İran ismi Zerdüşt’ün kitabı Avesta’dan “Aryanam” kelimesinden alınma ve Sanskritçe Aryan sözcüğünden gelme. Bu manada İran, eskiye Mecusi-Zerdüşti yıllara dönme arzu ve güdüsünü devletinin ismine ‘İran’ diyerek ilan etmiştir. Malum olduğu üzere, İran’ın eski dini Zerdüştilik-Mecusilik’tir. Bu coğrafya’da yaşayan Farisilerin İslâm'la tanışması sonrasında ise bir kısmı Allah ve Resulü yolunda ‘istikamet ehli’ olarak yola devam ederken diğer bir kısmı fetihler sonucunda oluşan iklimden korktuklarından ‘Müslüman görünümlü’ Zerdüşti olarak yaşamlarını sürdürmüşlerdir. Zamanla kendi içinde terkibi bir hâl alan bu inançlar asimile olmuş ve evrilerek şimdiki Şii inanç ve akidesini doğurmuştur. 

İran’da yaşayanların 2008 verilerine göre % 89’u Şii, % 10’u Sünni ve % 1’i diğer dinlere mensuptur. Bu %1 içerisinde Zerdüşti, Yahudi ve Ortodoks Hıristiyanlar ön plandadır. Yine aynı 2008 istatistik verilerine göre yaklaşık 80 milyona yakın olan İran nüfusunun %61’i Fars, %16’sı Azeri Türk, %10’u Kürt, %6’sı Lur, %2’si Arap, %2 Türkmen, % 1 i ise diğer milletlerden meydana gelmiştir. Bu istatistiğe asimilasyona tabi olmuş, sürgün edilmiş, zorla Şiileştirilmiş topluluklar dâhil değildir.  Bu bilgiler ışığında Sünni sayısının 15 milyonun üzerinde olduğu tahmin ediliyor.

Genel olarak İran’da Ehli Sünnet’i daha çok Kürtler temsil etmektedir. Yaklaşık 15 milyonluk Sünni nüfusun çoğunluğunu oluşturan Kürtler şu şekilde örgütlenmişlerdir: Davet ve'l-Islah Cemaati İhvanu'l-Müslimin kökenli bu hareket 1979 yılında kurulmuş olup kurucusu merhum Allame Ahmet Müftüzade, merhum Nasır Sübhani olup her ikisi de İran ölçeğinde tanınmış Kürt İslâmî hareketinin önde gelen şahsiyetleridir. Biri İran rejimince idam edilirken diğeri ise suikasta kurban gitmiştir. Hebat İslam Devrimi Teşkilatı 1980 yolunda kurulmuş olup “Hebat” kelimesi Kürtçe “kavga” veya “mücadele” anlamına gelmektedir. Kurucusu merhum Şeyh Hıdır Abbasi’dir. Muvahhidun el Ahrar (Özgür Muvahhitler) Cemaati, 1992 yılında Musa İmran liderliğinde kuruldu. Kendisini tevhit ve içtihad hareketi olarak tanımlamakta, “Velayeti Fakih” rejimini yıkmak yerine “İran birleşik halk cumhuriyeti”ni kurmak çağrısında bulunmaktadır. Şems Sünni Müslümanlar Şurası, 1980 yılında Sünni İslami şahsiyetler ve hareketlerin birlikteliğidir. İran rejiminin şiddetli darbesine maruz kalmıştır. Kurucularının çoğunluğu idam edilmiştir. Bazıları emniyet güçlerinin saldırıları ve kovuşturmaları nedeniyle ülkeyi terk etmek zorunda kalmıştır. Hareketin onlarca lider kadrosu İran rejim güçlerince şehit edilmiştir. 

Aralık 1979'dan bu yana yürürlükte olan “İran İslâm Cumhuriyeti” anayasasının onikinci maddesinde: "İran'ın resmi dini İslâm ve Caferi-İsnâ Aşeri (Oniki İmam) mezhebidir ve bu madde sonsuza kadar değiştirilemez" denmektedir. Bu mezhepçi yapı nedeni ile yargı organları Şiî fıkhını esas almaktadır. Başsavcı ve baş yargıç da -tabii olarak- Şiî müçtehitler arasından seçilmektedir. Bu mevzuu ayrı bir başlıkta değerlendirilmek gerektiğinden bu kadarla yetiniyoruz.

İran günübirlik bir devlet değildir. Binlerce yıl geçmişi olan bir tarih ve kültür birikimine sahiptir. Bu çerçevede İran tarihine giriş yapmak bile oldukça zor ve ciddi bir kelime seçiciliği gerektirmektedir. Özet hükmünde birkaç şey söyleyecek olursak;

Bugün İran diye bilinen yerde en eski imparatorluk Elamlıların M.Ö. 1100-600 yıllarında kurdukları imparatorluktur. Elamlıların yerine Medlerin kurmuş oldukları imparatorluğu Persli Keyhüsrev M.Ö. 550 yılında yıkmış ve Anadolu’nun büyük bir bölümü dâhil olmak üzere egemenliği altına almıştır. İskender komutasındaki Yunanlılar, M.Ö. 330 yıllarında bütün İran topraklarını ele geçirdiler. Bundan sonra İran topraklarında Parthların ve Sasanilerin egemenliği devam etmiştir. Sasanilerin çöküşü İslam ordularının İran’ı ele geçirmeleriyle olmuştur.

İRAN İSLAM ORDULARI TARAFINDAN FETHEDİLİYOR

İran toprakları Hz. Ömer döneminde, 636 - 637 yıllarında gerçekleştirilen Kadisiyye ve 642'de gerçekleştirilen Nihavend savaşlarından sonra Müslümanların eline geçti. İran'ın Müslümanlar tarafından ele geçirilmesiyle ülkede köklü değişiklikler gerçekleştirilmiştir. Raşid halifeler döneminden sonra İran'da sırasıyla Emeviler, Abbasiler, Tahiriler, Saffariler, Samaniler, Buveyhiler, Ali Muhtac, Feriguniler, Selçuklular, Moğollar, Harzemşahlar, İlhanlılar, Timurlular, Türkmenler, Safeviler, Zendler, Kaçarlar ve Pehlevi Hanedanı hâkim olmuştur. Bunlardan bazıları İran'ın sadece bir kısmı üzerinde hüküm sürmüşlerdir.

Kısa bir anekdot; Müslümanlar Fars topraklarını fethettiklerinde Hz. Ali’nin oğlu Hz. Hüseyin (Allah her ikisinden de razı olsun) İran hükümdarı Yezdicerd’in esirlerle gelmiş kızı ‘Şehribanu’ ile evlenmişti. Bu evlilik, İranlıların, özellikle Hz. Hüseyin'e sempati duymalarına sebeb olmuştur. Çünkü Hz. Hüseyin’in oğlu Ali ve onun çocuklarının damarlarında dolaşacak kanın, anneleri tarafından, yani kendilerince kutsal sayılan Sasaniler neslinden gelen İran hükümdarı Yezdicerd’in kızı Şehribanu tarafından gelen İranlı birinin kanı olacağı görüşündeydiler. Dikkat edilirse görülecektir ki, Hz. Hasan’a Hz. Hüseyin kadar değer vermez ve anmazlar. Hatta hadlerini aşıp terbiyesizlik ederek Hz. Muaviye ile anlaşarak hilafeti Muaviye’ye bırakması sebebi ile tenkit de ederler. Uzatmayalım; demek ki, Farisîlerin Şiilik iddiasında bulunan kısmının Ehli Beyt taraftarlığında Mecusi-zerdüşti inancın ihyası ve Farisi kavmiyetçilik söz konusudur. Nihayetinde Hz. Hüseyin’in yanında yer almalarında, Sasani soyundan olan Şehribanu’nun çocuklarına karşı besledikleri Fars milliyetçiliğinin de ciddi bir payı vardır.

Bir başka kısa anekdot: Yazımız her ne kadar sadece İran Tarihi üzerine kurulu ise de gündemi daha iyi anlama adına başka bir Şii devleti olan Fatımilere de göz atmak gerek. Haçlılara karşı destanlık bir savaş veren Selahaddin Eyyubî 1171’de, Kızıldeniz sahilindeki liman şehri Eyle’yi fetheder ve Atabeg Nüreddin Zengi’nin isteğiyle 1171’de, Cuma Hutbesini, hasta Şiî Fatımî Halifesi Abid adına değil Bağdat’taki Abbasî Halifesi adına okutur. Selahaddin Eyyubî, Fatımîleri Haçlı emperyalist saldırılarından korumasına rağmen, Şiî-Fatımîler Haçlılarla işbirliği yapıp, kendisine kahpece tuzaklar kurdular, suikastlar tertib ettiler.

Selahaddin Eyyubî tarihe ışık tutacak mânâda, ustaca bir manevrayla tüm Şiî-Fatımî yönetimini imha ederek, Şiî-İsmailî’lerin kalesini Ehli Sünnet’in kalesine çevirdi. Kudüs Hıristiyanlar tarafından, Fatımîlerin elinden alınmıştı. Ancak Şiî-Fatımîler bunu büyük bir kayıb olarak görmemişlerdi. Aksine, Müslümanlığın, en az “Katoliklik” kadar tutucu kesimi olan “Ortodoks” Sünnîlerle savaştıkları için, Hıristiyanlarla ittifaka girdiler. (Tıpkı bugün Irak’ta Haçlılara karşı savaşan Sünnî ve Haçlılarla işbirliği içinde bulunan Şiîler gibi) Kudüs’ü geri alabilmek için Haçlılarla savaşanlar Sünnîlerdi, arkadan vuran ise Şii Fatımiler.

1.Dünya Savaşı'nda Rusya ve İngiltere İran topraklarının tamamını işgal ettiler. Rusya 1917 Bolşevik ihtilalından sonra birliklerini geri çekti. Bunun ardından İran'ın tamamını İngilizler işgal etti. Ancak 1920'de Rus ordusunun yeniden Kuzey İran'a girmesi üzerine İngiliz birlikleri bu bölgeden çekildiler. Rıza Han 1925'te, "Rıza Pehlevi" unvanıyla İngilizlerin yardımıyla İran şahı olunca işgal kuvvetleri bu ülkeyi terk etti. Rıza Pehlevi İngilizlerin İran üzerindeki çıkarlarını koruma görevini üstlenmenin yanı sıra ülkeden tıpkı ülkemizdeki İngiliz işbirlikçileri gibi İslâm'ın bütün izlerini İran’dan silmeye çalıştı. 1935'te kadınların İslâm hükümlerine göre örtünmelerini (tesettürü) yasaklayan kanun çıkardı. 

Rıza Pehlevi'nin II. Dünya Savaşı'nda Nazi Almanya'sıyla işbirliği yapması üzerine 1941'de Sovyet ve İngiliz kuvvetleri İran'ı işgal etti. Bu olay üzerine Rıza Pehlevi tahttan çekilerek yerine oğlu Muhammed Rıza Pehlevi'yi geçirdi. Muhammed Rıza Pehlevi 1953'te çıkan bir iç kargaşa üzerine ülke dışına kaçtı. Kısa bir süre ABD'nin desteğiyle yeniden tahtına dönebildi. Bu olay ABD'nin İran üzerindeki nüfuzunun artmasına vesile oldu. Şah, 1962'de ABD başkanı Kennedy'nin tavsiyelerine uyarak "Ak devrim" adını verdiği bir toprak reformu gerçekleştirmek istedi. Halk bu reforma tepki gösterdi. Humeyni'nin halk nezdinde destek sağlamaya ve liderliğe doğru yol almaya başlaması da bu olayla birlikte oldu. Şahın adamları reforma karşı direnişi kırmak için bazı yerlerde korkunç katliamlar gerçekleştirdiler. Devrimi hazırlayan en önemli sebeplerden biri son zamanlarda Şah'ın özellikle ABD'li yetkililerle fazlaca içli dışlı olması idi. Bu içli-dışlılık devrim sonrasında da üstü kapalı dahi olsa düzenli bir şekilde devam etti. Humeyni’nin ölümü ile birlikte aleni olarak yürütülmeye başlandı. Birazdan değineceğiz.

1902 doğumlu Humeyni, ülke içindeki Batı nüfuzuna, Şah'ın politikalarına açıkça karşı çıktı ve Şii merkezli ‘İslam’ inancının uzlaşmaz bir şekilde devlet politikası olması gerektiğini belirtti. 1960'larda sürgüne gönderilen Humeyni önce Türkiye'de, sonra Irak'ta kaldı. 1978'de Saddam Hüseyin Humeyni'yi Irak'tan kovunca ABD'nin İran'da tekel olmasını istemeyen Fransa ona sahip çıktı. Bir nevi İran’da Fransız ve Humeyni ortak yapımı bir darbe meydana geldi.

HUMEYNİ DEVRİM ARKADAŞLARINI KATLEDİYOR

Fransa’da ki bulunduğu bu süre içinde İranlı Şii lider Humeyni, Şii inancının İran'daki resmi hâkimiyetinden istifade etti. İran kanunlarına göre, Ayetullah'lar dokunulmazdı ve devrim öncesinde de İran, yarı teokratik bir görünüm arzetmekteydi. İçten ve dıştan yapılan pek çok mücadeleler-müdahaleler neticesinde de Humeyni, İran’a hâkim oldu. Şah ailesi İran’ı terk etti ve memleket Mezhepçi holigan bir Şii inancı ile idare edilmeye başlandı. 1979 yılında “İran İslam Cumhuriyeti” adını alan ülkede binlerce Şii olmayan İranlı, devlet aleyhtarlığı ile suçlanarak sorgusuz sualsiz kurşuna dizildi. Bunların başında Humeyni ile birlikte omuz omuza mücadele etmiş Ahmed Müftizade gelmektedir. Sünni bir aileye mensup olan Ahmed Müftizade 1933'te İran Kürdistan'ında dünyaya geldi. Gençlik yıllarında Kürdistan Demokratik Partisi saflarına katıldı. Bu sıralarda hapse atıldı ve çıktıktan sonra adı geçen partiden ayrılarak İslâmi hareket içinde yerini aldı. Bir yandan İslâm ilimlerini öğrenmeye gayret ederken bir yandan da etrafındaki gençleri toplayarak onları İslâmi yönden şuurlandırma çalışmalarını yürüttü. Müftizade etrafına topladığı insanlarla birlikte şah rejimini yıkma mücadelesine katıldı. Yönetim değişikliğinden sonra İran'daki Sünnilerin durumlarının iyileştirilmesi yolunda çaba harcamaya başladı. Ancak yeni yönetim onun bu gayretlerinden rahatsız olarak Müftizade'yi ülkede nifak çıkarmakla suçlayıp 1981'de hapse attı. Müftizade 8 Temmuz 1992'de cezaevinde vefat etti. 

İran Şii Devrimin getirdiği zulüm rejiminin daha iyi anlaşılması adına kısa bir anekdot; Dr. Abdurrahman Qasımlo da tıpkı öncekiler gibi İran kini ve Acem oyunu ile katledilenler arasındadır. Kadı Muhammed kendisini Çıra meydanında asan İranlılar için ‘asla güvenilmez’ demişti de, ne çare ki, her defasında Kürtler ve Sünniler aynı delikten ısırılmıştı.

Qasımlo’nun durumu da bu çerçevede. Humeyni’nin başında bulunduğu siyasi örgütlerle aynı hedefe yaani Pehlevi rejimine karşı mücadele veren Qasımlo, 1979 devriminden sonra Kürtlerin savaş öncesi konuşulan ve üzerinde anlaşmaya varılan haklarını yeni İran Hükümetinden talep etti. Ancak ilan edilen Anayasada buna yer yoktur ve İKDP Komala ile ortak hareket ederek 1979’dan 1984’e kadar silahlı mücadele yürüttü. Binlerce kişinin ölümü ile biten savaş sonrası Qasımlo ve örgüt üyeleri dağlara çekildi ve 1988 kadar süren bir gerilla savaşı başlattı. İran Qasımlo'yu müzakereye davet etti ve ilk müzakere Aralık 1998’de Viyana da gerçekleşti. İran Kürt özerkliğini prensipte kabul ettiğini söyledi ve 20 Ocak 1989’da karara bağlamaya çağırdı Qasımlo'yu. Görüşmeye üç arkadaşıyla giden Qasımlo, İran’ın fikir değiştirdiğini görünce müzakere masasını terketti. Ancak 12 Temmuzda bir kez daha davet edildi. İlk günü iyi geçen görüşmelerin ikinci gününde Qasımlo ve iki yardımcısı müzakere masasında yakın mesafeden sıkılan kurşunlarla öldürüldü. Kürt liderler bir kez daha İran-Acem oyunuyla bertaraf edilmiştir. 

Devrim sonrasında Humeyni idaresindeki İran, Irak ile 22 Eylül 1980’de harbe başlamış ve bu harpte yüz binlerce İranlı ve Iraklı ölmüştür. 20 Ağustos 1988’de Ateşkes ilanı ile savaş sona ermiştir. Âyetullah Humeyni’nin 1989’da ölmesi üzerine aynı yılın Ağustos ayında yerine Ali Hameney seçilmiş, Hameney’in yerine de meclis başkanı Haşimi Rafsancani Cumhurbaşkanı seçilmiştir.

Tabii dikkate değer asıl mevzu Şii Terör Devleti İran’ın kendisine sorulan şu sorulara cevap verememesidir:

Eğer Humeyni’nin yaptığı bir İslâm inkılâbı ise, niye hiç bir Sünni âlim İran’da muhatap alınmıyor? Azınlıklara bile temsil hakkı verilirken Sünnilerden neden esirgeniyor? Niye hapishane ve işkencehaneler Sünni âlimlerle dolu? Sünni medreseler, okullar ve camiler açılmasına neden izin verilmiyor? Sadece Şiilerden önce Kurban Bayramını kutladılar diye Sünniler üzerine estirilen terör neyi nesi? Şimdiye kadar kaç bin Sünni cami kapatıldı, yağmalandı ve âlim idam edildi?

Yahudi Sebe yetiştirmesi İran’ın bu sorulara verecek cevabı yoktur. 

İRAN HER DAİM BATININ DOSTUDUR

Yeryüzünde Müslümanlara yönelik terör saldırılarında en barbar ve en hain kim diye sıralama yapıldığında İran, İsrail’den sonra ikinci sırayı alır.  O kadar ki her ikisinin de yaptığı zulmün, işkence ve kafa kesmenin, tecavüz ve yağmalamanın, sürgün ve kıyımın benzerini tarihte hiçbir iblis ve firavun yapmamıştır. Bugün Irak’ta Müslümanlar, Şiiler tarafından öylesine bir barbarca işkenceye tabi tutulmuştur ki bu teröristlerin eline düşmektense ABD’lilerin Guantanomosu’nu tercih edebilmektedir. Nihayetinde kökleri teröre dayanmaktadır; Abdullah bin Sebe’den beri Yahudi elinde, İslâm’a ve Müslümanlara düşman olarak yetiştirilmişlerdir. Topyekûn tarihleri hep ihanetlerle doludur. Bir kaçını yukarıda anlattık. Ancak, hem bugüne ışık tutsun diye hem de İran hakkında tarihte olan biteni daha iyi anlama adına, Hz. Ömer’e Şii’nin ‘lanet’ etmesini ve bunu ibadetlerinin içerisinde bir cüz haline getirmesini izah edelim. Elbette bunun yanında birçok sahabeye ağır hakaretleri, bilhassa Hz. Aişe annemizin iffetine dil uzatmaları, muta nikâhı ve kadına tersten yaklaşma gibi rezilliklere cevaz vermesi de var. Ancak yazımız tarihle ilgili olduğu için oraları şimdilik geçiyoruz.

Hz. Ömer, Ebu Lülü adlı İranlı bir Mecusi tarafından şehit edilmiştir malumunuz. Peki Ebu Lülü’nün kabrinin –teşbihte hata olmaz- bir veli gibi üstüne saray misali türbe yapıldığı ve her gün ‘dualarla’ ziyaret edildiğini biliyor muydunuz? Ve İran’ın Hz. Ömer’e kininin sadece hilafet sebebi ile olduğunu mu düşünüyorsunuz? Hayır! Tam aksine gönderdiği ordularla darmadağın ettiği Farisi orduları ve fethettiği Fars şehirleri sebebiyledir. Nihayetinde Hz. Ömer yeryüzünü bu Mecusilerin şerrinden ve zulmünden arındırmış ve ateşgedelerini söndürmüştür. Şii hep aynıdır; hakikati daha saf daha makbul olan bir mesele ile perdeleyerek kusar.

Dün İslâma ve Müslümanlara karşı Haçlılarla işbirliğine giren ve Hz. Ömer’den Selahaddini Eyyubi'ye kadar sayısız güzide insana kalleşçe arkadan saldıran İran, bugünde aynı strateji ve ahlâk ile davasını sürdürmektedir. 

Kendilerine ‘Koalisyon Güçleri’ , ‘NATO’ gibi adlar vermiş Haçlı orduları ile işbirliği yaparak Afganistan’da, Lübnan’da, Suriye’de, Irak’ta ve Yemen’de Amerikan askerleri ile birlikte katliamlar ve işgaller gerçekleştirmiş, milyonlarca Müslümanın kanına girmiştir. Amerika’nın Afganistan harekâtını başından beri destekledi, hatta bazen zor durumda kalan NATO askerlerinin kurtarılması için hava sahasının kullanılmasına izin bile verdi. ABD-İsrail-Fransa-İngiltere gibi barbarlarla beraber girdiği Irak’ta taş üstünde taş, baş üstünde baş bırakmamış, şehirleri-köyleri yağmalamış, milyonlarca insanı soykırıma tâbi tutmuştur. Maliki Hükümeti adlı eşkıya yapılanması, Bedir Tugayları, Kudüs Tugayları, Irak Hizbullah'ı, Mehdi Ordusu ve Ölüm Tugayları gibi Şii çeteler ‘Koalisyon Güçlerinin’ savaş makinesi gibi, tarümar ettiği bu yerlere çekirge sürüsü gibi dalıp Irak’ı yakıp yıkmıştır. Bugün, Şii lobilerinin ağ gibi sardığı ülkemizde, Şii lobileri vasıtası ile Şii Terör örgütlerinin işkence ve yağmaları gözden kaçırılmakta ve Emperyalizm destekli medya aracılığı ile Sünniler aleyhine nefret iklimi oluşması sağlanmaktadır. Bir sonraki sayımızda değineceğiz.

İran her daim Batı ve İsrail ile işbirliği halindedir, dedik; Savak elemanlarına eğitim veren, çeşitli işkence aletleri ve dinleme cihazları veren Amerika’dır. Humeyni’nin gerçekleştirdiği ‘Şii devrimi’ neticesi İsrail büyükelçiliği kapatılırken, ABD büyükelçiliği kapatılmamış ve İran petrolü kesintiye uğramadan Birleşik Devletler'in depolarına pompalanmıştır. Amerikalı generaller çalışma yerlerine gitmiş ve o günün gazetelerine yansıyan haberlere göre yedi bin uzmandan hiçbiri İran’ı terk etmemiştir.

Bir sonraki yazımızda bu ilişkileri daha derin olarak incelemek üzere şimdilik kaydıyla yazımıza nokta koyalım.

Kaynaklar

Safevi Tarihi, Abdullatif Kazvini, Birleşik Yay.

İran, Hamid Ahmedi, Küre yay.

Modern İran Tarihi, Ervand Abrahamian,  İş Bankası Yay.

Wikipedia İnternet Sözlüğü.

http://irananaliz.wordpress.com/


Baran Dergisi 408. Sayısı