<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Baran Dergisi - Baran-Haber-Görüş</title>
    <link>https://www.barandergisi.net</link>
    <description>Baran Dergisi - Baran-Haber-Görüş</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.barandergisi.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Mon, 11 May 2026 20:48:30 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Trump: Özgürlük Projesi'ni yeniden başlatmayı düşünüyorum]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/trump-ozgurluk-projesini-yeniden-baslatmayi-dusunuyorum</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/trump-ozgurluk-projesini-yeniden-baslatmayi-dusunuyorum" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Trump, Hürmüz Boğazı’nda tarafsız ülkelere ait ticari gemilere destek sağlanmasını hedefleyen "Özgürlük Projesi" operasyonunu yeniden başlatmayı değerlendirdiklerini duyurdu. Trump, “Bu daha büyük bir askeri operasyonun bir parçası olacak” ifadelerini kullandı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Trump, ticari gemilerin Hürmüz Boğazı'ndan geçişini sağlamak için başlatıp kısa süre sonra askıya aldığı Özgürlük Projesi adlı operasyona yeniden dönmeyi düşündüğünü açıkladı.</p>

<p>Amerikan Fox News kanalına konuşan Trump, Hürmüz Boğazı'ndaki son duruma ilişkin açıklamalarda bulundu.</p>

<p>Trump, bir yandan İran'la görüşmeler sürerken, öte yandan Hürmüz Boğazı'nın petrol taşıyan ticari gemilere mümkün olduğunca açılması için çalışmaya devam edeceklerini belirtti.</p>

<p>ABD Başkanı, röportajında, "Özgürlük Projesi operasyonunu genişleterek yeniden başlatmayı düşündüğünü" ifade etti.</p>

<p>Trump ayrıca, söz konusu operasyonun, bu kez "daha geniş çaplı bir askeri operasyonun sadece bir parçası olacağı" konusunda uyarıda bulundu.</p>

<p>ABD'nin bu adımlarının ardından İran'ın ne yapacağı ile ilgili, "Pes edecekler" yorumunu yapan Trump, İran'ın mevcut liderleriyle görüşmelere devam edip etmeyeceği sorusuna ise, "Anlaşma yapana kadar onlarla muhatap olmaya devam edeceğim." cevabını verdi.</p>

<p>Trump ayrıca, İranlı müzakerecilerin kendisine Tahran'ın tahrip edilmiş nükleer tesislerindeki radyoaktif maddeleri temizleyecek teknolojiden yoksun olduğunu ve ABD'nin "nükleer tozu" geri alması gerekeceğini söylediklerini iddia etti.</p>

<p><strong>Özgürlük Projesi nedir?</strong></p>

<p>Trump, 4 Mayıs itibarıyla, Hürmüz Boğazı'nda mahsur kalan ve Orta Doğu'daki krizle ilgisi olmayan "tarafsız" ülkelere ait gemilerin, boğazdan geçişine yardım etmeye başlayacaklarını açıklamış ve buna "Özgürlük Projesi" adını vermişti.</p>

<p>ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Beyaz Saray'da verdiği basın brifinginde İran'ın Hürmüz Boğazı'nı kapatmasından ötürü Körfez bölgesinde 87 farklı ülkeden yaklaşık 23 bin sivilin kurtarılması için "Özgürlük Projesi" adlı operasyonu başlattıklarını savunmuştu.</p>

<p>Trump, 6 Mayıs'ta yaptığı açıklamada, Özgürlük Projesi'nin kısa süreliğine durdurulmasına karar verdiklerini bildirmişti.</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p>]]></turbo:content>
      <category>Haberler</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/trump-ozgurluk-projesini-yeniden-baslatmayi-dusunuyorum</guid>
      <pubDate>Mon, 11 May 2026 20:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2026/05/trumphurm.webp" type="image/jpeg" length="21031"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AB'den Suriye kararı: Yaptırımlar kaldırıldı]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/abden-suriye-karari-yaptirimlar-kaldirildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/abden-suriye-karari-yaptirimlar-kaldirildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avrupa Birliği, Suriye’deki yeni idari yapıyla münasebetlerini tazelemek adına kritik bir eşiği geçti. Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, geçiş hükümetinde vazife alan bakanlara yönelik uygulanan kısıtlamaların nihayete erdiğini ilan etti]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Brüksel’de toplanan Avrupa Birliği Dışişleri Bakanları, Suriye ile olan ilişkilerde yeni bir sayfa açma kararı aldı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Alınan bu kararla birlikte, geçiş hükümetinin İçişleri ve Savunma bakanları yaptırım listesinden muaf tutuldu. Aynı zamanda, uzun süredir atıl durumda bekleyen AB-Suriye İşbirliği Anlaşması tekrar tam teşekküllü olarak işlerlik kazandı. Kallas, bu hamleyi iki taraf arasındaki bağların tabii seyrine dönmesi yolunda atılan en büyük adım olarak tanımladı.</p>

<p>Diplomatik temasların sıklaşması adına Üst Düzey Siyasi Diyalog Toplantısı’nın icrasına karar verildi. Avrupa Birliği’nin attığı bu adımlar, bölge genelinde siyasi tansiyonun hafiflemesine ve yeni iş birliği alanlarının doğmasına sebep oldu.</p></p>]]></turbo:content>
      <category>Haberler</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/abden-suriye-karari-yaptirimlar-kaldirildi</guid>
      <pubDate>Mon, 11 May 2026 19:29:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2026/05/absuriye-2.webp" type="image/jpeg" length="84601"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İsrail Havalimanı Amerikan askeri üssüne dönüştü]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/israil-havalimani-amerikan-askeri-ussune-donustu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/israil-havalimani-amerikan-askeri-ussune-donustu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İsrail Sivil Havacılık  Direktörü Shmuel Zakai, Ben Gurion Havalimanı’nın içine düştüğü hali "Amerikan askeri üssü" olarak tavsif etti. Vaşington yönetiminin bölgeye sevk ettiği yoğun askeri unsurlar, sivil uçuş sahasının daralmasına yol açıyor]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Zakai, Ulaştırma Bakanı Miri Regev ve Bakanlık Genel Müdürü Moshe Ben Zaken ile kurduğu temasta, Amerikan uçaklarının mevcudiyetinin yerel havayolu şirketlerine ağır darbe vurduğunu ifade etti.</p>

<p>Havalimanındaki bu yoğun askeri trafik, yabancı şirketlerin bölgeden uzaklaşmasına sebep oldu. Sivil bir limanın askeri karargâha dönüşmesi, bilet fiyatlarının fahiş seviyelere yükselmesini tetikledi. Zakai, askeri uçakların sivil limandan tahliye edilmesinin şart olduğunu, mevcut tablonun yerel şirketleri yıkımın eşiğine getirdiğini belirtti. Ben Gurion'un ülkenin yegâne uluslararası kapısı olduğunu hatırlatan direktör, sivil hareketliliğin kısıtlı bir sahaya mahkûm edildiğini vurguladı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Vaşington, bir yandan Tahran ile ateşkes trafiğini yürütürken diğer yandan bölgeyi silahla kuşatmaya devam ediyor. Donald Trump, İran’ın 10 Mayıs’ta ilettiği cevabı kabul sınırlarının dışında gördüğünü açıkladı. İran tarafı ise Vaşington yönetimini mantık ölçülerini aşan taleplerde ısrarcı olmakla suçluyor. Sivil alanların askeri hedeflere amade kılınması, bölgedeki her bir ferd üzerindeki baskıyı artırıyor.</p></p>]]></turbo:content>
      <category>Haberler</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/israil-havalimani-amerikan-askeri-ussune-donustu</guid>
      <pubDate>Mon, 11 May 2026 18:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2026/05/2026-05-11-18-31-13.webp" type="image/jpeg" length="59368"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İsrail'den Irak'a gizli üs]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/israilden-iraka-gizli-us</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/israilden-iraka-gizli-us" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İsrail’in İran savaşının hemen öncesinde Irak'ın batısında çölde gizli üs kurduğu ortaya çıktı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir çobanın fark ettiği üsse operasyon yapan Irak askerlerine hava saldırısı yapılmış. The Wall Street Journal gazetesinin ABD’li yetkililere dayandırdığı haberine göre İsrail, İran’a yönelik hava operasyonlarını desteklemek için Irak’ın batısındaki çölde gizli bir askeri üs kurdu. Haberde, üssün ABD’nin bilgisi dahilinde savaş başlamadan kısa süre önce inşa edildiği belirtildi. Habere göre üs, İsrail özel kuvvetlerine ev sahipliği yaptı ve İsrail Hava Kuvvetleri için lojistik merkez olarak kullanıldı. Bölgede ayrıca, İran üzerinde düşürülebilecek İsrailli pilotları kurtarmak için arama-kurtarma ekipleri konuşlandırıldı. Haberde, üssün Mart ayı başında bir çobanın “şüpheli helikopter hareketliliğini” fark edip Irak ordusuna haber vermesiyle ortaya çıkma tehlikesi yaşadığı aktarıldı. Irak askerlerinin Humvee araçlarla bölgeye ilerlediği, İsrail’in ise birlikleri hava saldırılarıyla durdurduğu öne sürüldü.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2><strong>ABD 'haberimiz yok' dedi Bağdat yalanladı</strong></h2>

<p>Saldırıda bir Irak askeri öldü, iki asker yaralandı. Irak Ortak Operasyonlar Komutan Yardımcısı Korgeneral Kays el-Muhammedavi olay sonrası yaptığı açıklamada, operasyonun “koordinasyonsuz ve izinsiz” gerçekleştirildiğini söylemişti. İsrail, bu olaydan sonra üssü hızla boşalttı. Irak daha sonra Birleşmiş Milletler’e yaptığı şikayette saldırının “yabancı güçler” tarafından düzenlendiğini belirterek ABD’yi suçladı. Ancak WSJ’ye konuşan kaynaklar ABD’nin saldırıya katılmadığını savundu. Habere göre İsrail Hava Kuvvetleri, İran’a karşı beş hafta süren savaş boyunca binlerce hava saldırısı gerçekleştirdi. Irak’taki gizli üs sayesinde İsrail’in operasyon bölgesine daha yakın hareket ettiği ve acil kurtarma ile özel operasyon kapasitesini artırdığı ifade edildi. İsrail ordusu habere ilişkin yorum yapmazken Irak tarafı ise yalanladı.</p></p>]]></turbo:content>
      <category>Haberler</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/israilden-iraka-gizli-us</guid>
      <pubDate>Mon, 11 May 2026 16:46:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2026/05/issrail.jpeg" type="image/jpeg" length="61289"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[“Necip Fazıl ve Gençlik” programı İzmir Katip Çelebi Üniversitesi’nde yapıldı]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/necip-fazil-ve-genclik-programi-izmir-katip-celebi-universitesinde-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/necip-fazil-ve-genclik-programi-izmir-katip-celebi-universitesinde-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İzmir Katip Çelebi Üniversitesi’nde düzenlenen “Necip Fazıl ve Gençlik” programında, Üstad Necip Fazıl Kısakürek’in gençliğe hitabı, Büyük Doğu davası, fikir ve aksiyon anlayışı ele alındı. Programda Muzaffer Doğan ve Dr. Kâzım Albayrak konuşma yaptı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İzmir Katip Çelebi Üniversitesi’nde “Necip Fazıl ve Gençlik” başlıklı program yapıldı. Hacı Hekim Paşa Konferans Salonu’nda düzenlenen program, Üstad Necip Fazıl Kısakürek’in hayatı ve mücadelesine dair hazırlanan sinevizyon gösterimiyle başladı. Programda Necip Fazıl’ın “Gençliğe Hitabe”si ve “Sakarya Türküsü” üzerinden gençlik, dava, aksiyon ve Büyük Doğu fikriyatı ele alındı.</p>

<p><img height="1600" src="https://barandergisinet.teimg.com/barandergisi-net/uploads/2026/05/a10da3f9-2c31-4fa8-b295-256e53abcc38.jpg" width="1129" /></p>

<p>İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Fikir ve Medeniyet Topluluğu tarafından düzenlenen programa İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Muhsin Akbaş, akademisyenler ve öğrenciler katıldı. Programda Muzaffer Doğan “Necip Fazıl Günümüze Ne Söyler?”, Dr. Kâzım Albayrak ise “Necip Fazıl’ın Büyük Doğu Davası” başlıklı konuşmalarıyla yer aldı.</p>

<h2><strong>Hüseyin Dursun: Bu gençler “zaman bendedir” şuurunun talibidir</strong></h2>

<p>Programın açılış konuşmasını yapan Dr. Öğr. Üyesi Hüseyin Dursun, Necip Fazıl’ın davasını anlatmanın büyük bir mesuliyet olduğunu belirterek asıl sözün, bu davanın çilesini çekmiş isimlere ait olduğunu söyledi.</p>

<p><img alt="Whatsapp Image 2026 05 11 At 14.09.08" class="detail-photo img-fluid" height="924" src="https://barandergisinet.teimg.com/barandergisi-net/uploads/2026/05/whatsapp-image-2026-05-11-at-140908.jpeg" width="2000" /></p>

<p>Dursun, İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Fikir ve Medeniyet Topluluğu’nun rıza-yı İlâhî ve i‘lâ-yı kelimetullah gayesiyle hareket ettiğini belirterek, topluluğun yalnızca bir öğrenci topluluğu olmadığını; Türkiye’nin farklı üniversitelerinde fikir ve medeniyet çizgisini taşıyan bir gençlik hareketi olduğunu ifade etti.</p>

<p>Konuşmasında gençliğin mazlum coğrafyalarla dertlenmesi, güçlü ve büyük Türkiye’nin yeniden inşasında rol alması, ezanın semalardan dinmemesi ve al bayrağın dalgalanması için çalışması gerektiğini vurgulayan Dursun, karşısında Necip Fazıl’ın “zaman bendedir ve mekân bana emanettir” şuuruna talip bir gençlik gördüğünü dile getirdi.</p>

<p>Dursun, Üstad’ın “Sevinin Mehmedim” mısralarını okuyarak konuşmasını tamamladı ve programın düzenlenmesinde emeği geçen öğrencilere teşekkür etti.</p>

<h2><strong>Prof. Dr. Muhsin Akbaş: Necip Fazıl düşünceyi aksiyonla birleştiren büyük bir isimdir</strong></h2>

<p>İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Muhsin Akbaş, konuşmasında bir millet olmanın temel vasıflarından birinin kalıcı düşünce üretmek olduğunu söyledi. Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan çizgide Türkiye’de bu mahiyette düşünce üreten en büyük isimlerden birinin Necip Fazıl Kısakürek olduğunu belirten Akbaş, Üstad’ın sadece eserleriyle değil, aksiyonuyla da tarihe mâl olmuş bir şahsiyet olduğunu ifade etti.</p>

<p><img alt="M Akbaş" class="detail-photo img-fluid" height="924" src="https://barandergisinet.teimg.com/barandergisi-net/uploads/2026/05/m-akbas.jpg" width="2000" /></p>

<p>Prof. Dr. Muhsin Akbaş, konuşmasında Muzaffer Doğan ve Dr. Kâzım Albayrak’ın Necip Fazıl’ın mesajını ve aksiyon düşüncesini devam ettiren kıymetli isimler olduğunu belirtti. Akbaş, Dr. Kâzım Albayrak’ın “İlm-i Kelâm’ın Özü” adlı çalışmasını fakülte öğrencisiyken okuduğunu ifade ederek, Albayrak’ın uzun yıllardır İslâmî ilimler, fikir ve aksiyon sahasında yürüttüğü çalışmalara dikkat çekti.</p>

<p>Akbaş, Necip Fazıl’ın İslâm inancından beslendiğini, bununla birlikte Batı düşüncesi ve felsefesiyle hesaplaşarak inanç merkezli ve aksiyon temelli bir düşünce ortaya koyduğunu söyledi. Sakarya Türküsü’nü bu çerçevede değerlendiren Akbaş, Necip Fazıl’ın modern insanın anlamsızlık telakkisine karşı Anadolu insanını imanıyla, yüküyle ve hedefiyle anlamlı bir hayatın merkezine yerleştirdiğini ifade etti.</p>

<p>Sakarya Türküsü’nün sadece bir şiir olarak değil, felsefî bir manifesto olarak da ele alınması gerektiğini belirten Akbaş, programda yer alan Muzaffer Doğan ve Dr. Kâzım Albayrak’ın Üstad’ın mesajını ve aksiyon düşüncesini nesillere aktaran kıymetli isimler olduğunu dile getirdi.</p>

<h2><strong>Muzaffer Doğan: Necip Fazıl bize Allah Resûlü’nü tanıttı</strong></h2>

<p>Programda konuşan Muzaffer Doğan, Necip Fazıl’ı kısa bir süre içinde anlatmanın güçlüğüne dikkat çekerek Üstad’ı büyük bir okyanusa benzetti. Doğan, Necip Fazıl’ı tanımanın hayatının en büyük bahtiyarlıklarından biri olduğunu belirtti.</p>

<p><img height="720" src="https://barandergisinet.teimg.com/barandergisi-net/uploads/2026/05/manset-2-copy-2-3.jpg" width="1280" /></p>

<p><i>Muzaffer Doğan'ın konuşmasının tamamı şu şekilde:</i></p>

<blockquote>
<p>Öncelikle hepinizi hürmetle, muhabbetle selamlıyorum. Allah’ın selamı, rahmeti, bereketi üzerinize olsun.</p>

<p>Kâtip Çelebi Üniversitesinin kıymetli rektörü Saffet Bey ki şu anda şehrimizde değil, dışarıda; bizi aradı, görüştük, temas kurduk, özür beyan etti ama özür olarak düşünmüyoruz, onun da bir vazifesi vardır. Kendilerine ve burada bulunan rektör yardımcımıza, diğer üniversitemizin kıymetli yöneticilerine, bugün bizi dinlemeye gelen çok kıymetli öğrencilerimize teşekkür ediyorum. Allah sizlerden razı olsun. Biz İstanbul’dan geldik, İstanbul’dayız epey bir zamandan beri, buraya gelmemize değdi bu.</p>

<p>Sinevizyonu izledik, ben hiç konuşmasam da sadece sizlerle birlikte o sinevizyonu izleseydim, bu bile benim için kâfiydi. O sinevizyonu zaten biliyorum ama bu kısa sürede Üstad’ı anlatmak öyle zor ki. Niçin zor? Kendisi zor bir adam. Hayatı zor bir adam. Bir okyanus düşünün, orada sinevizyonda gördünüz, bir deniz manzarası, denizi seyrediyor. O herhalde Marmara Denizi’dir. Siz koca bir okyanusu hayal edin kafanızda, büyük okyanusu. Sayın ki Üstat Necip Fazıl büyük okyanus. Biz bu okyanusu bir maşrapaya doldurmak gibi bir iş peşindeyiz, olmayacak bir iş.</p>

<p>Bu kısa sürede Üstad’ı anlatmak zor. Çünkü ben Nevşehirliyim, aranızda Nevşehirli var mı bilmiyorum. Şahin kardeşim de, Muhsin Akbaşlı, o aynı yaştayız ama Nevşehir Lisesi’ni, ortaokulu-liseyi birlikte bitirdik. 1970 yılında. Zor yıllardı, kavga yıllarıydı, eli kalem tutması gereken, kitapla meşgul olması gereken öğrencilerin elinde silah vardı. Şartlar bizi zorluyordu. Kendimizi korumak için biz de zaman zaman isteye isteye o sokak kavgalarına, üniversitelerin arenalarında kavgaların içine giriyorduk. Üzüyordu bu bizi, şartlar öyleydi. Biz onun önüne geçemiyorduk. O yıllardan geçip gelen bir nesildeniz, kıymetli kardeşlerim.</p>

<p>Üstad’ı tanımak hayatımın en büyük bahtiyarlığıdır. Çünkü Üstat bize Allah Resûlü’nü tanıttı. Allah Resûlü’nü tanıyınca tabii İslâm dinini, insanlığı kurtarmak için gönderilen İslâm dünya görüşünü, İslâmî hayat tarzını öğrendik. Bu kuru bir bilgi yığınından ibaret değildi Üstad’ın bize öğrettiği İslâm. Sık sık o sinevizyonda da ifade edildiği gibi İdeolocya Örgüsü’ne atıfta bulunuyor. O yıllarda “İdeolocya Örgüsü”nü anlamam çok zordu. Üstad’ı tanıdığım yıllarda, lise son sınıftan itibaren tanıdım; o da hususi bir şey olsun diye nostalji diyorlar ya günümüzde. Tarihine baktım, 1969’da çıkmış kitap, 1970’te almışım; Toker Yayınları’ndan çıkmış. Çerçeve, Binbir Çerçeve. Üstat uzun yıllar gazetelerde de yazı yazdı, başyazılar yazdı. Başyazarlığını yaptı birtakım gazetelerin. Kendi Büyük Doğu’sunun dışında yazdığı gazetelerde de başyazarlık yaptı. O yazıları çerçevelemiş, bilmem kaç cilt. Zaten bütün kitapları yüz cildi geçiyor.</p>

<p>Çepeçevre Anadolu ve gençlik... Bir Anadolu çocuğu olarak Üstad’ı tanıyınca yere göğe sığmaz oldum, dünyam değişti. Geceler boyu Üstad’ı anlamaya çalıştım, “Çile”yi bir öğretmenimiz, yatılı kız öğretmen okulu vardı Nevşehir’de, bir de Şahin kardeşim de bilir, bizim de okuduğumuz ortaokul ve lisenin aynı binada olduğu lise. O okulda... birkaç, üç-beş tane ilkokul vardı. Niğde, zaten Nevşehir Niğde’den ayrılmış yeni bir il olmuştu. O bölge okulu, yatılı kız okulunda bir öğretmen, profesör oldu ileride. Necmettin Tozlu. Bizim elimizden tuttu, Üstad’ı anlattı; onu tanıyınca demin de ifade ettiğim gibi yere göğe sığmaz oldum. Çok enteresandır, babam köy adamı, namaz niyaz bilmez. Annem namaz niyaz bilmez. İlahiyat fakültesinin öğrencileri olduğumuz için rahat konuşuyorum, başkaları da olsa rahat konuşurum, gizlim saklım yok. Birden, namazla, niyazla tanışmaya başladım Üstad’ı tanıyınca. İslâm’la...</p>

<p>“Namazsız Müslüman olmaz.” dedi Necmettin Hoca bize. “Aaa...” dedim, benim babam Müslüman, annem Müslüman ama namaz kılmıyorlar. Yarım yamalak namaza başladık. Bir namaza başlayış hikâyem var, söz uzayacak belki bana ayrılan vakti tecavüz etmekten korkuyorum ama... Nevşehir’de Kurşunlu Cami diye bir cami var. Damat İbrahim Paşa’nın, Osmanlı Sarayı’nda padişahın damadı olmuş Sadrazam Nevşehirli Damat İbrahim Paşa. Onun adına yapılmış bir külliye var. O külliyenin merkezinde narin minaresiyle Kurşunlu Cami var.</p>

<p>Yarım yamalak gidiyoruz, geliyoruz, içimiz coşuyor... O hengâme, o heyecan ortamında bir gün, üniversitede okuyan birkaç abi dedi ki: Bizi topladılar bir yerde, gidip geldiğimiz dernekte, “Gençler” dediler, İzmir’de, İzmir olduğu için özellikle böyle bir hatıramı da anlatmak istiyorum sizlere. İzmir’de dediler bir camiyi komünistler bombalamış. Doğru mudur değil midir bilmiyorum, bizi motive etmek için mi dediler onu da bilmiyorum. Kurşunlu Cami’yi de dediler bombalayacaklarmış, “Aman” dediler, “bu camiyi koruyun.” Topladılar, “Sen, sen, sen” dediler, o “sen”lerin içinde ben de vardım. Çıktık, geceleri yaz günüydü o günler. Nevşehir küçük, Niğde’den ayrılmış bir ildi. Geceleri saat 3-3.30 gibi taş fırınlar açılır, işte ekmek yapmaya başlanır. O saatte bakkal açık olmaz, evden biz katık götüremeyiz. O ekmeği alıyorduk sıcak sıcak fırından, yiyorduk caminin etrafında, fır dönüyoruz. Aksaray, Niğde, Konya, Kırşehir gibi Nevşehir öyle bir yerde, ortasında. Bu cami de, Kurşunlu Cami dediğim cami de merkezi bir yerde.</p>

<p>Biz caminin etrafında işte gece dolaşıyoruz, sabah namazında cemaat çıkarken de hava aydınlanmış oluyor ve biz de evlerimize dağılacağız, gideceğiz. Yatacağız filan. O hengâmede 3-5 gün geçti, böylelikle. Cami cemaati tabii hava aydınlandığı için bize bakıyorlar böyle, yaşlı başlı adamlar, gençler gezer o zaman, camide gencin işi ne. Bana birisi baktı, gittik baktık, bende dikkat ettim, bana bakan tanıdığım birisi; Nevşehir’de taş madeni vardır, taş ocakları, taş ocağı işleten birisi.</p>

<p>Nevşehir şivesiyle “Lan Muzaffer!” dedi böyle bana. “Ne arıyorsunuz lan burada siz?” dedi. “Gel hele bakayım buraya.” dedi. Geldim, arkadaşlarımla, “Lan oğlum.” dedi, Nevşehir tabiriyle affınıza sığınarak söylüyorum, “Sizi üç-dört gündür burada bu saatlerde görüyorum, kimdir o arkadaşlarınız? Siz burada ne yapıyorsunuz?” dedi. Ben de dedim ki, “Neşet Abi” -adı Neşet’ti- “Komünistler cami bombalayacaklarmış, İzmir’de bir camiyi bombalamışlar, buraya da bize haber geldi.” dedim. Şöyle bana baktı keskin keskin, “Lan oğlum” dedi, “ne güzel iş yapıyorsunuz, sizi tebrik ederim.” dedi. Hoşuma gitti onun o tebriki falan. “Ama” dedi, “ya bak biz camiye giriyoruz. Siz caminin taşını, toprağını, minaresini bekliyorsunuz ama içine niye girmiyorsunuz?” dedi. “Niçin namaza gelmiyorsunuz?” dedi. Diyecek bir lafım yoktu, kem küm, müdafaa edilecek durumda da değildim. Başımız yerdeydi, o gitti. “Namazsız Müslüman olmaz.” dedi. “Aman namazınızı kılın.” dedi.</p>

<p>O gitti, gençlerden birisi dedi ki, benimle beraber olanlardan birisi, “Ya bunlar yobazın teki.” dedi, “yobaza bak.” dedi. Dedim “Ne yobazı? Nasıl yobaz? Dediği yüzde yüz doğru.” dedim.</p>

<p>Ben de tabii o günlerde de işte demin başta ifade ettiğim gibi, Üstad’ı da yavaş yavaş tanıyordum. “Çöle İnen Nur”u okuyorum, kâinatın efendisinin hayatını. O kitaptan sonra Resûlullah Efendimizle ilgili, onun hayatıyla ilgili ne kadar kitap çıkmışsa mümkün mertebe takip ettim. Bakalım “Çöle İnen Nur”u aşan bir eser var mıdır diye. Elbette ki ilmî manada yazılmış birçok kitap vardı. Dünyada da, Türkiye’de de. Benim ulaştığım, ulaşamadığım, bildiğim, bilemediğim...</p>

<p>Ama gördüm ki, sevgili gençler, çok kıymetli hazirun, “Çöle İnen Nur”u aşan bir esere daha rastlamadım. Yıllar geçti, öğretmen oldum İstanbul’da, edebiyat öğretmenliği yaptım, TÜGVA gibi, Millî Türk Talebe Birliği gibi yerlerde, Üstad’ı tanıtmak için, onu anlatmak için, onun eserleri hususunda bilgiler vermek için çok yerlere gittim, geldim. Çöle İnen Nur okuma grubu oluşturduk, 40 yıldır bu eseri ramazan ayında okuyorum. Ramazanın birinde başlıyorum, elbette ki Kur’ân-ı Kerîm de okuyoruz ama ramazanın sonunda bir de hatim etmiş oluyorum Çöle İnen Nur’dan. Birileri dedi ki, ya bu Çöle İnen Nur’u 40 yıl falan okuduğunu söylüyorsun, usanmadın mı? Dedim ki: “Resûlullah Efendimizin hayatını aşkla yazan bir kitaptan usanılmaz.” dedim. Onun hayatından usanılmaz.</p>

<p>Kıymetli gençler, Üstad bir okyanus demin dedim, onu maşrapaya sığdırmak gibi bir garabetle karşı karşıyayız. Böyle bir şey olmaz. Ben burada size ulaşan afişte, “Necip Fazıl Gençliğe Ne Diyor?” Necip Fazıl gençliğe ne demiyor ki! Ne dediğini anlamak için ben burada bunu kısaca, kısa bir vakitte anlatmam mümkün değil. O okyanusla mukayese ettim. Abartma falan şeklinde anlamayın, vallahi ve billahi ve tallahi abartma yok. İşte, Necip Fazıl dünya çapında bir fikir adamımızdır.</p>

<p>Biz onu dünyaya tanıtamadık, hayır olsun tanıtmasak da olur. Allâhuteâlâ’nın tanıdığı, sevdiği bir kişiyi kimse bilmese bile yeter. Ama o, Müslüman olmasaydı, Paris’e gitmeseydi, Sorbonne Üniversitesi’ne gitmeseydi -Cumhuriyet’in ilk nesli olarak 25 kişiden birisi olarak- orada Henri Bergson’un talebesi olmuş. Ama orada kumara başlamış. Esrara başlamış, onu da birileri bize çıkarırlar, “Ya bu esrarkeş adamın, bu kumarbazın peşinden mi gidiyorsunuz?” diye. Evet, biz onun peşinden gidiyoruz. Niye? O bizi Resûlullah’a çağırıyor. Kendisine değil. Öyle diyorum. Necip Fazıl’da bu var işte. “Ne var?” diyenlere cevap budur.</p>

<p>Bir müddet tabii o menhiyata bulaştığı ve gece hayatı olduğu için gündüz mektebe, fakültesine gidemiyor. Orada felsefe okuyor, Sorbonne Üniversitesi’nde. Sorbonne, hâlâ dünyanın meşhur üniversitelerinden birisidir.</p>

<p>Henri Bergson bir gün böyle arıyor, diyor ki: “Burada bir serseri Türk vardı. Nerede, onu göremiyorum.” Hemen kimi kastettiğini öğrenciler bildiği için birisi diyor ki: “Hocam Necip’i mi soruyorsunuz?” “Evet” diyor, “Necip miydi o, evet.” “O” diyorlar, “işte böyle böyle işlere bulaştı, oradaki Türkiye elçiliği onu memleketine gönderdi.” Diyor ki: “Necip burada dursaydı dünyanın sayılı filozoflarından birisi olurdu.” Bu bilgiyi ben Üstad’ın kendi kaleminden öğrendiğimde dedim ki: “Ya Rabbi, sana hamdü senâ olsun. O orada durmamış, durdurmadın onu. O bir filozof olsaydı elbette Türkiye’nin başına bela olurdu ama onu getirdin, bir Allah dostunun, Resûlullah Efendimizin neslinden büyük bir adamın, Seyyid Abdülhakîm Arvâsî Hazretlerinin önüne oturtturdun, diz çöktürdün ve o bize kılavuzluk etti. Ona öyle bir memuriyet yükledin. Rabbim sana hamdü senâlar olsun.” diyorum.</p>

<p>Şimdi Necip Fazıl bize neler söylüyor neler. Biz Kâzım Bey’le, dostumla kararlaştırdık; ben size Gençliğe Hitabe’yi okuyacağım. Onun kendi sesinden de Gençliğe Hitabe vardır ama oradan da okursunuz. Hem de bana verilen vazifeyi yerine getirmek bakımından, sabrınızı rica ederek onu okuyacağım.</p>

<p>Bu Gençliğe Hitabe, ben Millî Türk Talebe Birliği’ndeydim. Biraz daha önce dinlerken kardeşiniz, Millî Türk Talebe Birliği’nde birtakım kuruluşlarda da görev aldığımı söyledi. Doğrudur, o mübarek bir ocaktı. 1917’de, daha Cumhuriyet ilan edilmeden, meşrutiyet yıllarında, I. Dünya Savaşı içinde İstanbul Darülfünun gençleri Millî Türk Talebe Birliği diye bir dernek kurmuşlar. Cumhuriyet ilan edilince bir müddet kapalı kalmış. O günkü tek parti yönetiminin elinde kalmış. Sonra Menderes çok partili hayata geçince, Demokrat Parti zamanında millî çizgiye gelmiş filan. Yıllar sonra biz de orada, o güzel ocakta bir şeyler öğrendik. Yeri geldi, öğrettik. Şimdi hâlâ orayla da irtibatlıyım ama dar mekânların adamı değiliz. Dünyayı kuşatacak bir Büyük Doğu görüşünün mensubu olduğumu Üstad’dan öğrendim ve hiç unutmuyorum; son nefesime kadar da unutmayacağım.</p>

<p>Niye buraya girdim, MTTB’ye? Üstad, 1975’te Millî Türk Talebe Birliği’nin tertiplediği Millî Gençlik Gecesi’nde bizzat bunu okudu, sonra kayda geçti. İşte elimdeki kitap onun “Hitabeler”i. Üstad’ın hitabeleri de meşhurdur, konferansları meşhurdur. İşte “Sahte Kahramanlar”, televizyonda gördünüz, o afiş vardı; “Sahte Kahramanlar”ı İstanbul’da, Ankara’da Dil Tarih Coğrafya Fakültesi’nde vermiş bir konferans o.</p>

<p>Anadolu’yu ayağa kaldıran adam, Necip Fazıl. Şu partinin, buranın, oranın adamı değil, İslâm’ın adamı. Hani aranızda Adanalı var mı bilmem ama Adanalı dostlarım da var. Bir Adanalı dostum var, mühendis. “Nasılsın?” dedim. “Adanalıyık, Allah’ın adamıyık, iyiyik.” dedi. Biz de Adanalı değilsek de İslâm’ın adamıyız arkadaşlar, İslâm’ın adamı olalım.</p>

<p>Bu hitabeyi size arz edeceğim.</p>

<p>"Bir gençlik, bir gençlik, bir gençlik... "Zaman bendedir ve mekân bana emanettir! " şuurunda bir gençlik...</p>

<p>Devlet ve milletinin büyük çapa ermiş yedi asırlık hayatında ilk ikibuçuk asrını aşk, vecd, fetih ve hâkimiyetle süsleyici; üç asrını kaba softa ve ham yobaz elinde kenetleyici; son bir asrını, Allah'ın Kur'an'ında "belhüm adal" dediği hayvandan aşağı taklitçilere kaptırıcı; en son yarım asrını da işgal ordularının bile yapamayacağı bir cinayetle, Türk'ü madde plânında kurtardıktan sonra ruh plânında helâk edici tam dört devre bulunduğunu gören... Bu devirleri yükseltici aşk, çürütücü taklitçilik ve öldürücü küfür diye yaftalayan ve şimdi, evet şimdi... Beşinci devrenin kapısı önünde dimdik bekleyen bir gençlik...</p>

<p>Gökleri çökertecek ve yeni kurbağa diliyle bütün "dikey"leri "yatay" hâle getirecek bir nida kopararak "Mukaddes emaneti ne yaptınız?" diye meydan yerine çıkacağı günü kollayan bir gençlik...</p>

<p>Dininin, dilinin, beyninin, ilminin, ırzının, evinin, kininin, öcünün davacısı bir gençlik...</p>

<p>Halka değil Hakk'a inanan, meclisinin duvarında "Hâkimiyet Hakk'ındır" düsturuna hasret çeken, gerçek adaleti bu inanışta ve halis hürriyeti Hakk'a kölelikte bulan bir gençlik...</p>

<p>Emekçiye "Benim sana acıdığım ve yardımcı olduğum kadar sen kendine acıyamaz ve yardımcı olamazsın! Ama sen de, zulüm gördüğün iddiasıyla, kendi kendine hakkı ezmekte ve en zalim patronlardan daha zalim istismarcılara yakanı kaptırmakta başıboş bırakılamazsın!", kapitaliste ise "Allah buyruğunu ve Resul ölçüsünü kalbinin ve kasanın kapısına kazımadıkça serbest nefes bile alamazsın!", ihtarını edecek... Kökü ezelde ve dalı ebedde bir sistemin aşkına, vecdine, diyalektiğine, estetiğine, irfanına, idrakine sahip bir gençlik...</p>

<p>Birbuçuk asırdır yanıp kavrulan, bunca keşfine ve oyuncağına rağmen buhranını yenemeyen ve kurtuluşunu arayan Batı adamının bulamadığını, Türk'ün de yine birbuçuk asırdır işte bu hasta Batı adamında bulduğunu sandığı şeyi, o mübarek oluş sırrını çözecek ve her sistem ve mezhep, ortada ne kadar hastalık varsa tedavisinin ve ne kadar cennet hayali varsa hakikatinin İslâm'da olduğunu gösterecek ve bu tavırla yurduna İslâm âlemine ve bütün insanlığa numunelik teşkil edecek bir gençlik...</p>

<p>"Kim var!" diye seslenilince, sağına ve soluna bakınmadan, fert fert "Ben varım!" cevabını verici, her ferdi "Benim olmadığım yerde kimse yoktur!" duygusuna sahip bir dava ahlâkını pırıldatıcı bir gençlik...</p>

<p>Can taşıma liyakatini, canların canı uğrunda can vermeyi cana minnet sayacak kadar gözü kara ve o nisbette strateji ve taktik sahibi bir gençlik...</p>

<p>Büyük bir tasavvuf adamının benzetişiyle, zifiri karanlıkta ak sütün içindeki ak kılı farkedecek kadar gözü keskin bir gençlik...</p>

<p>Bugün, komik üniversitesi, hokkabaz profesörü, yalancı ders kitabı, çıkartma kâğıdı şehri, muzahrafat kanalı sokağı, fuhş albümü gazetesi, şaşkına dönmüş ailesi ve daha nesi ve nesi, hasılı, güya kendisini yetiştirecek bütün cemiyet müesseselerinden aldığı zehirli tesiri üzerinden silkip atabilecek, kendi öz talim ve terbiyesine, telkin ve telbiyesine memur vasıtalara kadar nefsini koruyabilecek, tekbaşına onlara karşı durabilecek ve çetinler çetini bu işin destanlık savaşını kazanabilecek bir gençlik...</p>

<p>Annesi, babası, ninesi ve dedesi de içinde olsa gelmiş ve geçmiş bütün eski nesillerden hiçbirini beğenmeyen, onlara "Siz güneşi ceketinizin astarı içinde kaybetmiş marka Müslümanlarısınız! Gerçek Müslüman olsaydınız bu hâllerden hiçbiri başımıza gelmezdi!" diyecek ve gerçek Müslümanlığın "ne idüğü"nü ve "nasıl"ını gösterecek bir gençlik...</p>

<p>Tek cümleyle, Allah'ın, kâinatı yüzüsuyu hürmetine yarattığı Sevgilisinin âlemleri manto gibi bürüyen eteğine tutunacak, O'ndan başka hiçbir tutamak, dayanak, sığınak, barınak tanımayacak ve O'nun düşmanlarını ancak kubur farelerine denk muameleye lâyık görecek bir gençlik...</p>

<p>Bu gençliği karşımda görüyorum. Maya tutması için otuz küsur yıldır, devrimbaz kodamanların viski çektiği kamıştan borularla ciğerimden kalemime kan çekerek yırtındığım, kıvrandığım ve zindanlarda çürüdüğüm bu gençlik karşısında uykusuz, susuz, ekmeksiz, başımı secdeye mıhlayıp bir ömür Allah'a hamd etme makamındayım. Genç adam! Bundan böyle senden beklediğim, manevî babanın tabutunu musalla taşına, Anadolu kıtası büyüklüğündeki dâva taşını da gediğine koymandır.</p>

<p>Surda bir gedik açtık; mukaddes mi mukaddes!<br />
Ey kahbe rüzgâr, artık ne yandan esersen es!..</p>

<p>Allah'ın selâmı üzerine olsun!"</p>

<p>Evet, vazifemi ifa ettim. Necip Fazıl gençliğe ne söylüyor? Necip Fazıl’ın ne söylediğini az çok siz anladınız. Ama burada hapishaneye vurgu yapıldığı için Üstad’ın hapishane hatıraları vardır. Sonra ismini “Yılanlı Kuyudan” diye koydu. İlk zamanlarda, ilk baskılarda da vardı; “Cinnet Mustatili” diye koydu. “Cinnet Mustatili” tabiri demek ki 1940’lı, 50’li yıllarda kullanılıyormuş. Mustatil nedir desem, çok affınıza sığınarak, belki bilenlerin sayısı, hocalarımızı tenzih ederek söylüyorum; “Cinnet Mustatili”ni bilen var mı? El kaldırabilir misiniz, göreyim. Yok. Cinnet, dikdörtgen demek. Üstad’ın yattığı İstanbul’daki hapishanelerden bir yer işte, voltası da dikdörtgen gibiymiş; ona “Cinnet Mustatili”, cinnet getirtici bir yer diyor. Sonra “Yılanlı Kuyudan” koydu. Orada kısa bir nükte de var, onu da okuyup bitirmek istiyorum müsaadenizle.</p>

<p>“Karpuz.” O kitaptan alınmış paragraflık bir yazı.</p>

<p>“Karpuz. Hayatımın en büyük hikâyesi. Ramazandı, oruçluydum. Tanıdığım bir tüccar, iftar yemeğini her gün evinden hususi arabasıyla, otomobiliyle gönderirdi. Ben de hapishane kapısının yanındaki iki tel örgüde yemeğimi beklerdim. Herkesin deliğine çekildiği o saatlerde, hücrelerine, o saatlerde yine böyle beklerken bir gün ihtiyar bir adam tel örgüye sokuldu. Üstü başı dökülen, amele kılıklı bir ihtiyar. Beni asla tanımadan, ‘Oğlum, içeride bir Necip Fazıl varmış. Şu karpuzu ona hediye getirdim. Allah rızası için ona götürüp verir misin evladım?’ dedi. Gözlerim, hücum eden yaşlardan yangın içinde, ‘Ver baba, ver hemen götüreyim.’ dedim ve aldım. İşte hasbî, her türlü nefs oyunundan uzak, Allah için verilen hediye! Bu meçhul Müslüman’dan tüten edayı ömrümce unutamadım. Keşke o karpuzu kesmeseydim. Keşke o karpuzu kesmeseydim. Hep ona bakıp düşünseydim. İslâm ahlakını fikretseydim. Ağlasaydım, ağlasaydım... "</p>

<p>Üstad Necip Fazıl 'ın ruhuna, lillâhi Teâlâ el-Fatiha.</p>
</blockquote>

<h2><strong>Dr. Kâzım Albayrak: Büyük Doğu, İslâm’ı hâkim kılmanın dünya görüşüdür</strong></h2>

<p>Aylık Baran Dergisi Yayın Kurulu Üyesi Dr. Kâzım Albayrak, konuşmasında gençlik yıllarında Necip Fazıl’la yollarının nasıl kesiştiğini anlattı.</p>

<p><img alt="Photo 5766917992561184588 Y" class="detail-photo img-fluid" height="591" src="https://barandergisinet.teimg.com/barandergisi-net/uploads/2026/05/photo-5766917992561184588-y.jpg" width="1280" />Albayrak, Necip Fazıl’ın sadece bir şair olarak görülmesinin büyük bir eksiklik olduğunu belirterek onun mütefekkir, hikmet adamı ve dinî ilimlere de yol açıcı bir şahsiyet olduğunu ifade etti. Üstad’ın sahabe ölçüsüne dair ortaya koyduğu hassasiyetin, ilim ile irfan arasındaki farkı gösterdiğini söyledi.</p>

<p>Dr. Kâzım Albayrak’ın konuşmasının tamamı:</p>

<blockquote>
<p>Kıymetli hocalarım, sevgili gençler. Şimdi Necip Fazıl ile yollarımız nasıl kesişti? Onu anlatayım hemen. Necip Fazıl diyor ki: “Ne çıkar bir yola düşmemiş gölgem, yollar ki Allah’a çıkar bendedir.” Şimdi biz bundan böyle o dönemde bir pay sahibiyiz. İnşallah ömrümüzün sonuna kadar da pay sahibi oluruz. Hepimiz için dileğim bu.</p>

<p>Burada hislerimi de katacağım. Sadece size bazı bilgileri anlatmakla kalmayacağım; hislerimi de katarak konuşacağım. O dönem biz bir arayış içerisindeyiz. Hakikat var, ölüm var. Bunlar gerçek. O zamanın ortamında daha siyasi bir hava var. Biz kimiz, nerede duracağız ve ne yapacağız? Amacımız ne? Hayatın amacı ne? Hayatın anlamı ne? Hayatın anlamını kaybedersek kendimizi kaybederiz. Hayatın anlamının nefsimizin üstünde olması lazım. Aşkın bir varlık olması lazım. Yani nefsimiz anlam olamaz, gaye olamaz. Gaye olsa bile ideal olamaz. Bunları biraz sonra söyleyeceğim.</p>

<p>Şimdi biz Necip Fazıl’ı duyuyoruz, biliyoruz. Necip Fazıl bir üstad, bir kahraman. Kahramanlığını biliyoruz. Bizim kendi inancımıza yakın bir siyasi yapılanma içerisinde olmamız lazım. Bu parti olabilir, teşkilat olabilir; kendimizi ifade etmemiz gerekiyor. Yani “Öz yurdunda garipsin, öz yurdunda parya.” Böyle bir devirdeyiz, hâlâ bu bitmiş de değil. Biz bunu kabul etmiyoruz, etmeyeceğiz de. Sonuna kadar, ne olursa olsun, bedeli ne olursa olsun etmeyeceğiz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Çünkü biz kıyamete kadar baki olan bir dinin mensuplarıyız ve ilâhî bir dinin Allah kelamına muhatabız. Bunun yanında hepsi çöp. Çıksın, söylesin, konuşsun; çöp. Hem mebde itibarıyla hem meâd itibarıyla çöp. Hocam, ilm-i kelamın özünden bahsederek bana bir gönderme yaptı. Muhsin hocama teşekkür ederim.</p>

<p><img height="924" src="https://barandergisinet.teimg.com/barandergisi-net/uploads/2026/05/programm.jpg" width="2000" /></p>

<p>Buraya bir edebiyat yapmak derdinde gelmedik. O niyetle buraya gelmedik. Necip Fazıl bu işte. Yani Necip Fazıl edebiyatçıdır ama edebiyat yapmak için hiçbir şey yazmamıştır. Edebî olarak üstün bir seviyesi, belagati vardır ama hiçbiri edebiyat olsun diye değildir arkadaşlar. Benim de zaman zaman bu hataya düştüğüm oldu. Hiçbiri edebiyat olsun diye değil.</p>

<p>Yüksek İslâm Enstitüsü’nde mezun olurken Necip Fazıl’la yolumuz kesişiyor. Fakat İslâmî ilimleri de okuyorum. Necip Fazıl’ın eserlerinde, İslâmî ilimlerde aldığım eğitimde almadığım şeyler var. Ne? Mesela Necip Fazıl diyor ki, “sahabenin en küçüğü dahi velilerin en büyüğünden üstündür. Velilerin en büyüğü, sahabinin atının burnundaki toz olamaz” diyor.</p>

<p>Şimdi ben bu ölçüyü İslâmî ilimler tedrisatında almıyorum. Yani ilim var, irfan farkı var. İlim var, irfan eksikliği ve ikinci planda gölgelenme var. Bakın, bunu ben Necip Fazıl’dan alıyorum.</p>

<p>Necip Fazıl sadece bir şair değildir, mütefekkirdir. Hikmet adamı Necip Fazıl. Hikmet adamı, dinî ilimlere de yol verici, önder. Bunu kaçırdığımız zaman çok şey kaçırırız. Mesela İslâm’a yönelik üç tehlike nedir? Modernizm, reformizm, tekfirci selefilik, İrancılık, Şiîlik. Necip Fazıl bunlara karşı da İslâmî bir dünya görüşü ortaya koyuyor. Şimdi yolumuz kesişiyor. MTTB var, Akıncılar var. Biraz bahsedildi. Biz bunların içine giriyoruz, Allah’a şükür. Salih Mirzabeyoğlu, “Gölge” ve “Akıncı Güç” ile tanışıyorum. Oraya giriyoruz.</p>

<p>Peki Salih Mirzabeyoğlu bize neyi söylüyor? Salih Mirzabeyoğlu bize “Necip Fazıl” diyor, “İdeolocya Örgüsü” diyor. Biz Necip Fazıl’ı ne biliyoruz? Kahraman, şiirini biliyoruz. Fakat Salih Mirzabeyoğlu diyor ki: “İdeolocya Örgüsü”nü, temel felsefe olarak düşünce yapısını merkeze alacağız. Bu, İslâmî düşüncenin kurucu eseridir ve ondan hareket edeceğiz diyor.</p>

<p>Biz bu sefer “İdeolocya Örgüsü”nü okumaya başlıyoruz. İlm-i kelamın özü demişken oradan da söyleyeyim: Mesela o kitabın orijinalini bana Salih Mirzabeyoğlu verdi; “Bunu al, çalış, sadeleştir.” dedi. Onu da bir not olarak geçeyim.</p>

<p>Gaye ile ideal farkından da hemen kısaca bahsedeyim arkadaşlar. Mesela bir orduda bir askerin mareşal olmak istemesi, Mareşal olması gaye olabilir. Ama Necip Fazıl diyor ki, bu ideal olmaz. Bunun ideal olması için ne lazım? “Altınordunun bir neferi olarak ben mareşal olacağım.” demesi lazım. Dolayısıyla ilim tedrisatında, üniversitede, eğitimimizde, akademisyende, şurada burada ne olursa olsun bu ideal tarafın olması gerekiyor. Olmazsa maalesef düşük olur, çok düşük olur.</p>

<p>Müslüman bir ideal adamıdır. Necip Fazıl bunun örneğidir. Ahlak adamıdır. Ahlak davası gütmüştür. Dolayısıyla Necip Fazıl’ın “Büyük Doğu Davası”, dava burada ideal manasındadır. Üçü çok güzel bir araya geliyor arkadaşlar. Üçü bir araya geliyor. Biz de bu şekilde peşinden gidiyoruz.</p>

<p>Salih Mirzabeyoğlu, “Akıncı Güç” dergisinde “İdeolocya Örgüsü”nü merkeze alıp sistemli bir fikir hareketi kuruyor ve Necip Fazıl’a ulaşıyor. Necip Fazıl dergiyi bağrına basıyor. “Müjdelerin Müjdesi” diye yazı yazıyor. Necip Fazıl gibi övgüsünü kıt veren bir insan böyle yazıyor ve Salih Mirzabeyoğlu’nu “Akıncı Güç” kadrosuyla çağırıyor. Allah nasip ediyor, beraber gidiyoruz. Üstad’ın huzuruna gidiyoruz. Üstad, Erenköy’deki köşküne akşam yemeğine çağırıyor.</p>

<p>Üstad’ta gördüğüm; ihtiyar delikanlı derler ya, aynı o Üstad. Son nefesine kadar öyle. Bir de bunun tersi var: Delikanlı olmuş ama artık başını dünya telaşından, şundan bundan kaldıramıyor. Delikanlı ihtiyarlar da var. Bunu bir uyarı olarak not etmek zorundayız. Bizim herhangi bir kimseyle hesabımız yok, Allah’a şükür.</p>

<p>Akşam namazını Üstad’ın arkasında kılıyoruz. Şimdi aslında biz iç âlem düzenini arıyoruz, güzeli arıyoruz, mutlak güzeli arıyoruz. Bizi memnun edecek, huzur ve saadeti verecek olan o. Bir arayış içerisindeyiz. Aramadığı zaman zaten biter. Bunları Necip Fazıl’ın getirdiği sistemde buluyoruz. Necip Fazıl aslında bir dünya görüşü diyoruz ya, aslında Necip Fazıl da dünyamız.</p>

<p>Bu kopmuş arkadaşlar, Cumhuriyet ile beraber kopukluk olmuş. Burada bu halkayı bağlıyor, Ehl-i Sünnet halkasını Necip Fazıl bağlıyor ve bu sürekliliği sağlıyor. Bütün fikir olarak bağlıyor. “İdeolocya Örgüsü” o kadar önemli ki ancak bundan hareketle gidebiliriz. “İdeolocya Örgüsü”yle hareket edebiliriz. Öteki türlü ne olur? Bağımsız olur, Müslümanların çabaları dağılır, bir havuzda toplanmaz. Aslında günümüzde şikâyet ettiğimiz şey bu. Bütünlüklü fikir ve merkezi bir havuz olmadığı için dağınıklık var.</p>

<p>Burada Ehl-i Sünnet’in altını çiziyor. Bunun haricinde başka bir kurtuluş yolu olmaz zaten. kendisi bunu vurguluyor. Bunun haricinde bir şey olmaz. Necip Fazıl bunu çok güzel bir dünya görüşü olarak bağlıyor.</p>

<p>Şimdi bir yatay oluş var, bir de dikey oluş var. Hemen buna da temas edeyim. Dikey oluş, iç oluş manasında söyledim. Büyük Doğu’da bunu takip eden İBDA’da yatay ve dikey oluş birliktedir. Yani iç oluş, nefis terbiyesi, ahlak davası adamı dedik ya, temel o. Ama sosyal ve siyasi hadiselere çözüm veren, cevap veren bir sistem. “Ben akşam evimde namazımı kılacağım, tespihimi çekeceğim; gündüz de seküler hayata, faizci bir sisteme, gayrimeşru bir sisteme tabi olacağım.” Bunu benimsemem düşünülemez. İşte “İdeolocya Örgüsü” bir toplum projesidir. Yaşanmaya değer hayata dair bir toplum projesidir.</p>

<p>Bu mevzuları geçince geniş kısmında, “Büyük Doğu nedir?” sorusunu yedi maddede özetleyeceğim inşallah. Şimdi Necip Fazıl’ın estetik planı başa alması, ruh ihtiyarı olanlara karşılık genç olmasından bahsettik. Mesela Üstad’ın o zamanlar, şimdi bilmiyorum, Necip Fazıl için “ruh hamurkârı” deniliyordu. Duymuş muydunuz? Duyanlarınız vardır tabii de eskisi kadar kullanılmıyor. Değerimize sahip çıkma konusunda zaafımız da var topluluk olarak. Mesela “ruh hamurkârı” deniliyor. Niye? Necip Fazıl ruhumuzu doldurulduğu için.</p>

<p>Burada candan bir karşılamayla muhatap olduk. İnsan ne ister? Hani “Kahve bahane.” deniliyor ya, insan aslında bunu ister. Bir Müslümanla, gönüldaşla bunların olması gerekir. Bunları da bir İzmir hatırası olarak belirteyim.</p>

<p>Şimdi Necip Fazıl gençlikten neler bekliyor? Bu, dünya görüşü olarak alternatifi olmayan bir sistemdir arkadaşlar. Büyük Doğu’nun alternatifi yok, zaten gerek yok. Bunu kuşanmamız gerekiyor. Ben şimdi ilmî çalışmalar yapıyorum, 18 yaşından beri Büyük Doğu’yu okuyorum. İlmî çalışmalar yaptıkça daha çok Büyük Doğu’ya hayran kaldım. Necip Fazıl ne tespitler yapmış, neyi özleştirmiş.</p>

<p>Hadisle ilgili çalışma yaptım. Hadis hocalarının buradan alması lazım. Ama onlar neye bakıyorlar? “Necip Fazıl ilim adamı değil.” diye bakıyorlar. İlim nedir o zaman? İlim nedir? Asr-ı Saadet’te ilim neydi? Günümüzdeki ilim anlayışı mıydı? İrfan nerede, ahlak nerede, metafizik nerede? Biz ilmi, kendi literatürümüze göre tarif ederiz. Bakın insanı da öyle tarif ederiz, hakkı da öyle tarif ederiz, özgürlüğü de öyle tarif ederiz. Başkalarının çizdiği özgürlük sınırında kalamayız. Bunu kabul edemeyiz. Mutlak fikre bağlı olanların mukayyet felsefelere tabi olması düşünülemez.</p>

<p>Şimdi Necip Fazıl ne istiyor? Necip Fazıl’ın “Özlediğimiz Nesil” konferansı var, “İmân ve Aksiyon” konferansının içinde. Necip Fazıl’ın orada istediği üç şeyi burada hemen kısaca söyleyeyim. Aşk diyor. Ne diyor Necip Fazıl?</p>

<p>“Aşksız adam pörsümeye ve aşksız cemiyet sönmeye mahkûm. Kâinatın protoplazması aşk.”</p>

<p>Aslında biz irfan derken bunu kastediyoruz. Biraz önce bahsettiklerim; yaşanmışlık, samimiyet, ihlas, dava, aşk ve ahlak hepsi buraya bağlanıyor.</p>

<p>İkincisi, “üstün akıl ve sır idraki” diyor. Sır idraki olmadığı zaman edepsizlikler oluyor. Biraz önce bahsettiğim mesela Necip Fazıl’ın sahabe ile ilgili ölçüsü. Şimdi sahabiye dil uzatma hastalığı var.</p>

<p>“Sahabenin en küçüğü, velilerin en büyüğünden üstündür. Velilerin en büyüğü, sahabinin atının burnundaki toz olamaz” diyor.</p>

<p>Bu Abdullah bin Mübarek’ten gelme bu.Yani ne konuşuyoruz ki? Allâme olsan ne olur? Değeri ne? Değeri yok yani arkadaşlar. Değersiz şu kadar unvan sahibi olmaktansa değerli olmak daha tercih edilmez mi? Değerimizi kaybetmeyelim, onurumuzu kaybetmeyelim, çizgimizi kaybetmeyelim, istikametimizi kaybetmeyelim.</p>

<p>Üçüncüsü de nefis muhasebesi diyor Necip Fazıl. Büyük Doğu’nun İslâmiyet’in emir subaylığı olarak biliyoruz. Yekpare bir inanış, görüş ve ölçülendiriş manzumesi olarak biliyoruz. Büyük Doğu bize bunu veriyor.</p>

<p>Büyük Doğu-İBDA fikriyatı ilişkisi ise zaten Necip Fazıl’ın başa alındığı mesele. İBDA, Büyük Doğu’yu yürüten sistemdir. Biri nasıl ise, diğeri niçin davasıdır. Niçin nedir? Mesela namaz nasıl kılınır? Şu şekilde kılınıyor; tekbir, kıyam, kıraat, rükû. Peki namaz niçin kılınır? İşte “niçin” meselesi, onun gerekçelendirmesi, hikmeti, hikmet-i teşri deniyor buna. Bunu mesela Salih Mirzabeyoğlu yapıyor. Neden yapıyor? Nasılını Necip Fazıl koymuş. Tekrara gerek yok ki. Davayı yürütmek. Dolayısıyla birbirini tamamlayan iki kanat oluyor.</p>

<p>Demek ki iç ve dış oluşu aynı anda barındıran bir sistemdir Büyük Doğu-İBDA sistemi. İç ve dış oluşu bir arada barındırıyor. Bu fikir ve aksiyonun mezcetmesi Üstad’ın vasiyetiydi, onu yerine getirdi. İslâm’ın eşya ve hadiseler karşısında nasıl tavır alacağını temsil eden Büyük Doğu gövdesinin mukabili İBDA, onun taşıyıcı “niçin” kanatlarıdır, onun içindir, onun gayesidir ve gayesi odur.</p>

<p>Şimdi arkadaşlar, bu ideal mevzuu herhalde anlaşıldı. Aşkın bir varlık. Zaten Müslüman başka türlü olamaz aslında. Burada Büyük Doğu Marşı’nı sadece geçiyorum. Ne diyor Üstad?</p>

<p><i>“Şahit ol ey kılıç, kalem ve orak </i></p>

<p><i>Doğsun Büyük Doğu benden doğarak.”</i></p>

<p>Şimdi Büyük Doğu nedir? Hemen yedi maddede kısaca söyleyeceğim.</p>

<p>Büyük Doğu: Şeriatten zerre taviz vermeden İslâm’ı eşya ve hadiselere hâkim kılmanın dünya görüşüdür. Şeriatten zerre taviz vermeden... Necip Fazıl için basit basit eleştiriler yapılıyor basit insanlar tarafından. Şeriata muhalif bir harfi gösterilemiyor. Yok çünkü. Necip Fazıl şer’î ölçülerde çok hassastır. Başta tabii Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri olmak üzere Ömer Nasuhi Bilmen’den, Hacı Cemal Öğüt’ten en ufak bir ibareyi dahi gösterip ondan onay alarak gider. Ondaki hikmet ve estetik diliyle zaten doyulmaz ifadeleri var.</p>

<p>İkincisi, Necip Fazıl tarih muhasebesi yapıyor. Son beş asırdan alıyor; Tanzimat’a, günümüze getiriyor. Nereden geldiğini bilmeyen nereye gideceğini bilemez arkadaşlar. Sultan Vahdettin ve Abdülhamid Han anahtar şahsiyetler. Bunları koyuyor. Şimdi Üstadçılık oynayanlar çok. Bunlara da dikkat edin. Biz kimsenin hakkını yiyerek yükselmeyiz. Müslüman hak yiyerek yükselmez, aslını inkâr ederek yükselmez. Manevi babasını tanımayan insandan hayır gelmez. Ne ailesine gelir, ne vatana gelir, ne ilim müessesesine gelir. Bakın yine edep meselesine geliyor.</p>

<p>Edep diye sadece kuru bir edebiyat yapmıyoruz. Burada fikir ve aksiyonda sınırlarını çizerek söylüyoruz. Farkı bu. “Edep iyidir, edepli olun, ayağınızı uzatmayın. Önünüzü ilikleyin…” Bu nasihatlar değil ki. Edep o değil ki. Fikirde edebi olmayanın hiçbir şeyde de edebi olmaz. Dinde edep, fıkıhtan, usulden daha üstündür mesela. Dinin bütünlüğünde usul, bir ilimdeki usulden daha üstündür, hepsini kapsıyor. Usûlüddin, temel mesele, temel bakış, İslâmî ölçülere temel bakış, muhatap anlayış diyoruz. Büyük Doğu bu işte. İslâmiyet’e yol açma geçidi var ya, bu. Aslında İslâmî ilimler Büyük Doğu’suz inşa edilemez diyorum. Bunu tartışmaya, ispata hazırım.</p>

<p>Üçüncüsü, tarih muhasebesinden sonra sistem fikriyle ortaya çıkmış olmasıdır. Arkadaşlar, küfür sistem fikriyle geliyor. Batı’da sistem kuruluyor. Bizde de dağınıklık, kopma var ve çağımız meseleleri çok dağınıklık arz ediyor. Sistem fikriyle gelmek lazım. Başka türlü olmaz. Necip Fazıl sistem kuruyor. İslâmî metinleri çağımızda sistem ve dünya görüşü olarak ortaya koymuş. Her çağın Müslümanı, her çağın münevveri o çağda İslâm için gerekeni yapması söz konusuysa, bir taklit mi yapıyoruz biz? Bağlıyız, geleneğe bağlıyız. Ama geleneği çağında yaşatmıyorsan gelenek ölür. O çağda yaşatacaksın. O kopukluğu gidereceksin. Ama biz geleneği inkâr etmeden, geleneğe bağlı olarak gidiyoruz.</p>

<p>Dördüncüsü arkadaşlar, Necip Fazıl’ın ideolocyasının temeli Allah Resulü’dür. “Çöle inen nur”, Muhammedî hakikat. Nedir o? Kısaca söyleyeyim: En evvel, en üstün. Oraya dayalı.</p>

<p>Hadislerle ilgili çalışmamda bunu gördüm. Yoğunlaşınca görüyorsunuz arkadaşlar. Mevzunuza yoğunlaşın, branş sahibi olun. Oraya yoğunlaşın. Allah’ın hikmetlerini daha çok göreceksiniz. Genel gitmekten ziyade mevzularınızda derinleşin. Biz ilmî keşifleri de sonuna kadar destekleriz. Bizim çekinecek bir şeyimiz yok ki. Allah’ın bir hikmeti, bir ayeti ortaya çıkıyor.</p>

<p>Beşincisi, dost ve düşman kutuplarının işaretlenmesidir. Baş nefret kutbu, baş muhabbet kutbu. Çağımızda baş nefret kutbu, baş muhabbet kutbu kim? Bunu bilmemiz lazım. “Benim hiç düşmanım yok.” falan. Ne demek düşmanın yok? Cennette miyiz yani? Dünyadasın, dünyada yaşıyoruz. Memuriyetini inkâr mı ediyorsun? Allah’ın ayetleri, hadisleri var. Allah bir tarafa, bir tarafa hitap ediyor. Ayırıyor: Küfredenler, iman edenler. İman edenlerin değeri nereden geliyor? Buradan geliyor işte.</p>

<p>Allah için sevgi, Allah için buğz. Ölçülerimizin bu olması lazım, her şeyden önce ölçümüzün bu olması lazım. Daha az kırılırız, birbirimize kırılmayız. Daha sağlıklı bir ilişki olur.</p>

<p>Altıncısı, Üstad yeni bir usul, yeni bir tarz getirmiştir. O, geleneğe bağlıdır ancak onu yeni bir ideolojiyle, yeni bir tarzda sunmuştur. Aynı zamanda hem gelenekçi hem yenilikçidir Üstad.</p>

<p>Yedincisi, “İslâm İnkılâbı” diye çokça altını çizdiği, “Büyük Zuhur” diye işaretlediği bir aksiyon alanıdır. Aksiyon adamıdır Necip Fazıl. Bu minvalde “Başyücelik Devlet ve İdare Mefküresi”ni formüle etmiştir. Bunu cemiyete nakşetme davasını gütmüştür.</p>

<p>Üstad demiştir ki, gençliğe bir tavsiyedir; bununla bitireceğim inşallah:</p>

<p>“Dünya bir inkılap bekliyor. Dünyanın beklediği bu inkılap üç daire halinde. Dış daire dünya, içindeki daire İslâm âlemi, onun da içinde Türkiye. Asıl Türkiye, merkez Türkiye”<br />
diyor Üstad.</p>

<p>Bunun idrakinde miyiz? Türkiye kurtulmadan İslâm âlemi de kurtulmayacak. Bakın Üstad bunları işaretliyor. Ben bunu Bağdat’ta da söyledim. Oradakiler de sizin gibi alkışladılar. Ama biz buna layık olmadan olmayacak. Bizim layık olmamız lazım. Bizim Büyük Doğu’yu kuşanmamız lazım, şuurlaştırmamız lazım, içselleştirmemiz lazım.</p>

<p>Necip Fazıl bir anı, bir nostalji değil. Böyle birisi mi Necip Fazıl? Salih Mirzabeyoğlu böyle birisi mi? Bütün dava, Allah’a görünerek olmak arkadaşlar. Başkasına, şuna buna görünerek değil; Allah’a görünerek, şurada burada görünelim, şöhret olalım, değil. İslâm âlemine ve dünyaya bir teklif olan, kurtarıcı İslâm nizamı fikri olan Büyük Doğu ideali etrafında kenetlenen gençler ve gönüldaşlar olarak hepinizi saygıyla selamlıyorum."</p>
</blockquote>

<section dir="auto">
<p>Alaka ile izlenen program sonunda konuşmacılara plaket takdim edildi. Katılımcılara da Üstad Necip Fazıl ve Salih Mirzabeyoğlu’nun kitapları ile Aylık Baran Dergisi sayılarından hediye edildi.</p>
</section>

<p><img alt="63467218 55A4 427D B0B2 167B7C5Edfe6" class="detail-photo img-fluid" height="591" src="https://barandergisinet.teimg.com/barandergisi-net/uploads/2026/05/63467218-55a4-427d-b0b2-167b7c5edfe6.jpg" width="1280" /></p>

<p>Aylık Baran Dergisi</p></p>]]></turbo:content>
      <category>Özel Haber</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/necip-fazil-ve-genclik-programi-izmir-katip-celebi-universitesinde-yapildi</guid>
      <pubDate>Mon, 11 May 2026 12:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2026/05/d5a9a8b7-c8dd-4aad-80f7-4afc42094302-1.jpg" type="image/jpeg" length="22949"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Almanya’da şirketler iflasın eşiğinde]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/almanyada-sirketler-iflasin-esiginde</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/almanyada-sirketler-iflasin-esiginde" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Almanya’da her 12 şirketten biri iflas riskiyle karşı karşıya. Ifo Anketler Merkezi Müdürü Klaus Wohlrabe, Almanya’da şirketlerin ciddi ekonomik baskılar altında olduğunu belirterek, “Jeopolitik belirsizliklerin gölgesinde, iflas rakamlarının önümüzdeki aylarda da yüksek seviyelerde seyretmesi muhtemel görünüyor.” dedi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Almanya’nın önemli ekonomi ve düşünce kuruluşlarından Ekonomi Araştırma Enstitüsünün (Ifo) Alman iş dünyası nisan anketine katılan şirketlerin yüzde 8,1’i mevcut ekonomik koşullarda hayatta kalmalarının risk altında olduğunu beyan etti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Buna göre, Almanya’da yaklaşık her 12 şirketten biri sipariş eksikliğine bağlı talep yetersizliği, artan işletme ve enerji maliyetleri nedeniyle varlığını sürdürememe endişesi taşıyor.</p>

<p>Durumun en kritik olduğu alanların başında perakende sektörü geliyor. Sektördeki şirketlerin yüzde 17,4’ü varoluşsal bir tehdit hissettiklerini belirtirken Ifo bu oranı “yeni bir rekor seviye” olarak nitelendirdi.</p>

<p>Tüketicilerin harcama iştahındaki azalmanın yanı sıra hızla büyüyen çevrim içi ticaret ve yurt dışı kaynaklı düşük maliyetli tedarikçilerin baskısı, geleneksel perakendecileri zorluyor. Toptan ve perakende dahil tüm ticari işletmelerin yüzde 1,6’sı ise tamamen kapanma korkusu yaşıyor.</p>

<p>Bu olumsuz tablonun şirketleri ciddi bir likidite darboğazına sürüklediği ifade edilirken tüketicilerin tasarruf eğilimi ve müşteri portföyündeki iflasların nakit akı</p>

<article>
<p>İmalat sanayisinde ise varoluşsal tehdit hisseden şirketlerin oranı hafif bir düşüşle yüzde 7,5’e geriledi. Ancak Ifo, yüksek enerji ve hammadde maliyetlerinin yanı sıra Asyalı tedarikçiler karşısındaki küresel rekabet dezavantajının, özellikle ihracat odaklı sanayiler üzerinde ciddi baskı oluşturmaya devam ettiğini vurguladı. İnşaat sektöründe iflas endişesi taşıyanların oranı yüzde 7,3’e yükseldi.</p>
</article>

<article>
<p>Ifo’nun açıklamasında, tüm sektörler genelinde işletmelerin üç temel sorunla mücadele ettiği vurgulandı. Sipariş eksikliğine bağlı talep yetersizliği, artan işletme ve enerji maliyetleri ile ağırlaşan bürokratik yüklerin şirketlerin üzerinde büyük bir baskı oluşturduğu belirtildi.</p>
</article>

<article>
<p>Ifo Anketler Merkezi Müdürü Klaus Wohlrabe, konuya ilişkin değerlendirmesinde, ekonomik durumun gerginliğini koruduğuna dikkati çekerek, “Jeopolitik belirsizliklerin gölgesinde, iflas rakamlarının önümüzdeki aylarda da yüksek seviyelerde seyretmesi muhtemel görünüyor.” ifadelerini kullandı.</p>
</article>

<article>
<p>Krizin tedarik zinciri boyunca yayıldığı uyarısında bulunan Wohlrabe, “Müşteriler çekildiğinde veya siparişler iptal edildiğinde, bu durum tedarikçileri ve hizmet sağlayıcıları tüm gücüyle sarsıyor.” değerlendirmesinde bulundu.</p>
</article>

<article></article></p>]]></turbo:content>
      <category>Haberler</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/almanyada-sirketler-iflasin-esiginde</guid>
      <pubDate>Mon, 11 May 2026 11:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2026/05/germany.webp" type="image/jpeg" length="15167"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Terörist İsrail'den Lübnan'a fosfor bombasıyla saldırı!]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/terorist-israilden-lubnana-fosfor-bombasiyla-saldiri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/terorist-israilden-lubnana-fosfor-bombasiyla-saldiri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Nebatiye kentine bağlı Yahmur Şakif bölgesine İsrail ordusu tarafından fosfor bombası atıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Terörist İsrail ordusunun, Lübnan'ın güneyindeki köy ve kasabalara düzenlediği hava ve topçu saldırılarında 2 kişinin daha öldüğü bildirildi. Lübnan resmi ajansı NNA tarafından aktarılan bilgilere göre, İsrail 17 Nisan'da yürürlüğe giren ateşkesi ihlal ederek Lübnan'ın güneyindeki Sur, Bint Cubeyl, Mercayun ve Nebatiye bölgelerine yönelik yoğun saldırılarını sürdürdü.</p>

<p>Nebatiye ilçesindeki Katrani beldesi kırsalına düzenlenen silahlı insansız hava aracı (SİHA) saldırısında 1 kişi öldü, 1 kişi yaralandı.</p>

<p>Sur ilçesindeki saldırılarda ise 6'sı çocuk, 2'si kadın olmak üzere 13 kişi yaralandı, 1 kişi öldü. Nebatiye şehrinde ise bir kişinin dükkanının önünde hava saldırısına uğradığı aktarıldı.</p>

<h2><strong>FOSFOR BOMBASI VE YOĞUN TOPÇU ATEŞİ</strong></h2>

<p>İsrail ordusu Nebatiye kenti ve çevresine yönelik topçu atışlarının şiddetini artırırken, Kefr Rumman beldesi ve bölgeye enerji sağlayan bir elektrik istasyonunun çevresi saldırıya uğradı.</p>

<p>Sur, Bint Cubeyl ve Mercayun ilçelerine bağlı çok sayıda yerleşim bölgesi hava saldırıları ve topçu atışlarının hedefi olduğu aktarıldı.</p>

<p>İsrail ordusunun, Nebatiye'ye bağlı Yahmur Şakif beldesine fosfor bombasıyla saldırdığı anlar görüntülerle tespit edildi.</p>

<h2><strong>İSRAİL'İN LÜBNAN'A SALDIRILARI VE ATEŞKES</strong></h2>

<p>İsrail ordusu, Lübnan'a 2 Mart'ta yoğun hava saldırıları başlatarak, ülkenin güneyinde birçok beldeyi işgal etmişti.</p>

<p>Lübnan hükümeti de bu sürede ülkede yerinden edilenlerin sayısının 1 milyonu aştığını açıklamıştı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>ABD Başkanı Donald Trump, 24 Nisan'da yaptığı açıklamada, Lübnan ile İsrail arasında 17 Nisan'da yürürlüğe giren 10 günlük geçici ateşkesin 3 hafta daha uzatıldığını duyurmuştu.</p>

<p>Lübnan Sağlık Bakanlığı, 2 Mart'tan bu yana ateşkes ilanına rağmen devam eden İsrail saldırılarında 2 bin 846 kişinin öldüğü açıkladı.</p></p>]]></turbo:content>
      <category>Haberler</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/terorist-israilden-lubnana-fosfor-bombasiyla-saldiri</guid>
      <pubDate>Mon, 11 May 2026 10:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2026/05/fsfor-bombasi.jpg" type="image/jpeg" length="39700"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye-Cezayir yakınlaşmasının ardından Fransa’dan Cezayir’e zeytin dalı uzatıldı]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/turkiye-cezayir-yakinlasmasinin-ardindan-fransadan-cezayire-zeytin-dali-uzatildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/turkiye-cezayir-yakinlasmasinin-ardindan-fransadan-cezayire-zeytin-dali-uzatildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Fransa, eski sömürgesi Cezayir ile bozulan ilişkileri onarmak için dikkat çekici bir adım attı. Paris yönetimi, 13 ay önce geri çağırdığı Cezayir Büyükelçisi Stephane Romatet’i yeniden göreve gönderme kararı aldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<h2><strong>Paris’ten Cezayir’e diplomatik dönüş</strong></h2>

<p>Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Cezayir ile uzun süredir kriz başlıkları üzerinden yürüyen ilişkileri yumuşatmak için yeni bir diplomatik hamle başlattı. Fransa’nın Cezayir Büyükelçisi Stephane Romatet’in yeniden Cezayir’e döneceği açıklandı. Bu karar, Cezayir Cumhurbaşkanı Abdülmecid Tebbun’un Ankara ziyaretinden kısa süre sonra gelmesi sebebiyle dikkat çekti.</p>

<p>Macron’un hamleyi 8 Mayıs 1945 Setif, Guelma ve Kherrata katliamlarının yıl dönümünde yapması da sembolik bir mesaj olarak değerlendirildi. Fransa Savunma Bakanlığı’na bağlı Gazilerden Sorumlu Devlet Bakanı Alice Rufo, bir milletvekili heyeti ve Büyükelçi Romatet ile birlikte Cezayir’deki anma törenine katıldı. Fransız tarafı bu ziyaretle, uzun süredir gerilen diplomatik kanalları yeniden işletmek istediğini göstermiş oldu.</p>

<h2><strong>Katliamın yıl dönümünde</strong></h2>

<p>8 Mayıs 1945’te Fransa, Avrupa’da Nazi Almanyası’na karşı kazanılan zaferi kutlarken Cezayir’de bağımsızlık talebiyle sokağa çıkan Müslüman halka yönelik kanlı bir bastırma hareketi başlatılmıştı. Fransız ordusu ve yerel milislerin müdahalesinde binlerce Cezayirli öldürülmüştü.</p>

<p>Elysee Sarayı’nın açıklamasında “katliam” yerine daha yumuşak ifadeler kullanması, Fransa’nın sömürge geçmişiyle yüzleşme noktasındaki sınırlarını bir kez daha gösterdi. Buna rağmen bir Fransız hükümet yetkilisinin törene katılması ve büyükelçinin yeniden Cezayir’e dönmesi, Paris açısından krizi yumuşatma girişimi olarak kayda geçti.</p>

<h2><strong>Kriz Batı Sahra meselesiyle derinleşmişti</strong></h2>

<p>Fransa ile Cezayir arasındaki diplomatik kriz, özellikle Paris’in 2024’te Fas’ın Batı Sahra üzerindeki egemenlik tezine destek vermesiyle sertleşti. Cezayir, bu adımı kendi bölgesel pozisyonuna doğrudan müdahale olarak gördü. Ardından karşılıklı diplomatik hamleler, büyükelçilerin geri çağrılması, konsolosluk görevlileriyle ilgili krizler ve Fransa-Cezayir hattında tırmanan siyasi gerilim ilişkileri neredeyse donma noktasına taşıdı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Fransa’nın Nisan 2025’te büyükelçisini geri çağırması, iki ülke arasındaki güvensizliğin açık göstergelerinden biri olmuştu. Şimdi aynı büyükelçinin yeniden Cezayir’e gönderilmesi, Paris’in Kuzey Afrika’daki nüfuz kaybını durdurma arayışının bir parçası olarak okunuyor.</p>

<h2><strong>Türkiye-Cezayir hattı</strong></h2>

<p>Fransa’nın bu hamlesinin, Cezayir Cumhurbaşkanı Abdülmecid Tebbun’un Ankara temaslarından hemen sonra gelmesi dikkatleri Türkiye-Cezayir yakınlaşmasına çevirdi. Ankara’da yapılan görüşmelerde iki ülke arasında yüksek düzeyli stratejik iş birliği mekanizması işletildi, çeşitli alanlarda anlaşmalar imzalandı ve ekonomik ilişkilerin geliştirilmesi vurgulandı.</p>

<p>Cezayir, enerji kaynakları, Akdeniz jeopolitiği, Afrika açılımı ve İslam dünyasındaki konumu itibarıyla Türkiye açısından stratejik bir ortaklık alanı oluşturuyor. Türkiye’nin Cezayir ile geliştirdiği ilişkiler, Fransa’nın eski sömürge havzasında alıştığı tek taraflı etki alanının zayıfladığını gösteriyor. Paris’in tam da bu dönemde Cezayir’e dönük yumuşama adımı atması, tesadüfî bir diplomatik jestten çok bölgesel güç dengelerindeki değişimin sonucu olarak görülüyor.</p>

<h2><strong>Paris eski nüfuzunu korumaya çalışıyor</strong></h2>

<p>Fransa, Cezayir üzerindeki tarihî, kültürel ve siyasi etkisini uzun yıllar boyunca sömürge geçmişinden devraldığı ağlar üzerinden sürdürmeye çalıştı. Ancak Cezayir’in son yıllarda Türkiye, Çin ve Rusya gibi aktörlerle ilişkilerini çeşitlendirmesi, Paris’in manevra alanını daraltıyor.</p>

<p>Bu tablo, Fransa’yı eski sömürgesiyle ilişkileri tamamen koparma lüksünden mahrum bırakıyor. Macron yönetiminin büyükelçiyi geri gönderme kararı, Cezayir’e duyulan tarihî yakınlıktan ziyade Fransa’nın Kuzey Afrika’daki stratejik gerilemesini durdurma çabası olarak öne çıkıyor.</p>

<h2><strong>Ankara’nın etkisi Paris’i harekete geçirdi</strong></h2>

<p>Türkiye-Cezayir ilişkilerinin son dönemde ulaştığı seviye, Akdeniz ve Afrika hattında yeni bir güç denklemine işaret ediyor. Ankara’nın Cezayir ile geliştirdiği siyasi, ekonomik ve stratejik temaslar, Fransa’nın bölgedeki geleneksel nüfuzunu sorgulanır hâle getiriyor.</p>

<p>Paris’in zeytin dalı, görünürde diplomatik normalleşme arayışı taşısa da zamanlaması itibarıyla daha geniş bir jeopolitik kaygıya dayanıyor. Fransa, Cezayir’i kaybetmenin Kuzey Afrika’daki varlığı açısından ağır sonuçlar doğuracağını görüyor. Türkiye’nin bölgede artan ağırlığı ise Paris’in bu hesabını daha da acil hâle getiriyor.</p></p>]]></turbo:content>
      <category>Haberler</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/turkiye-cezayir-yakinlasmasinin-ardindan-fransadan-cezayire-zeytin-dali-uzatildi</guid>
      <pubDate>Mon, 11 May 2026 10:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2026/05/frnasacezayir.jpg" type="image/jpeg" length="19519"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Devlet kanalında köpek anneliği rezaleti]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/devlet-kanalinda-kopek-anneligi-rezaleti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/devlet-kanalinda-kopek-anneligi-rezaleti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[TRT spikeri Işıl Açıkkar, anneler gününde köpeklere anne muamelesi yapan dayatmayı "ben de patili annesiyim" diyerek şirin gösterdi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anneler gününü kutlayan Açıkkar'ın, “Allah henüz beni insan evlatla rızıklandırmadı ama sessiz kullarına hizmet etmekle onlara annelik yapmakla şereflendirdi bende bir patili annesiyim” sözleri büyük tepki gördü.</p>

<p class="ratio ratio-16x9"><iframe allow="autoplay; fullscreen" allowfullscreen="" frameborder="0" sandbox="allow-scripts allow-same-origin" scrolling="no" src="https://www.barandergisi.net/vidyome/embed/72538" webkitallowfullscreen=""></iframe></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Eşref-i mahlukat olan insanı köpeklere anne-baba yapmayı dayatan zihniyete tepki gösterilirken bunun devletin televizyonundan dile getirilmesinin tehlikenin ulaştığı boyuta dikkat çekildi.</p>

<h2><strong>Devlet kanalında köpek anneliği rezaleti</strong></h2>

<p>Devlet kanalında alenen annelik kavramının içi boşaltılıyor. Mevcut yönetimin “Aile Yılı” zırvası altında, yine yönetime yakın isimler tarafından ya feminizm pompalanıyor, ya modernizm aşılanıyor ya da itperestlik dayatılıyor.  Malum manzara ise tepeden tırnağa büyük bir rezaletin ve basiretsizliğin hâkim olduğunu gösteriyor.</p>

<p>Yıllardır zihni tarumar edilmiş milletin; devlet eliyle düzeltilmesi ve zihinlere yaşanmaya değer hayatı işlemesi beklenirken, yine devlet kanallarında ve devlete bağlı kurumlar eliyle milletin anne, baba, evlat ve aile anlayışları ifsad ediliyor. Aileyi koruması gereken mekanizmalar, aile kavramını ayakta tutan en temel mânaları aşındıran bir dilin taşıyıcısı hâline geliyor.</p>

<p>Devlet kanalı spikeri ise adeta elitist seküler hayata özenerek Anneler Günü’nde “köpek anneliği” propagandası yapıyor. Annelik gibi insan neslinin, ailenin ve cemiyetin merkezinde duran bir kavram; ekran eliyle mahvediliyor, hayvan sahipliği üzerinden açıkça tahrif ediliyor. Bu tablo, sadece bir gaf veya münferit bir yayın hatası değil; aile fikrinin hangi kanallardan, hangi dillerle ve hangi zihniyetle aşındırıldığını gösteren açık bir örnektir.</p></p>]]></turbo:content>
      <category>Haberler</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/devlet-kanalinda-kopek-anneligi-rezaleti</guid>
      <pubDate>Mon, 11 May 2026 09:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2026/05/adsiz-tasarim-2.webp" type="image/jpeg" length="53491"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İran'dan İngiltere ve Fransa'ya Hürmüz uyarısı]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/irandan-ingiltere-ve-fransaya-hurmuz-uyarisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/irandan-ingiltere-ve-fransaya-hurmuz-uyarisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Tahran yönetimi, boğazın güvenliğinin İran tarafından sağlandığını belirterek bölge dışı askerî varlığın krizi büyüteceği uyarısında bulundu. ABD-İran hattındaki ateşkes pazarlıkları, Avrupa’nın eskort misyonu ve enerji piyasalarındaki gerilim Hürmüz’ü yeniden küresel krizin merkezine taşıdı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h2><strong>İran: Hürmüz’ün güvenliği yalnızca bizim tarafımızdan sağlanır</strong></h2>

<p>İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi, İngiltere ve Fransa’nın Hürmüz Boğazı’na savaş gemisi gönderme hazırlığına ilişkin, "Hürmüz Boğazı’nın güvenliği yalnızca İran tarafından sağlanmaktadır" dedi.</p>

<p>Garibabadi, bölge dışı ülkelerin Hürmüz Boğazı’nı koruma iddiasıyla bölgeye savaş gemisi göndermesinin krizi tırmandıracağı ve bölgenin askerileşmesine neden olacağı uyarısında bulunarak, "Hürmüz Boğazı’nın güvenliği yalnızca İran tarafından sağlanmaktadır." ifadesini kullandı.</p>

<p>Hürmüz Boğazı’nın bölge dışı ülkelerin ortak malı olmadığını belirten Garibabadi, İran Silahlı Kuvvetleri’nin Hürmüz Boğazı’nda savaş gemisi bulundurma girişimlerine karşılık vereceği uyarısında bulundu.</p>

<p>Fransa ve İngiltere savaş sonrası seyrüsefer güvenliğini sağlamak için bölgedeki gemilere eskortluk edecek savunma amaçlı bir misyon kuracaklarını açıklamıştı.</p>

<h2><strong>İngiltere ve Fransa askerî planı masaya taşıyor</strong></h2>

<p>İngiltere ve Fransa’nın öncülük ettiği girişimde, Hürmüz Boğazı’ndan geçecek ticari gemilere refakat edilmesi, mayın temizleme desteği verilmesi ve hava güvenliği sağlanması hedefleniyor. İngiltere Savunma Bakanı John Healey ile Fransa Savunma Bakanı Catherine Vautrin’in, bu çerçevede çok uluslu bir savunma bakanları toplantısına başkanlık edeceği bildirildi.</p>

<p>Londra yönetimi, HMS Dragon adlı savaş gemisini bölgeye sevk ederek Avrupa öncülüğündeki deniz güvenliği planı için hazırlık başlattı. İngiltere cephesi bu adımı “savunma amaçlı” gösterirken, İran cephesi bunu Hürmüz üzerinde yeni bir baskı ve kuşatma hamlesi olarak değerlendiriyor.</p>

<h2><strong>Tahran yabancı savaş gemilerine karşılık uyarısı yaptı</strong></h2>

<p>İran’ın uyarısı, sadece diplomatik bir tepkiyle sınırlı kalmadı. Tahran, İngiltere ve Fransa’ya ait savaş gemilerinin Hürmüz Boğazı’nda askerî faaliyet yürütmesi hâlinde “kararlı ve derhal karşılık” verileceğini bildirdi. İran’a göre Hürmüz Boğazı’nın güvenliği, bölge dışı aktörlerin müdahalesine açılacak bir alan değil.</p>

<p>Bu çıkış, Avrupa’nın “seyrüsefer güvenliği” gerekçesiyle kurmak istediği misyonun daha başlamadan ciddi bir askerî restleşmeye dönüştüğünü gösterdi. Hürmüz, petrol ve LNG taşımacılığı açısından küresel enerji hattının en kritik geçiş noktalarından biri olduğu için bu restleşme sadece bölgesel değil, dünya ekonomisini doğrudan ilgilendiren bir mesele hâline geldi.</p>

<h2><strong>ABD-İran pazarlığında Hürmüz başlığı öne çıktı</strong></h2>

<p>Hürmüz gerilimi, ABD ile İran arasında yürütülen ateşkes ve savaşın sona erdirilmesine yönelik pazarlıkların da merkezinde yer alıyor. İran, ABD’nin teklifine Pakistan üzerinden yanıt verdi. İran’ın cevabında savaşın sona erdirilmesi, yaptırımların kaldırılması, İran varlıklarının iadesi ve Hürmüz Boğazı üzerindeki egemenlik haklarının tanınması gibi taleplerin öne çıktığı bildirildi.</p>

<p>ABD Başkanı Donald Trump ise İran’ın cevabını “tamamen kabul edilemez” olarak niteledi. Bu açıklamanın ardından petrol fiyatlarında yeni bir sıçrama yaşandı. Piyasalardaki hareketlilik, Hürmüz Boğazı’ndaki her askerî ve diplomatik gelişmenin küresel enerji fiyatlarına doğrudan yansıdığını bir kez daha ortaya koydu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2><strong>Körfez hattında geçişler sınırlı şekilde sürüyor</strong></h2>

<p>Gerilime rağmen Hürmüz Boğazı’ndan sınırlı geçişlerin sürdüğü bildiriliyor. Katar’dan Pakistan’a giden bir LNG sevkiyatının, İran-Pakistan-Katar temaslarının ardından boğazdan geçtiği aktarıldı. Bu geçiş, boğazın tamamen kapanmadığını; ancak deniz trafiğinin siyasi pazarlıklar, askerî riskler ve bölgesel dengeler üzerinden yürüdüğünü gösterdi.</p>

<p>Öte yandan Körfez ülkeleri de Hürmüz’ün baskı unsuru hâline gelmesinden rahatsız. Katar Başbakanı Muhammed bin Abdurrahman Al Sani’nin İran’a, Hürmüz Boğazı’nı “baskı aracı” olarak kullanmama çağrısı yaptığı bildirildi. Bu açıklama, Körfez ülkelerinin hem İran’la doğrudan çatışmadan kaçınmak istediğini hem de enerji akışının kesintiye uğramasından endişe ettiğini ortaya koyuyor.</p>

<h2><strong>Hürmüz küresel hesaplaşmanın düğüm noktası oldu</strong></h2>

<p>İran’ın İngiltere ve Fransa’ya verdiği sert mesaj, Hürmüz Boğazı’nın askerî, ekonomik ve diplomatik açıdan yeniden büyük güç mücadelesinin merkezine yerleştiğini gösteriyor. Batılı ülkeler boğazdaki varlıklarını “ticari gemilerin güvenliği” başlığı altında meşrulaştırmaya çalışırken, İran bu adımı egemenlik alanına müdahale ve bölgeyi askerileştirme girişimi olarak görüyor.</p>

<p>Mevcut tablo, Hürmüz Boğazı çevresinde kurulmak istenen yeni deniz misyonunun krizi yatıştırmaktan çok daha geniş bir cepheleşmeye zemin hazırlayabileceğini gösteriyor. ABD-İran pazarlıkları sonuçsuz kaldıkça, İngiltere ve Fransa’nın sahaya askerî unsur sürmesi, Körfez’de kontrollü gerilimi açık çatışma riskine yaklaştırıyor.</p></p>]]></turbo:content>
      <category>Haberler</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/irandan-ingiltere-ve-fransaya-hurmuz-uyarisi</guid>
      <pubDate>Mon, 11 May 2026 09:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2026/05/irandan-ingiltere-ve-fransaya-1.webp" type="image/jpeg" length="57065"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Gaziantep Belediyesi Müslüman Anadolu'ya meydan mı okuyor?]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/gaziantep-belediyesi-musluman-anadoluya-meydan-mi-okuyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/gaziantep-belediyesi-musluman-anadoluya-meydan-mi-okuyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Gaziantep Büyükşehir Belediyesi, şehre davet ettiği teşhirci sapkın "Manifest" grubuna karşı yükselen halk tepkisine rağmen organizasyonu iptal etmeyerek Müslüman Anadolu'ya adeta meydan okudu. Protestocu vatandaşlara 4 kilometrelik barikat kurarak, kendi halkına pusu kuran belediye,  bu hayasızlığın resmen hamiliğine soyundu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Gaziantep Büyükşehir Belediyesi, Türk Ceza Kanunu 225. maddeden (Hayasızca Hareketler) yargılanan, sahne şovları teşhircilik üzerine kurulu "Manifest" grubunu festival programına dahil ettiğini duyurdu. Bu adım, Müslüman Anadolu’nun değerlerine karşı girişilmiş açık bir meydan okuma olarak kayıtlara geçti.</p>

<p>Gaziantep halkının vergileriyle fonlanan bu ahlaksızlık sürecinde halkın ve İslami çevrelerin binlerce "iptal" çağrısına rağmen, Fatma Şahin yönetimi bu taleplere kayıtsız kalarak organizasyonu iptal etmedi. Belediyenin bu burnundan kıl aldırmayan tavrı, infiali körükledi.</p>

<p>Belediyenin küstah tutumu üzerine; aralarında Eğitim-Bir-Sen ve TÜGVA gibi kuruluşların da bulunduğu tam 69 STK birleşerek protesto ve basın açıklaması kararı aldı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3><strong>Utanç barikatı</strong></h3>

<p>Konser gecesi ahlaksızlığı protesto etmek isteyen Müslüman vatandaşlar, emniyet güçleri tarafından kurulan barikatlarla durduruldu. Halkın kendi şehrinde ses çıkarması, konser alanına tam 4 kilometre uzaklıkta engellendi.</p>

<p>Barikatlarla önü kesilen vatandaşlar, sadece polis engeliyle değil, aynı zamanda konser alanına giden azgın güruhun sözlü ve fizikî saldırılarına da maruz kaldı. Belediye, Müslümanların önünü keserken, bu saldırgan şahıslara adeta koruma ve saldırı alanı açarak fitili ateşledi.</p>

<h3><strong>Mehter konvoyu</strong></h3>

<p>Engellemeler ve arbedelerden dolayı 4km uzaklıktan geçen yüzlerce araçlık konvoy şehri Mehter marşları ve tekbirlerle inletti. Belediyenin yozlaşmış "kültür" dayatmasına karşı Gaziantep’in asıl sahibinin kim olduğunu göstermek için yankılanan bu sesler sadece ahlaksız güruha değil onlara yol açan belediyeye de bir mesaj oldu.</p>

<h3><strong>‘Aile Yüzyılı’ yalanı</strong></h3>

<p>Seçim meydanlarında ‘Aile Yüzyılı’ diyerek muhafazakar halkın oyuna talip olan Fatma Şahin, teşhirciliğiyle bilinen şahısları polis korumasında ağırlayarak kendi halkıyla adeta dalga geçmiştir. Bir yanda aile değerlerinden bahsedip diğer yanda aileyi dinamitleyenleri baş tacı etmek, Müslüman Anadolu’ya meydan okumaktır.</p>

<p>Baran Dergisi</p></p>]]></turbo:content>
      <category>Haberler</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/gaziantep-belediyesi-musluman-anadoluya-meydan-mi-okuyor</guid>
      <pubDate>Sun, 10 May 2026 19:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2026/05/h-h5-p-p1x-w8-a-ucc-or.jpg" type="image/jpeg" length="74620"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Modernist kuşatmalar altında anneliğin önemi]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/modernist-kusatmalar-altinda-anneligin-onemi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/modernist-kusatmalar-altinda-anneligin-onemi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ramazan Çelikal, Haksöz’deki yazısında; küresel lobilerin ve modern Batı medeniyetinin annelik kurumunu değersizleştirme çabalarını mercek altına alıyor. Aileyi hedef alan eşcinsellik, bireycilik ve kariyerizm gibi akımların toplumsal yapıyı nasıl çürüttüğünü analiz eden Çelikal, nesli ifsat eden projelere karşı ailenin korunmasını ve "nesil yetiştirmenin en büyük kariyer olduğu" bilincini temel bir kurtuluş yolu olarak sunuyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İslam literatüründe ‘annelik ve aile’ kurumunun değer ve önemi ile ilgili sayısız materyal bulunmakta. Bunlardan birkaçını zikretmek bu kıymeti özetler sanırım. Lokman suresi 14. ayette, annenin çocuğu karnında "zorluk üstüne zorlukla" taşıdığı ve sütten kesilmesinin iki yıl sürdüğü belirtilerek, önce Allah’a sonra anneye şükredilmesi istenir.</p>

<p>Ahkaf Suresi 15. ayette de benzer şekilde annenin hamilelik ve doğum sancılarına dikkat çekilir. Anne ve babaya karşı "Öf" bile denilmesi yasaklanmış, onlara "kerim" (değerli, nazik,gönül alıcı) söz söylenmesi emredilmiştir.</p>

<p>Yine, bir sahabe Hz. Peygamber’e gelerek "İnsanlar içinde iyi davranmama en layık olan kimdir?" diye sorduğunda; Aleyhiselam Efendimiz üç kez üst üste "Annen" cevabını vermiş, ancak dördüncü soruda "Baban" demiştir. Bu durum, İslam’da annenin hürmet önceliğinin babadan üç kat daha fazla olduğunu gösterir.</p>

<p>Bir zamanlar hayatın en doğal, en içten ve en güçlü bağıydı annelik. Üzerine çok düşünülmez, çok tartışılmazdı; Çünkü değeri tartışmaya ihtiyaç duyulmayacak kadar açıktı. Bugün ise annelik, sanki yeniden tanımlanması gereken bir kavram gibi sürekli masaya yatırılıyor. Kimi zaman bir "yük", kimi zaman bir "vazgeçiş", kimi zaman da özgürlüğün karşısında duran bir engel olarak...</p>

<p>Aile kurumunun zayıflatılması, bireyselliğin aşırı yüceltilmesi, özellikle bu içeriklerin belirli coğrafyalarda ve dillerde daha yoğun dolaşıma sokulması da dikkat çekici. Bu durum, kültürel ve inanç temelli yapıları hedef alan daha geniş bir perspektifle de okunabilir.</p>

<p>Öte yandan, anneliği yalnızca ekonomik maliyetler üzerinden değerlendiren yaklaşımlar da oldukça indirgemecidir. Annelik, sadece bir yük ya da bedel üzerinden, ekonomik karşılık ile açıklanamayacak kadar derin bir insani ve toplumsal değere sahiptir.</p>

<p>Anneliği değersizleştiren söylemlerin amacı kadını özgürleştirmek değil çoğu zaman, anlamını boşaltmaktır. Anne sadece çocuk büyütmez, toplumun karakterini yetiştirir. Anneliği küçümsemek uzun vadede toplumu zayıflatır ki her geçen gün zayıfladığına kendi gözlerimizle şahit oluyoruz.</p>

<p>Son zamanlarda aileyi hedef alan yapılar arka planda aynı amaca hizmet ediyor. Eşcinselliğin desteklenmesi, kadının iş hayatına daha fazla katılması, çocuk yerine kedi ya da köpek beslemek ilk öncelikli olarak sıralanabilir. Çoğu zaman eşcinsellik büyük lobiler tarafından insan hakları amacı ile değil, çocuk sahibi olma imkanını ortadan kaldırdığı için destekleniyor. Hayvan derneklerinin bir kısmı yine güçlü erkler tarafından finanse ediliyor. Çünkü çocuk sevgisinin yerine hayvan sevgisi ikame edilmeye çalışılıyor. Bunun son örneği anneler günü reklam filmi için bir teknoloji firması cüretkarlığın sınırlarını zorlayarak, evde beslenen köpeği çocuğu olarak tanımlaması tepkiler üzerine yayından kaldırılmak durumunda kalındı.</p>

<p>İsrail'in Gazze'de, İran'da bizzat çocukları hedef alması geleceğin yetişkinlerini öldürmek için atılmış adımlar, Epstein olayları ile bizzat çocukları hedef alan bir başka yapının bulunduğunu, çocuğa dair her türlü kötülükleri yapan bir mekanizmanın olduğunu da artık dünya gördü. Anneliği sadece külfet, zahmet, gereksiz bir emek olarak gösteren paylaşımlar, yorumlar ve haberlerin yine bir kısmının da aynı lobiler tarafından desteklendiğini söyleyebiliriz.</p>

<p>Nüfusu kontrol etmek, iyiliği yok etmek, kötülüğü yaymak, insanoğlunu kendi kontrolü altına almak gibi ortak hedefleri olan tüm yapılar aile ve çocuk konusunda ortak çalışıyorlar.</p>

<p>Aile ve kadını değersizleştirdiğimizde geriye birşey kalmayacak zaten. Ancak bu teorilerin ardına sığınıp sosyolojik gerçeklikleri göremezsek çok büyük bir hata yapmış oluruz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İnsanın yalnızca kendisi için yaşamasını yücelten bir çağda annelik elbette anlaşılması zor bir hakikat gibi duruyor. Çünkü annelik, modern dünyanın kutsadığı bireysel konforun sınırlarını aşar. Uykusuzluğu, kaygıyı, fedakârlığı, bölünmüş zamanı, ertelenmiş arzuları beraberinde getirir. İşte tam da bu yüzden kıymetlidir. İnsan hayatındaki en derin anlamlar zaten çoğu zaman konforla değil, sorumlulukla kurulur.</p>

<p>Modern Batının kadın tasavvuru ile İslam’ın kadın ve anneye dair çizdiği çerçeveyi karşılaştırdığımızda meramımız daha kolay anlaşılır kanısındayım.</p>

<p>1- Modern Batı, bireyin değerini büyük oranda "piyasadaki karşılığı" ve "ekonomik üretim kapasitesi" ile ölçme eğilimindedir. Yani para karşılığı getirisini önceler. Bu durum, annenin ev içindeki çocuk yetiştirmek, aile bağlarını korumak vb. emeği "görünmez" veya "verimsiz" kılarak küçümsenir. Açıkça şunu der :"Kariyer yapmayan kadın eksiktir."</p>

<p>Ancak İslam’da kadının/annenin ev içindeki emeği, bir toplumun geleceğini inşa eden stratejik bir görev ve en yüksek ibadetlerden biri sayılır. Batının "kariyer yapmayan kadın eksiktir" eleştirisine karşı "nesil yetiştirmek en büyük kariyerdir" anlayışına sahiptir.</p>

<p>2- Modern Batı genellikle "mutlak eşitlik" üzerinden hareket ederek kadın ve erkeği her alanda "aynılaştırmaya" çalışır. Bu, kadının fıtratına bakılmaksızın erkekle aynı fiziksel ve psikolojik yükleri omuzlaması beklentisini doğurur.</p>

<p>Ancak İslam’da kadın ve erkeğin yaratılış ve haklar bakımından eşit, ancak işlev ve sorumluluklar bakımından "birbirini tamamlayan" varlıklar olduğu savunulur. Modernite kadını "erkekleşmeye" zorlarken; İslam, kadının “kadınlık ve annelik” özelliklerini koruyarak toplumda var olmasını önceler.</p>

<p>3- Modern dünya, kadını yoğun bir şekilde "görünürlük" üzerinden tanımlar. Sosyal medya ve reklam dünyası, kadının bedeni ve imajı üzerinden bir tüketim kültürü inşa eder.</p>

<p>Ancak İslam’da kadının onuru, onun nesneleşmemesi ve mahremiyetinin korunması üzerinedir. Modern zamanın "teşhir ve estetik kaygı" baskısına İslam "iffet ve vakar" vurgusu ile mükemmel bir cevap verir.</p>

<p>4- Modern Batı özgürlüğü genellikle "bağsızlık" ve her türlü otoriteden (aile, din, gelenek) kopuş olarak tanımlar. Bu da annelik gibi "bağlayıcı" ve "fedakarlık gerektiren" rolleri birer ayak bağı veya engel gibi sunabilir.</p>

<p>Buna karşın İslam’da özgürlük, kulun Allah’a teslimiyetiyle başlar. Ailevi bağlar, çocuklara karşı sorumluluklar bir "tutsaklık" değil, kişiyi kâmil bir insan yapan manevi mertebelerdir. Modern dünyanın "bireyciliği" ile İslam’ın "aidiyet ve fedakarlık" vurgusu bu noktada çelişir.</p>

<p>Maalesef dini aidiyetleri güçlü Kürt toplumunda bile bu zihniyetin temsilcileri “Em jin in, ne namûsa tu kesî ne, namûsa me azadiya me ye.” (Biz Kadınız, kimsenin namusu değiliz, namusumuz özgürlüğümüzdür.) sloganları atarak kime hizmet ettiklerini bilmeden bu koroya kapılıp sürükleniyor.</p>

<p>Bizleri çepeçevre saran bu büyük tehlike karşısında vahyin öğrettiği ve oluşturmak istediği bu kutsal değerleri sahiplenmek; yıkıcı etkisi çok güçlü olan bu tehlikeli dalgaya karşı kadın, anne ve aile kurumlarını korumamız bizi selamete ulaştıracak en kestirme yol olacağını unutmayalım.</p>

<p>Ve yine unutmayalım ki savaşlar, krizler ve yıkımlar karşısında toplumları yeniden ayağa kaldıran en güçlü aktörlerden biri kadınlar ve özellikle anneler olmuştur. Srebrenitsa Katliamı sonrasında direnişi ve hafızayı taşıyan anneler, Gazze'de tüm zorluklara rağmen hayatı yeniden kuran kadınlar, savaşın ortasında evlatlarını büyütmeye çalışan anneler... Tüm bunlar da bu gerçeğin en güçlü örnekleridir. Bu nedenle annelik yalnızca bireysel bir rol değil, toplumsal sürekliliği ve direnci sağlayan, hem bugününü hem de yarınını şekillendiren güçtür.</p>

<p>Merhum Aliya İzzetbegoviç; kadınlara hitap ederek, yeni doğacak nesillere dair umutlar taşıdığını ve bunun sorumluluğunun kendilerinde olduğunu vurguladığı konuşmasında:</p>

<p>“Bugün İslâm toplumları kendilerini bulma mücadelesini vermekte ve sonu olmayan birçok sorunu çözmeye çalışmaktadırlar. Bu mücadelede zaferler de var yenilgiler de. Ancak gittikçe daha çok zafer ve daha az yenilgi olması için, İslâm dünyasının yarısını oluşturan Müslüman kadınının eli, kalbi ve aklıyla bu mücadeleye katkıda bulunmasına ihtiyaç vardır. Müslüman kadın yeni nesli doğurmalı, yetiştirmeli ve ona, İslâm ve geleceğe olan imancını vermelidir. O, ancak eğitimli ve yetiştirilmiş olursa eğitebilir ve yetiştirebilecektir. İslâmî yeniden doğuşun Müslüman kadın için yapacağı kadar, Müslüman kadın da yeniden doğuş için o kadar ve daha fazlasını yapacaktır” der. Rabbim kendisine rahmet eylesin.</p>

<p>Ey Rabbimiz, ailelerimizi her türlü modern fitne ve belalardan ve her tür şeytanların şerrinden koru.Fert, aile ve ümmet olarak sana kul olmayı başarmayı, bizlere esmanın ahlakıyla ahlaklanmayı ve ıslahın temsilcileri olmayı nasip eyle.</p>

<p>Ey Rabbimiz! Yeryüzünde ekini ve nesli ifsat eden gözü dönmüş, insan kılıklı şeytanların dünyaya egemen olmasına izin verme!</p>

<p><i>Ramazan Çelikal, Haksöz</i></p></p>]]></turbo:content>
      <category>İktibas</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/modernist-kusatmalar-altinda-anneligin-onemi</guid>
      <pubDate>Sun, 10 May 2026 17:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2026/05/ekran-goruntusu-2026-05-10-174311.png" type="image/jpeg" length="76257"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kazakistan’da Çin zulmünü protesto etmek suç sayıldı! 19 aktiviste ceza yağdı]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/kazakistanda-cin-zulmunu-protesto-etmek-suc-sayildi-19-aktiviste-ceza-yagdi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/kazakistanda-cin-zulmunu-protesto-etmek-suc-sayildi-19-aktiviste-ceza-yagdi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kazakistan’ın Taldıkorgan kentinde görülen dava, sadece 19 kişinin mahkûmiyeti değil; "kardeşlik" ve "haysiyet" kavramlarının Çin sermayesine nasıl kurban edildiğinin bir vesikası olarak tarihe geçti. 13 Nisan 2026 tarihinde mahkeme, Doğu Türkistan’daki toplama kamplarında can çekişen akrabaları için ses yükselten 19 Uygur ve Kazak Türkü hakkında hapis ve kısıtlama kararları yağdırdı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Mahkeme, protestocuları "ulusal nefreti körüklemek" gibi absürt bir suçlamayla mahkûm etti. Karara göre:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Atajurt Organizasyonu Başkanı Bekzat Maksuthan, 5 yıl hapis cezasına çarptırıldı.</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kardeşi ve hukuk danışmanı Nazigül Maksuthan, 4 yıl 8 ay özgürlük kısıtlaması cezası aldı.</p>
 </li>
 <li>
 <p>Diğer sanıklara hapis ve ev hapsi cezaları verilirken, tamamına 3 yıl boyunca siyasi ve kamu faaliyetlerine katılma yasağı getirildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
</ul>

<p>Davanın en utanç verici detaylarından biri ise; küçük çocuk sahibi kadınların cezalarının "erteleme" adı altında ayağa takılan elektronik kelepçelerle ev hapsine dönüştürülmesi oldu. Üstelik tutuklu sanıklar mahkeme salonuna dahi getirilmeden, adeta kaçırılarak yargılandı.</p>

<h3><strong>Kaljat Köyündeki Asil Öfke</strong></h3>

<p>Dava konusu olan eylem, 2025 yılının Kasım ayında Çin sınırındaki Kaljat köyünde patlak vermişti. Doğu Türkistan’daki toplama kamplarında esir tutulan canları için feryat eden Kazak Türkleri, Çin bayrağını ve zalim Şi Cinping’in portresini yakarak tepkilerini dile getirmişlerdi. Protestocular sadece akrabalarının serbest bırakılmasını değil, aynı zamanda Çin ile vize muafiyetinin kaldırılmasını ve Çin’de tutulan Kazak vatandaşı Alimnur Turganbay’ın iadesini talep ediyordu.</p>

<h3><strong>Adalet Terazisi Pekin’e Endeksli!</strong></h3>

<p>Burada sormak gerekir: Bir babanın, evladını toplama kampına atan zalimin fotoğrafını yakması mı "nefret"tir; yoksa o zalime yaranmak için kendi kardeşini zindana atmak mı? Kazakistan savcılığının "Çin halkına karşı nefreti körüklediler" iddiası, rejimin ekonomik çıkarlarını "halk onuru" ambalajıyla pazarlayan kokuşmuş bir bürokrasinin yalanıdır. Astana yönetimi, Çin ile imzaladığı vize muafiyeti ve "bağlantısallık" projelerinin bedelini kendi halkının ve soydaşının hürriyetiyle ödüyor.</p>

<p>Uygur Haber, Baran Dergisi</p></p>]]></turbo:content>
      <category>Haberler</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/kazakistanda-cin-zulmunu-protesto-etmek-suc-sayildi-19-aktiviste-ceza-yagdi</guid>
      <pubDate>Sun, 10 May 2026 16:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2026/05/screenshot-5-edited.jpg" type="image/jpeg" length="31138"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ulu Hakan Abdülhamid Han'ın mirası Hicaz Demiryolu'nu yeniden yaşatmak]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/ulu-hakan-abdulhamid-hanin-mirasi-hicaz-demiryolunu-yeniden-yasatmak</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/ulu-hakan-abdulhamid-hanin-mirasi-hicaz-demiryolunu-yeniden-yasatmak" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Burhanettin Kapısızoğlu, Hicaz Demiryolu’nu Sultan II. Abdülhamid’in emperyalizme karşı kurduğu stratejik bir direnç mekanizması ve bugünün dünyasını şekillendirecek jeopolitik bir omurga olarak analiz ediyor. Hattın yeniden ihyasının sadece bir ulaşım projesi değil, İslam coğrafyasındaki parçalanmışlığı saracak bir "medeniyet diplomasisi" olduğunu vurgulayan yazar; bu projenin bölge ülkeleri için devasa bir ekonomik kazanç ve stratejik güvenlik kuşağı vaat ettiğine dikkat çekiyor]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Hicaz Demiryolu, Sultan II. Abdülhamid Han döneminin çağları aşan büyük bir mühendislik projesidir. Osmanlı Devleti'nin son büyük stratejik-jeopolitik hamlesidir. Projelendirilerek 1900-1908 yılları arasında inşa edilen hat, Sultan Hamîd'in dikkatle yürüttüğü siyasetinin fiziki bir tezahürü ve Batılı emperyal güçlerin bölgedeki nüfuzuna karşı geliştirilmiş müstahkem bir direnç mekanizmasıdır.</p>

<p>Hicaz Demiryolu, XX. yüzyılın başında İstanbul'dan Şam'a ve Amman'a ve nihayet menzil-i maksut olan Medine-i Münevvere'ye uzanan hat boyunca imparatorluk coğrafyasında stratejik bağlantı altyapısıdır. Esasında Hac ibadeti için mukaddes Haremeyn'e çıkılan yolculuğun kolay ve hızlı bir şekilde geçmesi amacı taşıyan projenin bereketi, daha derin siyaset ve devlet aklının işlerini tahkim etmiş, kutsal mekânların siyasi ve idari olarak yeniden yapılandırılmasını hedefleyen bir egemenlik pratiğini getirmiştir.</p>

<p>Bu yönüyle demiryolu, klasik altyapı anlayışının çok ötesindedir. Buradaki altyapı, ekonomik hareketliliği hızlandıran teknik bir araç olduğu kadar devletin mübarek mekânlarla doğrudan temasının sürekliliğini yeniden düzenlemiştir. Hat, merkeze uzak coğrafyaları yepyeni bir idrakle idari denetim alanına alarak egemenliğin kurumsal sınırlarını genişletip imkânlar ölçeğinde teminat altına almıştır. Böylece kutsal mekânlarla merkez arasında doğrudan bir temas hattı tesis edilmiş, coğrafya rahat yönetilen bir düzene dönüşmüştür.</p>

<p>Ortadoğu gezilerimiz sırasında Ürdün'de Amman'da büyük istasyonun hemen bitişiğinde kurulan tamir ve bakım atölyesini, o yılardan kalan malzemeleri, lokomotifleri ve biletleri görünce, hattın hâlâ yaşadığını ve yaşatma kapasitesi olduğunu kabul ile güç bulmuştuk.</p>

<p>Nihayet şartlar olgunlaştıkça Hicaz Demiryolu fikri, tarihte kalmış bir hatıra olmanın ötesine geçmiş ve jeopolitik dönüşümlerin sarmalında dikkatle yeniden tartışılır noktaya geri gelmiştir.</p>

<p>Dünya, statik bir harita olmanın ötesinde birbirine koridorlarla bağlı dinamik bir sistemdir. Bir ülke, bu sistemde ne kadar çok ağa bağlı ise o ülke o denli güçlüdür. Şimdilerde bu gücün ifade biçimine "bağlantısal" diyorlar. Altyapı koridorları da artık güç rekabetinin temel unsurlarına dönüşmüştür. Bu çerçevede hat, geçmişin insanlık ve anlam/değer yüklü mirasını taşıyarak geleceğin muhtemel güç mimarilerinden biri olmaya devam edecektir.</p>

<p>Hicaz Demiryolu, modern ulaşım ağlarının bir örneği olmanın ötesinde, mekânın siyasal olarak üretildiği bir gücü yani bağlantısallık rejimini temsil etmektedir. Bu bağlamda teknik olarak uygulanabilirlikle tarihi bağların sıkıca sardığı medeniyet coğrafyasının kesiştiği noktada, düzenli ve güvenli hareketi sağlayan ve bölge ülkelerinin egemenlik alanlarının sürekliliğine güç taşıyan bir alt-yapı hamlesidir.</p>

<p>Hicaz Demiryolu, bir ulaşım sistemi olmanın çok ötesinde büyük anlamlar taşımıştır ve taşıyacaktır. Gelinen noktada, Türkiye, Suudi Arabistan ve diğer Ortadoğu ülkeleri ile sürdürülen temaslar, yeniden canlanmanın ağır ilerleyen bir jeopolitik süreç olduğunu göstermektedir.</p>

<p><strong>Küresel stratejik ağlar</strong></p>

<p>Uluslararası ilişkiler, devletlerin ve diğer büyük ölçekli aktörlerin güç, çıkar ve güvenlik arayışları/hesapları çerçevesinde ilişkileri inceleyen bir sosyal bilim disiplinidir. Öyle ki bu alan, diplomasi tekniği ile enerji, teknoloji, savaşlar, ticaret ve altyapı ağları üzerinden şekillenen küresel düzeni analiz eder; kültür ve medeniyet unsurları da hiç gözardı edemez. Uluslararası ilişkiler yapısı gereği kimlerin, hangi araçlarla ve hangi kurallar içinde küresel akışları kontrol ettiğini anlamayı ve açıklamayı temin eder.</p>

