Şipleme, dünyanın geçtiği kaotik döneme ve "yeni dünya düzeni" tartışmalarına atıfta bulunarak, vatan bilincinin bugün her zamankinden daha hayati bir önem taşıdığını vurguladı.
"Toprak, uğruna can verilecek bir hakikat varsa vatandır"
Konuşmasına vatanın tanımını yaparak başlayan Dr. Nevzat Şipleme, "Toprak uğruna can verilmiyorsa yalnız topraktır. Uğruna can verilecek bir hakikatin yurdu olduğunda vatan olur," dedi. Devletin maddi gövdesini oluşturan surların, yolların ve orduların tek başına bir memleketi ayakta tutmaya yetmeyeceğini belirten Şipleme, asıl varlığın "görünmeyen merkezde" yani kalpteki iman ve nesilden nesile aktarılan hakikatte gizli olduğunu ifade etti.
Gazze örneği üzerinden vatan kavramını somutlaştıran Şipleme, şunları söyledi:
Gazze bugün yerle bir edildi ama Gazze bir vatandır. Çünkü orada bir hakikat yaşıyor. Eğer Gazze, Batı Şeria gibi teslimiyeti kabul etseydi bu kavga olmazdı. Demek ki vatanı vatan yapan sınırların çizgisi değil, o sınırların içinde hangi hakikatin yaşadığıdır.
"İl gider töre kalır"
Tarihimizdeki "İl gider töre kalır" düsturuna değinen Şipleme, "İl"in devlet, "töre"nin ise milleti ayakta tutan ölçü, nizam ve ruh olduğunu hatırlattı. Devlet yıkılsa bile töre (ruh ve ölçü) yaşıyorsa o milletin yeniden toparlanabileceğini söyleyen Şipleme, vatanın kaderini önce "ölçü"nün, ondan sonra "güç"ün tayin ettiğini belirtti.
Bu toprakların hakikati: Ehl-i Sünnet Vel Cemaat
Dr. Nevzat Şipleme, Anadolu’nun sadece askeri fetihlerle değil, kılıcın arkasındaki itikatla Müslüman yurdu haline geldiğini vurguladı. "Bu toprakların hakikati Ehl-i Sünnet’tir," diyen Şipleme, Selçuklu’dan Osmanlı’ya bu yürüyüşün ruhunu Ehl-i Sünnet itikadının yoğurduğunu ifade etti. Anadolu’yu "rastgele unsurların bir araya geldiği bir mozaik" olarak görmenin yanlış olduğunu, buranın İslam hakikati etrafında yoğrulmuş bir "bütün" ve "medeniyet gövdesi" olduğunu dile getirdi.
"Ehl-i Sünnet vatandır, vatan Ehl-i Sünnet’tir," formülüyle meselenin özünü özetleyen Şipleme, sahih itikat çekildiğinde vatanın çözüleceğini, hakikat dirildiğinde ise harabelerin bile yurt olacağını dile getirdi.
Şehitlik şuuruna bir misal: 15 Temmuz ruhu
Vatanı ayakta tutan ana cevherin "şehitlik şuuru" olduğunu belirten Dr. Nevzat Şipleme, bu şuurun ancak sağlam bir imanla mümkün olabileceğini söyledi. 15 Temmuz gecesi insanları tankların önüne çıkaran gücün siyasi bir refleksten öte vatanla iman arasındaki derin bağ olduğunu hatırlatan Şipleme, modern sapık akımların ve seküler anlayışların şehitlik şuurunu diri tutamayacağını ifade etti.
Akıncı şahsiyeti: Bir dünya görüşünün yürüyen insanı
Sohbetin en dikkat çekici bölümlerinden biri "Akıncı Şahsiyeti" tanımıydı. Şipleme’ye göre Akıncı; sadece geçmişte kalmış bir savaşçı hatırası değil, bugünün Büyük Doğu-İbda karakteridir.
- Akıncı kimdir? Hakikati bilen, ona bağlanan, nefsini terbiye eden ve bu hakikati nizamlaştırma muradı güden insandır.
- Vazifesi nedir? Sadece toprağı değil, toprağa ruh veren manayı korumaktır. İçte iman ve disiplin, dışta aksiyon ve sorumluluk sahibi olmaktır.
- Hedefi nedir? Sadece bir coğrafyayı fethetmek değil, İ’lâ-yi Kelimetullah ve hakikatin yeryüzüne hakim olduğu bir nizamı kurmaktır.
İflas eden Batı'nın karşısında 'yaşanmaya değer hayat' teklifi
Batı dünyasının ve özellikle Amerika’nın sunduğu yaşam tarzının (LGBT gibi sapkınlıklar üzerinden) iflas ettiğini belirten Şipleme, "Amerika çökecek çünkü insanlığa teklif ettiği değerler dünyası çöktü," dedi. Türkiye’nin kurtuluşunun Batılı değerleri taklit etmekte değil, kendi köklerinden doğacak "yaşanmaya değer hayat" ve "olunmaya değer insan" idealinde olduğunu söyledi.
Şipleme, kendi müfredatımızla yetişen insanların 15 Temmuz'da kendi silahını halkına doğrultabildiğine dikkat çekerek, savunma sanayinden ekonomiye kadar her şeyin "merkezi bir dünya görüşü" ve "sahih bir itikat" emrine verilmesi gerektiğini vurguladı.