Dava Taşıyıcısı Gençlik


Bahattin Yeşiloğlu

Bahattin Yeşiloğlu

17 Eylül 2019, 17:52

Anadolu ve gençlik… Gençlik ve Anadolu… Bu toprakların kokusuna aşina olan insanların yüreklerinde yer eden iki tabir. Anadolu nasırlı ellerle, kınalı saçlı ninelerin diyarı. Anadolu; alınları fikir çizgili, yürekleri derin ezgili dedelerin duasına mazhar yeri. Anadolu medeniyetler ocağı veliler bucağı. Anadolu Asya’dan Avrupa’ya, Avrupa’dan Asya’ya geçit yeri. Bu yer olmadan bu yere sahip çıkılmadan, ne Batı Doğu’yu ne de Doğu Batı’yı fethedebilir. Anadolu Haçlıların kutsal toprakları Kudüs’ü elde etmek için nal seslerinin uğultularında yol aldığı mekân. Anadolu aleme nizam vermek cehdiyle yanıp tutuşan mücahitlerin Batı’yı fethetmek ve dize getirmek için yurt edindikleri ocak.

Gençlik ve Anadolu… Anadolu ve gençlik… Gençlik çocuğun geleceği, ihtiyarın geçmişi. Gençlik çocuk ile ihtiyar arasında tıpkı Anadolu gibi bir geçit yeri. Geçit yerlerinin yükü ağır olur. Rabbim kimseye kaldıramayacağı yükü vermez. Vermişse kaldırmalı ve varlık keşfinde meçhul alemi malum kılmalısın. Genç çocuğa tecrübe ve bilgisini aktarırken ihtiyarın tecrübe ve bilgilerinden faydalanmalı, çocuk genç ve ihtiyar arasında ideal birlik ve anlayışı sağlamalı. Aksi takdirde zincirin halkası kopar, tespih taneleri dağılır gider. Gençlik hazine. Hazineler kıymetli olur, kıymetler doğru yerlere harcanmalı. 

Bir mütefekkir “Eğlence ve sefahata dalmış bir millet ihtiyarlamıştır.” der. Buradan mülhem eğlence ve sefahata dalmış birine genç denir mi? Asla. Eser ve çile ile yanıp tutuşan ihtiyara genç denmez mi? Elbette denir. Demek ki dikkat edeceğimiz husus gençlik yaşla sınırlı bir şey değil. Gençlik her şeyden ruhî bir durum. Kalıp edasını aşan bir anlayış. 

Bütün dava adamlarının arzusu ve hayali davalarına bağlı ve sadık gençleri peşlerine takmak olmuştur. Davalarını layıkıyla anlayan gençleri gördüklerinde misyonlarını gerçekleştirdikleri inancını taşımışlardır. Dava gençlerle yürür ve büyür, dava gençlerle heyecan kazanır ve zafer edasına bürünür. O halde her hal ve şartta genç olmalı, yaramızı her an deşmeli ve tazelenmeliyiz. Allah Resûlü’nün çevresini saran sahabe kadrosunun hepsi bir gençtir. Bir büyüğün ifadesiyle biz onları görseydik bunlar deli mi, onlar bizi görselerdi bunlar Müslüman mı derlerdi. Siz bu deliyi kara sevdalıya çevirebilirsiniz. 

Fikirden mahrum yumruk ehli olursan yıkarsın, yapmaya çare bulamazsın; yumruktan mahrum fikir ehli olursan çaresiz kalır, eşya ve hadiselere fikrini nakşedemezsin. Maddî ve manevî medeniyetini ortaya koyamazsın. Evet, genç olarak yumruk ve fikir arasında ilahi meşrepli nikahı kıymalı her ikisini bünyene sindirmelisin. Burada kiminde yumruk ağırlıklı fikir, kiminde fikir ağırlıklı yumruk olarak gözükmek ilahi takdir icabı. O yüzden genç su gibi bir keyfiyete sahip olmalı. An gelir buz kesilmeli, an gelir buhar olup uçmalı, an gelir sıvı gibi berrak akmalı. Yani kısacası gerektiği yerde gerekeni yapmalı. “Fikirse fikir, kavgaysa kavga!” demekten kaçınmadan meydan yerine dikilmeli. Vatanın iç ve dış düşmanlarla olabildiğince kuşatıldığı tarihin en hassas ve girift bir döneminde bunu yapmaya memuruz, buna mecburuz.

Genç kardeşim! Motor gürültüleri, savaşlar, esrar ve eroin dalgaları, fuhuş ve sapıklık, iyi ve kötü değer yargılarının ismiyle unutulmaya başlandığı bir zaman diliminde “fikrin beş para etmez” bir değer hükmüne indirildiği dünya çapı mekanda, yeni bir fikir çağı doğurmaya gebe olmalısın. Gerçek milliyetçiliği, milletin fikirde zaafını görmekle başlayacağı bir dava olarak ele almak ve milliyetçilik adına kabuk ve posa enaniyetinden vazgeçmek ve kavim sevgisini “İslam olduktan sonra” şartıyla düsturlaştırmak; ilimde, fikirde, sanatta her şeyde peygamber ne dediyse gerçeğin ve toplamın onda olduğunu göstererek bu dallarda en üstünler arasında eser ve çilenle yer almalısın. Mademki varım o halde davam da vardır, anlayışı içerisinde yapman gerekenleri en hassas ve en dakik ölçülerle yapıp meydan yerinde izzet ve şerefle dikileceksin. Allah için buğz, Allah için aşk ölçüsüne uygun şekilde baş nefret kutbu ile baş muhabbet kutbunu tayin etmiş olarak tarihi lif lif ayıklayarak gerçek ve sahte kahramanları ortaya sereceksin. Hafızasını kaybetmiş bir insan nasıl gelecek karşısında çaresiz kalır, dost ve düşmanını tanıyamazsa tarihi hafızası düzelmeyen bir millet de istikbale dair ümitleri yeşertemez. Sağlam ve emin adımlarla ileriye dönük hamle gücünü gösteremez. Tarihini en doğru şekilde bilip öğrenmek, en büyük görev aşkın olmalı.

Genç kardeşim! Yüce peygamber diyor ki: “Zaman kısalacak. Bir sene bir ay gibi, bir ay bir hafta gibi, bir hafta bir gün gibi geçecek; bir günün geçmesi ise bir yaprağın yanması kadar çabuklaşacak, hiçbir şeyde bereket kalmayacak.”  

Ahir zaman peygamberinin ahir zaman hadislerinden. Zamanın temposu öyle hızlı ki duygu, düşünce ve irademizin elimizden alındığı anlar silsilesini yaşıyoruz, sele kapılan bir saman çöpü gibi hissediyoruz kendimizi. Değerler geliyor, daha ısınamadan yepyeni değerlerle kuşatılıyoruz önceki değerleri yıkan. Neye inanacağımızı şaşırdık. Tüketecek ve öyle yaşayacaksın. Var olma sürecin ünlülerin rol aldığı reklamlardaki imaja göre belirleniyor. 

İnsanın başlıca üç cihazı var; hazmi (yeme-içme) yani mideye bağlı, tenasül (cinsellik) cihazı karşı cinse meyil olma, dimağ (fikretme) cihazı ilim ve eser doğurma. Tarihin başlangıcından itibaren insan iki yol üzere hayatına yön verir, yaşar. Hazcılık ve fazilet. Hazcı öteleri kurcalamaktan vazgeçmiş bütün hesaplarını bu dünyada yapan, cinsî ve mide cihazını olanca cehdiyle çalıştırmaya çalışan sureten bir insan konumunda. Hazcının hedefinde dimağ cihazı mide ve cinsî cihazın çalışması için görev görür. Çağındaşları ve kapitalistler tarafından oluşturulan bu sistemde, yani hazcı anlayışta dimağ cihazı nohut tanesi kadar küçülmüş, mide ve cinsî cihaz olabildiğince azmanlaştırılmıştır. Hazcı olasın ki fikretmeyesin, her gelen düşünceyi sorgulamadan alasın. Hazcı olacaksın ki tüketim zincirine tamamen eklemlenebilesin, “ben, yalnız ben” derken fert ve cemiyet arasındaki dengeyi kaybedip koyun sürüsü gibi güdülebilesin. 

Biz amenna Müslümanız, fazilete göre yaşamalı, her gelen fikir ve anlayışı dünya görüşümüze göre değerlendirmeliyiz. Biz gücümüz yettiğince sağdan, soldan önden ve arkadan şu kadar evden mesulüz. Hastaysa ziyaret etmeli, iyi temennide bulunmalı, komşumuza duamızla şifa olmaya gayret etmeliyiz. Yaptığımız bir yemeğin kokusunu komşumuz duyarsa onla paylaşmayı bilmeliyiz. Biz aynı yerde oturup yıllarca birbirinden habersiz insanlar yumağı olamamalıyız. Biz komşumuzla selamlaşmalı, gidip gelmeliyiz. Biz komşumuzun öldüğünü apartmanda ceset kokusu her tarafı sardığında öğrenmemeliyiz. Biz fazilete göre yaşayacağız. Hazmi cihazı vücudumuzun diri olması için, cinsi cihazımızı aşkımızın meyvesi yeni nesillere gebe olması için elbette çalıştıracağız. İslam fıtrat dini, bunu inkâr etmez. Bunlar insanın hayatına güzellik katan şeyler, zevkler. Lakin ölçüler var; seni sana bırakmayan, senle yaradan arasındaki perdeleri yırtıp atan, senle yaradanı birbirine yakınlaştıran. Ölçümüz gereği hazmî ve cinsî cihazımız dimağ cihazımızın emri altında olacak. Bu iki cihaz dimağ cihazına teslim olacak ve her dediğini uygulayacak. Az uyu, az ye, az konuş düsturuyla hareket edecek. İnsanı insan yapan hayvandan ayıran unsur akletmesi, fikretmesi ve ahlâkî bir varlık olması. O yüzden dimağ cihazı aziz ve önde tutulmalı. Eğer mide cihazı hedef olsaydı, inek benden çok yiyor diye inek olmak daha iyi olurdu. Eğer cinsi cihazın çalışması gaye yapılsaydı falan filan şu hayvan olmak daha çok çarpıcı gelirdi. Dikkat kesilin hazcılıkta hayvanlaşma meyli artar, duygular kabalaşırken, fazilette insanî hakikate doğru yelken açıp hislerimizi latifleştirip kanatlandırıyoruz.

Genç kardeşim! Yüce peygamber ahir zamana dair şöyle diyor: “Her tarafta şarkıcı ve çalgıcı kadınlar zuhur edecek”, “Erkekler kendilerini kadınlara, kadınlar da erkeklere benzetecekler.” Kainatın yüzü suyu hürmetine yaratıldığı, varlığın tacı peygamberimiz otururken bir genç gelir ve zina yapmak için izin ister. Etrafında dostları, sahabe (örnek nesil) celallenip genci hedef almaktalar. Allah’ın Resûlü gayet sakin, tebessüm eden nurlu yüzüyle gençle konuşmaya başlar. Sahabeye de duygularını yatıştırmak, olacakları izlemek ve hikmet kapılarını ardına kadar açmak kalır. Peygamberimiz gence ablan, annen, halan, teyzen var mı minvalinde sorular sorar ve hepsinden de müsbet cevaplar alır. Güzeller güzeli gaye insan onların zina yapmasını ister miydin sorusuna “hayır” cevabını alır. Gence zina yapacağın kadın birinin annesi, ablası, halası, teyzesi olmaz mı karşılığını verir. Genç sükutun ırmağına kapılmış hakikate yıldırımvari çarpılmıştır. Ve oradan alması gerekeni almış, tövbe kapılarına dayanmış yoluna huzurla koyulur. Sahabe ve genç hikmet diyarında yeni hikmetlere kavuşmuştur. İlahi ferman kendine yapılmasını istemediğin şeyi sen de başkasına yapma demektedir. Sadece bu ölçü göklerde mahyalaştırılsa kalplere kazınsa münasebetlerimizde sorun kalır mı? İnsanlar arasında kavga sürer ve nefret duygularının esamesi okunur mu?

Tesettürlü, tesettürsüz, Müslüman, Müslüman olmayan insanların çok rahat el ele tutuştuklarına, ilahi ölçülere aykırı hareket ettiklerine tanık oluyoruz. Parklarda, otobüslerde, sokaklarda caddelerde olabildiğince insan hedeflerinin yoğun olduğu her yerde iki cinsin uygunsuz hareketleri. Yüzlerinde hiçbir utanma yüz kızarmaya dair belirti yok. Günahlarında nedamet (pişmanlık) unsuru yok. Emin ve ukalalar, özgürlüklerine sonuna kadar sadıklar. Hangi özgürlükse… Birbirlerine olan tutkularını insanların gözleri önünde olabildiğince yaşama arzusundalar. Hâlbuki sevgi ne kadar mahrem planda olursa o kadar değerli ve güçlü olur. Başkalarına yaşam tarzlarını gösterme bir manevi hastalık. Farkında mısınız ne kadar çabuk ayrılıyor, yaralanmış bir kalbe sahip olmadan ne çabuk sevgili değiştiriyorsunuz. Sizinki hayvan özgürlüğü. Bizce hürriyet hakikate esirlik olmalı. Hakikate esir olamazsan azgın nefsinin emrinde günah çukurunda debelenirsin. Tesettürlü kızlarımızı Faruki mizaçlı Hazreti Ömer efendimiz görseydi nasıl celallenirdi. Beynine kan damlayarak bütün öfkesiyle ya bu örtünün hakkını ver yahut bunu çıkar derdi. Bütün mesele neysen ne olmak istiyorsan onun hakkını vermek değil mi? Ehliyetin yoksa araba kullanamazsın tıpa dair eğitimin yoksa tabiplik edemezsin. Yaparsan hem kendine hem de başkalarına zarar verirsin. Tesettür İslâm’ın şiarı. Kadını hakikate esir edip nefsini ruhun emrinde köle haline getiren bir sembol. Tesettür kadın için hürriyetin remzi. O halde bunu ayaklar altına alıcı nasıl hareket eder, zina halde cemiyet planında günahı alenileştirirsin. İslam’ın izzet ve şerefini korumaz kendi şahsında maskara haline getirirsin. Yazık ki yazık kendine gel güzel kızım. Tesettür seni örter, perdeler. Örtü ve perde ile sır dairesine girer, erkek tarafında efsunlu gözükür ve cazibeli olursun. Örtü kadını erkek gözünde kıymetlendirir, hor ve hakir bakışlardan muhafaza eder. Cemiyette gördüğün binlerce hadise bu tanıklığı sana her gün fazlasıyla yaşatmıyor mu? Hangi kadınlar değersiz, erkeklerin lafına ve kötü bakışlarına maruz kalıyor. Tesettür kadında erkek tarafından haşyet ve hürmet ifadesi belirtir. Erkek düğmelerini ilikler ve kendine çeki düzen verir. Nihaî manada tesettür içinde kadın şahsiyeti ve duruşuyla belirleyici. 

Sevgide seven seveni kıskanmalı. Seven sevilenin gözlerinde billurlaşmalı. Sevgide her iki taraf da avcı ve avlanan olmalı. Kim avcı kim avlanan sorgulanmamalı. Her iki halden de mesut olunmalı. Sevgi ölçülerle yaşanmalı, göz planına dikilmemeli. Göz planına dikilirse başkalarını tahrik etmez misin? Onların kötü niyet ve hedeflerine maruz kalmaz mısın? Sevgide kadın sarılan, erkek saran olmalı. Erkek eksiğini giderip kadın gurbet hayatını sona erdirmeli. Biri maviliklerde yüzerken diğeri sabah vaktinde güneşin sıcaklığını duymalı. Erkek koşmalı, kadın koşturmalı. Erkek bulmalı, kadın buldurmalı.
Velhasıl biri Mecnun diğeri Leyla olmalı. Leyla olmadan Mecnun’u beklememeli, Mecnun olmadan çöllere düşmemeli. Mecnun ve Leyla oldun mu bak o zaman visal olmak neymiş görürsün ve tüm geçmiş yaşantına yanarsın. 

Öyle bir devirdeyiz ki kızların erkeksi, erkeklerin kızvari görünüşlerine tanıklık ediyoruz. Erkekte olması gereken gösterişten uzak sade ve güzel, lisanı ve yiğitliğiyle cezbedici olması. Artık erkekler ayna karşısında kadından daha çok vakit ayırır hale geldi. Bu tipler yok metroseksüel, şu bu diye isimlendiriliyor. Gerçekte erkekten ve kadından başka her şeye benziyorlar. Kimliksizleştiklerinin ve yozlaştıklarının farkında değiller. Süslenmesi gereken kadın, sade olması gereken erkek. Her ikisi de ancak böyle güzel oluyor. Her iki cinsin bütün ukdesi dışa dönük bedeni hedef alıcı faaliyetler. İçine bakan, kalbini tezkiye eden ve çeki düzen veren yok. Halbuki bedenle ne kadar meşgul olsan sonunda zamana yenilip solacak ve pörsüyecek. Gençliğinden ve diriliğinden eser kalmayacak. Kalp öyle mi? Rabbimizin nihaî mânâda nazarına hedef. Her şey kalbimizdeki niyete göre değerleniyor. Kalbi güzel olanlar seviliyor. Kalbi güzel olanlar dost bulup dost oluyorlar. Kalbi güzel olanlar bir yastıkta kocayıp her gün birbirine güzel ve içli duygularla bakıyorlar. Kalbi güzel olanlar sessizlikte zaman ve mekân ötesinin dilini konuşabiliyorlar.

Genç kardeşim! Yaşı ellilere gelmiş biri olarak buradan bütün yüreğimle size hitap etme telaşındayım. Kim bilir, belki de sizin anneniz ve babanız yaşındayım. Evet, biz sizden önceki nesiller olarak televizyon denilen sihirli bir kutu ile tanıştık. Bu sihirli kutuyu evimizin baş köşesine oturttuk. Yemek yerken, misafir ağırlarken her daim gözlerimiz ve kulaklarımız ona kapılarak muhatap olduk. İzleye izleye günah dediklerimizi kanıksayarak alışkanlık haline getirdik. Boşanmış ve ahlâkî bir erdemi olmayan sanatçı müsveddelerinin evlilik programlarında evliliğe dair akıl aldık. Kıçı başı açık kadınların programlarında “Hocam İslâm’da bu var mı, İslâm bu husus üzerine ne diyor” diye soruların karşısında dine dair fetva ve anlatımlarda bulunan hoca kılıklı tiplerle dinimizi öğrendik. Ardımıza baktığımızda bütün değerleri yitirdiğimizi gördük, yine de tedbir alamadık. 

Şimdi seninle birlikte televizyondan beter cep telefonu ve bilgisayarla muhatabız. Annemiz kaybolsa, evladımız yitse cep telefonu kaybolmuş kadar çırpınmayız. Herkes odasına kapılmış sabaha dek bütün dikkatiyle usanmadan bu aletin başında vakit tükettiğinin farkında değil. Ne aile kaldı, ne sohbet, ne de yediklerimizde bir tat… Haddini aşan her şey zıddına inkılap eder. Yani size vermek istediklerinin tersine bir durum oluşturur. 

Parkta yürüyorum, gençler yıldızların ürpertici görüntüsünden habersiz, rüzgarın saçlarını okşamasından ve tenini öpmesinden yoksun, cep telefonu başında ona bağlı vakit geçiriyorlar. Birbiriyle sohbet etmiyorlar, her ikisini de birbirine bağlayan cep telefonu. İnsan eserinin mahkûmu. İnsan eserini putlaştırmış, kendinde ve kainatta olan birçok şeyin mucizeliğinin farkında olmadan cep telefonu hayranı. Gözü kulağı yeni model çıksa da alsam ve hava atsam sanal dünyada yaşamımı sürdürsem. En büyük davamız makineleşme-teknoloji davasını halletmek olmalı. Teknolojiye esir olmadan onu mahkum edici imanî müeyyideye kavuşmayı gerçekleştirmeliyiz. Peki o imanı müeyyide ne? Elbette ötelere de göz dikici bu dünyanın da hakkını verici İslâm. Son ve kamil din. Hiç ölmeyecekmiş gibi bu dünya için, hemen ölecekmiş gibi öteki dünya için çalış diyen İslâm. Burası yalan dünya, fani yer. Asıl vatan olarak ahireti gösteren, burada ne yaparsan yap doymak yok, her şey eksik ve kesik diyen İslâm. Gelin her şeyi yeniden keşfedercesine, baştan öğreniyormuşçasına hazinemize eğilmeye. 

Allah’ın selâmı üzerinize olsun…   



Baran Dergisi 661. Sayı

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.