Eğitim, salt bilgi aktarmak olmamalı. Asıl gayesi, insanın karakterini, tavır ve ahlaki hassasiyetlerini geliştirmek olmalıdır. Teknik bilgi bir yere kadar işe yarar olsa da, içtimaî hayatı şekillendiren “sosyal bilgi”dir; bu bilgi, inanç ve ahlâk değerlerine dayandığında fert ve toplum aslına uygun biçimde biçimlenebilir. Günümüzde Batı’nın bilgi anlayışı, sosyal bilgiyi akılcılık ve faydacılık temelinde yeniden tanımlayarak onu bireysel arzulara hizmet eden bir araca dönüştürmüştür. Bu sebeple mevcut eğitim sistemi insanın ruhî ve kültürel dünyasını ihmal etmekte, fertleri yalnızca mamul hâline getirmekte ve içtimaî yozlaşmayı derinleştirmektedir. Eğitim sistemi, insanı merkeze alan, ahlâkî değerleri önceleyen ve insanın hem ruhî hem içtimaî dengeli bir varlık hâline gelmesini sağlayacak bir yönelimle yeniden kurulmalıdır.
Kendi köklerimizden beslenen eğitim modeli olmalı
Eğitim sistemi ülkemizde bugün Batı merkezli bir anlayış üzerine kuruludur; bu yüzden düşünce hayatımızda Batı’nın gölgesinden kurtulamıyoruz. Gerçek eğitim anlayışı, bizim tarihî ve medenî köklerimizden beslenen, inanç ve kültür perspektifine sahip bir eğitim sistemine dayanmalı. Bu sistem, fertleri taklitçilikten kurtarıp özgün, şuurlu ve davasına bağlı fertler olarak yetiştirmelidir.
Geçmiş İslâm medeniyeti döneminde eğitim; cami, medrese, vakıf okulları ve araştırma merkezleri gibi kurumlarda hem dinî hem ilmi bilgiyi kuşatıcı biçimde verirdi. Dinî ilimlerle birlikte matematik, tıp, astronomi, mantık gibi pozitif bilimler de öğretilir, öğrenci gerçek anlamda ilime yönlendirilirdi. Bu yapı, hem ferdin hem toplumun manevî ve aklî gelişimini birlikte gözetiyordu; bu da iç tutarlılığı olan bir eğitim modeliydi.
Bugünkü modern sistem ise ruhu, maneviyatı ve ilim-irfan şuurunu göz ardı edip yalnızca “mekanik bilgi” aktarmaya odaklanan merkezi, standart ve kitlesel bir üretim modelidir. Bu modelin yerini; devletin, toplumun ve ferdin kültürel köklerine, manevi değerlerine sadık kalarak, çağın koşullarını da göz önünde bulunduran bir İslam merkezli eğitim sistemi almalıdır. Bu sayede nesiller hem hakikate vakıf olur hem de toplumu şekillendirebilecek şuurla yetişir.
İnsanı merkeze alan bu eğitim anlayışı, yalnızca yüksek öğrenimde değil; çocukluk safhasından itibaren kök salması gereken bir terbiyedir. İlkokuldan başlayarak çocuklara değer, irade, merak ve sorumluluk şuuru kazandırmak, onların öğrenmeyi sevmesini ve ilme karşı fıtrî iştiyak geliştirmesini sağlar. Eğitim; zorlayıcı, mekanik ve ezbere dayalı bir kalıp olmaktan çıkarılıp sevdirilen, keşfe yönelten ve çocuğun şahsiyetini besleyen bir zemine oturduğunda, sonraki yaşlarda gelişecek kabiliyetlerin temeli sağlam biçimde atılmış olur. Bu sebeple çocukların nasıl öğrendiği, hangi yollarla tecrübe kazandığı ve hangi ortamda şahsiyet inşa ettiği meselesi eğitimin merkezine yerleştirilmelidir.
Öğrenme kabiliyeti geliştirilmeli ve teoriden ziyade pratik kazandırılmalı
Çocukların her şeyi ezberlemesine veya her konuya hâkim olmasına gerek yoktur; asıl ihtiyaçları öğrenme kabiliyetini geliştirmek, değişen şartlara uyum gösterebilmek, bilinmeyen problemlerin karşısında çözüm üretebilmek ve hata yapmaktan korkmadan yeniden denemeyi alışkanlık hâline getirmektir. Çünkü gerçek öğrenme, teorik bilginin değil, tecrübenin içinden doğar. Çocuk; deneyecek, yanılacak, yeniden kuracak, zorlukla karşılaştığında kaçmak yerine çözüm üretmeye çalıştıkça kalıcı bir şahsiyet inşa edebilecek.
Bugünün iş dünyasında işverenlerin aradığı nitelikler de buna paraleldir. Yaratıcı ve yenilikçi düşünebilme, hızlı değişime adapte olabilme, karmaşık problemleri çözme becerisi ve merakı canlı tutma yeteneği öne çıkmaktadır. Bu vasıflar, klasik okul sisteminin ezbere dayalı yapısının aksine, insanın kendi kabiliyetini keşfetmesini ve geliştirmesini gerekli kılar. Dolayısıyla modern ekonominin ihtiyaç duyduğu insan profili ile okulların yetiştirdiği öğrenci tipi arasında belirgin bir kopukluk ortaya çıkmıştır.
Mevcut okul sistemi, yeniliği teşvik etmek yerine hâlâ bilgi ezberletmeye, verilen talimatları sorgulamadan takip etmeye ve “doğru cevap” kalıbını ezberletmeye odaklanmaktadır.
Dünya ölçeğinde dönüşüm hızlanırken, dünya bambaşka bir tabloyla kapıdadır: milyonlarca meslek ortadan kalkacak, yeni sektörler doğacak ve çalışanların önemli bir kısmı yeniden eğitim almak zorunda kalacak. Bu dönüşümü yönetmek için fertlerin değişimi okuyabilen, yeni şartlara ayak uydurabilen ve kendi kendine öğrenme iradesine sahip bir donanım kazanması gerekir; fakat mevcut sistem bu ihtiyacı karşılamaktan çok uzaktır.
Bu sebeple gençlerin yüksek not alma baskısıyla kendilerini gereksiz strese sokmaları yerine gerçek hayata hazırlanacak becerilere yönelmeleri gerekir. Gerçek problemleri çözmeye çalışma alışkanlığı, ilgilerini çeken alanlarda derinleşme iradesi, hata yapmanın aslında öğrenme sürecinin en doğal parçası olduğunu kavrama şuuru ve zaman aşımına uğramayacak, her dönemde değerini koruyacak beceriler geliştirme ve kendilerine vasıf edinebilme gayreti; onları hem bugünün hem geleceğin dünyasında ayakta tutacak yegâne sermayedir.
Kısacası; eğitimin yeniden inşası, köklerimize yaslanan, insanı ahlâkıyla ve karakteriyle yoğuran bir eğitim anlayışını şart kılmaktadır. Bilginin, ruh ve şahsiyet terbiyesinden koparıldığı her model toplumun da ferdin de istikametini bozmaktadır. Geleceği kuracak nesiller ancak İslâm ahlâkını merkeze alan, ilmi irfanla birleştiren ve çağın değişimini kendi değerleri üzerinden okuyabilen bir eğitim düzeniyle yetişebilir.
Aylık Baran Dergisi 47. Sayı Ocak 2026