7 umdede Necip Fazıl

(Aylık Baran dergisi yayın kurulu üyesi Kâzım Albayrak, 23.11.2025 tarihinde Tvnet’te Mehmet Önder’in sunuculuğunu yaptığı Ketebe programında, Necip Fazıl’ın Eserlerinde Hadis kitabı üzerine bir söyleşide bulundu. Söyleşinin tamamının çözümünü sizler için aşağıda sunuyoruz)

Abone Ol

Ketebe'ye hoş geldiniz. Bugün Ketebe'de âbide bir şahsiyeti konuşacağız. Hem şair hem yazar ama daha önemlisi bir mütefekkirle bugün yolumuz kesişecek. İnşallah bu programdan sonra da yolu yeterince kesişmeyenlerin yolu hiç ayrılmasın temennisiyle başlayalım. “Necip Fazıl'ın Eserlerinde Hadis; Hikmet, Estetik ve Toplum” eserinin yazarı Kâzım Albayrak hocam bizlerle birlikte. Hoş geldiniz.

Hoş bulduk.

Elinize sağlık.

Teşekkür ederim.

Esere geçmeden önce sizin çok maceralı bir hayatınız var. İnişli çıkışlı ama her safhasında bir mücadeleyi barındıran bir hayatınız var. Bu hayatınız içerisinde bir 15 yıl önce bizim de böyle bir temasımız var. Onu da söyleyelim. Bir sanat buluşması. Değil mi? 15 yıl oldu sanıyorum. Beraber tiyatro yaptık.

Doğrudur.

Sizin yine çok yönlü kişiliğinizin de bu bir göstergesi tabii. Siz böyle piyanoyla çalışırken içeri bizim oyuncular, benim talebelerim geliyor, benim talebelerim değil mi? Hikâye öyle başlıyor.

Evet, maşallah iyi hatırladınız.

Değil mi öyle oldu. Sonra siz o salondan çıkmadınız. İyi ki de çıkmadınız. Sonra tanıştık. Sonra çalışmalarımıza siz de dahil oldunuz. Ve sonra hatta sahneye çıktınız. Değil mi?

Yönetmenimiz olarak sizin sayenizde, sizin teveccühünüzle epey provalar yaptık. Sahnenin tozunu yutturdunuz bize.

Estağfurullah. Sizin vesilenizle gerçekten çok güzel bir iş çıkmıştı. Hatta hiç unutmuyorum, seyretmeye gelen birkaç kişi benim oyunun yönetmen olduğumu anlayınca, “amatör mü profesyonel mi?” diye sormuşlardı. Bunu bilmiyorum size anlatmış mıydım? Ben de dedim ki seyrettikten sonra siz karar verin. İki hanımdı bu soruyu soran. Sonra onlar benim şöyle ceketimden çektiler, koridor tarafında oturuyorlardı. Buyurun dedim. “Profesyoneller değil mi?” dediler, hiç unutmuyorum. Ama siz dahil pek çok arkadaşın ilk sahne deneyimiydi değil mi?

Evet.

Ne güzel ne mutlu. Dağ dağa kavuşmaz insan insana kavuşur dedikleri tam da bu olsa gerek. Harika bir eser Ketebe'den yayınlandı ve biz de bu vesileyle kavuştuk yeniden. İnşallah bundan sonra da devam edeceğiz görüşmeye. Kaldığımız yerden…

İnşallah.

Bir bakarsınız tiyatro da yaparız, devam ederiz…Buyurun.

Sözlerime bize büyük bir miras bırakan, mânevî bir miras bırakan Necip Fazıl'a rahmet dileyerek başlamak istiyorum.

Âmin.

Şunu da ilave etmek istiyorum, bu eserin hazırlanmasında bana katkısı olan, ihtimam gösteren danışman hocam Prof. Dr. Özcan Hıdır'a da bu vesileyle teşekkür etmek istiyorum.

Evet. Özcan Hoca ile ne kadar zamandır çalışıyorsunuz?

Özcan Hoca ile şu anda çalışmalarım devam ediyor. 2019'dan itibaren olabilir.

Ve belki o çalışmanın...

O çalışmanın, bir yüksek lisans tezinin daha sonra geliştirilerek kitap haline gelmiş şeklidir. O çalışmanın mahsulü bu.

Eyvallah.

Bu eser nasıl doğdu diye soracaksın herhalde... Oraya gelmişken girelim mi?

Ondan önce sizin hayat maceranız... Çünkü çok önemli. Yani sizin hayatınızla bu eser o kadar ilintili ki bu her zaman olmaz malumunuz, her yazar böyle değildir. Dolayısıyla Necip Fazıl'la yolunuz kesişecek. Ama öncesinde başka güzel insanlarla da yolunuz kesişecek. Bize biraz tabii ki teferruata girersek bu program yetmez ama sizin hayatınız... Bize en azından şu kitaba temas eden kadarını anlatır mısınız, hayat maceranızı?

Gençlik yıllarımda sağ-sol kamplaşması var. Biz de bir yolumuzu, mecramızı arıyoruz. Genç, ideal mevcesi kaybolmamış insan demektir. Biz de bu ideali ararken Salih Mirzabeyoğlu ile yolumuz kesişiyor.

Onu da rahmetle analım.

Evet Allah rahmet etsin, her ikisine de Allah rahmet etsin. Gölge dergisini çıkarıyor. Ben Gölge dergisi ikinci döneminde görev alıyorum. Ondan sonra Akıncı Güç dergisini çıkarıyor. Akıncı Güç dergisinde Salih Mirzabeyoğlu, Büyük Doğu'yu, İdeolocya Örgüsü başta olmak üzere çok işliyor, çok vurgu yapıyor. Diyor ki; tatbike dair bir fikrin olmazsa tatbik yapamazsın. Yani elinde proje olmazsa tatbik yapamazsın. Mücadele ediyoruz ama ne için mücadele ettiğimizi bilelim. Bu mânada... Biz şimdi Necip Fazıl'ı tabii ki daha önce biliyoruz. Necip Fazıl'dan beslenmeyen yok. Necip Fazıl'dan süt emmeyen yoktur. Biz Necip Fazıl'ı biliyoruz ama bize Salih Mirzabeyoğlu daha temellendirerek bunu anlattı. Yani Necip Fazıl'ın sadece bir şair olmadığını, mütefekkir olduğunu, başta da siz onu vurguladınız çok iyi oldu, mütefekkir olduğunu bize vurguladı. Biz bu sefer Necip Fazıl'ın hakikatini öğrenmek için daha çok okumalara yöneldik. Daha önce konferanslarına gidiyordum. Mücadeleci kişiliğini biliyoruz, mücahitliğini biliyoruz, şairliğini biliyoruz. Ama kitaplarına nüfuz etmemiştik. Salih Mirzabeyoğlu bize hep Necip Fazıl'ı anlattı. Ondan sonra yoğunlaştık. Akıncı Güç dergisi Necip Fazıl'a ulaştırılınca, Necip Fazıl bu dergiyi okuyunca; “yatağıma uzandım” diyor,” baktım baştan başa Büyük Doğu destanı” diyor. Necip Fazıl "Müjdelerin Müjdesi" diye yazı yazıyor Akıncı Güç ve Salih Mirzabeyoğlu hakkında. Ve davet ediyor.

O zaman Salih Mirzabeyoğlu kaç yaşlarında hocam?

27-28 yaşlarında. Aramızda 7 yaş var. Ve Salih Mirzabeyoğlu da Akıncı Güç kadrosundan 8-10 kişiyi alıyor yanına ve Üstad'ın yanına gidiyoruz. Üstad’da ilk gördüğüm nedir intiba olarak...

Siz 18 yaşındasınız…

Yok, 18 yaş mevzuuna sonra geleceğim. Ben 20-21 yaşındayım. 18 yaşla ilgili de bir şey söyleyeceğim daha sonra, unutmayalım. Üstad’la ilk gördüğüm şu, ruh adalesi çok genç biri. 75 falan o civarda yaşları. Yemek ikramından sonra akşam namazı oldu, vakti girdi. Orada bahçesinde bize imam oldu, onun arkasında namaz kıldık. Yani insanın hayatında bazı unutamadığı anılar var, ne kadar yaşlansa dahi. Mesela bir tanesi benim odur, Üstad'ın arkasında kıldığım namazdaki aldığım zevktir diyelim. Ve Üstad, dünyadaki hadiselere pençesini geçirici, böyle gençlikle çok yakın irtibat kurucu; fikir, siyaset, sanat hepsini mezcetmiş biri… İşte öyle bir şahsiyetle karşılaşıyoruz. Fiziki olarak tabii ki. Ve ondan sonra bu temasımız devam ediyor tabii. Üstad’la temasımız devam ediyor. Bilmiyorum sorunuza bu yeterli mi yoksa böyle alıp anlatayım mı, devam edeyim mi?

Sizin özellikle Üstad’la birebir, o yanında olduğunuz dönemlere dair gözlemlerinizi işitmeyi o kadar çok isteriz ki ama bu programımızın süresi değil, 3-5 program süresi yetmez. O nedenle isterseniz esere geçelim. Fakat Necip Fazıl'ı farklı farklı yönleriyle -çünkü çok yönlü bir insan- anlatmak dururken neden hadislerle irtibatı üzerinden... Yani ana çıkış noktamız burası. Buradan... Ve ben aslında şunu merak ediyorum. Bu eseri hazırlamaya nasıl karar verdiniz ve süreçte neler yaşadınız?

Şimdi ben yaklaşık 10 yıldır akademik çalışma yapıyorum ve Necip Fazıl üzerinde yapıyorum bütün çalışmalarımı. O konuyu seçtim. Çünkü çalışmalarımın böyle bir arkaik, böyle kenarda kıyıda kalmış bir çalışma olmasını istemiyorum. Topluma, gençliğe temas eden, dokunan bir çalışma olsun istiyorum. Çünkü ben hayatım boyunca bu çizgide, Büyük Doğu çizgisinde geldim ve bu hususta çok faydalı şeyler, verimli şeyler gördüm. Büyük Doğu ideolojisinin hayata ne kadar mutabık olduğunu gördüm. Hayata cevaplar verdiğini gördüm. Şimdi böyle bir akademik çalışma isteği bende neden uyandı sorusunu ben kendim de cevaplayabilmiş değilim. Yani nasıl sevk oldum bu hadiseye... Yani bir vapurda bir gazete haberi gördüm, öğrenci affı çıktı diye. Hukuk Fakültesi'ne ben girmiştim 77'de, 78'de. “Ya ben buraya gidip burayı bitirebilir miyim?” falan diye düşündüm. Ve buna bir teşebbüs ettim. Yani o kadar. O teşebbüsümde ilk danıştığım kişinin de bana verdiği cevap müspetti. Bu olaya da dikkat etmek lazım. Danışılan kişilerin de dikkat etmesi lazım. Karşı tarafı yıkıcı olmaması lazım. Bana moral verici bir şey söyledi, bir iki şey söyledi. “Yaparsın!” dedi. “Kâzım yaparsın!” dedi. “Tamam!” dedim. Ve giriş o giriş. Bitirince Hukuk Fakültesi'ni... Yani ikinci üniversite oluyor benim için.

Siz Yüksek İslâm Enstitüsü...

Yüksek İslâm Enstitüsü ilki oluyor. Bu ikincisinden sonra diyorum. Bu çalışma temposunu yakalayınca bunu devam ettirmek istedim. Yani ilmî çalışma... Akademiye yüksek lisans ve diğer şekilde devam etmek istedim. Benim düşüncem şu, akademide çalışan arkadaşlara da bunu tavsiye ediyorum. Yani topluma dokunan bir çalışma olsun. Tarihin bir zamanında kalmış bir eseri çıkarmak tamam ilmi müktesebata faydalı ama topluma faydası yok. Çünkü benzer eserler var. Dolayısıyla benim de konum Necip Fazıl olacak. Necip Fazıl gibisi var mı? Yani Necip Fazıl bizim zihnimizi, kalbimizi dolduruyor. Sadece zihnimizi doldurmuyor. Bakın. İlim zihni doldurur ama kalbi doldurmaz. Ona tasavvuf gerekiyor. Necip Fazıl'da her ikisi var. Her ikisini de mezcettiği için hikmet adamı Necip Fazıl. Hikmet de ilmin üstündedir. Yani ilmi yönü yok diye Necip Fazıl'ı eleştirenler, desteksiz bir şekilde eleştirenler yanılıyorlar. Necip Fazıl ilmin üstünde hikmet kademesinde. Çünkü hikmet; ilim, amel, marifetten sonra gelen bir kademedir bu. Hikmet kademesinde. Buna rağmen “Necip Fazıl’ın ilmi müktesebatı nasıldı?” diye sorulursa bu kitap bunu ispatlıyor. Ben akademiye girince, Temel İslâm Bilimleri'nde çalışma yapınca, “İlimle Necip Fazıl ne kadar örtüşüyor, örtüşmüyor?” diye bana biraz zorluk çıkarıldı. Ben dedim ki örtüşüyor. Çoğu da bilmiyordu bunu. Bu eserleri gösterdim ben. Sağ olsun hocam benim Büyük Doğu'ya ilgimi anladığı için teklif de ondan geldi. Benim muradım buydu. Özcan Hıdır Hoca dedi ki, “Sen Necip Fazıl ve Büyük Doğu’yla ilgili çalış.” dedi. “Hocam benim muradım da o.” Dedim. “Necip Fazıl'ın hadislerini çalış.” diye yol gösterdi. Necip Fazıl'ın hadislerine çalıştık. Master olarak iki senelik bir çalışma oldu. Ondan sonra üç sene kadar da üzerinde tekrar çalıştım. Bu kadar hadis çıkacağını bak ne ben biliyordum ne hoca biliyordu. 2700 küsur hadis var. Ben 18 yaşından beri de Büyük Doğu okuruyum. Bakın. Şimdi ben bunu 65 yaşında öğreniyorum. 40 sene sonra öğreniyorum, 50 sene sonra öğreniyorum. Bakın. Dolayısıyla bunlar klasik eserler. Dikkat etmek lazım. Okunup bir rafa konacak eserler değil. Necip Fazıl'ın eserleri, keza Salih Mirzabeyoğlu'nun eserleri de öyle, ki onun 70 cilt eseri var. Bunlar klasik eserler. Bu şekilde girdik ve böyle bir eser çıktı. Hocamın da bu esere özel bir ilgi gösterdiğini söyleyebilirim. Allah’a şükür vesile oldu, burada da basıldı bu eser. Eserin macerası bu. Basım macerası bu. Yani başka şeyler de var. Onlara çok girmeyelim. Büyük Doğu'yu anlatalım isterseniz.

İşte bu. Çünkü hep Büyük Doğu dedik şimdiye kadar. Yani Büyük Doğu ideolojisini yakından tanımayanlar için en azından onlarda merak uyandıracak kadar isterseniz bir temas edelim. Zaten araştıracaklardır seyircilerimiz.

Tamam. Necip Fazıl, şeriatten kıl feda etmeden eşya ve hadiselere İslâm'ı hâkim kılmanın dünya görüşünü örgüleştirmiş bir adamdır. Şimdi ben müsaade ederseniz çok kısa kısa 7 umdede Necip Fazıl'ı anlatmak istiyorum. 7 umdede. Bir; Necip Fazıl, şeriatten zerre feda etmeyen bir mütefekkirdir. Buna çok dikkat etmemiz lazım. Şeriat çizgisinden zerre feda etmiyor. Her şeyiyle buna kendisini vakfetmiş. İlmî meselelerde bile çok dakik davranıyor ve devrinin âlimlerine soruyor. En başta Arvasî ailesine soruyor, mürşidi Esseyyid Abdülhakîm Arvâsî Hazretlerine soruyor sağlığında. Sonra onun yakınları âlim kişiler var onlara soruyor. Ondan sonra Ömer Nasuhi Bilmen’e soruyor, Hacı Cemal Öğüt'e soruyor, İbrahim Boğalı'ya soruyor. Yani devrinin âlimlerine soruyor, dakik bir şekilde. Şunu gördüm ki ben araştırmalarımda, hâlâ devam ediyor akademik çalışmalarım. Necip Fazıl'ın ilmî müktesebatı var. Âlim değil ama ilmi müktesebatı var ve çok dikkatli, dakik. Dolayısıyla ilmî açıdan da referans alınacak eserler Necip Fazıl'ın eserleri. Şimdi ben 7 umdede anlatmak istemiştim. Müsaade ederseniz.

Estağfurullah…

Bir, dedik, şeriatten kıl taviz vermiyor. İki; tarih muhasebesi yapıyor Necip Fazıl’ın Abdülhamid Han eseri anahtar eser. “Abdülhamid Han'ı anlamak her şeyi anlamaktır.” diyor Necip Fazıl.

Sonra Sultan Vahdettin, “Vatan Haini Değil Büyük Vatan Dostu Sultan Vahidüddin” eseri. Zaten vefatında o eserden dolayı aldığı18 aylık ceza vardı üzerinde. Tarih muhasebesi yapıyor. Neden tarih muhasebesi?..

Bu arada onun da bir altını çizelim. Yani bugün bunları söylemek kolay da o tarihlerde bunları söylemek tam bir devrim. Evet. Cesaret.

Evet. Bir kişiyi değerlendirirken devrini, çağını, çevresiyle vs. değerlendirmemiz lazım. Bugün rahat koltuklarda oturup ne bileyim internet ortamlarında iki klavyeye basıp ahkam kesmekle olacak işler değil bu. Kendi çağında ne yaptığına bakmak lazım. Hangi şartlarda... Hangi şartlarda neyi aşmış ve ne getirmiş ortaya? Bu çok önemli bir nokta. Böyle bir çağda Necip Fazıl böyle bir tek parti faşizmi diyelim, böyle bir dönemde geliyor tek başına öne atılıyor. Evet. Ve bunları yapıyor. Abdülhamid Han, Vahidüddin Han... Tarih muhasebesi şu açıdan da önemli; nereden geldiğini bilmeyen nereye gideceğini de bilmez. Necip Fazıl’ın yaptığı şeyler çok önemli. Üçüncüsü, Necip Fazıl’ın bir dünya görüşü kurması. Sistem fikriyle gelmesi. Yani sadece tepkiyle kalmıyor. Sadece kahraman değil, mütefekkir. Mütefekkirliği şairliğinden baskın. Dolayısıyla İdeolocya Örgüsü onun baş eseridir. Onu anlamadan Necip Fazıl’ı anlayamayız. Karşı taraf bize sistem fikriyle gelirken, biz sadece geleneği tekrar ederek karşı duramayız. Çağımızda İslâmî bir dünya görüşünü sistemli olarak ortaya koymamız gerekiyor. Bunu da Necip Fazıl yapmış. İdeolocya Örgüsü ve diğer müştemilat eserleriyle beraber. Dördüncüsü; bu eserde de etkisi olan, kaynağı olan Peygamber sevgisi. Necip Fazıl’ın temel özelliklerinden bir tanesi Peygamber merkezli bir ideoloji koymasıdır. Dava, aşk ve ahlâkını oraya dayandırması lazımdır; oraya dayandırıyor. Toplumun da Peygamber sevgisiyle ayakta tutulabileceğine ve İslâm’ın, dinî hayatın böyle canlanabileceğine inanan biri. Hakikat olan da bu. Zaten Osmanlı da bunu görmüş; mesela Mevlid-i Şerif, Şifa-i Şerif okumalarıyla toplumda dinî hayatı canlı tutmuş. Çünkü Peygamber birebir yaşanmış örnek. Bizim gibi beşer, örnek ve Peygamberle daha rahat kontak, bağ kurabiliyoruz. Allah’ı tenzih ediyoruz; ötelerin ötesinde...

Kur'an'ı yaşamış bir örnek var insan olarak ve o örnek hepimiz için tek önder.

Tek önder Peygamber”. Evet, o şekilde. Oradan gidiyor Necip Fazıl. Bir de onun tabii hikemî, felsefî gerekçelendirmesi var. Varlık zaten Hazreti Peygamber’le başlıyor. Muhammedî hakikat, Muhammedî nur... "Âdem su ile toprak arasında iken ben nebiydim." diye buyuruyor. Sahih hadis-i şeriftir. Bunları Üstad alıyor. Hz. Peygamber için, “En Evvel, En Üstün” diyor. “Gaye İnsan-Ufuk Peygamber” diyor. Necip Fazıl’ın fikriyatında temel bu. Bunları da Büyük Doğu’nun karakteristiği olarak altını çizelim. Ondan sonra beşincisi olarak; “dost ve düşman kutuplarını işaretlemesi” diyelim. Necip Fazıl’ın, “Dost taraf bu, düşman taraf bu!” diye bunları işaretlemesi önemli. Çünkü saflar net olmazsa böyle karışıyor bazı şeyler, kafalar bulanıklaşıyor. Dost ve düşman kutupları demek, aynı zamanda “Allah için sevgi, Allah için buğz” demek. Üstad bunları çok güzel bir şekilde ortaya koyuyor. Nereden, nasıl koyuyor? Üstadın referansı, kaynağı ne? Esseyyid Abdülhakîm Arvasî Hazretleri. Buradan besleniyor Üstad. Bu şekilde mütefekkir, deha ve Allah vergisi vehbî ilim sahibi aynı zamanda Üstad. Çünkü kırk yıl tarihçi okusa Üstad gibi bir tarih muhasebesi yapamaz. Üstad tarihçi değil ama. Buraya dikkat çekelim. Üstad bütün bunları o yokluk, kıtlık içinde, “illet, kıllet, zillet” devrinde yapıyor. Bunları hiçbir zaman unutmadan devam edelim. İsterseniz altıncı maddeyi sayalım. Üstad yeni bir usul, yeni bir tarz getiriyor. Bir estetik getiriyor, bir diyalektik getiriyor Üstadın bir yenileyiciliği olarak. Sistem fikriyatı var, bir de bunlar var. Üstad modernist olmadan modern biri. Modernizme karşı modern biri, öyle söyleyelim. Hem geleneğe bağlı hem geleneği yeni bir tarzda sunuyor diyelim. Sonuncusu; İslâm İnkılabı diye çok altını çizdiği İdeolocya Örgüsü’nde ve “Büyük Zuhur” diye işaretlediği aksiyon alanına geçmesi; Başyücelik devlet ve idare mefkûresini ortaya koyması…

Başyücelik…

Başyücelik. Şu an Başyücelik diye noktayı koyalım, devam edelim isterseniz.

Arvasî Hazretleri’nden, -Rabbim şefaatine nail eylesin" bizleri inşallah- bahsettiniz. Zaten “O ve Ben” eseri benim herhalde en çok etkilendiğim eserlerden biridir. Ve bunun gibi daha nice kıymetli eserleri var Arvasî Hazretleri’ne atıfta bulunduğu... Dolayısıyla başka kimler var hayatına özellikle yön veren diyebileceğimiz?

Şimdi evet, Necip Fazıl’ın beş yıl kadar hizmetinde bulunduk Salih Mirzabeyoğlu’yla beraber. Sonra biz Büyük Doğu çizgisinde devam ediyoruz tabii. Şimdi yayınlarımız oluyor, dergilerimiz oluyor, gençlere seminerlerimiz oluyor. Bu hususta Büyük Doğu’yu toplumun genel çerçevesine oturtma mücadelemizde, laik yönetimle biz karşı karşıya geliyoruz haliyle. Bu hususta da neyse bedel ödemek gerektiğine inanıyoruz. Çünkü önümüzde ışık var, büyüklerimiz var, onlara bakıyoruz. Necip Fazıl var, Salih Mirzabeyoğlu var, Said Nursi var, diğer büyükleri, hepsini rahmetle anıyoruz. Onlar bizim ışıklarımız. Biz de bu hususta âcizane bedeller ödedik. Bu yolda içeri girdik, çıktık. Başta dedim; zihnimi doldurduğu gibi kalbimi de dolduran bir fikriyat bu. Bu şekilde çalışmalara devam ettik. Ben mesela yaş günü yaparlar, şunu yaparlar, bunu yaparlar; ben Üstad’dan bir kitap götürmeyi, hediye etmeyi düşünürüm. Öyle götürürüm. Bunları çoluk çocuğuma, gençlere tavsiye ederim. Ve şunu da söyleyeyim; elli yıl üzerine yaptığım çalışmalarda Necip Fazıl’da yeni şeyler de keşfettiğimi ifade edeyim. Bir arkadaş söylemişti, dikkatimi çekti, otuz yaşlarında genç bir arkadaş. Ben de elli senedir Büyük Doğu okuruyum ama bu arkadaşın tesbiti dikkatimi çekti. Bana dedi ki: "Necip Fazıl bugüne yazmıyor, yarına, istikbale yazıyor." Onu anlamış. Yani çok fazla kitaplarını okumamış ama okuyunca anlamış. Burada görülüyor ki Necip Fazıl sıradan bir yazar değil.

Bir mütefekkir. Onlar ileriyi de ne diyelim, bir öngörüde bulunabiliyor rahatlıkla. Tabii. Şimdi benim bir, iki, üç, dört sorum var. Bunları titizlikle hazırladım lakin süremiz çok kısıtlı. İkişer dakikadan cevap vermeniz mümkün olur mu diyeceğim. Mesela şimdi hadis noktasında, yani başlık öyle "Necip Fazıl’ın Eserlerinde Hadis". Fakat şimdi Kur'an-ı Kerim, Hadis-i Şerifler, Sahabe Efendilerimiz... Eserleri bu kıymetlerle müteşekkil. Dolayısıyla nasıl karşımıza çıkıyor bu değerler?

Necip Fazıl mesela Kur'an-ı Kerim’den âyetlerden alıntı yapmış, hadislerden çokça yapmış. Hadislerle ilgili müstakil kitapları var. Sahâbîlerle ilgili kitapları var. Mesela âyetlerden başlarsak böyle hızlı şekilde; mesela "Şüphe yok ki sen azim bir ahlâk üzeresin." mealinde âyet var. Üstad diyor ki: "Bu azîm kelimesinin ahlâk kelimesiyle yan yana gelmesi titreticidir" diyor. Üstad böyle bir yorumda bulunuyor. Ondan sonra Kur'an-ı Kerim'in ayetlerini basmıyor aslıyla, çünkü abdestsiz dokunulma olmasın diye, o hassasiyeti gösteriyor. Bunu belirtiyor. Mesela Kur'an-ı Kerim'in tek harfine bütün kâinatın sığacağını söylüyor. Mesela Necip Fazıl, "Ben bazı şer’î eserler üzerinde etüdler yaptığım zaman, bulduğum ölçüler içinde aldığım hazzı, hissettiğim konforu dünyada hiçbir şiirden almıyorum." diyor Necip Fazıl. Bakın burası çok hassas bir şey... Benim bu dikkatimi çekti. Mesela bu benim dikkatimi ne zaman çekti? Kırk sene sonra çekti. Ben şimdi Yüksek İslâm kökenliyim, Temel İslâm Bilimleri okudum. Necip Fazıl okuyan biriyim ama demek ki tetkik etmek, yoğunlaşmak gerekiyor. Bu ifade benim kırk-elli sene sonra bu akademik çalışmayı yaparken dikkatimi çekti. Ya bunu ben birçok kişide görmüyorum. Yani bu alanda hoca olanda da görmüyorum ben bunu. Şiiri çok iyi bilen bir insan bunu diyor. "Ben bir tek ölçüde aldığım zevki hiçbir şiirden almam." diyor. Yani bunu duyarak, yaşayarak söylediği belli oluyor. Ben o zaman diyorum ki kendi kendime; ya ben bu ilimlerle meşgulüm, ben bunu duydum mu, aldım mı? Evet demem zor.

Hadislere de gelirsek... İki binin üzerinde…

2721 tesbit edebildim, biraz daha artabilir, bu sayıda hadis var. Burada mesela Necip Fazıl, "Hadislerle Dünya Nizamı" diye bir bahis açıyor. O, eserlerinde hadislerle dünya nizamı kuruyor. Bu aslında Necip Fazıl’ın Başyücelik dedik ya biraz önce; Başyücelik devlet ve idare modelini -ki günümüzde bu çok lazım, anayasa, reformlar konuşuluyor, işte buyurun bize göre yazılmış, Müslümanca yazılmış, Müslüman bir diliyle öneri var, bunu Üstad koymuş ortaya… Herkes Üstadın paltosundan çıktı, bu da kabul ediliyor. Buyurun!.. Burada bu "Hadislerle Dünya Nizamı" başlığında aslında Başyücelik Devleti'nin altyapısı var. Hadislerle kuruyor dünya nizamını Necip Fazıl. Bunu eserde gördüm ben.

Bu çok önemli.

Çok önemli. Neden? Biraz önce bahsettik; hadisler yaşama dair. Hayatın her alanını hadisler dolduruyor.

Yani bu aksiyon dediği mesele değil mi Üstadın?

Aksiyon. Fikrî yaşanmışlık aksiyon demek. Hayata tatbik. Zaten bizim derdimiz o değil mi? Yani biz teoride Müslüman, pratikte de Müslüman olmak istemiyor muyuz? Mesela ben niye seküler bir rejime razı olayım? Allah'ın hükmü varken! Kim hakikati söyleyecek yani? Stuart Mill mi söyleyecek, Adam Smith mi söyleyecek? Öteki yanda Allah Resulü var, Allah'ın buyruğu var. Yani Müslüman olarak tabii ki benim yönüm, safım belli.

Onlar da söylesin, onlara inananlar onlara inansınlar ama bizim inandığımız hakikat ortada ve çok netken biz onlara inanmak mecburiyetinde bırakılmamalıyız.

Tabii ki.

Sahâbî Efendilerimizle ilgili çok güzel bir ifadesi var. O tek başına yeter. Ondan sonra diğer soruma geçeceğim. Ne diyor efendim o atlarının burnuna giren...?

"Velilerin en büyüğü, sahabîlerin en küçüğünün atının burnuna giren toz olamaz" diyor Necip Fazıl. Şimdi bu ölçü müthiş bir ölçü.

Müthiş. Şimdi Necip Fazıl, "Hadislerle Dünya Nizamı" başlığıyla bir bölüm yaptık biz... Neyi amaçlıyor? Bunu konuştuk. Fakat buna bağlı olarak bir serlevha diyebileceğimiz hadis-i şerif var. Belki de o eserlerinde en önemli yerde gördüğü ya da bizim fark ettiğimiz: "Bir günü bir gününe eş geçen aldanmıştır." Yine bu aksiyonla ilgili bir şey değil mi? Çünkü aksiyon adamı Necip Fazıl.

Muhakkak. Hadislerle aksiyonu temellendiriyor. Bu arada oraya geçmeden önce tarih muhasebesiyle ilgili aklımdayken Üstad Milli Mücadele Hareketi sonrasını kastederek diyor ki, "Mekânda kurtulup da zamanda (ruhta) çökmek komple bir çöküştür!” Aslında bizim bugünkü durumumuza da buna denk geliyor. Şimdi buradan Üstad’ın en çok kullandığı "Bir günü bir gününe eş geçen aldanmıştır" hadisine geçelim. Çünkü Müslümanın dünyaya hakimiyeti bir ibadettir diyor Üstad. Dünyaya hakimiyet. Mesela o, İman ve İslâm Atlası eserinde Dünya bölümünde, "Ahiretin Tarlası”, “Umran”, “Cihad” diyor. Ondan sonra “Müspet Bilgi” diyor, “Güzel Sanatlar” diyor. Dünyayı imar etmek ve hâkim olmak Müslümanın boynuna borç, vazifesi. Yoksa bugün çektiğimiz çilelerin çoğu Gazze'de, Doğu Türkistan'da temelinde bu yatıyor.

Devam edecek, belki daha da büyüyecek bu sorunlar.

Ve bununla örtüşen de en çok kullandığı âyet, "Ben kulumu eşya ve hadiseler teshir etmesi, zapt etmesi için kendime halife olarak yarattım." mealinde Bakara Suresi'ndedir. Necip Fazıl en çok da o âyeti kullanıyor. Bu ayetle hadis birbirleriyle örtüşüyor, birbirini yorumluyor. Ve Üstad’ın aksiyonuyla burada örtüşüyor. Demek ki Üstadın kaynağı belli, nereden ne almış ve ne yapmak istediği ortada yani. Böyle bir şahsiyet karşımızda var.

Yeni bir çalışmanız var mı bizimle buluşmayı bekleyen?

İnşallah… Bu akademik çalışmalarımın içerisinde "Necip Fazıl’ın Hürriyet Anlayışı ve Başyücelik Devleti" diye aslında hazır bir çalışmam var.

Yayınlanmayı bekliyor.

Evet, yayınlanmayı bekliyor.

İnşallah en kısa zamanda onu da okumak imkanına sahip oluruz. Sizin hayatınıza temas eden, böyle seyretmelik, dinlemelik, okumalık neler var? Hem tavsiye niteliğinde...

Mesela seyretmelik derken, Tarkovski'nin filmleri. Ve Tarkovski'nin beğendiği on film var, o listeye bakılsın. Kitap olarak Doğu ve Batı klasiklerini tavsiye ederim, hepsinin okunması lazım. Mesela Batı'dan aklıma ilk gelen Montaigne'in Denemeler, Alphonse Daudet'in Değirmenimden Mektuplar'ı var. Mesela Küçük Prens var… Küçük bir kitap ama!..

Sansürsüz olanını okusunlar ama Küçük Prens'in. İnşallah bulabilirlerse.

Ondan sonra Batı klasikleri... Doğu klasiklerinden tabii ki Mevlâna’nın hikayeleri, Mevlana’nın Mesnevi’si, Fihi Ma Fih’i ve diğer eserleri. Sâdî'nin Bostan'ı ve diğer klasikler olabilir…

Neler dinliyorsunuz?

Jordi Savall dinliyorum.

Oo, barok klasik.

18. yüzyıl müziği…

Ve en çok sevdiğim tarafı, o barok enstrümanları kullanıyor olması genellikle konserlerinde.

İşte bizim de 17-18. yüzyıl Dede Efendi var… Onlarla zaman açısından bir yakınlık var.

O zaman ben Dede Efendi'yi de ben söyleyeyim.

Tabii.

Değil mi? Efendim tabii ki Itrî'yi.

Muhakkak. Eskimez besteler yapmışlar. Asırlara şamil eskimez besteler.

Değil mi? Yani Allah onlardan razı olsun. Efendim Allah sizden de razı olsun. Ne güzel bir eser yazmışsınız ve bizi Necip Fazıl’la başka bir pencereden buluşturdunuz. Bakabilmemize vesile oldunuz, eksik olmayın. Sağ olunuz, var olunuz. İnşallah bu bahsettiğiniz yeni eserinizle -ki Ketebe'den yayınlanır ümidindeyim inşallah- yeniden bir araya gelmek temennisiyle diyorum.

İnşallah bu güzel davete hayır diyemem.

Sağ olunuz. Sıhhat afiyet diliyorum ayrıca bu arada.

Bilmukabele…

Artık görüşmeye devam edeceğiz, o arayı kapatacağız diye ümit ediyorum…

Efendim Kâzım Albayrak konuğumuzdu ve “Necip Fazıl’ın Eserlerinde Hadis” üst başlığıyla çıkan “Hikmet, Estetik ve Toplum” eserini ben tavsiye ediyorum. Çünkü Necip Fazıl’a sadece şair demek büyük bir haksızlık olur. Şair ve yazar demek dahi büyük bir haksızlık olur. Bir mütefekkir olarak bizim karşımıza bu eserde çıkıyor ve artık biz bu eserden sonra ne kadar büyük bir değerin bizim hayatımızda olduğunu -hep duyuyoruz çünkü değil mi okullarda şurada burada- Onu bambaşka bir yönüyle, mütefekkir yönüyle efendim bu kitapla çok daha iyi anlayacağımızı düşünüyorum. O yüzden bu kitabı tavsiye ediyorum size, mutlaka edininiz. Ve bizi seyrettiğiniz için teşekkür ediyorum ve kitap kokusunun hiç eksik olmadığı bir hayat diliyorum. Hoşça kalın.

Aylık Baran Dergisi 47. Sayı Ocak 2026

{ "vars": { "account": "UA-216063560-1" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }