesilmiş dudaklarında, babasına, Peygamber kızı annesine, Resuller Resulü büyük babasına bağlı mıs­ralar, atını kaatillere doğru sürdü.</p>

<p>Peygamber neslinin katilleri, evvelâ oklarına, peşinden mızraklarına ve kılıçlarına davrandılar.</p>

<p>Öldürücü okları, Peygamber neslinin kaatilliği gibi bir dereceyi temsil eden iki şahıs, Şemir ve Sinan çekti­ler.</p>

<p>O anda İslâm beldelerinin ulu camilerinde (Küfede de aynı şey) hatipler, Cuma namazında, Kâinatın yüzü suyu hürmetine yaratıldığı Peygamberler Peygamberine ve onun soyuna ait methiyeler okurken, atından düşen Peygamber torununun üzerine atıldılar; ve bir müminin öperken bile ürpereceği o mübarek vücudu delik deşik et­tiler.</p>

<p>Mukaddeslerin mukaddesi vücuttan gelen ve üze­rinde tam 105 tane ok, mızrak ve kılıç yarası bulunan gövdeyi başından ayırdılar. Kimbilir o başı hangi ellerle saçlarından tutup diktiler ve boynunda testerelerini yürü­terek, koyun kellesi koparır gibi nasıl kestiler?</p>

<p>İnsanoğlunun iki kutbu vardır: Biri Allah’ın Sevgi­lisi, öbürü o Sevgiliden gelen maddî ve manevî emanetin kaatili ve haini olmak derecelerine bağlı iki kutup… Hiç­bir varlık onun kadar yükselemez ve bunun kadar alçalamaz. Bütün insanlık, bütün tarihî şahıslar bu iki derece arasında… Bizzat Allah, ters kutbu, Kur’an’ında «Belhüm adal — Hayvandan aşağı» diye çerçeveliyor; ve bütün mustarip beşeriyet, onların açtığı felâket çığırı içinde kurtuluş arıyor.</p>

<p>Gerilerdeki kadınlar ve küçük çocuklardan ibaret âcizler grubu içinde, Hazret-i Hüseyn’in kızkardeşleri, kızları, zevcesi ve onlara bakmaya memur oğlu, esir…</p>

<p>Ölüm meleği onun mukaddes ruhunu kabzettiği anda, hava kapkara kesildi. Öyle bir karanlık çöktü ki, gökte yıldızlar hecelenir gibi oldu. Peşinden, hasret verici bir kızıllık…</p>

<p>Neler oldu, neler oldu…</p>

<p>Eğer güneş sönmedi, yıldızlar tek nokta üzerinde çarpışıp tek nokta içinde kaybolmadı, zaman kopmadı ve mekân yanmadıysa, sebebini Allah’ın «Sabûr» ve «Hakîm» isimlerinde aramak lazım…</p>

<p>İnsana iyilikte ve kötülükte bu kudreti veren Hikmet Sahibine kurban ola­lım..</p>

<p>O günden bugüne, müminlerin kalbinde olanlarsa, 1300 küsur yıldır, fezanın hayal erişemez bir noktasından gelen ciğer paralayıcı bir çığlığın yankıları…</p>

<p>Kerbelâ üstüne gökler doluşu yağmur boşanıyor. Kıpkırmızı ufukların çevresi içine yağan yağmur kan ren­ginde…</p>

<p>Ebüsseyh, İbn-i Ayyine, İbn-i Şirin, Essâlebî, İbn-i Saad, İbn-uz Zehra, Mansur bin-i Ammâr gibi İslâm bü­yükleri bir ağızdan kaydediyorlar ki, Kerbelâ üzerindeki karanlık üç gün sürmüş ve bu arada türlü esrarlı semavî işaretler görülmüştür.</p>

<p>Kerbelâda nereden bir taş kaldırılsa altında kan…</p>

<p>Bunlar, olduğu görülenler ve söylenenler… Ya göklerin ötesinde ve müminlerin kalbinde olanları gören ve söyleyebilen var mı?</p>

<p>«—Hasan ve Hüseyn, Arşın iki yanına asılı küpeler­dir.»</p>

<p>Buyuran Allah Resulünün torununa, hiçbir mahlu­ka edilemeyecek bu zulüm acaba Arş’ı ve melekler âlemini ne hale geetirdi? İlahî tecellilerin namütenahi ulvî esrar makamı Arş’a tokat atarcasına kulağını yırtmaya ve küpesini düşürmeye kalkan kaatillere ne vasıf bulalım ki, hareketlerinin tesir ve neticelerini hayal edebilelim?</p>

<p>Şehitler Şehidinin kesik başını bir torba içinde Ziyadoğluna götürmek üzere, içlerinde Semir ve Sinan’ın da bulunduğu atlı bir kol çıkardılar. Atlılar Kerbelâdan bir konak ileride bir yere inip mola verdikleri ve yiyip iç­meye başladıkları zaman duvardan korkunç bir el çıkıyor ve parmaklarındaki kanlı kalemle duvara bir beyit yazı­yor. Bu beyitte, Hüseyn’i öldürenlerin Hesap Günündeki hallerinden bahsedilmekte…</p>

<p>O akşam, gece bir daha kalkmamak istercesine çö­künce, göze görünmez mahlûklar ebedî azabı bildiren şiirler okuyarak dövündüklerine, ağlaştıklarına ve bunları bazı insanların kulaklariyle işittiklerine dair rivayetler vardır.</p>

<p>Küfe sokaklarından dört nala geçen atlılar, kanları dışına sızmış bir torba içinde, Peygamber Torununun başını taşıyorlar.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Peygamber torununun kesik başını Küfe valisinin önünde torbadan çıkaran kaatil, yaptığı işin büyüklüğünü göstermek için bir şiir okudu.</p>

<p>«Ben dünyanın en yüce dağını devirdim!» diye övünen bir pehlivan gibi, lânetli Sinan, bu şiirinde insa­noğlunun en hayırlısını öldürdüğünden bahsediyordu. Hizmetinin bedelini yükseltmek için, ırz düşmanına, kun­daktaki öz evlâdını teslim ettiğinden bahsetmenin tavrı gibi bir şey…</p>

<p>Bu kadarına, kaatillerin efendisi Ziyadoğlu bile da­yanamadı ve nefretle haykırdı:</p>

<p>—İnsanoğlunun en hayırlısı olduğunu biliyordun da neye öldürdün?</p>

<p>Ve ellerini çarparak kapıya doğru seslendi:</p>

<p>—Cellât!</p>

<p>Sinan’ın da kellesini, Ziyadoğlu’nun ayakları dibi­ne düşürdüler.</p>

<p>Ziyadoğlu, elinde ince bir değnek, yerdeki Pey­gamber torununun kesik başını dürtüyor.</p>

<p>Değneğiyle ke­sik başın soluk dudaklarını kurcalayıp ona:</p>

<p>—Niçin bu işe beni zorladın; kabahat sen de mi, bende mi? Cevap ver?</p>

<p>Gibilerden bakıyor.</p>

<p>Arş’ın iki küpesinden biri olan kesik baş, sonsuz saadetin ufkundan, gülümsüyor.</p>

<p>Kesik baş ve arkasında Kerbelâ esirleri, Peygam­ber torununun kız kardeşleri, çocukları ve zevcesi, tâ Şam’a kadar türlü eziyet ve hakaretler altında süründürü­lüp götürülecek; ve orada Hüseyn’in başı, altın bir tepsi içinde, efsanevî bir nar gibi Yezid’e sunulacaktır. Nem­rutlara ve Firavunlara parmak ısırtıcı, ismi isimlikten çıkıp sıfatlaşan Yezid, yine ince bir değnekle bu başı tepsi­ce yuvarlayıp sesini yükseltecektir:</p>

<p>«— Hamdolsun; Bedr cenginde kılıçtan geçirdikle­ri atalarımın intikamını Ahmed’in soyundan aldım! Sof­ralar kurulsun, senlik başlasın!»</p>

<p>Bir zaman sonra da Muhtar bin-i Ubeyd askerleriy­le Küfeye saldırıp Kerbelâ işine karışanları tek tek araya­cak, bunlardan 6000 kişiyi kılıçtan geçirecek, Ziyadoğlu ve Şemir’in de kelleleri bu arada düşecektir.</p>

<p>Peygamber torununa edilen zulümde uzaktan ve yakından parmağı bulunanlardan her fert, belâsını bu dünyada bulmaya başladı.</p>

<p>Yakup bin-i Süfyan anlatıyor.</p>

<p>—Bir gece, bir dost meclisinde sohbetteyiz… Bah­simiz Kerbelâ faciası… Dostlardan biri, bu işe yardım edenlerden hepsinin belâsını bulduğunu söyledi. O zaman aramızdan gayet yaşlı bir adam ayağa kalkarak dedi ki: Ben Kerbelâda Hüseyn’e karşı çıkarılan askerler içinde bulunanlardanım; bakın, bana hiçbir şey olmadı, hiçbir kötülük erişmedi! Sustuk! İhtiyarın yanı başında bir kan­dil yanıyordu. Kandilin fitili birdenbire, sönecek kadar ufaldı, büzüldü, kısıldı. İhtiyar kandili ele alıp düzeltmek istedi. Nasıl oldu; ihtiyar oynarken kandilden bir kıvılcım mı sıçradı, nedir, adamın üstü başı parlayıverdi. Hep bir­den ihtiyarın üzerine atılıp ateşi söndürmeye çalıştık; ol­madı. Adam kendisini pencereden Fırat nehrine atmak zorunda kaldı. Pencereye koşuştuğumuz zaman, adamın, dumanlar içinde suyun dibine çöktüğünü gördük.</p>

<p>Benzersiz hâile, Yemen dağlarındaki çobanlardan Hazar denizi kıyılarındaki balıkçıya kadar bütün mümin­lerin ciğerine oturdu. İnsanoğlunun en büyük dili Arapça, Peygamberden torununa ait mersiyelerle, okyanuslar gibi çalkalandı, durdu.</p>

<p>Hadîs meali:</p>

<p>«—Benim soyum üzerinde bana eza eden kimseye Allah’ın gazabı büyük olur.»</p>

<p>Hadîs meali:</p>

<p>«— Kim Hasan ile Hüseyn’i severse beni sevmiş olur; kim onlara aykırı giderse bana aykırı gider.»</p>

<p>Hadîs meali:</p>

<p>«—Benim evim ve soyum; Nuh’un gemisi gibidir. Sevgileriyle bu gemiye binenler kurtulur, binmeyenlerse helak olur.»</p>

<p>Hadîs meali:</p>

<p>«—Sizin en hayırlınız, benden sonra soyum için en hayırlı olanınızdır.»</p>

<p>Hadîs meali:</p>

<p>«— Soyumdan kimseyi ateşe atmaması için Rabbime yalvardım; Rabbim de dileğimi kabul etti.»</p>

<p>Hadîs meali:</p>

<p>«—Benden bir kılı inciten kimse, beni incitmiş olur. Beni inciten de Allah’ı incitmeye kalkandır.»</p>

<p>Hadîs meali:</p>

<p>«—Sırat üzerinde en sağlam yürüyecek olanlar, so­yumdan gelenlerle Sahabilerime sevgide en sağlam olanlar­dır.»</p>

<p>Hadîs meali:</p>

<p>«—Hasan, bana, Hüseyn de Ali’ye (biri yumuşaklık­ta, öbürü şiddette) benzer.»</p>

<p>Hadîs meali:</p>

<p>«—Hüseyn bendendir; Allah’ı seven onu da sever.»</p>

<p>Hadîs meali:</p>

<p>«— Evimden en sevdiklerim, Hasan ile Hüseyn’dir»</p>

<p>Hadîs meali:</p>

<p>«—Benim emanetimi taşıyanlar, soyumdan gelenlere bana yardımcı olanlardır. Onlarda bir hata görecek olursanız bağışlayınız, iyi olanlara da bağrınızı açınız!»</p>

<p>Hadîs meali:</p>

<p>«—Sizi türlü nimetlerle lütuflandıran Allah’ı sevi­niz! Allah’ı sevdiğiniz için beni seviniz! Beni sevdiğiniz için de soyumdan gelenleri seviniz.»</p>

<p>Hadîs meali:</p>

<p>«—Benim nefsim, insana kendi nefsinden, zürriyetim de kendi zürriyetinden sevgili olmadıkça o insanda iman kemallenemez.»</p>

<p>Hadîs meali:</p>

<p>«— Ev halkımdan birine iyilik eden kimseye ben, Kı­yamet gününde karşılığını veririm.»</p>

<p>Allah’ın Resulü, ebedîlik, âlemine davet olunacak­ları zamandan bir ay evvel, Mekkede, Veda Haccında, bütün yer ve gök halkı kendilerini dinliyormuş gibi bir kalabalığa karşı buyurdular:</p>

<p>«—Ben size iki sonsuz kıymet bırakıyorum: Biri, kurtuluş ve nur kaynağı Kur’ân, öbürü de evimin ve soyu­mun bağlıları.»</p>

<p>Ve üç kere tekrarladılar:</p>

<p>«— Evim ve soyum bahsinde size Allah’ı hatırlatı­rım. Evim ve soyum bahsinde size Allah’ı hatırlatırım! Evim ve soyum bahsinde size Allah’ı hatırlatırım!»</p>

<p>Sanki Kerbelâyı; ve İlâhi emanet kaatillerinin, du­daklarda «Allah» kelimesi, Allah’ı nasıl unuttuklarını gözleriyle görüyorlardı.</p>

<p>Ahzap, Sâffât, Âli îmran, Vedduhâ, Meryem sûrelerinde ve Kur’ânın daha nice yerinde, Peygamber soyundan gelenlerin ezelî temizliğini, ebedî kurtuluşunu ve müminlerce onlara bağlılığın mutlak lüzumunu bildi­ren İlahî fermanlar…</p>

<p><strong><i>Necip Fazıl Kısakürek, Tarih Boyunca Büyük Mazlumlar,Büyük Doğu Yayınları</i></strong></p>

<p></p></p>]]></turbo:content>
      <category>Külliyat</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/ustad-necip-fazilin-kaleminden-hazret-i-huseyn</guid>
      <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 22:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2026/06/nfkhz.png" type="image/jpeg" length="55031"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Fransa, Rus tankerine el koydu]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/fransa-rus-tankerine-el-koydu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/fransa-rus-tankerine-el-koydu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Sicilya yakınlarında Rusya'ya ait bir petrol tankerinin ele geçirildiğini ifade etti.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Fransız donanmasının salı günü Sicilya kıyıları açıklarında deniz hukukunu ihlal ederek seyreden "Deliver" adlı petrol tankerine el koyduğunu ifade etti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tankerin Rusya'nın gölge filosuna ait olduğunu işaret eden Macron, "İngiltere'nin benzer bir operasyonundan birkaç gün sonra gerçekleştirilen gölge filoya karşı bu yeni eylem, Avrupalıların kararlılığını göstermektedir. Gölge filonun yaptırımları aşmasına ve Rusya'nın savaş çabalarını finanse etmesine izin vermeyeceğiz. Avrupa kararlı, Rusya için savaşın maliyetini artırmak ve Ukrayna'da sağlam ve kalıcı bir barışın sağlanmasını mümkün kılmak için gerekli tüm çabayı gösterecektir" ifadelerini kullandı.</p>

<p>Deniz piyadelerinin helikopterlerden Deliver gemisine indiği anların görüntüsü de paylaşıldı.</p>

<p>Fransa, Rusya'nın gölge filosunun parçası olduğu gerekçesiyle en az 5 tankere el koymuştu. Rusya ise bu tür eylemleri "yasa dışı" olarak nitelendirmişti.</p>

<p>Rusya, Batı'nın uyguladığı yaptırımlardan kaçınmak için eski ve bayraksız tankerler kullanıyor ve bu gemiler Avrupa tarafından Rusya'nın "gölge filosu" olarak adlandırılıyor.</p></p>]]></turbo:content>
      <category>Haberler</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/fransa-rus-tankerine-el-koydu</guid>
      <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 16:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2025/07/macronfilistin.jpg" type="image/jpeg" length="48802"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Toplumsal cinsiyet eşitliği mi, toplumsal ifsad seferberliği mi?]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/toplumsal-cinsiyet-esitligi-mi-toplumsal-ifsad-seferberligi-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/toplumsal-cinsiyet-esitligi-mi-toplumsal-ifsad-seferberligi-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Medya vitrinlerinden üniversite kürsülerine, lise sıralarından baro seminerlerine kadar uzanan sinsi bir ifsad dalgası, "eşitlik" maskesi altında fıtrata ve aile kurumuna savaş açıyor; üstelik bu rezilliği deşifre eden direnç odakları kurumsal baskılarla susturulmak isteniyor!]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Batı menşeili sapkın ideolojiler, son dönemde medya ekranlarından üniversite kürsülerine, lise sıralarına kadar sızarak toplumsal yapımızın temel direği olan aile kurumunu ve nesillerimizin ahlakını ve daha nice değerimizi doğrudan hedef alıyor. "Eşitlik" ve "hak arayışı" gibi masumlaştırılmış maskelerin arkasına saklanan küresel lobiler, fıtrata aykırı bir cinsiyetsizleştirme projesini arsızca toplumun önüne sürüyor. Karşımızdaki tehlike münferit birkaç olaydan ibaret değil; eğitimden medyaya uzanan, organize ve doğrudan doğruya inanç kodlarımızı dinamitlemeyi amaçlayan topyekûn bir ifsad hareketidir.</p>

<p><img height="531" src="https://barandergisinet.teimg.com/barandergisi-net/uploads/2026/06/image-14.png" width="663" /></p>

<p>Bu sinsi kuşatmanın medya ayağında, Halk TV gibi mecraların açıkça toplumsal cinsiyet eşitliği propagandası yaparak aileyi ifsad eden, çocukların zihnini iğdiş edecek akımları öve öve bitiremeyen yayınları duruyor. Batıdan ithal edilen bu çürütücü ideolojiler, birer ahlaksızlık vitrini gibi parlatılarak cemiyet hayatımıza zerk ediliyor. Tehlike bununla da kalmıyor, yükseköğretim kurumlarımıza kadar uzanıyor. Bilkent Üniversitesi’nin mezuniyet töreninde kürsüye çıkan bazı öğrencilerin “cinsel yönelim” nakaratları atarak “trans ve eşcinsel meslektaşlarım” ifadeleriyle LGBT propagandası yapması, zehrin üniversite gençliğine nasıl pervasızca enjekte edilmek istendiğini açıkça gözler önüne seriyor.</p>

<p class="ratio ratio-16x9"><iframe allow="autoplay; fullscreen" allowfullscreen="" frameborder="0" sandbox="allow-scripts allow-same-origin" scrolling="no" src="https://www.barandergisi.net/vidyome/embed/74502" webkitallowfullscreen=""></iframe></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>En acı hamlelerden biri ise, henüz ergenlik çağındaki körpe zihinlerin biçimlendirildiği lise sıralarında karşımıza çıkıyor. Batman Barosu Kadın Hakları Merkezi’nin bir lisede düzenlediği sözde kadına şiddetle mücadele seminerinde, satrançtaki şah ve vezir gölgelerinin yer değiştirildiği görsellerle çocuklara biyolojik cinsiyeti yok sayan fıtrat dışı bir "cinsiyetsizlik" dayatılıyor. "Kız yapmaz, erkek ağlamaz" gibi güya masum kalıpları yıkma bahanesiyle, genç dimağlar küresel lobilerin jargonuna maruz bırakılarak açıkça kimlik bunalımına itiliyor. Anne babaların göz bebeği olan okullarımız, yerli ve milli kültürümüze tamamen yabancı bu tuhaf ideolojilerin deneme tahtası yapılmak isteniyor.</p>

<p><img src="https://pbs.twimg.com/media/G6gYePxXMAAQfQ5.jpg" /></p>

<p>İşin en pervasız ve ar etmeyen boyutu ise bu rezilliğin foyasını meydana çıkaran, velilerin haklı çığlığına ses olan yerel basına karşı takınılan saldırgan tutumdur. Batman’daki bu sapkın zehir programını deşifre eden yerel gazetecileri, utanmadan, sıkılmadan savcılığa şikayet edip dava açarak susturmaya kalkıyorlar. Hem memleketin evladının ahlakını bozmaya yeltenecek hem de bu ifsadı ortaya koyan milli direnç odaklarını hukuki tehditlerle sindirmeye çalışacaksınız; bu neyin cesaretidir?</p>

<p>Bu sinsi ifsada karşı toplumsal ve ahlaki savunma mekanizmalarımızı tavizsiz bir şekilde ayakta tutmak her zamankinden daha hayati bir mecburiyettir.</p>

<p>Baran Dergisi</p></p>]]></turbo:content>
      <category>Haberler</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/toplumsal-cinsiyet-esitligi-mi-toplumsal-ifsad-seferberligi-mi</guid>
      <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 15:13:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2026/06/whatsapp-image-2026-06-25-at-163020-1.jpeg" type="image/jpeg" length="42823"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Norveç ilkokullarda yapay zeka kullanmayı yasaklıyor]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/norvec-ilkokullarda-yapay-zeka-kullanmayi-yasakliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/norvec-ilkokullarda-yapay-zeka-kullanmayi-yasakliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Eğitimdeki başarı oranlarında düşüş yaşayan Norveç, çocukların temel öğrenme süreçlerini korumak amacıyla ilkokullarda yapay zeka araçlarının kullanımına neredeyse tamamen yasak getirme kararı aldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Norveç hükümeti, dijitalleşmenin eğitim üzerindeki olumsuz etkilerini azaltmak adına bir adım daha atıyor.</p>

<p>Başbakan Jonas Gahr Stoere düzenlediği basın toplantısında, yapay zeka araçlarının kullanımının çocukların eğitimdeki kritik aşamaları atlamasına yol açma riski taşıdığını belirtti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Okullardaki en temel önceliğin çocuklara okuma, yazma ve temel matematik becerilerini kazandırmak olduğunu vurgulayan Başbakan, yeni kuralların ağustos ayının sonunda başlayacak olan yeni eğitim-öğretim yılından itibaren geçerli olacağını duyurdu.</p>

<p>Hükümet daha önce de okullardaki akademik başarıyı artırmak ve sınıf içi disiplini yeniden sağlamak amacıyla akıllı telefon kullanımını yasaklamıştı.</p>

<h2><strong>Yaş gruplarına göre kademeli sınırlama</strong></h2>

<p>Yeni düzenleme kapsamında, yaşları 6 ile 13 arasında değişen birinci sınıftan yedinci sınıfa kadar olan ilkokul ve ortaokul öğrencileri, genel bir kural olarak yapay zeka araçlarını hiç kullanamayacak.</p>

<p>Yaşları 14 ile 16 arasında olan lise öncesi kademesindeki öğrenciler ise bu teknolojileri ancak öğretmenlerinin sıkı gözetimi altında ve temkinli bir şekilde deneyimleyebilecek.</p>

<p>Hükümet, yalnızca 17-19 yaş grubundaki lise öğrencilerinin yapay zekayı uygun şekilde kullanmayı öğrenmesi gerektiğine inanıyor; böylece gençlerin yükseköğretime ve iş hayatına doğru yöntemlerle hazırlanması hedefleniyor.</p>

<h2><strong>Dijital tabletlerden kitaplara dönüş</strong></h2>

<p>Sınıflarda bilgisayar kullanımına 1990'larda, tablet kullanımına ise 2010'lu yılların başında başlayan Norveç, uzun süredir kitap ve el yazısına dayalı geleneksel eğitim modellerinden uzaklaşmıştı.</p>

<p>Ancak yapay zeka sınırlamasıyla eş zamanlı olarak hükümet, bu dijitalleşme akımını tersine çevirecek yeni bir yasa teklifi hazırlıyor. Sınıflarda tabletlerin ağırlığını azaltmayı hedefleyen yeni düzenleme, okullarda basılı kitap kullanımını artırmak için özel bir bütçe fonu oluşturulmasını öngörüyor.</p>

<p>Norveç'in teknoloji kullanımını sınırlamaya yönelik adımları sadece eğitim alanıyla da sınırlı kalmıyor.</p>

<p>Hükümet, çocukların dijital cihazlarla geçirdiği süreyi azaltmak amacıyla, dünyadaki benzer uygulamaları takip ederek 16 yaşından küçüklerin sosyal medya kullanımını yasaklamayı planladığını da daha önce kamuoyuna duyurmuştu.</p></p>]]></turbo:content>
      <category>Haberler</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/norvec-ilkokullarda-yapay-zeka-kullanmayi-yasakliyor</guid>
      <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 15:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2026/06/nprway.webp" type="image/jpeg" length="90488"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[MSB, Kıbrıs planı iddialarına dair konuştu: KKTC'nin güvenliği Türkiye'nin güvenliğidir]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/msb-kibris-plani-iddialarina-dair-konustu-kktcnin-guvenligi-turkiyenin-guvenligidir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/msb-kibris-plani-iddialarina-dair-konustu-kktcnin-guvenligi-turkiyenin-guvenligidir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Milli Savunma Bakanlığı, BM’nin Kıbrıs için yeni çözüm planı hazırladığı iddialarına karşı Türkiye’nin tutumunun değişmediğini açıkladı. MSB, Ada’da kalıcı çözümün ancak KKTC’nin egemen eşitliğine dayalı iki devletli modelle mümkün olacağını vurguladı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Milli Savunma Bakanlığı, Birleşmiş Milletler'in Kıbrıs'ta yeni bir çözüm planı hazırladığına yönelik basına yansıyan iddialara karşı kapıları net bir şekilde kapatarak, Ada'daki çözümün ancak iki devletli bir yapıyla mümkün olabileceğini yineledi. Haftalık basın bilgilendirme toplantısında konuşan MSB Basın ve Halkla İlişkiler Müşaviri Tuğamiral Zeki Aktürk, Kıbrıs Türk halkının haklarını yok sayan ve hassas dengeyi bozmayı amaçlayan adımların Türkiye açısından kesinlikle kabul edilemez olduğunu vurguladı.</p>

<p>MSB Basın ve Halkla İlişkiler Müşaviri ve Bakanlık Sözcüsü Tuğamiral Zeki Aktürk, Türk Kara Kuvvetlerinin 2235’inci kuruluş yıl dönümü dolayısıyla Kara Kuvvetleri Komutanlığında düzenlenen haftalık basın bilgilendirme toplantısında konuştu.</p>

<p>Tuğamiral Aktürk, basında yer alan BM Kıbrıs Planı iddialarına dair şu açıklamaları yaptı:</p>

<p>"Son günlerde Rum basını kaynaklı bazı medya organlarında, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin Kişisel Temsilcisi tarafından Kıbrıs meselesinin çözümüne yönelik yeni bir plan hazırlandığı ve söz konusu planın Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti nezdinde istişareye açılacağı yönünde iddialar yer almaktadır. Ada’da kalıcı, adil ve sürdürülebilir bir çözüm ancak Kıbrıs Türk halkının egemen eşitliği ve eşit uluslararası statüsünün teyit edilmesine dayanan iki devletli çözüm temelinde mümkündür. Bu temel gerçek göz ardı edilerek ortaya konulacak hiçbir girişim Kıbrıs Türk halkının iradesini yansıtmayacağı gibi bölgede kalıcı bir istikrar da sağlayamayacaktır."</p>

<p>Kıbrıs meselesinin çözümünde Türkiye'nin tutumunun açık, net olduğunu ve değişmediğini vurgulayan Aktürk, Kıbrıs Türk halkının haklarını yok sayan ve Ada’daki mevcut hassas dengeyi bozmayı amaçlayan hiçbir girişimin Türkiye açısından kabul edilemeyeceğini belirtti.</p>

<p>Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin güvenliğinin Türkiye’nin güvenliği olduğunu ifade eden Aktürk, "Dün olduğu gibi bugün ve yarın da Kıbrıs Türk halkının güvenliğini, huzurunu ve refahını korumak için kararlılığımız tamdır. Ülkemiz, garantör devlet sıfatıyla uluslararası anlaşmalardan ve uluslararası hukuktan kaynaklanan meşru hak ve yetkileri çerçevesinde Kıbrıs’ta barışın, güvenliğin ve istikrarın teminatı olmaya devam edecektir." ifadelerini kullandı.</p>

<h3><strong>Almanya'ya ait PATRIOT Hava Savunma Sistemi, ABD sisteminden görevi devraldı</strong></h3>

<p>Aktürk, NATO Daimi Savunma Planı kapsamında ittifakın hava savunmasının güçlendirilmesi maksadıyla Almanya’ya ait bir adet PATRIOT Hava Savunma Sistemi'nin Kürecik/Malatya’ya konuşlandırıldığını ve 24 Haziran 2026 tarihinde aynı bölgede konuşlu olan ABD PATRIOT Hava Savunma Sistemi’nden görevi devraldığını açıkladı.</p>

<h3><strong>Anadolu Kartalı Tatbikatı</strong></h3>

<p>Aktürk, Anadolu Kartalı Tatbikatı'na dair şu bilgileri paylaştı:</p>

<p>"22 Haziran-3 Temmuz 2026 tarihleri arasında icra edilmesi planlanan Uluslararası Anadolu Kartalı-2026 Eğitimi, güncel jeopolitik gelişmeler ile 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde Türkiye'de gerçekleştirilecek NATO Zirvesi dikkate alınarak revize edilmiş; söz konusu faaliyet, aynı tarihlerde Türkiye, Azerbaycan ve Mısır'ın katılımıyla "3'lü Kartal Tatbikatı" şeklinde icra edilmektedir. Tatbikata; Azerbaycan’dan 2 adet SU-25 uçağı ile Mısır’dan 5 adet F-16 uçağı katılım sağlamaktadır."</p>

<h3><strong>C-130J uçak tedariki hedefi</strong></h3>

<p>Hava kuvvetlerinin ihtiyaçları doğrultusunda yürütülen uçak tedarik sürecinin planlanan takvim çerçevesinde devam ettiğini belirten Aktürk, "Mevcut planlamaya göre, yıl sonuna kadar iki adet C-130J uçağının envantere katılması hedeflenmektedir. Kalan uçakların teslimatları ise belirlenen tedarik programı kapsamında peyderpey gerçekleştirilecektir." ifadelerini kullandı.</p>

<h3><strong>Sınırda terör mücadelesi</strong></h3>

<p>Aktürk, Türk Silahlı Kuvvetlerinin yürüttüğü terörle mücadele ve hudut güvenliği faaliyetleri hakkında bilgilendirme yaptı. Aktürk'ün açıklamasına göre son bir hafta içerisinde 7 PKK’lı daha teslim oldu. Harekat bölgelerinde mayın ve el yapımı patlayıcı ile mağara, sığınak ve barınak tespit ve imha çalışmalarına devam edildi.</p>

<p>Hudutlarda, 4’ü terör örgütü mensubu olmak üzere 434 şahıs yakalandı böylece 1 Ocak’tan bugüne kadar hudutlardan yasa dışı yollarla geçmeye çalışırken yakalananların sayısı 4 bin 968 oldu. Engellenen 985 şahıs ile birlikte bu yıl içerisinde engellenen kişi sayısı da 39 bin 290’a ulaştı. Ayrıca, son bir haftada Hakkâri hudut hattında yapılan arama-tarama faaliyetinde 55 kilogram (54.766 gram) uyuşturucu madde ele geçirildi.</p>

<h3><strong>"İsrail, uzlaşma çabalarının önündeki en büyük engel olmaya devam etmektedir"</strong></h3>

<p>Tuğamiral Aktürk, ABD ile İran arasında varılan mutabakatı memnuniyetle karşıladıklarını, mutabakatın korunması ve sürdürülen teknik müzakerelerde ilgili tüm tarafların sağduyulu ve sorumlu bir tutum sergilemesi konusundaki temennilerini yinelediklerini belirterek, şu açıklamaları yaptı:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>"İmzalanan mutabakata rağmen Lübnan’ın güneyinde işgaline devam edeceğini açıklayan ve bölgedeki saldırgan tutumunu sürdüren İsrail, uzlaşma çabalarının önündeki en büyük engel olmaya devam etmektedir. Sürecin sabote edilmesine yönelik girişimlerin önlenmesi bakımından uluslararası toplumun İsrail’in politikalarına karşı daha kararlı bir tutum sergilemesi ve somut adımlar atması gerekmektedir. Ülkemiz, bölgesel barış ve istikrarın korunmasını önceleyen yaklaşımını sürdürmeye ve bu yöndeki çabalara katkı sağlamaya devam edecektir."</p>

<p><i>Yeni Şafak</i></p></p>]]></turbo:content>
      <category>Haberler</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/msb-kibris-plani-iddialarina-dair-konustu-kktcnin-guvenligi-turkiyenin-guvenligidir</guid>
      <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 14:56:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2026/06/msb-kktcnin-guvenligi-turkiyenin-guvenligidir-16vv.jpg" type="image/jpeg" length="31404"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Libya'da bir aydır tutuklu bulunan Sumud aktivistleri İstanbul'a getirildi]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/libyada-bir-aydir-tutuklu-bulunan-sumud-aktivistleri-istanbula-getirildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/libyada-bir-aydir-tutuklu-bulunan-sumud-aktivistleri-istanbula-getirildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Libya’nın doğusunu kontrol eden Hafter güçleri Küresel Sumud Kara Konvoyu’ndan 10 uluslararası aktivisti Bingazi’de yaklaşık bir ay alıkoymasının ardından serbest bıraktı. MİT Başkanı İbrahim Kalın'ın devreye girmesiyle aktivistlerin bir kısmı İstanbul'a getirildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Terörist İsrail’in Gazze’de sürdürdüğü soykırım karşısında dünyanın sessizliğini fırsata çeviren bölgesel ve küresel aktörler, Filistin’e uzanan yardım koridorlarını engellemeye devam ediyor. Gazze’deki ablukayı karadan kırmak amacıyla yola çıkan Küresel Sumud Kara Konvoyu’nun müzakere heyetinde yer alan 10 uluslararası aktivist, Libya’nın doğusunu kontrol eden Hafter güçleri tarafından hukuka aykırı şekilde alıkonulmalarının ardından özgürlüklerine kavuştu. Yaklaşık 1 aydır Bingazi’de tutulan aktivistlerin serbest bırakılması, MİT Başkanı İbrahim Kalın’ın Bingazi’de Saddam Hafter ile yaptığı görüşmenin hemen ardından gerçekleşti. 24 Mayıs’tan bu yana özgürlüklerinden mahrum bırakılan aktivistler için Libya Dışişleri Bakanlığı ülkeden çıkarılma sürecinin başlatıldığını duyurdu. Serbest bırakılan aktivistlerden 6’sı dün İstanbul’a gelirken, 4 aktivist ise Tunus üzerinden Avrupa’ya geçti.</p>

<h3><strong>"Filistin'i unutturmayın"</strong></h3>

<p>31 gündür alıkonan isimlerden biri 24 yaşındaki Polonyalı aktivist Laura Kwoczala oldu. Hapishanede bulunduğu sırada apandisit ameliyatı geçirmek zorunda kalan Kwoczala, yaşadıklarını İstanbul Havalimanı’nda Yeni Şafak’a anlattı. Gazze’ye insani yardım ulaştırmak amacıyla yola çıktığını belirten Kwoczala, “Biz oraya yardımın Gazze’ye ulaştırılması için görüşme yapmaya gitmiştik. Ancak bunun yerine özgürlüğümüzden mahrum bırakıldık” dedi. Yaşananların hukuki hiçbir zemine dayanmadığını vurgulayan genç aktivist, “Biz gözaltına alınmadık, kaçırıldık. Olay sınır kapısında yaşanmadı. Daha kontrol noktasına ulaşmadan yolumuz kesildi. Ardından Yasa Dışı Göçle Mücadele Merkezi’ne götürüldük. Bize serbest bırakılacağımız ve Trablus’a gönderileceğimiz söylendi. Fakat daha sonra özel bir uçakla Bingazi’ye sevk edildik ve herhangi bir suçlama olmadan hapsedildik” diye konuştu. Yaşadıklarının Filistinlilere yapılan zulüm karşısında küçük kaldığını belirten Kwoczala, kamuoyuna “Filistin’i unutturmayın” çağrısında bulundu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3><strong>"Gazze ablukası kırılıncaya kadar konvoylar da filolar da yoluna devam edecek"</strong></h3>

<p>İstanbul Havalimanı’nda aktivistleri karşılayan Mavi Marmara Derneği Başkanı, Özgürlük ve Sumud Filosu Yönetim Kurulu Üyesi Beheşti İsmail Songür, “Arkadaşlarımız hiçbir gerekçe gösterilmeden 31 gün boyunca Libya’daki hapishanelerde tutuldu. Birçok ülkenin girişimi ve özellikle Türkiye’nin diplomatik çabaları sonucunda serbest bırakıldılar. Herkes şunu bilsin ki, Gazze ablukası kırılıncaya kadar konvoylar da filolar da yoluna devam edecek” dedi. İHH İnsani Yardım Vakfı Başkanı Bülent Yıldırım da “Dünya güçleri sessiz kalsa da biz sessiz kalmayacağız. Bu sefer daha fazla gemiyle Akdeniz’de olacağız. Yeni konvoylar hazırlanacak, yeni yürüyüşler yapılacak. İsrail’in baskıları mücadeleyi durduramayacak. Zafer Filistin’in olacak” şeklinde konuştu.</p></p>]]></turbo:content>
      <category>Haberler</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/libyada-bir-aydir-tutuklu-bulunan-sumud-aktivistleri-istanbula-getirildi</guid>
      <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 12:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2026/06/mit-devreye-girdi-kriz-as-620-2-41.webp" type="image/jpeg" length="60650"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Salih Mirzabeyoğlu'nun “Elif” isimli eserinin 2. baskısı çıktı]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/salih-mirzabeyoglunun-elif-isimli-eserinin-2-baskisi-cikti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/salih-mirzabeyoglunun-elif-isimli-eserinin-2-baskisi-cikti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu'nun “Elif” isimli eserinin 2. baskısı çıktı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu'nun<strong> </strong>"Elif – Resim Redd Kökündendir" adlı eseri, resim sanatını estetik, düşünce ve medeniyet perspektifinden ele alıyor. Eserde resim, yalnızca bir sanat dalı olarak ele alınmıyor; harf, kelâm, sembol ve insanın varlık idrakiyle birlikte değerlendirilen kapsamlı bir tefekkür alanı olarak işleniyor.</p>

<ul>
 <li>
 <h3><a href="https://www.aylikbaran.com/product-page/elif-salih-mirzabeyo%C4%9Flu" rel="nofollow"><span style="color:#e74c3c">Satın almak için tıklayınız</span></a></h3>
 </li>
</ul>

<p>Kitap adını, Arap alfabesinin ilk harfi olan "elif"ten alıyor. Mirzabeyoğlu, takdim bölümünde elifi bütün harflerin kaynağı olarak ele alırken, harflerin mânâ dünyası, ebced sistemi ve İslâm düşüncesindeki sembolik karşılıkları üzerinden resim hikmetine giriş yapıyor. Eserde, harflerin şekilleri ile varlık, insan ve kâinat arasındaki irtibat farklı yönleriyle inceleniyor.</p>

<p>"Resim Redd Kökündendir" yaklaşımı etrafında şekillenen eser, suret ile mânâ arasındaki ilişkiyi merkeze alıyor. Harflerin, kelâmın ve resmin ortak zemini üzerinde duran Mirzabeyoğlu, resim sanatının yalnızca estetik bir faaliyet olmadığını, insanın hakikat arayışına açılan bir ifade alanı olduğunu ortaya koyuyor.</p>

<p>Kitapta Batı resim anlayışı ile İslâm estetiği de karşılaştırılıyor. Pablo Picasso başta olmak üzere çeşitli sanatçılar üzerinden modern resim değerlendirilirken, İslâm hat sanatı, minyatür ve yazı estetiğinin resimle kurduğu ilişki ele alınıyor. Mirzabeyoğlu, Batı sanatını kendi tarihî gelişimi içinde değerlendirirken, İslâm medeniyetinin estetik birikimine ve harf merkezli sanat anlayışına dikkat çekiyor.</p>

<p>Eserin ortaya çıkış süreci de okuyucuyla paylaşılıyor. Cezaevinde kaleme alınan kitabın yazılışına, resim üzerine yapılan sohbetler ve dostlarının teşviki vesile oluyor. Bu yönüyle "Elif", yalnızca resim üzerine bir inceleme olmanın ötesinde, uzun yıllara yayılan fikrî birikimin sanat eksenindeki değerlendirmelerini de bir araya getiriyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Necip Fazıl Kısakürek'e dair hatıralar, rüyalardan hareketle yapılan değerlendirmeler ve sanat üzerine kaleme alınan denemelerin de yer aldığı eser, resim sanatına İslâm düşüncesi ve İbda fikriyatı çerçevesinden yaklaşan özgün bir çalışma niteliği taşıyor.</p>

<h3><i><u>Kitaptan bir alıntı:</u></i></h3>

<blockquote>
<p>İnsanın bütün arayışları, baş vurmaları, ümitleri boyunca gerçekleşen hareketleri, eşya ve hâdiseyi bir iç âlem düzeni peşinde tahakküm altına alabilmenin üslûbunu gösteriyor... Bilerek veya bilmeyerek Allah'a varış gayesini ve buna tâlip oluşu gösteriyor insan... Sanatın gayesini müşahhasta değil de mücerrette arayan Picasso'nun resimleri neyi göstermektedir? Onun eşyayı nasıl gördüğünü mü, yoksa bir iç âlem düzeni peşinde eşyayı ifâde vasıtası olarak kullanmanın renk ve çizgi dilini, üslûbunu mu? Ya sanatın gayesini müşahhasta arayan? Bir misal vereyim: Şuraya bir saksı koyulsa ve aynı sanat anlayışına sahib ressamlara resmi yaptırılsa, ressam sayısı kadar saksı resmi çıkar ki, görünenin aynen resmedilmesinde dahi ortaya çıkan bu fark, iç âlem düzeni peşindeki insanın tek tek yerine getirmeye mecbur olduğu memuriyetin itirafına dayalı üslûb farkıdır. Gayeyi müşahhasta arayıcılığın kökü de mücerret! Bu inceliği kavrayıştan hareketle, şahsiyetten, toplum ve fert ikiliğinde hangisinin hangisini belirleyişinden, sanattan, daha nelere kadar sarkabilirsin... Bu, iç oluş gayesinin belirttiği keyfiyetin zarureti hâlinde, bütün insanî verim şubelerinin dış oluş şartı!</p>
</blockquote>

<p><i>(Salih Mirzabeyoğlu, </i>Elif, s. 16)</p></p>]]></turbo:content>
      <category>Haberler, Kitap</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/salih-mirzabeyoglunun-elif-isimli-eserinin-2-baskisi-cikti</guid>
      <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 12:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2026/06/elif-salih-mirzabeyoglu.webp" type="image/jpeg" length="32899"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Üç Dünya]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/uc-dunya</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/uc-dunya" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Madde, hayat, ruh insan idrakinde içiçedir. Duyumlara bağlı kaldığı sürece, insan idraki sadece izafi değerlere yataklık eder, izafi değerleri seyredebilir. Mutlak, hür, tek ve ebedî olan, duyulara daima gizli kalmaktadır. Ondan etkilenmekle beraber onu çıplak bir idrâkle ele geçirememektedir. Mutlak, varlığın sırrıdır, onu varlığın dışından seyretmek çabası boşunadır. Süje için varlığın dışında durma çabası sun'i bir çırpınmadır. Ne doğmadan önce, ne doğduktan sonra, ne de öldükten sonra varlığın dışında olabiliriz.</p>

<p>Eflatun'dan, bilhassa Aristo'dan sonra, fizik âlem ile metafizik âlemleri ayrı mütalâa etmek ve insanı bu iki âlem arasında çırpınan subjektif bir kıymet durumunda ele almak moda olmuştur. İlim adamları fiziği, filozoflar metafiziği kurcalarken, sanatkâr insanın iç dünyasını çığlık çığlık ifade etmeye çalışmıştır. Öte yandan bazıları, fizik âlemi, bazıları metafizik âlemi, bazıları da insanın ruh dünyasını inkâr etmeye çalışmışlardır. Gerçek âlemin hangisi olduğu hususunda Eflatuncu, Hegelci, Demokritçi, Marksçı görüş ve diyalektikler ortaya konmuştur. Âlemler gerçek gölge, madde-ruh, tez-antitez... durumuna sokulmuş; ikiliklerden bir türlü kurtulmak mümkün olamamıştır.</p>

<p>Gerçekten de, kitabımızın başından beri açıklamaya çalıştığımız gibi, duyularımızın yakaladığı varlık fikri ile şuurumuzun aradığı varlık fikri biribiri ile çatışıp durmaktadır. Varlık insan idrakine aynı anda başka türlü görünmektedir. Duyularımızda somutlaşan dünya, şuurumuzda soyutlaşmaktadır. Duyularımdan gelen sınırlılık fikri, şuurumdaki sonsuzluk fikri ile karşılaşmakta, objelere ait verilerin bana telkin ettiği fânilik fikri yerine, şuurumda ebedîlik özlemini yakalamaktayım. Duyularıma kalırsa, âlem objeler mahşeri halindedir, sınırlı, fâni, esir, maddî parçacıkların içinde çırpınmaktayım. Şuuruma bakarsam sonsuz, ebedî hür ve ruhî bir tek varlık dünyasına bağlanmaktan başka çıkar yol yoktur. Duyularım sınırlı, fâni, esir maddî parçacıkların dünyasını; şuurum, sonsuz, ebedî, hür, manevî bir tek Mutlak Var'a ait âlemi işaret etmektedir. Subjektif benliğim önce duyular dünyasına eğiliyor, sonra içimden buna karşı bir isyan çığlığı yükseliyor. Acaba ben şu anda hangi âlemde yaşamaktayım. İdrakim, duyular dünyasında, sınırlı, fâni, esir, maddî parçacıkların ateşli boğuşmalarını gözlüyor ve bundan irkiliyor. Hürriyete, ebediyete, sonsuzluğa ve birliğe doğru büyük bir hamle ile atılmaya çalışıyor.</p>

<p>Bir tarafta duyularımın yakaladığı objeler dünyası, ki bazan bana hararet farklarından doğan kaotik bir âlem, bazan da katı determinizmin sımsıkı ilişkileri içinde hapsedilmiş parçacıklar âlemi olarak gözüküyor. Öte yandan şuurumun özlediği sonsuzluk, ebedîlik, hürriyet, birlik ve mutlaklık âleminde yaşıyorum. İkisinin arasında bir köprü gibi subjektif benliğimin bu iki âleme kendini katma çabası içinde nasıl çırpındığını gözlüyorum. Bir tarafta objektif âlem, arada subjektif âlem, diğer tarafta mutlak âlem. Duyularımın yakaladığı âlem, şuurumun yakaladığı âlem ve ikisi arasında kendini arayan insan.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Duyularım termodinamik âlemden etkilenirken, şuurumda Mutlak'a, sonsuza, hürriyete ve ebediyete karşı bitmez ve tükenmez bir özlem ve hayranlık bulmaktayım. Subjektif benliğim, elem ve haz arasında gidip gelirken kendi içinde tamamen kendine has bir âlem bulmaktadır. Böylece bir tarafta ateş ve buharın çevrelediği esaret, diğer tarafta hürriyet ve ebediyet; ara yerde dramatik bir subjektif dünya.</p>

<p>Cehennem, Âraf ve Cennet'in gölgeleri sanki insanın idrakine kadar uzanmış durumda. Bu kavramların varlıklarını insanın idrakinde de sürdürdüklerini apaçık görüyoruz. Bir bütün ifade eden ruhî hayatımızın tahlilinden bu üç âleme ait izler ve çizgiler yakalayabiliriz. Duyularım Cehennemin kokusunu aldığı halde, şuurum Cennet'in özlemi ile dolu. Subjektif varlığımı ise, mahşer yerinin kavurucu ve ürpertici muhasebesi içinde görmekteyim. Sanki ateş ve buhar dünyasındaki kaos yahut esaret, öte'de kaynayıp duran Cehennemin idrâkimdeki ifadesidir. Ebediyete, hürriyete, sonsuza, birliğe, kısacası Kâdir-i Mutlak'a inanmayan; gerçeği duyularında arayan idrakler, cehennemî azaptan ölmeden önce de kurtulamayacaklardır. Kaosla determinizm arasında çırpınacak, kendilerini manasız, fâni, sınırlı, esir bir idam mahkûmu gibi hissedeceklerdir. Duyulara dayanan bir varlık, bir yaşama, bir lezzet ve haz arayacaklardır. Bu konuda bitmez ve tükenmez bir açlık hissedeceklerdir. İçlerindeki ve şuura ait ebedîlik, hürlük, sonsuzluk ve birlik özlemini, ya şuurlarını uyuşturmak sureti ile yatıştırmaya, ya da bu özlemlerini duyular dünyasında gerçekleştirmeye çalışarak boşuna ve ümitsizce bir çaba ile ömür tüketeceklerdir. Çünkü duyular dünyasında ebedîlik, sonsuzluk, hürlük, birlik ve mutlaklık gerçekleştirilemez.</p>

<p>Cennet duyular üstü âleme ait bir gerçek olarak, şuurumun Mutlak Varlık'ta ebedîleşme, hürleşme, sonsuzlaşma, birlik'te ve mutlaklıkta erime veya var olma çabasına ve arzusuna cevaptır. Sınırlılık fânilik, esirlik ve izafilik duygularından kurtulan insan idraki artık ölmeyeceğine inanır. Duyuların yakaladığı izafi değerlerde tatmin aramaz. İdrakini birlik, ebedîlik, hürlük ve hayranlık havası sarar. Duyular dünyasını ayakları altında hisseder. Orada rüyada yaşar gibi yaşar; etrafındaki fâni kıpırdanışlara bir şehit gibi bakar. Herşeyini feda ettikten sonra sonsuzlukta, ebediyette, hürriyette her şeyi bulan ve her şeye sahip bir şehit gibi.</p>

<p>Böyle bir idrak, bir şizofren gibi objeler dünyasına kapalı değildir; bilakis objeler dünyasını şuurlu bir kritiğe tâbi tutarak o dünyanın sınırlayıcı, hapsedici, esir edici, öldürücü ve geçici çehresini ürpererek görür.</p>

<p>Âraf, Cehennem ve Cennet arasındaki bu geçit dönemi, subjektif âlemime ne kadar benziyor? Altında Cehennemi, üstünde Cenneti arayan ve çırılçıplak bir nefs muhasebesi içinde kıvranan insan, herşeye rağmen Cenneti özlemektedir. Hem duyuların elem ve hazzını yaşar, hem de ebediyete, hürriyete hasret duyar. Hem Cehennemden kaçan, hem de Cennete uzak kalan insanın hazin macerası Âraftaki bekleyiş gibidir. Şimdi soralım: İnsan acaba hangi dünyada yaşamanın çilesini çekiyor? Bizce insan idraki henüz bu problemi çözememiştir. Gerçekten de biz hangi âlemin adamlarıyız? Sınırlılığa, sonluluğa, esirliğe... karşı kendi idrâkinde isyan haykırışları duyan insan acaba hangi dünyanın adamıdır?</p>

<p>İçinde doğduğumuz, yaşadığımız ve ölümü tattığımız dünya sınırlılığı, sonluluğu, esareti, kemmiyeti ifade ettiğine göre, bu dünyaya Mutlak Dünya diyebilir miyiz? Duyularımla kontrol ettiğim dünya izafi ve zahirî bir dünyadan ibaret gözükmektedir. Madde dünyası, kendini çevreleyen yokluk fikrinden kurtulamaz. Varlık fikri, sınırlılığı, sonluluğu, parçalılığı, esareti reddetmek mecburiyetindedir. Varlığın tükeneceği bir sınır ve son olamaz, aksi halde varlık yoklukla sınırlı olacaktır ki, bu çelişik bir hükme varmayı gerektirecektir. Daha önceden de belirttiğimiz gibi sınırlı parçacıkları istediğiniz kadar yanyana koyunuz, sonsuza ulaşamazsınız, esir parçacıklar dünyasını asla hürleştiremezsiniz. Bu, duruma göre, duyuların dünyası, insan idrakinin özlediği ebedîlik, sonsuzluk, hürriyet konularında yetersiz kalmakta, insanı tatmin edememektedir. İnsan idraki, duyular dünyasını aşma cehdini de beraber getirmiştir. İnsan sonsuzluğa, ebediyete, hürriyete ve mutlaklığa hasrettir. Bu konuda tatmin aramaktadır. Aksi halde fânilik, esaret, mânâsızlık ve izafilik bizi bunaltır. Duyular dünyası bir ıstırap dünyası hâline gelir. Birçok canlılar varlığın duyumuna varıyor, ancak onu kaostan düzene, düzenden hürriyete doğru idraklerinde yüceltemiyorlar. Ancak insan idrakidir ki bu merhaleleri aşabilmektedir. Dr. S. Freud, insanın bu realitesini marazîlikle damgalamaya çalışırken, hayvan idrakini ölçü olarak almışa benziyor. Bizim şuurumuz gerçekte Varın Şuuru'dur. İnsan şuuru çoktan bir'e, sınırlıdan sonsuza, esaretten hürriyete, ölümlüden ebediyete, izafiden mutlak'a yaklaştıkça Gerçek Var'ın şuuruna yaklaşır. Zaman zaman peygamber idraki bu şuuru temsilde insan idrakinin zirvesini ifade eder. Bu muhteşem idrakin Mutlak Var ile en yakın olduğu ân Vahiy ânıdır.</p>

<p>İlim adamı, kaosu düzene doğru zorlarken, sanatkâr bu düzeni insanîleştirmek ister. Peygamberler de, zahirî olan kaosu ve düzeni mutlak ve hür bir yaratma iradesinde eritmek çabasını getirirler.</p>

<p>Peygamberler öte dünyayı mutlak olarak ve duyular dünyasını zahirî olarak gösterirlerken insan idrakinin ulaşabileceği nihai gerçeği işaret etmektedirler. Davaların davası, duyular dünyasında bulunurken öte dünyayı anlayabilmekte ve yaşayabilmektedir. Büyük peygamber Hazret-i Muhammed, bir hadisinde "Siz şimdi uykudasınız, öldüğünüzde uyanacaksınız." diye bildiriyor. Bu idrake ulaşan insan ölümsüzlüğü, Kâdir-i Mutlak'a teslimiyeti en yakıcı bir gerçek olarak bilir. Kur'an-ı Kerim'de bu hususu açıklayan ayetlerden ikisini okuyalım:</p>

<p>"Onlar (bu) dünya hayatından (yalnız) bir dış (tarafı) bilirler. Ahiretten ise onlar gafillerin tâ kendileridir." (2)</p>

<p>"Bu dünya hayatı bir eğlenceden, bir oyundan başka bir şey değildir. Ahiret yurdu(na gelince) şüphe yok ki o, (asıl) hayatın tâ kendisidir; (bunu) bilmiş olsalardı." (3)</p>

<p>(2) Kur'an-ı Kerim, (Er-Rûm suresi, ayet 7).</p>

<p>(3) Kur'an-ı Kerim, (El-Ankebût suresi, ayet 64).</p>

<p><i>Seyyid Ahmet Arvasî, İnsan ve İnsan Ötesi, s.48-52</i></p></p>]]></turbo:content>
      <category>İktibas</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/uc-dunya</guid>
      <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 11:59:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2026/06/asau.jpg" type="image/jpeg" length="29213"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Danimarka ezanı yasaklamaya hazırlanıyor]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/danimarka-ezani-yasaklamaya-hazirlaniyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/danimarka-ezani-yasaklamaya-hazirlaniyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Danimarka Göç ve Uyum Bakanı Morten Bødskov, Müslümanları hedef alarak kamusal alanda ezan sesini tamamen yasaklamak için hukuki inceleme başlatılacağını duyurdu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Yıllarca dünyaya "inanç özgürlüğü", "demokrasi" ve "insan hakları" dersi vermeye kalkan Batı, kendi sınırları içerisindeki İslami varlığa tahammül edemediğini bir kez daha kanıtladı. Danimarka Göç ve Uyum Bakanı Morten Bødskov, ezan sesini tamamen yasaklamak için ''hukuki'' inceleme başlatılacağını duyurdu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Danimarka'nın Göç ve Uyum Bakanı Morten Bødskov, Müslümanları ve İslami sembolleri hedef alan skandal açıklamalara imza attı. Kamusal alanda İslam’ın görünürlüğünün arttığını öne süren Bødskov, Danimarka Haber Ajansı Ritzau'ya verdiği demeçte adeta nefret kustu:</p>

<p>"Ezan Danimarka çatıları üzerinde duyulmamalı. Danimarka'da dolaşırken kendinizi İslamabad'ın bir banliyösünde hissediyor olmamalısınız."</p>

<p>Pek çok Müslüman ülkede, yüzyıllardır kiliseler aslına uygun olarak korunuyor, restorasyonları devlet eliyle yapılıyor ve Hristiyan vatandaşlar ibadetlerini özgürce yerine getiriyor.</p>

<p>Hiçbir Müslüman ülkenin "Burası Vatikan banliyösü değil" diyerek kiliseleri kapatmadığı, çan seslerini yasaklamadığı gerçeği ortadayken; Danimarka’nın ezan sesini "kamusal alanı işgal" olarak nitelendirmesi tam bir ikiyüzlülük değil midir?</p>

<p>Bu hamle, Danimarka hükümetlerinin Müslüman azınlığın sesini kısmaya yönelik ilk girişimi de değil. Bakan Bødskov'un bu önerisi; daha önce 2020 ve 2025 yıllarında da gündeme getirilen ancak hukuki ve toplumsal engellere takılan ezan karşıtı yasal düzenleme çabalarının üçüncü perdesi olarak kayıtlara geçti.</p>

<p><i>Doğruhaber</i></p></p>]]></turbo:content>
      <category>Haberler</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/danimarka-ezani-yasaklamaya-hazirlaniyor</guid>
      <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 11:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2026/06/ezanpng-w4b-c73-kz-u-4-m-h-n-h-ilan-q.webp" type="image/jpeg" length="56341"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Çıfıtların kundaklama tehdidine karşı Batı Şeria'da buğday hasadı erken başladı]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/cifitlarin-kundaklama-tehdidine-karsi-bati-seriada-bugday-hasadi-erken-basladi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/cifitlarin-kundaklama-tehdidine-karsi-bati-seriada-bugday-hasadi-erken-basladi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İşgal altındaki Batı Şeria’da Filistinli çiftçiler, terörist Yahudi yerleşimcilerin saldırı ve kundaklama tehdidine rağmen buğday hasadını sürdürüyor. Mahsullerini korumak isteyen çiftçiler, buğdayı tarlada bırakmadan hızla belde merkezine taşıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İşgal altındaki Batı Şeria’nın kuzeyinde yer alan Sincil beldesindeki Filistinli çiftçiler, topraklarını gasbeden terörist Yahudilerin silahlı saldırı, yağma ve kundaklama tehditlerine rağmen buğday hasadına başladı. Geçmiş yılların aksine, buğdayı tarlada harmanlamak yerine yerleşimcilerin yakması ya da çalması korkusuyla hızla kamyonlara yükleyip belde merkezine kaçıran çiftçiler, zorlu bir hayatta kalma mücadelesi veriyor.</p>

<p>Ramallah'ın kuzeyindeki Sincil beldesinin doğu ovasında, Filistinli çiftçiler için hayati öneme sahip 300 dönümlük buğday arazisinde bu yıl hasat, tam bir can pazarına dönüştü. Bölgeyi tamamen insansızlaştırmak ve Filistinlileri topraklarından sürmek isteyen yasa dışı yerleşimciler, buğday tarlalarını defalarca yakma girişiminde bulundu. Terörist İsrail güçlerinin koruması altındaki yerleşimcilerin fiziki saldırılarına uğrayan çiftçiler, mahsullerinin kül olmaması veya gasp edilmemesi için hasat takvimini erkene çekerek adeta zamanla yarışıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Filistinli çiftçilerin can güvenlikleri ve emeklerini korumak adına bu yıl çalışma yöntemlerini tamamen değiştirmek zorunda kalıyor. Normal şartlarda biçilen buğdaylar tarlanın içinde harmanlanırken, bu yıl yerleşimcilerin gece yarısı buldozerlerle tarlalara yol açması ve sabotaj ihtimali nedeniyle buğdaylar hızla traktör ve kamyonlara yükleniyor. Toplanan mahsul, emniyetli bir alan olan belde merkezine taşınarak harmanlanıyor. Topraklarını terk etmemekte kararlı olan çiftçilere, yasa dışı yerleşim karşıtı aktivistler ve beldenin gençleri de nöbet tutarak destek veriyor.</p>

<p><i>AA</i></p></p>]]></turbo:content>
      <category>Haberler</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/cifitlarin-kundaklama-tehdidine-karsi-bati-seriada-bugday-hasadi-erken-basladi</guid>
      <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 10:36:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2026/06/3f5093d9-namlularin-golgesinde-bugday-hasadi-bati-seriada-filistinli-ciftciler-kundaklama-tehdidi-altinda.webp" type="image/jpeg" length="97089"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anlaştılar da ne konuda anlaştılar?]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/anlastilar-da-ne-konuda-anlastilar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/anlastilar-da-ne-konuda-anlastilar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İran için bu anlaşma, sadece savaştan kurtulma ve üstüne bir de 300 milyar dolarlık Amerikan yardımı alması; Trump için ise bu anlaşma ile bir siyasal bir ölüm-kalım badiresinden atlatabilmek için İran’ın vize vermesi anlamına geliyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Trump’ın Amerika’yı mı, Siyonizmi mi temsil ettiği belli olmayan damadı Jared Kushner, arkalarda—tabiri hoş görün—sırık gibi dikiliyor; özel temsilcisi Steve Witkoff, sorumluluk almak istemeyen bir ifade ile kenarda duruyor; Başkan Yardımcı JD Vance, “Benim burada ne işim var?” der gibi bir bakış ile Pakistan başbakanı Şahbaz Şerif ile Katar dışişleri bakanı Muhammed El-Thani arasında şaşkın, adeta bir şeyler olmasını bekliyor!</p>

<p>İran tarafı, heyetinden video ve fotoğraf gelmeyen, mesela “Görüşmeleri terk ediyoruz!” dediklerinde sadece toplantı mahallini mi, yoksa İsviçre’yi mi terk ettiklerini anlamak için medyanın Tahran’a sorduğu bir kaos içinde. Ama sonunda, nasıl olduğu hala belli olmayan bir gelişme oluyor ve ABD başkanı anlaşmanın sağlandığını, Hürmüz’ün açıldığını bildiriyor.</p>

<p>Bu açıklama, uluslararası medya kadar, Bürgenstock’taki İran ve ABD heyetleri, iki ülke dışişleri ve savunma bakanlıkları için de haber değeri taşıyordu ki; İran sözcüsü, “Sadece 60 günlük süreç başladı!” diye düzeltme ihtiyacını hissetti. İsrail’in Hizbullah saldırılarına karşılık olduğu iddiasıyla ikisi çocuk altı sivili öldürdüğü saldırılar üzerine Cumartesi akşamı “kesilen” görüşmelerin, nasıl oldu da Pazar günü yeniden başlayıp iki buçuk saat içinde 60 günlük bir müzakere planı üzerinde anlaşma sağlandığı, umulur ki bu süreç içinde anlaşılır. Ancak şurası açık ki, her ne kadar Versay Sarayı’ndaki önceden planlanmamış “Mutabakat Zaptı” imza töreni, Amerikan ve Fransız dışişleri bakanları için sürpriz olsa da yemekte bulunan Amerikan JP Morgan Chase bankası başkanı Jamie Dimon, özel yatırım şirketi Blackstone’un başkanı Stephen Schwarzman ve diğer iş dünyası liderleri için merakla beklenen bir olaydı. Çünkü 7 gün önce, ABD Stratejik Petrol Rezervinin 1983’ten bu yana en düşük seviyeye düştüğüne ilişkin haberi sebebiyle “paniğe kapılanlar” arasında Amerikan bankalarının da adı vardı. Hatta Jamie Dimon, bizzat, “İran’daki savaş nedeniyle fiyatlarda önemli şoklar yaşanacağını, enflasyonun kalıcı hale gelmesine yol açabileceğini” ifade etmişti. Trump’ın, meşhur imzasını attıktan sonra Dimon’a baş parmağını kaldırarak, “İstediğin oldu!” işareti yaptığı dikkat çekmişti.</p>

<p>Özetle, o gece apar topar İsviçre’ye yollanan ABD başkan yardımcısının İran’la görüşmeleri başlatamaması gibi bir seçeneği yoktu. Trump yönetiminin içine sürüklendiği İran’a karşı İsrail savaşının yol açtığı hasarı en aza indirmek için, İran’la anlaşması şarttı.</p>

<p>Şimdiki durumda el üstünlüğünün İran’da olduğu bir gerçek. ABD medyasında Trump’ın İran savaşından çekileceğine ve İsrail’in de Lübnan’a saldırmamasını sağlayacağına inanmadığını ifade edenler çoktu. Bu yaygın kuşkuya rağmen, 60 günlük sürecin öyle ya da böyle başlamış olması, sadece 130 gün kalan Amerikan ara seçimlerinin Trump ve Cumhuriyetçiler için ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. 60 günün sonunda, Trump’ın önünde, seçmenleri İsrail’i değil ABD’yi “büyütmek” için çalışacağına ikna edebilmek için iki ay kalmış olacak. Bu süre, Trump’ın Amerika’yı Yeniden Büyütelim (MAGA) sloganıyla, iki yıl önce peşine takmayı başardığı orta sınıfı yeniden ikna etmesine yeter mi?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hele şimdi bir de tüm Amerika’yı değilse bile genç kuşağı etkisine almış olan İsrail’in Filistinli soykırımına ortak olmama akımı varken, Trump’ın da Cumhuriyetçilerin de işi zor. 2020 seçimlerini kaybeden ama yine de zafer ilan eden Trump’ın bu kez seçimleri megalo-manyak açıklamalarla savuşturamaz. Çünkü araseçime katılacak Cumhuriyetçilerin karşısındaki Demokratlar kamuoyu yoklamalarında daha şanslı görünüyor. Cumhuriyetçi milletvekilleri ve senatörler, Kongre’nin her iki kanadında da çoğunluğu kaybederse, kesin olmamakla birlikte, Trump da Beyaz Saray’a veda edebilir.</p>

<p>İran için bu anlaşma, sadece savaştan kurtulma ve üstüne bir de 300 milyar dolarlık Amerikan yardımı alması; Trump için ise bu anlaşma ile bir siyasal bir ölüm-kalım badiresinden atlatabilmek için İran’ın vize vermesi anlamına geliyor.</p>

<p><i>Hakkı Öcal, Milliyet</i></p></p>]]></turbo:content>
      <category>İktibas</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/anlastilar-da-ne-konuda-anlastilar</guid>
      <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 10:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2026/06/irandba.jpg" type="image/jpeg" length="20021"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ABD'nin yaptırımlarıyla hayatları felç edilen UCM yargıçları karşı dava açtı]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/abdnin-yaptirimlariyla-hayatlari-felc-edilen-ucm-yargiclari-karsi-dava-acti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/abdnin-yaptirimlariyla-hayatlari-felc-edilen-ucm-yargiclari-karsi-dava-acti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[UCM yargıçları, Netanyahu ve terörist İsrail yetkilileri hakkında çıkardıkları tutuklama kararları sonrası ABD’nin kendilerine uyguladığı yaptırımlara karşı New York’ta dava açtı. Yargıçlar, yaptırımların hem kişisel hayatlarını felç ettiğini hem de uluslararası yargı bağımsızlığını hedef aldığını dile getirdi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Uluslararası Ceza Mahkemesinin (UCM) üç yargıcı, ABD'nin kendilerine uyguladığı yaptırımlara karşı New York Güney Bölgesi Mahkemesinde dava açtı.</p>

<p>UCM Yargıcı Kimberly Prost tarafından kendisi ve iki meslektaşı adına yapılan açıklamada, Haziran ve Ağustos 2025'ten bu yana UCM yargıçları olarak yalnızca yargı görevlerini yerine getirdikleri için ABD yönetimi tarafından kendilerine yaptırım uygulandığı belirtildi.</p>

<p>Açıklamada, 'Bu yaptırımlar kişisel yaşantımızı birçok yönüyle derinden etkiledi. Ancak daha da önemlisi, bunlar yargı bağımsızlığına yönelik bir saldırı ve Mahkemenin ağır suçların mağdurlarına adalet sağlamaya yönelik önemli çalışmalarına bir tehdit oluşturuyor.' ifadesine yer verildi.</p>

<p>Bu nedenle yargıçların, şahsi olarak bu yaptırımlara karşı ABD yargı sistemi aracılığıyla itiraz etmeye karar verdiği ve New York Güney Bölgesi Mahkemesinde yaptırımlara karşı dava açtığı belirtildi.</p>

<p>'Davamızın ABD mahkemeleri tarafından adil ve nesnel bir değerlendirmeye tabi tutulacağına ve ilgili olgular ve hukuk temelinde dikkatle analiz edileceğine tam olarak güveniyoruz.' ifadesi kullanılan açıklamada, yaptırımlar sebebiyle Başkan'ın yasal yetkisini aştığı, ABD Anayasası'nın beşinci maddesini ihlal ettiği ve yaptırımların İdari Usul Yasası'na aykırı olduğu aktarıldı.</p>

<h3><strong>Yahudi lobisinin baskısıyla yaptırıma maruz kalan UCM yargıçları</strong></h3>

<p>ABD yönetimi, UCM'nin terörist İsrailli yetkililer ve özellikle Başbakan Binyamin Netanyahu hakkında çıkardığı tutuklama emirleri sonrasında Şubat, Haziran ve Ağustos 2025'te yayımladığı kararnamelerde, UCM Başsavcısı Kerim Han ile savcı yardımcıları Mame Mandiaye Niang, Nazhat Şamim Han ve 8 UCM yargıcının (Uganda, Peru, Benin, Slovenya, Fransa, Kanada, Gürcistan ve Moğolistanlı hakimler) yaptırım listesine alındığını duyurmuştu.</p>

<p>ABD, UCM yetkililerinin yanı sıra BM Filistin Özel Raportörü Francesca Albanese ve 3 önde gelen Filistinli sivil toplum kuruluşunu yaptırım listesine almıştı.</p>

<p>Yaptırımlar nedeniyle söz konusu yargıç ve savcılar kişisel mal varlıklarına erişemez hale gelirken, Microsoft, Visa ve Mastercard gibi şirketler tarafından kullanılan finansal sistemlerden de dışlandı.</p>

<p>UCM, ABD'nin yaptırım kararlarını 'bağımsız adalet kurumuna yönelik açık saldırı' olarak nitelendirmiş, BM ise yaptırımların 'uluslararası adaletin temelini zedelediği' uyarısında bulunmuştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><i>AA</i></p></p>]]></turbo:content>
      <category>Haberler</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/abdnin-yaptirimlariyla-hayatlari-felc-edilen-ucm-yargiclari-karsi-dava-acti</guid>
      <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 09:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2026/06/1919474.jpg" type="image/jpeg" length="10415"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[O derin sızı]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/o-derin-sizi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/o-derin-sizi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Çünkü kalbi, eğer onu halis tutabilirse, doğru istikameti gösterecek tek pusuladır. Bu kadar kafa karıştırıcı dış sesin arasında insan iç sesinin ne dediğine mutlaka can kulağını vermelidir. Çünkü hakikatin mahalli kalptir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İnsanlar hakkında bizi şaşırtan şeylerin azalması, bir başka deyişle herkesin kolayca tahmin edilebilir kişiliklere dönüşmesi her geçen gün kendimiz gibi olma cesaretini yitiriyor olmamızdan. Herkes gibi olmanın kutsandığı, olmayanların bir çeşit maluliyet içinde olduğu bir zamanda yaşıyoruz. Görünüşümüzden davranışlarımıza, beğendiklerimizden nefret ettiklerimize, beklentilerimizden hayallerimize kadar hemen her halimizde günün geçerli belletilen standartlarına uymak zorunda bırakılıyoruz adeta. Trendler sadece zevklerin ve renklerin değil, hayatın da yerini alıyor hızla. Çünkü ezberleri ifa etmeye yaşamak denemez, hayatın otomasyonu bu artık!</p>

<p>“İnsanların neler yapabileceği önceden asla bilinmez, beklemek, zamana zaman tanımak gerekir, hükmeden zamandır, zaman kumar masasının diğer tarafındaki oyuncudur ve iskambil kâğıtlarının tümü onun elindedir, bize düşense hayat -kendi hayatımız- karşılığında kartları tahmin etmektir” diye yazmış Jose Saramago, meşhur eseri ‘Körlük’te.</p>

<p>İçinden geleni yapmak! İnce düşünülürse insanı fıtrî güzergâhına oturtacak zenginlikte bir muhtevaya sahip olduğu görülebilir bu deyimin. Ama bugünün insanı için işler bu kadar kolay değil ne yazık ki! Her şeyin dışından dayatıldığı bir zamanda insanın içinden bir şey gelse bile nereden bir yol bulup insana ulaşabilir? Bu kaotik dünyanın gürültüsü, beynimizi didikleyen bütün bu güdüler, bütün bu kodlar zihnimizi bir uçtan bir uca işgal etmişken içimiz sesini bize nasıl duyurabilir? İçimize o kadar kapalı bir dünya ördük ki etrafımıza, derin bir sızıdan başka söyleyecek bir şeyi kalmadı içimizin bize?</p>

<p>İnsan kendini unutur ama içi insanı unutmaz. Çünkü unutamaz, insanın insanlığı, yani cevheri içinde dürülüdür. İnsanın kendinden uzakta oluşu içinin yerini unutmasındandır. Ona insanlığının membaının, yani özünün, yani cevherinin, yani içinin unutturulmasındandır. Bir an için bile olsa içine yolu düşen herhangi biri, mütemadiyen hissettiği ama sebebini bilemediği o ince sızının içinin kendine geri dönmesi için yaptığı bir çağrı olduğunu bilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Merhum Aliya İzzetbegoviç’in ‘Özgürlüğe Kaçışım’ isimli kitabından insanın içine derin ve bir o kadar da aydınlatıcı bir bakış: “Ruh da beden gibi acır. Bazı günler, tıpkı fırtına öncesi eski yara izlerinin sızlaması ve hayat boyu biriken ve bir an unuttuğunuz darbelerden dolayı kemiklerinizin ağrıması gibi ruhun üzerindeki tüm yara izleri, zamanla sinmiş olduğunu düşündüğünüz bütün o eski acılar bir anda ‘parlayıverir’. O günlerde moraliniz düşüktür, kendi kendinizle kalırsınız; hiçbir şeyin kaybolmadığını, yok olmadığını, özellikle de acıların ve kötü anıların kaybolmadığını kendinize hatırlatmak için yaraları açılan ruhunuzla uğraşırsınız. O acılar ve anılar bir süreliğine siner, bilinmez bir derinliğe doğru çekilir, tıpkı şimdi çekilecekleri gibi. Artık gözleriniz tekrar ışık almaya başlayacak. Gelecek sefere kadar.”</p>

<p>İnsan nihai anlamda içinden geldiğini yapmalı, içinden geldiği gibi yaşamalıdır. Elbet dünya hayatının zorlukları vardır, engelleri vardır, kısıtlamaları vardır. Ama istikameti içinin seçmesine izin vermelidir insan. Çünkü kalbi, eğer onu halis tutabilirse, doğru istikameti gösterecek tek pusuladır. Bu kadar kafa karıştırıcı dış sesin arasında insan iç sesinin ne dediğine mutlaka can kulağını vermelidir. Çünkü hakikatin mahalli kalptir.</p>

<p>Ama ya nefsaniyetin sesi? O da içimizdeki bir fısıltı değil mi nihayetinde? Evet, o da içimizdeki bir fısıltı ama içimizden gelen bir ses değil! İnsan bu ikisini birbirinden ayırt edebilmek için kendi kalbinin sesine aşinalık kesp etmeli. Nasıl olacak bu? Herhalde dış seslere tamamen açılıp, kendi iç sesimize sağırlaşarak değil!</p>

<p><i>Gökhan Özcan, Yeni Şafak</i></p></p>]]></turbo:content>
      <category>İktibas</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/o-derin-sizi</guid>
      <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 09:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2026/06/derin-sizi.webp" type="image/jpeg" length="26269"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Trump: Ankara'daki NATO zirvesine Erdoğan'a saygımdan dolayı geleceğim]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/trump-ankaradaki-nato-zirvesine-erdogana-saygimdan-dolayi-gelecegim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/trump-ankaradaki-nato-zirvesine-erdogana-saygimdan-dolayi-gelecegim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[ABD Başkanı Donald Trump, Oval Ofis’te yaptığı açıklamada Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan için “güçlü bir lider” ifadelerini kullandı. Trump, Türkiye’nin askeri gücüne ve savunma sanayisine övgü yaparken Erdoğan’a duyduğu saygı nedeniyle Türkiye’ye geleceğini söyledi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>ABD Başkanı Trump, NATO Genel Sekreteri Mark Rutte ile Beyaz Saray Oval Ofis'te düzenlediği basın toplantısında gündeme ilişkin soruları yanıtladı.</p>

<h3><strong>"ERDOĞAN'A DUYDUĞUM SAYGIDAN DOLAYI TÜRKİYE’YE GELECEĞİM"</strong></h3>

<p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hakkında konuşan Trump, "Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan büyük bir lider, çok güçlü bir kişi, büyük bir askeri güce sahip. Türkiye denildiğinde aklıma ilk Erdoğan geliyor. <i>Türkiye'yi çok seviyor ve harika bir iş çıkarıyor. </i><i>Kendisine duyduğum saygıdan dolayı Türkiye’ye geleceğim"</i> dedi.</p>

<h3><strong>"ERDOĞAN, İRAN İLE YAŞANAN SAVAŞA DAHİL OLABİLECEK EN GÜÇLÜ ADAYLARDAN BİRİYDİ"</strong></h3>

<p>Türkiye'nin İran savaşına dair duruşuna değinen Trump, <i>"Erdoğan benim dostum ve savaşın dışında kaldı. Biliyorsunuz, İran'la yaşanan savaşa dahil olabilecek en güçlü adaylardan biriydi. Hatta belki de İran'ın tarafında yer alabilirdi. Çünkü bildiğiniz gibi İsrail'in hayranı değil."</i> ifadelerini kullandı.</p>

<p><img loading="lazy" src="https://imgcdn.ensonhaber.com/media/esh/2026/06/25/6a3c51b1e2a30636__w1200xh857.jpg?w=800" width="800" /></p>

<h3><strong>F-35 konusu</strong></h3>

<p>Trump, CNN Türk ABD Temsilcisi Yunus Paksoy'un, <i>"Türkiye, F-110 jet motorlarını ve F-35 savaş uçaklarını istiyor. Türkiye'ye büyük bir hediye paketiyle mi gideceksiniz?"</i> sorusuna ise şu cevabı verdi:</p>

<p>“"Sanırım öyle yapacağım. Türkiye bir NATO üyesi. Bazıları Türkiye'yi öyle görmüyor ama aslında öyle. O, NATO’nun güçlü bir üyesi. Evet, muhtemelen onu (Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı) çok mutlu edecek bir şey yapacağım."”</p>

<p>Öte yandan ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, Türkiye'ye F-35 satılması konusundaki bir soruya yanıt verirken, Amerikan Kongresinin de dahil olduğu ilgili yasal süreçlere atıf yaptı.</p>

<p>Vance, <i>"(Savunma Bakanı) Pete (Hegseth) ve tüm ekip şu anda bunu inceliyor çünkü Amerikan yasalarına uymak için gerçekleştiğini teyit etmemiz gereken bazı hususlar var. Başkan bizden bunu yapmamızı istedi. Kontrolleri yapıyoruz ve bunların gerçekleştiğini teyit ediyoruz."</i> değerlendirmesini yaptı.</p>

<p><img loading="lazy" src="https://imgcdn.ensonhaber.com/media/esh/2026/06/24/6a3c42625d299572__w632xh461.jpg?w=800" width="800" /></p>

<h3><strong>"İNSANLAR TÜRKİYE'NİN ASKERİ AÇIDAN NE KADAR GÜÇLÜ OLDUĞUNUN FARKINDA DEĞİL"</strong></h3>

<p>Açıklamalarının devamında Türkiye'nin özellikle savunma sanayisi anlamında çok önemli bir yere sahip olduğunu vurgulayan Trump şöyle dedi:</p>

<p>“"O kadar güçlü ki, insanlar Türkiye’nin askeri açıdan ne kadar büyük olduğunu bilmiyorlar. Erdoğan sayesinde (Türkiye'nin) çok güçlü bir ordusu var."”</p>

<p>NATO Genel Sekreteri Rutte de <i>"Türkiye’nin devasa bir savunma sanayi tabanı var. ABD de dahil NATO ittifakının her yerinde faaliyet gösteren 3 bin şirketi var."</i> ifadelerini kullandı.</p>

<p>Rutte ayrıca, Türkiye'nin ev sahipliğinde yapılacak NATO Zirvesi'nin ittifak için çok önemli olduğunu ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın üye ülke liderlerini ağırlamaktan memnuniyet duyacağını ifade etti.</p>

<p><img loading="lazy" src="https://imgcdn.ensonhaber.com/media/esh/2026/06/25/6a3c51b5f0e9d522__w1200xh800.jpg?w=800" width="800" /></p>

<h3><strong>NATO ÜLKELERİNE TEPKİ</strong></h3>

<p>Diğer yandan Trump, bazı NATO ülkelerinin verdikleri sözleri yerine getirmediğini ve özellikle İran konusunda ABD'ye destek olmadıklarını savundu.</p>

<p>Almanya, İngiltere ve İspanya'yı sert ifadelerle eleştiren Trump, <i>"İspanya tam bir felaket, berbat. Hiçbir şey ödemek istemiyorlar. Bedavaya geçineceklerini sanıyorlar. İspanya iyi bir ittifak üyesi değil. İngiltere ise ölüyor; Kuzey Denizi'ni (petrol aramaya) açmalılar."</i> diye konuştu.</p>

<p><i>"NATO’dan tek istediğim sadakat. Almanya’da 50 bin askerimiz var, küçük bir jest istiyoruz, hemen 'Bunu yapamayız.' diyorlar."</i> ifadelerini kullanan Trump, bu ülkelerden dolayı büyük hayal kırıklığı yaşadığını yineledi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Trump'ın sözlerine karşılık veren Rutte ise başta Almanya olmak üzere bazı NATO ülkelerinin son yıllarda savunma harcamalarını kayda değer ölçüde artırdığını ve bunda Trump'ın büyük payı olduğunu ifade ederek ABD Başkanı'nın <i>"çabalarından övgüyle"</i> bahsetti.</p>

<p>ABD Başkanı ayrıca, İran'ın Hürmüz Boğazı'ndan geçen gemilerden herhangi bir şekilde geçiş ücreti alma talebinin kendisi için <i>"kabul edilemez"</i> olduğunu vurguladı.</p>

<p></p></p>]]></turbo:content>
      <category>Haberler</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/trump-ankaradaki-nato-zirvesine-erdogana-saygimdan-dolayi-gelecegim</guid>
      <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 09:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2026/06/erdogan-turkiye-abd-macinda-trump-ile-gorusmek-istiyor-p8gt.jpg" type="image/jpeg" length="71338"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İtalya’yı karıştıran 'uçak' krizi]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/italyayi-karistiran-ucak-krizi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/italyayi-karistiran-ucak-krizi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İtalya’da siyasi krize sebep olan NATO açıklamaları, tarafların düzeltme yarışına girmesiyle yeni bir boyut kazandı. NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’nin, ABD’nin İran’a yönelik operasyonlarında İtalya ve Avrupa’daki üslerin aktif şekilde kullanıldığını iddia etmesi Roma’da infiale yol açtı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Muhalefetin Meloni hükümetini yaylım ateşine tutması ve Savunma Bakanı Guido Crosetto’nun Rutte’yi "gerçekleri çarpıtmakla" suçlamasının ardından NATO geri adım atmak zorunda kaldı.</p>

<p>NATO Sözcüsü Allison Hart, Rutte’nin sözlerine açıklık getirmek amacıyla yaptığı açıklamada, krizin büyümesini engellemeye çalıştı. Hart, Genel Sekreter’in aslında müttefiklerin mevcut ikili anlaşmalara olan bağlılığını vurgulamak istediğini belirterek, "Bahsedilen destek türü, lojistik veya teknik destekle ilgilidir" ifadesini kullandı. Sözcü, uçuşların doğrudan bir askeri operasyon operasyonu olmadığını, mevcut protokoller çerçevesindeki rutin destek faaliyetleri kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini savundu.</p>

<p>Krizin fitilini ateşleyen süreç, Mark Rutte’nin Fox News kanalına verdiği röportajla başladı. Avrupalı müttefiklerin ABD’nin operasyonlarına yeterince destek vermediği yönündeki eleştirilere yanıt veren Rutte, "Destansı Öfke" operasyonunu örnek gösterdi. Rutte, "İtalya’yı örnek alırsak, bu operasyonu desteklemek için İtalya’daki Amerikan üslerinden 500 ABD uçağı kalktı. Avrupa’nın tamamına baktığınızda ise 4 bin ile 5 bin arasında uçuştan bahsediyoruz" diyerek müttefiklerin katkısını savunmuştu.</p>

<p>Bu sözler İtalya’da sol muhalefeti ayağa kaldırdı. Giorgia Meloni liderliğindeki sağ koalisyon hükümetine tepkiler çığ gibi büyürken, ilk resmi yanıt Savunma Bakanı Guido Crosetto’dan geldi. Crosetto, Rutte’nin "izin verilen uçuşların niteliğini karıştırdığını" ve "gerçeği yansıtmayan bir tablo" çizdiğini belirtti. İtalya’nın sadece mevcut anlaşmalar kapsamındaki uçuşlara izin verdiğini vurgulayan Crosetto, askeri saldırı niteliğindeki tüm faaliyetlerin bu kapsamın tamamen dışında tutulduğunu kesin bir dille ifade etti. NATO Sözcüsü Hart’ın son açıklaması, Roma’dan yükselen bu sert tepkinin ardından ittifak kanadından gelen bir geri adım olarak yorumlandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p>]]></turbo:content>
      <category>Haberler</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/italyayi-karistiran-ucak-krizi</guid>
      <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 23:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2026/06/nato-6.webp" type="image/jpeg" length="43036"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İsrail'de Ultra-Ortodoks Yahudiler yolları trafiğe kapattı]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/israilde-ultra-ortodoks-yahudiler-yollari-trafige-kapatti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/israilde-ultra-ortodoks-yahudiler-yollari-trafige-kapatti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İsrail'de Ultra-Ortodoks (Haredi) Yahudiler, ülke genelinde zorunlu askerliği protesto etmek için başta Tel Aviv olmak üzere pek çok kentte konvoylar oluşturarak yolları trafiğe kapattı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>The Times of Israel gazetesinin haberinde, asker kaçağı Haredi Tevrat Okulu öğrencilerinden bazılarının tutulduğu İsrail'in orta kesimindeki Beit Lid askeri cezaevine doğru yola çıkan yüzlerce araçlık bir konvoyun Kudüs çevresindeki ana yolları trafiğe kapattığı belirtildi.</p>

<p>Habere göre, askeri cezaevinin bulunduğu Kfar Yona yerleşimi sakinleri ise protestocuların yerleşime girişini engellemek için ellerinde İsrail bayraklarıyla yerleşimin girişinde toplanırken, polisler ve Haredi protestocular arasında gerginlik yaşandı.</p>

<p>İsrail polisi ise Haredi protestocuların 1 ve 6 numaralı otoyollarda uzun konvoylar oluşturduğunu, daha önce yapılan uyarıları dikkate almayarak trafiği tehlikeye attığını belirtti.</p>

<p>Polisten yapılan açıklamada, Haredi protestocuların araçlarından inerek otoyol şeritlerinde yürüdükleri, hem kendilerini hem de diğer sürücüleri tehlikeye attıkları belirtildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2><strong>Yolları trafiğe kapatan Haredilere tehdit ve saldırı</strong></h2>

<p>Protestoyu düzenleyen Ultra-Ortodoks grup tarafından yapılan açıklamada, İsrail'in orta kesiminde Aşdod kenti yakınlarındaki 7 numaralı karayolu üzerinde konvoydaki bir Haredi protestocunun aracının önünün kesildiği, camlarının kırıldığı ve içerideki yolcuların tehdit edildiği duyuruldu.</p>

<p>Bnei Brak kentinden yola çıkan bir konvoyun önünün ise Ayalon Otoyolu'nda bıçaklı ve sopalı bir kamyon sürücüsü tarafından kesildiği basına yansıdı.</p>

<p>Kudüs yakınlarındaki bir tünelde trafiği kapatan Haredi protestocu ile sürücüler arasında arbede çıktı.</p>

<p>Sosyal medyaya yansıyan görüntülerde, bir polis memurunun protestoculardan birine silah doğrulttuğu ve ardından fiziki müdahalede bulunduğu görüldü.</p>

<p>Kudüs'ün güneyindeki Beitar Illit kentinin Belediye Başkan Yardımcısı Gedalyahu Eisenstein'ın da aracından indirilerek darbedildiği aktarıldı.</p>

<p>Öte yandan İsrail basını, ülkenin kuzeyindeki Safed kenti yakınlarında ise bir Haredi protestocunun trafik kazasında yaralandığını da yazdı.</p>

<h2><strong>Muhalefet, Haredilerin protestosundan Netanyahu'yu sorumlu tuttu</strong></h2>

<p>Ülke genelinde hayatı durma noktasına getiren protesto, İsrail muhalefetinin sert tepkisini de beraberinde getirdi.</p>

<p>Eski Başbakan Naftali Bennett, ABD merkezli X şirketinin sosyal medya platformundaki hesabından, gösteriler nedeniyle saatlerce trafikte kaldığını duyurdu.</p>

<p>Haredi toplumunu 'ayrıcalıklı asker kaçakları' olarak nitelendiren Bennett, seçimleri kazanması halinde istihdama katılmayan ve askere gitmeyenlerin devlet ödeneklerini keseceğini belirtti.</p>

<p>Ana muhalefet lideri Yair Lapid ise X hesabından yaptığı açıklamada, Haredilerin protestosu nedeniyle Başbakan Benjamin Netanyahu'yu hedef aldı.</p>

<p>Lapid, 'Lübnan'da her gün askerlerimiz hayatını kaybederken, Netanyahu askere gitmeyi reddedenlere 'askere gitmezseniz devletten bir kuruş bile alamazsınız' demek yerine, koalisyon ortaklarına çalışan ve orduya hizmet eden halkın parasını aktarmaya devam ediyor.' ifadelerini kullandı.</p>

<p>Muhalefetteki İsrail Evimiz Partisi Genel Başkanı Avigdor Liberman ise sosyal medya hesabından Ultra-Ortodoks partilerin Haredi toplumunu rehin aldığını ve faturanın çalışan kesime kesildiğini savundu.</p>

<h2><strong>Haredi siyasilerden polise tepki</strong></h2>

<p>İsrail'deki Haredi toplumunu temsil eden Birleşik Tevrat Yahudiliği lideri Yitzhak Goldknopf, göstericilerin tamamen barışçıl ve sorumlu davrandığını, demokratik haklarını kullanan vatandaşların şiddete maruz kalmasının kabul edilemez olduğunu belirtti.</p>

<p>Birleşik Tevrat Yahudiliği Partisi Milletvekili Meir Porush ise sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, yargı erki ve polis teşkilatını eleştirerek Haredi toplumunun hedef gösterildiğini savundu.</p>

<p>Porush, polisin göstericilere şiddet uygulayan saldırganlara karşı acilen harekete geçmesini talep etti.</p>

<p>Yaklaşık 10 milyon nüfuslu İsrail'de, Harediler nüfusun yaklaşık yüzde 13'ünü oluşturuyor. Harediler, dini gerekçelerle askerlik yapmayı reddediyor.</p>

<p>İsrail Yüksek Mahkemesi, 25 Haziran 2024'te, herkesin zorunlu askerlik yaptığı İsrail'de, Haredilerin askerlikten muaf tutulmasının yasal dayanağı olmadığına hükmetmişti.</p>

<p>Bu karara İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun hükümetindeki Haredi partiler şiddetle karşı çıkmış ve yeni bir zorunlu askerlik yasası hazırlanması için baskıları artırmıştı.</p>

<p>Söz konusu yasa konusunda uzlaşı sağlanamaması ülkede siyasi krize neden olmuştu.</p>

<p></p></p>]]></turbo:content>
      <category>Haberler</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/israilde-ultra-ortodoks-yahudiler-yollari-trafige-kapatti</guid>
      <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 22:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2026/06/haredilerbaskin.webp" type="image/jpeg" length="30979"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Trump: 'İran büyük tavizler veriyor']]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/trump-iran-buyuk-tavizler-veriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/trump-iran-buyuk-tavizler-veriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Trump, İran ile müzakere sürecinin iyi gittiğini belirterek, 'İran, büyük tavizler veriyor.' dedi]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Trump, Cumhuriyetçi Kongre üyeleriyle görüşmek üzere gittiği Kongre binasına girişinde basın mensuplarına kısa bir açıklama yaptı.</p>

<p>Trump, İran ile müzakerelerin iyi gittiğini belirterek, 'İran büyük tavizler veriyor, şu an iyi gidiyoruz.' ifadesini kullandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Cumhuriyetçi Kongre üyeleriyle öğle yemeği yiyecek olan Trump'ın daha sonra İran gündemine ilişkin açıklamalar yapması bekleniyor.</p>

<p>ABD Başkanı Trump, Fox News kanalına bugün yaptığı açıklamada, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı denetçileri İran'a zenginleştirilmiş uranyumu bulmak için girdiğinde ABD'li denetçilerin de onlara eşlik edeceğini belirtmişti.</p>

<p></p></p>]]></turbo:content>
      <category>Haberler</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/trump-iran-buyuk-tavizler-veriyor</guid>
      <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 21:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2026/06/trumpir.png" type="image/jpeg" length="24684"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avrupa'da mülteciler için "Guantanamo" modeli!]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/avrupada-multeciler-icin-guantanamo-modeli</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/avrupada-multeciler-icin-guantanamo-modeli" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avrupa Birliği (AB), sığınmacı krizine karşı geliştirdiği yeni formülle "insan hakları" maskesini bir kez daha düşürüyor. Birlik bünyesinde kabul edilen yeni Geri Dönüş Tüzüğü, iltica hakkı kazanamayan göçmenleri AB topraklarının dışındaki üçüncü ülkelerde kurulacak özel merkezlere sürmeyi hedefliyor]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p> Uluslararası Af Örgütü, bu hamleyi ABD'nin işkence ve hukuksuzluklarla anılan Guantanamo Hapishanesi’ne benzeterek sert bir dille eleştirdi.</p>

<p>Uluslararası Af Örgütü Almanya Genel Sekreteri Julia Duchrow, Berlin'de gerçekleştirdiği hitapta, AB'nin planladığı bu geri dönüş merkezlerinin insan hakları ihlallerini kurumsal bir yapıya kavuşturacağını açıkladı. Duchrow, 11 Eylül sonrasında ABD’nin "terörle mücadele" kılıfıyla inşa ettiği hukuksuzluk rejiminin bir benzerinin şimdi Avrupa eliyle hortlatıldığını ifade etti. Örgüt tarafından paylaşılan analizde, merkezlerde tutulacak kişilerin avukat desteğinden mahrum kalmasıyla hukuki tecrit yaşanacağı, kamplardaki yaşam koşullarının insan onuruna aykırı bir seviyeye gerileyeceği ve AB'nin kendi topraklarındaki sığınmacı yükümlülüklerini mali destekler karşılığında üçüncü ülkelere devrederek sorumluluktan kaçacağı vurgulandı. Duchrow, geçmiş dönemlerde uygulanan Libya iş birliği ve AB-Türkiye Mutabakatı gibi adımların da benzer trajedilere sebep olduğunu hatırlattı.</p>

<p>Gelen eleştirilere karşı AB kanadından savunma gecikmedi. Almanya İçişleri Bakanlığı Müsteşarı Bernd Krösser, bu merkezlerin yalnızca sınır dışı kararı kesinleşen ancak yasal engeller yüzünden gönderilemeyen kişileri kapsayacağını iddia etti. Krösser, söz konusu kampların birer "tutuklama merkezi" olarak görülmesi yerine, uluslararası mülteci hukukuna uygun barınma alanları şeklinde değerlendirilmesini talep etti.</p>

<p>Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk ise AB’nin insani yükümlülüklerini bu şekilde "taşeronlaştırma" girişimini tehlikeli bulduğunu ilan etti. Türk, uluslararası hukukun temel taşı olan "geri göndermeme" ilkesine mutlak surette sadık kalınması çağrısında bulundu. Avrupa Birliği Temel Haklar Ajansı (FRA) da bu merkezlerin hukuki zemin kazanabilmesi için her sığınmacı için tamamen bireysel inceleme süreçlerinin yürütülmesi, çocukların bu kamplardan tamamen muaf tutulması ve bağımsız insan hakları gözlemcilerinin kamplarda sürekli denetim yapması şartlarını öne sürdü.</p>

<p>Avrupa Parlamentosu’nda 218 reddi oyuna karşı 418 oyla kabul edilen bu tüzük, AB içindeki sınır dışı başarı oranını artırmayı amaçlıyor. Mevcut durumda AB'nin verdiği geri gönderme kararlarının sadece yüzde 20 ila 30'u fiilen uygulanabiliyor. Almanya, Hollanda, Danimarka, Yunanistan ve Avusturya’nın öncülük ettiği bu projeye toplam 19 üye ülke resmi destek veriyor. AB bürokrasisinin mültecileri göndermek için diplomatik temas yürüttüğü bölgeler arasında Ruanda, Tunus, Mısır, Uganda ve bazı Orta Asya devletleri yer alıyor. Batı, kendi sınırları içinde refahı korumak adına mülteci sorununu küresel güneyin sırtına yıkma stratejisini bu merkezlerle resmi bir politikaya dönüştürüyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p>]]></turbo:content>
      <category>Haberler</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/avrupada-multeciler-icin-guantanamo-modeli</guid>
      <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 20:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2026/06/abguant.png" type="image/jpeg" length="30349"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İsmailağa'yı dizayn operasyonu: Bayram Hoca cinayetindeki karanlık bağlantılar!]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/ismailagayi-dizayn-operasyonu-bayram-hoca-cinayetindeki-karanlik-baglantilar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/ismailagayi-dizayn-operasyonu-bayram-hoca-cinayetindeki-karanlik-baglantilar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[3 Eylül 2006 Pazar sabahı İsmailağa Camii kürsüsünde şehit edilen Mektubatçı Bayram Ali Öztürk Hoca’nın dava dosyası, aradan geçen 20 yıla rağmen hâlâ aydınlatılmayı bekleyen bir dosya olarak orta yerde duruyor. Şehit Bayram Ali Öztürk Platformu avukatlarından Hamza Uçan ve Platform Başkanı Cumali Hisar’ın TV NET ekranlarında yaptığı açıklamalar, cinayetin ardındaki uluslararası istihbarat ağını, FETÖ parmağını ve bilinçli delil karartma süreçlerini yeniden kamuoyunun gündemine taşıdı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h2><strong>Üç aşamalı profesyonel hücre operasyonu</strong></h2>

<p>Avukat Hamza Uçan’ın hukuki değerlendirmelerine göre Bayram Ali Öztürk cinayeti, hücre sisteminin işletildiği son derece profesyonel bir siyasi cinayettir. Tetikçi Mustafa Erdal’ın, cinayet sabahı “tesadüfen” Fatih Çarşamba semtinden geçerken kalabalığı görüp camiye girdiği yönündeki resmi tez tamamen kurgudan ibarettir. Mustafa Erdal, o dönem İsmailağa cemaatiyle doğrudan organik bağı bulunan Bağcılar merkezli bir derneğin aktif üyesiydi. Katilin aile bireylerinin emniyet ve savcılık kayıtlarına geçen resmi beyanlarında, Mustafa Erdal’ın çevreye "Bayram Ali Öztürk ilim olarak yetersiz, yakında cemaatin başına ben geçeceğim" şeklinde iddialı sözler sarf ettiği açıkça sabittir. Katil, özellikle eşi tarafından terk edildikten sonra bu derneği adeta mesken haline getirmiş ve cinayet günü de camiye bu dernekten isimlerle birlikte intikal etmiştir.</p>

<h2><strong>Karartılan deliller</strong></h2>

<p>Dava dosyasında yer alan ve bugüne kadar kamuoyundan gizlenen en büyük skandallardan biri, cinayet sabahı yaşanan uluslararası telefon trafiğidir. Tetikçi Mustafa Erdal’ın mesken tuttuğu derneğin yöneticileriyle organik bağı bulunan bir şahıs, cinayetin işlendiği 3 Eylül 2006 sabahı saat tam 04:58’de, yani sabah namazından hemen önce, Radoslav Petkov Radev isimli Rus pasaportu taşıyan karanlık bir şahsı telefonla aramıştır.</p>

<p>Sabahın o saatinde, İsmailağa’daki sohbete giden bir dernek yetkilisinin bir Rus vatandaşını hangi amaçla aradığı sorusu, dönemin soruşturma makamları tarafından tamamen görmezden gelinmiştir. Soruşturma makamları Rus pasaportlu Radev’in ifadesini almaktan kaçınmış, şahsın başka ülke pasaportlarına sahip olup olmadığını araştırmayı ihmal etmiştir.</p>

<p>Daha da çarpıcı olanı, katil Mustafa Erdal’ın evinde yapılan aramada ele geçirilen 60 sayfalık şahsi not ve "istihare notları", emniyet tutanaklarında tescilli olmasına rağmen dosyadan tamamen buharlaştırılmıştır. 2012 yılında ise davanın en kritik evraklarını barındıran 1 ve 6 numaralı klasörler esrarengiz bir şekilde ortadan kaybolmuştur. Dosyaya bakan dönemin savcıları Süleyman Pehlivan, Cihan Kansız ve Salim Duran gibi isimlerin tamamının daha sonra FETÖ üyeliğinden mahkûm olması, delillerin hangi irade tarafından karartıldığını açıkça ortaya koymaktadır. İlk savcının tutuklama talebiyle sulh cezaya sevk ettiği iki şüpheli ise sipariş usulü devreye sokulan bir aile hâkimi tarafından serbest bırakılmış, böylece dosyanın esastan tıkanmasına sebep olmuştur.</p>

<h2><strong>Önceki suikast teşebbüsleri </strong></h2>

<p>Bayram Hoca, kendisine yönelik tehdidin farkındaydı ve yakınlarına 600 dolar vererek bir çelik yelek satın aldığını beyan etmişti. Nitekim bu cinayetten önce de defalarca suikast girişimine maruz kalmıştı. 22 Ağustos tarihinde Tekirdağ’da uğradığı suikast girişimi son anda engellenmişti. Benzer şekilde Küçükköy Mevlana Camii’nde görev yaptığı esnada, "Koyuncu İsmet" lakaplı yakın arkadaşının dikkati sayesinde 34 santimetrelik bir bıçakla yapılacak olan saldırı son anda atlatılmıştı. Bayram Hoca, o gün arkadaşına "İsmet, bu aramızda kalacak. Bunu ben şehit olduktan sonra açıklarsın" diyerek kaderine olan teslimiyetini ortaya koymuştu. Tekirdağ ve İstanbul’daki baz istasyonu (HTS) kayıtları incelendiğinde, her iki suikast girişiminde de aynı şahısların ortak telefon trafiği gerçekleştirdiği tespit edilmiştir.</p>

<p>3 Eylül sabahı yaşanan linç hadisesi de bu profesyonel kurgunun bir parçasıdır. Görgü tanıklarının ifadelerine göre, o gün caminin ön saflarında daha önce hiç görülmemiş, İstanbul dışından ve farklı ilçelerden organize şekilde gelmiş yabancı simalar mevcuttu. Kürsüde tek bir bıçak darbesiyle hoca şehit edildikten hemen sonra, cami içinde profesyonel bir arbede başlatılmıştır. Cemaatin dikkatini dağıtmak ve dışarıdan bir saldırı olduğu algısını yaratmak adına caminin camları birileri tarafından dirseklerle kırılmıştır. 3 bin kişilik cemaat içinde yaklaşık 50 kişilik bir hücre, tetikçi Mustafa Erdal’ı orada hemen linç ederek susturmuştur. Aynı yapı, çıkardığı kargaşa ve engellemelerle Bayram Hoca’nın hastaneye yetiştirilmesini geciktirermiştir. Katilin cebinde açık kimliğiyle eylem yerine gelmesi, arkasındaki gücün kendisini orada susturacağına olan kesin inancından kaynaklanmaktadır. Amaç, hem hocayı ortadan kaldırmak hem de "İsmailağa’da cami içinde vahşi linç yapıldı" propagandasıyla muhafazakâr camiayı amansız bir medya savaşıyla mahkûm etmektir.</p>

<h2><strong>Adalet Bakanlığı ve Cumhurbaşkanlığına çağrı</strong></h2>

<p>Şehadet haberinin duyulmasıyla birlikte hocalarına sahip çıkan İBDA mensupları Fatih Camii'ndeki cenazede en ön safta yer almış, dönemin statükosu tarafından "terör örgütü propagandası" suçlamasıyla gözaltına alınarak baskılanmak istenmiştir. O günden bu yana Şehit Bayram Ali Öztürk Platformu, tamamen organik delillere dayanarak bu davanın peşini bırakmamıştır. Katilin yıllardır saklanan HTS kayıtları, platformun üstün gayretleriyle bizzat ortaya çıkarılmıştır.</p>

<p>Hocaefendi’nin acılı eşinin bu büyük ızdırap sebebiyle yıllardır yatalak hasta olduğunu, çocuklarının büyük bir mağduriyet yaşadığını ifade eden Platform Başkanı Cumali Hisar, devletin zirvesine şu kararlı sözlerle seslenmektedir:</p>

<p>"Biz 20 yıldır 3 Eylül 2006 sabahında takılı kaldık. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’dan ve Adalet Bakanımız Akın Gürlek’ten Allah rızası için bu dosyaya el atmalarını talep ediyoruz. Sinan Ateş dosyasında, Hrant Dink dosyasında ailelerle görüşen irade, 1 yıldır Bayram Hoca’nın oğlu Mahmut Öztürk’ün randevu talebini bekletmektedir. Fener Rum Patriği devletin zirvesiyle kolayca görüşebilirken, bu toprakların evlatları dertlerini anlatmakta engellerle karşılaşıyor. Bizim tek gayemiz hukukun işletilmesidir. Tehditler karşısında kararlılıkla direneceğiz. İş yerimize mermi bıraktılar, telefonla tehdit ettiler fakat biz bu hukuki mücadeleyi sonuna kadar sürdüreceğiz."</p>

<p>Şehit Bayramali Öztürk Platformu, cinayete dair en ufak bir bilgi kırıntısına bile sahip olan duyarlı vatandaşlar için 0537 622 40 44 numaralı bir ihbar hattı kurmuştur. Bu uluslararası suikastın ardındaki karanlık ellerin, FETÖ ve yabancı istihbarat servislerinin deşifre edilmesi, kadim devlet geleneğinin ve kamu vicdanının en büyük namus borcudur.</p>

<h2><strong>Şehit Bayram Ali Öztürk kimdir </strong></h2>

<p>Şehit Bayram Ali Öztürk Hoca, 1952 yılında Trabzon'un Of İlçesi'nde dünyaya geldi. Çocukluk yıllarını Adapazarı'nda geçirdikten sonra Erzurum Yüksek İslam Enstitüsü’nü başarıyla tamamladı. İlahiyat eğitiminin yanı sıra hukuk eğitimi de alan Bayram Hoca; Farsça, Arapça, Osmanlıca, İngilizce ve Fransızca olmak üzere 6 yabancı dile ileri derecede hâkimdi. İlim tahsiline olan muazzam aşkı sebebiyle evinde 28 bin ila 40 bin ciltlik devasa bir kütüphane kurmuştu. Şehadetinin ardından evinden tam iki tır dolusu kitap tahliye edildi. Günde bin sayfa kitap okuyan, muazzam bir hafızaya sahip olan bu hocaya üstadı Mahmud Efendi Hazretleri bizzat "Yürüyen Kütüphane" lakabını uygun görmüştü.</p>

<p>Bayram Hoca, zamanının neredeyse tamamını kütüphanesinde geçirir, dinlenme vakitlerini bile sadece okuyarak değerlendirirdi. Tefsir, hadis, fıkıh gibi temel İslami ilimlerin yanında felsefe, psikoloji, sosyoloji ve mantık alanlarında da derin bir vukufiyete sahipti. Medreselerde her hocanın okutmaya cesaret edemediği <i>Şerhu’l-Mevakıf</i> gibi ağır eserlerin derslerini kolaylıkla verirdi. En büyük uzmanlık alanı ise İkinci Bin Yılın Yenileyicisi İmam-ı Rabbani Hazretleri'nin <i>Mektubat-ı Rabbani</i> eseriydi. Büyük Doğu Mimarı Üstad Necip Fazıl Kısakürek’in "Allah ve Resulünün kitaplarından sonra dinin en büyük eseri" olarak tanımladığı Mektubat’ın inceliklerini en iyi bilen isim olması sebebiyle İslam dünyasında "Mektubatçı Bayram Hoca" olarak şöhret kazandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Diyalog tuzaklarını ifşa eden kürsü</strong></p>

<p>Bayram Ali Öztürk Hoca, vaazlarında ümmetin birliğini savunurken küresel sömürgeci güçlere, Siyonizme ve Yahudi lobilerine karşı sert bir duruş sergiledi. Türkiye’de henüz bu tehlikenin fark edilmediği 1990’lı yıllarda, Fethullah Gülen’in başlattığı "Dinlerarası Diyalog" faaliyetlerine en sert mukavemeti gösteren isimlerin başında yer aldı. Kürsülere çıkarak bu yapının Hristiyan Cizvit tarikatı ile olan kurumsal ve ideolojik bağlarını deşifre etti. "Batı, tarihin hesabını görmek istiyor ve hocaları kullanıyor" diyerek cemaatin gelecekte büyük bir hüsrana uğrayacağını açıkça ilan etti.</p>

<p>Ehl-i Sünnet çizgisinin tavizsiz bayraktarlığını yapan Bayram Hoca, sapkın fırkalara ve Şia yayılmacılığına karşı her platformda iman hiddetiyle mücadele verdi. Bu haklı kavgasında, Ehl-i Sünnet yolunun savunuculuğunu üstlenen İBDA camiasına ve <i>Taraf Dergisi</i>ne fikri destek sağladı. İmam-ı Rabbani’nin Mektubat’ından sapkın fırkaların reddine dair önemli bölümleri aslından tercüme ederek <i>Taraf Dergisi</i>ne iletti ve bu tercümeler dergide bir yazı dizisi olarak yayınlandı. Bu dik duruşu, cemaat içine sızmış münafık tipleri ve dış mihrakları son derece rahatsız etti. Sırf bu tavizsiz aksiyonu sebebiyle ömrünün son yıllarında sistemli baskılara maruz kaldı, emekliliğine kadar cami cami sürgün edilerek cezalandırılmak istendi.</p>

<p>17 Mayıs 1998’de Mahmud Efendi Hazretleri’nin damadı Hızır Ali Muratoğlu Hoca’nın camide katledilmesinin ardından, FETÖ’nün yayın organı Zaman Gazetesi "İsmi B ile başlayan zat vurulacaktı, yanlışlıkla H ile başlayan zat vuruldu" şeklinde manşet atarak doğrudan Bayram Hoca’yı hedef gösterdi. Bu açık tehdide rağmen Bayram Hoca, "Aşkın zekâtı ve bedeli can vermektir" diyerek davasını kararlılıkla sürdürdü.</p>

<p></p></p>]]></turbo:content>
      <category>Özel Haber</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/ismailagayi-dizayn-operasyonu-bayram-hoca-cinayetindeki-karanlik-baglantilar</guid>
      <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 20:13:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2026/06/b-a-y-r-a-m-h-o-c-a.png" type="image/jpeg" length="54368"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Filistinlilere ait 5 bin 700 ev yerle bir edildi!]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/filistinlilere-ait-5-bin-700-ev-yerle-bir-edildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/filistinlilere-ait-5-bin-700-ev-yerle-bir-edildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İsrail'in siyonist Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir, son bir yılda Filistinlilere ait 5 bin 700 evi yıktığını itiraf ederek, daha fazlasını yıkma sözü verdi]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İsrail merkezli Kanal 12 televizyonunun haberine göre Ben-Gvir, Tel Aviv'de düzenlenen Yerel Yönetim Merkezi Konferansı'nda açıklamalarda bulundu.</p>

<p>İşgal altındaki Batı Şeria'da Filistinlilerin 'yasa dışı inşaat yaptığı' iddiasında bulunan Ben-Gvir, 'Yasa dışı inşaat yapan hiç kimse için kanunun uygulanmaması adına bir gerekçe olmamalı.' ifadelerini kullandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ben-Gvir, Filistinli bedevilerin evlerini yıkmakla övünerek, 'Sadece, son bir yılda 5 bin 700 ev yıktım.' ifadesini kullandı.</p>

<p>Filistinlilere yönelik baskı ve şiddetin devam edeceğini belirten Ben-Gvir, 'Bedevi toplulukların daha fazla evini yıkmaya devam edeceğim.' dedi.</p>

<p>Filistin Bağımsız İnsan Hakları Komisyonu, 18 Haziran'da İsrail'in yerleşim politikaları ve askeri kısıtlamaları nedeniyle Batı Şeria'da 2023 sonundan bu yana 50 Filistinli topluluğun yerinden edildiğini bildirmişti.</p>

<p>Filistin Merkezi İstatistik Kurumu Başkan Vekili Süfyan Ebu Harb ise bu toplulukların İsrail ordusu ile Filistin topraklarını gasbeden İsrailliler tarafından sistematik dışlanma, zorla yerinden edilme ve temel hizmetlerden mahrum bırakılma sorunlarıyla karşı karşıya olduğunu belirtmişti.</p>

<p>Uluslararası Af Örgütü de 10 Haziran'da yayımladığı raporda, İsrail hükümetinin işgal altındaki Batı Şeria'daki bedevi ve hayvancılıkla geçinen topluluklara yönelik politikaları ve toprak gasplarını hızlandırdığı değerlendirmesinde bulunmuştu.</p>

<p>İsrail'in Gazze Şeridi'ne saldırı başlattığı Ekim 2023'ten bu yana işgal altındaki Batı Şeria ve Doğu Kudüs'te de Filistinlilere yönelik gözaltı, baskın ve saldırılarda artış yaşanıyor.</p>

<p></p></p>]]></turbo:content>
      <category>Haberler</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/filistinlilere-ait-5-bin-700-ev-yerle-bir-edildi</guid>
      <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 19:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2026/06/israilyikim.png" type="image/jpeg" length="25865"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İngiliz...]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/video/ingiliz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/video/ingiliz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Tarihçi Yazar İbrahim Tatlı, Youtube kanalımızda yayınlanan bu bölümde İngiliz milletinin tarihî kökenlerini, karakter yapısını ve dünya siyasetini şekillendiren stratejilerini mercek altına alıyor.</p>

<p id="p-rc_a80d53ab626bccdb-23">Konuşmasında, adanın geçmişte uğradığı Roma, Anglo-Sakson ve Norman istilalarının İngiliz halkında nasıl bir savunma psikolojisi oluşturduğu anlatıyor. Bu ruh halinin zamanla dünyayı sömürgeleştirme fikrine nasıl dönüştüğü, Anglikan kilisesinin kuruluşu ve İspanyol donanmasına karşı kazanılan ilk ölüm kalım savaşı kronolojik bir akışla aktarılıyor.</p>

<p>Tarihçi Tatlı, İngilizlerin dünyayı yönetirken ve ittifaklar kurarken Osmanlı pragmatizminden nasıl faydalandığını çarpıcı örneklerle dile getiriyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p id="p-rc_a80d53ab626bccdb-24">Ayrıca günümüz küresel siyasetine de değinilerek sermayenin Amerika'dan Çin'e taşınması, dijital faşizm tehlikesi ve Amerika'nın geri çekilme süreci değerlendiriliyor.</p>

<p>İbrahim Tatlı, yapay zekanın gelişi ve bilginin tabana yayılmasıyla birlikte küresel dengelerin her an değişebileceğini ifade ediyor. Güçlü devletlerin tarihte nasıl aniden çöktüğünü Tunç Çağı örneğiyle açıklıyor ve bugünkü İngiliz planlarının da hiç beklenmedik bir kaosla sonuçlanabileceğini belirtiyor.</p>

<div class="ratio ratio-16x9"><iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="360" sandbox="allow-scripts allow-same-origin" src="https://www.youtube.com/embed/luiZvXH9xUw?rel=0" width="640"></iframe></div>

<p></p></p>]]></turbo:content>
      <category>Video haber</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/video/ingiliz</guid>
      <pubDate>Tue, 16 Jun 2026 00:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2026/06/ingiliz-ibrahim-tatli.webp" type="image/jpeg" length="22635"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Efsane boksör Muhammed Ali]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/video/efsane-boksor-muhammed-ali</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/video/efsane-boksor-muhammed-ali" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Tüm zamanların en iyisi olan efsanevi boksör Muhammed Ali’yi vefatının yıl dönümünde rahmetle ve minnetle anıyoruz.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p>]]></turbo:content>
      <category>Video haber</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/video/efsane-boksor-muhammed-ali</guid>
      <pubDate>Wed, 03 Jun 2026 16:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/YeYigQWBXR4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="67489"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Dr. Özcan Hıdır: Necip Fazıl gençliğe zihin, vakit ve gönül boşluğu bırakmamayı öğütler]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/video/dr-ozcan-hidir-necip-fazil-genclige-zihin-vakit-ve-gonul-boslugu-birakmamayi-ogutler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/video/dr-ozcan-hidir-necip-fazil-genclige-zihin-vakit-ve-gonul-boslugu-birakmamayi-ogutler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Necip Fazıl ve Gençlik programında konuşan Özcan Hıdır, Büyük Doğu idealinin bugünün insanı ve gençliği için taşıdığı manaya dikkat çekti. Dr. Hıdır, Necip Fazıl’ın iman, aksiyon, ahlâk ve edep merkezli düşüncesinin gençlere güçlü bir mefkûre sunduğunu söyledi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Necip Fazıl’ın sadece bir şair olarak ele alınamayacağını ifade eden Hıdır, onun aynı zamanda çile çekmiş, hapislerden ve baskılardan geçmiş, buna rağmen mücadelesinden geri durmamış bir mütefekkir olduğunu söyledi. Hıdır, Necip Fazıl’ın hayatının donuk bir fikir hayatı değil, aksiyonla bütünleşmiş dinamik bir tefekkür örneği sunduğunu dile getirdi.</p>

<div class="ratio ratio-16x9"><iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="360" sandbox="allow-scripts allow-same-origin" src="https://www.youtube.com/embed/LcZOBsP1j0I?rel=0" width="640"></iframe></div>

<p></p>

<p><strong>“Mütefekkir fikrini ve aksiyonunu diri tutan insandır”</strong></p>

<p>Konuşmasında “mütefekkir” kavramı üzerinde duran Dr. Hıdır, fikir ile tefekkür arasındaki farka dikkat çekti. Ona göre mütefekkir, fikrini, zikrini ve aksiyonunu sürekli diri tutan; statükoya teslim olmayan insandır. Dr. Hıdır, Kur’an-ı Kerim’de tefekkür, tezekkür ve taakkul gibi kavramların fiil formunda kullanılmasının, insanın sürekli bir idrak ve hareket hâlinde olması gerektiğini gösterdiğini söyledi.</p>

<p>Necip Fazıl’ın “İman ve Aksiyon” eserine de değinen Hıdır, bu eserin Kur’an’daki “Ey iman edenler, iman edin” hitabıyla doğrudan irtibatlı okunabileceğini belirtti. Dr. Hıdır’a göre iman bir iddiadır ve bu iddia sosyal hayatta, ibadet hayatında, fikir hayatında amelle ve aksiyonla ispat edilmelidir.</p>

<ul>
 <li>
 <p><a href="https://www.barandergisi.net/necip-fazil-ve-genclik-programi-izude-yapildi">"Necip Fazıl ve Gençlik" programı İZÜ’de yapıldı</a></p>
 </li>
</ul>

<p><strong>“Zor zamanlar, büyük mütefekkirleri ortaya çıkarır”</strong></p>

<p>Dr. Hıdır, İslâm tarihinde kriz dönemlerinin büyük âlimleri ortaya çıkardığını vurgulayarak İmam Gazali örneğini verdi. Moğol, Haçlı, Batınilik ve aşırı zahirilik gibi meydan okumaların bulunduğu bir dönemde İmam Gazali’nin büyük eserler verdiğini hatırlatan Hıdır, Necip Fazıl’ı da modern dönemde ölçü koyan şahsiyetler arasında değerlendirdi.</p>

<p><strong>“Necip Fazıl Büyük Doğu gençliğini idealize etti”</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Dr. Hıdır, Necip Fazıl’ın nesil yetiştiren bir mütefekkir olduğunu belirterek Büyük Doğu gençliği ve Nur Gençlik vurgusuna dikkat çekti. Tarihte Nabi’nin Hayriyye’si, Mehmet Akif’in Asım’ın Nesli, Sezai Karakoç’un Diriliş Nesli gibi örneklerin bulunduğunu ifade eden Hıdır, büyük mütefekkirlerin daima bir nesil ideali ortaya koyduğunu söyledi.</p>

<p>Gençlere mefkûre verilmesinin bugün daha da hayati hâle geldiğini belirten Dr. Hıdır, mefkûresiz, ideali olmayan ve istikamet duygusundan mahrum gençliğin ciddi savrulmalar yaşayabileceğini dile getirdi. Bu çerçevede Hz. İbrahim’in teslimiyetini, Hz. Peygamber’in genç sahabilerle kurduğu irtibatı ve Zeyd bin Sabit’in kısa sürede farklı bir dili öğrenerek devlet işlerinde vazife almasını örnek gösterdi.</p>

<p>Necip Fazıl’ın hayatında aksiyon ve tefekkürün her alana yayıldığını söyleyen Dr. Hıdır, gençlerin vakit disiplinini kuşanması gerektiğini, Necip Fazıl’ın Abdülhakim Arvasi Hazretleriyle tanışmasının onun hayatında büyük bir kırılma meydana getirdiğini, “O ve Ben” eserinde anlatılan bu hadisenin onun perspektifini bütünüyle değiştirdiğini belirtti.</p>

<p><strong>“Necip Fazıl bir tuz mesabesindedir”</strong></p>

<p>Konuşmasının sonunda Necip Fazıl’ı “tuz” metaforuyla anlatan Dr. Hıdır, tuzun bozulmayı önleyen bir unsur olduğunu belirtti. Necip Fazıl gibi merkezî mütefekkirlerin toplumda bozulmaya karşı koruyucu bir rol üstlendiğini, Müslümanın da kendi hayatında bu manada “tuz” olması gerektiğini söyledi.</p></p>]]></turbo:content>
      <category>Video haber</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/video/dr-ozcan-hidir-necip-fazil-genclige-zihin-vakit-ve-gonul-boslugu-birakmamayi-ogutler</guid>
      <pubDate>Mon, 04 May 2026 12:31:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2026/05/hdr.webp" type="image/jpeg" length="64624"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Dr. Kâzım Albayrak: Büyük Doğu, İslâmiyet’e yol açma geçididir]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/video/dr-kazim-albayrak-buyuk-dogu-islamiyete-yol-acma-gecididir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/video/dr-kazim-albayrak-buyuk-dogu-islamiyete-yol-acma-gecididir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dr. Kâzım Albayrak, Necip Fazıl’ın Büyük Doğu davasını fikir, ideal ve aksiyon ekseninde ele aldı. Büyük Doğu’nun kuru bir söylem değil, içselleştirilecek ve hayata tatbik edilecek bir dava olduğunu vurgulayan Albayrak, gençliğin bu ölçü etrafında şekillenmesi gerektiğini ifade etti.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi’nde düzenlenen “Necip Fazıl ve Gençlik” programında, Üstad Necip Fazıl Kısakürek’in hayatı, gençliğe hitabı, Büyük Doğu davası, sanat ve estetik anlayışı ele alındı. Programda Dr. Özcan Hıdır, Prof. Dr. Dursun Ali Tökel ve Dr. Kâzım Albayrak konuşma yaptı.</p>

<p class="ratio ratio-16x9"><iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="360" sandbox="allow-scripts allow-same-origin" src="https://www.youtube.com/embed/q9o13XzgTLI?rel=0" width="640"></iframe><br />
Aylık Baran Dergisi Yayın Kurulu Üyesi Dr. Kâzım Albayrak programda “Büyük Doğu Davası” başlığı altında Üstad Necip Fazıl’ın fikir, dava ve gençlik anlayışına dair değerlendirmelerde bulunarak şunları dile getirdi:</p>

<p>“Kıymetli hocalarım, sevgili gençler; Necip Fazıl’ın Büyük Doğu davasını ben anılarımdan yola çıkarak anlatmaya çalışacağım. Şimdi gençlik dönemimizde bir arayış içerisindeyiz. Kendimizi ifade etmek istiyoruz hâliyle. Kaldırımları arşınlıyoruz. Sağ-sol çatışmalarının yoğun olduğu bir dönem. Bunun da şöyle bir faydası oluyor: “Biz kimiz?” diye kendi kimliğimizi arıyoruz. Aileden tevarüs ettiğimiz bir inanç sistemi var, ona bağlıyız Allah’a şükür. İnsan 18 yaşında Müslüman olur ama 60 yaşında da Müslüman olur, 80 yaşında da Müslüman olur. 18 yaşında Müslüman olurken İslam literatürünü, İslam’ın emirlerini, ölçülerini hepsini biliyor muyuz? Bilmiyoruz. Önce takliden başlar.</p>

<p>Şimdi o dönemde bize yakın ne var? Kendimizi ifade etmek istiyoruz. Akıncılar Teşkilatı’nın kurulduğunu duyuyoruz, tamam diyoruz, bu bize yakın. Milli Türk Talebe Birliği var, tamam diyoruz. Ve Necip Fazıl... Necip Fazıl kim? Necip Fazıl Üstad. Necip Fazıl her şeyimiz. Necip Fazıl “Ruh Hamurkârı.” Belki çoğunuz bilmez, Üstad olarak bilinir. O dönem Necip Fazıl için mesela çok kullanılan ifade “Ruh Hamurkârı”dır. Konuşmalardan zaten bu çıkıyor; Necip Fazıl’a neden Ruh Hamurkârı dendiği anlaşılıyor, değil mi?</p>

<p>Fakat sevmek için bilmek gerek. Necip Fazıl’ı seviyoruz ve zaten büyük bir emeği var; yol açıcı, çığır açıcı, merkezi mütefekkir ve aksiyoner. Yani sahada, meydanda, sokakta. Şimdi Necip Fazıl’a hayranız; konferanslara gidiyoruz, dinliyoruz. Fakat Necip Fazıl’ın hakikatini bilmek, derinlemesine bilmek gerekiyor. Sadece şair değil, aksiyon adamı. Biz daha çok kahraman yönüyle biliyoruz, şiirlerini de zaten ezberlemişiz.</p>

<ul>
 <li>
 <p itemprop="headline"><i><strong><a href="https://www.barandergisi.net/necip-fazil-ve-genclik-programi-izude-yapildi">"Necip Fazıl ve Gençlik" programı İZÜ’de yapıldı</a></strong></i></p>
 </li>
</ul>

<p>Bu arada Necip Fazıl’la benim tanışmam oluyor; yanına gitmem söz konusu oluyor. Hemen onu da anlatayım. Şimdi o dönem Gölge dergisi çıkıyor Salih Mirzabeyoğlu tarafından. Akıncı Güç dergisi çıkıyor. Akıncı Güç dergisinde Salih Mirzabeyoğlu, İdeolocya Örgüsü’nü merkeze koyup değerlendirmelerde bulunuyor; gaye-hedef ilişkilerini, mücadelenin ilkelerini, hedefi bunları çiziyor. Bu sefer, hani Büyük Doğu’yu biliyoruz fakat bu şekilde altı çizilince İdeolocya Örgüsü’nü yeniden okumaya başlıyoruz. Ve Akıncı Güç dergisi Necip Fazıl’a ulaştırılıyor. Necip Fazıl bunu beğeniyor, çok beğeniyor. “Müjdelerin Müjdesi” diye yazı yazıyor ve başta Salih Mirzabeyoğlu olmak üzere Akıncı Güç kadrosunu çağırıyor. Gidiyoruz şimdi Üstad’ın yanına. Bir akşam yemeğine çağırıyor Erenköy’deki köşküne. Bir masa başında, etrafında yay gibi halkalanmışız. Orada hemen söyleyeyim, intibaım nedir? Şimdi ben pratikten teoriyi desteklemiş olacağım böylece.</p>

<p>Necip Fazıl’da gördüğüm; 75 yaşında ihtiyar, biz de 20 yaşında delikanlıyız. Necip Fazıl’da gördüğüm, 75 yaşında bir delikanlı. Eşya ve hadiselere tahakküm etmek isteyen, böyle vecd içerisinde eşya ve hadiselere hâkimiyetini gösteren bir delikanlı. Yani çok ileri bir seviyede yorum yapıyor, bir aksiyon alıyor. Ondan sonra Necip Fazıl’ın arkasında akşam namazını kılıyoruz. O, unutamadığım anılardan bir tanesidir; orada kıldığım namaz.</p>

<p><img alt="Photo 6021824168434797527 Y" height="1056" src="https://barandergisinet.teimg.com/barandergisi-net/uploads/2026/04/photo-6021824168434797527-y.jpg" width="591" /></p>

<p>Şimdi “Necip Fazıl’ın Büyük Doğu davası” diyoruz ya arkadaşlar; Necip Fazıl, Büyük Doğu ve dava. Bu üçü birbirine çok güzel denk geliyor, bunlar özdeşleşmiş kavramlar. Büyük Doğu’yu biraz sonra, konuşmamın sonunda yedi umde hâlinde anlatacağım inşallah; kısa kısa başlıklar hâlinde. Şimdi dava deyince arkadaşlar, dava burada ideal manasında. Maddi istekler, zaruri istekler insanın ruhunu doyurmaz. Maddi isteklerimiz lazım ama ruhumuzu doyurmaz. Biz de böyle bir arayış içerisindeydik. Burada hemen gaye ile ideal arasındaki farkı belirtelim. Üstad’ın şöyle bir sözü var: “Her ideal bir gayedir, fakat her gaye ideal değildir. Gayeler aşağılara düşebilir, idealler düşmez.” Üniversiteyi bitirmek, ondan sonra diyelim ki akademisyen olmak...</p>

<p>Necip Fazıl burada şöyle bir misal veriyor: Bir askerin mareşal olması bir gaye olabilir ama bir ideal değildir. Bunun ideal olması için ne lazım? Üstad söylüyor: “Bunun ideal olması için de Altın Ordu’nun bir neferi olarak veya bir mareşali olarak görev yapmak istemesi lazım.” Yani konu, gaye ile ideal arasındaki farktır.</p>

<p>Necip Fazıl ideal adamı. Ve bu idealine uygun olarak da Büyük Doğu idealini çizmiş. Büyük Doğu ideali nedir? Bunu bilmemiz gerekir. Yani sathî anlamaktan derinlemesine anlamaya geçmemiz lazım. Burada aslında herkes bir iç âlem düzeni peşinde koşuyor; iç âlem düzeni ve mutlak güzeli arıyoruz. Yani mesele aslında maddi değil. Maddi şeyler fiziki varlığımızı sürdürmek için elzem, zaruri. Aslında insanın aradığı şey bir iç âlem düzeni, bir huzurdur. İnsan mutlak güzeli arıyor farkına varmadan mutlak güzeli arıyor. Güzel, hep mutlak güzele vasıta ve vesile. Bu noktada hemen söyleyeyim; Necip Fazıl’ın estetik planı başa almasının altını çizelim.</p>

<p>Hamurkâr’ı söyledik. Demek ki biz bu şekilde Necip Fazıl’ın bir şiirini hatırlıyoruz: “Ne çıkar bir yola düşmemiş gölgem / Yollar ki Allah’a çıkar, bendedir” der. Arkadaşlar, gölgemizin bir yola düşmesi lazım. Bu yol, kendimizin haricinde aşkın bir varlığa olacak; tabii ki Allah ve Resulü’ne. Davamızda da bunun sürdürülmesi gerekir. Ben bunun mücessem olmuş hâlini Necip Fazıl’da gördüm. Yani her bakımdan bana hitap etti. Bunu birçok noktada misallendirebilirim.</p>

<p>Büyük Doğu, bir söylem İslâmcılığı değildir; içselleştirilecek, kana karışacak ve enerji olarak açığa çıkacak bir davadır. Necip Fazıl edebiyat olsun diye yazmamış; kan ve çileyle yoğrulan bir hayatta yaşadıklarını yazmış, yazdıklarını yaşamıştır. Onun en çok sevdiği kelime ise aksiyondur. Burada iman ve sanat da birliktedir. Bunu da unutmayalım arkadaşlar. Bunun ayrıntısına şimdi kısa zaman içerisinde giremiyorum.</p>

<p>Şu kadarını söyleyeyim: Güzeli arıyoruz dedim ya; bakın, iman ve sanat burada bir arada. Güzel olmayan şey, güzeli anlatamaz. Hocalarım anlattı; estetik, hesap kitap sordurmadan yakalayıcı ve fethedicidir. Yani pis borudan temiz su akmaz. Kötü bir nefesten İslâm anlatılmaz. Buna dikkat etmemiz gerekiyor. Şimdi daha önce bana birkaç soru yöneltilmişti. Hemen o iki soruyu kısaca cevaplandırıp yedi umdeye geçeceğim.</p>

<p>Necip Fazıl’ın hayatını değiştiren en önemli şey ne? Hocalarım kısaca bahsetti, ben bir kelimeyle söyleyeyim: Seyyid Abdülhakim Arvasi ile tanışmasıdır. Vapurda karşısına gelen bir kişi, bir Müslüman ona vesile olmuştur, aracı olmuştur. Tanımadığı birisidir. “O ve Ben” kitabında bunun hikâyesi de gayet güzel anlatılmıştır.</p>

<p>Necip Fazıl’ın gençlikten beklediği nedir? Tabii ki Necip Fazıl’ın gençlikten beklediği Büyük Doğu, İslâm İnkılabı’dır ve bunu “İdeolocya Örgüsü”nde ifade edilmiştir. Necip Fazıl’ın “Özlediğimiz Nesil” konferansında gençlikten bekledikleriyle ilgili nasihatleri var. Hemen ilk üçünü söyleyeyim size:</p>

<p>Birincisi aşk. Üstad diyor ki: “Aşksız adam pörsümeye ve aşksız cemiyet sönmeye mahkûm ve kâinatın protoplazması aşktır.”</p>

<p>İkincisi üstün akıl ve sır idraki. Aklı yine akılla mat eden üstün anlayışa ve bilhassa sır idrakine yükselmek, diyor Necip Fazıl.</p>

<p>Üçüncüsü nefs muhasebesi. Atacağını dibinden söküp atma, alacağını dibinden söküp alma, tutacağını da köküne kadar yapışıp tutma hassası deniyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“Büyük Doğu, İslâmiyet’in emir subaylığıdır. Büyük Doğu, İslâm içinde ne yeni bir mezhep ne de yeni bir içtihat kapısıdır; sadece Sünnet ve Cemaat Ehli tabirinin ifadelendirdiği mutlak ve pazarlıksız çerçeve içinde, olanca saffet ve asliyetiyle İslâmiyet’e yol açma geçidi ve çoktan beri kaybedilmiş bulunan bu saffet ve asliyeti 21. asrın eşiğinde eşya ve hadiseye tatbik etme işidir.” Üstad’ın tanımı bu. Büyük Doğu yekpare bir inanış, görüş ve ölçülendiriş manzumesidir.</p>

<p>Şimdi yedi umdeyi hemen söyleyeceğim:</p>

<p>Birincisi, şeriattan zerre taviz vermeyen bir dünya görüşü. Hiçbir şeye taviz yok. Yani liberalizme, sosyalizme, çağın moda akımlarına... Hiçbirine taviz yok. Bu, Necip Fazıl’ın Büyük Doğu’daki birinci vasfıdır. Dinî ilimlere de bakabilirsiniz arkadaşlar. Çünkü Üstad bunları hep kontrol ederek, danışarak hazırlıyor.</p>

<p>İkincisi, tarih muhasebesi yapıyor arkadaşlar. Son beş asrın tarih muhasebesini yapıyor: Ulu Hakan Abdülhamid Han, Vahdettin Han... “Nereden geldiğini bilmeyen, nereye gideceğini bilmez.” Bu sözüm bence yeter, bunu geçiyorum.</p>

<p>Üçüncüsü, Necip Fazıl bir dünya görüşü sistemi kuruyor. Arkadaşlar, bütün hakkında bir fikrimiz olmadan parçaları değerlendiremeyiz, kavrayamayız. Körün fil tarifi var ya, onun gibi. Onun için “İdeolocya Örgüsü” olmadan yol alamayız; “İdeolocya Örgüsü”nü benimsemeden, kuşanmadan yol alamayız. Kafamızda bir ev fikri olmadan kapı ve pencere hakkında fikir sahibi olabilir miyiz? Olamayız. İşte ev fikri, “İdeolocya Örgüsü”dür.</p>

<p>Dördüncüsü, ideolocyanın temelini Allah Resulü’ne dayandırıyor arkadaşlar. Yani peygambere imandan öte, fikriyatını buna dayandırıyor. “En evvel, en üstün” diyor. Birçok eserinde buna dayandırıyor. Çalıştığım mevzu bu; 2700 küsur adet hadis kullanmış. Burada “Nur-u Muhammedi”, “Muhammedi Nur” kavramı da devreye giriyor. Bu kâinat görüşünü buraya dayandırıyor. Ve sahabeler... “Olanca imtizacımız sahabelerdir bizim” diyor.</p>

<p>Beşincisi, dost ve düşman kutuplarını işaretlemesi, hedefleştirmesi önemli. Baş nefret kutbu, baş muhabbet kutbu. Baş muhabbet kutbu olarak Seyyid Abdülhakim Arvasi Hazretlerini işaret ediyor. Baş nefret kutbu da İslâm’a düşmanlığını ilan eden her kimse, herhangi bir zümreyse bunu eserlerinde açıkça ilan ediyor.</p>

<p>Altıncısı, Üstad yeni bir usul ve tarz getirdi; geleneğe bağlı ama yenilikçi. Hem gelenekçi hem devrimci. Yeni bir usul ve tarz getiriyor, yeni bir diyalektik getiriyor, yeni bir estetik getiriyor. Bu da mutlak ölçülere ve geleneğe sımsıkı bağlı.</p>

<p>Yedincisi, İslâm İnkılabı diyor, bunun çokça altını çiziyor. “Büyük Zuhur” diye işaret ediyor. Bu minvalde “Başyücelik Devleti ve İdare Mefkûresi” var arkadaşlar “İdeolocya Örgüsü”nde. Bunu neden yazdı Üstad? Bizim siyasi ve içtimai bir modelimiz olmasın mı? Biz başkalarının biçtiği gömleği, elbiseyi niye giyelim? Bilmem Stuart Mill, Descartes, bilmem ne falan...</p>

<p>Allah ve Resulü’ne ve ulema geleneğine bağlı bir sistem istiyoruz. Necip Fazıl bunu da planlamış. Necip Fazıl son olarak diyor ki: “Dünya bir inkılap bekliyor; dünyanın beklediği bu inkılap üç daire hâlinde: Dış daire dünya, içindeki daire İslâm Âlemi, onun da içinde Türkiye. Asıl Türkiye, merkez Türkiye.” diyor Üstad. Bunu da yazalım, not alalım.</p>

<p>İslâmi İlimler Kulübü’ne, İslâm Ekonomisi ve Finans Kulübü’ne bu organizasyon için teşekkür ederim. Son olarak şunu söylüyorum: İslâm âlemine ve dünyaya bir teklifi olan, kurtarıcı İslâm nizamı fikri olan Büyük Doğu ideali etrafında kenetlenen gençler ve gönüldaşlar olarak hepinizi saygıyla selamlıyorum.”</p></p>]]></turbo:content>
      <category>Necip Fazıl Kısakürek</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/video/dr-kazim-albayrak-buyuk-dogu-islamiyete-yol-acma-gecididir</guid>
      <pubDate>Fri, 01 May 2026 16:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2026/05/kazim-albay-necip-fazil-2.webp" type="image/jpeg" length="20323"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İsrail çocuk hapishaneleri Epstein adası gibi]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/video/israil-cocuk-hapishaneleri-epstein-adasi-gibi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/video/israil-cocuk-hapishaneleri-epstein-adasi-gibi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Epstein skandalı buzdağının görünen kısmıysa, İsrail'in Ofer hapishanelerinde kurduğu "çocuk öğütme makinesi" bu vahşetin devlet eliyle yasallaştırılmış halidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Dünyada çocukları askeri mahkemelerde prangalarla yargılayan tek yapı olan İsrail; yüzde 99,7’lik göstermelik mahkumiyet oranları, 60 saniyelik duruşmalar ve raporlara giren tecavüz tehditli sistematik işkenceleriyle Epstein’ı aratmayan bir insanlık suçu işlemektedir.</p>

<p>Filistinli yavruları dondurucu soğukta demir kafeslere mahkum eden bu sistematik zulüm, sadece bir işgal yöntemi değil, çocukların ruhunu ve geleceğini hedef alan kurumsal bir vahşet sistemidir.</p>

<p><u><i>İşte videoda dile getirilenler:</i></u></p>

<blockquote>
<p><br />
Sorgulamadan sonra çocuklar yargılanmak üzere buraya, Kudüs yakınlarındaki Ofer askeri hapishanesine getiriliyor. Ordu, Four Corners ekibinin içeride çekim yapmasına izin vermedi.</p>

<p><br />
Bu duvarların ardında üç kez bulundum. Avluda elleri kelepçeli ve ayakları prangalı bir şekilde sürüklenerek götürülen çocuklar gördüm. Bazı duruşmalar sadece 60 saniye sürdü. Bir çocuğun, annesi nerede tutulduğunu bilsin diye hapishanesinin adını bağırdığını gördüm.</p>

<p><br />
Yargıcın, bazı çocukları suratlarına bir kez bile bakmadan mahkum ettiğini gördüm. Tüm bunların ortasında gördüğüm şey, mahkum edilen çocuklardan oluşan bir "taşıma bandı" (seri üretim sistemi) gibiydi.</p>

<p><br />
Bu sistemin askeri açıdan ne kadar verimli olduğuna dair size bir fikir verebileceğimi düşünüyorum. Askeri mahkemenin kendi kayıtlarına ve yıllık raporlarına göre, mahkemelerin mahkumiyet oranı yaklaşık yüzde 99,74 civarında.</p>

<p><br />
Genellikle taş atmaktan suçlu bulunan Filistinli bir çocuk, yaklaşık 3 ay hapis cezasına çarptırılıyor.</p>

<p><br />
Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu, geçen yıl İsrail'in sistemi hakkında sert bir rapor yayımladı. Raporda, Filistinli çocukların ölümle, fiziksel şiddetle, hücre hapsiyle ve kendilerine ya da bir aile üyelerine yönelik cinsel saldırıyla tehdit edildiği saptandı.</p>

<p><br />
Rapor; bu kötü muamelenin, çocuğun tutuklandığı andan hüküm giyme sürecine kadar sistemin tamamında yaygın, sistematik ve kurumsallaşmış olduğunu ortaya koydu.</p>

<p><br />
Geçen ay, insan hakları gruplarının baskısıyla İsrail, çocukları geceleri dışarıdaki kafeslerde tutma şeklindeki uzun süreli uygulamaya son verdi. Çocuklar, kar fırtınaları sırasında bu kafeslerde dondurucu soğukta tutulmuştu.</p>
</blockquote>

<p></p></p>]]></turbo:content>
      <category>Video haber</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/video/israil-cocuk-hapishaneleri-epstein-adasi-gibi</guid>
      <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 11:28:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2026/04/israil-cocuk-hapishaneleri.webp" type="image/jpeg" length="36807"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Myron Gaines’ten Yahudi konuğuna “soykırım” tokadı!]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/video/myron-gainesten-yahudi-konuguna-soykirim-tokadi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/video/myron-gainesten-yahudi-konuguna-soykirim-tokadi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[ABD’li ünlü içerik üreticisi Myron Gaines’in programında yaşananlar, yıllardır Hollywood ve ana akım medya eliyle servis edilen dokunulmazlık zırhının nasıl çatladığını gözler önüne serdi. Gaines, Yahudilerin Gazze’deki katliamlarını görmezden gelip geçmişteki mağduriyetler üzerinden kimlik inşa eden zihniyeti canlı yayında köşeye sıkıştırdı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Myron Gaines, son yayınında ezberleri bozan bir tartışmaya imza attı. Programa katılan Yahudi bir genç kızla Holokost ve Gazze üzerine tartışan Gaines, Yahudinin içine düştüğü tutarsızlığı ve ikiyüzlülüğü milyonların önünde deşifre etti.</p>

<p>Tartışma, Holokost’ta hayatını kaybedenlerin sayısı üzerine başladı. Gaines’in ekibinden gelen “en fazla 271 bin” çıkışına, konuğun “6 milyon olduğunu biliyorum” yanıtını vermesi üzerine ortam gerildi. Gaines, bugüne kadar tartışılması dahi teklif edilemeyen rakamların artık yüksek sesle sorgulanmaya başladığının sinyalini vererek tarihin, kazananlar ve medya gücünü elinde tutanlar tarafından nasıl şekillendirildiğine dikkat çekti.</p>

<p><strong>Hollywood’un “Masum Yahudi” Kurgusu Çöküyor</strong></p>

<p>Haberin odak noktasını ise Gaines’in "İsrail soykırım yapıyor mu?" sorusuna konuğun verdiği kaçamak cevap oluşturdu. Genç kızın Gazze’deki katliamlar için “Bu karmaşık bir soru” demesi üzerine Gaines, adeta bir mantık dersi verdi. Gaines, Hollywood’un on yıllardır süren “ebedi mağdur” ve “masum Yahudi” imajının artık 1080p çözünürlüklü gerçeklerle yerle bir olduğunu ifade etti.</p>

<p><strong>“Bugün Yalan Söyleyen, Dün Neden Söylemesin?”</strong></p>

<p>Gaines şunları söyledi:</p>

<p><i>“Eğer 2024 yılında, ellerinde her türlü yüksek çözünürlüklü görüntü varken bugün gözümüzün önünde gerçekleşen bir soykırımı inkâr edebiliyorlarsa, neden tüm kimliklerini ve Hollywood endüstrisini üzerine inşa ettikleri geçmiş bir olay hakkında yalan söylemesinler? Kamera kayıtlarının olmadığı bir dönemde söylediklerine neden güvenelim?”</i></p>

<p><strong>Tekelci Mağduriyet Anlayışı</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Programda ortaya çıkan en çarpıcı gerçek ise, Siyonist anlatının kendileri dışındaki hiçbir halkın acısını “soykırım” olarak kabul etmemesi oldu. Kendi tarihlerini dokunulmaz kılanların, bugün Gazze’de parçalanan çocukları görmezden gelmesi, “insan hakları” ve “soykırım” kavramlarının nasıl seçici bir şekilde kullanıldığını bir kez daha kanıtladı.</p>

<p>Artık sosyal medya çağında, Hollywood stüdyolarında kurgulanan sahte kahramanlık hikayeleri ve tek taraflı mağduriyet anlatıları işe yaramıyor. Myron Gaines’in bu yayını, dijital dünyada uyanan bilincin ve yıkılan tabuların en somut örneklerinden biri oldu.</p>

<p>İşte o konuşmanın tamamı:</p>

<p><strong>Yahudi: Holokost'ta sizce kaç Yahudi öldürüldü?</strong></p>

<p>Gaines: En fazla 271 bin.</p>

<p><strong>Yahudi:  6 milyon. Yanlış cevap.</strong></p>

<p>Gaines: 6 milyon olduğunu mu düşünüyorsun?</p>

<p><strong>Yahudi:  6 milyon olduğunu biliyorum.</strong></p>

<p>Gaines: Yahudi misiniz?</p>

<p><strong>Yahudi:  Sizce?</strong></p>

<p>Gaines:  Muhtemelen. Bu noktada şaşırdık mı? Bu konuda ne yapacaksın? Peki, İsrail'in bir soykırım yaptığını düşünüyor musun?</p>

<p><strong>Yahudi:  Bu karmaşık bir soru.</strong></p>

<p>Gaines:  Peki, o zaman sana şunu sorayım: Eğer 2023'ten 2024'e kadar, ellerinde 1080p görüntüler varken bir soykırımı inkar edebiliyorlarsa; mağduriyet anlatılarını, pek çok Hollywood filmini ve tüm kimliklerini üzerine inşa ettikleri İkinci Dünya Savaşı'ndaki trajik bir olay hakkında neden yalan söylemesinler? Bu konuda yalan söylemeyeceklerini mi sanıyorsun?</p>

<p><strong>Yahudi:  Yani senin dışındaki her anlatı tamamen hükümsüz ve geçersiz mi? Yani herkesin bu konuda yalan söylüyor olma ihtimali hiç mi yok?</strong></p>

<p>Gaines: Holokost hakkında mı yoksa soykırım hakkında mı?</p>

<p><strong>Yahudi:  İsrail.</strong></p>

<p>Gaines:  Konuyu kaçırıyorsun. Diyorum ki; "6 milyon" diyen aynı kişiler, tam önümüzde gerçekleşen bir soykırımı inkar ediyorlar. Kamera kayıtlarının olmadığı ve çok daha az kanıtın olduğu bir zamanda yalan söylemeyeceklerini mi düşünüyorsun?</p>

<p><strong>Yahudi:  Bazı görüntüler gösterebilir misin?</strong></p>

<p>Gaines: Gazze'nin bombalanmasıyla ilgili mi?</p>

<p><strong>Yahudi:  Evet.</strong></p>

<p>Gaines: Araştır bak. Eğer bunu destekleyecek gerçeklerin varsa göreyim. Tamam, şunu yapabilirsin: Twitter'a gir, "Gazze" yaz; bombalanan, öldürülen ve kelimenin tam anlamıyla parçalara ayrılan çocukları göreceksin.</p></p>]]></turbo:content>
      <category>Video haber</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/video/myron-gainesten-yahudi-konuguna-soykirim-tokadi</guid>
      <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 10:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2026/04/myron-gainesten-yahudi-konuguna-soykirim-tokadi.webp" type="image/jpeg" length="93707"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ABD - İsrail - İran - İngiltere - Çin / Derin Küresel Savaş]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/video/abd-israil-iran-ingiltere-cin-derin-kuresel-savas</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/video/abd-israil-iran-ingiltere-cin-derin-kuresel-savas" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Tarihçi yazar İbrahim Tatlı’nın “ABD - İsrail - İran - İngiltere - Çin / Derin Küresel Savaş” başlıklı konuşması, Ortadoğu’daki çatışmayı küresel güçlerin hesaplaşması olarak konumlandırıyor. Bir tarafta Trump Amerikası ve Netanyahu’nun İsrail’i, diğer tarafta İran, Çin, Rusya ve İngiltere ekseni üzerinden kurulan ittifaklar, savaşın arka planındaki stratejik denge ve çıkar ilişkilerini analiz ediyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div class="ratio ratio-16x9"><iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="360" sandbox="allow-scripts allow-same-origin" src="https://www.youtube.com/embed/z49vOoSEsAc?rel=0" width="640"></iframe></div>

<div class="ratio ratio-16x9"></div>

<ul>
 <li>
 <h2 class="ratio ratio-16x9"><em><strong><a href="https://www.barandergisi.net/abd-israil-iran-ingiltere-cin-derin-kuresel-savas-1">OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ</a></strong></em></h2>
 </li>
</ul>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p>]]></turbo:content>
      <category>Gündem</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/video/abd-israil-iran-ingiltere-cin-derin-kuresel-savas</guid>
      <pubDate>Sun, 29 Mar 2026 18:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/barandergisi-net/uploads/2026/03/derin-kuresel-savas-ibrahim-tatli-video.webp" type="image/jpeg" length="84675"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yardım noktasına koşan perişan haldeki Gazzelilere kurşun yağdırıldı!]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/video/yardim-noktasina-kosan-perisan-haldeki-gazzelilere-kursun-yagdirildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/video/yardim-noktasina-kosan-perisan-haldeki-gazzelilere-kursun-yagdirildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terörist İsrail askerleri, Gazze'de yardım noktasına koşan açlıktan perişan olmuş, dili damağına yapışmış Gazzelilere kurşun yağdırıyor!]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Ortada sözde bir "ateşkes" mutabakatı var ama Yahudi zihniyet için bu sadece yeni bir kalleşlik fırsatı. Açlıktan dizlerinin bağı çözülmüş, çocuklarına bir avuç un götürebilmek için can havliyle toz duman içinde koşturan sivil halkın üzerine mermi yağdırmak, ancak böyle aşağılık bir kavmin işi olabilirdi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Gazze'de bu yapılanlarla görülüyor ki bunlar, insanlık ailesinin bağrına saplanmış zehirli bir hançerdir. Bir lokma yiyecek için koşan aç insanı hedef alacak kadar haysiyetsiz, ateşkes sözü verip arkadan vuracak kadar cani namertler var insanlığın karşısında. Tarih, rızık peşindeki mazlumu vuran, çocukların boğazından geçecek ekmeğe kan bulaştıran en aşağılık mahluklar olarak kaydedecek, kaydetti ve kaydediyor.</p></p>]]></turbo:content>
      <category>Video haber</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/video/yardim-noktasina-kosan-perisan-haldeki-gazzelilere-kursun-yagdirildi</guid>
      <pubDate>Fri, 13 Mar 2026 16:28:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2026/03/ekran-goruntusu-2026-03-13-165651.png" type="image/jpeg" length="89095"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Medeniyet Üniversitesi iftarında Müslüman öğrencilerden intikam yemini!]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/video/medeniyet-universitesi-iftarinda-musluman-ogrencilerden-intikam-yemini</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/video/medeniyet-universitesi-iftarinda-musluman-ogrencilerden-intikam-yemini" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Medeniyet Üniversitesi'nin bu yıl 4'üncüsü düzenlenen geleneksel iftar programı yoğun katılımla gerçekleşirken davetliler arasında yer alan Akıncı Güç Gençlik Hareketi Başkanı Harun Şimşak öncülüğünde intikam yemini edildi. Sloganlar ve tekbirlerle inletilen meydan coşkulu anlara sahne oldu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İstanbul Medeniyet Üniversitesi’nde bu yıl 4'üncüsü düzenlenen geleneksel iftar programı bu yıl da Müslüman öğrencilerin yoğun katılımıyla gerçekleştirildi. Üniversitede bir araya gelen öğrenciler, oruçlarını açtıktan sonra cemaat hâlinde namaz kıldı. Programda ezgiler seslendirilirken sık sık tekbirler getirildi ve sloganlar atıldı.</p>

<p>Etkinlikte, Akıncı Güç Gençlik Hareketi Başkanı Harun Şimşak da davetliler arasında yer aldı. Harun Şimşak öncülüğünde Müslüman öğrenciler hep birlikte meydanı intikam yeminiyle inletti. "Ya Muntakim Allah, Bizi intikamına memur et" sesleri Medeniyet Üniversitesi semasında yankılandı. Coşkulu anların yaşandığı buluşmada En’am Suresi’nin 162’nci ayeti okunarak meydanı dolduran kalabalık tarafından hep birlikte tekrar edildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İftar programı boyunca üniversite kampüsünde yoğun bir atmosfer oluşurken, etkinlik öğrencilerin toplu duaları ve sloganlarıyla sona erdi.</p></p>]]></turbo:content>
      <category>Video haber</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/video/medeniyet-universitesi-iftarinda-musluman-ogrencilerden-intikam-yemini</guid>
      <pubDate>Fri, 13 Mar 2026 12:42:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2026/03/ekran-goruntusu-2026-03-13-130944.png" type="image/jpeg" length="58231"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Nereden türedi bu kadar p.ç kurusu?]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/video/nereden-turedi-bu-kadar-pc-kurusu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/video/nereden-turedi-bu-kadar-pc-kurusu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İsimleri Ahmet, Mehmet, Hasan... Ama ailesinden ve okullarından almadıkları terbiye ile İslam düşmanı olmuşlar. Görüntülerde bir grup gencin camiye ait masaları tekmeleyip kaçtığı görülüyor.</p>

<p>Bir çocuğun, toplumun ortak değeri olan cami avlusunda bu denli pervasızlaşması, akıllara tek bir gerçeği getiriyor: Hangi el onları bu kinle besledi? Çocuk çocuktur ancak o masayı kıran nefret, ancak aile ocağında pişmiş olabilir veya okullarda dayatılan Kemalizm.</p>

<p>Görünüşe göre bu "p.ç kurularının" ardında, onlara mukaddesat düşmanlığını miras bırakan, aynı yolun yolcusu anne ve babalar var. Kendi kültürüne, kendi dinine bu denli yabancılaşmış bir güruhun türemesi, ocağındaki yangının sokağa taşmasıdır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Memlekette İslam düşmanlarına verilen cezaların komik düzeyde kalması, bu fare deliklerinden çıkanları cesaretlendiriyor. Ceza yemeyeceklerini bildikleri için bu kadar pervasızlar! En önemlisi de, bu p.ç kuruları henüz Müslümanların sert tokadını, o sarsıcı sopasını yemedikleri için kendilerini meydanda zannediyorlar. Eğer hak ettikleri karşılığı bulsalardı, o fare deliklerinden başlarını çıkarmaya dahi cesaret edemezlerdi.</p>

<p>Bu memleketin huzuruna ve dinine kasteden bu zihniyet, hak ettiği bedeli en ağır şekilde ödemelidir. Cezasızlık zırhına bürünüp sokaklarda, sosyal mecralarda terör estiren bu güruha karşı sessiz kalınmamalıdır. Müslümanların mukaddesatına el uzatanın eli kırılmalı, bu soysuzluk kökünden kurutulmalıdır!</p>

<p>Şurası da bir gerçek; Abdülhakim Arvasi Hazretleri veledi zinanın kemalat bulmayacağını söyler. Yani bunlar ne uyarıyla, ne eğitimle ne de sopayla düzelir.</p></p>]]></turbo:content>
      <category>Video haber</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/video/nereden-turedi-bu-kadar-pc-kurusu</guid>
      <pubDate>Mon, 09 Mar 2026 13:37:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2026/03/ekran-goruntusu-2026-03-09-135111.png" type="image/jpeg" length="41642"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kitap köşesi]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/foto-galeri/kitap-kosesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/foto-galeri/kitap-kosesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p>]]></turbo:content>
      <category>Aylık Baran</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/foto-galeri/kitap-kosesi</guid>
      <pubDate>Tue, 11 Mar 2025 01:22:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2025/03/kitap-kosesi-baran-dergisi.webp" type="image/jpeg" length="61400"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Global Çöplük]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/foto-galeri/global-copluk</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/foto-galeri/global-copluk" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[7 Ekim Aksa Tufanı itibariyle Gazze aynasında izlenen dünya, son sürat savrulmaya devam ediyor. Global Çöplük diye attığımız başlık altında nerede durduklarının şuurunda olmayanların ve hiçbir din, ahlâk, kaide ve nizam tanımayanların batarken son çırpınışlarını sizler için derledik.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p>]]></turbo:content>
      <category>Aylık Baran</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/foto-galeri/global-copluk</guid>
      <pubDate>Wed, 05 Feb 2025 16:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2025/02/global-copluk-baran-dergisi.webp" type="image/jpeg" length="32609"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Müslüman Anadolu'da geçen ay!]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/foto-galeri/musluman-anadoluda-gecen-ay</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/foto-galeri/musluman-anadoluda-gecen-ay" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Müslüman Anadolu’da kalbi ve gönlü pak milletimizin kendi mizacı, imanı ve duygusu ile meydanlara çıktığı ve yaptığı işleri sizler için derledik.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p>]]></turbo:content>
      <category>Aylık Baran</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/foto-galeri/musluman-anadoluda-gecen-ay</guid>
      <pubDate>Thu, 02 Jan 2025 14:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2025/01/musluman-anadoluda-gecen-ay.webp" type="image/jpeg" length="40736"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Maşeri Vicdan]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/foto-galeri/maseri-vicdan</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/foto-galeri/maseri-vicdan" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Gazze’de yaşanan katliam karşısında, Batı dünyasındaki insanların vicdanî olarak yaptığı küçük büyük aksiyonları “maşeri vicdan” başlığı altında topladık.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p>]]></turbo:content>
      <category>Aylık Baran</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/foto-galeri/maseri-vicdan</guid>
      <pubDate>Thu, 02 Jan 2025 10:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2025/01/maseri-vicdan-baran-dergisi.webp" type="image/jpeg" length="29804"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kemalist Rejim Günlüğü]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/foto-galeri/kemalist-rejim-gunlugu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/foto-galeri/kemalist-rejim-gunlugu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><em>Kemalist rejimin kanunlarından ve iktidarın rejimi besleyici politikalarından cesaret bulan Kemalistlerin dinî değerleri aşağılaması son 10 yılda ciddi manada arttı. İslâmî değerleri ve kimliği sistematik bir şekilde hedef alan ve bununla varlık bulan Kemalistler, iktidarın pespaye politikası, laiklere yaranma çabası ve Müslümanların sorunun kaynağına bir türlü inemeyişi sebebiyle, kültürel ve siyasî atmosfer laiklerin elinde oyuncak olmaya ve diledikleri gibi at koşturma alanı olmaya devam ediyor. </em></p>

<p><em>Koruma kanunu dolayısıyla sorgulanamaz bir dogma haline gelen ve seküler bir dine dönüşen Kemalizm, tekno-paganizm adı altında, yeni, hazza dayalı bir putperestliği meydan yerine dikerek toplumu büyük bir felakete sürüklüyor. İktidar da bu felaketi önlemek yerine, eziklik psikolojisi dolayısıyla sırf yaranmak uğruna Kemalist putperestlerin dayattığı seküler kimliğe rızayı gösteriyor. </em></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><em>Milletin sırtına binerek 22 senedir iktidarda olan ve yine İslâmî değerleri ve kültürü yaşatmak sözüyle iktidarda kalan hükümet, ruhî imarı gerçekleştirmek yerine bilakis her türlü sapkınlığa kapı aralıyor ve bununla da övünüyor. “Kemalist rejim günlüğü” başlığı altında yorumladığımız haberlerde de görüleceği üzere bir yangın yerine dönüşen ve her an tutuşmaya hazır bir memleketi göreceksiniz.</em></p>

<p>İşte vaziyetimiz:</p></p>]]></turbo:content>
      <category>Aylık Baran</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/foto-galeri/kemalist-rejim-gunlugu</guid>
      <pubDate>Mon, 25 Nov 2024 09:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2024/11/kemalist-rejim-gunlugu.webp" type="image/jpeg" length="65204"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Aylık Baran Dergisi Arka Kapaklar]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/foto-galeri/aylik-baran-dergisi-arka-kapaklar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/foto-galeri/aylik-baran-dergisi-arka-kapaklar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p>]]></turbo:content>
      <category>Aylık Baran</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/foto-galeri/aylik-baran-dergisi-arka-kapaklar</guid>
      <pubDate>Tue, 08 Oct 2024 13:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2024/10/aylik-baran-arka-kapaklar-copy.webp" type="image/jpeg" length="88280"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Son Karar Dergisi]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/foto-galeri/son-karar-dergisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/foto-galeri/son-karar-dergisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Özellikle genç neslin uyanışına ve mücadeleye katılımına büyük önem veren Son Karar Dergisi, gençlerdeki idealizm, heyecan ve aksiyon ruhunu harekete geçirmek ve onları Büyük Doğu-İbda fikriyatına kazandırmak için çaba göstermiştir. Türkiye'deki İslamcı düşünce ve hareket tarihinde önemli bir yere sahip olan Son Karar, 17 sayı çıkmış ve 1 Mart 1990 yılında yayın hayatına son vermiştir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>TAKDİM</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Son Karar, Türkiye’de 1988-1990 yılları arasında yayınlanmış ve Büyük Doğu-İbda fikriyatına nisbetle faaliyet göstermiş bir dergidir.</p>

<p>Dergi ilk sayısını Mayıs 1988 tarihinde ve “Aylık Siyasi Fikir ve Aksiyon Dergisi” olarak yayımlamıştır. İstanbul merkezli olarak yayın yapan derginin yazı işleri müdürlüğünü Serdar Yücel üstlenmiş, genel yayın yönetmenliğini ise Kaya Balaban yapmış ancak Şubat 1989 sayı 8’den itibaren Ali Hışıroğlu üstlenmiştir.</p>

<p>Dergide Abdullah Kiracı, Ali Hışıroğlu, Atilla Özdür, Enver Küçükgörür, Enes Duymaz, Harun Yüksel, Hayrettin Soykan, Kâzım Albayrak, Mehmet Tarakçı, Mevlüt Koç, Mustafa Saka, Saadettin Ustaosmanoğlu, Süleyman Dal, Şükrü Sak, Oktay Şener gibi birçok yazarın yazıları yayınlanmıştır.</p>

<p>Son Karar’ın 1988 tarihli 1. sayısının kapağında Salih Mirzabeyoğlu’na ait “Gençliğin Cevabı” başlıklı bir deklarasyon yayınlanmış ve yazıda, Batı’nın olumsuz etkilerine karşı durulması ve hakikat yolunda kararlı bir nesil yetiştirilmesi gerektiği ifade edilmiş ve “Allah için buğz ve Allah için aşk ölçüsüne uygun şekilde, baş nefret kutbu ile baş muhabbet kutbunu tayin etmiş olarak...” denilmiştir.</p>

<p>Derginin ikinci sayısı Büyük Doğu ve Necip Fazıl özelinde çıkmıştır. Bu sayıda Necip Fazıl Kısakürek ve Büyük Doğu ideolojisi, bu ideolojinin modern dünyada nasıl uygulanması gerektiği ve İslâm’ın sosyal, siyasi ve kültürel hayatta yeniden nasıl yer alması gerektiği ele alınmıştır. İçerik olarak, gençliğe hitap eden yazılar, sosyal güvenlik açısından zekâtın önemi, Filistin meselesi, Ayasofya’nın durumu gibi konular ele alınmıştır. “Üstad’ı anmak” başlığı altında, onun ideolojik mirasının sadece anılmakla kalmayıp, aksiyoner bir şekilde hayata geçirilmesi gerektiği ifade edilmiştir.</p>

<p>Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu’nun 1988 yılında yaptığı “Nasıl Birlik?” konferansı, derginin Haziran 1988 tarihli 2. sayısında; “İşkence ve Filistin Meselesi” konferansı, derginin Temmuz 1988 tarihli 3. sayısında; Cemaat ve Aksiyon” başlıklı konferansı ise Ağustos 1988 tarihli 4. sayısında yayımlanmıştır.</p>

<p>Salih Mirzabeyoğlu’nun kaleme aldığı “M. Kemal hakkındaki Bir Gün” başlıklı yazı da ilk defa Son Karar’ın Kasım 1988 tarihli 6. sayısının 31. sayfasında, daha sonra da Ekim-Kasım 1989 tarihli 14. sayısının 22. sayfasında yayımlanmıştır. Karar’ın Kasım 1988 tarihli 6. sayısı, Bir Gün başlıklı yazıdan dolayı, “Mustafa Kemal’e hakaret” gerekçesiyle toplatılmıştır.</p>

<p>Son Karar Dergisi’nin önemli hususiyetlerinden biri, ilk defa Fetullah Gülen eleştirisi yapılan yayın organı olmasıdır. Son Karar Dergisi’nin 15 Aralık 1989 tarihli 15. sayısının 17. sayfasında imzasız yayınlanan “Hem Gülen - Hem Güldüren” başlıklı bir sayfalık yazıda, türban gösterilerini provokatörlükle suçlayan Fetullah’ın “düzenist Müslüman” tipini yetiştirme görevini devralan “sinsi bir hain” olduğu ve ondan hesap sorulacağı söylenmektedir.</p>

<p>Derginin geneline baktığımızda Seyyit Ahmet Arvasi, Muhsin Yazıcıoğlu, Atilla Özdür gibi şahsiyetlerle mülakatlar yapıldığı görülmektedir. Bilhassa Seyyit Ahmet Arvasi’nin yayımlanan röportajı vefatından önceki son röportajıdır.</p>

<p>Dergi, Türkiye’nin siyasî ve içtimâî sorunlarına Büyük Doğu-İbda perspektifinden bakmaya çalışmış, Kemalist rejime ve Batı’ya karşı net bir duruş sergilemiş, sert bir üslupla eleştiride bulunmuş, iman şuurunu ve aksiyon ruhunu sürekli kamçılamayı hedeflemiştir. Sadece aktüel siyasetle ilgilenmemiş, aynı zamanda tarih, sanat, edebiyat ve felsefe gibi konularda da makaleler ve yorumlar yayınlamıştır.</p>

<p>Fikirle eylemi birleştirmede şu örnekleri sayabiliriz:</p>

<p>Flama Kültür Faaliyeti lokalinde yapılan ve cepheleşme yapılanmasının ilk örneği sayılabilecek, her cephenin bir bildiri sunduğu faaliyet, derginin Haziran 1988 tarihli 2. sayısında yer almıştır. Karar’ın Kasım 1988 tarihli 6. sayısında Mahir Çakır’ın “Hakkını Vermek” başlıklı yazısı cepheleşme ve içtimaileşme açısından dikkat çekmektedir. Ayrıca Ayasofya için imza kampanyası da derginin Şubat 1990 tarihli 16. sayısında yer almıştır.</p>

<p>Tespitlerimize göre İbda’nın cepheleşmesine atıfla “İBDA-C” isminin ilk kullanıldığı yayın organı bu dergidir. Son Karar Dergisi’nin 15 Aralık 1989 tarihli 15. sayının arka kapağında aynen şöyle denmektedir:</p>

<p>“Büyük Doğu mücadelesi ve onun yumuşattığı iklim... Ve Müslümanların önünde bir korkuluk gibi duran “Menemen” hatırasını bir tekmede deviren şanlı GÖLGE! Akıncı Güç patlaması, Rapor talimi, Gönüldaş, çaba ve direnci, İBDA taarruzu! Hedef iktidardır!” İşte İBDA-C KARAR’ın nereden geldiğinin ve ne yapmak istediğinin hikâyesi...”</p>

<p>Karar Dergisi’nin Temmuz 1988 tarihli 3. sayısında yer alan Cahit Yeşilyurt’un “Gerçek Beraberlikler” yazısı Tilki Günlüğü 2. cilt s. 439’da iktibas edilmiştir. Aynı şekilde Haziran 1988 tarihli 2. sayıda yer alan Kâzım Albayrak’ın “Kayan Yıldız Sırrı Üzerine” başlıklı yazısı da Tilki Günlüğü eserinde, 3. cilt, s. 231’de iktibas edilmiştir.</p>

<p>Karar Dergisi Kasım 1988 tarihli 6. sayısında Salih Mirzabeyoğlu’nun “Suda Boğulan Balık” isimli bir hikayesi yayımlanmıştır. Ayrıca Mart 1989 sayı 9’dan itibaren aralıklı sayılarda Salih Mirzabeyoğlu’nun altı şiiri (Devri Daim, Altın Nazar, Perde, Kabarcık, Lügat ve Çehre) yayımlanmıştır. Karar Dergisi’nin bazı takdim yazıları ve çerçeve içerisindeki bazı arka kapak yazıları, İBDA Mimarı’nın telkin ve tavsiyeleri doğrultusunda kaleme alınmıştır.</p>

<p>Özellikle genç neslin uyanışına ve mücadeleye katılımına büyük önem veren dergi, gençlerdeki idealizm, heyecan ve aksiyon ruhunu harekete geçirmek ve onları Büyük Doğu-İbda fikriyatına kazandırmak için çaba göstermiştir. Türkiye’deki İslâmcı düşünce ve hareket tarihinde önemli bir yere sahip olan Son Karar, 17 sayı çıkmış ve 1 Mart 1990 yılında yayın hayatına son vermiştir.</p>

<p></p>

<p>5 Eylül 2024&nbsp;</p>

<p>Aylık Baran Dergisi</p></p>]]></turbo:content>
      <category>Büyük Doğu-İbda</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/foto-galeri/son-karar-dergisi</guid>
      <pubDate>Sat, 07 Sep 2024 12:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2024/09/son-karar-dergisi-kapaklar.webp" type="image/jpeg" length="57727"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Gazi’den Gazze’ye Bir Nefes]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/foto-galeri/gaziden-gazzeye-bir-nefes</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/foto-galeri/gaziden-gazzeye-bir-nefes" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>“Gazi’den Gazze’ye: Bir Nefes” konferansında, Gazze'deki direniş ve bu direniş karşısında dünyanın vaziyeti ve Müslümanların neler yapabileceği konuşuldu.</p>

<p>Konferansta İsrail’e yönelik boykotun önemine dikkat çekildi. Filistin davasına daha aktif bir şekilde sahip çıkılması gerektiği vurgulandı.</p>

<p>Said Ercan: Gündemimizde sürekli Gazze olmalı!</p>

<p>Dursun Ali Erzincanlı: Gazze’ye sahip çıkan insanlar aziz ve şereflidir</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ercan Çifci: Gazze bir fikirdir. Gazze Y*hudi’nin yerle bir edildiği yerdir.</p>

<p>Ayçin Kantoğlu: 21 bin çocuk kayıp Gazze’de. 21 bin. Bunun tercümesi şu: Bu dünyada 8 milyar insan kayıp!</p>

<p>Kâzım Albayrak: ABD-Y*hudi emperyalizminin tekerine çomak sokucu işler yapılmalı!</p>

<p>Yakup Köse: Uzak gördüğünüz şey aslında size çok yakın!</p>

<p>Tayyar Tercan: Türkiye'den İsrail'e katliam yapmaya gidenlerin vatandaşlıktan çıkarılmasını istiyoruz.</p>

<p>Haberin tamamı için <a href="https://www.barandergisi.net/gaziden-gazzeye-bir-nefes-konferansi-bursada-gerceklesti">TIKLAYINIZ</a></p></p>]]></turbo:content>
      <category>Güncel</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/foto-galeri/gaziden-gazzeye-bir-nefes</guid>
      <pubDate>Fri, 28 Jun 2024 12:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2024/06/gaziden-gazzeye-bir-nefes-67y.webp" type="image/jpeg" length="27707"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Aylık Baran Dergisi]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/foto-galeri/aylik-baran-dergisi-kapaklari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/foto-galeri/aylik-baran-dergisi-kapaklari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Aylık Baran Dergimize online satış sitemiz www.aylikbaran.com'dan, seçkin kitapçılardan yahut abone olarak ulaşabilirsiniz!]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Dergimize online satış sitemiz 'dan, seçkin kitapçılardan yahut abone olarak ulaşabilirsiniz!</p>

<p><span style="color:#d35400"><strong>Dergimizin olduğu kitabevleri:</strong></span></p>

<p><strong>Gölge Kitabevi:</strong> Ali Kuşçu, Büyük Karaman Cd. 4A, 34083 Fatih/İstanbul</p>

<p><strong>Kökler Kitabevi:</strong> Hırka-i Şerif, Kadı Sk. No:14, 34091 Fatih/İstanbul</p>

<p><strong>Ağaç Kitabevi:</strong> Akşemsettin, Şehitkubilay Sk. No:6, 34010 Fatih/İstanbul</p>

<p><strong>İnkılap Kitabevi:</strong> Fevzipaşa Caddesi, Şehitkubilay Sokak No: 6/A-B Fatih-İstanbul</p>

<p><strong>Ankara Birleşik Kitabevi:</strong> Tuna caddesi Bulvar Pasajı, D:no:3/3, Çankaya/Ankara</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Gaziantep Akyol Kitabevi:</strong> Şahinbey, 44002. Bedesten Sk. No:15, 27410 Şahinbey/Gaziantep</p>

<p><strong>Mephisto Kitabevi: </strong>Kuloğlu, İstiklal Cd. No:125, 34435 Beyoğlu/İstanbul</p>

<p><strong>Kitap Dünyası İlahiyat Şubesi: </strong>Aşkan Mah. Aşkan Cad. No: 22/1 Meram / Konya</p>

<p><strong><span style="color:#d35400">Nasıl abone olunur?</span></strong></p>

<p>Aylık Baran Dergisi’ne abone olmak için adres ve irtibat bilgilerinizi telefon yahut mail ile bize bildirdikten sonra abone bedelini yatırmanız yeterlidir.</p>

<p>Abone olmak için irtibat numaramız 0533 166 20 50</p>

<p>1 senelik abonelik ücreti (2025 itibariyle) kargo dahil 1560 TL'dir.</p></p>]]></turbo:content>
      <category>Aylık Baran</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/foto-galeri/aylik-baran-dergisi-kapaklari</guid>
      <pubDate>Sun, 10 Dec 2023 09:46:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2023/03/aylik-baran-dergileri.webp" type="image/jpeg" length="58542"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Baran Dergisi]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/foto-galeri/baran-dergisi-kapaklari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/foto-galeri/baran-dergisi-kapaklari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Haftalık çıkan Baran Dergisi, 783 sayıdan sonra kardeş yayın organı olan Aylık Dergisi ile birleşerek "Aylık Baran" adı altında aylık olarak yayınlanmaya devam etmiştir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Haftalık çıkan Baran Dergisi, 783 sayıdan sonra kardeş yayın organı olan Aylık Dergisi ile birleşerek "<a href="https://www.barandergisi.net/aylik-baran-1-sayi-cikti">Aylık Baran</a>" adı altında aylık olarak yayınlanmaya devam etmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p>]]></turbo:content>
      <category>Baran Dergisi</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/foto-galeri/baran-dergisi-kapaklari</guid>
      <pubDate>Sat, 09 Dec 2023 10:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2023/03/baran-dergisi-kapaklari.jpg" type="image/jpeg" length="62321"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
