Ölüm Odası B-Yedi: Daima “O ve Ben” (362)

Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu’nun dergimizde tefrika edilen, dünya ve kainat plânını farklı bir veçheden ve farklı bir üslupla ele alan eseri Ölüm Odası B-Yedi’nin 362. bölümünün alt başlığı “Daima -O ve Ben-”...

Ölüm Odası B-Yedi: Daima “O ve Ben” (362)

ÜSTADIM’ın, “Çile” isimli şiirinden: Sanki burnum değdi burnuna yokun / Kustum öz ağzımdan kafatasımı!”

*

BİRİNCİ Mısra’ın Ebcedi: 997: Zİ-N NUR-Nurlu, ışıklı. Parlak. Bahtiyar. (Sanki: 166: Yok’un… İspanyolca, El Carnet De İdentidad-Hüviyet Cüzdanı: 1166: Sfoho-Süryanice, “Karşılama”; İstikbâl etme… Süryanice, Cdamo L’colam-Ebediyen: 3166: Rahman Sûresi 19-20. âyetleri)… İKİNCİ Mısra’ın Ebcedi: 1673= 674: MEHDÎ DERVİŞ MUHAMMED… SALİH İzzet Erdiş: 1674: MEDHAL-Takdim. Dahil olacak yer. Mukaddeme. Esere başlangıç. “Kaptan Kusto Müslüman / Dünya Çapında Bir Hâdise”. (İstikbâl İslâmındır’ı okurken, Yevmiye: 40 senelik Büyük Doğu emeğini, başlangıç kabul edebiliriz!)… TOPLAM EBCED: 1671: MEHDÎ DERVİŞ MUHAMMED.

*

ÜSTADIM’ın, Esseyyid Abdülhakîm Arvasî Hazretleri merkezinde yazdığı “O ve Ben” isimli eserinde, YİNE RÜYA başlıklı bölüm: Efendi Hazretleri’ni tanıdıktan sonra ve bu –şimdiki– hâlden evvel, kendimi muvazeneli sandığım demlerde gördüğüm başka bir rüyâ… Evimize giden iki taraflı ağaçlık yolda gece karanlığında yürürken, ağzımdan balon gibi şeffaf bir şey çıkıyor. Küçük bir balon, ceviz büyüklüğünde; derken elma, derken ayva… Nihayet kafa büyüklüğünde. Balonu iki avucumun içinde tutup bakıyorum: Dehşet! Kafatasım!.. Kafamı da, içi boş bir zar, neredeyse patlayacak bir zar hâlinde ve yerinde hissediyorum… Aman!.. Buhran gecesinde olduğu gibi, bütün enerji mevcudumla kafatasımı yutuyorum ve yerine iade ediyorum… “Çile” şiirimdeki hayâlin aynıyle vakıası… Demek ki oradaki, benim bulduğum bir teşbih değil, gördüğüm bir şeymiş… Çıkmış mıydı ayniyle rüyâmda?..

*

Süryanice, QARD-Kabak. (Kedu-Kabak. Kafatası: 30: Eydiyye-Nimet. Eller… Müşahhas-Nev’i, cinsi anlaşılmış. Şahıs hâline girmiş, şahsiyeti belli olmuş. Şahıslanmış, teşhis edilmiş: 30: Yek-Bir, münferid. Bir oluş, birlik… İngilizce, Skull-Kafatası: 196: Skul-İngilizce’de okunuşuyla, “Ekol-Okul”; Büyük Doğu/İbda): 212: PÎR. (Yevmiye: Elime bir genç geçti, pîr geçti!)… Lâtince, SOMNİUM-Rüyâ: 212: BİR-Arnavutça, “Oğul”; erkek evlâd. Genç adam. “Bey” denilen dişi bir arı ile birlikte ayrılıp ayrı bir kervan kuran arı topluluğu… İbranice, PÎR-Kuyu. Maden ocağı. “Medrese-i Yusufiye”; mesafe ekinim, zaman madenim: 212: PÎR-Süryanice, “Toplamak, yığmak. Kısaltmak; hülâsa etmek, özleştirmek, kalbîleştirmek”… Süryanice, MİMSONO-Aktör; yapan, eden, oynayan: 212: HERGO-Süryanice, “Fikir”.

MUCİZEVÎ TAKDİMİM’DE

(RAHMAN SÛRESİ 19-20…)

LEVHA: 11 Şubat 2004… Rahman Sûresi 19-20. âyetlerinde geçen “iki denizin birbirine karışmasını engelleyici perde” tefsirlerine yeni bir görüş getiriyorum ki, daha önce hiç öyle bakılmamış!..

*

MÜFESSİR-Tefsir eden: 380: MURAKKAM-Yazılı. Yazılmış. Numaralanmış, sayı koyulmuş. (Derviş Muhammed-442 mührü: 1053: Dünya Çapında Bir Hâdise… Kısakürek: 1441= 442: Salih Mirzabeyoğlu… Sayıların Farsça karşılığı ile, Derviş Muhammed-332 mührü: 944: Derviş Muhammed Mirzabeyoğlu)… MEVSİL-Ek yeri. Kavuşacak yer. Kavşak; incir, “küllî şeylere işaret eder”: 3166: RAHMAN SÛRESİ’nin 19-20. âyetleri… NEAME-Devekuşu; uçamayan kuş. Beden. Gölgelenecek şey. Gölgelik; asla delil, yaklaşabildikçe onun istilâsına uğrayan, rengine boyanabildikçe mutî. “Üstadım’dan: Ruhum uçmak dilerken semavî ülkelere / Ayağım takılıyor yerdeki gölgelere”. (Sin harfi, Allah’ın Muhyî ismi, Su mertebesi, Kamer menzillerinden “Neame”ye işaret eder: 1060: Büyük Doğu): 166: İN’İDAM-İdama gitme; devam etme. Bekâ.

*

RAHMAN SÛRESİ’nin 19-20. Âyetleri: 3166: NAKİBE-İnsan ruhu. Akıl. Nefsi mübarek… EYHUKAN-Maydanoz otu. (Maydanoz: 119: Mide Nüvaz-Mide okşayan… Yevmiye: Üstadım, Türkçe’deki kelime kıtlığından bahsederken, ecdadın pek akıllı bir şekilde bu dil çarşafına Arabça ve Farsça kelimeleri silkeleyerek bünyeleştirdiğini söylüyor ve “Bizdeki Maydanoz kelimesi bile, Midenüvaz’dan gelir!” diyor… Eyhukan: Ey-Hukan… Fin dilinde, Hukan-Kayıb. Gaib; görünmeyen. Gözönünde olmayan. Hayâl: 156: Yusuf-Aleyhisselâm; kendisinde “Nurî” hikmetin aslı tecelli eden. Bu hikmetin O’na isnadı, Nuranî âlem olan Misâl âlemine âit hakikatleri keşfederek, rüyâ tâbirini öğrenmiş olmasıdır. Gerçek rüyâ, Misâl, yâni Hayâl âlemine âit bir tecelli olduğu için, hakikati tâbir ilmiyle anlaşılır… İngilizce, Loss-Kayıb: 156: Solucan… Süryanice, Şuşo-Solucan: 612: Tarqo-Süryanice, “Nefs”… Kaptan Kusto Müslüman-Üstadım’ın, benim “Rüyâların izinde, tâbirlerin peşinde” arayıp bulduğum hüviyetimi gösteren Takdimi: 1612: Derviş Muhammed-Üstadım’ın gördüğü rüya; ne bulduğunu bilmeden Dolmabahçe Sarayı’nda “Derviş Muhammed-442” kayıb mührünü bulan Yusuf isimli rahmetli arkadaşım. Hikâyesi malûm… Süryanice, Hlam-Rüyâ görmek: 1076: Derviş Muhammed Semerkandi… Ot-Rüya: 406: Ot-İbranice, “Harf. Sayı”; Ulum-i Hafî… Süryanice, Camudoyo-Kaim: 76: Hedso-Süryanice, “Murakabe”; nefs murakabesi): 1166: EL CARNET DE İDENTİDAD-İspanyolca, “Hüviyet Cüzdanı”… Lâtince, ANİMUS-Ruh: 1166: DENOMİNO-Lâtince, “İsimlendirmek. Ünvan vermek”… NİSAN: 166: MUNİS-Lâtince, “Korumaya hazır olan”. (Levha: 2 Temmuz 2005… Bir câmide, kalabalığın ortasında, ayakta, Mahmud Efendi Hazretleri vaaz veriyor. Ben, babamla –Şerif Muammer– birlikte oda gibi bir girintide cemaatle birlikteyim. Mahmud Efendi, gördüğüm bir Nasreddin Hoca resmindeki gibi zayıf, gözlerinin etrafı Üstadım’ın gözleri gibi halka şeklinde çukur, dudakları da hafif çıkık ve belirgin. Yüzü de, tavır ve oturuş hâlinde değil de, –ekşi yüzlü demeyeyim!– ciddi. Konuşmadan sonra çıkışa doğru bizim yanımıza geliyor; ona babamı tanıtıyorum. Babam heyecanlı ve hamasi bir tavırla benim için, “Onu sizin emrinize bırakıyorum!” veya “O sizin emrinizde!” gibi birşey söylüyor. Mahmud Efendi de bana, “Nisan’da…” diye, geçtiğimiz Nisan’da olan birşey veya Nisan ayı ile ilgili birşey söylüyor. Kafasında kavuğu andıran bir sarık, küçük beyaz kavuk gibi, üzerinde de beyaz entari var!)

*

RAHMAN SÛRESİ’nin 19-20. âyetleri: 3166: KELİMULLAH-Allah’a muhatab. Allah’ın kendisine hitab ettiği. Musa Aleyhisselâm’ın bir sıfatı… Süryanice, KUSTO-Yay. “Yakınlık”: 169: ŞETESTO-Süryanice, “Kök”… Lâtince, IONNES-Can. (İdris Aleyhisselâm’da tecelli eden mânâ, Kuddusî: Temizlenmek. Allah’ı ifrat derecede arî bilmek… Bu hikmete nisbet edilmesi, 16 sene yiyip içmeden ağır riyazetlerde nefsini terbiye etmesi, hayvanî temayüllerden arınmış olarak, ruhanî yönünün cismanî yönüne galib gelerek miraca nail olmasıdır): 169: KIST-Adalet etmek. Allah Sevgilisi’nin bir ismidir. “Adil: Bizzat Adalet mânâsında, Allah’ın 99 güzel isminden biri”. (Seyyid Abdülhakîm Arvasî: “Varlık için ruh, zarurî şart değildir!”; ruh, beden mülkünde, insana mahsus olarak vâlidir… Da’va Cetveli’nde, Vav harfi, Allah’ın “Vâli” ismine işaret eder ve sayı değeri: 46: Rüyâ, Vahy’in 46 cüzünden biridir)… Boşnak dilinde, SKUPO-Beraber: 169: TRİMİNO MAVTO-Süryanice, “Ölüm Odası”…

*

RAHMAN SÛRESİ’nin 19-20. âyeti: 3166: NİSAN. (2 Nisan 2000 tarihinde İBDA-C terör örgütü lideri olarak yargılandığım davada, Ölüm Cezası verildi… 18 Nisan 2002 tarihinde, verilen idam cezası Yargıtayca tasdik edildi)… Lâtince, MIMICUS-Komik idam cezası. “Hukukçular ve kamuoyu nazarında”: 169: İZNİMAN-Boşnak dilinde, “Müstesna”. (Üstadım’ın, kendi el yazısı ve imzasıyla bana yolladığı İMAN ve İSLÂM ATLASI’nda: Fikir çilesi haysiyetinin müstesna genci Salih Mirzabeyoğluna sevgiyle —28 Şubat 1982… Evveli ve sonrasıyla 28 Şubat 1997 Hukuku’nun mağdurları için en parlak misâl)… Süryanice, LUQBAL MUN?-Neye karşı?: 1169: RİŞO MCALYO MALQUTO-Süryanice, “Başyücelik Devleti”. (Kılıcı bile rahmet olan ve şiir kınında saklanan Sahabî’den başka örnek tanımayan hedefli!)… MERHAMET-Allah’ın bütün isimlerini kuşatan Rahmet isminden ve anne sıfatında yoğunlaşan; yıkayan, yuyan, emziren: 169: ABLİYO MALYUTO URİTO-Dolmabahçe Sarayı. “Malik” hikmetinin tecelli ettiği yer… Lâtince, DECENNIS-On senelik. (Yevmiye: “10 sene önce gelseydin, başka olurdu, benim daha dinç olduğum zamanda; Ama nasib!”… Mütera’rı-10 yaşını aşmış olan: 1380: Huşef-Yeşil sinek. Anter. “Genç yiğit”… Teşri’-Yolu açık ve vazıh kılan: 980: Uzriyy-Şiddetli muhabbet… Teşerrüf-Şereflenme. Ulviyete erişme: 980: Ter’iş-Titreme. Titretilme… Yevmiye: “Ne kadar çok düşünüyorsun, ne kadar çok; uykumda bile net düşünüyorum. Suya düşen müride bakıp tiril tiril titreyen veli; neler neler!” merhamet… Zeref-Gözden yaş akmak. Ağır yürümek; kablumbağa. “Üstadım’ın, İkimizin şiirleri, bayılacaksın dediklerinden, bir Noktalama: Şimdi ağla çocuğum, yarın ağlayamazsın / Şimdi anladığını, sonra anlayamazsın!”: 980: Metmalgonuto-Süryanice, “Teemmül; iyice, etraflıca düşünmek. Derin derin düşünmek”… Şeriat: 1980: İstikbâl İslâmındır): 169: MÂHASAL-Meydana gelen, hasıl olan. Netice… Fransızca, ABONDONNE-Sahibsiz. Boksta, yere yığılmamış, ayakta zor duran ve şuur kaybı hâlindeki boksör: 169: MTARSONUTO-Süryanice, “Sistem”; deberan olan ve “Yeni Nizam-Yeni İnsan” idealini tersinden işaretleyen sistemler.

ŞAM ZUHURATI

(DERVİŞ MUHAMMED-332 MÜHRÜ)

LEVHA: 7 Ağustos 1989… Bursa’daki eski eve benzer bir ev… Annem divanda uzanmış… Faik de orada… Ben avludayım ve pencereden konuşuyoruz… Annem, FELAK ve NAS Sûreleri’nin kitabını aldıracakmış… “Bende var!” diyorum ve Faik’e içerde dosya üzerindeki kitabları getirmesini söylüyorum… YEŞİL ciltli bir kitabı getiriyor ki, Üstadım’ın “Son Devrin Din Mazlumları” isimli eseri… Bunu değil, öbürlerini getirmesini söylüyorum… İki kitab; bunlar sanki benim yazdığım Felâk ve Nas sûrelerinin tefsirleri… Onları anneme vermesini söylüyorum… Faik parayı uzatırken, bozuk paralardan biri tahta arasından aşağı düşüyor… O dar yere girince, bodrum gibi… Bir sürü bozuk para topluyorum… Bir tıkırtı duyunca ürküyorum… Dışarı çıkınca havanın kararmak üzere olduğunu görüyorum… İnşaat alanının içindeyim… Orada çalışan biri var… Bana bakıyor!..

*

BURSA: 4299: DERVİŞ MUHAMMED. “En büyük ebcedle”… SABRİYYE ERDİŞ-Annem: 843: ŞAMŞORO-Süryanice, “Cin Çalısı”. (Cin-Gayb. Hayal. Gizli: 1053: Nbağ-Süryanice, “Görünmek”… İbranice, Sevah-Çalılık: 76: Vis-Romen dilinde, “Rüyâ”… Lâtince, Vis-Kuvvet: 76: Vis-Hollanda dilinde, “Balık”; beden, kalem, kılıç… Süryanice, Bobuno-Gözbebeği: 76: Ulli-Arnavutça, “Zeytin”; Allah, Kur’ân’da “İncir-küllî şeylere işaret eder” ve Zeytin üzerine yemin etmiştir… Zeyt-Zeytin ağacı. Zeytin. Yağ. “Kandil. Sultan”: 1417: Necib Fazıl Kısakürek… Boşnak dilinde, Zadejno-Beraber: 76: Hedso-Süryanice, “Fikir”… Faik “Mahzumoğulları”: 1535: Seyyid Abdülhakîm Arvasî)… BEŞİR-İ ŞAM-Şam müjdesi. (Levha: 31 Aralık 1983… Mustafa… Seyyid… Nur… Böyle bir isim görüyorum; Üstadım ona, Diyarbakır’a mektub yazmış… Mektub diye eski Büyük Doğular’ı okuyorum… Mektub, “Burada seni imâ ediyor!” diye benden bahisle geçerken, bunu Büyük Doğu’dan takib ediyorum… Garib bir hâl: Okurken, okumuyormuşum ve bende mevcut olanın yansıması gibi bir şey… Üstadım, torununu o isme ısmarlamış… Üstadım’ın “İmân ve İslâm” Atlası’ndan: “Hadîs âlimlerinden birçokları, şöyle rivayet etmişlerdir; Allah Resûlü’nün doğdukları gece Amine Hatun bir nur görmüş ve bu nurun ışığında Şam’ın saraylarını ve köşklerini seyretmiştir. Bazıları da demişlerdir ki: Şam’ın görünmesindeki sır, O hayattayken oralara kadar varılacağıydı!”… Şam: Batı. Gece… Nitekim Kaab-ül Ahrar şöyle der: “Eski kitablarda yazılıdır ki, Allah’ın Resûlü Mekke’de doğacak, Medine’ye Hicret edecek ve mülkü Şam’da olacak… Evet; Allah’ın Resûlü Mekke’de zuhur etti ve Nebiliği, kendisi hayattayken Şam’a kadar uzandı. O’nun içindir ki, Miraç gecesi Şam sahasındaki Beytülmakdis’e vardı. İbrahim Peygamber de Şam’a göç etmişti. Hazret-i İsa’nın dünyaya iniş noktası Şam olsa gerek. Mübarek toprak Şam, Nebiler’den nicesinin ilişkisi olan yer”…

İslâm âlimlerinden çok kimsenin rivayet ettiği bir Hadîs’ten: “Şam, Allah’ın yeryüzünde seçtiği yerdir. Kullarından seçtiği kimseyi de Şam’a çeker!”… Seyyid Mustafa Nur: 559: Kaptan Gusto Müslüman / Dünya Çapında Bir Hâdise): MÜMALAT-I ŞAM-Şam’ın izin vermesi… Romen dilinde, VİİTOR İSLÂM-İstikbâl İslâmındır: 843: ŞAM ZUHURATI… TETABUK-I ŞAM-Şam’a uygun düşmek: 1843: DERVİŞ MUHAMMED-332 mührü. (Dolmabahçe Sarayı’nda bulunan ve farkediliş tarihi 31 Aralık 2014 olan!)

*

Süryanice, ŞAM ŞURO. (Süryanice, Tumso-Vesika: 512: Süryanice, Şuro-Siper. “Metris Cezaevi”… Tilki Günlüğü’nün 3. cildinden, bir Düşvari: 31 Aralık 1989… Yeni bir dünyanın eşiğindeyiz… İşte 1989’un tahminden çıkıp gerçek hâline gelen özeti… Gorbaçov dahil herkes soruyor: “Nereye gidiyoruz?”… Uzun yıllar Moskova’da çalışan bir Batılı gazetecinin söylediği ne kadar da doğru: “Ne Batılılar ve ne de onlar, neler olup bittiğini ve nereye gidildiğini bilmiyor. Hepimiz yalnızca tahmin yürütüyoruz!”… Ben, bütün yumuşama ve yakınlaşma lâflarına rağmen, büyük bir hesablaşma önünde olduğumuzu düşünüyorum… Ve bu dilden şu günlerde kimsecikler anlamıyor… Not: Sözkonusu tarihten 10 sene sonra, Metris Cezaevi’ndeyim!): 843: RİŞO MRAYMO UHDONO-Süryanice, “Başyücelik Devleti”-İnşallah!..

*

MUAVVEZETAN-Kur’ân’ın son iki suresi, Felak ve Nas: 1267: NİSANNUM-Akad dilinde, “Nisan”… Lâtince, DORMITATOR-Rüyâ gören: 1267: TARTACESRO-Süryanice, “Oniki”. (Vesika: 3512: Tartacesro Bciro Yaldo Nos-o Dmiro Tahvito-Süryanice, “12 sığır yavrusundan biri mucize beyanıdır… İbranice, Misgeret-Çerçeve. “Üstadım’ın özellikle gazetelerde sütun başlığı ismi”: 512: Safryono Rabto-Süryanice, Büyük Doğu)… ASARE-Sayı. Hesab: 267: RÜUS-Başlar. Kafalar… BERNİYE-Küçük horoz. “Ebu Süleyman”: 267: SÜVAR-Ata binmiş. Süvarî. “Gemi Kaptanı”. (Noktalı harflerle, Kaptan Kusto Müslüman: 1302: Mirzabeyoğlu… Noktasız harflerle, Derviş Muhammed: 302: Bakar-Dana. Öküz. Sığır… Sevr-Öküz. Boğa Burcu: 706: Fikir Kahramanı. “Aynı ebcedle, Aktör”… Uhuz-Göz ağrısı. “Üstadım”: 1301: Rasim-Resim yapan. Çizgi çizen. Akar su. “Ruh, rîh; rüzgar”… Semar-Duru süt. “Semarkand hatırda”: 1301: Sabir-Kefil. Beyaz bulut. “Gökyüzünde bir bulut şeffaf kuyruklu balık / Nazlı nazlı süzülür kıyısında seherin”… İcazkâr-Mucizeli olmak. Başkasını acze düşürecek derecede olmak: 1301: Mühürbend-Mühürlü)… Süryanice, SARGO-Semer. “Semere. Duru süt; rüyâ tabirinde, ilim sureti”: 267: SAREQ-Süryanice, “Reddetmek”. (Levha: Temmuz 1983… Bir, iki, üç… Yedi, sekiz… Çizgiyle yapılmış resimleri sayıyorum… Birden yanımda Avukat Harun… “Resim, redd kökündendir!” diyor… Bende hemen aklıma gelen şeyi söylüyorum: “Red, İngilizce’de kırmızı demektir!”… Ve İbrahim Hakkı Hazretleri’nin “Marifetnâme” isimli eserindeki rüyâ tâbirleri faslından “Re” harfini işaretliyorum… Ne olduğunu değil, sadece iyi olduğunu… Bir Not: “Samiri’nin Boğası” meselesinde, Musa Aleyhisselâm’ın yerine bıraktığı ağabeyi Harun Aleyhisselâm’a kızması ve ona “Ey annemin oğlu!” diye hitabı. Muhyiddin-i Arabî Hazretleri, bunun sebebini, Musa Aleyhisselâm’ın onu annesine nisbetle –rahmetle– nitelendirmesi ve o işde O’nun suçunun olmadığını bilmesindendi… Yevmiye: “Abdülhamîd’in en büyük suçu neydi, biliyor musun?”… —Merhamet… —“Hükmün tamam! Tuttular ona, Kızıl Sultan dediler!”… Veli sözü: “Kılıç çekilecek yerde ihsan etmek, ihsan edilecek yerde kılıç çekmek hatadır!”… Sabır için de aynı şey… Marifetnâme’de Re harfi: Talihi yaver olmak… Redd: İnsan, Allah’ın kendi marifetine ulaşması için yarattığı Halife, bir uzağa atılmış –Müzil– olandır: Kâinat, topyekün varlıklarıyla onun için ve onda toplu… Zel harfi, Allah’ın “Müzill-Zelil kılan” ismi, Hayvanlar mertebesi ve Kamer menzillerinden Sa’du’l Suud’a işaret eder; Derece almak. Mübarek. Mübarek yıldızlar… Hayvan: Beden… Yasin Sûresi, 72. âyet meâli: “Ve onlara bunları –hayvanları– musahhar kıldık”… Musahhar: Teshir edilmiş. Ele geçirilmiş. Fethedilmiş. İstenilen hâle konulmuş. Birine bağlanmış… Beden, ruhun bineği: İmâm-ı Rabbanî Hazretleri, “Ruh gülerken, nefs ağlar; nefs ağlarken, ruh güler!” buyuruyor… Ruh, bedenle sabitleniyor ve onu tasarrufuna almak üzere; bütün ibadetler, bedenle… İngilizce, Red: Kırmızı. “Merih yıldızını sembolize eder; ve ism-i celâl olan, Allah isminin nuruna işaret eder!)… MUAVVEZETAN: 1267: DARĞO CELOYO-Süryanice, “Üst derece”. (Vav harfi, Allah’ın Rafi’u ismi, Yüksek dereceler mertebesi, Kamer menzillerinden Rişa’ya işaret eder; Balık karnı. Kuyudan su çekmekte kullanılan urgan)

İTTİSAF

(ŞATRANC-I UREFA’DAN)

Şatranc-ı Urefa’nın 46. Kabı, İTTİSAF-Vasıflanmak. Muttasıf olmak. Sıfat sahibi olmak. Bir hâl takınmak. (Süryanice, Şami-Vasıflandırmak: 351: Kur’ân… Süryanice, Diloyto-Vasıf: 466: Üstad… Nüüti-Gemi Kaptanı: 1466: Mehdî Muhammed Mirzabeyoğlu… Süryanice, Monoyuto-Vasıf: 524: Derviş Muhammed Semerkandi-442 mührü, en küçük ebcedle): 572: TA’SİB-İhata edip kaplamak, içine almak. (Malik-ül Mülk: 212: Pîr)… KUSTO: 572: TEAKKUB-Her nesnenin âkıbetine nazar etmek. Sonuna bakmak… Süryanice, MENKUL FRUS-Mutlaka: 572: TUKOS-Süryanice, “Sistem”.

 

Not: Tefrika edilen yazının tamamı yahut bir kısmı, Baran Dergisi'nin izni olmadan iktibas edilemez

Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu – Baran Dergisi 537. Sayı


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.