<p>Uluslararası ilişkiler nazarında güç, klasik askerî kapasite ve sınır temelli kontrolden ziyade ağlar, koridorlar ve altyapı sistemleri üzerinde temellenir ve şekillenir. Egemenlik ise mekânın sahipliğinden çok ticaret, sermaye, enerji, bilgi ve lojistik akışlarının yönetimiyle tanımlanır. Bu değişim, üç temel alanda netleşir: ağları yönlendirme gücü/bağlantısallık, ticaretin güç üretme aracı hâline gelmesi ve altyapının stratejik bir araç olarak işlev kazanması. Bu genel çerçeve, küresel sistemin nasıl işlediğini koridorlar ve ağlar üzerinden yeniden açıklamaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu çerçevede ağlar, Türkiye, Ortadoğu, Körfez ve daha geniş Avrasya coğrafyasında ticaret, enerji, finans ve lojistik akışlarını birbirine bağlayan çok katmanlı ilişkiler sistemidir. Koridorlar, bu akışların somut hâl aldığı, demiryolu, karayolu ve enerji hatları üzerinden işleyen fiziki güzergâhları ifade eder. Böylece Hicaz Demiryolu, ağlar ile koridorların buluşma noktasında akışları organize ederek bölgeyi veya sistemi ticaret, enerji ve lojistik akışları üzerinden taşıyan ve ayakta tutan omurga niteliği kazanmaktadır.</p>

<p>Haddizatında Hicaz Demiryolu, başlı başına fiziki bir ulaşım hattı olduğu gibi aynı zamanda küresel ve bölgesel düzeyde ağların ve koridorların kesiştiği stratejik bir bağlantı düzeneğidir. Bu perspektiften, Levant'tan/Doğu Akdeniz'den Arabistan Yarımadası'na uzanan fiziki bir koridor olduğu kadar Avrupa-Asya-Afrika ekseninde tedarik zincirlerini, enerji rotalarını ve lojistik akışları birbirine eklemleyen geniş bir ağın temelidir. Dolayısıyla proje, sadece bir ulaşım altyapısı değil, aynı zamanda bölgesel güç ilişkilerini yeniden organize etme potansiyeline sahip jeoekonomik bağlantı sağlayan bir yapı olarak değerlendirilmektedir.</p>

<p>Bu çerçevede bakınca Hicaz Demiryolu, tarih ve medeniyet değerlerinin restorasyonu olduğu kadar yeni küresel güç mimarisi içinde esaslı bir yer edinme girişimidir. Büyük dikkatle Türkiye-Suriye-Ürdün hattında Levant'ta yani Doğu Akdeniz havzasında kopmuş ağları, onararak, Suudi Arabistan'ın Vizyon 2030 perspektifi ile Kızıldeniz merkezli dönüşüme entegre etmektir. Buna bağlı olarak Basra Körfezi'ne uzanma ve çoklu ulaşım koridorlarına bağlanma imkânı, bütün Ortadoğu'yu küresel taşımacılık ağının kritik bir düğüm noktasına getirirken Türkiye'yi de transit ülke rolünün ötesinde kurucu bir aktör konumuna taşımaktadır.</p>

<p>Hicaz Demiryolu, etrafa açılmaya meyyaldir. Proje, güney ve doğu eksenleri üzerinden genişleyen çok katmanlı bir ağ kurabilme kapasitesine sahiptir: Batı ekseni, Doğu Akdeniz'i Kuzey Afrika'ya bağlayarak Süveyş merkezli taşımacılığa sağlayacağı katkı nettir. Ancak bu hat, Sina'daki durum ve İsrail-Filistin çatışmasının sürekliliği nedeniyle yalnızca bir ulaşım koridoru değil, aynı zamanda barış müzakerelerinin konusudur. Uzak olmayan bir gün bu barışın aydınlığı gelecektir. Doğu ekseni ise Ortadoğu'dan Horasan'a, Orta Asya'ya/Türkistan'a uzanan hat üzerinden ticaret akışlarıyla birlikte Avrasya güç dengelerini yeniden şekillendirme kapasitesi taşımaktadır. Her ne kadar İran, Rusya ile Çin'in rekabet alanına eklemlenmiş olsa da şu an ki durum bunun tersi değildir.</p>

<p>Esasında bu yapının tesisi, Hicaz Demiryolu'nu sadece bir ulaştırma hattından çıkarıp çok aktörlü ve yüksek rekabet içeren bir koridorlar sistemine dönüştürür. Proje, kârlı bir kazanç olacaktır çünkü boğazlarda bağımlılığı azaltarak enerji güvenliği ve tedarik zincirinin kesintisiz sürekliliğini sağlayarak krizlere dayanıklık üretecektir. Ancak koridorun tek taraflı kontrol edilmemesi, yönetim sisteminin belirsiz değil, istikrarlı ve tahmin edilebilir olması ve güvenlik mimarisinin sürdürülebilirliği çok büyük önem arz etmektedir.</p>

<p><strong>Güvenlik mimarisi</strong></p>

<p>Hicaz Demiryolu'nun yeniden inşası, Ortadoğu'nun gerilim dolu yapısı içinde çok katmanlı realpolitik bir risk şeması içinde bir gündem sırasındadır. Haliyle proje, ABD'nin güvenlik mimarisi, Çin'in Kuşak-Yol projesi, Rusya'nın Avrasya yaklaşımı, İran'ın Şîi uyanışı ve vekâlet düzeneği, İsrail'in sözde güvenlik endişesiyle saldırgan tutumu ve Körfez aktörlerinin rekabet stratejilerinin ve endişelerinin odak noktasında şekillenen jeopolitik düzenektedir. Bu hengâmede ağın inşası önündeki büyük engel, güvenlik kırılganlıkları, asimetrik tehditler ve taraflar arasında sürdürülebilir siyasi mutabakatın tesisinin hayal hanesini terk ettirilmemesidir. Zorunlu eşgüdüm, çok taraflı bir güvenlik rejimi, diplomatik müzakere ve gerçekçi irade var olan sorunları ortadan kaldıracaktır. Proje, iş birliğinin tesisi sayesinde kuvveden fiili geçecektir. İcraat teknik, siyasi, finans, güvenlik ve siyasi mutabakat aşamalarını sürdürülebilirlik hattına bağlayacaktır. Nihai aşamanın tek taraflı nüfuz genişletme aracı olarak kodlanmaması, teknik açıdan mümkün bu hayati girişimin diplomatik kilitlenmesine set çekecektir. Bu nedenle iş, ara vermeksizin güçlü bir siyasi irade ve kolektif güvenlik mimarisi gerektiren stratejik inşa sürecinin eseri olacaktır.</p>

<p>Proje karşısında İsrail'in durumu büyük dikkat gerektirmektedir. Mesele, kanaatimizce tehdit ya da fırsat kategorisine indirgenmemelidir. Konu, İsrail'in içinde yer aldığı jeopolitik mimarinin sürekli dönüşmeyle yeniden şekillenen ilişkilerinin yoğunluğuna ve yönüne bağlı olarak kurulan dinamik bağlantı ağına bağlıdır. Burada temel hassasiyet noktası hattın kendisi değil, İsrail'in yer aldığı jeopolitik ağ içinde güç, risk ve fırsatların sürekli yeniden dağıtıldığı bir hareketliliğin hangi güç yapısına eklemleneceğidir.</p>

<p>Doğu Akdeniz'den işleyecek hat, Suriye-Ürdün ekseninde yeni bir kara omurgası kurarak Doğu Akdeniz ile Kızıldeniz arasında yeni ve güçlü bağlantı büyük bir getiriye sebep olacaktır. Gerçekçi bakmakta fayda vardır: Bu omurganın İsrail'i dışlayan bir eksene dönüşmesi onların ve hamilerinin çevrelenme algısını güçlendirir ve saldırganlaştırır. Buna karşılık kazanca, güvenceye ve güvenliğe dayalı bir dil kullanılmalıdır. Bu sayede Ürdün üzerinden Körfez-Kızıldeniz ağlarına bağlantı sağlanacağı için lojistik çeşitlilik ve ticaret kapasitesi açısından tamamlayıcı olacaktır.</p>

<p>Suudi Arabistan ve Türkiye ve projenin jeopolitik merkezinde yer almaktadır. Türkiye, Doğu Akdeniz üzerinden Kızıldeniz'e uzanan konumuyla sadece geçitteki ülke değildir. Uluslararası tedarik zincirine ait koridorların tasarlayıcılarından ve yöneticilerinden bir aktördür. Türkiye Avrupa, Avrasya, Orta Asya ve Afrika arasında çok katmanlı değerli bir bağlantı merkezidir.</p>

<p>Haremeyn'den dolayı tabiî manevi merkez ve enerji zengini ekonomik bir dev olan Suudi Arabistan, Vizyon 2030 projesi çerçevesinde Kızıldeniz'i küresel lojistik merkezi hâline getirmehazırlıklarını sürdürmektedir. Bilhassa Hac ve Umre ibadetleri için gerekli altyapıyı modernize etme çalışmalarını ilerletmektedir. Hicaz Demiryolu, limanları, arkasında kalan ekonomik, lojistik ya da siyasi geniş etki alanlarına bağlayarak bu gelişmeyi en üst noktaya çıkaracaktır. Ümit o ki Riyad yönetimi, modern Hicaz Demiryolu'nun fizibilite çalışmalarını tamamlayarak projenin başladığı müjdesini vermeye yakındır.</p>

<p>Türkiye ile Suudi Arabistan arasında mümkün olan ilişkiler bütünü tamamlayıcıdır. Bölgenin selâmeti için işbirliği en üst seviyede sürmektedir. Bu nedenle projenin başarısı için teknik uyumve stratejik güven tamdır. Böyle olunca bu iki güçlü dost ülkearasındaki karşılıklı anlayış birliği, demiryolunu geniş bir bölgesel düzenin taşıyıcı unsuruna dönüştürecektir.</p>

<p><strong>Medeniyet diplomasisi</strong></p>

<p>Hicaz Demiryolu'nun taşıdığı anlam katmanlarının hem temeli hem de nedeni olan en özgün boyutu, yetkinleşmek için götürüp teslim ettiği merkez'e ait ana yol olmasındadır. Dün bu hat, Hac güzergâhını yeniden ve daha da görünür kılarken, İslâmların coğrafyasında kültürel dolaşımı ve etkileşimi artırma değer haznesi ile tebarüz etmişti. Aynı zamanda mukaddes mekânlar üzerinden tüm zamanları kuşatan bir hâfıza üretim alanı oluşturarak çağları aşan bir süreklilik kurmuştu. Bu yönüyle, yalnızca fiziki bir ulaşım aracı değil, aynı zamanda anlam üreten ve medeni diplomasiye zemin hazırlayan nitelik ağı örmüştü.</p>

<p>Gene eskiden olduğu gibi Hicaz Demiryolu'nun yeniden inşası, böylesi derin pür-anlam külliyatı olarak değer katıp değerli kılmaya devam edecektir. Bu itibarla hakikat lokomotifinin peşi sıra giden bu mânâ katarı, fiziken jeoekonomik ve lojistik girişim olmasının ötesinde medeniyet diplomasisi bağlamında çok katmanlı bir dış politika aracı olacaktır...</p>

<p>Demiryolu hattı, tarihi mirası taşımanın özgüveni ile aktörlerin, bölgelerin veya sistemlerin birbirine ne kadar ve nasıl bağlı olduğunun farkındalığı üzerinden Türkiye, Doğu Akdeniz/Levant ve mukaddes Hicaz coğrafyası arasında ortak hâfıza ve kimliğin taşıyıcısıdır. Bu çerçevede proje kültürel süreklilik, tarihle gelen aidiyet ve yakınlıklar üzerinden güven inşa eden bir yumuşak güç mekanizmasıdır.</p>

<p>Hicaz Demiryolu, güçlü bir medeniyet diplomasisi aracıdır. Bu hat, modern uluslararası ilişkilerde görülmeyen tarzda, altyapıyı kültürel hâfıza ile inşa teşebbüsüdür. Bu nedenle hattın yeniden canlanması, ülkeleri, şehirleri değil, hâfızaları, gönülleri ve anlam dünyalarını bir sefer daha birbirine bağlayacaktır, çözülmemesine...</p>

<p>Medeniyet diplomasisi çerçevesinden bakıldığında, bu tür bir kuşak projesi, klasik güç siyasetinin çok ötesinde irfani derinliğe denk düşer. Devletler arasındaki ilişkilerin tarihi süreklilik ve ortak değer unsurları üzerinden tazelenmesi sayesinde gelecek olan bereketin, yüzyılı aşmış örselenme ve yoğunluğu tersyüz edeceği izahtan varestedir. Bu noktada Hicaz Demiryolu, Türkiye ile ebedi dost ve kardeş Arap dünyası arasındaki işbirliğini doğal ve meşru bir zeminde yükseltecektir. Çünkü böylesi bir altyapı, istasyondaki hareketle geliştirilen temas sayesinde daha kalıcı somut faydalar getirecek ve zamanla karşılıklı güveni arttıracaktır.</p>

<p>Ayrıca bu hat, İslam dünyasında parçalanmışlığı saracak ve kimlik sürekliliğini yeniden tahkim edecektir. Hac güzergâhındaki yüksek teknoloji ürünü modern altyapı tesisleri ile toplumlar arasında karşılaşma, tanışma ve etkileşim alanları da genişleyecektir. Şu da var: Kültürel yakınlık, ortak şuur oluşmasını destekleyerek idrak yollarındaki daralmayı izale edecektir.</p>

<p>Ancak bu çerçevede derin değer taşıyan medeniyet diplomasisinin hayatiyeti için projenin dili kritik bir öneme sahiptir. Hicaz Demiryolu, tarihi de gerekçe göstererek bir üstünlük ya da nüfuz iddiası olmamalıdır. Ortak geçmişin sağladığı hayat iksiri sayesinde ortak bir gelecek kurma girişimi olarak anlatılmalıdır. Çünkü faydası herkesedir. Aksi takdirde ifade edilen sembolik anlam, birleştirici olmak yerine şüphe üretecektir. Bu nedenle hattın başarısı, doğru bir diplomatik dilin kurulması ile kaimdir.</p>

<p>Hicaz Demiryolu, mânâ taşıyan bir ulaştırma hattı olmanın ötesinde, toplulukların bağlarını yeniden canlandırarak bölgeyi sağaltacak bir medeniyet enstrümanıdır. Sürdürülebilir işbirliği zemininde yükselecek sabır, tedbir, temkin ve gayret yeniden bir büyük dünyayı ihya edecektir.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Yeni Hicaz Demiryolu'nun, Kahire'den Fas'a kadar Kuzey Afrika ve Bağdat-İsfahan-Aşkabat-Semerkand'a kadar Türkistan bağlantıları ile birlikte düşünüldüğünde eski/meyen dünyanın kendini yenileyerek iyiliğin ve malın ticaretinde varoluşunun simge mimarisi olacağı açıktır. Bu mimari, tarihten gelen bağların/bağlılıkların modern zamanda yeniden üretimini ve ihtiyaçların tedarikinde ağların genişlemesini daha mümkün hâle getirecektir. Mevcut uluslararası şartlarda henüz gerçekleşmiş olmasa da konu, artık irade beyanının ötesine geçtiği için yüksek potansiyelli bir jeopolitik hamle olarak iyice belirginleşmiştir.</p>

<p>Suudi Arabistan ve Türkiye başta olmak üzere bölgesel aktörler açısından proje, karşılıklı kazanımlar temelinde buluşan yeni ve güçlü stratejik alanlar üretecektir. Ancak büyük güçlerin rekabeti, bölgesel çatışmalar ve güvenlik kırılganlıkları dolayısıyla kapasitesi yüksek risklerle çevrelidir. Dolayısıyla hattın tesisi ve geleceği güç dengelerinin yönetilmesi ile doğru orantılıdır.</p>

<p>İşin hakikatinde, Hicaz Demiryolu'nun en özgün boyutu medeniyet diplomasisi üretme kapasitesidir. Hat, fizik şartların gereği ile beraber, tarihi, tâlihi, hâfızayı da yeniden bağlayarak topluluklar arasında anlam üretecektir. Bununla birlikte Hicaz Demiryolu barışın maddi zemini olan ekonomik ve sosyal kazanımlara katkı sağlayacağı için karşılıklı ilişkileri derinleştirecektir.</p>

<p>Hasılı Hicaz Demiryolu, romantizme sarılmış tarihi miras hikâyesi olmaktan uzaktır. Her haliyle, riskleri gözardı etmeyen kıtalar arası yeni jeopolitik temeller üretmeye ve geliştirmeye açıktır. Böylesine büyük ve daha ötesi hayati bir projenin gerçekleşmesi için ehli dil beş vakit niyaza dursa yeridir.</p>

<p><i>Burhanettin Kapısızoğlu, Star Açık Görüş</i></p></p>]]></turbo:content>
      <category>İktibas</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/ulu-hakan-abdulhamid-hanin-mirasi-hicaz-demiryolunu-yeniden-yasatmak</guid>
      <pubDate>Sun, 10 May 2026 16:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2026/05/osmanlinin-son-buyuk-projesi-yeniden-canlandiriliyor-hicaz-demiyrolu-hattinda-yeni-gelisme-17577805986588.jpg" type="image/jpeg" length="93737"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kokuşmuş düzenin külleri: Afgan işçi Nourtani'nin ailesi perişan durumda]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/kokusmus-duzenin-kulleri-afgan-isci-nourtaninin-ailesi-perisan-durumda</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/kokusmus-duzenin-kulleri-afgan-isci-nourtaninin-ailesi-perisan-durumda" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Zonguldak’ta 10 Kasım 2023’te vahşice katledilen ve bedeni yakılarak delilleri yok edilmek istenen Afgan işçi Vezir Mohammad Nourtani’nin davası, Türkiye’deki hukuk sisteminin utanç vesikası olmaya devam ediyor. Katillerin yargılandığı süreçte ortaya çıkan "taksir" kılıfı yetmezmiş gibi, geride kalan Nourtani ailesine reva görülen hayat, sistemin çürümüş kokusunu fersah fersah yayıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Qamer Gül Nourtani’nin İlke TV'ye verdiği röportajda anlattıkları, devletin sosyal yardım ve hukuk mekanizmalarının nasıl bir tıkanıklık içinde olduğunun kanıtıdır. Eşinin katledilmesinin ardından kimlikleri iptal edilen aile, temel sağlık haklarından mahrum bırakılmış durumda. Qamer Nourtani, “Saçlarım beyazladı, dökülmeye başladı. Kimliklerimiz olmadığı için hastaneye bile gidemedik” diyerek, bu kokuşmuş düzenin, bir mazlumu nasıl "yaşayan bir ölüye" dönüştürdüğünü gösteriyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3><strong>Engelli Çocuğa "Deport" Engeli: Vicdan Nerede?</strong></h3>

<p>Nourtani’nin geride bıraktığı yetimlerden biri işitme engelli, diğeri ise bacak protezine muhtaç. Küçük oğul Ali Reza’ya verilen işitme cihazı sözü tutulsa da, bacağını bir kaza sonucu kaybeden Seyed Mohammed’in protez ihtiyacı vicdan ve merhametten yoksun bürokrasinin duvarına çarpıyor.</p>

<p>Hastanelerden ve yardım kuruluşlarından alınan cevap hep aynı: “Siz deport durumundasınız.” Babası bu toprakların madeninde can vermiş, cesedi ormanda yakılmış bir çocuğa, protez bacak yerine "sınır dışı" kağıdı gösterilmesi, mevcut düzenin insaniyetten ne kadar fersah fersah uzaklaştığının ispatıdır.</p>

<h3><strong>Sömürü Düzeni: Bin Liralık Yevmiye, Altı Bin Liralık Kira</strong></h3>

<p>Qamer Gül Nourtani, hayata tutunabilmek için düzensiz olarak lokantalarda bulaşık yıkıyor. Günlük bin 100 lira yevmiyenin 100 lirası yol parasına giderken, 6 bin lira kira ve kışın gelen 3 bin liralık elektrik faturası aileyi tam bir sefaletin içine itmiş durumda. Kızılay yardımlarının kesilmesi ve ev sahibinin "parkeleri bozdunuz" diyerek istediği 15 bin liralık haraç, bu toplumun ve sistemin merhamet damarlarının nasıl kuruduğunu gösteriyor.</p>

<p>Bu basit bir cinayet değil, toplu bir katliam ve sistematik bir zulümdür. Bir insanın cesedini yakacak kadar gözü dönmüş katillerin, yargı eliyle korunmaya çalışılması; maktulün ailesinin ise en temel haklarından mahrum bırakılarak açlığa ve kimliksizliğe mahkum edilmesi insanı vicdan ve merhametten koparmış içi boş Batıcı-laik sistemin eseridir.</p>

<p>Baran Dergisi</p></p>]]></turbo:content>
      <category>Haberler</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/kokusmus-duzenin-kulleri-afgan-isci-nourtaninin-ailesi-perisan-durumda</guid>
      <pubDate>Sun, 10 May 2026 15:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2026/05/123244-1.webp" type="image/jpeg" length="72131"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yapay zekanın kullanıcıyı hatasız gösterme tehlikesi]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/yapay-zekanin-kullaniciyi-hatasiz-gosterme-tehlikesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/yapay-zekanin-kullaniciyi-hatasiz-gosterme-tehlikesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bedri Yandımkaldım, Milat Gazetesi’ndeki yazısında; Stanford Üniversitesi’nin yeni bir araştırmasından yola çıkarak yapay zekânın bizi hakikatle yüzleştirmek yerine, duymak istediklerimizi söyleyerek "onay bağımlısı" haline getirdiğini vurguluyor. Yapay zekânın hatalı davranışlarımızı bile modern argümanlarla meşrulaştırabildiğine dikkat çeken yazar; bu teknolojinin bizi vicdani sorumluluktan uzaklaştırıp narsisizme sürükleme riskini sorguluyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Yapay zekâyı her geçen gün biraz daha hayatımızın içine alıyoruz.<br />
Bir şey satın alırken ona soruyoruz.<br />
Bir yazı yazarken ondan yardım istiyoruz.<br />
Bir iş fikrini tartışırken onunla konuşuyoruz.<br />
Hatta artık bazı insanlar ilişki sorunlarını, aile meselelerini, kırgınlıklarını ve kararlarını bile yapay zekâya anlatıyor.</p>

<p>Buraya kadar sorun yok gibi görünüyor. Çünkü yapay zekâ hızlı cevap veriyor. Sabırla dinliyor. Yargılamıyor. Gece gündüz ulaşılabiliyor. İnsan gibi yorulmuyor, sıkılmıyor, “bunu bana kaç kere anlattın” demiyor.</p>

<p>Ama Stanford Üniversitesi’nde yapılan yeni bir araştırma, tam da bu noktada önemli bir uyarı yapıyor: Yapay zekâ bazen bize ihtiyacımız olan cevabı değil, duymak istediğimiz cevabı veriyor. Stanford’un haberleştirdiği ve Science Dergisi’nde yayımlanan çalışmaya göre araştırmacılar, yapay zekâ sohbet botlarının kişiler arası sorunlarda fazla onaylayıcı davrandığını; hatta bazı durumlarda zararlı veya yanlış davranışları bile destekleyebildiğini söylüyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yani mesele sadece yapay zekânın hata yapması değil.<br />
Mesele, bazen bizi gereğinden fazla haklı çıkarması.</p>

<p>Yapay zekânın “yalakalığı”</p>

<p>Tabii burada kast edilen şey, “çok yaşa efendim, siz ne derseniz doğrudur” gibi açık bir dalkavukluk değil. Daha ince bir şeyden bahsediyoruz.</p>

<p>Mesela biri yapay zekâya şöyle bir şey yazıyor:</p>

<p>“Arkadaşıma biraz sert davrandım ama aslında beni o noktaya o getirdi. Sence haklı mıyım?”</p>

<p>Yapay zekâ da cevap verirken doğrudan “haklısın” demeyebilir. Ama cümlelerini öyle kurar ki, kişi kendini daha rahat hisseder. ”Duygularını ifade etmen önemli”, “bu tepkinin arkasında geçerli sebepler olabilir” gibi ifadelerle kullanıcının davranışını yumuşatır.</p>

<p>Bunların hepsi tek başına kötü cümleler değil. Hatta bazen gerekli bile olabilir. Çünkü insanın duygusunu anlamak önemlidir.</p>

<p>Ama sorun şu:<br />
Anlamak başka, her durumda onaylamak başka.</p>

<p>İyi bir dost bazen şunu der:<br />
“Evet, seni anlıyorum ama burada sen de hatalısın.”</p>

<p>Yapay zekâ ise çoğu zaman bu zor kısmı atlıyor. Çünkü kullanıcıyı memnun etmek, sohbeti sürdürmek ve olumlu bir deneyim sunmak üzere tasarlanıyor. İnsan da doğal olarak kendisini anlayan, destekleyen ve haklı çıkaran cevabı seviyor.</p>

<p>Araştırma ne söylüyor?</p>

<p>Stanford araştırmacıları 11 büyük yapay zekâ modelini incelemiş. Bunların içinde ChatGPT, Claude, Gemini ve DeepSeek gibi bilinen modeller de var. Araştırmada kişisel tavsiye, ilişki sorunları ve insanların hatalı bulunduğu sosyal durumlar üzerinden cevaplar karşılaştırılmış. Stanford’un aktardığına göre modeller, insan cevaplarına kıyasla kullanıcının pozisyonunu ortalama yüzde 49 daha fazla onaylamış. Hatta zararlı, aldatıcı veya yasa dışı davranışların geçtiği örneklerde bile sorunlu davranışı yüzde 47 oranında destekleyen cevaplar verilmiş.</p>

<p>Bu çok önemli bir bulgu.</p>

<p>Çünkü yapay zekâyı sadece “bilgi veren bir araç” gibi düşünürsek meseleyi eksik görürüz. Evet, yapay zekâ bize hava durumunu söyleyebilir. Bir metni çevirebilir. Bir tabloyu özetleyebilir. Bir yazının taslağını çıkarabilir.</p>

<p>Ama insan artık yapay zekâya sadece bilgi sormuyor.</p>

<p>“Eşimle tartıştım, ne yapmalıyım?” diyor.<br />
“Patronuma böyle cevap verdim, haksız mıyım?” diyor.<br />
“Arkadaşım bana kırıldı ama bence abartıyor, sence?” diyor.<br />
“Çocuğuma böyle davrandım, doğru mu yaptım?” diyor.</p>

<p>Bunlar artık teknik sorular değil. Bunlar vicdan, sorumluluk, empati ve insan ilişkileriyle ilgili sorular.</p>

<p>İşte araştırmanın asıl uyarısı burada başlıyor.</p>

<p>İnsan kendini haklı çıkaranı sever</p>

<p>Araştırmanın ikinci aşamasında katılımcılar, fazla onaylayıcı ve daha az onaylayıcı yapay zekâlarla konuşturulmuş. Sonuç dikkat çekici: İnsanlar, kendilerini daha çok onaylayan yapay zekâyı daha güvenilir ve daha kaliteli bulmuş. Hatta benzer konularda tekrar ona danışmak istemişler. Fakat aynı zamanda kendi haklılıklarına daha fazla inanmış, özür dileme veya ilişkiyi onarma isteği azalmış.</p>

<p>Bu, sadece teknoloji meselesi değil. Bu, insan meselesi.</p>

<p>Çünkü insan zaten çoğu zaman tarafsız bir cevap aramaz. Kendi içinde kurduğu cevabı onaylatmak ister. Bazen bir arkadaşına da bu yüzden gider. Bazen sosyal medyada da bunu yapar. Bazen ailesine anlatırken bile kendi haklılığını güçlendirecek şekilde anlatır.</p>

<p>Şimdi bu işin içine yapay zekâ giriyor.</p>

<p>Üstelik yapay zekâ çok ikna edici konuşuyor. Cümleleri düzgün. Tonu sakin. Bilgili gibi duruyor. Bazen psikolog gibi, bazen bilge bir dost gibi cevap veriyor.</p>

<p>Bu yüzden insan şunu kolayca düşünebilir:</p>

<p>“Demek ki ben haklıyım. Çünkü yapay zekâ da böyle söyledi.”</p>

<p>Oysa yapay zekâ her zaman hakikatin tarafında olmayabilir. Bazen sadece kullanıcının anlattığı çerçevenin içinde kalır.</p>

<p>Tehlike nerede?</p>

<p>Bence bu araştırmanın en çarpıcı tarafı şu: Yapay zekâ insanı bir anda kötü biri yapmıyor. Daha sinsi bir şey yapıyor. İnsanın kendi kusurunu görmesini zorlaştırıyor.</p>

<p>Küçük bir tartışmada özür dilemek yerine “ben sınırlarımı korudum” dedirtebiliyor.<br />
Kırıcı bir davranışı “duygusal ihtiyaç” diye açıklatabiliyor.<br />
Bunların hepsi kulağa modern, yumuşak ve psikolojik açıdan doğru gibi gelebilir. Ama her yumuşak cümle doğru değildir. Her rahatlatan cevap da iyi değildir.</p>

<p>İnsan bazen kendini savunmaya değil, yüzleşmeye ihtiyaç duyar.</p>

<p>Stanford’daki araştırmacılar da bu yüzden konuyu bir güvenlik meselesi olarak görüyor. Çalışmada yapay zekâdaki bu fazla onaylayıcı tavrın, insanların sosyal becerilerini, empati kurma kapasitesini ve zor ilişkisel durumlarla baş etme becerisini olumsuz etkileyebileceği vurgulanıyor.</p>

<p>Doğru soru şu olmalı</p>

<p>Belki de artık yapay zekâya sorduğumuz soruları değiştirmemiz gerekiyor.</p>

<p>“Sence ben haklı mıyım?” yerine şunu sormalıyız:</p>

<p>“Bu olayda benim görmediğim taraf ne olabilir?”<br />
“Karşı taraf bu durumu nasıl yaşamış olabilir?”<br />
“Ben burada nerede hata yapmış olabilirim?”<br />
“Bana sadece destek değil, dürüst bir değerlendirme yap.”</p>

<p>Çünkü soru değişirse cevap da değişir.</p>

<p>Eğer yapay zekâyı sadece bizi rahatlatan bir aynaya çevirirsek, zamanla kendi yüzümüzü değil, görmek istediğimiz yüzü görürüz.</p>

<p><i>Bedri Yandımkaldım, Milat</i></p></p>]]></turbo:content>
      <category>İktibas</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/yapay-zekanin-kullaniciyi-hatasiz-gosterme-tehlikesi</guid>
      <pubDate>Sun, 10 May 2026 15:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2026/05/kullanicilarla-ayni-fikirde-gorunup-onlari-yaniltiyor-dalkavuk-yapay-zeka-hasta-ediyo-1781872-20260405001829.jpg" type="image/jpeg" length="36975"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Devrik Esed rejiminin kara kutusu Vecih Ali el-Abdullah yakalandı]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/devrik-esed-rejiminin-kara-kutusu-vecih-ali-el-abdullah-yakalandi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/devrik-esed-rejiminin-kara-kutusu-vecih-ali-el-abdullah-yakalandi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Vecih Ali el-Abdullah, Suriye güvenlik güçlerinin düzenlediği operasyonla yakalandı. Devrik Esed rejiminin en kritik isimlerinden biri olan eski tuğgeneralin, yıllarca Suriye halkına ve özellikle Sünnilere yönelik baskı, katliam ve zulüm politikalarında aktif rol aldığı belirtilirken, yargılanmak üzere yetkililere teslim edildiği açıklandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Uzun süredir kaçak durumda olan ve Beşşar Esed’in en yakınındaki isimlerden biri olarak bilinen Vecih Ali el-Abdullah, emniyet güçlerinin şafak vakti gerçekleştirdiği operasyonla ele geçirildi. Halk arasında "kara kutu" olarak nitelendirilen Abdullah’ın yakalanması, ülkede büyük yankı uyandırdı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>13 YIL  ZULMETTİ</strong></p>

<p>Suriye İçişleri Bakanlığı’ndan konuya ilişkin yapılan resmi açıklamada, operasyonun detaylarına dair çarpıcı bilgiler paylaşıldı. Abdullah’ın, devrik lider Beşşar Esed’in Askeri İşler Ofisi’ni tam 13 yıl boyunca yönettiği ve bu süre zarfında rejimin askeri stratejilerinde en etkili aktörlerden biri olduğu kaydedildi. 2005 ile 2018 yılları arasını kapsayan bu görev süresi, Suriye tarihinin en sancılı ve kanlı dönemlerini bünyesinde barındırıyor.</p>

<p><strong>SÜNNİ SURİYE HALKINA AĞIR BASKI UYGULADI</strong></p>

<p>Bakanlık, Abdullah’ın sadece idari bir yönetici olmadığını, aynı zamanda sivil halka yönelik gerçekleştirilen baskıcı politikaların ve ağır insan hakları ihlallerinin bizzat uygulayıcısı olduğunu vurguladı. Açıklamada,<i> "Devrik rejimin önemli isimlerinden biri olan Abdullah, görev süresi boyunca sivil halka yönelik ağır hak ihlallerinde başrol oynamıştır" </i>ifadelerine yer verilerek, bu ismin kirli siciline dikkat çekildi. Özellikle 2005-2018 yılları arasındaki kararlarının, ülkenin kaderini nasıl etkilediği mercek altına alınacak.</p>

<p>Yakalanan Tuğgeneral Abdullah için şimdi mahkeme yolları göründü. Bakanlık, Abdullah’ın işlediği iddia edilen suçlar nedeniyle adil bir yargı sürecine tabi tutulacağını ve bu kapsamda ilgili mercilere teslim edildiğini bildirdi. Sokaklarda ise Abdullah'ın yakalanması, adaletin yerini bulması adına önemli bir sembol olarak görülüyor.</p>

<p>Kaynak: Doğruhaber</p></p>]]></turbo:content>
      <category>Haberler</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/devrik-esed-rejiminin-kara-kutusu-vecih-ali-el-abdullah-yakalandi</guid>
      <pubDate>Sun, 10 May 2026 14:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2026/05/t25-esede-yakin-isimlerdendi-582-2.webp" type="image/jpeg" length="59783"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[10 Mayıs 1950 - Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu'nun doğumu]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/10-mayis-1950-mutefekkir-salih-mirzabeyoglunun-dogumu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/10-mayis-1950-mutefekkir-salih-mirzabeyoglunun-dogumu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p>]]></turbo:content>
      <category>Tarih</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/10-mayis-1950-mutefekkir-salih-mirzabeyoglunun-dogumu</guid>
      <pubDate>Sun, 10 May 2026 14:22:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2026/05/whatsapp-image-2026-05-10-at-140626.jpeg" type="image/jpeg" length="89227"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Berlin ve Oslo'da Filistin'e destek gösterileri düzenlendi]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/berlin-ve-osloda-filistine-destek-gosterileri-duzenlendi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/berlin-ve-osloda-filistine-destek-gosterileri-duzenlendi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Berlin ve Oslo’da düzenlenen Filistin destek gösterilerinde binlerce kişi, terörist İsrail’in Gazze’deki saldırılarını ve işgal politikalarını protesto etti. Eylemlerde İsrail’e yaptırım uygulanması, silah ticaretinin durdurulması ve boykot çağrıları öne çıktı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Almanya'nın başkenti Berlin'de Filistin'e destek gösterisi yapıldı. Filistin ile dayanışma göstermek, terörist İsrail'in Filistin topraklarını işgali ve Gazze'deki soykırımı protesto etmek amacıyla Wilmersdorfer Strasse Metro İstasyonu yakınında toplanan çok sayıda kişi, Filistin bayraklarıyla şehir merkezine doğru yürüdü.</p>

<p>Filistin milli marşının çalınmasıyla başlayan gösteride, üzerinde 'Soykırımı durdurun', 'İnsan onuru dokunulmazdır', 'Filistinlilerin tek suçu var olmaktır' ve 'Çocukların öldürülmesini durdurun' yazan döviz ve pankartlar taşındı.</p>

<p>Göstericiler, 'Filistin'e özgürlük', 'İsrail çocukları öldürüyor, (Almanya Başbakanı Friedrich) Merz arkasında duruyor', 'Bu bir savaş değil, bu bir soykırımdır' ve 'Biz binleriz, milyonlarız, hepimiz Filistinliyiz' sloganları attı.</p>

<p>Yoğun güvenlik önlemlerinin alındığı gösteri, Wittenbergplatz metro istasyonunun yakınındaki meydanda sona erdi.</p>

<h3><strong>Oslo'da Batı Şeria'ya destek</strong></h3>

<p>Öte yandan Filistin Komitesi tarafından Norveç’in başkenti Oslo’da 8-10 Mayıs tarihleri arasında “Batı Şeria’yı Ziyaret Edin” temasıyla bir “Dayanışma Festivali” düzenleniyor. Festival, Filistin sorununa yönelik dayanışmayı ve uluslararası ilgiyi artırmayı amaçlıyor. Etkinlik kapsamında sanatçılar, aktivistler, komşular ve halk konserler, atölye çalışmaları, sohbetler ve çeşitli kültürel etkinliklerde bir araya geliyor; ayrıca Filistin mutfağından yemekler sunuluyor.</p>

<p>Festival kapsamında 9 Mayıs günü “Uluslararası hukuk için, insan onuru için ve Filistin için” sloganıyla bir yürüyüş düzenlendi.</p>

<p>Fistinde yapılan ve Nakba olarak adlandırılan soykırıma ve felakete karşı, Filistin’in geleneksel kıyafeti olan thobe giyen kadınların en önde yer aldığı yürüyüş, saat 12.00’de göçmenlerin yoğun yaşadığı Grønland semtinde başladı ve bin 500’den fazla kişinin katılımıyla gerçekleşti.</p>

<p>Yürüyüş eylemi buradan Oslo S, Karl Johans gate, Universitetsgata, Karl IVs gate, Grensen ve Torggata üzerinden yürüyerek Youngstorget meydanına gidildi.</p>

<p>Yürüyüşün ilk grubu Grand Hotel Oslo önüne geldiğinde, İsrail işgali sırasında hayatını kaybeden Filistinliler için üç dakikalık saygı duruşunda bulunuldu. Yapılan eylemde “Birleşmiş Milletler’i dinleyin”. “Petrol Fonu işgalden çekilsin!”, “Filistin’in özgürlük mücadelesini destekleyin”, “İsrail uluslararası spor, kültür ve akademik alanlardan dışlansın” , “Norveç’in İsrail ile tüm silah ticareti durdurulsun!”, “Uluslararası hukuku savunun!”, “İsrail’i boykot edin”, “İsrail ile tüm silah satışını durdur”, “Savaş suçlularını cezalandırın, barış aktivistlerini değil” gibi pankartlar taşındı. Bunun dışında “İsrail’in elinde ve parasında kan var”, “İsrail’e yaptırım uygula”, “Yaşasın intifada” , “Yaşasın Filistin”, “Terörist İsrail- Terörist Netanyahu” gibi sloganlar atıldı. Daha sonra alandaki duvardan aşağıya “Akademik boykot şimdi” yazılı büyük bir pankart asıldı.</p>

<p>Eylemde yapılan konuşmalarda, son iki buçuk yılda Gazze’de 21 binden fazla çocuğun şehit olduğu, Birleşmiş Milletler’ in Gazze’de yaşananları soykırım olarak değerlendirmesine karşın birçok siyasetçinin sessiz kalmasını anlaşılmaz olduğu, tüm karanlığa rağmen mücadeleden vazgeçmediği dile getirildi.</p>

<p>Konuşmalarda dayanışma hareketinin yalnızca Filistinlilerin özgürlüğü için değil, tüm ezilen halkların özgürlüğü için, uluslararası hukukun herkese eşit uygulanması için mücadele ettiği belirtildi.</p>

<h3><strong>“Hayal kurma hakkımın elimden alınıldığını çok küçük yaşta fark ettim”</strong></h3>

<p>Eylemde konuşan Filistinli genç bir sanatçı ise Batı Şeria’da büyümenin hayatını nasıl etkilediğini anlattı. Çocukluğunda yatak odasının penceresinden yalnızca Batı Şeria’yı işgal altındaki Filistin’den ayıran apartheid duvarını gördüğünü belirten sanatçı, bu duvarın yalnızca işgali değil, aynı zamanda hayallerini sınırlayan engelleri de temsil ettiğini belirterek, “Hayal kurma hakkımın elimden alındığını çok küçük yaşta fark ettim. Hayattaki hedeflerime ulaşmak için başka ülkelerde yaşayan insanlardan kat kat fazla çalışmam gerektiğini anladım. Çünkü eğitim, fırsatlar ve başarı kaynakları bize eşit şekilde sunulmuyordu. Ancak Türkiye’de üniversite okumaya başladıktan sonra yaşadığımız hayatın ne kadar anormal olduğunu fark ettim. O andan sonra müziği yalnızca kişisel başarı için değil, Filistin davasına dikkat çekmek için yapmaya başladım. Haberlerde sık sık görmediğiniz başka bir Filistin gerçeğini göstermek istedim: Filistinlilerin de eğlenmeyi, dans etmeyi, ilham almayı, hayal kurmayı ve üretmeyi seven insanlar olduğunu…”</p>

<p>Filistinli sanatçılar olarak çoğu zaman sansürle karşılaştıkların ve bazen görünmez hissettiklerini söyleyen Filistinli sanatçı; “Ancak bugün burada sizleri görmek bana güç veriyor. Bir gün özgür bir Filistin devletinde birlikte bir müzik etkinliğinde buluşacağımıza inanıyorum. Bizim de hayallerimizin peşinden gitmeye hakkımız var” dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3><strong>Yahudi terörü</strong></h3>

<p>Norsk Folkehjelp Başkanı Raymond Johansen burada yaptığı konuşmada, Filistin’de İsrail’in acımasız işgali ve katliamının devam ettiğini belirtti. İsrail’in direnişi kırmak ve toplanan ilaçlarla insani yardımların ulaştırılmasını engellemek için suyu ve açlığı bir silah olarak kullandığını belirterek, “Toplumun ve uluslararası hukukun değersizleştirildiği, otoriter rejimlerin güç kazandığı bir dünyada milyonlarca insan hâlâ mülteci olarak yaşıyor. Dünyanın en güçlü devletleri askeri, ekonomik ve siyasi güçlerini kendi çıkarlarını dayatmak için kullandığında, yalnızca şehirleri ve hayatları yok etmiyor; aynı zamanda adil bir dünya fikrini de yıkıyorlar. Bugün burada düzenlenen Filistin dayanışma festivali ise Filistin kültürünü; müziği, sanatı, yemekleri ve çok daha fazlasını öne çıkaran ve kutlayan güçlü bir dayanışma örneği. Ama arkadaşlar, eğer bugün gerçekten Batı Şeria’da olsaydık burada böyle duramazdık. Şiddet içermeyen gösterimiz çoktan göz yaşartıcı gaz ve plastik mermilerle dağıtılmış olurdu. Yasadışı yerleşimciler bize saldırır, tüfek dipçikleriyle vurur, iter, tekmeler ve en kötü ihtimalle yakın mesafeden ateş ederlerdi” dedi.</p>

<p>Küçücük Batı Şeria’da insanların özgürce hareket etmesini engelleyen binden fazla bariyer ve kontrol noktası bulunduğuna dikkat çeken Johansen şunları söyledi; “Günlük yaşam tamamen öngörülemez hâle geldi. Askerler ya da yerleşimciler tarafından durdurulduğunuzda eve geri dönüp dönemeyeceğinizden bile emin olamıyorsunuz. İsrail yerleşimcileri yıllardır Batı Şeria’daki Filistinlileri terörize ediyor, ancak bugün şiddet her zamankinden daha ağır bir boyuta ulaşmış durumda. Ve bu, İsrail yetkililerinin desteğiyle gerçekleşiyor. Çünkü bu yerleşimciler doğrudan İsrail makamları tarafından silahlandırılıyor. Rakamlara bakın: 7 Ekim 2023’ten bu yana İsrail yerleşimcilerine 150 binden fazla askeri sınıf silah dağıtıldı.</p>

<p>Batı Şeria’da görüştüğüm Filistinlilerden aldığım en güçlü mesaj şuydu: ‘Biz sempati istemiyoruz. Onur ve eylem istiyoruz. Sıradan insanlar gibi muamele görmek istiyoruz.’ Çünkü bu çatışma karmaşık ya da anlaşılmaz değil. Bu, bir işgal gücü ile işgal altındaki bir halk arasındaki mücadeledir.</p>

<p>Filistin’i parçalamak için sürekli yeni önlemler alan, Filistinlilerin günlük yaşamını dayanılmaz ve öngörülemez hâle getiren sağcı bir İsrail hükümeti var. Gazze’de de durum farklı değil.</p>

<p>Bu yüzden Filistin bizim dikkatimizi, sesimizi ve dayanışmamızı istiyor. İsrail’in ve yerleşimcilerin Filistin’in varlığını silmesine izin vermemek acil bir gereklilik. Filistinliler, geleceklerini etkileyen her siyasi süreçte meşru şekilde temsil edilmelidir.</p>

<p>İnsanlar dünyayı değiştirir. Siz dünyayı değiştirirsiniz. Ve biz desteğimizden ve dayanışmamızdan asla vazgeçmeyeceğiz.”</p>

<p><i>AA, Evrensel</i></p></p>]]></turbo:content>
      <category>Haberler</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/berlin-ve-osloda-filistine-destek-gosterileri-duzenlendi</guid>
      <pubDate>Sun, 10 May 2026 13:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2026/05/oslo-filistin-a-2269514.jpg" type="image/jpeg" length="94761"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Modernist itibarsızlaştırmanın kurbanları: Şeyh ve seyda kurumları]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/modernist-itibarsizlastirmanin-kurbanlari-seyh-ve-seyda-kurumlari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/modernist-itibarsizlastirmanin-kurbanlari-seyh-ve-seyda-kurumlari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Vahdettin İnce, Star Gazetesi’ndeki yazısında; Kemalist itibarsızlaştırma süreci, Yeşilçam’ın kara propagandası ve sol-sosyalist akımların işbirliğiyle toplumun doğal savunma mekanizmaları olan "şeyh ve seyda" kurumlarının nasıl can çekişir hale getirildiğini analiz ediyor. Bu asil yapıların feodalizm ve gericilik sakızıyla tasfiye edilmesinin, toplumu dış müdahalelere ve kırk yıllık bir yıkım sürecine mahkum ettiğini; günümüzde bu kadim ve fıtri dinamiklere dönüşün önemini vurguluyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Ağanın, şeyhin ve seydanın çok ve muteber olduğu bir zaman diliminde geçti çocukluğum. Kemalist itibarsızlaştırma sürecinin etkisi henüz bizim oralara ulaşmamıştı. Dedem, birer kültür, ilim, irfan mektebi mesabesindeki divanın, tekkenin ve medresenin müdavimiydi. Fırsat buldukça beni de beraberinde götürürdü. Hayatın anlamını, dinamiklerini, en basitinden oturup kalkmayı öğreneyim diye. Hem ağa hem şeyh hem de seyda bütün toplumun gözünde müstesna bir yere sahipti. Benim zihnimde de olumlu bir yere oturdular böylece.</p>

<p>Sonra okul hayatı başladı. Toplumun değer verdiği ağa, şeyh ve seyda gibi asalet ifade eden daha birçok isim ve lakabın yasak olduğunu, itibardan düşürülmeye çalışıldığını fark ettim. Tabi bu yasaklara ve itibarsızlaştırmalara gerekçe olarak da söz konusu unvanlara sahip kimselerin işledikleri iddia edilen onlarca, yüzlerce melanet (!) sıralanıyordu. Yüreğim, her seferinde bu işte bir terslik var diyordu ama propaganda dili çok rafine ve ikna ediciydi. Üzerinde çalışılmış, ta garbın payitahtlarında kotarılmış profesyonel işi bir projeydi çünkü. Taze bir zihnin bunlara direnmesi imkansıza yakındı. Günün birinde öğretmenimiz, toplumun büyük değer atfettiği bu şahsiyetlere ağır eleştiriler yöneltmiş, hakaretler etmişti. Benim de ağzımda kekremsi bir tat bırakmıştı. Dedeme gelip anlatınca "onlar ne söyleseler tersi doğrudur" dedi. Dedemin bu sözü benim için bir dua, bir muska gibi manevi bir zırh işlevini gördü. Ruhumun boynuna bir hamail gibi astım ve bir daha çıkarmadım. Ne zaman resmi algıyı telkin etme bağlamında bu türden bir propagandaya maruz kalsam, dedemin duası elimden tutar, o girdaptan çekip çıkarırdı. Gözümün önünde ağaların fedakarlığı, cömertlikleri, toplumu krizlerden kurtarma çabaları, yoksullara yardımcı olmaları. Her saat hazır ve açık bekleyen bereketli sofraları; şeyhlerin manevi ıslah çabaları, insanları dünya hayatında dürüst olmaya, kimseye haksızlık etmemeye çağırmaları, bir sözleriyle kanlı çatışmaları durdurmaları; seydaların günlük hayatta çözüm üretici, yol gösterici fetvaları, vaaz ve nasihatleri canlanırdı. Böylece saldırıları nispeten savmış olurdum. Fakat saldırılar, propagandalar, beyin yıkamalar, itibardan düşürmeler dur durak bilmedi. Bütün kitle iletişim araçları bu iş için seferber edilmişti. Gazeteler karikatürleriyle, köşe yazılarıyla, sinema filmleri negatif tiplemeleriyle, fısıltı gazetesi asılsız dedikodularıyla özellikle ağaları, şeyhleri ve seydaları acımasızca karalıyorlardı. Dedemin duası etrafımı bir sur gibi sarmıştı ama surda da her gün bir gedik açılıyordu. En önemlisi ülkenin ağa, şeyh ve seyda geleneğinden uzak batı kesimleri bu köklü ve asil şahsiyetleri ve kurumları Yeşilçam sinemasındaki maksatlı tiplemeler üzerinden öğreniyordu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Özellikle Kürtler arasında taban bulmaları sağlanan sol- sosyalist akımlar da resmi ideolojinin bu menfi propagandasını toplumun kılcal damarlarına kadar empoze ediyorlardı. Toplumu ayakta tutan dinamikler ağır yaralar aldılar. Aslında can çekişir hale geldiler de diyebiliriz. Bu yüzden özellikle Kürtler, diğer bir ifadeyle bu kurumları gözlemleme, yaşama şansını bulamayan yeni nesiller batılı oryantalistlerin ve yerli borazanlarının feodalizm, gericilik, çağdışılık, irtica, derebeylik gibi söylemleri karşısında cascavlak ve savunmasız kaldılar. Sonunda kuru yaprak gibi her rüzgarın önünde savrulur hale geldiler. Kürtlerin yaşadığı kırk yıllık şiddet, terör ve yıkım süreci bunun sonucudur. Doğal savunma mekanizmaları ağa, şeyh ve seydadan yoksun bırakılmış Kürtler bu hercümerç çağının en ağır darbesini yediler.</p>

<p>Son yıllarda Türkiye'nin genel atmosferinin değişmesi, kadim İslami ve fıtri dinamiklere dönüş sinyallerinin verilmesi ve Kürtlerin de fetret devri sayılan bu yıkım süreçlerinin tahribatını bizzat gözlemlemeleri neticesinde varoluşlarının teminatı bu kurumlara yeniden sarılmaya başladılar, fıtratın gereği olan bu yapıları canlandırdılar.</p>

<p>Bu yakınlarda yayın hayatına başlayacak Kürtçe bir kanalın çekimleri için geçen haftayı Mardin'de geçirdim. Gündüzleri gezip dolaşmayı, etrafı, toplumu gözlemlemeyi, geceleri ise tarihi bir mekanda çekimler yapmayı planlamıştık. Bu planımız bölgede Mardin için kullanılan bir deyime uygundu: "Bi roj seyranî, bi şev gerdenî" (Gündüz seyranlık gece gerdanlık). Vaktini nasıl geçirmek istersin? diye soran kanal yetkilisine, bir ağayı, bir şeyhi ve bir seydayı ziyaret etmek istiyorum, dedim bu yüzden.</p>

<p>İlk gün bir ağaya misafir olduk.</p>

<p><i>Vahdettin İnce, Star</i></p></p>]]></turbo:content>
      <category>İktibas</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/modernist-itibarsizlastirmanin-kurbanlari-seyh-ve-seyda-kurumlari</guid>
      <pubDate>Sun, 10 May 2026 12:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2026/05/seyhsaideren.png" type="image/jpeg" length="45398"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Dr. Özcan Hıdır: Necip Fazıl gençliğe zihin, vakit ve gönül boşluğu bırakmamayı öğütler]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/video/dr-ozcan-hidir-necip-fazil-genclige-zihin-vakit-ve-gonul-boslugu-birakmamayi-ogutler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/video/dr-ozcan-hidir-necip-fazil-genclige-zihin-vakit-ve-gonul-boslugu-birakmamayi-ogutler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Necip Fazıl ve Gençlik programında konuşan Özcan Hıdır, Büyük Doğu idealinin bugünün insanı ve gençliği için taşıdığı manaya dikkat çekti. Dr. Hıdır, Necip Fazıl’ın iman, aksiyon, ahlâk ve edep merkezli düşüncesinin gençlere güçlü bir mefkûre sunduğunu söyledi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Necip Fazıl’ın sadece bir şair olarak ele alınamayacağını ifade eden Hıdır, onun aynı zamanda çile çekmiş, hapislerden ve baskılardan geçmiş, buna rağmen mücadelesinden geri durmamış bir mütefekkir olduğunu söyledi. Hıdır, Necip Fazıl’ın hayatının donuk bir fikir hayatı değil, aksiyonla bütünleşmiş dinamik bir tefekkür örneği sunduğunu dile getirdi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<div class="ratio ratio-16x9"><iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="360" sandbox="allow-scripts allow-same-origin" src="https://www.youtube.com/embed/LcZOBsP1j0I?rel=0" width="640"></iframe></div>

<p></p>

<p><strong>“Mütefekkir fikrini ve aksiyonunu diri tutan insandır”</strong></p>

<p>Konuşmasında “mütefekkir” kavramı üzerinde duran Dr. Hıdır, fikir ile tefekkür arasındaki farka dikkat çekti. Ona göre mütefekkir, fikrini, zikrini ve aksiyonunu sürekli diri tutan; statükoya teslim olmayan insandır. Dr. Hıdır, Kur’an-ı Kerim’de tefekkür, tezekkür ve taakkul gibi kavramların fiil formunda kullanılmasının, insanın sürekli bir idrak ve hareket hâlinde olması gerektiğini gösterdiğini söyledi.</p>

<p>Necip Fazıl’ın “İman ve Aksiyon” eserine de değinen Hıdır, bu eserin Kur’an’daki “Ey iman edenler, iman edin” hitabıyla doğrudan irtibatlı okunabileceğini belirtti. Dr. Hıdır’a göre iman bir iddiadır ve bu iddia sosyal hayatta, ibadet hayatında, fikir hayatında amelle ve aksiyonla ispat edilmelidir.</p>

<ul>
 <li>
 <p><a href="https://www.barandergisi.net/necip-fazil-ve-genclik-programi-izude-yapildi">"Necip Fazıl ve Gençlik" programı İZÜ’de yapıldı</a></p>
 </li>
</ul>

<p><strong>“Zor zamanlar, büyük mütefekkirleri ortaya çıkarır”</strong></p>

<p>Dr. Hıdır, İslâm tarihinde kriz dönemlerinin büyük âlimleri ortaya çıkardığını vurgulayarak İmam Gazali örneğini verdi. Moğol, Haçlı, Batınilik ve aşırı zahirilik gibi meydan okumaların bulunduğu bir dönemde İmam Gazali’nin büyük eserler verdiğini hatırlatan Hıdır, Necip Fazıl’ı da modern dönemde ölçü koyan şahsiyetler arasında değerlendirdi.</p>

<p><strong>“Necip Fazıl Büyük Doğu gençliğini idealize etti”</strong></p>

<p>Dr. Hıdır, Necip Fazıl’ın nesil yetiştiren bir mütefekkir olduğunu belirterek Büyük Doğu gençliği ve Nur Gençlik vurgusuna dikkat çekti. Tarihte Nabi’nin Hayriyye’si, Mehmet Akif’in Asım’ın Nesli, Sezai Karakoç’un Diriliş Nesli gibi örneklerin bulunduğunu ifade eden Hıdır, büyük mütefekkirlerin daima bir nesil ideali ortaya koyduğunu söyledi.</p>

<p>Gençlere mefkûre verilmesinin bugün daha da hayati hâle geldiğini belirten Dr. Hıdır, mefkûresiz, ideali olmayan ve istikamet duygusundan mahrum gençliğin ciddi savrulmalar yaşayabileceğini dile getirdi. Bu çerçevede Hz. İbrahim’in teslimiyetini, Hz. Peygamber’in genç sahabilerle kurduğu irtibatı ve Zeyd bin Sabit’in kısa sürede farklı bir dili öğrenerek devlet işlerinde vazife almasını örnek gösterdi.</p>

<p>Necip Fazıl’ın hayatında aksiyon ve tefekkürün her alana yayıldığını söyleyen Dr. Hıdır, gençlerin vakit disiplinini kuşanması gerektiğini, Necip Fazıl’ın Abdülhakim Arvasi Hazretleriyle tanışmasının onun hayatında büyük bir kırılma meydana getirdiğini, “O ve Ben” eserinde anlatılan bu hadisenin onun perspektifini bütünüyle değiştirdiğini belirtti.</p>

<p><strong>“Necip Fazıl bir tuz mesabesindedir”</strong></p>

<p>Konuşmasının sonunda Necip Fazıl’ı “tuz” metaforuyla anlatan Dr. Hıdır, tuzun bozulmayı önleyen bir unsur olduğunu belirtti. Necip Fazıl gibi merkezî mütefekkirlerin toplumda bozulmaya karşı koruyucu bir rol üstlendiğini, Müslümanın da kendi hayatında bu manada “tuz” olması gerektiğini söyledi.</p></p>]]></turbo:content>
      <category>Video haber</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/video/dr-ozcan-hidir-necip-fazil-genclige-zihin-vakit-ve-gonul-boslugu-birakmamayi-ogutler</guid>
      <pubDate>Mon, 04 May 2026 12:31:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2026/05/hdr.webp" type="image/jpeg" length="50194"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Dr. Kâzım Albayrak: Büyük Doğu, İslâmiyet’e yol açma geçididir]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/video/dr-kazim-albayrak-buyuk-dogu-islamiyete-yol-acma-gecididir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/video/dr-kazim-albayrak-buyuk-dogu-islamiyete-yol-acma-gecididir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dr. Kâzım Albayrak, Necip Fazıl’ın Büyük Doğu davasını fikir, ideal ve aksiyon ekseninde ele aldı. Büyük Doğu’nun kuru bir söylem değil, içselleştirilecek ve hayata tatbik edilecek bir dava olduğunu vurgulayan Albayrak, gençliğin bu ölçü etrafında şekillenmesi gerektiğini ifade etti.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi’nde düzenlenen “Necip Fazıl ve Gençlik” programında, Üstad Necip Fazıl Kısakürek’in hayatı, gençliğe hitabı, Büyük Doğu davası, sanat ve estetik anlayışı ele alındı. Programda Dr. Özcan Hıdır, Prof. Dr. Dursun Ali Tökel ve Dr. Kâzım Albayrak konuşma yaptı.</p>

<p class="ratio ratio-16x9"><iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="360" sandbox="allow-scripts allow-same-origin" src="https://www.youtube.com/embed/q9o13XzgTLI?rel=0" width="640"></iframe><br />
Aylık Baran Dergisi Yayın Kurulu Üyesi Dr. Kâzım Albayrak programda “Büyük Doğu Davası” başlığı altında Üstad Necip Fazıl’ın fikir, dava ve gençlik anlayışına dair değerlendirmelerde bulunarak şunları dile getirdi:</p>

<p>“Kıymetli hocalarım, sevgili gençler; Necip Fazıl’ın Büyük Doğu davasını ben anılarımdan yola çıkarak anlatmaya çalışacağım. Şimdi gençlik dönemimizde bir arayış içerisindeyiz. Kendimizi ifade etmek istiyoruz hâliyle. Kaldırımları arşınlıyoruz. Sağ-sol çatışmalarının yoğun olduğu bir dönem. Bunun da şöyle bir faydası oluyor: “Biz kimiz?” diye kendi kimliğimizi arıyoruz. Aileden tevarüs ettiğimiz bir inanç sistemi var, ona bağlıyız Allah’a şükür. İnsan 18 yaşında Müslüman olur ama 60 yaşında da Müslüman olur, 80 yaşında da Müslüman olur. 18 yaşında Müslüman olurken İslam literatürünü, İslam’ın emirlerini, ölçülerini hepsini biliyor muyuz? Bilmiyoruz. Önce takliden başlar.</p>

<p>Şimdi o dönemde bize yakın ne var? Kendimizi ifade etmek istiyoruz. Akıncılar Teşkilatı’nın kurulduğunu duyuyoruz, tamam diyoruz, bu bize yakın. Milli Türk Talebe Birliği var, tamam diyoruz. Ve Necip Fazıl... Necip Fazıl kim? Necip Fazıl Üstad. Necip Fazıl her şeyimiz. Necip Fazıl “Ruh Hamurkârı.” Belki çoğunuz bilmez, Üstad olarak bilinir. O dönem Necip Fazıl için mesela çok kullanılan ifade “Ruh Hamurkârı”dır. Konuşmalardan zaten bu çıkıyor; Necip Fazıl’a neden Ruh Hamurkârı dendiği anlaşılıyor, değil mi?</p>

<p>Fakat sevmek için bilmek gerek. Necip Fazıl’ı seviyoruz ve zaten büyük bir emeği var; yol açıcı, çığır açıcı, merkezi mütefekkir ve aksiyoner. Yani sahada, meydanda, sokakta. Şimdi Necip Fazıl’a hayranız; konferanslara gidiyoruz, dinliyoruz. Fakat Necip Fazıl’ın hakikatini bilmek, derinlemesine bilmek gerekiyor. Sadece şair değil, aksiyon adamı. Biz daha çok kahraman yönüyle biliyoruz, şiirlerini de zaten ezberlemişiz.</p>

<ul>
 <li>
 <p itemprop="headline"><i><strong><a href="https://www.barandergisi.net/necip-fazil-ve-genclik-programi-izude-yapildi">"Necip Fazıl ve Gençlik" programı İZÜ’de yapıldı</a></strong></i></p>
 </li>
</ul>

<p>Bu arada Necip Fazıl’la benim tanışmam oluyor; yanına gitmem söz konusu oluyor. Hemen onu da anlatayım. Şimdi o dönem Gölge dergisi çıkıyor Salih Mirzabeyoğlu tarafından. Akıncı Güç dergisi çıkıyor. Akıncı Güç dergisinde Salih Mirzabeyoğlu, İdeolocya Örgüsü’nü merkeze koyup değerlendirmelerde bulunuyor; gaye-hedef ilişkilerini, mücadelenin ilkelerini, hedefi bunları çiziyor. Bu sefer, hani Büyük Doğu’yu biliyoruz fakat bu şekilde altı çizilince İdeolocya Örgüsü’nü yeniden okumaya başlıyoruz. Ve Akıncı Güç dergisi Necip Fazıl’a ulaştırılıyor. Necip Fazıl bunu beğeniyor, çok beğeniyor. “Müjdelerin Müjdesi” diye yazı yazıyor ve başta Salih Mirzabeyoğlu olmak üzere Akıncı Güç kadrosunu çağırıyor. Gidiyoruz şimdi Üstad’ın yanına. Bir akşam yemeğine çağırıyor Erenköy’deki köşküne. Bir masa başında, etrafında yay gibi halkalanmışız. Orada hemen söyleyeyim, intibaım nedir? Şimdi ben pratikten teoriyi desteklemiş olacağım böylece.</p>

<p>Necip Fazıl’da gördüğüm; 75 yaşında ihtiyar, biz de 20 yaşında delikanlıyız. Necip Fazıl’da gördüğüm, 75 yaşında bir delikanlı. Eşya ve hadiselere tahakküm etmek isteyen, böyle vecd içerisinde eşya ve hadiselere hâkimiyetini gösteren bir delikanlı. Yani çok ileri bir seviyede yorum yapıyor, bir aksiyon alıyor. Ondan sonra Necip Fazıl’ın arkasında akşam namazını kılıyoruz. O, unutamadığım anılardan bir tanesidir; orada kıldığım namaz.</p>

<p><img alt="Photo 6021824168434797527 Y" height="1056" src="https://barandergisinet.teimg.com/barandergisi-net/uploads/2026/04/photo-6021824168434797527-y.jpg" width="591" /></p>

<p>Şimdi “Necip Fazıl’ın Büyük Doğu davası” diyoruz ya arkadaşlar; Necip Fazıl, Büyük Doğu ve dava. Bu üçü birbirine çok güzel denk geliyor, bunlar özdeşleşmiş kavramlar. Büyük Doğu’yu biraz sonra, konuşmamın sonunda yedi umde hâlinde anlatacağım inşallah; kısa kısa başlıklar hâlinde. Şimdi dava deyince arkadaşlar, dava burada ideal manasında. Maddi istekler, zaruri istekler insanın ruhunu doyurmaz. Maddi isteklerimiz lazım ama ruhumuzu doyurmaz. Biz de böyle bir arayış içerisindeydik. Burada hemen gaye ile ideal arasındaki farkı belirtelim. Üstad’ın şöyle bir sözü var: “Her ideal bir gayedir, fakat her gaye ideal değildir. Gayeler aşağılara düşebilir, idealler düşmez.” Üniversiteyi bitirmek, ondan sonra diyelim ki akademisyen olmak...</p>

<p>Necip Fazıl burada şöyle bir misal veriyor: Bir askerin mareşal olması bir gaye olabilir ama bir ideal değildir. Bunun ideal olması için ne lazım? Üstad söylüyor: “Bunun ideal olması için de Altın Ordu’nun bir neferi olarak veya bir mareşali olarak görev yapmak istemesi lazım.” Yani konu, gaye ile ideal arasındaki farktır.</p>

<p>Necip Fazıl ideal adamı. Ve bu idealine uygun olarak da Büyük Doğu idealini çizmiş. Büyük Doğu ideali nedir? Bunu bilmemiz gerekir. Yani sathî anlamaktan derinlemesine anlamaya geçmemiz lazım. Burada aslında herkes bir iç âlem düzeni peşinde koşuyor; iç âlem düzeni ve mutlak güzeli arıyoruz. Yani mesele aslında maddi değil. Maddi şeyler fiziki varlığımızı sürdürmek için elzem, zaruri. Aslında insanın aradığı şey bir iç âlem düzeni, bir huzurdur. İnsan mutlak güzeli arıyor farkına varmadan mutlak güzeli arıyor. Güzel, hep mutlak güzele vasıta ve vesile. Bu noktada hemen söyleyeyim; Necip Fazıl’ın estetik planı başa almasının altını çizelim.</p>

<p>Hamurkâr’ı söyledik. Demek ki biz bu şekilde Necip Fazıl’ın bir şiirini hatırlıyoruz: “Ne çıkar bir yola düşmemiş gölgem / Yollar ki Allah’a çıkar, bendedir” der. Arkadaşlar, gölgemizin bir yola düşmesi lazım. Bu yol, kendimizin haricinde aşkın bir varlığa olacak; tabii ki Allah ve Resulü’ne. Davamızda da bunun sürdürülmesi gerekir. Ben bunun mücessem olmuş hâlini Necip Fazıl’da gördüm. Yani her bakımdan bana hitap etti. Bunu birçok noktada misallendirebilirim.</p>

<p>Büyük Doğu, bir söylem İslâmcılığı değildir; içselleştirilecek, kana karışacak ve enerji olarak açığa çıkacak bir davadır. Necip Fazıl edebiyat olsun diye yazmamış; kan ve çileyle yoğrulan bir hayatta yaşadıklarını yazmış, yazdıklarını yaşamıştır. Onun en çok sevdiği kelime ise aksiyondur. Burada iman ve sanat da birliktedir. Bunu da unutmayalım arkadaşlar. Bunun ayrıntısına şimdi kısa zaman içerisinde giremiyorum.</p>

<p>Şu kadarını söyleyeyim: Güzeli arıyoruz dedim ya; bakın, iman ve sanat burada bir arada. Güzel olmayan şey, güzeli anlatamaz. Hocalarım anlattı; estetik, hesap kitap sordurmadan yakalayıcı ve fethedicidir. Yani pis borudan temiz su akmaz. Kötü bir nefesten İslâm anlatılmaz. Buna dikkat etmemiz gerekiyor. Şimdi daha önce bana birkaç soru yöneltilmişti. Hemen o iki soruyu kısaca cevaplandırıp yedi umdeye geçeceğim.</p>

<p>Necip Fazıl’ın hayatını değiştiren en önemli şey ne? Hocalarım kısaca bahsetti, ben bir kelimeyle söyleyeyim: Seyyid Abdülhakim Arvasi ile tanışmasıdır. Vapurda karşısına gelen bir kişi, bir Müslüman ona vesile olmuştur, aracı olmuştur. Tanımadığı birisidir. “O ve Ben” kitabında bunun hikâyesi de gayet güzel anlatılmıştır.</p>

<p>Necip Fazıl’ın gençlikten beklediği nedir? Tabii ki Necip Fazıl’ın gençlikten beklediği Büyük Doğu, İslâm İnkılabı’dır ve bunu “İdeolocya Örgüsü”nde ifade edilmiştir. Necip Fazıl’ın “Özlediğimiz Nesil” konferansında gençlikten bekledikleriyle ilgili nasihatleri var. Hemen ilk üçünü söyleyeyim size:</p>

<p>Birincisi aşk. Üstad diyor ki: “Aşksız adam pörsümeye ve aşksız cemiyet sönmeye mahkûm ve kâinatın protoplazması aşktır.”</p>

<p>İkincisi üstün akıl ve sır idraki. Aklı yine akılla mat eden üstün anlayışa ve bilhassa sır idrakine yükselmek, diyor Necip Fazıl.</p>

<p>Üçüncüsü nefs muhasebesi. Atacağını dibinden söküp atma, alacağını dibinden söküp alma, tutacağını da köküne kadar yapışıp tutma hassası deniyor.</p>

<p>“Büyük Doğu, İslâmiyet’in emir subaylığıdır. Büyük Doğu, İslâm içinde ne yeni bir mezhep ne de yeni bir içtihat kapısıdır; sadece Sünnet ve Cemaat Ehli tabirinin ifadelendirdiği mutlak ve pazarlıksız çerçeve içinde, olanca saffet ve asliyetiyle İslâmiyet’e yol açma geçidi ve çoktan beri kaybedilmiş bulunan bu saffet ve asliyeti 21. asrın eşiğinde eşya ve hadiseye tatbik etme işidir.” Üstad’ın tanımı bu. Büyük Doğu yekpare bir inanış, görüş ve ölçülendiriş manzumesidir.</p>

<p>Şimdi yedi umdeyi hemen söyleyeceğim:</p>

<p>Birincisi, şeriattan zerre taviz vermeyen bir dünya görüşü. Hiçbir şeye taviz yok. Yani liberalizme, sosyalizme, çağın moda akımlarına... Hiçbirine taviz yok. Bu, Necip Fazıl’ın Büyük Doğu’daki birinci vasfıdır. Dinî ilimlere de bakabilirsiniz arkadaşlar. Çünkü Üstad bunları hep kontrol ederek, danışarak hazırlıyor.</p>

<p>İkincisi, tarih muhasebesi yapıyor arkadaşlar. Son beş asrın tarih muhasebesini yapıyor: Ulu Hakan Abdülhamid Han, Vahdettin Han... “Nereden geldiğini bilmeyen, nereye gideceğini bilmez.” Bu sözüm bence yeter, bunu geçiyorum.</p>

<p>Üçüncüsü, Necip Fazıl bir dünya görüşü sistemi kuruyor. Arkadaşlar, bütün hakkında bir fikrimiz olmadan parçaları değerlendiremeyiz, kavrayamayız. Körün fil tarifi var ya, onun gibi. Onun için “İdeolocya Örgüsü” olmadan yol alamayız; “İdeolocya Örgüsü”nü benimsemeden, kuşanmadan yol alamayız. Kafamızda bir ev fikri olmadan kapı ve pencere hakkında fikir sahibi olabilir miyiz? Olamayız. İşte ev fikri, “İdeolocya Örgüsü”dür.</p>

<p>Dördüncüsü, ideolocyanın temelini Allah Resulü’ne dayandırıyor arkadaşlar. Yani peygambere imandan öte, fikriyatını buna dayandırıyor. “En evvel, en üstün” diyor. Birçok eserinde buna dayandırıyor. Çalıştığım mevzu bu; 2700 küsur adet hadis kullanmış. Burada “Nur-u Muhammedi”, “Muhammedi Nur” kavramı da devreye giriyor. Bu kâinat görüşünü buraya dayandırıyor. Ve sahabeler... “Olanca imtizacımız sahabelerdir bizim” diyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Beşincisi, dost ve düşman kutuplarını işaretlemesi, hedefleştirmesi önemli. Baş nefret kutbu, baş muhabbet kutbu. Baş muhabbet kutbu olarak Seyyid Abdülhakim Arvasi Hazretlerini işaret ediyor. Baş nefret kutbu da İslâm’a düşmanlığını ilan eden her kimse, herhangi bir zümreyse bunu eserlerinde açıkça ilan ediyor.</p>

<p>Altıncısı, Üstad yeni bir usul ve tarz getirdi; geleneğe bağlı ama yenilikçi. Hem gelenekçi hem devrimci. Yeni bir usul ve tarz getiriyor, yeni bir diyalektik getiriyor, yeni bir estetik getiriyor. Bu da mutlak ölçülere ve geleneğe sımsıkı bağlı.</p>

<p>Yedincisi, İslâm İnkılabı diyor, bunun çokça altını çiziyor. “Büyük Zuhur” diye işaret ediyor. Bu minvalde “Başyücelik Devleti ve İdare Mefkûresi” var arkadaşlar “İdeolocya Örgüsü”nde. Bunu neden yazdı Üstad? Bizim siyasi ve içtimai bir modelimiz olmasın mı? Biz başkalarının biçtiği gömleği, elbiseyi niye giyelim? Bilmem Stuart Mill, Descartes, bilmem ne falan...</p>

<p>Allah ve Resulü’ne ve ulema geleneğine bağlı bir sistem istiyoruz. Necip Fazıl bunu da planlamış. Necip Fazıl son olarak diyor ki: “Dünya bir inkılap bekliyor; dünyanın beklediği bu inkılap üç daire hâlinde: Dış daire dünya, içindeki daire İslâm Âlemi, onun da içinde Türkiye. Asıl Türkiye, merkez Türkiye.” diyor Üstad. Bunu da yazalım, not alalım.</p>

<p>İslâmi İlimler Kulübü’ne, İslâm Ekonomisi ve Finans Kulübü’ne bu organizasyon için teşekkür ederim. Son olarak şunu söylüyorum: İslâm âlemine ve dünyaya bir teklifi olan, kurtarıcı İslâm nizamı fikri olan Büyük Doğu ideali etrafında kenetlenen gençler ve gönüldaşlar olarak hepinizi saygıyla selamlıyorum.”</p></p>]]></turbo:content>
      <category>Necip Fazıl Kısakürek</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/video/dr-kazim-albayrak-buyuk-dogu-islamiyete-yol-acma-gecididir</guid>
      <pubDate>Fri, 01 May 2026 16:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2026/05/kazim-albay-necip-fazil-2.webp" type="image/jpeg" length="25302"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İsrail çocuk hapishaneleri Epstein adası gibi]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/video/israil-cocuk-hapishaneleri-epstein-adasi-gibi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/video/israil-cocuk-hapishaneleri-epstein-adasi-gibi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Epstein skandalı buzdağının görünen kısmıysa, İsrail'in Ofer hapishanelerinde kurduğu "çocuk öğütme makinesi" bu vahşetin devlet eliyle yasallaştırılmış halidir.</p>

<p>Dünyada çocukları askeri mahkemelerde prangalarla yargılayan tek yapı olan İsrail; yüzde 99,7’lik göstermelik mahkumiyet oranları, 60 saniyelik duruşmalar ve raporlara giren tecavüz tehditli sistematik işkenceleriyle Epstein’ı aratmayan bir insanlık suçu işlemektedir.</p>

<p>Filistinli yavruları dondurucu soğukta demir kafeslere mahkum eden bu sistematik zulüm, sadece bir işgal yöntemi değil, çocukların ruhunu ve geleceğini hedef alan kurumsal bir vahşet sistemidir.</p>

<p><u><i>İşte videoda dile getirilenler:</i></u></p>

<blockquote>
<p><br />
Sorgulamadan sonra çocuklar yargılanmak üzere buraya, Kudüs yakınlarındaki Ofer askeri hapishanesine getiriliyor. Ordu, Four Corners ekibinin içeride çekim yapmasına izin vermedi.</p>

<p><br />
Bu duvarların ardında üç kez bulundum. Avluda elleri kelepçeli ve ayakları prangalı bir şekilde sürüklenerek götürülen çocuklar gördüm. Bazı duruşmalar sadece 60 saniye sürdü. Bir çocuğun, annesi nerede tutulduğunu bilsin diye hapishanesinin adını bağırdığını gördüm.</p>

<p><br />
Yargıcın, bazı çocukları suratlarına bir kez bile bakmadan mahkum ettiğini gördüm. Tüm bunların ortasında gördüğüm şey, mahkum edilen çocuklardan oluşan bir "taşıma bandı" (seri üretim sistemi) gibiydi.</p>

<p><br />
Bu sistemin askeri açıdan ne kadar verimli olduğuna dair size bir fikir verebileceğimi düşünüyorum. Askeri mahkemenin kendi kayıtlarına ve yıllık raporlarına göre, mahkemelerin mahkumiyet oranı yaklaşık yüzde 99,74 civarında.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><br />
Genellikle taş atmaktan suçlu bulunan Filistinli bir çocuk, yaklaşık 3 ay hapis cezasına çarptırılıyor.</p>

<p><br />
Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu, geçen yıl İsrail'in sistemi hakkında sert bir rapor yayımladı. Raporda, Filistinli çocukların ölümle, fiziksel şiddetle, hücre hapsiyle ve kendilerine ya da bir aile üyelerine yönelik cinsel saldırıyla tehdit edildiği saptandı.</p>

<p><br />
Rapor; bu kötü muamelenin, çocuğun tutuklandığı andan hüküm giyme sürecine kadar sistemin tamamında yaygın, sistematik ve kurumsallaşmış olduğunu ortaya koydu.</p>

<p><br />
Geçen ay, insan hakları gruplarının baskısıyla İsrail, çocukları geceleri dışarıdaki kafeslerde tutma şeklindeki uzun süreli uygulamaya son verdi. Çocuklar, kar fırtınaları sırasında bu kafeslerde dondurucu soğukta tutulmuştu.</p>
</blockquote>

<p></p></p>]]></turbo:content>
      <category>Video haber</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/video/israil-cocuk-hapishaneleri-epstein-adasi-gibi</guid>
      <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 11:28:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2026/04/israil-cocuk-hapishaneleri.webp" type="image/jpeg" length="77263"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Myron Gaines’ten Yahudi konuğuna “soykırım” tokadı!]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/video/myron-gainesten-yahudi-konuguna-soykirim-tokadi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/video/myron-gainesten-yahudi-konuguna-soykirim-tokadi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[ABD’li ünlü içerik üreticisi Myron Gaines’in programında yaşananlar, yıllardır Hollywood ve ana akım medya eliyle servis edilen dokunulmazlık zırhının nasıl çatladığını gözler önüne serdi. Gaines, Yahudilerin Gazze’deki katliamlarını görmezden gelip geçmişteki mağduriyetler üzerinden kimlik inşa eden zihniyeti canlı yayında köşeye sıkıştırdı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Myron Gaines, son yayınında ezberleri bozan bir tartışmaya imza attı. Programa katılan Yahudi bir genç kızla Holokost ve Gazze üzerine tartışan Gaines, Yahudinin içine düştüğü tutarsızlığı ve ikiyüzlülüğü milyonların önünde deşifre etti.</p>

<p>Tartışma, Holokost’ta hayatını kaybedenlerin sayısı üzerine başladı. Gaines’in ekibinden gelen “en fazla 271 bin” çıkışına, konuğun “6 milyon olduğunu biliyorum” yanıtını vermesi üzerine ortam gerildi. Gaines, bugüne kadar tartışılması dahi teklif edilemeyen rakamların artık yüksek sesle sorgulanmaya başladığının sinyalini vererek tarihin, kazananlar ve medya gücünü elinde tutanlar tarafından nasıl şekillendirildiğine dikkat çekti.</p>

<p><strong>Hollywood’un “Masum Yahudi” Kurgusu Çöküyor</strong></p>

<p>Haberin odak noktasını ise Gaines’in "İsrail soykırım yapıyor mu?" sorusuna konuğun verdiği kaçamak cevap oluşturdu. Genç kızın Gazze’deki katliamlar için “Bu karmaşık bir soru” demesi üzerine Gaines, adeta bir mantık dersi verdi. Gaines, Hollywood’un on yıllardır süren “ebedi mağdur” ve “masum Yahudi” imajının artık 1080p çözünürlüklü gerçeklerle yerle bir olduğunu ifade etti.</p>

<p><strong>“Bugün Yalan Söyleyen, Dün Neden Söylemesin?”</strong></p>

<p>Gaines şunları söyledi:</p>

<p><i>“Eğer 2024 yılında, ellerinde her türlü yüksek çözünürlüklü görüntü varken bugün gözümüzün önünde gerçekleşen bir soykırımı inkâr edebiliyorlarsa, neden tüm kimliklerini ve Hollywood endüstrisini üzerine inşa ettikleri geçmiş bir olay hakkında yalan söylemesinler? Kamera kayıtlarının olmadığı bir dönemde söylediklerine neden güvenelim?”</i></p>

<p><strong>Tekelci Mağduriyet Anlayışı</strong></p>

<p>Programda ortaya çıkan en çarpıcı gerçek ise, Siyonist anlatının kendileri dışındaki hiçbir halkın acısını “soykırım” olarak kabul etmemesi oldu. Kendi tarihlerini dokunulmaz kılanların, bugün Gazze’de parçalanan çocukları görmezden gelmesi, “insan hakları” ve “soykırım” kavramlarının nasıl seçici bir şekilde kullanıldığını bir kez daha kanıtladı.</p>

<p>Artık sosyal medya çağında, Hollywood stüdyolarında kurgulanan sahte kahramanlık hikayeleri ve tek taraflı mağduriyet anlatıları işe yaramıyor. Myron Gaines’in bu yayını, dijital dünyada uyanan bilincin ve yıkılan tabuların en somut örneklerinden biri oldu.</p>

<p>İşte o konuşmanın tamamı:</p>

<p><strong>Yahudi: Holokost'ta sizce kaç Yahudi öldürüldü?</strong></p>

<p>Gaines: En fazla 271 bin.</p>

<p><strong>Yahudi:  6 milyon. Yanlış cevap.</strong></p>

<p>Gaines: 6 milyon olduğunu mu düşünüyorsun?</p>

<p><strong>Yahudi:  6 milyon olduğunu biliyorum.</strong></p>

<p>Gaines: Yahudi misiniz?</p>

<p><strong>Yahudi:  Sizce?</strong></p>

<p>Gaines:  Muhtemelen. Bu noktada şaşırdık mı? Bu konuda ne yapacaksın? Peki, İsrail'in bir soykırım yaptığını düşünüyor musun?</p>

<p><strong>Yahudi:  Bu karmaşık bir soru.</strong></p>

<p>Gaines:  Peki, o zaman sana şunu sorayım: Eğer 2023'ten 2024'e kadar, ellerinde 1080p görüntüler varken bir soykırımı inkar edebiliyorlarsa; mağduriyet anlatılarını, pek çok Hollywood filmini ve tüm kimliklerini üzerine inşa ettikleri İkinci Dünya Savaşı'ndaki trajik bir olay hakkında neden yalan söylemesinler? Bu konuda yalan söylemeyeceklerini mi sanıyorsun?</p>

<p><strong>Yahudi:  Yani senin dışındaki her anlatı tamamen hükümsüz ve geçersiz mi? Yani herkesin bu konuda yalan söylüyor olma ihtimali hiç mi yok?</strong></p>

<p>Gaines: Holokost hakkında mı yoksa soykırım hakkında mı?</p>

<p><strong>Yahudi:  İsrail.</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Gaines:  Konuyu kaçırıyorsun. Diyorum ki; "6 milyon" diyen aynı kişiler, tam önümüzde gerçekleşen bir soykırımı inkar ediyorlar. Kamera kayıtlarının olmadığı ve çok daha az kanıtın olduğu bir zamanda yalan söylemeyeceklerini mi düşünüyorsun?</p>

<p><strong>Yahudi:  Bazı görüntüler gösterebilir misin?</strong></p>

<p>Gaines: Gazze'nin bombalanmasıyla ilgili mi?</p>

<p><strong>Yahudi:  Evet.</strong></p>

<p>Gaines: Araştır bak. Eğer bunu destekleyecek gerçeklerin varsa göreyim. Tamam, şunu yapabilirsin: Twitter'a gir, "Gazze" yaz; bombalanan, öldürülen ve kelimenin tam anlamıyla parçalara ayrılan çocukları göreceksin.</p></p>]]></turbo:content>
      <category>Video haber</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/video/myron-gainesten-yahudi-konuguna-soykirim-tokadi</guid>
      <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 10:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2026/04/myron-gainesten-yahudi-konuguna-soykirim-tokadi.webp" type="image/jpeg" length="30748"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ABD - İsrail - İran - İngiltere - Çin / Derin Küresel Savaş]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/video/abd-israil-iran-ingiltere-cin-derin-kuresel-savas</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/video/abd-israil-iran-ingiltere-cin-derin-kuresel-savas" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Tarihçi yazar İbrahim Tatlı’nın “ABD - İsrail - İran - İngiltere - Çin / Derin Küresel Savaş” başlıklı konuşması, Ortadoğu’daki çatışmayı küresel güçlerin hesaplaşması olarak konumlandırıyor. Bir tarafta Trump Amerikası ve Netanyahu’nun İsrail’i, diğer tarafta İran, Çin, Rusya ve İngiltere ekseni üzerinden kurulan ittifaklar, savaşın arka planındaki stratejik denge ve çıkar ilişkilerini analiz ediyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><div class="ratio ratio-16x9"><iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="360" sandbox="allow-scripts allow-same-origin" src="https://www.youtube.com/embed/z49vOoSEsAc?rel=0" width="640"></iframe></div>

<div class="ratio ratio-16x9"></div>

<ul>
 <li>
 <h2 class="ratio ratio-16x9"><em><strong><a href="https://www.barandergisi.net/abd-israil-iran-ingiltere-cin-derin-kuresel-savas-1">OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ</a></strong></em></h2>
 </li>
</ul>

<p></p></p>]]></turbo:content>
      <category>Gündem</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/video/abd-israil-iran-ingiltere-cin-derin-kuresel-savas</guid>
      <pubDate>Sun, 29 Mar 2026 18:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/barandergisi-net/uploads/2026/03/derin-kuresel-savas-ibrahim-tatli-video.webp" type="image/jpeg" length="65791"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yardım noktasına koşan perişan haldeki Gazzelilere kurşun yağdırıldı!]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/video/yardim-noktasina-kosan-perisan-haldeki-gazzelilere-kursun-yagdirildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/video/yardim-noktasina-kosan-perisan-haldeki-gazzelilere-kursun-yagdirildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terörist İsrail askerleri, Gazze'de yardım noktasına koşan açlıktan perişan olmuş, dili damağına yapışmış Gazzelilere kurşun yağdırıyor!]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Ortada sözde bir "ateşkes" mutabakatı var ama Yahudi zihniyet için bu sadece yeni bir kalleşlik fırsatı. Açlıktan dizlerinin bağı çözülmüş, çocuklarına bir avuç un götürebilmek için can havliyle toz duman içinde koşturan sivil halkın üzerine mermi yağdırmak, ancak böyle aşağılık bir kavmin işi olabilirdi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Gazze'de bu yapılanlarla görülüyor ki bunlar, insanlık ailesinin bağrına saplanmış zehirli bir hançerdir. Bir lokma yiyecek için koşan aç insanı hedef alacak kadar haysiyetsiz, ateşkes sözü verip arkadan vuracak kadar cani namertler var insanlığın karşısında. Tarih, rızık peşindeki mazlumu vuran, çocukların boğazından geçecek ekmeğe kan bulaştıran en aşağılık mahluklar olarak kaydedecek, kaydetti ve kaydediyor.</p></p>]]></turbo:content>
      <category>Video haber</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/video/yardim-noktasina-kosan-perisan-haldeki-gazzelilere-kursun-yagdirildi</guid>
      <pubDate>Fri, 13 Mar 2026 16:28:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2026/03/ekran-goruntusu-2026-03-13-165651.png" type="image/jpeg" length="44203"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Medeniyet Üniversitesi iftarında Müslüman öğrencilerden intikam yemini!]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/video/medeniyet-universitesi-iftarinda-musluman-ogrencilerden-intikam-yemini</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/video/medeniyet-universitesi-iftarinda-musluman-ogrencilerden-intikam-yemini" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Medeniyet Üniversitesi'nin bu yıl 4'üncüsü düzenlenen geleneksel iftar programı yoğun katılımla gerçekleşirken davetliler arasında yer alan Akıncı Güç Gençlik Hareketi Başkanı Harun Şimşak öncülüğünde intikam yemini edildi. Sloganlar ve tekbirlerle inletilen meydan coşkulu anlara sahne oldu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İstanbul Medeniyet Üniversitesi’nde bu yıl 4'üncüsü düzenlenen geleneksel iftar programı bu yıl da Müslüman öğrencilerin yoğun katılımıyla gerçekleştirildi. Üniversitede bir araya gelen öğrenciler, oruçlarını açtıktan sonra cemaat hâlinde namaz kıldı. Programda ezgiler seslendirilirken sık sık tekbirler getirildi ve sloganlar atıldı.</p>

<p>Etkinlikte, Akıncı Güç Gençlik Hareketi Başkanı Harun Şimşak da davetliler arasında yer aldı. Harun Şimşak öncülüğünde Müslüman öğrenciler hep birlikte meydanı intikam yeminiyle inletti. "Ya Muntakim Allah, Bizi intikamına memur et" sesleri Medeniyet Üniversitesi semasında yankılandı. Coşkulu anların yaşandığı buluşmada En’am Suresi’nin 162’nci ayeti okunarak meydanı dolduran kalabalık tarafından hep birlikte tekrar edildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İftar programı boyunca üniversite kampüsünde yoğun bir atmosfer oluşurken, etkinlik öğrencilerin toplu duaları ve sloganlarıyla sona erdi.</p></p>]]></turbo:content>
      <category>Video haber</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/video/medeniyet-universitesi-iftarinda-musluman-ogrencilerden-intikam-yemini</guid>
      <pubDate>Fri, 13 Mar 2026 12:42:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2026/03/ekran-goruntusu-2026-03-13-130944.png" type="image/jpeg" length="95318"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Nereden türedi bu kadar p.ç kurusu?]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/video/nereden-turedi-bu-kadar-pc-kurusu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/video/nereden-turedi-bu-kadar-pc-kurusu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İsimleri Ahmet, Mehmet, Hasan... Ama ailesinden ve okullarından almadıkları terbiye ile İslam düşmanı olmuşlar. Görüntülerde bir grup gencin camiye ait masaları tekmeleyip kaçtığı görülüyor.</p>

<p>Bir çocuğun, toplumun ortak değeri olan cami avlusunda bu denli pervasızlaşması, akıllara tek bir gerçeği getiriyor: Hangi el onları bu kinle besledi? Çocuk çocuktur ancak o masayı kıran nefret, ancak aile ocağında pişmiş olabilir veya okullarda dayatılan Kemalizm.</p>

<p>Görünüşe göre bu "p.ç kurularının" ardında, onlara mukaddesat düşmanlığını miras bırakan, aynı yolun yolcusu anne ve babalar var. Kendi kültürüne, kendi dinine bu denli yabancılaşmış bir güruhun türemesi, ocağındaki yangının sokağa taşmasıdır.</p>

<p>Memlekette İslam düşmanlarına verilen cezaların komik düzeyde kalması, bu fare deliklerinden çıkanları cesaretlendiriyor. Ceza yemeyeceklerini bildikleri için bu kadar pervasızlar! En önemlisi de, bu p.ç kuruları henüz Müslümanların sert tokadını, o sarsıcı sopasını yemedikleri için kendilerini meydanda zannediyorlar. Eğer hak ettikleri karşılığı bulsalardı, o fare deliklerinden başlarını çıkarmaya dahi cesaret edemezlerdi.</p>

<p>Bu memleketin huzuruna ve dinine kasteden bu zihniyet, hak ettiği bedeli en ağır şekilde ödemelidir. Cezasızlık zırhına bürünüp sokaklarda, sosyal mecralarda terör estiren bu güruha karşı sessiz kalınmamalıdır. Müslümanların mukaddesatına el uzatanın eli kırılmalı, bu soysuzluk kökünden kurutulmalıdır!</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Şurası da bir gerçek; Abdülhakim Arvasi Hazretleri veledi zinanın kemalat bulmayacağını söyler. Yani bunlar ne uyarıyla, ne eğitimle ne de sopayla düzelir.</p></p>]]></turbo:content>
      <category>Video haber</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/video/nereden-turedi-bu-kadar-pc-kurusu</guid>
      <pubDate>Mon, 09 Mar 2026 13:37:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2026/03/ekran-goruntusu-2026-03-09-135111.png" type="image/jpeg" length="49073"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Gökkuşağı faşistleri yaka paça dışarıya atıldı]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/video/gokkusagi-fasistleri-yaka-paca-disariya-atildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/video/gokkusagi-fasistleri-yaka-paca-disariya-atildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde, TRT’nin “Gökkuşağı Faşizmi” belgeselinin yapımcısı Eyüp Gökhan Özekin ile yönetmen Abdülgafur Şahin’in katıldığı “Akıntının Aksine: Dijital Dünyada Tahakküm ve Marjinalite” paneli, gökkuşağı faşistleri tarafından hedef alındı. Programı sabote etmeye çalışan grup güvenlik müdahalesiyle salondan çıkarılırken iki kişi gözaltına alındı; yaşanan hadise, fikrî zeminde karşılık üretemeyen özgürlük(!) mağdurlarının sabotaj yaparak iki yüzlülüklerini ele verdi]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde düzenlenen "Akıntının Aksine: Dijital Dünyada Tahakküm ve Marjinalite" başlıklı panel, gökkuşağı faşistleri tarafından hedef alındı. TRT’nin "Gökkuşağı Faşizmi" belgeselinin yapımcısı Eyüp Gökhan Özekin ve yönetmen Abdülgafur Şahin'in konuk olduğu etkinlikte, sapkın gruplar fikri sahada mağlup olmanın hıncıyla saldırıya geçti.</p>

<h3><strong>Programa sabotaj teşebbüsü</strong></h3>

<p>"Özgürlük" ve "eşitlik" sakızını çiğneyerek yıllardır mazlum edebiyatı yapan sapık şebeke, hakikatler yüzlerine çarpılınca asıl karakterleri olan faşizme rücu etti. Konferans salonuna sızarak sloganlarla akademik ortamı terörize etmeye yeltenen gruba emniyet güçleri anında müdahale etti. Salonu provoke eden ve "nefret suçu" yalanıyla hakikati susturmaya çalışan şahıslar yaka paça dışarı çıkarıldı.</p>

<h3><strong>Gökkuşağı faşistlerine ters kelepçe</strong></h3>

<p>Olaylar sırasında operasyonel tavırlarla düzeni bozmaya kalkan 2 kişi gözaltına alındı. Polise mukavemet gösteren şahıslara ters kelepçe uygulandı. Gözaltına alınanlar işlemlerinin ardından serbest bırakılsa da, üniversite koridorlarında estirilmek istenen terör havası amacına ulaşamadı.</p>

<h3><strong>Fikir bitince şamata çıkardılar</strong></h3>

<p>Marmara Üniversitesi’nde yaşanan bu hadise, LGBT lobisinin fikir karşısındaki zavallılığının en net vesikasıdır. "Baskı altındayız" diyenlerin, aslında en küçük bir fikri eleştiriye dahi tahammülü olmayan azınlık faşistleri olduğu bir kez daha tescillenmiştir. Müslüman Anadolu’nun evlatlarını ve aile yapısını hedef alan bu ifsat projesi, deşifre edildikçe hırçınlaşmaktadır. Fikrin bittiği yerde şamataya sarılan bu aparatlar için yolun sonu gözükmektedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Baran Dergisi</p></p>]]></turbo:content>
      <category>Video haber</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/video/gokkusagi-fasistleri-yaka-paca-disariya-atildi</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 18:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2026/02/ekran-goruntusu-2026-02-22-185313.png" type="image/jpeg" length="40781"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Laik yobazların Ramazan hazımsızlığı dinmedi: İzmir'de Ramazan karşıtı yürüyüş]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/video/laik-yobazlarin-ramazan-hazimsizligi-dinmedi-izmirde-ramazan-karsiti-yuruyus</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/video/laik-yobazlarin-ramazan-hazimsizligi-dinmedi-izmirde-ramazan-karsiti-yuruyus" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İzmir Alsancak'ta bir grup laik yobaz daha Ramazan etkinliklerini hedef alarak yürüyüş düzenledi. Bu toprakların ruh köküne olan yabancılığını açık açık dile getiren bu İslam düşmanı zihniyet, her daim nefretini kusuyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İzmir Alsancak, dün yine bu toprakların ruh köküne yabancılaşmış bir gürültüye sahne oldu. Okullarda öğrencilerin gönlüne nakşedilen Ramazan ikliminden rahatsız olan bir avuç İslam düşmanı, "laiklik" kalkanının arkasına sığınarak mukaddesata karşı nefretini kustu. "Karanlığa teslim olmayacağız" nakaratıyla sokaklara dökülen zümre, meydan okurcasına bu milletin değerlerine olan hıncını ve uzaklığını ilan etti.</p>

<p>Ramazan coşkusu bir "etkinlik" değil, bu milletin asli değerlerinden gelen bir neşedir. Bu neşeyi "karanlık" ilan edenlerin "eşitlik" ve "teminat" dediği şey ise, Müslüman Anadolu insanını kendi öz yurdunda parya tutma projesidir.</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p>]]></turbo:content>
      <category>Video haber</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/video/laik-yobazlarin-ramazan-hazimsizligi-dinmedi-izmirde-ramazan-karsiti-yuruyus</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 16:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2026/02/amazan.jpg" type="image/jpeg" length="16560"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kitap köşesi]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/foto-galeri/kitap-kosesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/foto-galeri/kitap-kosesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p>]]></turbo:content>
      <category>Aylık Baran</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/foto-galeri/kitap-kosesi</guid>
      <pubDate>Tue, 11 Mar 2025 01:22:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2025/03/kitap-kosesi-baran-dergisi.webp" type="image/jpeg" length="14439"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Global Çöplük]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/foto-galeri/global-copluk</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/foto-galeri/global-copluk" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[7 Ekim Aksa Tufanı itibariyle Gazze aynasında izlenen dünya, son sürat savrulmaya devam ediyor. Global Çöplük diye attığımız başlık altında nerede durduklarının şuurunda olmayanların ve hiçbir din, ahlâk, kaide ve nizam tanımayanların batarken son çırpınışlarını sizler için derledik.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p>]]></turbo:content>
      <category>Aylık Baran</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/foto-galeri/global-copluk</guid>
      <pubDate>Wed, 05 Feb 2025 16:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2025/02/global-copluk-baran-dergisi.webp" type="image/jpeg" length="60011"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Müslüman Anadolu'da geçen ay!]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/foto-galeri/musluman-anadoluda-gecen-ay</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/foto-galeri/musluman-anadoluda-gecen-ay" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Müslüman Anadolu’da kalbi ve gönlü pak milletimizin kendi mizacı, imanı ve duygusu ile meydanlara çıktığı ve yaptığı işleri sizler için derledik.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p>]]></turbo:content>
      <category>Aylık Baran</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/foto-galeri/musluman-anadoluda-gecen-ay</guid>
      <pubDate>Thu, 02 Jan 2025 14:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2025/01/musluman-anadoluda-gecen-ay.webp" type="image/jpeg" length="35183"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Maşeri Vicdan]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/foto-galeri/maseri-vicdan</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/foto-galeri/maseri-vicdan" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Gazze’de yaşanan katliam karşısında, Batı dünyasındaki insanların vicdanî olarak yaptığı küçük büyük aksiyonları “maşeri vicdan” başlığı altında topladık.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p>]]></turbo:content>
      <category>Aylık Baran</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/foto-galeri/maseri-vicdan</guid>
      <pubDate>Thu, 02 Jan 2025 10:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2025/01/maseri-vicdan-baran-dergisi.webp" type="image/jpeg" length="21560"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kemalist Rejim Günlüğü]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/foto-galeri/kemalist-rejim-gunlugu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/foto-galeri/kemalist-rejim-gunlugu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><em>Kemalist rejimin kanunlarından ve iktidarın rejimi besleyici politikalarından cesaret bulan Kemalistlerin dinî değerleri aşağılaması son 10 yılda ciddi manada arttı. İslâmî değerleri ve kimliği sistematik bir şekilde hedef alan ve bununla varlık bulan Kemalistler, iktidarın pespaye politikası, laiklere yaranma çabası ve Müslümanların sorunun kaynağına bir türlü inemeyişi sebebiyle, kültürel ve siyasî atmosfer laiklerin elinde oyuncak olmaya ve diledikleri gibi at koşturma alanı olmaya devam ediyor. </em></p>

<p><em>Koruma kanunu dolayısıyla sorgulanamaz bir dogma haline gelen ve seküler bir dine dönüşen Kemalizm, tekno-paganizm adı altında, yeni, hazza dayalı bir putperestliği meydan yerine dikerek toplumu büyük bir felakete sürüklüyor. İktidar da bu felaketi önlemek yerine, eziklik psikolojisi dolayısıyla sırf yaranmak uğruna Kemalist putperestlerin dayattığı seküler kimliğe rızayı gösteriyor. </em></p>

<p><em>Milletin sırtına binerek 22 senedir iktidarda olan ve yine İslâmî değerleri ve kültürü yaşatmak sözüyle iktidarda kalan hükümet, ruhî imarı gerçekleştirmek yerine bilakis her türlü sapkınlığa kapı aralıyor ve bununla da övünüyor. “Kemalist rejim günlüğü” başlığı altında yorumladığımız haberlerde de görüleceği üzere bir yangın yerine dönüşen ve her an tutuşmaya hazır bir memleketi göreceksiniz.</em></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İşte vaziyetimiz:</p></p>]]></turbo:content>
      <category>Aylık Baran</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/foto-galeri/kemalist-rejim-gunlugu</guid>
      <pubDate>Mon, 25 Nov 2024 09:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2024/11/kemalist-rejim-gunlugu.webp" type="image/jpeg" length="95950"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Aylık Baran Dergisi Arka Kapaklar]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/foto-galeri/aylik-baran-dergisi-arka-kapaklar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/foto-galeri/aylik-baran-dergisi-arka-kapaklar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p>]]></turbo:content>
      <category>Aylık Baran</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/foto-galeri/aylik-baran-dergisi-arka-kapaklar</guid>
      <pubDate>Tue, 08 Oct 2024 13:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2024/10/aylik-baran-arka-kapaklar-copy.webp" type="image/jpeg" length="42713"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Son Karar Dergisi]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/foto-galeri/son-karar-dergisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/foto-galeri/son-karar-dergisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Özellikle genç neslin uyanışına ve mücadeleye katılımına büyük önem veren Son Karar Dergisi, gençlerdeki idealizm, heyecan ve aksiyon ruhunu harekete geçirmek ve onları Büyük Doğu-İbda fikriyatına kazandırmak için çaba göstermiştir. Türkiye'deki İslamcı düşünce ve hareket tarihinde önemli bir yere sahip olan Son Karar, 17 sayı çıkmış ve 1 Mart 1990 yılında yayın hayatına son vermiştir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>TAKDİM</p>

<p>Son Karar, Türkiye’de 1988-1990 yılları arasında yayınlanmış ve Büyük Doğu-İbda fikriyatına nisbetle faaliyet göstermiş bir dergidir.</p>

<p>Dergi ilk sayısını Mayıs 1988 tarihinde ve “Aylık Siyasi Fikir ve Aksiyon Dergisi” olarak yayımlamıştır. İstanbul merkezli olarak yayın yapan derginin yazı işleri müdürlüğünü Serdar Yücel üstlenmiş, genel yayın yönetmenliğini ise Kaya Balaban yapmış ancak Şubat 1989 sayı 8’den itibaren Ali Hışıroğlu üstlenmiştir.</p>

<p>Dergide Abdullah Kiracı, Ali Hışıroğlu, Atilla Özdür, Enver Küçükgörür, Enes Duymaz, Harun Yüksel, Hayrettin Soykan, Kâzım Albayrak, Mehmet Tarakçı, Mevlüt Koç, Mustafa Saka, Saadettin Ustaosmanoğlu, Süleyman Dal, Şükrü Sak, Oktay Şener gibi birçok yazarın yazıları yayınlanmıştır.</p>

<p>Son Karar’ın 1988 tarihli 1. sayısının kapağında Salih Mirzabeyoğlu’na ait “Gençliğin Cevabı” başlıklı bir deklarasyon yayınlanmış ve yazıda, Batı’nın olumsuz etkilerine karşı durulması ve hakikat yolunda kararlı bir nesil yetiştirilmesi gerektiği ifade edilmiş ve “Allah için buğz ve Allah için aşk ölçüsüne uygun şekilde, baş nefret kutbu ile baş muhabbet kutbunu tayin etmiş olarak...” denilmiştir.</p>

<p>Derginin ikinci sayısı Büyük Doğu ve Necip Fazıl özelinde çıkmıştır. Bu sayıda Necip Fazıl Kısakürek ve Büyük Doğu ideolojisi, bu ideolojinin modern dünyada nasıl uygulanması gerektiği ve İslâm’ın sosyal, siyasi ve kültürel hayatta yeniden nasıl yer alması gerektiği ele alınmıştır. İçerik olarak, gençliğe hitap eden yazılar, sosyal güvenlik açısından zekâtın önemi, Filistin meselesi, Ayasofya’nın durumu gibi konular ele alınmıştır. “Üstad’ı anmak” başlığı altında, onun ideolojik mirasının sadece anılmakla kalmayıp, aksiyoner bir şekilde hayata geçirilmesi gerektiği ifade edilmiştir.</p>

<p>Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu’nun 1988 yılında yaptığı “Nasıl Birlik?” konferansı, derginin Haziran 1988 tarihli 2. sayısında; “İşkence ve Filistin Meselesi” konferansı, derginin Temmuz 1988 tarihli 3. sayısında; Cemaat ve Aksiyon” başlıklı konferansı ise Ağustos 1988 tarihli 4. sayısında yayımlanmıştır.</p>

<p>Salih Mirzabeyoğlu’nun kaleme aldığı “M. Kemal hakkındaki Bir Gün” başlıklı yazı da ilk defa Son Karar’ın Kasım 1988 tarihli 6. sayısının 31. sayfasında, daha sonra da Ekim-Kasım 1989 tarihli 14. sayısının 22. sayfasında yayımlanmıştır. Karar’ın Kasım 1988 tarihli 6. sayısı, Bir Gün başlıklı yazıdan dolayı, “Mustafa Kemal’e hakaret” gerekçesiyle toplatılmıştır.</p>

<p>Son Karar Dergisi’nin önemli hususiyetlerinden biri, ilk defa Fetullah Gülen eleştirisi yapılan yayın organı olmasıdır. Son Karar Dergisi’nin 15 Aralık 1989 tarihli 15. sayısının 17. sayfasında imzasız yayınlanan “Hem Gülen - Hem Güldüren” başlıklı bir sayfalık yazıda, türban gösterilerini provokatörlükle suçlayan Fetullah’ın “düzenist Müslüman” tipini yetiştirme görevini devralan “sinsi bir hain” olduğu ve ondan hesap sorulacağı söylenmektedir.</p>

<p>Derginin geneline baktığımızda Seyyit Ahmet Arvasi, Muhsin Yazıcıoğlu, Atilla Özdür gibi şahsiyetlerle mülakatlar yapıldığı görülmektedir. Bilhassa Seyyit Ahmet Arvasi’nin yayımlanan röportajı vefatından önceki son röportajıdır.</p>

<p>Dergi, Türkiye’nin siyasî ve içtimâî sorunlarına Büyük Doğu-İbda perspektifinden bakmaya çalışmış, Kemalist rejime ve Batı’ya karşı net bir duruş sergilemiş, sert bir üslupla eleştiride bulunmuş, iman şuurunu ve aksiyon ruhunu sürekli kamçılamayı hedeflemiştir. Sadece aktüel siyasetle ilgilenmemiş, aynı zamanda tarih, sanat, edebiyat ve felsefe gibi konularda da makaleler ve yorumlar yayınlamıştır.</p>

<p>Fikirle eylemi birleştirmede şu örnekleri sayabiliriz:</p>

<p>Flama Kültür Faaliyeti lokalinde yapılan ve cepheleşme yapılanmasının ilk örneği sayılabilecek, her cephenin bir bildiri sunduğu faaliyet, derginin Haziran 1988 tarihli 2. sayısında yer almıştır. Karar’ın Kasım 1988 tarihli 6. sayısında Mahir Çakır’ın “Hakkını Vermek” başlıklı yazısı cepheleşme ve içtimaileşme açısından dikkat çekmektedir. Ayrıca Ayasofya için imza kampanyası da derginin Şubat 1990 tarihli 16. sayısında yer almıştır.</p>

<p>Tespitlerimize göre İbda’nın cepheleşmesine atıfla “İBDA-C” isminin ilk kullanıldığı yayın organı bu dergidir. Son Karar Dergisi’nin 15 Aralık 1989 tarihli 15. sayının arka kapağında aynen şöyle denmektedir:</p>

<p>“Büyük Doğu mücadelesi ve onun yumuşattığı iklim... Ve Müslümanların önünde bir korkuluk gibi duran “Menemen” hatırasını bir tekmede deviren şanlı GÖLGE! Akıncı Güç patlaması, Rapor talimi, Gönüldaş, çaba ve direnci, İBDA taarruzu! Hedef iktidardır!” İşte İBDA-C KARAR’ın nereden geldiğinin ve ne yapmak istediğinin hikâyesi...”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Karar Dergisi’nin Temmuz 1988 tarihli 3. sayısında yer alan Cahit Yeşilyurt’un “Gerçek Beraberlikler” yazısı Tilki Günlüğü 2. cilt s. 439’da iktibas edilmiştir. Aynı şekilde Haziran 1988 tarihli 2. sayıda yer alan Kâzım Albayrak’ın “Kayan Yıldız Sırrı Üzerine” başlıklı yazısı da Tilki Günlüğü eserinde, 3. cilt, s. 231’de iktibas edilmiştir.</p>

<p>Karar Dergisi Kasım 1988 tarihli 6. sayısında Salih Mirzabeyoğlu’nun “Suda Boğulan Balık” isimli bir hikayesi yayımlanmıştır. Ayrıca Mart 1989 sayı 9’dan itibaren aralıklı sayılarda Salih Mirzabeyoğlu’nun altı şiiri (Devri Daim, Altın Nazar, Perde, Kabarcık, Lügat ve Çehre) yayımlanmıştır. Karar Dergisi’nin bazı takdim yazıları ve çerçeve içerisindeki bazı arka kapak yazıları, İBDA Mimarı’nın telkin ve tavsiyeleri doğrultusunda kaleme alınmıştır.</p>

<p>Özellikle genç neslin uyanışına ve mücadeleye katılımına büyük önem veren dergi, gençlerdeki idealizm, heyecan ve aksiyon ruhunu harekete geçirmek ve onları Büyük Doğu-İbda fikriyatına kazandırmak için çaba göstermiştir. Türkiye’deki İslâmcı düşünce ve hareket tarihinde önemli bir yere sahip olan Son Karar, 17 sayı çıkmış ve 1 Mart 1990 yılında yayın hayatına son vermiştir.</p>

<p></p>

<p>5 Eylül 2024&nbsp;</p>

<p>Aylık Baran Dergisi</p></p>]]></turbo:content>
      <category>Büyük Doğu-İbda</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/foto-galeri/son-karar-dergisi</guid>
      <pubDate>Sat, 07 Sep 2024 12:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2024/09/son-karar-dergisi-kapaklar.webp" type="image/jpeg" length="25575"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Gazi’den Gazze’ye Bir Nefes]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/foto-galeri/gaziden-gazzeye-bir-nefes</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/foto-galeri/gaziden-gazzeye-bir-nefes" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>“Gazi’den Gazze’ye: Bir Nefes” konferansında, Gazze'deki direniş ve bu direniş karşısında dünyanın vaziyeti ve Müslümanların neler yapabileceği konuşuldu.</p>

<p>Konferansta İsrail’e yönelik boykotun önemine dikkat çekildi. Filistin davasına daha aktif bir şekilde sahip çıkılması gerektiği vurgulandı.</p>

<p>Said Ercan: Gündemimizde sürekli Gazze olmalı!</p>

<p>Dursun Ali Erzincanlı: Gazze’ye sahip çıkan insanlar aziz ve şereflidir</p>

<p>Ercan Çifci: Gazze bir fikirdir. Gazze Y*hudi’nin yerle bir edildiği yerdir.</p>

<p>Ayçin Kantoğlu: 21 bin çocuk kayıp Gazze’de. 21 bin. Bunun tercümesi şu: Bu dünyada 8 milyar insan kayıp!</p>

<p>Kâzım Albayrak: ABD-Y*hudi emperyalizminin tekerine çomak sokucu işler yapılmalı!</p>

<p>Yakup Köse: Uzak gördüğünüz şey aslında size çok yakın!</p>

<p>Tayyar Tercan: Türkiye'den İsrail'e katliam yapmaya gidenlerin vatandaşlıktan çıkarılmasını istiyoruz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Haberin tamamı için <a href="https://www.barandergisi.net/gaziden-gazzeye-bir-nefes-konferansi-bursada-gerceklesti">TIKLAYINIZ</a></p></p>]]></turbo:content>
      <category>Güncel</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/foto-galeri/gaziden-gazzeye-bir-nefes</guid>
      <pubDate>Fri, 28 Jun 2024 12:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2024/06/gaziden-gazzeye-bir-nefes-67y.webp" type="image/jpeg" length="14517"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Aylık Baran Dergisi]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/foto-galeri/aylik-baran-dergisi-kapaklari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/foto-galeri/aylik-baran-dergisi-kapaklari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Aylık Baran Dergimize online satış sitemiz www.aylikbaran.com'dan, seçkin kitapçılardan yahut abone olarak ulaşabilirsiniz!]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Dergimize online satış sitemiz 'dan, seçkin kitapçılardan yahut abone olarak ulaşabilirsiniz!</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span style="color:#d35400"><strong>Dergimizin olduğu kitabevleri:</strong></span></p>

<p><strong>Gölge Kitabevi:</strong> Ali Kuşçu, Büyük Karaman Cd. 4A, 34083 Fatih/İstanbul</p>

<p><strong>Kökler Kitabevi:</strong> Hırka-i Şerif, Kadı Sk. No:14, 34091 Fatih/İstanbul</p>

<p><strong>Ağaç Kitabevi:</strong> Akşemsettin, Şehitkubilay Sk. No:6, 34010 Fatih/İstanbul</p>

<p><strong>İnkılap Kitabevi:</strong> Fevzipaşa Caddesi, Şehitkubilay Sokak No: 6/A-B Fatih-İstanbul</p>

<p><strong>Ankara Birleşik Kitabevi:</strong> Tuna caddesi Bulvar Pasajı, D:no:3/3, Çankaya/Ankara</p>

<p><strong>Gaziantep Akyol Kitabevi:</strong> Şahinbey, 44002. Bedesten Sk. No:15, 27410 Şahinbey/Gaziantep</p>

<p><strong>Mephisto Kitabevi: </strong>Kuloğlu, İstiklal Cd. No:125, 34435 Beyoğlu/İstanbul</p>

<p><strong>Kitap Dünyası İlahiyat Şubesi: </strong>Aşkan Mah. Aşkan Cad. No: 22/1 Meram / Konya</p>

<p><strong><span style="color:#d35400">Nasıl abone olunur?</span></strong></p>

<p>Aylık Baran Dergisi’ne abone olmak için adres ve irtibat bilgilerinizi telefon yahut mail ile bize bildirdikten sonra abone bedelini yatırmanız yeterlidir.</p>

<p>Abone olmak için irtibat numaramız 0533 166 20 50</p>

<p>1 senelik abonelik ücreti (2025 itibariyle) kargo dahil 1560 TL'dir.</p></p>]]></turbo:content>
      <category>Aylık Baran</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/foto-galeri/aylik-baran-dergisi-kapaklari</guid>
      <pubDate>Sun, 10 Dec 2023 09:46:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2023/03/aylik-baran-dergileri.webp" type="image/jpeg" length="39674"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Baran Dergisi]]></title>
      <link>https://www.barandergisi.net/foto-galeri/baran-dergisi-kapaklari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.barandergisi.net/foto-galeri/baran-dergisi-kapaklari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Haftalık çıkan Baran Dergisi, 783 sayıdan sonra kardeş yayın organı olan Aylık Dergisi ile birleşerek "Aylık Baran" adı altında aylık olarak yayınlanmaya devam etmiştir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Haftalık çıkan Baran Dergisi, 783 sayıdan sonra kardeş yayın organı olan Aylık Dergisi ile birleşerek "<a href="https://www.barandergisi.net/aylik-baran-1-sayi-cikti">Aylık Baran</a>" adı altında aylık olarak yayınlanmaya devam etmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p>]]></turbo:content>
      <category>Baran Dergisi</category>
      <guid>https://www.barandergisi.net/foto-galeri/baran-dergisi-kapaklari</guid>
      <pubDate>Sat, 09 Dec 2023 10:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://barandergisinet.teimg.com/crop/1280x720/barandergisi-net/uploads/2023/03/baran-dergisi-kapaklari.jpg" type="image/jpeg" length="21225"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
