Haberler

Boşanma davalarında 'ateşleyici' değil 'söndürücü' olunmalı

Emekli öğretmen–avukat Alaaddin Ekizer, Büyük Doğu Akıncıları Derneği Konya İl Başkanlığı’nda yaptığı “Boşanma hukuku” sohbetinde, boşanmayı teknik bir dava başlığı olmaktan çıkarıp aileyi koruma meselesi olarak ele aldı. Nisa Suresi 35. ayeti merkeze alan Ekizer, Kur’an’da karı–koca arasındaki ihtilaflar için hakemlik müessesesinin açık bir çözüm olarak sunulduğunu vurguladı.

Abone Ol

Emekli öğretmen–avukat Alaaddin Ekizer, 17 Ocak 2026 Cumartesi günü Büyük Doğu Akıncıları Derneği Konya İl Başkanlığı’ndaki “Boşanma hukuku” sohbetinde, aileyi ayakta tutma meselesine bağlayarak konuşmasını “boşanma hukuku”na taşıdı. Ekizer, boşanmayı teknik bir dava başlığı gibi görmeyip, doğrudan “yuva yıkımını önleme” hedefiyle ele aldı. Nisa suresi 35. ayeti merkeze alarak, karı-koca arasındaki çatışma büyümeden erkeğin ailesinden bir hakem, kadının ailesinden bir hakem devreye sokulması gerektiğini; bu mekanizmanın Kur’an’da “formül” olarak verildiğini söyledi. Kendi avukatlık pratiğinde bu yöntemi uyguladığını, tarafları ailelerinden “ateşleyici değil söndürücü” isimlerle bir araya getirip konuşmayı disipline ederek barıştırdığını anlattı. Ekizer’e göre boşanma, dinin mübah kıldığı fakat en sona bırakılması gereken bir yoldur; meseleye “üç talakla bitirip kapıya koyma” kolaycılığıyla yaklaşmak hem fıkhen hem de aile düzeni bakımından ağır tahribat doğurur. Bu noktada Osmanlı uygulamasını da hatırlatarak, talakın temizlik dönemleriyle kademeli işletilmesinin hikmetini, pişmanlık ve dönüş kapısı bırakma hedefini öne çıkardı; erkeğin kadını evden atması, rızkını kesmesi gibi pratiklerin hem adaleti hem de merhameti yaraladığını belirtti.

Hukuk bölümünde ise Türk Medeni Kanunu’ndaki boşanma sebeplerini ana hatlarıyla sıraladı ve pratik hayatta en çok “evlilik birliğinin temelinden sarsılması” gerekçesiyle dava açıldığını söyledi. Hakaret, aşağılama, sürekli şiddet, eve bakmama, sorumluluklardan kaçma gibi davranışların bu başlık altında boşanma sebebi sayıldığını; iddia eden tarafın bunları şahit ve delille ispat etmek zorunda olduğunu vurguladı. Anlaşmalı boşanmada bir yıllık evlilik şartı, velayet–nafaka–tazminat–mal paylaşımı gibi konularda tam mutabakat ve yazılı protokol ihtiyacını anlattı; “ortak hayatın yeniden kurulamaması”nda ise reddedilen davadan sonra üç yıllık fiilî ayrılığın belirleyici olduğunu aktardı. Zina, hayata kast, pek kötü muamele ve onur kırıcı davranış, terk, haysiyetsiz hayat sürme ve akıl hastalığı gibi özel sebeplerin ise somut ispatla hükme bağlandığını; zinada altı ay ve beş yıllık hak düşürücü sürelerin bulunduğunu hatırlattı.

Ekizer’in konuşmasında dikkat çeken bir başka vurgu, boşanmayı doğuran zeminin çoğu zaman “çocukluktan taşınan aile modeli” olduğuydu. Şiddetin ve geçimsizliğin öğrenilen bir kalıp hâline geldiğini; çocuğun sözle değil örnekle yetiştiğini söyledi. Bu yüzden eş seçiminde din–ahlak–karakter uyumunun önce gelmesi gerektiğini, hatta mümkünse karakter tahlili gibi koruyucu adımların boşanma sayısını azaltacağını savundu. Son olarak İstanbul Sözleşmesi tartışmalarına da temas ederek, polis–uzaklaştırma refleksi yerine, bir polis ve bir psikologla aileden iki hakemin gece-gündüz krize müdahale edeceği bir “aile uzlaşı birimi” önerdi; böylece hem yuvanın dağılmasının önüne geçileceğini hem de mahkeme sürecinde daha sağlam kayıt ve değerlendirme zemini oluşacağını ifade etti.

SOHBETİN TAMAMI İÇİN TIKLAYINIZ

{ "vars": { "account": "UA-216063560-1" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }