Aşkı kim anlar, kiminle söyleşelim?

Abone Ol

“Huruf-u dağ-ı muhabbet dilimde kaldı nihan
Hitab-ı aşk-ı kim anlar kiminle söyleşelim”
demiş şair...

Bu esfeli safilinde insanın söyleşmek için bir hemdem arayışını, tüm zamanlardaki sorununu Leskofçalı Galib böyle dile getirmiş. Aynı manada Necip Fazıl'ın da “Söylenmedik sözün hasreti dudağımda” diye bir mısrasını hatırlıyorum. Biri muhabbet dağının harfleri dilimde gizli kaldı diyerek söyleşecek yar arayışında; diğeri, dudağında kalan söyleyemediği sözün hasretini şiire dökmüştür. Bu manada misalleri çoğaltmak mümkün. Söyleşmek, dertleşmek muhabbet edebilmek bütün zamanların sorunu. Bütün zamanlarda şarkılar şiirler, muhabbet üzerine kurulu, o bir türlü gönül dolusu yaşanamayan hep yarım ya da saklı kalmış hasreti çekilmiş muhabbet üzerine...

İnsan alak'tan yaratıldı. 'Alak' bir şeye yapışmak manasında. Sahibinin kendisine bağlandığı ve ondan ayrılmadığı değerli şey. Alaka ve ilişik kelimeleri insanı daha yolun başında ilk ifade eden kelimeler. Menşei matlaı yani. Alaka duyup ilişip bilişmek, fıtratımızdan. Olmazsa olmazımız. Lakin hakkını verebildiğimiz, tadını keyfini çıkardığımız pek söylenemez. İnsanın sürecinin takviminin normalde alaka, ilişki ile beslenip gelişmesi gerekiyor.

Gül gül dedi bülbül güle, gül gülmedi gitti,
Gül bülbüle, bülbül güle, yar olmadı gitti...

Hep bir parlayıp alev alıp sonra mum gibi sönme, geri dönme durumu. Kimse kimseye yar olmadı gitti gerçekten de. Sonu hep hüsran. Mehter marşıyla gelenler, İzmir marşıyla döndü nedense...

Birbirinde dinlenme, birbirinde yol alma, birbirine olan özlem ihtiyaç, çok da kâle almadığımız Hacivat-Karagöz diyaloglarında bile çok manidar dile gelmiştir. Hacivat 'Bir yâri vefadar olsa, geliverse şu dört köşe perde üzerine ayak bassa, o söylese ben dinlesem, ben söylesem o dinlese...' diye muhabbet özlemini vurgulanmıştır. Bu 'ben söylesem o dinlese, o söylese ben dinlesem' durumu öyle hayat verici bir şeydir ki, şahit olanları bile mutlu etmektedir. Nitekim Hacivat:

'Her ikimiz söyleşirken seyreden ehibba safayab olsalar... Yar bana bir eğlence amann...' diye devam eder...

Müntesiblerinin kalbine Allah zikrini nakşetmekle maruf olan Şahı Nakşibendi’de tüm sohbetlerine fethul ibare olarak “Tarîkatun es-sohbe ve’l hayru fi’l-cemiyye” Hayır cemiyetle, yolumuz sohbet yoludur, anlamından bir ifade ile başlar.

İnsan nefsi, hayatı yaşarken bir yerlerde, ruh mana arar, gönlümüz hikmet. Yazılan her şiir bir yerde, hitabı aşkı söyleşmek üzere bir gönül arayışıdır. Nitekim Leskofçalı Galib 'Kitabı aşkı kim anlar kiminle söyleşelim' diye şiirine devam eder.

Birbirimizle hep bir alakamız ilişip bilişme durumumuz var, lakin derde derman olmak yok. Dünyevileşen, bidat ehli bir kalble birliktelik öldürürken, tahkik iman ehliyle sohbet eğitir ve diriltir. Mesnevi Şerif de 'Ben analar gibi seni arayıcıyım, sen benden eşekler gibi kaçıcı...' diye bir beyit vardır. Ya da deliler gibi arayıp buluştuğumuzu nedense çok çabuk tüketip vazgeçiyoruz. Hep bir yanar döner durumu... Dünya gibi bizde dönüyoruz, anlam kaybına uğruyor sevgilerimiz, ilgilerimiz ilk aşk, kalmıyor, durmuyor durduğu yerde ve genelde çok da bilinmese dile gelmese de Ziya Paşa’nın: "Bir yerde ki yok nağmeni gûş eyleyecek gûş..." mısranı hal diliyle yaşayıp, hiçbir gönül, başka bir gönüle aşina olamıyor. Dostluklar düşmanlığa dönüyor. Alaka ve aşk ile yaratılmıştık, sonra emri ilahiye ye muhalefet nedeni ile ihraç edilirken cennetten: “Birbirinize düşmanlar olarak inin” hitabı ile geldik yeryüzüne. İlk fark ettiğimde sarsıldığım ayetlerden biridir bu. Böyle bir hüküm varken daha ne diye birbirinden vefa bekler ki insan derken Üstadın “Oluklar çift, birinden nur akar birinden zift” mısra yetişmişti imdadıma, sonra da İbn Arabi’nin:

“Hak bilinmezlik ve bilinme arasında
İnsanlar terk edilmişlikle, ülfet edilmiş arasında…”

Doğru kelime bu aslında ülfet. İnsanın bütün ağrısı sancısı tek beyitle izah edilmiş. Bir ülfet ederek Hakk’ı bilenler, Hak ile ülfet ederek ünsiyet edenler var; bir de Hakk’ı bilmediği, bilemediği için cehaletin karanlıklarına terk edilenler. Söyleşmek yani ülfet edebilmek cehaletin karanlıklarına karşı bir çerağ arayışı aslında. Büyüklerin ifade ettiği o ölçü: “İki mümin bir araya geldiği zaman, biri ifade, diğeri istifade eder…” Mümin müminin aynasıdır hadisi şerifinin açılımı gibi.

Her mümindeki tecelli, gönlüne aks eden esma farklı. Bu itibarla bir araya gelmesi eşsiz bir zenginlik. Tabi bunun tezahür edebilmesi için kalblerin arınmış ve diri olması gerekir. Fütûhat-ı Mekkiyye’de İbn Arabi:

Günahların en büyüğü, kalbleri öldüren günahtır. Kalbler Allah Teala hakkındaki bilgiden yoksun kalınca ölür ki, bilgisizlik denilen hal budur. Kalb insanın bedeninden kendisine seçtiği evidir. Bu ev bilgisiz kalınca, hırsız onu ele geçirmiş, sahibiyle arasına girmiş demektir. Böyle bir insan kendisine karşı zalim bir insandır. Ev sahibinden kendisine ulaşacak iyilikten kendini mahrum etmiştir. Cehalet ve mahrumiyet budur.”

Maalesef bugün toplum İslâmî imaj içinde olan kesim dahil genelde hakikat bilgisinden yoksun olduğu için ölü kalblerden oluşuyor. Nerde kaldı ki, biri ifade ettiğinde diğeri istifade etsin, birbirine ayna olsun da birbirinde tecelli eden esma ile ihya olsun.

Hasılı kalbler temiz ve diri olmayınca ülfet olmuyor, ülfet olmayınca da ünsiyet gelişmiyor böylece manevi alışveriş gerçekleşmiyor. İbn Arabi’nin mısrasında belirttiği gibi terk edilmişlikten, ülfet edilmişliğe terfi için bize lazım olan bizden daha ilim ve yakîn sahibi bir usta. Mesnevi Şerif’te Mevlana’nın “Senin sohbetlerin bir kimya idi, Gönül evinden ayağın hiç eksik olmasın…” dediği bir usta. Gönül evinden ayağının hiç eksik olmaması gereken, sohbetleri bir kimya olan dost için, İbn Arabi’nin şeyhi Ebu Medyen El Mağribi’de Kaside-i Nuniyyesin de:

Sizden ayrıldığımızda dünya dar gelir bize
Gurbetinizde ölür, kurbetinizde yaşarız
Uzaklığınız ölüm, yakınlığınız hayat
Kavuşma müjdesi gelse hayat bahşeder bize…

Tabi bu hayat bahşeden, kimya gibi olan sohbetler yol aldıkça mertebe kaydettikçe gelişen bir durum. O güzide meclislerde sohbetlerde sıkça anılan o ifade: “Sohbet, sohbetten muhabbet, muhabbetten hasıl olur Muhammed…” İşte bütün bu seremoni tüm şarkılar şiirler aslında bir tek o hasıla için. Madenin eritilip cüruftan ayrılması gibi, sohbetle eğitilir önce manaya meftun olursunuz, o mana ki, sizi olduğunuz halden daha güzel hallerle hallenmenize vesile olacaktır, böylece sıdk vefa ihlas gelip yerleşir gönüle, muhabbet kesbeder meveddet ehli olursunuz. Esfeli safilinden mele-i alaya bir yolculuk başlamış olur.

Kudsi hadiste Allahu Subhanehu ve Teala buyuruyor: “Yerlere göklere sığmadım mümin kulumun kalbine sığdım!..” Allah Azimüşşan’ı sığdığı bir kalbi tahayyül ya da tasavvur edebiliyor musunuz? Bu bütün zamanları kapsayan bir hal değil muhtemelen, an itibari ile ihlasla yapılan bir dua, huşu ile yapılan bir secdede gizli belki, ya da sohbetin muhabbetin o en derin yerinde bir mana bir açılım olur, çakar geçer zat-i tecelli. Şifayab olursunuz da sohbet çok iyi geldi dersiniz.

“Benim Allah ile öyle zamanlarım olur ki, mukarreb melekler daha vakıf olamaz.” diye buyurduğu özel halden bir cüz bir şua belki.

Aylık Baran Dergisi 47. Sayı Ocak 2026

{ "vars": { "account": "UA-216063560-1" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }