İstanbul merkezli olmak üzere Ankara, İzmir, Aydın ve Mersin’in de aralarında bulunduğu toplam 15 ilde eş zamanlı olarak icra edilen “Ailem Güvende” operasyonu kamuoyunun gündemine oturdu. Adalet Bakanlığı ve Cumhuriyet Başsavcılıklarının koordinasyonunda yürütülen operasyonlar kapsamında gece kulüpleri, barlar, eğlence mekanları ile aile kurumunu ve fıtratı hedef alan bazı dernek merkezleri ablukaya alındı. Özellikle İstanbul’un Beyoğlu, Şişli, Beşiktaş ve Maslak tarafındaki mekânlar hedef alınırken, operasyonun adli bilançosu da netleşmeye başladı.
Resmi makamlar ve ilgili birimler tarafından paylaşılan verilere göre, 5 il merkezli toplam 15 ili kapsayan çalışmalarda geniş çaplı baskınlar düzenlendi. Soruşturmalar çerçevesinde toplam 162 şüpheli hakkında adli işlem başlatılırken, ilk aşamada 26 şüpheli gözaltına alındı. Operasyonda 9 dernek ve 13 işletme mercek altına alınarak ruhsata aykırı faaliyet gösteren yerler mühürlendi. Baskınlarda uyuşturucu maddeler ile çok sayıda dijital materyale el konulurken, MASAK ekiplerinin yürüttüğü mali incelemelerde bazı derneklere yurt dışındaki kamu kurumları ve yabancı kuruluşlardan yüksek tutarlarda fon aktarıldığı tespit edildi. Ayrıca müstehcen içerik yayan internet siteleri ve sosyal medya hesaplarına da erişim engeli getirildi.
Gece kulüplerine, barlara ve sözde derneklere yönelik bu baskınlar ahlaki erozyona karşı atılmış somut bir adım olarak dikkat çekse bile meseleye sadece asayiş penceresinden bakmak sathi kalmaya mahkûmdur. Cumhuriyet tarihi boyunca tatbik edilen laik ve Batıcı rejim; aileyi koruyan mukaddes bağları zayıflatmış, okullardan medyaya kadar her sahada ferdi ve toplumsal ahlakı erozyona uğratmıştır. Gençliği alkole, kumara, fuhşa ve küresel sapkınlık ağlarına mahkûm eden bizzat bu içtimai düzendir. Televizyon ekranlarından sokak panolarına kadar her yerde özgürlük kisvesi altında pazarlanan ahlaksızlık, devlet eliyle tescillenmiş ve koruma altına alınmıştır.
Bu yüzden şunu da ifade etmek gerekir ki, sadece gece kulüplerine yapılan baskınlarla bu kriz çözülemez. Mesele, bu sapkınlıkların ve çürümenin önünü evvelden kesecek, insanı fıtratına uygun bir hayat düzenine kavuşturacak İslamî bir şuur ve mekanizmanın tesisi meselesidir. Rejimin temellerindeki bu ahlaki tahribat kökünden kurutulmadıkça ve toplumu iyiye, doğruya yöneltecek kapsamlı bir seferberlik başlatılmadıkça, atılan her adım maalesef geçici birer pansuman mahiyetinde kalacaktır.
Baran Dergisi