Ne Yediğimizden Haberiniz Var mı? -II-


M. Taha İnci

M. Taha İnci

23 Mart 2017, 16:04

(GDO’lar)
Hepimiz GDO’yu duymuşuz ve hakkında az çok bilgiye sahip olmuşuzdur fakat nedense Türkiye’de bunun üzerinde ciddi bir şekilde durulmamıştır. Yediğimiz birçok üründe katkı maddeleri olduğu gibi, GDO katkısı olan birçok da ürün var. Bitki yahut hayvanlardan alınan genlerin, aynı özelliği taşımayan bitkiye yahut hayvana aktarılmasına Genetiği Değiştirilmiş Organizma (GDO) deniliyor. Bir canlıdan diğerine gen aktarımı dediğimiz GDO ile elde edilen ürünlerin insan sağlığını ciddi derecede etkilediği, GDO’nun hem tabiatı, hem de insanın dengesini ciddi boyutta bozduğu ortaya çıkmıştır. 1982’den beri genetiğiyle oynanmış ürünlerin pazarlanması yapılmaktadır. 2000’de bilim adamları ilk kez GDO’lu tütünden sonra GDO’lu pirinç üretmeye başlamıştır. Bu tarz çalışmalar artarak sürmektedir.

İÜ Onkoloji Enstitüsü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Yavuz Dizdar, yaptıkları deneylerde GDO’lu yem yiyen farelerde farklı tümörler görüldüğünü açıklamıştır. ABD’de 10 doktor, Türk kökenli ABD’li doktor Mehmet Öz’ün Columbia Üniversitesi’nden kovulması için mektup yazdı. Öz, marketlerde satılan yiyeceklerin üzerinde GDO’lu olup olmadıklarını belirten ibareler yer almasını istemişti. Bundan dolayı Öz’ü hedef alan 10 doktorun GDO’lu gıda üreten firmalarla yakın bağları olduğu ortaya çıktı. Mektubun imzacılarından, Stanford Üniversitesi’ne bağlı çalışan Doktor Henry Miller, aynı zamanda GDO’lu ürünlerin müdafii. ABD, GDO ürünlerinin yüzde 50’sinden fazlasını üretiyor. En çok ürettikleri GDO’lu ürünler ise mısır, soya fasulyesi ve şeker pancarı. Aynı zamanda domates, patates ve pirinç de genetiği değiştirilmiş bitkilerden... Patates, pamuk, buğday başta olmak üzere yonca, kanola, mercimek, kavun, erik, pirinç, ayçiçeği, tütün ve domatese varıncaya dek pek çok tarım ürününde GDO bulunmaktadır. Kısaca un, şeker, yağ, pirinç gibi ürünler GDO tehlikesi altında.

İşlenmiş gıdada GDO’lu soya var
BM Tarım ve Gıda Örgütü (FAO), 2011 itibarıyla sadece biyo-teknoloji tohum piyasasının 13,2 milyar dolara ulaştığını açıkladı. En çok üretilen GDO’lu ürünlerin değerinin yıllık 160 milyar doları bulduğu da aynı açıklamada söyleniyor. Tarımda Biyo-Teknik Uygulamalar Uluslararası Merkezi (ISAAA)’nin verilerine göre 2010 itibarıyla tüm dünyada genetik değişime uğramış bitki en çok ABD’de yetiştiriliyor. ABD’de 66,8 milyon hektarlık alanda GDO’lu bitki üretilirken, Brezilya’da 25,4 milyon, Arjantin’de 22,9 milyon, Hindistan’da 9,4 milyon, Kanada’da 6 milyon, Çin’de 3 milyon hektarla GDO’lu bitki üretiliyor. ISAAA’nın araştırmasına göre 29 ülkede 25 milyondan fazla çiftçi, GDO’lu tohumlar kullanarak tarım yapıyor. Bu çiftçilerin 6,5 milyonu Çin’de, 6,3 milyonu ise Hindistan’da yaşıyor. İşlenmiş gıdaların tamamında genetiği değiştirilmiş ürünler bulunuyor. Araştırmalara göre; “Soya fasulyesinin yüzde 93’ü, şeker pancarının yüzde 74’ü -Genetiği değiştirilmiş şeker pancarı, toplam şeker pancarı üretiminin yüzde 90’ını oluşturuyor. Dünya üzerinde satılan şekerin yüzde 74’ü ise genetik değişime uğratılmış şeker pancarından üretiliyor- ve mısırın yüzde 88’inde GDO kullanılmış. Soya, hidrojenize edilmiş yağ, lesitin, emülgatör, tokoferol (E vitamini) ve protein gibi çeşitli isimler altında tüm işlenmiş ürünlerde kullanılıyor. Dolayısıyla süpermarketlerde satılan işlenmiş gıdaların yüzde 90’ında genetiği değiştirilmiş soya yer alıyor. Genetik değişime uğratılmış mısır, özellikle hayvan yemlerinde kullanıldığı için et ürünlerini etkiliyor.”

BM GDO’ya izin veriyor mu?
GDO’lu ürünler için uluslararası bir yasal düzenleme yapılmış değil. Çünkü GDO’nun merkezi ABD. Ve ABD’nin boyunduruğu altına giren devletler de bunu sorgulayamıyor. BM, GDO’ların zararlarını ve dışarıya pazarladıkları GDO’lu ürünlerin riskleri hakkında bilgi vermeyi istiyor. BM elinde olan GDO şirketleri sizce ithalatçı ülkelere ürünlerde genetiği değiştirilmiş canlı organizma kullanılıp kullanılmadığı konusunda bilgi veriyor mudur? Yahut bilgi veriyorsa ithalatçı bunu ne kadar kaale alıyordur? GDO’lu ürünü üretmeye izin veren şirket bunun riski konusunda bilgi verse ne olur vermese ne olur! O öyle veya böyle BM’den geçecek.

BM Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) ve Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından ortaklaşa kurulan Codex Alimentarius Komisyonu, GDO’lu ürünlerdeki riskleri dünya çapında geçerli olacak şekilde belirliyor. Türkiye de bu mevzuata uymak zorunda, Codex denen örgüte bağlı olduğu için. Yapay gıdaları, katkı maddelerini, zehirli katkıları piyasaya süren bu örgüt; GDO’nun insan sağlığı üzerindeki etkilerini standartize ederek belirlemeye çalışıyor. Ve bunu insan sağlığını tehlikeye atacak birçok ürüne göz yumarak yapıyor. Codex Alimentarius Commission veya diğer adıyla Uluslararası Gıda Komisyonu olan bu dev örgütün gerçek amacı geleneksel gıdaları yok etmek, farklı ad ve görünümlerde besin değeri sıfır olan benzer gıdalar ürettirmektir.

Ünlü markalarda GDO var
2013’te bir TV kanalında düzenlenen bir programda Mehmet Ali Önel, 30 ürünü test etti ve ürünlerde GDO’ya rastladı. Önel ve ekibi, hayvan yemi olarak yurda giren GDO’lu ürünlerin gıdalarda katkı maddesi olarak kullanılıp kullanılmadığını araştırdı. İstanbul genelinde faaliyet gösteren ünlü marketlerden 30 farklı numune toplandı. Bu numuneleri TÜRKLAB üyesi yetkili laboratuvarlarda analiz ettiren program ekibi çikolatadan et ürünlerine kadar çeşitli kalemlerde üründe GDO taraması yaptırdı. Analizler sonucunda numunelerin çoğunda kansere yol açtığı bilimsel raporlarla kanıtlanan GDO’lu katkı maddelerinin kullanıldığı ortaya çıktı. Markaları bilinen fakat açıklanmayan ürünlerin listesi ise şöyle: 3 dondurma markası, 1 salam markası, 3 sosis markası, 5 çikolata markası, 4 hazır köfte markası, 6 un markası, 1 kıyma markası, 1 mısır gevreği markası, 1 mısır çerezi markası, 1 mısır cipsi markası, 1 hazır domates çorbası markası, 1 nişasta markası, 1 konserve mısır markası ve 1 domates salçası markası...

Şimdi şu soruyu soralım: Türkiye’de hayvan yemi dışında GDO’lu ürünlerin, ithalat ve tarımı yasak olduğu halde nasıl bu kadar GDO’lu ürünle karşılaşıyoruz? Sadece bu da değil; aşağıda vereceğimiz kodlarda onlarca GDO’lu katkının ürünlere sokulduğunu göreceğiz.

Fareler GDO’dan kanser oldu
2012’de uluslararası “Food and Chemical Toxicology” dergisinde yayımlanan bir araştırmaya göre, GDO’lu mısırla beslenen farelerin çoğunun kansere yakalandığı ortaya çıktı. Kanser olan farelerde dişiler meme tümöründen, erkek fareler ise böbrek ve karaciğer sorunlarından ya kanser oluyor yahut ölüyor. Fransız bilim adamlarının 2 sene süren araştırmasında, genetiği değiştirilmiş mısırla beslenen farelerin daha genç öldüğü ve daha sık kansere yakalandığı görüldü. Dişi farelerdeki tümörlerin ise pinpon topundan büyük olduğunu vurgulandı. 26 Eylül 2010’a kadar ürünün üzerine ‘GDO yok’ ‘GDO içermez’ ibaresini bulundurmak yasaktı. Bizzat Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı haksız rekabet oluyor düşüncesiyle yasaklıyordu. Kime rekabet, kimle rekabet? Tabi ki GDO’lu ürün satanlara. Bunu yasaklamak yerine doğal yemlerle beslenmeyip millete GDO’lu yemlerle beslenen tavukları pazarlayan şirketlere yasak getirseymiş hiçbir şekilde rekabet de yaşanmamış olacaktı.

GDO’lu tohum pazarı, ABD’li firmaların elinde ve Türkiye’deki birçok şirket de bu firmalarla ortak... Bu fimalar, Türkiye’ye çok rahat ilaç, gıda ve temizlik malzemeleri ihraç edebiliyor. 2010 yılında kabul edilen Biyogüvenlik Kanunu’na göre Türkiye’de GDO tarım ürünlerinin üretimi yasaklandı. Ancak GDO’lu yemlerin ithalatı serbest. İthalatı serbest olan 22 adet GDO hayvan yemi çeşidi bulunuyor. Bunların 17’si mısır, 5’i ise soya çeşitleri.

GDO’lar sadece yem amaçlı mı?
Biyogüvenlik Kurulu, 2015 yılında hayvan yeminde kullanılan soya ve mısırdaki 8 genetiği değiştirilmiş organizmaya izin verdi. Türkiye’de girişi yasak olan bu genlere verilen izinle yem üreticisinin hammaddeye ulaşımı kolaylaşacağı ve gümrük kapılarındaki bekleme süresinin ortadan kalkacağı söylendi. Buna göre; 300 dolara alınan yemin tonu da ABD’den 260 dolara temin edilebilecekti. Resmi Gazete’de yayımlanan GDO kararı üzerine GDO’lu 6 mısır, 2 soya çeşidi ve ürünlerinin hayvan yemlerinde kullanımına yönelik ithalat yapılabilmesine izin çıktı. Ürününe GDO bulaşmış üreticilere ceza gelirken bu kararla birlikte cezalar da kalkmış oldu. Bilimsel araştırmalarda GDO’lu yem yiyen hayvanın eti, sütü ya da yumurtasında GDO tespiti yapılamadığı söylenirken bir başka bilimsel araştırmalarda GDO tespiti yapıldı. GDO, Türkiye’de sadece hayvan yeminde kullanılırken (GDO hayvan yemine serbest olmakla birlikte birçok gıda da bulunuyor), ABD’de birçok üründe kullanılıyor.

Sabancı Üniversitesi’nden Prof. Dr. Selim Çetiner, GDO taraftarı grupta yer almasına rağmen Biyogüvenlik Kurulu’nun GDO onaylarına katılmadığını söyledi. Çetiner, piyasadan aldığı 51 yemin 50’sinin GDO’lu çıktığını, kurulun bilimsel davranmadığını, AB mevzuatıyla uyumlu olmayan Biyogüvenlik Kurulu’nun, etiketlemeye gelince AB’nin prensibini uyguladıklarını dile getirdi. İtalya’da Catania Üniversitesi Biyomedikal Bilimleri Bölümü’nden Agodi, Barchitta, Grillo ve Sciacca’nın yaptıkları araştırmaya göre; marketlerden alınan 12 markaya ait 60 farklı süt örneği analize tabi tutuldu. Analiz sonucu GDO’lu mısır ve soyayla beslenen hayvanlardan elde edilen bu sütlerin yüzde 25’inde GDO’lu DNA parçalarına rastlandı. Pastörizasyon işleminin dahi bu GDO’lu DNA zincirini parçalayamadığı tespit edildi. GDO’lu yemlerin, hayvan dokusuna geçtiğini ve bilimsel araştırmaların da gösterdiği şekilde hayvanın bundan zarar gördüğü ortaya çıktı. İtalya’daki Cattolica S. Cuore Üniversitesi’nde yapılan araştırmada GDO’lu yemle beslenen hayvanların kanında, karaciğerinde, dalağında ve böbreğinde GDO’lu DNA’lar tespit edildi. Phipps, Deaville ve Maddison’ın yaptığı araştırmada ise ineklerin sütlerinde, kan ve dışkıları ile oniki parmak bağırsaklarında transgenik bitki DNA’sına rastlandı.

GDO’lu Ürün Her Şeye Zararlı
2015’te Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığınca, Bakan Mehdi Eker’in “GDO zarar verirse hayvana verir, insana bir şey olmaz’’ şekildeki açıklaması mantıksız. Çünkü zaten bir ürün önce hayvanda deneniyor daha sonra da insana veriliyor. Ki GDO’lu ürünlerin fareleri kanser ettiği ve böylesi yemleri yiyen hayvanlarda bağırsak ve karaciğer sorunları yaşandığı gözlemlendi. Bu açıklamayı yapan bakanın veteriner olması ironik. Türkiye’ye zamanında ithal edilen etler hem GDOlu yemlerle beslenmişti hem de radyasyona maruz bırakılmıştı. Mevzuya insan sağlığı açısından hiç bakılmamış ve kar amacıyla ürettikçe üretmişler. Kısacası GDO’lu ürün sadece insana değil, her şeye zararlı.

Somon Balığında GDO Var
Artık GDO balıklara da bulaştırıldı. Amerika’da GDO’lu somon balığı ortaya çıktı. Aqua Bounty Biyotechnologies firmasının 2012’de yaptığı başvuru üzerine Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi FDA, Beyaz Saray’ın da olumlu yaklaşımı üzerine genetiği değiştirilmiş somonların satışına izin verdi. Firma büyüme hormonu ve antifiriz geni eklenmiş GDO’lu somon balıklarını ABD ve Kanada’da kurduğu dev tanklarda üretip birçok ülkeye satıyor. GDO’lu balıkların dondurucuda kendiliğinden 2 kat büyüdüğü konusunda da şikayetler geldiği olmuştu. İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi’nden Prof A. Âdem Tekinay, GDO’lu balıkların GDO’lu soya ve mısır ile beslendiğini açıkladı. Bu balıklara ürettikleri yeni gen enjekte edilerek hızlıca büyümesi sağlanıyor. Transgenik balıkların nehir, göl ve denizlere salınması durumunda tabiî türleri de değiştirebilir. Bu yüzden vatandaşın balık alacağı zaman yeterli büyüklükte alması gerekiyor.
Kanada’da yapılan bir araştırmada ise hamile kadınların ve fetüsün kan hücrelerinde GDO’lu yiyeceklerden kaynaklanan pestisit kalıntılarına rastlandı. Pestisit, zararlı organizmaları engellemek, kontrol altına almak ya da zararlarını azaltmak için kullanılan madde ya da maddelerden oluşan karışımlardır. Pestisit, kimyasal bir madde, virüs ya da bakteri gibi biyolojik bir ajan, antimikrobik, dezenfektan ya da herhangi bir araç olabilir. GDO’lu bileşikler insanın biyolojik yapısını ve doğal gelişimini olumsuz etkiliyor.

Mısırın genetiği değiştirilmiş
Nişasta Bazlı Şekerin ana maddesi mısırdır. Türkiye’ye ithal edilen tonlarca mısırın genetiği değiştirilmiştir. Mısır’dan elde edilen nişasta bazlı şeker, günümüzde kullanılan hemen hemen her gıdaya katılmış durumda. E kodlarında da vereceğimiz üzere GDO’lu birçok nişasta türünün birçok gıdaya katıldığını göreceksiniz. Nitekim glikoz dediğimiz ve her tatlı gıdada bulunan şeker de bu mısırdan elde ediliyor. Yediğiniz çikolatalar, gofretler, bisküviler ve içtiğiniz gazlı içecekler (özellikle kolalar) GDO’lu glikozdan ve GDO’lu soyanın yağından yapılıyor. GDO’lu soya olan Lesitin (E322) bisküviden keke, şekerlemelerden çikolataya, tatlılardan soslara, et ürünlerinden çocuk mamalarına kadar tüm endüstriyel ürünlerde yaygın olarak kullanılıyor. Bu verdiğimiz örneklerden sadece biri. GDO’lu olan E kodlarına baktığınız zaman ne kadar çok GDO’lu ürüne izin verildiğini de görmüş olacaksınız. Doğal şeker varken yapay şekerler piyasaya sürülüyor. Sadece sağlığımızın bozulması bir yana Türkiye’deki çiftçiye de darbe vurulmuş oluyor. Bugün markete girip her hangi bir paketin arka yüzündeki içindekiler kısmına baktığınızda gerçek şeker yerine nişasta, sakarin, aspartam gibi yapay tatlandırıcılar bulunuyor. Bir örnek de çok meşhur olan marketler zincirine ait bir kolanın içindekiler kısmında yer alan bilgilerden verelim:

X kola-içindekiler: Su, şeker (sakkaroz) Glikoz şurubu, Früktoz şurubu, Karbondioksit, Renklendirici (Karamel), Asitliği düzenleyici (Fosforik Asit), Aroma vericisi, Koruyucu (Sodyum Benzoat), Kafein. Şimdi bu katılan zararlı ve zehirli maddelerin dışında hiçbir yararlı katkı maddesi yok. Bildiğiniz zehir içiyoruz. Ve bu zehrin üzerinde “Türk Gıda Kodeksine uygun olarak üretilmiştir” yazısı da bulunmuyor. Sadece marketler zincirinin kurmuş olduğu veya anlaşmalı olduğu X A.Ş’nin ismi bulunuyor.

Artık E Kodları Etikete Yazılmıyor
Aşağıda yer alan E kodların tamamında GDO bulunuyor ve birçok Avrupa ülkesinde yasaklanmışlar. Aldığınız her hangi bir üründe bu kodlardan birini görürseniz GDO’lu olduğunu anlayabilirsiniz. Ürünlere E kodları koyup koymamak serbest olduğundan dolayı ürünlerin hemen hemen çoğunda E kodlarını da bulamazsınız. Haliyle kodlardan önce kodlarda yer alan GDO’lu ürünleri buraya sıralayalım:

Alkali Karamel, Alfa-Beta-Gama Karoten, Likopen, Propionat Asit, Sodyum Propionat, Kalsiyum Propionat, Potasyum Propionat, Borik Asit, Malik Asit, Askorbik Asit, Sodyum L-Askorbat, Kalsiyum Askorbat, Tokoferolce Z. Ekstakt, Alfa Tokoferol, Gamma Tokoferol, Delta Tokoferol, Oktil Gallat, Lesitin, Sodyum Laktat, Potasyum Laktat, Laksiyum Laktat, Sitrik Asit, Sodyum Sitrat, Potasyum Sitrat, Mono Di ve Tri Kalsiyum Sitrat, L-(+) Tartarik Asit, Metatartarik Asit, Kalsiyum Tartarat, Propan 1-2 aljinat, Ksantan Zamkı, Jellan Zamkı, Sorbitol, Mannitol, Gliserin, Polioksietilen -20- sorbitan monolaurat, Polioksietilen -20- sorbitan mono-oleat, Polioksietilen -20- sorbitan monopalmitat, Polioksietilen -20- sorbitan tri stearat, Amonyum Fosfatlar, Brım Yağı (BVO), Sakkaroz Asetat Izobütirat, Gliserol Ester, Beta-siklodekstrin, yağ asitlerinin tuzları, Yağ asitlerinin mono ve di gliseritleri, Yağ asidi Sukroesterler, yağ asidi Sukrogliseridler, Yağ asidi Poligliserol esterleri, Yağ asidi Poligliserol polirisinolat, yağ asidi propilenglikol esterleri, Laktik Asit gliserol ve propilenglikol esterleri, Esterifiye edilmiş soya yağı, Sodyum Stearol Laktat, Kalsiyum Stearol Laktat, Stearil Tartarat, Stearil Sitrat, Sorbitan Mono Stearat, Sorbitan Tri Stearat, Sorbitan Mono Laurat, Sorbitan Mono oleat-palmitat, Stearik Asit, Amonyum Stearat, Magnezyum Stearat, Alüminyum Stearat, Glukonik Asit, Glukonodeltalakton, Sodyum Glukonat, Potasyum Glukonat, Kalsiyum Glukonat, Ferro Glukonat, Ferrolaktat, Glutamik Asit, MGS Mono Sodyum Glutamat, Kalsiyum-Amonyum-Magnezyum Glutamat, İnosinik Asit, Sodyum İnosinat, Di-Potasyum İnosinat, Kalsiyum İnosinat,Klasiyum Ribonükleotidler, Di-Sodyum Ribonükleotidler, Aspartam, İzomalt, Taumatin, Neotame, Aspartam-Asesülfam tuzu, Maltitol, Ksilitol, Eritritol, Amilaz, İnvertaz, Lizozim, Polidekstroz, Dekstrin, Ağartılmış nişasta, Okside nişasta, Mono Nişasta Fosfat, Dİ-Nişasta Gliserol, Di Nişasta Fosfat, Nişasta Asetat, Hidroksipropil nişasta, Nişasta sodyum oktenil suksinat, Trietil Sitrat, Gliserol Mono Asetat ve Benzil Alkol... 

E150, E160a E160d, E280, E281, E282, E283, E284, E296, E300, E301, E302, E306, E307, E308, E309, E311, E322, E325, E326, E327, E330, E331, E332, E333, E334, E353, E354, E405, E415, E418, E420, E421, E422, E432, E433, E435, E436, E442, E443, E444, E445, E459, E470, E471, E472, E473, E474, E475, E476, E477, E478, E479, E481, E482, E483, E484, E491, E492, E493, E494, E495, E570, E571, E572, E573, E574, E575, E576, E577, E578, E579, E585, E620, E621, E622, E623, E624, E625, E630, E631, E632, E633, E634, E635, E951, E953, E957, E961, E962, E965, E967, E968, E1100, E1103, E1105, E1200, E1400, E1401, E1402, E1403, E1404, E1410, E1411, E1412, E1413, E1414, E1420, E1421, E1422, E1423, E1440, E1441, E1442, E1450, E1451, E1452, E1505, E1516, E1517, E1518, E1519...

Baran Dergisi 532. Sayı
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.