Haberler

2025: Terörist Yahudi'nin soykırımı, Batı’nın suskunluğu ve çöken uluslararası hukuk

Gazze ve Batı Şeria’da katliamlarını sürdüren İsrail, 2025 boyunca Batı’nın askeri ve siyasi desteğiyle bölgeyi istikrarsızlığa sürükledi. ABD ve Avrupa’nın tutumu uluslararası hukukun hiçbir işe yaramadığını bir kez daha göstermiş oldu.

Abone Ol

2025 yılı boyunca Orta Doğu’daki krizlerin ana ekseni, terörist İsrail’in Gazze ve Batı Şeria’da sürdürdüğü katliam, saldırganlık oldu. Ateşkes söylemlerine rağmen sahada katliam politikası biçim değiştirerek devam etti.

Gazze’de açlık, susuzluk, barınma ve sağlık krizleri bilinçli şekilde derinleştirilirken, Batı Şeria’da askeri baskınlar, terörist Yahudi yerleşimci şiddeti ve keyfi gözaltılar günlük hayatın parçası hâline getirildi. İsrail, iki cephede birden Filistin halkını yaşanamaz koşullara mahkûm eden bir kuşatma düzeni kurdu.

Gazze özelinde ateşkes, hukuki bir metnin ötesine geçmedi. Yardım girişleri keyfi biçimde sınırlandırıldı, altyapı sistematik biçimde tahrip edildi, tarım alanları ve su kaynakları hedef alındı. Bombardımanların azalması, yıkımın sona erdiği anlamına gelmedi; aksine Gazze, daha sessiz ama daha kalıcı bir çökertme sürecine sokuldu. Bu tablo, ateşkesin bir insani çözüm değil, uluslararası baskıyı yönetme aracı olarak kullanıldığını açık biçimde gösterdi.

Batı Şeria’da ise fiili ilhak süreci hız kazandı. Yerleşimlerin genişletilmesi, Filistinlilerin hareket alanlarının daraltılması ve ekonomik hayatın felç edilmesi, İsrail’in uzun vadeli stratejisinin parçası olarak sahaya yansıdı. Filistin Yönetimi’nin etkisizleştirilmesiyle birlikte Batı Şeria, düşük yoğunluklu fakat süreklilik arz eden bir baskı rejimi altına alındı. Böylece Gazze’deki yıkım ile Batı Şeria’daki kuşatma birbirini tamamlayan iki ana başlık hâline geldi.

İran başlığı ise 2025’te büyük ölçüde kontrollü ve sembolik bir gerilim alanı olarak işletildi. İran’ın boş arazilere yönelen, askeri dengeyi değiştirmeyen füze atışları, gerçek bir savaş iradesinden ziyade zaman kazanmaya dönük hamleler olarak kayda geçti. İsrail bu korkak ve sınırlı karşılıkları, çatışmayı bölgesel bir tehdide dönüştürmek ve ABD’yi doğrudan sahaya çekmek için kullandı. Washington ise bu oyunu kısa sürede fark ederek, İran’ı sınırlı ve hızlı bir müdahaleyle “dizginledi” ve dosyayı şimdilik askıya aldı.

Bu süreçte ABD, kurnaz bir denge politikası izlerken İsrail’e her alanda tam destek vermeyi sürdürdü. Gelişmiş silah sistemleri, mühimmat, istihbarat ve lojistik destek kesintisiz şekilde sağlandı. Aynı şekilde Almanya başta olmak üzere bazı Avrupa ülkeleri de silah ticareti yoluyla İsrail’in savaş kapasitesine katkı sundu. Böylece Filistin’de yaşanan soykırım, yalnızca İsrail’in değil, Batı’nın ve Avrupa’nın doğrudan veya dolaylı desteğiyle sürdürülen bir süreç hâline geldi.

Kısacası 2025 yılı da katliamlarla geçen, uluslararası hukukun, insan haklarının fiilen hiçbir işe yaramadığının bir kez daha görüldüğü bir yıl oldu.

Yahudi gibi saldırgan bir milletin varlığı, artık yalnızca Filistin için değil, Batı ve Avrupa için de büyüyen bir ateş anlamına geliyor. Bu politikanın uzun vadede bölgeyi daha derin krizlere sürükleyeceği ve ileriki yıllarda terörist Yahudiler için hayatın da hiç kolay olmayacağı şimdiden görülüyor.

{ "vars": { "account": "UA-216063560-1" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }