Yeditepe Üniversitesi kampüsünden yükselen Müslüman öğrencilerin feryatları, kendisini "Atatürk Rönesansını Devam Ettiren Üniversite" olarak ilan eden Yeditepe Üniversitesi yönetiminin, bahsettikleri rönesansta olduğu gibi dünden bugüne Tek Parti'den 28 Şubat'a İslam'a ve Müslümanlara nasıl düşman olduklarını ve bu zihniyetin nasıl hortladığını gün yüzüne çıkarıyor. Üniversite rektörlüğünün, kampüs mescidinde gerçekleştirilen ve İslam dünyasının öncü isimlerinden, Boşnakların lideri Aliya İzzetbegoviç’i konu alan kültürel bir sohbeti "suç" kategorisine sokarak disiplin soruşturması açmasından tutun cuma namazı saatine ders koymalarına kadar birçok skandal, kamuoyunda infial oluşturdu.
Aliya İzzetbegoviç sohbetine "disiplin" kıskacı
Mescid çatısı altında yaptıkları sohbette Aliya İzzetbegoviç’i anan öğrenciler, rektörlük tarafından tek tek ifadeye çağrıldı. İfadelere çağrılan öğrencilerin; burs kesme, okuldan atılma ve savcılıkla tehdit edilerek sistematik bir psikolojik baskıya maruz bırakıldığı söylendi. Depremzede ve yetim öğrencilerin dahi bu "rızık tehdidiyle" sindirilmeye çalışıldığı iddiası, yönetimin İslam düşmanlığında ne kadar azılı bir küfür yobazı olacağını gösteriyor.
Yükseköğretim Kurulu’nun (YÖK) "Cuma namazı saatine ders ve sınav koyulmaması" yönündeki genelgesinin, Yeditepe yönetimi tarafından açıkça görmezden gelindiği belirtiliyor. Onlarca talebe rağmen ders programlarını kasten Cuma namazı vaktine sabitlediği söylenen yönetimin, öğrencilerin ibadetini açıkça hedef aldığı görülüyor. Öyle ki, bir Rektör Yardımcısı’nın "Burası bilim yuvası, namazın burada ne işi var?" şeklinde aşağılayıcı ifadeler kullandığı yönündeki iddialar, bu bağnazlığın ulaştığı boyutun nereye vardığını açıklıyor.
On binlerce öğrencinin bulunduğu devasa kampüste ibadet alanının kasten en ücra köşeye hapsedildiği, 10 dakikalık teneffüste mescide ulaşamayan öğrencilerin namazlarını toz ve kir içindeki tehlikeli elektrik santral odalarında kılmaya mahkum edildiği öğrencilerin söylediği şikayetler arasında. Okulun sahibi Bedrettin Dalan’ın, yeni mescit taleplerine karşı "Kazaya bırakın, yolda kılın" diyerek sergilediği iddia edilen kibirli tavır, Müslüman öğrencilere bakış açısının ne kadar kin kusarcasına olduğunu ispatlar nitelikte.
Sol ve feminist gruplara özgürlük, Müslümanlara ambargo!
Üniversite yönetiminin sergilediği aktarılan çifte standart ise kabul edilemeyecek noktada. İddialara göre Yeditepe yönetimi; feminist, LGBT ve sol fraksiyonların her türlü faaliyetine alan açıp "özgürlükçü" pozu keserken, 300 üyeli YİMED (Yeditepe İslam ve Medeniyet Topluluğu) gibi İslamî toplulukların resmiyet kazanmasını "dini faaliyete izin yok" diyerek hukuksuz şekilde engelliyor.
Filistin eylemlerini polis ve disiplinle tehdit ederek bastırmaya çalışan yönetimin, diğer siyasi ve ideolojik eylemlere kapıları sonuna kadar açması niyetlerini faş ediyor. Hatta mescitteki sohbetleri fiziksel olarak sabote etmek için, normalde hiç yapılmayan bir uygulama ile tam sohbet saatinde hoparlörlerden yüksek sesle müzik/yayın yapıldığı da vahim iddialar arasında yer alıyor.
İftarı engellemeye çalışan zihniyet
Yeditepe Üniversitesi’nde Müslüman öğrencilere yönelik baskıların bir örneğinin daha yaşandığı belirtildi.
İddiaya göre, Bugün (10 Mart Salı günü) kampüste düzenlenmesi planlanan iftar organizasyonu öncesinde rektörlük yetkilileri, öğrencileri çağırarak etkinliği iptal etmemeleri halinde haklarında disiplin soruşturması başlatılacağı tehdidinde bulundu.
Mezuniyete ramak kala "intikamcı" infaz mı?
Hukuk Fakültesi’ni bitirmek üzere olan bir öğrencinin, sosyal medyadaki ironik paylaşımları bahane edilerek cezalandırıldığı ve bir yetkilinin "Yaptıklarının bir faturası olacaktı" itirafıyla intikamcı bir tavır sergilendiği iddiaları, hukukun değil şahsi kinin hüküm sürdüğünü tesciller niteliktedir.
"Atatürkçü düşüncelerin ışığında" bir üniversite
Kendisini "Atatürkçü düşüncelerin ışığında çağdaşlık" gibi sıfatlarla tarif eden bu zihniyet, İslam ve Müslüman öğrencileri gördüğünde karşı cephe almasına tarihlerinden bugüne yaptıkları sebebiyle hiç şaşırmıyoruz. Fakat mesele şu ki, bu topraklarda artık barınmaması gereken, kendi milletinin değerlerine açık açık düşmanlık taslayanlara bu cesaretin verilmesinde kimin payı varsa hepsinin üzerinde kocaman bir ayıp olarak kalacaktır. 28 Şubat'ın bitmediği fark edilmeli, kemalist-laik rejimin şutlanmadığı sürece bu hesaplaşma defterinin asla kapanmayacağı herkesçe malum olmalıdır.
YÖK'e acil soruşturma çağrısı
Müslüman öğrencilere "parmak sallayan" bu yönetim anlayışı hakkında söylenenlerin ivedilikle araştırılması ve soruşturma başlatılması kamuoyunda şiddetle ilan ediliyor.