Haberler

Aileyi koruyacak toplumsal ve hukuki düzen kurulmalı

Dr. Nevzat Şipleme, aileyi ayakta tutacak toplumsal ve hukuki düzen kurulmadan “aile kutsaldır” söyleminin boşta kaldığını söyledi. Şipleme’ye göre bu düzenin üst çerçevesini belirleyen anayasa, yerli ve Müslümanca bir değer zeminine dayanmadıkça çözülme sürecek.

Abone Ol

Dr. Nevzat Şipleme, 27 Aralık 2025 Cumartesi günü Büyük Doğu Akıncıları Konya İl Başkanlığı’nda “Recep Tayyip Erdoğan, Büyük Doğu ve yeni anayasa” isimli bir konuşma yaptı. Konuşmanın omurgası şu teze yaslandı: Ahlâk bozulması diye tarif edilen tablo, bireylerin kişisel zaafına indirgenerek açıklanamaz; asıl belirleyici olan, insan tipini üreten çevrenin ve o çevreyi kuran “üst çerçevenin” ne olduğudur.

Şipleme, “ahlâklı olun” telkininin tek başına bir karşılık üretmediğini, ahlâkın ancak ahlâklı kalmayı mümkün kılan şartlar içinde korunabildiğini vurguladı. Televizyon, dizi, sokak dili, sosyal medya, eğitim sistemi, sınav düzeni, ekonomi ve akademi gibi alanların her birinin, insanı fark ettirmeden ödül–ceza mekanizmasıyla eğittiğini; bunun da “şuur inşası” denilen süreci belirlediğini söyledi. Ona göre, toplumda hangi değerlerin ödüllendirildiği ve hangilerinin cezalandırıldığı, ahlâkın gerçek tercümesidir.

Bu çerçevede aileyi, sürekli ve kuvvetli bir değer akışı altında ya güçlenecek ya da çözülecek bir merkez olarak tarif etti; aileyi yalnız bırakıp “aile kutsaldır” demenin, imkânsız bir görevi ebeveynin omzuna yüklemekten başka bir anlam taşımadığını ifade etti. Bu zeminde boşanma meselesi, Şipleme’nin çizdiği tabloya göre, “kişisel hatalar toplamı” değil; aileyi parçalayacak biçimde işleyen ekonomi, aileyi değersizleştiren medya, sorumluluk yerine bireysel tatmini yücelten dijital kültür ve insanı rekabetçi bir makine gibi konumlandıran eğitim–akademi zincirinin ürettiği bir netice olarak anlaşılmalıdır.

Aile bağları çözülürken, evlilik bir “fedakârlık kahramanlığı”na indirgeniyor; bu da sürdürülebilir olmadığı için evlilikten kaçış ve boşanmada artış tabii bir sonuç hâline geliyor. Çocuğa sabır, edep ve sorumluluk telkin eden anne-baba, aynı gün çocuğun dijital dünyada sabırsızlığın ödüllendirildiğini, edepsizliğin popülerleştirildiğini, sorumsuzluğun özgürlük diye pazarlandığını görmesiyle etkisiz kalıyor; böylece boşanma, iki kişinin anlaşamaması olmaktan çıkıp, aileyi kuşatan değer sisteminin aileyi içeriden aşındırmasının bir göstergesine dönüşüyor. Bu yüzden Şipleme, boşanma krizine “aileyi koruyun” vaazıyla değil, aileyi koruyacak toplumsal ve hukuki düzeni kurma iradesiyle yaklaşılması gerektiğini dile getirdi.

Bu noktada konuşma, anayasa bahsinin neden hayati olduğuna bağlandı. Şipleme’ye göre anayasa, yalnızca devlet organlarını düzenleyen bir metin değildir; hangi değerlerin meşru sayılacağını, hangilerinin korunacağını, hangilerinin teşvik edileceğini belirleyen kurucu çerçevedir. Ahlâk–aile–şuur zincirinin üst katmanında “anayasa” durur; çünkü eğitimden kültüre, aileyi koruma anlayışından özgürlük tanımlarına kadar toplumun normalini ve makbulünü şekillendiren en üst referans burasıdır. Eğer bu çerçeve Batı’nın postmodern liberal değer telakkileriyle kurulursa, ahlâkı ve aileyi ayakta tutacak zemin zayıflar; çözülme hızlanır. Bu sebeple “milli mutabakat” iddiasıyla yapılacak bir anayasanın hangi değer dünyasına dayanacağı sorusu, konuşmanın kilit sorusu olarak öne çıktı.

Şipleme, bu değer zemini tartışmasında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Necip Fazıl ve Büyük Doğu fikriyatıyla kurduğu bağı, bir hatıra veya kültürel alıntı olmaktan çıkarıp kurucu akıl beyanı olarak okunması gerektiğine vurgu yaptı.

Şipleme, toplumun çözülmesi, evlilikten kaçış ve boşanma gerçeği karşısında, “sonuçlara ağıt yakmak” yerine, çözümü üretecek istikameti şimdiden açıkça talep etmenin zorunlu olduğunu belirtti. Ona göre mesele, aileyi ve ahlâkı koruyan bir düzenin kurulmasıdır; bu da Anadolu’nun tarihî hafızasıyla, inanç dünyasıyla ve ahlâkî ölçüleriyle uyumlu, yerli ve Müslümanca bir değer zemini üzerinden mümkündür. Bu zemin kurulmadıkça, aileyi ayakta tutmak ebeveynin omzunda “imkânsız bir görev” olarak kalacak; boşanma ve savrulma, münferit hadiseler gibi değil, düzenin ürettiği süreklilikler gibi artmaya devam edecektir.

{ "vars": { "account": "UA-216063560-1" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }