Çin yönetiminin Uygurları İslâm aleminin geri kalanından izole etmeye yönelik bilinçli girişimi, Uygurların yaşadığı ağır mağduriyetlerin uzun süredir hafızalardan silinmesine sebep oldu. Bu tablonun değişmesi için harekete geçen aktivist gruplar, cuma namazında tüm hatipleri Doğu Türkistan'ın direnişini anlatan ortak bir hutbe okumaya davet ediyor. Gruplar aynı zamanda 5 Temmuz günü Londra'daki Çin Büyükelçiliği önünde geniş çaplı bir protesto gösterisi düzenleyeceklerini ilan etti.
Yayınlanan hutbenin tam metni şu şekilde:
Gözden kaçırılan kıyım
Son yıllarda Gazze'deki kardeşlerimize yönelik Siyonist soykırımın katıksız vahşetini derin bir teessürle takip ediyoruz. Bu dehşet verici durum, birçoğumuzu harekete geçirdi. Kimimiz meydanlara indi, kimimiz çeşitli sivil inisiyatiflerde görev aldı, kimimiz de ihtiyaç sahibi kardeşlerimize maddi yardımlar ulaştırdı.
Gözlerimiz haklı olarak Gazze'ye çevrilmişken, dünyanın farklı bir coğrafyasında başka bir soykırım günden güne şiddetini artırıyor. Bu soykırım, İslam aleminin büyük bir bölümü tarafından sessizlikle karşılanıyor. Ortada dağlar kadar somut delil ve tanıklık bulunan bu büyük, sistematik ve ürpertici zulüm, tüm gerçekliğiyle karşımızda duruyor.
Doğu Türkistan'daki Uygur kardeşlerimize yönelik bu soykırım karşısında bölge halkı yıllardır ümmetten dayanışma ve destek bekliyor; verdikleri bu ağır varoluş mücadelesinde maalesef büyük bir kayıtsızlıkla yüzleşiyorlar.
Sistematik asimilasyon
Çin rejimi tarafından "Sincan" olarak adlandırılan işgal altındaki Doğu Türkistan, Pekin yönetiminin baskılarının zirveye ulaştığı ve bölgedeki Uygur Müslümanlarına karşı fiilen devlet destekli soykırımın uygulandığı karanlık bir süreçten geçiyor. Bölge, tarihte eşine az rastlanır bir kitlesel alıkoyma uygulamasına sahne oluyor. Gözlerimizin önünde koca bir kültür ve inanç bütünüyle ortadan kaldırılıyor.
Bölgedeki durumun özeti şu şekildedir:
- Milyonlarca Esir: 2 ila 3 milyon Uygur toplama kamplarında esir tutuluyor.
- İbadethanelerin Tahribatı: Doğu Türkistan genelinde 10 binden fazla cami yerle bir edildi.
- Demografik Kıyım: 1955 yılından bu yana bölgedeki Müslüman nüfusta dramatik bir azalma yaşanıyor.
Başörtüsü ve sakaldan namaza kadar İsl'am'a ait tüm değerler suç unsuru kabul ediliyor. Müslümanlar kitlesel halde toplama kamplarına sürülüyor, Müslüman kadınlar zorla ateist Çinli erkeklerle evlendiriliyor, organ hırsızlığı sistematik hale getiriliyor ve asırlık tarihi camiler tamamen yıkılıyor.
Uygur müslümanlarının sıradan bir günü
Bizler Batı'da konfor ve rahatlık içinde yaşarken, Uygur Müslümanlarının günlük ve kesintisiz biçimde maruz kaldıkları zulmü kavramakta ciddi zorluklar yaşıyoruz. Bir Uygur Müslümanının sıradan bir gününe kısaca baktığımızda şu ağır tabloyla karşılaşıyoruz:
- İbadet Hakkının Gaspı: İbadet etmenin önü tamamen kapatılıyor. Bu sebeple Uygur Müslümanları ibadetlerini büyük bir gizlilik içinde, sandalyede otururken ya da en zor şartlarda yerine getirmek mecburiyetinde kalıyor.
- Ramazan Orucuna Ağır Yaptırım: Müslüman inancının temel yapı taşlarından olan Ramazan orucu, Doğu Türkistan'daki Uygur Müslümanları için ağır cezai yaptırımlara sebep oluyor.
- Selamlaşmanın Suç Sayılması: Müslüman kimliğini toplumdan silmek maksadıyla insanların birbirine "selam" kelimesiyle hitap etmesi bile ağır baskılara tabi tutuluyor.
- Kutsal Günlere Müdahale: Müslümanlar için mukaddes olan bayram günlerinde her türlü toplanma faaliyeti güvenlik güçlerince bastırılıyor. Hac veya umre ibadetlerine katılım ise tamamen imkansız hale getirildi.
- Dil ve Kültürün Hedef Alınması: Ana dilde eğitim tamamen ortadan kaldırıldı. Uygurca ve İslami eserler tespit edildiği an yetkililer tarafından derhal müsadere ediliyor.
- İmamların Sürgünü: Kalan camiler sıkı gözetim altında tutuluyor. İmamların tamamına yakını toplama kamplarına sürüldü. Kaşgar'daki camilerin yüzde 70'inden fazlası yerle bir edildi.
- İslâmî İsimlere Ceza: Ebeveynlerin çocuklarına "aşırılıkçı" kabul edilen yaygın İslami isimleri vermesi cezalandırılıyor. Bu kuralı ihlal etmek, çocuğun eğitim ve sağlık hizmetlerinden mahrum bırakılmasına sebep oluyor.
- Helal Gıdaya Sıkı Denetim: Helal gıda ibaresi bulunan ürünlerin tüketimi ağır baskı altında. İnsanlar domuz eti yememe tercihlerini sorgulayan yetkililere hesap vermek durumunda kalıyor; Uygurlara ait işletmeler ise alkol ve domuz eti satmaya mecbur bırakılıyor.
- Aile Mahremiyetinin İhlali: Bir milyon komünist parti üyesi, hükümet muhbiri sıfatıyla Uygurların evlerine zorla yerleştirildi. Mahremiyete azami önem veren Uygur Müslümanları için aile içi özel hayat tamamen ortadan kalktı.
- Mülklerin Çinlilere Devri: Çin makamları Uygur Müslümanlarının topraklarına el koyarak bunları Çinli komünist yerleşimcilere devrediyor.
Bizim için tahammülü zor olan bu şartları onların omuzlarına yüklemek büyük bir vebaldir. Ümmetin tek bir beden olduğunu gururla söylerken Uygur kardeşlerimizi bu zor şartlarda yalnız bırakmanın sorumluluğunu derinden hissetmeliyiz.
Sorumluluğumuz
Çoğumuz Uygur kardeşlerimizin durumunun gayet farkındayız. Etkili biçimde harekete geçmemizin önündeki büyük engel, içimize aşılanmaya çalışılan güçsüzlük hissidir. İnsanlar sıklıkla devasa bir süper güce karşı ellerinden bir şey gelmeyeceğini zannediyor. Oysa zulüm ve adaletsizlik, bizim kayıtsızlığımızdan beslenerek büyür. Batı'da yaşayan bizler büyük bir değişim meydana getirmek için son derece geniş imkanlara sahibiz. Bu durum üzerimize çok daha ağır bir sorumluluk yüklüyor. Kayıtsızlık, bertaraf edilmesi gereken bir tutumdur ve Allah katında sorumluluğu son derece ağırdır.
Müslümanlar olarak rolümüzü yerine getirmenin ilk adımı, Allah'ın bize somut değişimler ortaya koyabilecek devasa bir potansiyel lütfettiğini idrak etmektir. Her Müslüman, "Ben bir kişi olarak büyük bir değişimin kıvılcımı olabilirim" şuuruna sahip olmalıdır. Yeryüzündeki asıl gayemiz imtihan edilmektir ve bizim vazifemiz bu imtihan karşısında sağlam bir duruş sergilemektir. Sonucu tayin etmek bütünüyle Allah'ın takdirindedir; bizim sorumluluğumuz ise dünyada adaletsizlik gördüğümüzde haklının yanında saf tutmaktır.
Allah bize, bir emirle imtihan edilen İsrailoğullarından haber verir. Emre uyan ve uyarıda bulunan bir grup, diğerlerine "Rabbinize karşı bir mazeretimiz olsun diye ve belki sakınırlar ümidiyle" şeklinde cevap vermiştir. Bu cevap kalplerimize kazınmalıdır; zira bu duruş bütün aktivizmimizin ve davetimizin temel taşıdır.
Peygamber Efendimiz (s.a.v) hadis-i şeriflerinde mealen şöyle buyurmuştur: "Sizden kim bir kötülük görürse onu eliyle düzeltsin. Sadece diliyle düzeltmeye muktedir olanlar sözüyle müdahale etsin. Buna da gücü kısıtlı olanlar kalbiyle buğzetsin. Bu durum imanın asgari seviyesini temsil eder." Bir kötülüğü değiştirme gücümüzün sınırlı olduğu düşüncesiyle onu görmezden gelmek, Müslümanlık vazifesini askıya almak anlamına gelir.
Harekete geçmenin yolları
Tek bir kişi olsanız bile devasa bir fark oluşturabilirsiniz. Bir sorunu bütünüyle çözme gücümüz kısıtlı olsa dahi, o çözüm yolunda gayret göstermek boynumuzun borcudur. İslam hukuk alimleri bu ilkeyi güçlü bir kaideyle ifade etmiştir: "Tamamı elde edilemeyen şeyin, elde edilebilen kısmı muhafaza edilir."
Gücümüzün, erişimimizin ve etki alanımızın yettiği kadarıyla mücadele etmekle mükellefiz. Allah Teala (Bakara 286'da beyan edildiği üzere) herkesi yalnızca kendisine verdiği imkanlar ölçüsünde yükümlü tutar. Sahip olduğumuz sesi, malı, zamanı, bağlantıları ve etki gücünü hangi yolda kullandığımızın hesabını vereceğiz. Allah eş-Şekur'dur; kullarının samimi çabalarını en çok takdir edendir. Ne kadar küçük görünürse görünsün kullarının samimi gayretlerini fazlasıyla ödüllendirir.
Pratik olarak neler yapabiliriz?
1. 5 Temmuz Londra Gösterisi: Stand4Uyghurs, Allah'ın lütfuyla daha büyük bir hedefle sahaya iniyor. Müslüman toplumun kolektif gücüne, seslerimize, varlığımıza ve birliğimize ihtiyacımız var. 5 Temmuz Pazar günü saat 12.00'de Londra'daki Çin Büyükelçiliği önünde gerçekleştirilecek gösteri büyük bir önem taşıyor. Ailenizle, arkadaşlarınızla ve tüm çevrenizle bu gösteriye iştirak edin. Camilerinizde ve topluluk gruplarınızda farkındalık oluşturun.
2. Farkındalık Oluşturmak: Uygur kardeşlerimizin kültürlerinin zenginliğini, İslam medeniyetine katkılarını, karşı karşıya oldukları zulmün ağırlığını bilmek mecburiyetindeyiz. Telefonlarımızı ve sosyal medya platformlarımızı bu kutlu dava için birer silaha dönüştürebiliriz. Kampanyayı ve eylem çağrılarını paylaşın. Doğu Türkistan hakkında her platformda gür bir sesle konuşun.
3. Ekonomik Boykot: Boykotlar tarih boyunca zalimlere ekonomik olarak karşı koymanın en etkili yolu olmuştur. Stand4Uyghurs kampanyasının bir parçası olan Blood Bargains, topluma işgal altındaki Doğu Türkistan'daki sömürüden ve zorla çalıştırılan Uygur iş gücünden kar elde eden hızlı moda devleri Temu ve Shein'i terk etme çağrısı yapıyor. Bu zulüm çarkından çıkan ürünleri hayatımızdan tamamen çıkarmalıyız.
4. Duanın Gücü: Dualarınızda Uygurları daima zikredin. Dua, müminin en keskin silahıdır. Allah her şeyin mutlak sahibidir ve dilediği değişimi dilediği an gerçekleştirme kudretine sahiptir. Bizler bu uğurda O'na yönelip samimiyetle dua etmekle mükellefiz. Onların özgürlüğü, korunmaları ve zalimlerin durdurulması için her fırsatta Rabbimize iltica edin.
5 Temmuz'da kalabalık bir şekilde bir araya gelerek dayanışmamızı, manevi desteğimizi ve bu davaya bağlılığımızı perçinleyeceğiz. Temel hedefimiz Allah'ı razı etmek ve O'nun huzuruna çıktığımızda sorumluluğumuzu hakkıyla yerine getirmiş olmanın huzurunu yaşamaktır. Öyleyse harekete geçelim. Konuşalım. İnfak edelim. Boykot edelim. Dua edelim. Sözlerimizle ve eylemlerimizle ümmetin Doğu Türkistan'ın asil halkıyla omuz omuza olduğunu gösterelim.