Aksiyonun zarafeti sanat!

Salih Mirzabeyoğlu’nun “en mücerret-ruhi sanat” diye tarif ettiği, umumi ifade olarak da ruhun gıdası olarak nitelendirilen müzik, bugün hangi seviyede ve ruhları neyle, nasıl doyuruyor?

Abone Ol

Menzili tayin edilmemiş oluş, başıboş bir kurşun gibidir. Nihayetinde bir hedefi vurur; ama vurulan istenilen hedef değildir. İnsanın hayatı, doğumundan ölümüne başlı başına bir aksiyondur. Ama rahmetli Sezai Karakoç’un “Hayatın kendisi değil, gayesi kıymetlidir” sözünden mülhem, hayat aksiyonunu da menzilinin tayini; nispeti ve gayesi kıymetli kılar.

Zamanın, bir değirmen gibi insanı öğütüyor oluşuna dair çok latif sözler zikretmiş eskiler. Zaman öğütür herkesi ve her şeyi. Kalıcılığı sağlayanlar, kendi zamanına ve daha keyfiyete malik ise geniş bir zaman dilimine mührünü vurabilenlerdir. Bu mührü vurabilmek için kullanılan vasıtalardan birisi de belki de en önemlisi sanattır.

Sanat üzerine bugüne kadar birçok tanımlama yapılmıştır. Sanat, aksiyonun ahengini ve zarafetini belirler, bir derinlik ile onun gönüllere tesirini sağlar. Tanımı da şu şekilde toparlamaya çalışalım: Sanat, doğumundan ölümüne, hayatıyla başlı başına bir aksiyon ortaya koyan insana derinlik, zarafet ve ahenk katan, müşahhas tarafları mücerretin yansımaları olan bir şeydir.

Fakat, Ruhların bağlanacak bir mihrak noktası ararken uçurumdan yuvarlanır gibi sürüklendiği bir zamanda, sanat bahsi, sadece sanatçı ve sanat eseri olarak ele alınabilecek durum da değildir.

İdeal olan, fikrin eşya ve hadiselere nakşedilmesidir. Fikri eşya ve hadiselere nakşetmek, o fikrin çerçevesini çizdiği dünya görüşünü hayatın her alanında yaşanabilir hale getirip hâkim kılmak; devletin siyasî, içtimaî, hukukî, iktisadî ve askerî temellerini fikre nispetle oluşturmaktır. Sosyal yönü ve kalabalıkların yaşam biçimini belirleyici olma özelliğiyle, en çok da kültür ve sanat anlayışını fonksiyonel bir halde hayatın içine sirayet ettirebilmek bu maksadın icrası bakımından ehemmiyet arz eder.

Çünkü sanat, içinde bulunduğu ruhi bünyenin tezahürü, var olduğu cemiyetin estetik yüzüdür. Medeniyetin derinliğini oluşturan ana unsurlardan birisidir…

Kumandan Salih Mirzabeyoğlu’nun “en mücerret-ruhi sanat” diye tarif ettiği, umumi ifade olarak da ruhun gıdası olarak nitelendirilen müzik, bugün hangi seviyede ve ruhları neyle, nasıl doyuruyor?

Ruh iyi, doğru ve güzel olanla gıdalanır. Kötünün nefsi tatmin edici, ilahi olandan uzaklaştırıcı tesirine nisbetle ruh, ancak iyi, doğru ve güzel olanla doyar, tatmin olur.

Yani ruhu doyuracak eser yoksa nefsin beslendiği zehir var demektir.

Bir tarafıyla bugün:

İnternet çağında müzik bahsine dair bir isimlendirme yapmak gerekseydi “kakafonik senfonya” derdim. Bulamaç haline getirilmiş fikirler, ruha tesir etmeyen hitabeler, sevgiliye dokunmayan şiirler, yönünü bulamayan siyasi çekişmeler, önünü göremeyen aydınlar, eser kabızı sanatçılar, sanal dehalar, sanal yorumcular derken, Babil kulesinde, devamlı konuşan ama birbirini hiç duymayan insanlar yığınına emsal bir durumun adıdır kakafonik senfonya!

Hiç durmayan bir ses, ama ne kulağa ne ruha hitap eden bir gürültü!..

Diğer tarafıyla “her şey zıddıyla kaimdir” ölçüsü mucibince, tezahürlerini az görüyor olsak dahi, nüve halinde, saçılan tohumların yeşerebileceği müthiş bir ruh bünyesini de içinde barındırıyor bu zaman.

Kakafonik senfonyayı susturacak, bir sur sesi duyuluyor adeta derinden derine…

İdeali, hayata nakşedecek vasıtaları tedarik etmekle meşguliyet, mevcutta ideal olana yol açabilecek keyfiyete malik olan şeylerin muhafazasını, gaye içinde değerlendirmeyi gerektirir mi?

Mevcutta ideale basamak olabilecek şeyler…

Müzik bahsinden açtık ya konuyu. Volta sohbetlerinde Kumandan Salih Mirzabeyoğlu’nun müziğe dair söylediği birkaç şeyi mealen yazmak istedim:

- “Karadeniz makamı hiciv makamıdır. Duygularını müzikle hiciv şeklinde ifade etmişlerdir. Karadeniz müziğinde öyle çok ağır hüzün pek bulunmaz. Ayrılık acısını bile belli seviyede anlatır. Aynı zamanda folklorun spor tarafı vardır. Özellikle horon, kondisyon spor gibidir.”

- “Ege, asalet makamıdır. Efeler oynarken şöyle kartal gibi açarlar kollarını, ağır şekilde asaletle oynarlar mesela.”

- “Rumeli türküleri gurbet türküleridir. Rumeli makamı gurbet makamıdır. Vatana olan hasretin türküleri… Osmanlı’nın Rum elini fethettiğinde oraya yerleştirilen Anadolu insanının vatana duyduğu hasretin makamı…”

- “İç Anadolu ve Doğu’nun uzun hava- Bozlak havası bir yanıyla caz müziğine benzer. Caz gibi, içten samimi bir şeklide yaşanan acıların, sıkıntıların, hasretlerin adeta ağıt şeklinde müziğe dönüşmesidir. İçten, samimi…”

- “Caz sömürgeciliğin doğurduğu bir müziktir. Zorla kaçırılıp tarlalarda orada burada çalıştırılan siyahi Afrikalıların, “zorbalara yakalanmadan” kendi aralarında anlaşma biçimi, dönüşe dönüşe caz haline gelmiştir. Acı ve ıstırabın müziği… Bu yüzden en içten ve samimi müzik dallarından birisi de cazdır.”

-“Pop müzik gazete gibidir. Bir bölgede yaşanan her şeyi ama özellikle olumsuz şeylere tepkilerini dile getirdikleri yerel gazete gibi doğmuş aslında. Müzik formunda şikâyet ettiği şeyleri anlatıyor argo kullanarak…”

İdeal olanın peşinde giderken mevcutta olandan ideal olana yol verebilecek, belki bazı unsurlarıyla basamak olabilecek, daha da olmazsa mevcudun seviyesini daha pespaye hale getirilmesini engelleyecek olan şeylerin “ideal olana nispetle kıymetlendirip yerini konumlandırdıktan sonra” değerlendirilmesi meselesine ise şu sözleri misal olabilir:

- “Bütün zorlama ve müdahalelere rağmen, en azından belirli bir ciddiyeti ve eskinin yok olmasını engelleyici tarafıyla TRT’de yıllarca devam eden müzik yayınları da fena değildi.”

Sanatçının kim olduğu ne yaptığından önemlidir der Kumandan Mirzabeyoğlu. Kim olduğun verdiğin eserin kıymet hükmünü de belirler, değiştirir. Tarihçide de böyledir aslında, edebiyatçıda da…

Sosyal yapının bir tarafıyla bu kadar iç içe geçtiği diğer tarafıyla her fert adedince tecrit edildiği bir zaman diliminde ruhlara gıda olarak sunulacak eserleri doğuracak sanatçıyı gözler vaziyetteyiz.

Kumandan ile cezaevi sohbetlerinde geçen birkaç noktayı kayıt altına almak maksadıyla başladığım yazı, sanat bahsinden müzik bendine, olan ve ideal arasında gidip gelen ve biraz da dağınık bir yazı oldu. Sürçü lisan ettiysek affola.

Bu sohbetleri konularına göre devam yazılarıyla paylaşacağım inşallah.

Selametle kalın.

Aylık Baran Dergisi 2. Sayı Nisan 2022

{ "vars": { "account": "UA-216063560-1" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }