Hüsamettin Aslan: Latin Amerika'nın “Arap Baharı”

Bu sayımızda Araştırmacı-Yazar Hüsamettin Aslan ile dünyanın çeşitli yerlerinde düzenlenen protestolar ve sebepleri üzerine bir söyleşi gerçekleştirdik. Aslan’ın “Latin Amerika’da Arap Baharı yaşanıyor.” ifadelerini kullandığı söyleşiyi alâka ile okuyacağınızı düşünüyoruz.

Hüsamettin Aslan: Latin Amerika'nın “Arap Baharı”

Dünya çapında kitle ayaklanmaları gündemde... Önce Hong Kong’tan başlayalım. Hong Kong’ta son durum nedir?
Hong Kong Özerk Bölgesi’nin Hong Konglu suçluların Çin’e iadesini talep eden kanun tasarısının, Hong Kong Bölge Yönetim Başkanı tarafından sunulmasıyla birlikte Hong Kong’un orta sınıfı, “beyaz yakalılar” diye tabir edilen kesiminin başlattığı ayaklanmanın alt tabakada da taraftar bulmasıyla bir dönem “şemsiye devrimi” olarak adlandırılmıştı. 2018’de başlayan protestolar 2019’un ortalarına kadar gelince Hong Kong yönetimi bu tasarıyı geri çekmişti. Protestoların devamında Hong Kong havalimanı ve Hong Kong elitlerinin de ekonomik kazanımları sekteye uğrayınca tasarı kaldırıldı. Daha çok gençlerden ve öğrencilerden oluşan bu kitle, Bölge Yönetim Başkanı Lam’ın istifasını talep etmişti. Şu anda belli periyodlar hâlinde Cuma akşamları bu protestolar yer yer devam ediyor ve daha çok ABD-İngiltere başta olmak üzere Batı’nın desteğiyle sahada gerçekleşiyor.

Hong Kong’un statüsü Çin için nasıl bir önem arz ediyor?
Her ne kadar mevcut yönetimin maliye ve dış ilişkileri Çin’e bağlı olsa da özerk olan bu yönetimin Çin’e bağlanmasını istemeyen bir çoğunluk var. Çin, halkın itirazlarını kabul etti; ancak Çin’in korkusu, buradaki eylemlerin Çin’in diğer eyaletlerine sıçrayıp ülke bütünlüğünü tehdit edecek noktaya gelmesidir. Bu noktada iki hassas bölge var; biri, Tayvan’ın statüsü, diğeri ise “Sincan Özerk Bölgesi”. Çin’in eyaletlerine baktığımızda hanedanlar tarafından yönetilen eyaletler arası çekememezlik ve düşmanlığa varan bir tahammülsüzlük söz konusu. Sosyo-etnik ve ekonomik temelli bir ayrışma söz konusu. Çin bu realiteden dolayı endişelerini koruyor. Bundan sonraki süreçte Hong Kong’taki gösterilerin Çin tarafından daha sert bir şekilde müdahaleye uğrayacağını düşünüyorum. Çin’in geri adım atması bunun bir göstergesidir.

Hong Kong’un küresel finans dünyasındaki karşılığı nedir?
HSBC adıyla bilinen bir banka var malûm. Açılımı “Hong Kong Changai Bank Company”dir. Eylemler Şangay’da değil; ama Hong Kong’ta gerçekleşti ve finans sektörlerinin merkezi olması hasebiyle trilyonlarca doların döndüğü bölgede hayat pahalılığı çok yüksektir bölgenin yerlileri için. Çin’in geri adım atmasına sebep olan şey de bölgedeki iş hayatının aksaması ve eylemcilerin havalimanını istilâ etmesinden kaynaklanıyor. Protestoların etkili oluşundan öte uluslararası ulaşım sıkıntıya girmişti. Asya’nın finansal başkenti sonuçta...
 
Latin Amerika’da “Arap Baharı” Yaşanıyor
 
Latin Amerika’ya geçelim; Venezüella’dan sonra kitle ayaklanmaları bütün ülkelerde görülmeye başlandı. Bu kıtada nasıl bir süreç yaşanıyor?
Şu anda Ekvador’da, Haiti’de, Honduras’ta, kısmen Kolombiya’da şiddetli bir şekilde devam eden protestolar Latin Amerika’da başlayan bir sınıf çatışmasının ilânıdır. Uzun süredir bölgedeki ülkeleri yönetmeye talip olan solcu hükümetlerden sonra 2015’te iktidarı devralan Amerikan yanlısı sağ veya merkez-sol hükümetlerin Latin Amerika’da IMF politikalarıyla hareketi sonucunda işler çığırından çıkmış durumda. Toplumun alt ve orta kitlesi “sınıf mücadelesi” olarak seçilmiş de olsa politikalarının geçersiz ve yıkıcı bir hâl alışını şiddetli bir şekilde protesto ediyor.

Bugün Ekvador’daki son duruma baktığımızda radikal sol olarak tabir edilen Correra’dan sonra seçilen ve Correra’nın yardımcılığını yaptığı Lenin Moreno’nun solcu olmasına rağmen aşırı Amerikan yanlısı politika takip etmesinden ötürü şiddetle protesto ediliyor. Yüzlerce yaralı, on binlerce tutuklu ve onun üzerinde de ölü var. Moreno’nun IMF politikalarını 40 yıl kadar dikte etmesinden ötürü sunduğu “yakıt desteği”ni rafa kaldırması ülkenin başta şoförler olmak üzere işçiler ve öğrencilerin büyük tepkisini çekmişti. Öyle ki, başkanları Moreno hükümeti, bir sahil kasabasına taşınmış; yani kaçmıştı. Bu hükümet, Galápagos Adası'ndaki hava üssünü ABD’nin kullanımına açan, Dış politikada ise, Venezüella Başkanı Nicolas Maduro’nun ABD tarafından devrilmesinin ateşli savunucusudur. Bu başkaldırılar, Ekvador’da üç cumhurbaşkanı devirmişti. Bunlardan biri 2000’de geri çekilmek zorunda kaldı. Sonra gelen 2006’da ambulansla kaçmak zorunda kalmıştı. ABD’ye verdikleri tavizler her zaman tepkiyle karşılanıyor. İngiltere’nin Ekvador Büyükelçiliği’nde tutuklu bulunan Julian Assage’ı bu büyükelçilikten çıkması için talimat vermiş ve Assange İngiliz polisine teslim edilmişti. Bir başka sebep IMF, Dünya Bankası ve Amerikan Kalkınma Bankası ile anlaşarak 12 milyar dolar civarında bir kredi almış ve bu parayla bağımsız maliye politikasından feragat etmek durumunda kalmıştı. Moreno diğer sol tandanslı hükümetlerle ilişkilerinde de kötü bir seviye ortaya koymuştu. Özellikle Venezüella’da Maduro’ya karşı birleşen grubun en ateşli savunucusu ve onun rakibi Guaido’yu tanıyan ilk liderlerden biriydi. Göreve yeni başlamış olsa da bundan sonraki süreçte meşruiyetini yitirmiş bir başkan olarak görülüyor.

Şili’de neler oluyor?
Şili’de 1990 Pinochet’nin indirilmesinden bu yana 20 yıl kadar ülkeyi yöneten sol ve sol koalisyon, Pinera döneminden sonra yerini sağ iktidara, ardından tekrar dört yıl daha Bachelet hükümetine bırakmış ve nihayetinde Pinera isimli “Şili’nin Berlusconisi” seçilmişti. Özelikle zengin üst tabaka, iyi eğitimli orta kesim ve evanjelik toplulukların desteğini alarak neredeyse Amerikan uydu devleti durumundaydı Pinera Şili’si... O geldikten sonra toplumdaki ekonomik sıkıntılar düzelmemiş durum daha kötüye gitmişti. Ülkede işsizlik ve hayat pahalılığı artarken Pinera aynı zamanda Forbes dergisine göre dünyadaki seçkin 500 zenginin arasında gösteriliyordu. En son metroya yapılan zamlardan ötürü halk galeyana gelmişti. Şili’nin başkenti Santiago 6.3 milyon nüfusa sahipken hafta sonu yapılan gösterilerde bir milyondan fazla insan sokağa döküldü. Zamların geri alınmasını ve hükümetin istifasını istemişlerdi. Pinera zamları çekip kabineyi değiştireceği sözünü verse de, ülkede alt ve orta kesimin taleplerinin yerine getirilmediği görülüyor. Bu gösterilerin bir özelliği daha var. Pinochet darbesinden sonra ilk defa Şili ordusu sokağa çıkmış ve protestoları bastırma noktasında hükümetle ortak etmiş; fakat çok büyük tepki toplamıştır.

Uruguay’da Neler Oluyor?
Uruguay’daki seçimlerden bir hafta önce hükümetin anayasadaki bir değişiklikle birlikte “polisin yetmediği yerlerde silahlı kuvvetlere müdahale hakkı” veren bir tasarıya karşı çıkılmasından ötürü başkent Montevideo’da yoğun kalabalıklarla gösteriler gerçekleştirilmişti. Geçen hafta yapılan seçimlerde 15 yıldır hükümeti yöneten sol koalisyon her ne kadar birinci turu önde göğüslemiş olsa da sağ koalisyonun gerçekleşmesi durumunda 24 Kasım’da yapılacak ikinci tur seçimler kritik hâle gelebilir.

Bolivya’da Morales yeniden kazandı, nasıl değerlendiriyorsunuz?
“Yerli Solcu” diyebileceğimiz, üç dönemdir ülkeyi yöneten Eva Morales, 2017’de yeniden seçilmek için gidilen referandumda geçerli oyu alamayınca anayasada yapılan değişiklikle dördüncü kez aday olmuştu. Ardından girdiği bu seçimlerin birinci turunda salt çoğunluğu elde etti. AB ve ABD Morales’in başkanlığının ikinci tura kalması gerektiğini ifade ediyor ve onu tanımayacaklarını açıklıyor. Morales ise Yüksek Seçim Mahkemesi’nden aldığı mazbata ile başkanlığını perçinledi. Bu süreçten sonra ABD destekli sağ muhalefet başkent Lapaz’da gösteriler başlattı. Hâlâ devam ediyor.

Arjantin’de Peroncu çizginin yeniden kazandığı ifade ediliyor, Arjantin’de bundan sonra ne tür gelişmeler olabilir?
Ülkede şu an muhaliflerin bir gösterisi yok. Ancak bir kutuplaşma var. Yakında orası da patlar. 2015’te dört dönemlik sol iktidarı yenen Buenos Aires Belediye Başkanı Mauricio Macri, aynı zamanda Latin Amerika’daki sağ hükümetler tsunamisini de başlatmıştı. Bu bağlamda kıtada aynı zamanda Şili’de, Brezilya’da, Kolombiya’da ve Venezüella’da muhalefetlerin hareketlenmesine neden olmuştu. Birçok yerde sağ ve sağ koalisyonlar yerel seçimlerde veya başkanlık seçimlerinde ipi göğüslemişti. Tabiî Macri’nin bu seçimlerinden galibiyetle çıkmasına sebep işsizlikle mücadele, ekonomik durumu iyileştirme ve uluslararası piyasaya açık bir Arjantin vaadi olmuştu. Ancak tam tersine Arjantin daha kötüsüyle yüzleşti, ekonomisi battı. IMF’den 57 milyar dolar kredi aldı; işsizlik yüzde 10.3’e dayandı. Dolayısıyla Macri sözünde durmadığı gibi ülkede aynı zamanda Sosyal Güvenlik Reformu adı altında emekliler ve işçilerle ilgili belli birtakım kazanımları da geri alarak toplumun orta tabakası ile karşı karşıya geldi. Uzun yıllardır ülke, mevcut milliyetçi, merkez sol popülizminin aksine yoğun eleştirilerle boğuşuyor. Arjantin’deki son seçimde merkez sol iktidar nerdeyse şov yaptı ve seçim sonuçlarını ikinci tura bırakmayarak net bir galibiyet aldı. Bu galibiyeti almasına rağmen Arjantin’deki ekonomik durum nedeniyle, ABD ve Batı piyasasıyla karşı karşıya gelmesi muhtemel. Bunlar, Alberto Fernandez’in işinin kolay olmayacağını gösteriyor. Sonuçlar açıklanmaya yakın Arjantin Merkez Bankası, ayda on bin dolar para çekme izni olan Arjantinlilere bu rakamın 200 dolara düştüğünü duyurdu. Fernandez, göreve başlamadan önce IMF politikalarına son vereceğini vaad etmişti. Seçimlerden sonra ise IMF politikalarını gözden geçireceğini duyurarak uluslararası piyasalara güvence vererek IMF ile çatışmayacağının sinyalini verdi. Eski kadın cumhurbaşkanı ve şu an başkan yardımcısı olan Fernández de Kirchner, IMF politikalarına son vereceğini, Venezüella ile ilişkilerin geliştirileceğini söylemiş, aynı zamanda Arjantin’de Macri dönemini “Hizbullah terör örgütü”nün ortaya çıkmasına izin verildiği için eleştirmişti. Dolayısıyla ülkedeki solun ana lokomotifi olan Kirchner’in varlığı Batı açısından ciddi bir sorun teşkil ediyor. Nitekim başta ABD ve AB’de yayımlanan makalelere baktığımızda eleştirilerin odağında yeni cumhurbaşkanı değil, eski cumhurbaşkanı ve şu anki cumhurbaşkanı yardımcısı Kirchner olduğu görülüyor. Hareketin ideolojik olarak en güçlü damarı olan bu kadın, seçimlerin kazanılmasında popülistler ve aktivistler için güçlü bir figürdür. Bundan sonra Arjantin’de her ne kadar Cumhurbaşkanı Fernandez IMF ile çalışacağını söylese de, ülkedeki ekonomik tablonun daha da kötüleşeceği kanaati hâkim.

Kolombiya’daki tabloyu nasıl açıklayabilirsiniz?
Kolombiya, literatürde “Latin Amerika’nın İsrail ve ABD’si” olarak bilinir. Sebebi ise yıllardır sol kolektiflerle çatışma hâlinde olan sağ iktidar veya sağ koalisyonların yakın iş birliği içinde olmasıdır. Bu bağlamda FARC örgütüyle barışa gidilmesinden sonra ülkede yapılan referandumda halkın büyük kısmı “hayır” demişti. En son yapılan başkanlık seçiminde ise Iván Duque Márquez, her ne kadar birinci sırada olsa da sol hareketlerin oylarını arttırdığını görüyoruz. Nitekim Kolombiya’nın başkenti Bogota’da ilk defa bir kadın solcu başkan seçilmiş oldu. Kolombiya’da aslında gerek merkez sol, gerekse merkez sağ ciddi bir güven ortamı sağlamasa da ciddi oy kaybı yaşamadıklarını görüyoruz. Kolombiya’da kaybedenler daha çok ekstrem ve radikal sol ve sağ partiler olmuştu. Solun yükselişi söz konusu olsa da sağın hâkimiyeti sürüyor. Özellikle 2018’de seçilen, Nicolas Maduro’nun karşısında yer alan sağcı ve merkez sol iktidarların Latin Amerika’da koltukları ya sallanıyor ya da kaybediyorlar. Ekvador’da Moreno, Şili’de Pinera’nın koltukları sallanmaya başladı. Peru’da Kuczynski yolsuzluk suçlamasının akabinde düşmüş oldu. Arjantin’de Macri hükümeti koltuğunu kaybetti. “Latin Amerika’da Nicolas Maduro’nun laneti geziyor.” denilebilir.

Yani Maduro’nun direnişinin bedelini halk bu yapılara ödetiyor öyle mi?
Öyle... Solcu Eva Morales koltuğunu sağlama alırken, Arjantin’de solcu Alberto Fernandez hükümeti Latin Amerika’da sağın yükselişini durduran en önemli siyasî hareket oldu. Bu bağlamda Ortadoğu’da Irak, Mısır, Lübnan, kısmen İran’da mevcut halk hareketleri aslında ekonomi temelli, yozlaşmış hükümetleri hedef alan aslında bir sınıf başkaldırısıdır. Latin Amerika’daki Haiti, Honduras, Peru, Ekvador, Şili, Uruguay, Bolivya, yakın zamanda beklenen Arjantin ve Brezilya’daki ekonomi temelli kitle protestolarına bakıldığında Latin Amerika’nın kendi için bir “Arap Baharı”na doğru evrildiğini söyleyebiliriz. Her ne kadar Ortadoğu’da Yemen ve Suriye’deki gibi bir iç savaş hâlinde gerçekleşeceğini beklemesek de, Latin Amerika’nın en büyük eylem biçimi olan sokak hareketlerini, “yeni nesil bir sınıf başkaldırıları” olarak niteleyebiliriz.

Bunun tam tersi olabilir mi?
Ekvador, Şili, Haiti, Bolivya’da son on günde yapılan gösterilerde yüz civarında insan öldü. Tunus’ta bir seyyar satıcının ekonomik sebeple kendini yakmasıyla başlayan hareketlilikten sonra Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da hükümetlerin el değiştirmesiyle sonuçlanmıştı. Buna benzer bir hareketlilik Latin Amerika’da da gözlemleniyor. Orada etnik duruma gönderme yapılarak “Arap Baharı” denildi. Buna atfen, Latin Avrupalıların torunlarının torunları ve kıtanın yerlilerinin oluşturduğu alt ve orta tabakaya bakarak bir “Latin Baharı”nın patlak verdiğini söyleyebiliriz.
 
“Meksika’daki Uyuşturucu Kartelleri Meşru Güç Gösterisiyle Toplumda Taraftar Buluyor”
 
Meksika’daki hükümetlerin öteden beri uyuşturucu kartelleri karşısında aciz ve etkisiz kalmasını hangi sebeplere bağlıyorsunuz?
Meksika’da yıllardır sosyo-ekonomik temelli süren sıkıntılar, güvensizlik ve yozlaşmanın eseri olarak  ülkede aslında halk arasında alternatif birer figür olarak tanımlanıyor, “temsilci” olarak rağbet görüyorlar. Meksika’nın en büyük uyuşturucu karteli sahibi El Chapo’nun, ABD’nin çok yakın müttefiki olan eski Cumhurbaşkanı Nieto döneminde yakalanıp ABD’ye iadesinden sonra ülkenin belli başlı uyuşturucu kartelleri arasında rekabet şiddetlenmişti. Kartellerle mücadele noktasında sağcı muhafazakâr Calderon hükümeti döneminde 70 bin kişi ölmüş, 46 milyar dolar para harcanmıştı. Calderon’dan sonra göreve gelen ve ABD yanlısı politika benimseyen Nieto, başkanlığının ilk yıllarında uyuşturucu ile mücadele yapmamış olsa da, görevinin son iki yılında yoğun bir anti-kartel mücadele başlatmıştı. Özellikle CIA ile çalışmayan, çekinen kartellere savaş açmıştı. Nihayet El Chapo yakalanmıştı. Onu destekleyen kartelin başına El Chapo’nun iki oğlu gelmiş ve Meksika’da çok ciddi nüfuz alanı kazanmışlardı. Yeni seçilen Marksist cumhurbaşkanı, Meksika Devlet Başkanı Andres Manuel Lopez Obrador, göreve gelmeden önce bu kartellerle ilgili polis-ordu karışımı bir özel bir yapı kurmayı vaad etmişti. Daha önceki başkanlardan Calderon, polis teşkilatı kartellerle işbirliği yapınca sadece ordu ile hareket etmişti. Bunun faturası ise Meksika’ya pahalıya patlamıştı. Kartellerin Meksika sosyolojisinde bir karşılığı söz konusu. Çünkü asayişin aciz kaldığı eğitim, hastane gibi sosyal hizmetlerin aksadığı yerlerde, özellikle kırsal kesimlerde kartellere teveccüh var. Her ne kadar temsilci olamasalar da statüko ile kavganın renkli kahramanları olarak görülüyorlar. Kamu otoritesinin olmadığı yerlerde bu otoriteyi teminde yardımcı unsur olarak algılayıp öyle tanımlanıyorlar. Yargıda, polis teşkilatında, bürokraside çeşitli imtiyazlar almasının sebebi biraz da bundan kaynaklanıyor. El Chapo’nun bir oğlunun gözaltına alındıktan sonra bir kasabanın ateşe verilmesi, Meksika ordusunun geri adım atmasının aslında asayiş meselesi üzerinden okumamak lazım. Burada tam olarak uyuşturucu kartelinin yeni başkanının “akreditasyonu”nun; yani uluslararası arenada tanınması için gerçekleşen bir eylem olarak görülüyor. Nitekim bu eylemin dünya kamuoyuna yansıması, “Bir kartel bir devlete geri adım attırdı, serbest bıraktırdı.” şeklinde oldu. Bu tarafta alay mevzuu olsa da kartelin sosyal anlamda gerçekliği söz konusu... Akredite edilmesinden amaç; güç gösterisinde bulunarak tanınmak.

Bir anlamda meşruiyet tanımak yani?
Uluslararası akreditasyon uyuşturucu kartelleri için çok önemli. Çünkü ABD’deki uyuşturucu trafiğini yönetmeleri, dünyanın en geniş uyuşturucu tüketiminin ABD’de olması ve ABD’ye giden yolun Meksika üzerinden geçmesi bu kartellerin akreditasyonunu önemli kılıyor. Genç baronların ülkenin en güçlü kartelinin başına geçmesiyle birlikte, gerek Meksika gerek dünyada tanınması çok ciddi bir Narko-propagandasına dönüşmüştür. ABD’de Meksika’nın imajı çok kötü olsa da, karteller burada kendilerine çok ciddi PR, imaj yapmıştır. Hollywood gibi sinema endüstrisi, Netflix gibi dijital kanallarda kartellerin cömert hayat tarzlarını sinemaya da yansıtarak veya dizi film haline getirerek aslında buna sempatiyle bakılması kartellerin tabanları için hayal kırıklıklarına sebebiyet vermektedir. Çünkü kartellerin ailelerin sağlık, eğitim gibi ihtiyaçlarına vurgu yapılır. Bazı yerlere karteller girmesin diye polis yerine silahlanan halktan örgütlenen insanlar olsa da, kırsala uzanan kartelleri hükmettiği yerlerde hak-hukuk gözettiği biliniyor. Ortada homojen bir yapıdan söz etmiyoruz. Ancak kartellerin bir dünya görüşünün olduğunu net biçimde vurgulamalıyız ki, onların hangi amaca hizmet ettiği, hangi toplum tabakasından geldiği görülsün. Nitekim bu karteller adam toplamada hiç bir sıkıntı yaşamıyorlar. Sebebi de onların “sivil toplum” uygulamalarından kaynaklanmaktadır.

ABD merkezli Küreselciler ve karşı kutup arasındaki çatışma bu kıtaya nasıl yansıyor?
ABD yörüngesindeki hükümetler şu an sallanıyor veya yıkılıyor. Buna karşıt blok ise güçlenerek yol almakta... Brazilya’da Bolsonaro hükümeti yoğun protestolarla karşı karşıya mesela... Bugün bir seçim olsa, ülkenin efsane cumhurbaşkanı Lula da Silva ile ilgili ortaya atılan iddiaların absürt olduğu konuşulacak, bir komplo mağduru olduğu anlaşılacak. Bolsonaro’ya rakip olsa kesin kazanacak durumda. ABD arka bahçesini yönetemiyor. Rusya ve Çin kazanıyor. ABD her ne kadar sağcı hükümetlerle işbirliği yaparak askeri üsler gibi birtakım kazanımlar elde ediyor olsa da, bu kazanımların kalıcı olmadığı aşikâr. Tıpkı Ortadoğu’da 2010’da Arap Baharı’yla birlikte kısa süreliğine sekteye uğrayan Amerikan çıkarları devam ediyor olsa da, Latin Amerika’da mevcut entelektüel altyapı ve sosyo-ekonomik dinamikler sınıf karakterli yapısıyla hareket ettiğinden, orta ve uzun vadede ABD’ye maliyet çıkaracağı aşikâr.

Teşekkür ederiz.
Rica ederim.


Baran Dergisi 668. Sayı


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.